Aliya İzzetbegoviç

Aliya İzzetbegoviç

Yazar
9.1/10
2.411 Kişi
·
8,1bin
Okunma
·
1.935
Beğeni
·
27,3bin
Gösterim
Adı:
Aliya İzzetbegoviç
Unvan:
Boşnak Devlet Adamı ve Bağımsız Bosna-Hersek'in İlk Cumhurbaşkanı
Doğum:
Bosanski Samac, Bosna-Hersek, 8 Ağustos 1925
Ölüm:
Saraybosna, Bosna- Hersek, 19 Ekim 2003
Alija İzetbegović (Boşnakça söyleyişi: [alija izɛtbɛɡɔʋitɕ]; d. 8 Ağustos 1925 - ö. 19 Ekim 2003), Boşnak devlet adamı ve bağımsız Bosna-Hersek'in ilk cumhurbaşkanı.

Doğumu ve Yetişmesi
Alija İzetbegović, 1925'te bugün Bosna-Hersek'in kuzeybatısında bulunan Bosanski Šamac kasabasında Dünya'ya geldi. Ailesi İslâmî duyarlılığa sahip bir aileydi. Ancak İzetbegović, İslam karşıtı ve Müslümanları Avrupa'ya dışarıdan girmiş kimseler olarak gören bir çevrede yetişti. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı.

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslamî konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dinî konuları tartışmak amacıyla Mladi Muslimani (Müslüman Gençler Kulübü) adını verdikleri bir kulüp kurdu. Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı, fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu gözleniyordu. Bu yüzden kurduğu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak aktivite kulübüne dönüştü. Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Ayrıca genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu. İkinci Dünya Savaşı esnasında da ihtiyaç sahiplerine yardım etti.

II. Dünya Savaşı Yılları
İzetbegović'in kurduğu Müslüman Gençler Kulübü oldukça önemli faaliyetler gerçekleştirdi. İkinci Dünya Harbi esnasındaki faaliyetleriyle de herkesin dikkatini çeken gözde bir oluşum hâline geldi. Ancak bu savaş esnasında tüm Yugoslavya, Almanların işgaline uğramıştı. Bu savaş esnasında Sırp Çetnikler Alman askerlerinin de desteğinden yararlanarak Bosna'da 100.000 Müslüman’ı öldürdüler.

Komünist Rejim
13 Ocak 1946'da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştu. Ancak bu bağımsızlık hareketinde Komünist Parti yanlıları önemli bir rol üstlendiklerinden bağımsızlık sonrasında da ülkede yönetimi ele geçirdiler. Ülkenin resmî statüsünü de federal cumhuriyetler birliği olarak belirlediler. Buna göre Yugoslavya altı federal cumhuriyet ile iki özerk bölgeden oluşacak, cumhuriyetlerden biri de Bosna-Hersek Cumhuriyeti olacaktı.

Komünist rejimin ülke yönetimini ele geçirmesiyle birlikte dinlere özellikle de İslam'a karşı bir savaş başladı. İzetbegović, İslamî faaliyetleriyle tanındığından ve ateizme karşı olduğundan komünist baskının en önemli hedeflerinden biriydi. Bu sebeple 1949'da İslamcılık suçlamasıyla hapse girerek beş yıl hapis cezası çekti.

İzetbegović'in sıkıntıları 1953'te iktidara gelen Tito zamanında daha da arttı. Fakat o bütün baskılara rağmen İslamî konularda kafa yormaya, fikirler üretmeye, etrafını aydınlatmaya devam ediyordu. Bu arada sistemin Müslümanların meseleleriyle ilgilenmesi üzere görevlendirdiği Hasan Duzu ile ilişki kurarak onunla irtibat halinde çalışmalar yürütmeye başladı.

Tito'nun 1974'te yeni bir anayasa hazırlamasından sonra yönetim Müslümanlar üzerindeki baskıyı kısmen hafifleterek bazı geleneksel İslamî kurumların yeniden işlev kazanmasına imkân sağladı. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açıldı. Küçük çapta da olsa bir yumuşamayla bazı dinî kurumların yeniden hayata geçirilmesi Müslümanlar arasında hızlı bir İslamî uzlaşıya zemin hazırladı.

