1000Kitap Logosu
Resim
Alfred Adler

Alfred Adler

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.2
2.130 Kişi
9,4bin
Okunma
1.399
Beğeni
35,6bin
Gösterim
Unvan
Avusturyalı Psikiyatrist, Yazar
Doğum
Rudolfsheim-Fünfhaus, Viyana, Avusturya, 7 Şubat 1870
Ölüm
Aberdeen, Birleşik Krallık, 28 Mayıs 1937
Yaşamı
Alfred Adler (7 Şubat 1870 – 28 Mayıs 1937), bireysel psikoloji ekolünün kurucusu, Yahudi kökenli Avusturyalı psikiyatrist. Derinlik psikolojisinin üç büyük kurucusundan biridir. (diğerleri: Freud, Jung.) Adler, bireyin yeniden uyum sürecinde sosyal unsurun önemini vurgulayan ve psikiyatriyi topluma taşıyan ilk kişi olmuştur. 2002'de yayınlanan A Review of General Psychology araştırması, Adler'i 20. yüzyılın en seçkin 67. psikoloğu olarak sıraladı. Alfred Adler, 7 Şubat 1870 yılında Rudolfsheim-Fünfhaus’da bir kasaba olan Mariahilfer Straße’de Yahudi bir ailenin 7 çocuğundan 2.’si olarak doğdu. Viyana Üniversitesi Tıp Okulunda doktorluk eğitimi aldı ve 1895'te mezun oldu. Pratisyen hekim olarak çalıştığı ilk doktorluk yıllarından başlayarak hastayı çevresiyle ilişkileri içerisinde ele almak gerektiğini vurguladı ve bireyle ilgili sorunlara yönelik insancıl, bütünselci ve organik bir yaklaşım geliştirdi. Bedensel düzensizliklerle ilişkili olarak psikoloji ile ilgilenmeye başladı. 1902'de Sigmund Freud ile tanıştı, öğrencisi oldu ve birlikte Adler'in başkanlığında Viyana Psikanaliz Topluluğu'nu kurdular. Bir süre sonra Freud ile fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Adler'in Organların Yetersizliği kitabından sonra tamamen uzlaşılmaz bir hale geldi ve 1911'de, Adler, izleyicileriyle beraber Freud'u açıkça eleştirerek bireysel psikolojiyi geliştirmeye başladı. Hans Vaihinger'in ruhsal inşa fikirlerinden etkilendi ve erkek egemen toplumda doğal bir sonuç olarak "Erkeksi Başkaldırı" ile organik aşağılık ve telafi teorisini geliştirdi (bkz. Aşağılık kompleksi). Adler, Freud'un teorileri ile karşı görüşe geldi, fikir ayrılığı 1911'deki Weimar Psikanaliz Kongresi'nde aleni oldu. Adler, Freud'un inandığı seks içgüdüsünün baskınlığı ve ego dürtüsünün libidinal(?) olup olmadığı ile çekişiyordu, Freud'un bilinçaltına atma üzerine fikirlerini de eleştirmişti. Adler bilinçaltına atma teorisinin, erkeksi başkaldırının aşırı telafisi ve aşağılık hislerinden türetilmiş sinirsel bir durum olan ego -savunma eğilimleri- konsepti ile değiştirilmesi gerektiğine inanıyordu, Oedipal Kompleksleri önemsizdi. Adler Viyana Topluluğundan ayrıldı ve 1912'de Bireysel Psikoloji Topluluğu adını alan, Özgür Analitik Araştırmalar Topluluğu'nu kurdu. 1912'de ana fikirlerini tanımladığı Über den Nervösen Charakter kitabını yazdı. Kişinin bilinçsiz öz ereğinin temel amaçlarının baskıladığı ayrı aşamaların aşağılık hislerini üstünlüğe (veya bilakis yeterliliğe) dönüştürdüğü ifade ederek insan kişiliğinin erek bilimsel açıklanabileceğini iddia etti. Adler'e göre öz erek arzularına, toplumsal ve etnik gereksinimler karşı koyar, düzeltici etkenler umursanmaz ve kişi aşırı telafi ederse aşağılık kompleksi oluşabilir, kişi benmerkezci, güç düşkünü