Ali Teoman

Ali Teoman

Yazar
8.1/10
101 Kişi
·
305
Okunma
·
31
Beğeni
·
2331
Gösterim
Adı:
Ali Teoman
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Temmuz 1962
Ölüm:
23 Mart 2011
Ali Teoman (d. 7 Temmuz 1962 - ö. 23 Mart 2011), Türk yazar.
Asıl adı Ali Tataroğlu'dur. İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul Alman Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise İTÜ Mimarlık Fakültesi, MSÜ Mimarlık Fakültesi ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde tamamladı. Bir süre iş ve öğrenim nedeniyle yurtdışında bulunduktan sonra 1993'de İstanbul’a döndü ve yazmaya daha fazla zaman ayırmak için mimarlığı bırakarak çeşitli üniversitelerde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. Bir süre sokak müzisyenliği yaptı.
1980'li yılların sonuna doğru öykü yazmaya başlayan Ali Teoman 1992 yılında, İnsansız Konağın İkonu isimli öyküsüyle, Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada ikincilik ödülü aldı. Ali Teoman'ın tam 16 yıl gizli kalmış bir sırrı, ortaya çıktığında edebiyat dünyasını çok şaşırtmıştı. 1991'de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabın yazarı olarak Nurten Ay ödül almıştı. Ancak kitabın asıl yazarının Ali Teoman olduğu 2007 yılında ortaya çıktı. Ali Teoman bunun kendi isteğiyle düzenlenmiş bir oyun olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı: "Bu adi dolandırıcılık değil, yazınsal bir oyundur. Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi. Onu ikna ettim. Bunca yıl açık vermeden bana yardım ettiği için kendisine çok teşekkür ederim."
"Uykuda Çocuk Ölümleri" başta olmak üzere tüm yapıtları edebiyat çevrelerinde etki yaratmakla birlikte Ali Teoman çok satan bir yazar olmadı. Çok satan yazar olmak isteyip istemediği de tartışmalıdır. Ali Teoman, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 23 Mart 2011 sabahı hayata veda etmiştir.
"Ağırdı. Yılların yükü binmişti çökük omuzlarına. Sırtı bu görünmez yükle kamburlaşmış, göğsü içine göçmüş, yüz hatları derinleşmişti. Telaşla sağa sola koşuşturan insanların arasında, puslu bir bataklığın yapışkan çamurundan kurtulmaya çabalarcasına, ağır ağır ve zahmetle atıyordu külçemsi adımlarını."
Ali Teoman
Sayfa 10 - Yapı Kredi Yayınları
64 syf.
·1 günde·8/10
Ali Teoman, şüphe , kasvet , yalnızlık ve suçluluk duygusunun farklı tonlardaki gölgeleriyle kararmış bir gökyüzünü kitabın içinde yer alan kısa ve minimal hikâyeleri eşliginde büyük bir titizlikle ve sıradışı anlatımıyla umut kıvılcımlarıyla adeta gökyüzünü aydınlatır gibi okuyucusuna anlatırken, bana hikâyelerini okurken hayata karşı büyülenme , şaşkinlık ve tiksinti duyguları arasında gidip gelmeme neden oldu.

Ali Teoman yalnızca hayallerde bile olsa hikâyeleriyle , insanın kendini özdeşleştirebileceği daha sıcak ve daha güzel bir varoluş vizyonu yaratıyor.
148 syf.
·1 günde·7/10
Fazlaca samimi bir dille yazılmış sürükleyici bir roman.
Aynı kıza aşık iki çocukluk arkadaşının aradan geçen yıllar sonunda bu kez farklı bir amaç uğruna karşı karşıya gelmeleri anlatılmış.
Ayrıca biraz aşk, biraz devrim ve birazdan çocukluğun o unutulmaz masumluğu akıcı bir dille sunulmuş okuyucuya.
Keyifli okumalar..
704 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Bir düş, bir masal, bir gerçeklerle yüzleşme seansı. O kadar çok karakter var ki kitapta... Her biri de ince ayrıntılarla betimlenmiş. Kitap bittikten sonra birkaç yüz sayfa önceki karakter bile ayrıntısıyla aklında kalıyor insanın.