İzetbegović'in İslamî Manifestosu
1980'de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması üzere anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülkede kısmen bir demokratikleşme sürecine girilmiş oldu. Çünkü federal eyaletlerde yönetime geçmek isteyenler siyasal partiler vasıtasıyla faaliyetler yürütebiliyorlardı. Buna bağlı olarak hürriyetlerde de bir genişleme oldu. İzetbegović'in oğlu bu ortamdan yararlanarak babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983'te "İslamî Manifesto" adıyla yayınladı. İzetbegović'in daha önce 1970'te de bu adla bir kitabı yayınlanmıştı. 1983'te söz konusu kitabın yayınlanması epey bir yankı uyandırdı. Hâkim sistem bu gelişmeye tahammül edemeyerek İzetbegović'i Avrupa'nın ortasında radikal İslamî bir cumhuriyet kurmak için çalışmakla suçladı ve tutuklattı. İzetbegović, mahkeme önüne çıkarılıp “hakim sistemi değiştirmek ve Bosna-Hersek'i İslamî devlete dönüştürmek için çalışmak”la itham edildi ve yargılamadan sonra 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Fakat bu mahkûmiyet onun kitabının bütün Bosna'da duyulmasını ve tesirini göstermesini sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla onun söz konusu kitabını temin etmeye çalışıyorlardı. Kitabın yazarının bu kitaptan dolayı hapiste olması okuyanların ruhlarındaki tesirinin daha da artmasına sebep oluyordu.

Hapis Yılları
Yargıtay kararıyla daha sonra mahkûmiyet süresi 11 yıla indirildi. 1988'de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı.

Beş yıllık hapis süresi (1983-1988) İzetbegović'in hayatında önemli etkiler yaptı. Hapiste düşünmeye, fikir üretmeye, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmeye çokça fırsat buldu. Bunun yanı sıra önemli bir fikri eserinden dolayı hapse atılması olması, onun fikirlerinin çevrede daha çok yankı uyandırmasına sebep oldu. Ayrıca onun hapiste olduğu dönemde yıllarını verdiği "Doğu ve Batı Arasında İslam" adlı meşhur kitabı yayınlandı. Bu kitabını bir arkadaşı neşretti ve çok kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşarak büyük yankı uyandırdı. İzetbegović, bu kitabıyla İslam'ı sade ve öz bir şekliyle yetişen nesillere kazandırmayı hedefliyordu.

Siyasi Mücadele

Alija İzetbegović'in 1997 yılındaki Amerika Birleşik Devletleri ziyareti
İzetbegović, hapisten çıktığında Dünya'da komünist rejimler çöküş dönemine girmişti. Yugoslavya'da da eski federatif yapının korunması konusunda çok fazla bir duyarlılık kalmamıştı. Bunun yerine bağımsızlık yanlısı fikirler etkisini göstermeye başlamıştı. Ayrıca eyaletlerde yönetime geçme konusunda etkin siyasi yarışlar başlamıştı. Alija İzetbegović de Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti’nde Demokratik Eylem Partisi (SDA) adı verilen bir siyasi parti kurdu. Bu parti Bosna-Hersek'te 5 Aralık 1990'da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanarak lideri Alija İzetbegović cumhurbaşkanı oldu. Bu seçim SDA'nın girdiği ilk seçim olmasına rağmen büyük bir başarı elde etti ve cumhurbaşkanlığını kazanmasının yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etti.

Bağımsızlık Dönemi
1990'lı yıllara girildiğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde bir bağımsızlık hareketi baş gösterdi. Özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan ediyor ya da bu yönde niyetlerini ortaya koyuyorlardı. Bosna-Hersek de 1 Mart 1992'de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Çünkü yapılan referandumda halkın % 62,8'i bağımsızlığı tercih etmişti. Ancak Sırplar hemen arkasından Bosna-Hersek yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek'i Sırp saldırıları karşısında yalnız bıraktılar. Bosna-Hersek Müslümanlarını en çok sıkıntıya sokan da, Avrupa'nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu'nun Sırp çetnikleriyle birlikte hareket etmesi, onlara destek vermesiydi. Müslümanlarsa herhangi bir askerî destekten yoksun ve silah yönünden çok zayıftılar. Sonuçta Sırplar Bosna-Hersek'in önemli şehirlerini işgal ettiler. Bu işgal hareketi bir milyona yakın Müslüman’ı göçe zorladı. Sırplar işgal ettikleri yerlerde hem katliam hem de yıkım gerçekleştiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslamî izler taşıyan tarihî eserleri yıkmaya özen gösteriyorlardı.

Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da bir sonuç vermedi. 1994'ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek'teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000'i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu aşmıştı.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Alija İzetbegović çok büyük askerî güce ve imkana sahip olan Sırplarla, her türlü askeri imkandan yoksun ve hiçbir dış desteğe sahip olmayan Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için önce oldukça temkinli bir politika izledi.