ve saldırgan veya daha kötüsü olabilirdi. Üstünlük çabası ve anne baba baskısı önemli. I. Dünya Savaşı ile çalışmaları durdu, bu sırada Avusturya Ordusunda doktorluk görevi yaptı. Savaş sonrası 1930'lara olan etkisi adamakıllı arttı, 1921'den itibaren bir takım çocuk rehberliği klinikleri kurdu ve Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nde sık sık okutman, 1927'de Kolombiya Üniversitesi'nde misafir profesör oldu. Tedavi edici yöntemlerinde sosyal ilgiyi cesaretlendirip ve ödüllendirip fakat şımartma ve ihmalden kaçınarak sorunları çocukta önceden tutup, yetişkin ruha yoğunlaşmaktan kaçındı. Yetişkinlerde tedavi, suçlama veya üstünlük taslama tutumlarının tedavi edilen kimse tarafından dışarıda bırakılmasına dayanmaktaydı, kişisel davranışın farkına varılmasının artışı ile karşı koymanın azaldığını ve reddetmenin terse döndüğünü ifade etti. Yaygın tedavi araçları mizah kullanımı, tarihi anları ve mantığa aykırı emirleri içermekteydi. Adler'in popülaritesi görece optivizmi ve fikirlerinin Freud ve Jung'unkilerle karşılaştırıldığında anlaşılabilir olması ile ilişkiliydi. Adler sıklıkla, Kişinin davranış şablonu analizi toplumla, işi ve cinsiyeti ile ilişkilidir, savını vurgulamıştı. 1934'te Avusturya Hükümeti, Yahudi olduğu için Adler'in kliniklerinin çoğunu kapattı. Adler 1935'te Long Island Tıp Kolej'ine Profesör olarak Avusturya'dan ayrıldı. 28 Mayıs 1937'de, İskoçya'nın Aberdeen Üniversitesi'ne yaptığı üç haftalık bir ziyaret sırasında aniden öldü. Sokakta yürürken yere yığıldığı ve kaldırımda hareketsiz yattığı görüldü. Adamın biri koşarak yakasını çözerken, Adler oğlunun adı olan "Kurt" diye mırıldandı ve öldü. Yapılan otopsi, ölümünün kalp kasındaki dejenerasyondan kaynaklandığını belirledi. Cesedi Edinburgh'daki Warriston Crematorium'da yakıldı, ancak külleri asla geri alınmadı. 2007'de külleri Warriston Krematoryumu'ndaki bir tabutta yeniden bulundu ve 2011'de defnedilmek üzere Viyana'ya gönderildi. Adler, çocuğun ileriki yıllarında kişilik sorunu yaşamasına neden olacak iki tür anne baba davranışı belirlemiştir. Bunlardan birincisi çocuklarına özen gösteren ve aşırı koruma sağlayan, sonuç olarak çocukta şımarma tehlikesi yaratan anne baba davranışıdır. Adler'e göre böyle bir anne baba tutumu yanlıştır. Bunun yerine çocuklar hata yapsalar bile kendi sorunlarını çözmelerine ve bazı kararları kendilerinin almalarına izin vermek uzun vadede onların iyiliğine olacaktır. Yapıtları Organların Yetersizliği Üzerine İnceleme - 1911 Nevrotik Yapı Üzerine - 1912 Tedavi ve Eğitim - 1914 Bireysel Psikolojinin Uygulanması ve Kuramı - 1917 İnsanı Tanımak - 1927 Bireysel Psikoloji Tekniği - 1928'de birinci bölüm, 1930'de ikinci bölüm Yaşamı Tanımak - 1929 Okulda Bireysel Psikoloji - 1929 Yaşamı Tanımak - 1930 Psikoterapi ve Eğitim - 1919-1929 Nevrozlar - 1929 Eşcinsellik Sorunu - 1930 Çocuk Eğitimi - 1930 Yaşamı Biçimlendirme - 1930 Psikoterapi ve Eğitim II - 1929 - 1932 Yaşamın Anlamı - 1933 Psikoterapi ve Eğitim III - 1933-1937
328 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
kendinizi tanımaya hazır mısınız?
