Yazar
Ali Şeriati

Ali Şeriati

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.8
5,2bin Kişi
18,6bin
Okunma
3.031
Beğeni
111bin
Gösterim
Unvan
İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar
Doğum
Sabzevar, Horasan, İran, 23 Kasım 1933
Ölüm
İngiltere, 19 Haziran 1977
Yaşamı
Ali Şeriati (Farsça: علی شريعتی‎) (d. 1933, Sabzevar - ö. 1977), İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur. Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur. Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir. Hayatı Çocukluğu Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmen olan Muhammed Taki'dir. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir. Eğitimi Lisansını İran'da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi'nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin'den "Belh'in Faziletleri Tarihi" isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran'a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onuFransa'dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965'te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi'nde eğitim vermeye başlamıştır. Ölümü ve etkileri Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran'a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati'nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere'ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977'de SAVAK tarafından öldürüldü. Tahran'ın büyük hastanelerinden birine Şeriati'nin ismi verilmiştir. Devrim öncesi İran'ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati'nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki İslami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve eşitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir. Şeriati'nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran'ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir. Şeriati, ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" isimli eserini, Jacques Derrida'dan "Şiir Nedir" ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon'dan "Selman-ı Pak" adlı eserleri Farsçaya çevirmiştir. Birçok eseri bulunan Ali Şeriati'nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmiştir. wikipedia
hevrîn
Anne Baba Biz Suçluyuz'u inceledi.
165 syf.
·
Puan vermedi
Dê Û Bav Em Tawanbar in
Ol çi ye? Ol bo çi ye? Ola me ola mezinên me ye an a Xweda ye? Ol a civatê ye an a ferdan e? Em olê çawa dijîn, A em dijîn ol e an gerdîş e? ... Ne hemî be jî giştî ya civatê, îslamê serwext nabin. Giringî didine tevgerên nimêjê lê wateya sûreyên dixwînin nizanin. Quranê ji bo mirîya dixwînin, ji bo nexwaşîya dixwînin, didanin ber serê zarokên xwe lê ne wergera wê dixwînin ne jî tefsîra wê meraq dikin. Ew peyvên xweda wek tilsima bikartînin.Ew kesên havilperest in. Çima wiha dikin? Ji ber ku mezinên wan jî wiha dikirin. Xuya ye ku ev ne ola Mihemed ji wan agahdar kirî ye. Ev ola gerdîşperestî ye. Bêpirs hemî tiştên mezinên wan kirî ji olê hesibandine û bi xwe jî wisa jiyane. Kesên pirs dikin jî ji olê aforoz dikin, wan wek şeytên dibînin. ... Pirsgrêk çi ye dê û bav çima tawanbar in? Pirsgêk ew e ku dem ne dema berê ye, dem guherîye zarok guherîne. Meraq dikin, pirs dikin, dixwînin û çewtên dê û bavên xwe dibînin lewma ji îslamê dûr dikevin. Ji ber ku îslamê bi tirsa, bi guneha, bi herama ji wan re vegotîne. Îslam ber çavên wan bûye " Ola Na yê." Ne tenê dê û bav, ku bandora civatê hemî li ser zaroka/ciwana hebe em hemî tawanbar in. Dê û bav em tawanbar in ji ber ku me îslamê wek ola gerdîşperestîyê nîşan da zarokên xwe. Lewma ew oldar bûnê wek paşvexwezî dibînin.
Anne Baba Biz Suçluyuz
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
21
Barbaros
İnsanın Dört Zindanı'ı inceledi.
77 syf.