Dayton Anlaşması
Bosna-Hersek Müslümanlarının direnişlerine Müslüman halklar grubu sahip çıktı. İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden gençler direnişçiler soykırıma dur demek için bu ülkeye gitti. Direniş ve savaş aynı zamanda Bosna-Hersek Müslümanları arasında İslamî bilinçlenmenin artmasını da sağladı. Ancak ülke yönetimleri Bosna-Hersek Müslümanlarını büyük ölçüde yalnız bıraktılar. Buna ek olarak Avrupa ve ABD, ezilen ve katliamlara maruz kalan Bosna-Hersek halkına hiçbir şekilde destek çıkmadı. Katliamın son raddesine vardığı sırada da Sırpların isteklerini kabul etmeleri için Müslümanlara baskı yaptılar. İşte bu siyasi baskılar ve eşit olmayan savaş şartları karşısında İzetbegović, önüne konulan anlaşmayı kabul etmiştir. Çünkü savaşın devam etmesi Bosna Müslümanlarının tam bir soykırımla karşı karşıya gelmeleri gibi sonucun doğmasına sebep olabileceğini düşünüyordu. Neticede 1995'te ABD tarafından dayatılan Dayton Anlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi. Anlaşma Bosna-Hersek topraklarının % 51'ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, % 49'unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmayla Amerika Birleşik Devletleri, aynı zamanda Müslümanlara ellerindeki silahları imha etmelerini ve ABD patentli silahları, yedek parçasız bir şekilde satın almalarını şart koştu.

Bosna-Hersek Savaşı, ABD ve Avrupa'nın haçlı kimliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bunu bizzat Avrupalı tarihçiler ve yorumcular da itiraf etmiş ve bu savaşta Batılıların 19. yüzyıldaki sömürgeci kimliklerine geri döndüklerine dikkat çekmişlerdir.
Onlar, Batı’nın büyüsünün yaşayış biçiminde değil de çalışmasında gizli olduğunu, gücünü modadan, ateizmden, gece kulüplerinden, başıboş gençlerden değil de, olağanüstü çalışkanlık, azim, bilgi ve sorumluluk duygusundan aldığını anlayamıyorlar.
Aliya İzzetbegoviç
Sayfa 24 - Yarın Yayınları
101 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitabı incelemeye kesinlikle önce bir Aliya yı tanımakla başlamalıyız ki kitabın amacını daha iyi anlayalım. Aliya İzzetbegoviç için Bosna Hersek in Atatürk ü dersek sanırım yanlış bir ifade kullanmış olmayız.Yaşam tarzları, akıl yapıları,savaşarak kazanmaları, dini görüşleri birbirine tamamen zıt bu iki kişiyi neden benzeterek başladım derseniz ; ikisi de yoktan bir ülke inşa etme şerefine Allah tarafından nail olan iki büyük lider olmasından dolayı gelir.Peki kimdir bu Aliya? Neden Bilge Kral lakabı takılmıştır? Bu kitap nasıl ortamda yazılmıştır? Hızlıca bu soruların cevabını vererek başlayalım.

Öncelikle Aliya İzzetbegoviç Bilge Kral denilmesinin nedeni yazmış olduğu kitaplardan ve bir ideoloji sahibi olmasından gelir.Filozof ve siyasi kimliğinden dolayıdır yani. Ama emin olun Kral kelimesini ne o mahlas olarak isterdi, ne o sistemlere siyasi bakış olarak yakındı, ne de islami düşünce yapısından bu ismi istemezdi.

Şimdi kısaca hayatından bahsedelim: Aliya taaa lise çağlarında kurmuş olduğu Müslüman Gençler Kulübü o dönemde bile onun siyasi kişiliğinin ne olacağının altyapısı gibiydi.2.Dünya savaşında bi kulüp vasıtasıyla çesitli yardımlarda bulundular.Tabi bu dönem Alman desteğini alan Sırplar 100bin Müslüman Boşnak öldürdü.Bu dönemin ardına Yugoslavya kuruldu ve 6 parçadan biri de Bosna Hersek ti.Bu dönem Aliya İzzetbegoviç ateistliğine ve komunizme karşı olmasından dolayı 5 yıl ceza evinde yattı.Bu kitap 1970 yılında bu dönemde yazıldı.1983 te kitap büyük yankılar uyandırdı ve bu nedenle islami düsünceyi yaymaya çalışıyorsun devlete baş kaldırıyosun denilerek 5 yıl daha hapiste yattı.1990 yılında komunist rejimin zayiflamasi vesilesiyle Bosna Hersek Aliya İzzetbegoviç önderliğinde özerklik ilan etti.Hırvat ve Slovenlere destek olan Dünya, sırf müslüman olması nedeniyle Bosna yı yalnız bıraktı ve bu dönemde Sırplar çok fazla Bosna lıyı göçe zorladı ve katliamlar yaptı.250bin ölü, 1milyon göç.1995 te ABD, Bosna ve Sırpları anlaşma masasına oturttu.