Psikanaliz, zooloji, biyoloji, kapalı kapılar ardında yaşanan "SIRZEVK" dünyası, berduşlar, koleksiyoncular, bir de bol miktarda cinsellik (kimilerini rahatsız edecek düzeyde olabilir.) ... Kimler, neler yok ki. Bir adamın depresyonunu bu kadar içten anlatan bir kitap okumadım mesela daha önce.
Yazarla tanışmam bu kitabıyla oldu. Biraz absürt, bolca edebi ve düşsel.
447 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Ali Teoman erken kaybettiğimiz yazarlardan.Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı-kitabının da gerçek yazarı.Bu kitabı bir üçlemenin birinci kitabı.Romanda hemen gözünüze çarpacak birkaç özellik var;Ansiklopedik bilgilerin yeraldığı kısımlar hem bilgilendirici hem kayifli,kısaltmalar daha da hoş.Romanda kurulan fiziksel dünya ,size yazarın mimar olduğunu hemen anlatıyor.Kurgu ise Franz Kafka'nın "Dava" romanı gibi;uzayan belirsizlik,kıstırılmışlık duygusu rahatsız edici.Belki ben tezcanlı olduğum içindir.Dava-romanını sevdiyseniz bu romanı da seveceğinizden eminim.Ben her iki kitabı da sevdim.Sadece çabuk sıkılabileceklere göre değil.Vaktiniz varsa okuyun derim.Bana göre Ali Teoman yaşasaydı Türk edebiyatında çok iyi bir yerde olacaktı.Allah rahmet eylesin.
104 syf.
·Beğendi·8/10
Değişik hikayeleri ile insanı sürüklemeyi başaran bir kitap. Mutlu etti beni sevdim. Hikâyenin birinde hep birlikte konağın içinde kediyi arıyoruz.her hikâyede farklı bir renge boyanıyor okuyucu...
140 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Ali Teoman'ın tanıştığım ilk kitabı. Kendine özgün üslubu ile beni kendine hayran bıraktı. Dilinin bu kadar güzel olmasına karşın bu kadar az okunması çok üzücü. Keşfedilmeyi bekleyen harika bir ses bence Ali Teoman. Lütfen okuyun ve okutturun, bu sesin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayın.
104 syf.
"Kaç zaman oldu ? Kaç zaman olduğunu ben de bilmem, Bey. Zaman dediğin bazen güne haftaya vurulmuyor, sayıma ölçüme gelmiyor hep. Ama..."
Burada susuyor biraz. Batık gözleri Haliç'in bulanık sularına dalıyor, sigarasından derin bir nefes çekiyor, uzun uzun susuyor. Sonra birdenbire, derinlerden gelen boğuk bir sesle başlıyor tekrar konuşmaya.
"Ama uzun zaman oldu, inan. Uzun, çok uzun zaman oldu. Belki bir ömür kadar uzun bir zaman... Ama zaten ömür dediğin nedir ki, Bey?
"Nedir ömür, Mürsel?"
"Ömür bazen bir nefes, Bey. Bazen dipsiz bir su, in in bitmiyor, ama çoğun bir nefes."
Bir nefes ömür... Aramıza bir karakedi gibi giren bu uğursuz "Bey" gölgesinin üzerinden atlamaya çalışarak bakıyorum Mürsel'e. Yaşam, insanların yollarını ayırıyor. Yabancı, soluk fotoğraflara dönüşüyor zamanla çocukluk anıları. Yirmi yıl önce, sabahın dördünde kalkıp, kıçtan takma motorlu ufacık bir botla Galatasaray Adası açıklarında parakete atmaya gittiğimiz sıralarda "Bey" yoktu henüz, ne de lodosta Kandilli koyunu basan çöp yığınlarının arasında domates, karpuz kabuğu ve limonları toplayıp, sandaldan sandala deniz savaşı yaptığımızda, hatta ne de bundan on beş yıl öncesi, ikimiz de on sekiz yaşlarındayken, ben üniversiteyi okumak için Amerika'ya gideceğim sırada vedalaştığımızda.