·
Puan vermedi
“Sen de İbrahim gibi kendi İsmail'ini getirmelisin Mina'ya. Senin İsmail'in kim? Ancak sen bilebilirsin, başkası değil. Belki eşin, işin, yeteneğin, gücün, cinsiyetin, statün vs. Ne olduğunu bilmiyorum, ama İbrahim'in İsmail'i sevdiği kadar sevdiğin bir şey olmalı.” (Ali Şeriati) Yukarıdaki satırların yazarı Ali Şeriati ile üniversite yıllarında tanışmıştım. Bir arkadaşım, aslında şimdi düşününce pek de sevememiş olduğum bir arkadaşım, bana İnsanın Dört Zindanı kitabını önermişti ve hatta okumam için ödünç vermişti. İnsanın dört zindanı neydi sizce? Bir insanı sınırlayan, insanlığından, yeteneğinden, gelişiminden, yaratıcılığından alıkoyan neydi, ne olabilirdi? Ali Şeriati bu dört zindanı şöyle açıklıyor: 1- doğa/tabiat zindanı 2- tarih zindanı 3- toplum zindanı 4- benlik/kendim zindanı İnsan bu dört zindanda aynı Platon’nun mağarasındaki gibi elleri ayakları zincirli beklemektedir. Ne zaman ki bu zindanlardan sırasıyla mücadele ede ede kurtulur, o zaman hidayete erer. Tabiat zindanından insan alet yaparak, bilimsel buluşlar yaparak kurtulur. Tarih zindanından hakiki tarihi bularak ve tarihin yükünü bir yana bırakarak kurtulur. Toplum zindanından “aman el ne der” putunu yenerek kurtulur. En son put, en zorlu zindan ise beklenildiği gibi benlik/kendim zindanı olur. Beni en çok düşündüren zindan ise bu benlik/kendim zindanı oldu. Bir insan benliğinin yükünden, kendinden kurtulmak için ne yapmalıdır ki? Bunu hiç bilemedim. Belki kendimden kaçmayı tercih ettiğim için belki de gücüm elvermediği için. Oysa çok da okudum konu hakkında. Schopenhauer insanın bir iradesi olduğunu, bu yaşam iradesini ezmeden insanın mutlu olamayacağını söylüyor. Ona göre insan hayvani özelliklerini bırakıp felsefi konulara ilgi duyduğunda kendini yenebilir, kendi dışına çıkıp kendine kuşbakışı açıdan baktığında yeniden özgür bir insan olabilir. Krishnamurti, hakeza Schopenhauer’in görüşlerine paralel bir fikir öne sürüp, kendimizi gözlemleyen bir gözlemci olduğumuzu, kendimizi başkalarıyla kıyaslayan bu gözlemci yok olduğunda benliğimizi yenebileceğimizi söylüyor. Bugün okuduğum bir hikayede ise bir şeyh, kendine çare aramaya gelen bir kişiye, kitapların varmış, diyor, en çok onlara değer verirmişsin, onları suya at, geri gel… Bugün bu hikayeyle biraz daha kendimi/benliğimi yenmeye yaklaştım sanırım. Kendini yenmek için neyin varsa bir akarsuya atacaksın, kendini yenmek için neye değer veriyorsan kucaklayıp bir yangına savuracaksın. Bir filmde demiyor muydu? “Ancak her şeyini kaybetmişsen özgür olabilirsin.” diye. Ben bugün itibariyle nelerin bana ayak bağı olduğunu, nelerin beni zorlu zindanıma bağladığını biraz daha buldum. Bunların ne olduğu biraz da bana kalsın. Herkesin kendi İsmail’ini bulması ve yenmesi dileğiyle…
İnsanın Dört Zindanı
8.8/10
· 3.244 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
25
210
Sezgin Turan
Ebuzer'i inceledi.
216 syf.
·
Beğendi
·
9/10 puan
Ebuzer
Ebuzer islam'a giren ikk dördüncü kişidir. Kendisi Gifar'lıdır. Peygamber Kur'an'ı tebliğ etmeden 3 yıl önce tevhidi bulmuştur çevresindeki putları Yıkmıştır. Daha sonra Peygamberimizi duyunca onunla tanışmak istemiş kardeşnii Mekke'ye göndermiştir, kardeşi Mekke'ye gidip geldikten sonra neler gördüğünü sormuş kardeşinin söyledikleriyle yetinmeyince kendisi çıkmış Mekke'ye gitmiştir. Peygamberimiz aramıştır mescide yatmıştır Hz Ali kendisini görüp evine almıştır, Hz Ali (10 yaşında) kimi aradığını sorunca Muhammed'i diye cevap vermiştir, bunun üzerine Hz.Ali kendisi şu an bir yerde sığınıyor seni oraya gizlice götüreceğim demiştir ve peygamber ile tanışması böyle olmuştur, peygamberle tanıştıktan sonra Mekke'de Müslüman olduğunu ilan etmiş, bu sebeple mekkeliler den dayak yemiştir, peygamberin amcası Abbas araya girip o Gifar'lıdıŕ,  sizin Ticaret yaptığınız yolu üzerinde yaşar böyle yapmayın sıkıntı olur deyince onu bırakırlar, daha sonra tekrar Ebuzer müslüman olduğunu söyler ve tekrar halk tarafından linç edilir, peygamber onun canından şüphe ettiği için, sen var git Gifar'a orada bulun İslam'ı orada tebliğ et, der.  