Şimdi gelelim kitabın anlattıklarına:Öncelikle her zaman ana kaynağın Kuran olması gerektiği,Müslümanların uyanması gerektiği,batının kötü değilde iyi yanlarının( sanayi ve teknoloji gibi) örnek alınması gerektiği, kapitalist, komunist,sosyalist düşüncelerin İslamla birlikte olamayacağı,Muhafazakarlığın ve modernist düşüncenin İslam da siyasal yapıyı etkiler şekilde olumsuz kullanılışı anlatılmıştır.Ülkemiz ile Japonya yı bir örnekte toplayarak Türkiye nin laik sistemi yapması ve ana dilini değistirmesi, sanayi ve teknoloji konusunda geri olmasını belirterek, Japonya nın bu konularda bu nedenle daha iyi olduğunu belirtmiştir.Bilim ve çağdaşlaşmayı yakalamanın öneminden bahsetmiştir.En sonunda da İslam ülkelerinin birleşmesi gerektiğini belirtmiştir.

Doğru analizler olduğu gibi yanlış analizlerde bana kalırsa mevcuttur.Dilimizin değişmesi bizim geri kalmışlığımız ana kaynağı olması bana saçma geldi.Suriye,Irak ta yıllardır aynı dili kullanıyor ama şu anki durum ortada.Japonya nın gelişimi teknolojidendir.Bilim ve çağdaş zemine uyumlu bir toplum olmasındandır.Dili değismedi diye değildir.1920 li yıllarda okuma oranı ülkemizde %20 lerde iken Latin alfabesinden sonra 1935 de %20, 1960 larda %40 civarıdır. Bu da bizim teknoloji işinde sınıfta kaldığımızın başka bi göstergesidir.Ayrıca Arapça kullanımına devam edilmesi de kimine göre bi yorum ve eleştridir.Ama asıl konu bu belli ki değildir.

Kitaba puanım 9.
135 syf.
·1 günde·9/10 puan
Aliya İzzetbegoviç Osmanlı hakimiyetini , Avusturya Macaristan ve Komünist hakimiyeti yaşamış biri olarak geri kalmışlık sorununun Islamdan değil, İslami yasayamamaktan geldiğini anlatmaktadır. Ayrica kaybolan İslam medeniyetinin arkasından ağlamak yerine ilerisi için reçeteler sunmaktadir.

Okuduklarimdan anladığım kadarıyla ona gore en guzel din ve sistemin Islamiyet olduğu yalnız Müslümanların öyle olmadigidir. Bu kitapta da başkalarını Islama cagirmaktan çok Müslümanları Islamiyete döndürmeye çalışıyor.

Ve kitabın son sayfasinda efsane cümle;
HABERİNİZİN OLMADIĞINI SÖYLEYEMEYECEKSİNİZ!

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
184 syf.
Sorgulayıcı Bir Tavır: Müslümanlar

❁ ❁ ❁

Merhum duayen Aliya İzzetbegoviç (1923-2003), “İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları” adlı kitabı 1967 ile 1981 yılları arasında İslâm’ı tanıma ve anlama temel mesajlarını vermeye çalıştığı on üç başlık barındırır.

Kitabın ilk başlığı “Müslümanlar neden geri kaldı?” sorusuna cevap vermeye çalışarak başlar. Müslümanlar, insanlık tarihinde huzur, barış ve güven gibi insanı ilişkilerde kendilerini göstermişlerdi. Teknik, bilim ve ticarette de başarılı olduklarını göstermişlerdi. Bu gün gelinen noktada bu başarılarda; başarısızlık, geri kalmışlık görüyoruz. Bunun sebepleri, nedenleri neler olduğunu öğrenmek yanında geleceğe dair de neler yapılmalıdır? Sorusunun cevaplarını bulmamız gerekmektedir. Aliya, bu sorulara karşılık cevaplarını kendi döneminin şartları etrafında, benliğinin birikim ve kabiliyetiyle okuyucuyu aydınlatmaktadır.