Kitap edebi bir kurgu değil bilimsel bir psikoji kitabı. Kişisel gelişim kitaplarıyla karıştırılıyor ama bu bir kişisel gelişim motivasyon kitabı değil yine de okurken kişisel geliştirme etkisi de var. Bilmeyenler için belirteyim Adler bireysel psikoji ekolünün kurucusudur. Bu kitap Alfred Adler in 1920 yılında Viyana halk enstitüsünde verdiği bir yıl süren konferansların tasnifinden oluşuyor. Bu tasnifi ise Dr Gus Broser gerçekleştiriyor. Kitap kurgu değil bilimsel demiştim bu yüzden sindire sindire okumalısınız. Çünkü çok fazla bilgi barındırıyor. Bilimsel olmasına rağmen dili herkese hitap eden bir sadelik ve akıcılıkta. Bunda çevirmeni Kamuran Şipal in de etkisi büyüktür. Kitapta Jung ,Adler, Freud dan da bahsediyor. Hepsi farklı ekollerle Keskin bir şekilde birbirinden ayrılsa da hepsi birbirinin tamamlayıcısı niteliğinde. Alfred Adler için özellikle; orta ve küçük kentlerde daha çok gençlere hitap ettiğine dair bir kanidan bahsediliyor ama okuduğumda içinde bulunduğumuz çağda bu kanının pek doğru olduğunu söyleyemeyiz. Kitap başlarken aynı zamanda size, bu kitaptan ogrendiklerinizle insanları yargılamanız konusunda uyarıyor ki kitabı okuyan bir kaç yakınım da bana aynı uyarıları yapmıştı. Maalesef ki bu zihnen engel olabileceğim bir durum değildi. Yine de ben en çok kendime döndüğümü, yargıladığımı, sorguladığımı, keşfettiğimi, fark ettiğimi söylemeliyim. Kitaptan öğrendiğiklerim -bir insanı tam anlamıyla tanımak imkansızdır -ancak anlamaya çalışabilirsiniz -bunu da sadece davranışlarına bakarak değil çocukluğu ve çevresiyle birlikte ele alarak yapılabilir. - Adler e göre insan toplumsal bir varlık ve toplumla birlikte, toplumsal görevleriyle yaşamalıdır. Elbette toplumda görevlerini yerine getirmeyenler olacaktır ve bunların orani ne kadar fazla olursa toplumda o kadar büyük oranda bozulma olur. -cocukluk çağının bütün hayatı etkilediğini belirtiyor ve özellikle çocuk yetiştirilmesi noktasına çok önem veriyor. Çünkü hayatımızın devinim noktalarını çocukluğumuzun belirlediği anlatılıyor kitapta. Bu konuda ve diğer bir çok konuda vakalardan örneklerle anlatımları var. -Adler in kadınlara bakış açısını dönemi içinde de düşünürsek (1920) çok etkileyici ve kadın erkek eşitliğine değer veriyor. Kitaptan pasaj paylaşmak istiyorum bu konuda : " Kadınla erkek arasındaki uzlaşma ve dengenin karakteristik özelliği arkadaşlıktır. Kadın ve erkek arasındaki ilişkide karşı tarafı boyunduruk altına almak, tıpkı ulusların yaşamındaki gibi katlanılmaz bir nitelik taşır" Bir diğer pasaj, "kadınların erkeklerden daha az yetenekli olduğu savı bir masaldan, gerçekmiş izlenimini veren bir uydurmacadan başka nitelik taşımaz" - toplumunda ki geniş bir kitlenin bir şeye inanması yanlış olsa da buna gerçek izlenimi veriyor maalesef. Bu her konuda olduğu gibi kadın erkek konusunda da böyle. - bir de organların yetersizliği incelemesi var. Adler in bu incelemesi Darwin'in sadece güçlü ve yeteneklilerin hayatta kalacağı diğerlerinin yok olacağına dayanan o doğal seleksiyon dediği öğretisi ve lombroso'nun soysuslasma