Bu sebeple Ebuzer kendisi Gifar'a döner yıllarca orada kalır çevresindekilere İslam'ı tebliğ eder, Müslüman eder. Daha sonra yıllar sonra peygamberin aşkı ile yandığı için Medine'ye geri döner Medine'de mescitte kalır islam'a hizmet eder sık sık peygamber ile sohbetler eder ondan ilim alır peygamber de Ebuzer'i çok sever. Bir gün bir sefere çıkılır Ebuzer devesi ile arkada kalır buna dayanamaz devesini bırakır yolda denk geldiği suyu da yanına alarak peygamberin yanına doğru ilerler, ufukta peygamber ve çevresindeki sahabe geleni görür peygamber bu ve bu Ebuzerdir der, gerçekten de gelen Ebuzer'dir.  Peygamber onu bitap bir halde görünce niye Bu yanındaki suyuiçmedin diye sorar, bu su çok güzeldi sizin için içmedim getirdim der Peygamber ona "Ebuzer yalnız yaşar yalnız ölür ve yalnız haşrolunacaktır " sözünü söyler. Peygamberimiz öldükten sonra Ebu Zer üzülür, ancak Hz Ebubekir halife seçilmesine muhalif olur Zira halifeliğin Ehlibeyt olan peygamberin damadı olan Hz Ali'nin Hakkı olduğuna İnanır. Bu sebeple ilk başkaldırısını burada yapar daha sonra Ebu Bekir ve Hz Ömer dönemi sonrasında Hz Osman döneminde Hz Osman'ın akrabalarını devlet başına getirdiğini israf ettiğini yine zenginlik içinde yaşadığını ileri sürer ve bunu eleştir Kur'an'da altın ve gümüş biriktirenler için Cehennem Azabı olduğu ayetini tekrarlar.  Bu muhalif tutumu Hz.Osman tarafından yanlış bulunur. Bunun sürdürmemesi istenir buna rağmen, Ebuzer eylemlerine devam edince kendisini Şam'a sürer Ebuzer Şam'a gider Şam'ın,  O zamanki Valisi Muaviye dir muaviye'nin yeşil kocaman bir saray yaptırdığını görür kendisi " Muaviye bu Sarayı halkın parasıyla yaptırıyorsan haram, Kendi paranla yapıyorsan israftır " der bunu yanlış bulur yine Şam'da da muaviye'nin lüks peşine düştüğünü ganimeti adaletli kullanmadığını ganimeti kendine aldığını halka bunu da dağitmadığını söyler ve  bunu eleştirir. Halk Ebuzer'in etrafında toplanır. Muaviye bu tutumunu sürdürmesini vazgeçmesini ister, ancak Ebuzer vazgeçmez. Muaviye durumu Hz Osman'a bildirir,  buradan Ebuzer almasını ister Ebuzer'in tekrar Mekkeye götürdüler, orada yine bu eylemlerine yine devam eder özellikle Abdurrahman Bin avf ın ölümünde gereğinden fazla malvarlıgı geride  bıraktığını görünce bunu eleştir,  bu hususta Hz Osman'ın avf hakkinda saygın kisiydi söyleminde bulunması üzerine, Hz Osman'a kızar bunun yanlış olduğunu söyler. Osman'ın yanındaki Bir nevi din alimi Yahudi kabın söylemlerini kızar ve ona elindeki sopayla Vurur. Bunun üzerine Hazreti Osman sinirlenir Seni buradan sürüyorum Rebeze'ye der, çöl de yaşayacaksın der bunun üzerine sürülür, çölde Yaşar çölde yiyecek bulmakta sıkıntı yaşar ilk önce çocukları ölür, sonra da Ebuzer çölde hayata veda eder hayatı bu şekilde son bulur.
Ebuzer
8.6/10
· 1.294 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
16
Furkan soylu
Çöle İniş'i inceledi.
544 syf.
·
26 günde
·
Puan vermedi
Borges'in, Dostoyevski için haklı olarak söylediği; "Aşkı ilk defa yaşamak gibi denizi ilk defa görmek gibi Dostoyevski'yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir." sözünü hiç "acaba?" demeden Ali Şeriati için söyleyebilirim ben... " Aşkı ilk defa yaşamak gibi denizi ilk defa görmek gibi Ali Şeriati'yi keşfetmek de insanın hayatında önemli bir tarihtir. "
Çöle İniş
9.2/10
· 122 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10