Aliya, İslâm’ın Kur'an, Hadis ve diğer kaynakların mesajlarını gerçek dünyada var olan bir hadisenin, hukuk, şehirler, devletler ve medeniyetler yaratan hareketin adı olduğunu tanımlar. İslâm’ı kavram bağlamında tanımlanması; ahlâkî ve tarihî, bugünü ve ahireti, iki dünyayı isteyen dinamik bir disiplin dahası bir mücadele iman ve inanç bütünüdür. Allah'a ve iyiliği teslimiyeti emreden İslâm; kötülük, zulüm, düşmanlar, hastalık, pislik ve batıl inanca karşıda tek bir emri vardı: Mücadele. Aliya, Fransız islamolog Jacques Rissler’in bir sözünü anlatır: İslâm’ın beş değil altı ana şartı olduğunu iddia eder; ona göre İslâm’ın altıncı şartı mücadeledir. Der.

İslâm nedir? Sorusu Aliya, iman etmek ve iyi amel işlemek olduğu, daha sonra namaz, oruç, zekât ve hac hakkında konuşacağını söyler. İslâm’a ait olan şeyin ruhunda Allah'a olan iman ve davranışların iyilik etmekle dolu olmasıdır.

Aliya, kitabında İslâm’ın ilerlemesini sakin ve teslimiyetçi kimselerle değil, cesur ve isyankâr ruhlu kimselerin gerçekleştireceğini vurgular.

Aliya İzzetbegoviç, İslâm ile müslüman karşılaştırması yaparak bir sıralama ve konum analizi yapmaya çalışmaktadır. İslâm nerededir, nerede durmaktadır; müslüman bunun neresindedir ve nereye gitmektedir. Temsil ve temsilci görev bağlamında terminolojik bir okuma ve konum analizi yapmaktadır.

Kitabın analiz verileri, şuurun kavrama yetilerini harekete geçirme adına bir çok odak noktası sunmaktadır. Gelişen ve değişen dünya şartları içinde zihni ve eylem bir bütünlüğü içinde bir duruş mücadelesi verilmek istenmesi, en önemli odak noktalarından bir tanesidir. Bu bağlamda “Müslümanlar neden geri kaldı?” sorusu dinamik bir işlev kazana bilir.


Kitabın Künyesi: Aliya İzzetbegoviç, İslâmî Yeniden Doğusun Sorunları, çev Dr. Rahman Ademi, Fide Yayınları, Mart 2014, İstanbul.

Yunus Özdemir
101 syf.
Balkanlarda Bir Kimlik: İslâmî Düzen

❁ ❁ ❁

Kalplerinde nereye ait olduklarını hisseden ve bilen Müslümanlara seslenen Merhum duayen Aliya İzzetbegoviç (1925-2003), “İslâm Deklarasyonu” kitabında inanmak ve mücadele etmek sloganıyla, Müslümanların İslâmlaşması hedefiyle zengin bir içerik sunmaktadır. Kitap, sorgulayıcı bir tavırla Müslüman ve İslâm kavramlarını analiz ediyor. Üç bölümden oluşan kitap; “Müslüman halkların geri kalmışlığı”, “İslâmî Düzen” ve “İslâmî düzenin bugünkü sorunları” bölümleri
1970, Saraybosna’da yayınlanan “İslâm Deklarasyonu” Aliya’nın genç yaşlarda yaşadığı topluma bir seslenişi olmuştur. Değişim ve silkelenmenin sihirli kelimeleriyle bezenmiş olan bu deklarasyon, şahsiyet duruşun ve varlığın muhafazası içindi. Tüm bu mücadele bir takım çözümlerin gerçekleşmesi için sorgulamayı gerektirmiştir. Kitabın ilk başlığında “geri kalmışlık” durumunun kavramsal sorgusunu yapar. Bu kavram dahilinde: muhafazakâr ve modernist analizlerinin çerçevesini çizer.

Bireyin terbiye, topluma nizâm verme kabiline sahip olan İslâm, karşında her zaman iki tip insanın karşı çıktığını söyleyen Aliya, bunların Muhafazakârlar eski reçeteyle, modernistler ise başkalarına ait reçetelerle İslâmî yenilenme fikrine karşı olduklarını söyler. Bunu birincilerin İslâm'ı geçmişe çekmekte, ikincilerin ise ona yabancı bir gelecek hazırladıklarını söyler.

Aliya, İslâm’ın konumunu ve fonksiyonunu Zâhirî ve Bâtınî dünyanın arasını sağlam bağlar oluşturarak köprü vazifesi sağlıyor. Dinin ve ilmin, ahlâk ve siyasetin, ideal ve çıkarların tüm bu özelliklerle insanın varlık ve görevleri hakkında İslâm, kuşatıcı ve güncel bir yorum kazanmasıdır. Kitabın geniş ele aldığı konu İslâm’ın güncel meseleler hakkında nasıl aktif olduğudur. Ancak bu ilk başlık İslâm’ın temsili konusundaki yanlış ve yetersizlik meselelerin iç yüzlerini ortaya çıkartmaktadır.

