Ali Murat İrat

Ali Murat İrat

Yazar
7.8/10
14 Kişi
·
33
Okunma
·
12
Beğeni
·
2275
Gösterim
Adı:
Ali Murat İrat
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı Yazar
Doğum:
Erzurum, Türkiye, 1 Temmuz 1973
Türkiyeli gazeteci yazar. Farmakoloji alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi görmüş; ODTÜ'de siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde ikinci yüksek lisansını yapmıştır. Mülkiye'de ikinci doktorasını yaparken aynı zamanda bir zamanlar Sartre, Althusser, Foucault ve Gilles Deleuze gibi ünlü filozof ve kuramcıların ders verdiği Paris’teki Ecole Normale Superieure’da Felsefe eğitimi almıştır. Makale, deneme ve şiirleri BirGün, Radikal, Birikim, Evrensel Kültür, Bilim ve Ütopya gibi çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır. Kadın sorununa ilişkin yazdığı yazılar oldukça etkileyicidir. Yine aynı konuda yurt içi ve yurt dışında çeşitli konuşmalar yapmaktadır. Köşe yazılarında genel olarak Aşk, ölüm, iktidar ve beden üzerine yazan İrat farklı üslubuyla dikkat çekmektedir (Örnek: şimdi, yürüyorum ankara’da protokol yolunda. en gri yeri burası bu şehrin. bu grilikler ve sıkıcı beton duvarların arasında gözüm takılıyor orhan veli’nin içine düşüp öldüğü çukura. şu sokağın arkasında denizler yatıyor ve evimin az ötesinde cemal süreya’nın adımladığı park. hayalimdeki kentte, anıtkabir’de, dizeleriyle bir din yaratan arkadaş zekai özger yatıyor, meclis büyük bir paintball arenası, şehrin en büyük caddesinin adı ankaralı turgut caddesi, bütün bakanlıklar boşalmış hepsi birer çocuk yuvası. ve yaşlılar için olgunlaşma enstitüleri, çocuklar için dedelere masal anlatma dersleri. ben her sabah bu düşleri kurarak uyanıyorum. oysa bütün akşam haberleri “rahman ve rahim olan devletin adıyla” başlıyor söze. ben hayal kuruyorum o söze başlıyor, ben hayal kuruyorum o söze başlıyor. birimizden biri mutlaka kaybedecek biliyorum…).
Çünkü bir söğüdün dalını eğer gibi eğiyor beni de zaman. Zaman en çok önemsizliğimi hatırlatıyor ve her fırsatta vuruyor yüzüme. Hume zamanında demişti bunu;”İnsan ancak denizin dibindeki istiridye kadar önemlidir.” Belki de midyeydi konu olan bilmiyorum. Belki de “ancak” kelimesini kullanmamış ve belki de böyle bir söz dememişti inanın hatırlamıyorum. İntihar konusunda çok yazdı Hume. İntihar etti mi ? Tarih kitaplarında etmediği yazsa da ben onun yaşamında geçen her bir dakikanın bir intihar olduğuna eminim. Ama o doğru demişti evet. Evet o sözü söylemişti. İnsanın kendisini her şeyin merkezine koyarak yaşadığındandı bütün hengame. Bütün bu dünya, böceklerin hareketi, sivrisineklerin vızıltısı , dalgaların sesi , bir hastanın inlemesi, bir aşkın ilk sevişmeyle bitmesi.Her ama her şey sanki insan için varmış gibi geliyordu insana. Bunlar hep yalnızlıktan mahrum kalmaktı. Oysa bütün bunlar insan olmadan da olmuş olan, olan ve olacak olandı..
Bir İnsanı söyledikleriyle değil gizledikleriyle,söyleyemediğle,söylemediğiyle anlamaya çalışırım .Sınırlarını dilin belirlediği bir
dünyadır burası.İnsan denilen şey dilinin kendisini eksik bıraktığıdır.
İnsan ne dilinden fazla, ne dilinden eksik olabilir.Bütün anlamları, bütün söylemleri,kelimeleri,heceleri,ah‘ı, sevmeyi,öfkeyi anlatır da dil bir yerde tıkanır kalır; Aşk.
Dil yaşamın hapishanesidir,aşk sa dilin ve insanın.
Dünya var olmanın dayanılmaz hafifliğiyle değil,dayanılmaz ağırlığıyla
muzdarip olanların dünyasıdır..