öğretisine karşı tam bir devrim niteliği taşıyor. Organların yetersizliği kavramı Alfred Adler in dünyaya eksik, zayıf, güçsüz organlarla gelenler için kullandığı bir tabir. Bu incelenin bize anlattığı şeyse; yetersiz organların zamanla güçsüzlüklerini dengelemekle kalmayıp hatta ileri seviyede fonksiyonel bir işlev saglayabildigi görüşü yer alıyor. Bu kısım çok anlamlı gelmemiş olabilir ama Adler in verdiği örnekleri paylaştığım zaman daha anlaşılır olacaktır. Kekeme olan demosthenes in usta bir hitabetci olması, miyop menzel in iyi bir ressam olması, yine miyop gustav freytag in titiz betimlemeler yapan bir yazar olması, ünlü ressam Dürer in şasi olması hatta işitme duyularindaki yetersizliği rağmen Beethoven. Bunlar organ yetersizliği incelemesini hem anlamamızı sağlayacak hem de Adler in incelemesine kanıt olan örneklerden bazıları. Belki de deha salt bir çabanın ürünüydü. Kitap çok fazla bilgi barındırıyor o yüzden genel hatlarıyla bahsedip konuyu bağlayacağım. Adler le ilgili her anlatının temeline insanın toplumsal bir varlık olduğu gerçeğini koyarak ilerleyin. Yine buna dayanarak Adler insanların karakter özelliklerini, duygularını , davranışlarını altındaki derin anlamlarıyla bize gösteriyor. Onların 4 tıp karakter özelliğine sahip olduğunu ; sanguinik, kolerik, melankolik, flekmatik şeklinde ve bunları detaylıca anlatıyor. Kitaptaki tüm bilgilerin geçerliliğini koruduğunu söylemeliyim. - aşağılık, üstünlük, kibir, öfke,nefret, bilinçaltı, rüya, tiksinti, korku, kötüye kullanma, neşe, boyun eğme, ilke adamları, kılı kırk yaranlar, şanssızlar,dinciler, cimriler, kıskançlık, hasretlik, saldırgan tipler, uysallar, cekingenler, utangaclar, acıma, utanma, unutkanlık....... Gibi daha bir çok Duygu düşünce ve davranış biçiminin derinlerde ki anlamını öğreniyorsunuz. "Bu kitabı en iyi anlayanlar ruhlarinda bu aksaklıkları barındıranlardır." Yani kaynağa ulaşmak sizi pek mutlu etmeyebilir. Yine de kendinizin en iyi versiyonuna ulaşmak için de kullanabilirsiniz bulduklarınızı. Toparlayıcı bir cümle kurmam gerekirse ; karakter özellikleri, duygu ve düşünceler davranışlara yani ruhsal dışavurumlara dönüşür, bunlar da toplumsal yasalara bağlı olarak gözlerdeki güçlülük ve üstünlük eğilimleriyle kendine özgü bir yola kanalize olur. İşte size insanların içindeki o yolu yürütüyor. Bunun nasıl gerçekleştiğini öğreniyorsunuz. Okumak için içsel olgunluk gerektiren kitaplardan. İki bölümden oluşuyor ve her bölümün altında fazlaca altın başlıklara ayrılıyor. Bu okunmasını kolaylaştırıyor. Okunmasını kolaylaştıran diğer unsur vakalar üzerinden anlatımların yapılması. Çünkü bu durum hem bizim odaklanmamızı hem de anlatılanların bizde karşılık bulmasını sağlıyor. Kitaptan son bir alıntı yaparak bitireyim " Öyle görünüyor ki kendini tanımak ve değiştirmek insan için yapılması hepsinden zor bir iştir." Umarım toplumun çoğunluğu olarak bu işin gönüllüsü oluruz ve başkalarını eleştirip yargılamayı bırakıp kendimize döneriz . Herkese keyifli okumalar YouTube inceleme videosu youtu.be/sHJ0x2xvZfM
Okuyacaklarıma Ekle
328 syf.