Müslümanların “Güçsüzlüğü Sebepleri” başlığını İslâm dünyasının tarihi ile günümüz (1960’lara kadar) gelinen konuma kadar ki şartları karşılaştırmalı bir analiz yapıyor. İslâm'ın ilk yüzyılında ki fetihler, İspanya, Orta Doğu ve Hindistan’da üç kültürel coğrafyada medeniyet yeşertti. Buna karşılık günümüzde Müslümanlar neyi ifade ediyor, ne ölçüde Müslümanız? Gibi soruların cevaplarını Aliya vermeye çalışmaktadır.

Kitabın asıl hedef konusu “İslâmî Düzen” tabirinin mana arayışını anlaşılır hale getirmektir. Bu bağlamda Aliya şöyle açıklar: “İslâmî düzen, din ve kanun, terbiye ve güç, ülkü ve çıkarlar, manevi toplum ve devlet, gönüllülük ve zorlamanın birliğidir.”

Aliya, İslâmi düzenin iki temel öngörüsünden bahseder: İslâmî Toplum ve İslâmî İktidar.

- İslâmî Toplum: İslâmî düzenin içeriğini ifade eder,

- İslâmî İktidar: İslâmî düzenin formunu ifade eder.

Bu iki kavramı Aliya şöyle bir bütün olduğunu vurgular: “İslâmî iktidar olmadan İslâmî toplum tamamlanmamış ve güçsüzdür; İslâmî iktidar ise İslâmî toplum olmaksızın ya ütopyadır veya zülümdür.”

Müslüman genel olarak, sadece birey olarak var değildir, der Aliya. Müslüman olarak yaşamak ve ayakta kalmak istiyorsa topluluk ve düzen yaratmak mecburiyetinde olduğunu, söyler.

Balkan coğrafyasında çok kimlilik özelliği yanında kimliklendirme politikalarıyla bir kimlik çatışması olduğu 17 yüzyıldan beri geldiği biliniyor. Aliya, İslâm Deklarasyonu kitabının ilk başlığında bir kimlik inşası ve netliği konusunda fikirler veriyor. Kitabın temel meselesi ikinci başlıkta ele alıyor; İslâmî Düzen ile din ve kanun konusu, toplum, devlet yönetimi, eğitim, ekonomi, aile ve azınlıklar kavramlarını birer birer alt başlık olarak işler. Anlatılan “ İslâmî Düzen” alternatifine karşı gelen Kapitalizm ve sosyalizm akımları ile Hıristiyanlık ve Yahudilik inançlarını karşılaştırmalı bir kavram ve görüş analizlerinde bulunur. Bu son başlıkta “İslâmî Düzen” fikrinin güncel örneği olacak; “Pakistan İslâm Cumhuriyeti” hakkında bilgiler verilmektedir.

Aliya İzzetbegoviç, “İslâm Deklarasyonu” kitabı 1970lerde Saraybosna şartlarında, dayatılan ve baskı unsuru haline getirilen her türlü iç ve dış güçlere karşı “İslâmî Düzen” tezinin tanıtıldığı/savunulduğu bir bildiridir. Öz kimliğin varlığını koruma ve savunması “ İslâmî Düzen” ile gerçeklese bilineceği düşüncesinin bir yansıması bu kitapla gündem olmuştu.


Kitabın Künyesi: Aliya İzzetbegoviç, İslâm Deklarasyonu, çev Rahman Ademi, Fide Yayınları, 10. Baskı Ocak 2018 İstanbul.

Yunus Özdemir
360 syf.
Din, ilim, sanat, kültür, uygarlık, eğitim, felsefe vb. konuları ihtiva eder. Tam olarak felsefi mi, dini mi, sosyolojik mi yoksa araştırma-inceleme mi çözemedim. "Karma" olmuş diye bilirim. Ele aldığı konulardan olsa ki kolay anlaşılır ve akıcı olduğu da söylenemez. Okurken yazarın bilgi donanımı ve zekası apaçık belli oluyor. Kültür, uygarlık, eğitim ve ahlak konuları üzerine çok iyi tespitler yapmıştır.

Batılı yazarların eserlerinde din konusu genellikle bir manalı olmadığı için, din bahsi geçerken çelişkiye düşme olasılığı yüksektir.Bu noktada okurlar biraz zahmete düşerek satırlar üzerinde "kafa yorabilirler."
312 syf.
·45 günde
Daha önceden okumak isteyip de gerek bilgi haznemin küçüklüğünden gerek de sanat, felsefik ve daha bir çok konu bakımından düşünce yetersizliğimden dolayı okuyamadığım kitap olan "Doğu ve Batı arasında islam" aslında daha bir çok konuda yetersiz olduğumu bana göstermiş oldu.