Oysa yalnızlık, yalnız kalma halinden daha başka bir şeydir. Yalnızlık çoğaltandır. İnsan kendini ancak kendi yalnızlıklarında çoğaltır.
Tanrıların bilinmeye ve inanılmaya ihtiyacı vardır. O nedenle yalnızlık ve Tanrı yan yana asla durmayacak iki kavramdır hepsi bu.
Huzur arayışı yalnızca insana aittir ve hiçbir zaman da tamamlanmayacaktır. Çünkü hiçbir hayvan huzursuzluk nedeni ortada yokken huzursuz değildir. Bu meziyet yalnızca insana özgüdür.
Yalnızlık yaratıcıdır. İnsandan Tanrı, Tanrı'dan insan yaratacak kadar uygun bir zaman aralığıdır.
Yalnızlık, bugün de dahil, hep giderilmesi, üstesinden gelinmesi gereken bir durum olarak görülmüş ve koca bir insanlık tarihi de tam olarak bunun üzerine kurulmuştur. Abartmıyorum. İnsanlık tarihini yalnızlar yazmıştır.
198 syf.
·Beğendi·9/10
Ali Murat ağabeyin yazdıklarını ilk kez bu kitapta okudum. Okudum da hayıflandım bi de, neden daha önce denk gelmedi diye. Her okuduğumda farklı bir tat bıraktı ağzımda, yalandım durdum. Adından mıdır bilemem, hep yalnız hissettiğimde geldi elime. Aşktan, aileden, hayattan, devletten, uğruna öldüğümüz ve öldürdüğümüz fikirlerden, Tanrı'dan -yada siz ne diyorsanız O'ndan- , "aşkın dilinden söz ediyorum" diyen lisana takılmadan insanı arayan, arayanlara da yol göstermeden yoldaşlık eden dönem dönem bu bir kutsal kitap olmalı dediğim kitaptır.
207 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Etkileyici bir kalem Ali Murat İrat. Ezidileri anlatan bir roman okumak çok etkileyiciydi. Ezidilerin çektiği acıları kitabın her bir satırında okurken hissediyorsunuz.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Murat İrat
Unvan:
Türk Gazeteci, Araştırmacı Yazar
Doğum:
Erzurum, Türkiye, 1 Temmuz 1973
Türkiyeli gazeteci yazar. Farmakoloji alanında yüksek lisans ve doktora eğitimi görmüş; ODTÜ'de siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde ikinci yüksek lisansını yapmıştır. Mülkiye'de ikinci doktorasını yaparken aynı zamanda bir zamanlar Sartre, Althusser, Foucault ve Gilles Deleuze gibi ünlü filozof ve kuramcıların ders verdiği Paris’teki Ecole Normale Superieure’da Felsefe eğitimi almıştır. Makale, deneme ve şiirleri BirGün, Radikal, Birikim, Evrensel Kültür, Bilim ve Ütopya gibi çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmıştır. Kadın sorununa ilişkin yazdığı yazılar oldukça etkileyicidir. Yine aynı konuda yurt içi ve yurt dışında çeşitli konuşmalar yapmaktadır. Köşe yazılarında genel olarak Aşk, ölüm, iktidar ve beden üzerine yazan İrat farklı üslubuyla dikkat çekmektedir (Örnek: şimdi, yürüyorum ankara’da protokol yolunda. en gri yeri burası bu şehrin. bu grilikler ve sıkıcı beton duvarların arasında gözüm takılıyor orhan veli’nin içine düşüp öldüğü çukura. şu sokağın arkasında denizler yatıyor ve evimin az ötesinde cemal süreya’nın adımladığı park. hayalimdeki kentte, anıtkabir’de, dizeleriyle bir din yaratan arkadaş zekai özger yatıyor, meclis büyük bir paintball arenası, şehrin en büyük caddesinin adı ankaralı turgut caddesi, bütün bakanlıklar boşalmış hepsi birer çocuk yuvası. ve yaşlılar için olgunlaşma enstitüleri, çocuklar için dedelere masal anlatma dersleri. ben her sabah bu düşleri kurarak uyanıyorum. oysa bütün akşam haberleri “rahman ve rahim olan devletin adıyla” başlıyor söze. ben hayal kuruyorum o söze başlıyor, ben hayal kuruyorum o söze başlıyor. birimizden biri mutlaka kaybedecek biliyorum…).

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 33 okur okudu.
  • 36 okur okuyacak.