Ama şimdi geriye bakınca anlıyorum ki, yine de adlandırılamayan bir şeyler, bir ayrı gayrılık, bir başkalık vardı hep, ne onun ne de benim çocuk aklımızla ayırdına varamadığımız. Gizli, uğursuz bir kehanet, zamanla boy atıp serpilmesi, her yanımızı sarması, elimizi kolumuzu bağlaması kaçınılmaz olan, kötü bir tohum, bir hastalık tohumu. Bunca zaman sonra, otuz yaşlarında iki yetişkin insan olarak karşılıklı oturuyoruz yine Haliç'teki bu balıkçı kahvesinde, ama o iki teklifsiz çocukluk arkadaşı yok artık. Mürsel Kaptan ve Makine Mühendisi Kemal Bey var onların yerine.
Kendi ellerime bakıyorum. Beyaz ve küçük eller. Onunkiler ise kemikli, iri ve kaba, yırtıcı birer kartal pençesini andırıyor. Parmaklarında birçok misina kesiği var. Denizin tuzlu suyunda pişmiş, yağız eller bunlar. Tıpkı yüzü gibi. Çatık kaşlı, güneş yanığı bir yüz. Avurtları çökük, alnında kırışıklıklar var. Yanaklarının üstlerine dek bir haftalık, fırça gibi ve kırçıl bir sakal uzanıyor. Daha bundan yıllar önce, Poyrazköy'deki balıkçı kahvelerinde ona "Karamürsel" diye isim takmış olduklarını anımsıyorum.
"Ve biz nefesin yarısındayız, Bey."
"Evet, Mürsel Kaptan." diye onaylıyorum sözlerini, "Ama yine de belli olmaz, bakarsın sonudur o nefesin, ya da bir de bakarsın daha başındayızdır."
"Doğru, belli olmaz, Bey."
Cüzdanımdan karımın ve kızımın fotoğraflarını çıkarıp gösteriyorum Mürsel'e. Dikkatle inceliyor ve "Allah bağışlasın!" gibi bir şeyler mırıldanarak geri veriyor. Eski tanıdıklardan konuşuyoruz. Ailemi soruyor. Babamın iki yıl önce vefat ettiğini öğrenince başsağlığı diliyor. Sigara tutuyorum. Benim bu kahvede ne de olsa misafir sayılacağımı söyleyerek, o bana kendi paketinden ikram ediyor. Birer sigara yakıyoruz.
"Ya sen, Mürsel," diyorum, "dünya evine girmedin mi daha?"
"Hayır!" anlamında başını sallıyor.
"Peki, ciddi görüştüğün bir kız filan?"
"Yok!" diyor kısaca. Sesinde keskin, acıtıcı bir şeyler var. Eski defterleri tekrar açmak istemediğimden, daha fazla kurcalamıyorum.
Birer sigara daha yakıyoruz. Bu sefer, benim sigaramı kabul ediyor. Buna karşılık, çaylar ondan. Sabaha dek gözüme uyku girmeyeceğini bile bile, balıkçı kahvelerine özgü bu "kelle" çayı tadını çıkara çıkara içiyorum. Biraz daha havadan sudan, denizden, balıktan konuşuyoruz. Beş metrelik, pancar motor bir teknesi var Mürsel'in. Bu sene lüfer gecikmiş. Balığın ekim ortalarında Karadeniz'den ineceğini umuyorlarmış. Kasıma kalırsa, iş kesata varacak. Yapmamam gerektiğini bile bile, daha fazla dayanamayıp, dosdoğruca soruyorum.
"Katya'yı hiç görüyor musun, Mürsel?"
s.79-80
72 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Üç parçalı bir öykü ‘Gizli kalmış bir İstanbul masalı’..Zamanın,mekanın ve kişilerin belirsiz olmadığı ama belirsiz ‘olabileceği’ bir masal.Geride bıraktığımız her günün renklerinin parlaklığının bir ertesi gün soluklaştığı.Selim,Zeynep,Arif,Elias yaşadı,ama yaşadıklarını siz bilmeyin zira onlar da henüz farkında değil~
.