Uzun günlere yayıp her sayfa ve satırının hazmederek, kendi fikir ve düşüncelerinizi her bir cümle üzerinde yoğunlaştırarak okunulması gereken, okurkende kendiniz için önemli bulduğunuz yerleri not almanız ve de bu kitap için ayrıca bir sözlük defter oluşturmanız gerekecektir. Kesinlikle sadece roman havasında okunulmayacak bir kitap olduğu gibi sadece amacı bitirme derdinde olan kişilerinse yazarın ağır dil kullanmasından dolayı en fazla yirmi sayfa okuyup bırakabilecekleri bir şaheser niteliğinde.

Kitabı okurken Ali Izzetbegoviç'e neden "Bilge Kral" lakabını taktıklarını ve de bu kitap nedeniyle hapis yattığını her orta düzeyde okurun anlayacağını düşünüyorum.
İzzetbegoviç, bütün dünyada büyük yankılar uyandıran önemli eseri "Doğu ve Batı arasında İslam "ı 1980 yılında tamamladı. Eserin yayınlayışını müteakip 1983 Ağustos'unda 12 müslüman aydınla birlikte tutuklandı. Sarajevo bölge mahkemesinde yargılandı ve 14 yıl hüküm giydi. Tabi Uluslararası baskılar nedeniyle yönetim tarafından 1989 yılında affedilerek hapisten çıkmıştır.

"Doğu ve Batı arasında İslam" bugüne kadar okuduğum en ufuk açıcı kitaplardan biri oldu. Otoriteye itaat etmiş fakat inanmadığı yasaları hiçbir zaman benimsememiş yazar Alija İzzetbegoviç, entelektüel donanımı ve meramını ifade gücü insanı kendine hayran bırakmaktadır.
Yazar kitaba "Ne var ki Kur'an, edebiyat değil, hayattır. Dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakmağa başlanır başlanmaz güçlük ortadan kalkar ve bu yanlış intibalar da değerini kaybeder. " düşüncesiyle başlayıp kitap bitiminde de "Ey teslimiyet, senin adın İslâm' dır." diyerek sözlerini sonlandırmaktadır.

Kitap iki bölümden oluşmaktadır. İlk  bölüm ‘batı düşüncesinin temelleri’ üst başlığı altında dünyanın meydana gelişinden, kültür ve uygarlığa, sanat düşüncesinden ahlak düşüncesine, tarihten edebiyata ve eğitime çok geniş bir konu yelpazesini ‘evrensel’ bir boyutta değerlendirdiği makalelerden oluşuyor. Her bir makale kendi içinde meseleyi ilk ortaya çıktığı halinden şu anki durumuna kadar inceliyor ve siz karşılaştığınız entelektüel birikim karşısında hayrete düşüyorsunuz-bununla birlikte makaleler öyle anlaşılmaz zorlukta değiller, ancak her okurun kendi düşünsel birikimi çapında bu makalelerden istifade edebileceğini belirtmek gerek.

Kitabın ikinci bölümündeyse ‘İslam iki kutuplu birlik’ üst başlığı altında İslam’ın bilhassa Hıristiyanlık karşısında insana, tabiata, hukuka ve toplumsal ilişkilere bakış açısı inceleniyor. Bu bölümdeki makaleleri okurken onun Hıristiyanlığın toplumdaki tezahürlerini kendisinin de içinde bulunduğu çok kültürlü yapı dolayısıyla çok iyi tanıdığını, bununla birlikte yine materyalizm ve marksizmin toplumdaki karşılığının ne olduğuna dair fikirlerini de bulacaksınız.
Zaten kitabın en başında kitap boyunca geliştirdiği şu tespiti yapmıştı:
"Dünya görüşlerini üç  kümede toplayabiliriz: dini, materyalist ve İslami."

Kısaca belirtmek gerekirse Begoviç, birbiriyle ilgisiz görünen birçok kavramın aslında nasılda birbiriyle ilintili olduğunu kuşatıcı bir şekilde ifade edip; bilim, sanat, kültür, ilim ,din ,siyaset ,toplum gibi birçok kavramı "Dualistik" bir yaklaşımla analiz etmektedir.

Her orta düzeyde okurun kesinlikle okumasını tavsiye edebileceğim bir kitap oldu.