·
21 günde
Satırların altını çok kere çizip de, paylaşmadığım başka bir kitap daha olmamıştı sanırım. Kitabın baştan sona her cümlesinin altını çizmek, not etmek, tekrar tekrar okumak gerek. Zira bu eser bir hikaye, kurgu, roman değil; gerçekler, tespitler ve en önemlisi farkındalık yaratan bir terapi. Kitabı okumaya acele etmemiştim, okuduktan sonra da, dudak ısırmasıyla acı bir tebessüm eşliğinde bir pişmanlık hasıl olmadı diyemem. Zamanında bu kitabı okumamı öğütleyen ,bugüne kadar kitap özelindeki önerileriyle hedefi on ikiden vuran ve bu kitabı bana hediye eden sevgili dostum
Tamerika
’e huzurunuzda saygımı ve şükranlarımı sunuyorum. Ne kadar teşekkür etsem az. İnsan üzerine, davranış üzerine, duygular üzerine, iletişim üzerine, psikoloji üzerine… insanı anlama noktasında merak ettiğiniz ne varsa çok iyi bir başlangıç ve referans olacaktır. Peki ne anlatıyor Adler ? Mesela değer verdiğiniz birinin işler yolunda giderken size anlamsız şekilde ters davranışının altında, gününde olmamasının değil, çocukluktan gelen bir travmanın yatıyor olabileceğini anlatıyor. Bir konuşmada atasözlerinden ya da alıntılardan sık sık bahsediyorsanız yargılarınızın veya eleştirilerinizin ne kadar az umursandığını gösterdiğini anlatıyor. Yeni tanıştığınız birinin davranışlarının ne anlama geldiğini merak ettiniz mi hiç ? Evet beden dili çoğumuzun ilgisini çekmiştir zaman zaman. Bu kitap psikolojinin bedene yansımasını da anlatıyor dersem inanın abartmış olmam. Ailenizi, eşinizi, sevgilinizi, yakınınızı hatta kendinizi tanıdığınızı düşünüyorsanız, bu eseri okuduktan sonra bir kere daha gözden geçirin. Bazı insanlar neşeliyken bazıları neden sert ve hoyrattır; bazıları çekingen, korkak davranırken bazıları nasıl girişken ve samimi davranır; bazı insanlar ufak bir tökezlemede hayattan soğurken bazıları defalarca düşmesine rağmen tekrar tekrar kalkıp koşmaya nasıl devam eder… bütün bu soruların ve daha fazlasının karşılığı mantıklı gerekçelerle önümüzde duruyor. Elimizde bir kitap değil bir ayna var adeta. Mesela,” bizi doğru yoldan saptıran, nesnel deneyimlerimiz değil, nesneler konusundaki kişisel görüşümüz, olayları teraziye vuruş ve değerlendiriş tarzımızdır.” şeklinde bir çok çarpıcı cümleyle karşılaşırsınız. Çok sade ve akıcı bir dille yazılmış eser. Asla yormuyor ve sıkmıyor. Yalnızca dikkatinizi canlı tutarak okumanızı tavsiye edebilirim. Çevirisi tek kelime; Kâmuran Şipal. Tüketmek kelimesinin yakıştığı ender karşılıklardan biridir aslında kitaplar. Çünkü tükendikçe çoğalan başka bir nesne daha yok. Maalesef bu tarz kitapları yeterince tüketmiyoruz. Oysa okumak, tüketmek gerek. İsminin hakkını veren bir eser. İnsanı tanıma ve kendini keşfetme yolunda eğitici, muazzam bir okuma yolculuğu. Keyifli okumalar.
Okuyacaklarıma Ekle
232 syf.
·
4 günde
·
Puan vermedi
Çocukluğunuza inelim mi :)
Günümüzde her yerde çokça duyduğumuz bu "çocukluğa inmek" sözünün en büyük müsebbibi Adler'dir. Çünkü kendisi, insanın psikolojisinin çocukluk evresinde geliştiğini, bu dönem yaşanılan deneyimlerin bizi bir hayat boyu takip ettiğini söylemektedir. Dolayısıyla kişilerin ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan kimi problemlerinin temellerini araştırmak için çocukluktaki travmaların, duygu ve düşüncelerin araştırılması gerekmektedir. Kitabın ana konularından birisi budur. Yani; çocukluğun insan psikolojine etkilerinden bahsetmektedir. Ayrıca Adler, kişinin ailenin kaçıncı çocuğu olduğuna da çok önem vermektedir. İlk çocuklar, zamanla ikinci çocuğu dünyaya gelmesi ile üzerlerindeki ilgiyi kaybetmekte, ortanca çocuklar genelde kendine has ve kurallara