‘Kendine ait öyküsü olan’ bir uzun öykü ile tanışmak ne güzeldi..Ali Teoman’ın önce Nurten Ay imzasıyla yayımladığı eser yıllar sonra açığa çıkarıyor kendini ve yazar edebiyatın oyunlarla dolu bir alan olduğunu hatırlatıyor.
80 syf.
·Beğendi·7/10
Ali Teoman çok ilginç bir yazar. Türk Edebiyatında böyle bir yazar olduğunu keşfetmek çok güzel. Oldukça nitelikli bir metindi Cafe Esperanza. Tür olarak farklı bir yerde duruyor kanımca. Öykü diye geçiyor. Belki daha çok bir deneme diyebiliriz. Denemeyi farklı karakterler aracılığı ile aktarıyor. Kendi duygu durumlarını -ki metinde bu ağırlıklı olarak umut, umutsuzluktu- çok iyi aktarıyor okura. Metinden çok şey öğrendim. Farklı kelimeler, deyimler, yabancı cümleler, yazarlar, felsefe akımları ile ufkunuzu açabiliyor şaşırtıcı şekilde. Şaşırtıcı diyorum, çünkü bunu oyun oynayarak yapıyor. Zaten Nurten Ay vakasıyla ne kadar oyuncu olduğunu biliyoruz. Kanserden yitirmişiz yakın geçmişte bu değerimizi. Daha fazla insanın bu derinliğe inmeye cesaret etmesi ümidiyle, herkese bu kitabı öneriyorum.
72 syf.
·4/10
Içindeki öyküleri merak uyandırıcı. Yani bir solukta okunabilecek bir kitap...Hikayelerinin bazıları hüzünlü bir sonla bitiyor. Bütün çırpınışlarin boşuna olduğunu aslolanın ölüm olduğunu dile getirmiş

Yazarın biyografisi

Adı:
Ali Teoman
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, 7 Temmuz 1962
Ölüm:
23 Mart 2011
Ali Teoman (d. 7 Temmuz 1962 - ö. 23 Mart 2011), Türk yazar.
Asıl adı Ali Tataroğlu'dur. İstanbul'da doğdu. Orta öğrenimini İstanbul Alman Lisesi’nde, yükseköğrenimini ise İTÜ Mimarlık Fakültesi, MSÜ Mimarlık Fakültesi ve Sorbonne Üniversitesi Plastik Sanatlar Fakültesi’nde tamamladı. Bir süre iş ve öğrenim nedeniyle yurtdışında bulunduktan sonra 1993'de İstanbul’a döndü ve yazmaya daha fazla zaman ayırmak için mimarlığı bırakarak çeşitli üniversitelerde İngilizce okutmanı olarak çalıştı. Bir süre sokak müzisyenliği yaptı.
1980'li yılların sonuna doğru öykü yazmaya başlayan Ali Teoman 1992 yılında, İnsansız Konağın İkonu isimli öyküsüyle, Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği yarışmada ikincilik ödülü aldı. Ali Teoman'ın tam 16 yıl gizli kalmış bir sırrı, ortaya çıktığında edebiyat dünyasını çok şaşırtmıştı. 1991'de Haldun Taner Öykü Ödülü alan Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı isimli kitabın yazarı olarak Nurten Ay ödül almıştı. Ancak kitabın asıl yazarının Ali Teoman olduğu 2007 yılında ortaya çıktı. Ali Teoman bunun kendi isteğiyle düzenlenmiş bir oyun olduğunu belirterek şu açıklamayı yapmıştı: "Bu adi dolandırıcılık değil, yazınsal bir oyundur. Nurten Ay birkaç kez oyunu bırakmak istedi. Onu ikna ettim. Bunca yıl açık vermeden bana yardım ettiği için kendisine çok teşekkür ederim."
"Uykuda Çocuk Ölümleri" başta olmak üzere tüm yapıtları edebiyat çevrelerinde etki yaratmakla birlikte Ali Teoman çok satan bir yazar olmadı. Çok satan yazar olmak isteyip istemediği de tartışmalıdır. Ali Teoman, geçirdiği bir rahatsızlık sonucu 23 Mart 2011 sabahı hayata veda etmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 305 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 193 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.