pek uyum sağlamayan tipler olmakta, en son çocuklar da genelde diğerlerine nispeten daha güvenli ve mutlu tipler olmaktadır. Bu konu üçüncü çocuk olan şahsımı baya bir gülümsetmiştir. :) Adler'in üzerinde baya bir durduğu ve insan psikolojisini etkileyen en büyük faktörlerden birisi olduğunu düşündüğü şey ise "aşağılık kompleksidir" Bu konuda şöyle söylemektedir: "Aşağılık duygusu ruhsal uyum bozukluğuyla ilgili tüm sorunların temelidir. Bireyin doğru dürüst bir üstünlük amacı saptayamaması durumunda, kendisinde bir aşağılık kompleksi oluşur ve oluşan kompleks kişide bir çözüm yolu aramak gereksinmesini uyandırır. Bir çözüm yolu ele geçirmek için duyulan bu gereksinme, bir üstünlük kompleksinde açığa vurur kendini; söz konusu kompleks de yaşamın olumsuz ve yararsız tarafında benimsenip düzmece bir başarıyla doyum sağlamayı vaadeden bir amaçtan başka bir şey değildir." Alıntıdan da anlaşıldığı gibi Adler, aşağılık duygusu ve bunun sebep olduğu üstün olma güdüsünü hemen hemen her şeyin sebebi saymaktadır. Bu konuda
Sigmund Freud
'un nevrozun sebebinin cinsellikle alakalı olduğu tezini de reddederek, onun yerine aşağılık kompleksini koymuştur. Adlere göre nevrozun sebebi kişinin hayatta istediği ve beklediği yerde bulunamayışıdır. Aslında şahsım adına her iki sebebin de zaman zaman doğru olduğunu gördüğümü söyleyebilirim. Adler, Freud ve Jung kendi dönemlerinde esen psikanaliz furyasında hepsi bir görüşü savunmuş, Freud, ısrarla her şeyi libido ile açıklamaya çalışırken, Adler de aynı şekilde her şeyi aşağılık kompleksiyle açıklamaya çalışmıştır. Hatta Adler, sırf Freud öyle dediği için aşağılık "kompleksi" sözünden bile imtina ederek aşağılık "duygusu" şeklinde ifade etmeye gayret etmektedir :) Sözü açılmışken, Freud'un komplekslerin bizi biz yapan şeyler olduğunu savunduğunu da belirtmemiz gerekir ki doğrudur. Kimse zaten komplekslerinden tam olarak kurtulamamıştır. Adler eserin önemli bir bölümünde de evlilik, ebeveynlik, sevgi ve ilişkilerle alakalı konulara da girmiştir. Bu bölümlerde de yine "elinde çekiç olan her şeyi çivi görür" hesabı her şeyi aşağılık duygusu ile açıklamaktan geri durmamıştır. Nedense bu konulardan bahsederken poligami konusunda
Carl Gustav Jung
'a arada bir de Freud'a çaktırmadan dokundurması baya enteresandır. Eserde üzerinde durulan ve kişiliği etkileyen etmenlerden sayılan diğer bir faktör de toplumsallık ve sosyal uyumdur. Bu konuda eserdeki tespitlerin özellikle nevrotik bireylerle alakalı olarak çok doğru olduğunu düşünüyorum. Adlerin sosyal uyumla alakalı bu görüşlerine günümüzde
Jordan B. Peterson
'un kitaplarında rastlanabilmektedir. Ve Peterson'un bu konuda, Adler'in görüşlerini geliştirdiğini ve günümüze uyarladığı söyleyebilirim. Sonuç olarak ise kitabın gayet bilgi verici ve okunası olduğunu söyleyebilirim. Pskikoloji'ye, çocukluk dönemi, toplumsallık ve aşağılık kompleksi açısından bakmak isteyenler için farklı bakış açıları sunacağını düşünüyorum. Dil olarak ise muadil psikanalistlerin eserlerine göre daha anlaşılır olduğunu açıktır. Bazı psikanalizm kitaplarının terminolojiye hakim olunmadan okunamamasının yanında Adler'in eseri bu konuda çok daha anlaşılır gözükmektedir. Bununla birlikte Adler'in bazı yerlerde o çok bahsettiği "üstünlük duygusuna" kapıldığından mıdır nedir, ruhsal problemi olan insanlardan "aptal aptal gezmek", "akılsızlık" ve "geri zekalılık" gibi profesyonellerde görülmeyen bir jargonlarla konuşmasını da biraz abes bulduğumu söylemeliyim. Sanırım konuşma şekli olsa gerek. Keyifli Okumalar :)
Yaşama Sanatı
8.3/10 · 1.452 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.