Kitaptan beğendim bir kaç alıntı;
#83101434
#86566437
#86570932
#86571454
#86574633
#87023713
#87351841
#87456399
#87634818
101 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
"Her şeye kadir olan Allah'a yemin ederim ki köle olmayacağız" Saraybosna halkının kahramanı Aliya İzzetbegoviç ..
Kitap bilge lider İzzetbegoviç'in konuşmalarından derlenmiş genel olarak konuşmalarından çıkardığım sonuca göre yenilikçi,mantıklı,özünden kopmadan Kuranı Kerim rehberliğinde müslüman halkın bilhassa gençlerin ülkelerine umut ışığı olması gerektiği ..
Eseri okurken kafamda ki bir kaç sorunun cevabını buldum diyebilirim kitabı herkese tavsiye ederim fakat İslam felsefesi ağırlıkta olduğu için zaman zaman sıkıcı olabilir ayrıca dili pek sade değil cümleler uzun, paragraf şeklinde kurulmuş okurken yorulabilirsiniz ama bilgi yönünden oldukça donanımlı bir eser..
Son olarak Cins(Ekim-Sayı 13)
dergisinde geçen şu cümleyle incelememi bitirmek istiyorum:
"Halep'in de bir gün Saraybosna gibi özgür olacağı güzel günlere inanarak aşka ve kavgaya devam ediyoruz".
101 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Erişilmek istenen sonuç kitabın başında da denildiği gibi 'Müslümanların İslamlaştırılması' Burda hepimizin özeleştiri yapması gereklidir. Sadece Müslümanım demekle Müslüman olunmadığını Aliya en güzel şekilde açıklamış. Kendim için diyebilirim ki yürüdüğüm yolda Aliya bana ışık tutan bir kahraman. Onu kalbimin en derinlerinde buldum ve sevdim. Onun düsturunu sahiplenip inancımı ve mücadelemi bırakmayacağım. Tabi bu mücadeleye kendi nefsimden başlayacağım.
Velhasıl okunmalı, okutulmalı..

Yazarın biyografisi

Adı:
Aliya İzzetbegoviç
Unvan:
Boşnak Devlet Adamı ve Bağımsız Bosna-Hersek'in İlk Cumhurbaşkanı
Doğum:
Bosanski Samac, Bosna-Hersek, 8 Ağustos 1925
Ölüm:
Saraybosna, Bosna- Hersek, 19 Ekim 2003
Alija İzetbegović (Boşnakça söyleyişi: [alija izɛtbɛɡɔʋitɕ]; d. 8 Ağustos 1925 - ö. 19 Ekim 2003), Boşnak devlet adamı ve bağımsız Bosna-Hersek'in ilk cumhurbaşkanı.

Doğumu ve Yetişmesi
Alija İzetbegović, 1925'te bugün Bosna-Hersek'in kuzeybatısında bulunan Bosanski Šamac kasabasında Dünya'ya geldi. Ailesi İslâmî duyarlılığa sahip bir aileydi. Ancak İzetbegović, İslam karşıtı ve Müslümanları Avrupa'ya dışarıdan girmiş kimseler olarak gören bir çevrede yetişti. Saraybosna'da bir Alman lisesinde eğitim gördü. Bilime önem veren ve disiplinle çalışan bir öğrenci olarak tanındı.

Lise çağında üstün kabiliyetleriyle ve İslamî konulara ilgisiyle öne çıktı. O dönemde bazı arkadaşlarıyla birlikte dinî konuları tartışmak amacıyla Mladi Muslimani (Müslüman Gençler Kulübü) adını verdikleri bir kulüp kurdu. Bu kulübü kurduğunda henüz 16 yaşındaydı, fakat oldukça etkin ve üretken bir düşünce kabiliyetine sahip olduğu gözleniyordu. Bu yüzden kurduğu kulüp bir düşünce kulübü olmaktan çıkarak aktivite kulübüne dönüştü. Dolayısıyla birtakım eğitim ve hayır faaliyetlerine öncülük etmeye başladı. Ayrıca genç kızlar için de ayrı bir birim oluşturdu. İkinci Dünya Savaşı esnasında da ihtiyaç sahiplerine yardım etti.

II. Dünya Savaşı Yılları
İzetbegović'in kurduğu Müslüman Gençler Kulübü oldukça önemli faaliyetler gerçekleştirdi. İkinci Dünya Harbi esnasındaki faaliyetleriyle de herkesin dikkatini çeken gözde bir oluşum hâline geldi. Ancak bu savaş esnasında tüm Yugoslavya, Almanların işgaline uğramıştı. Bu savaş esnasında Sırp Çetnikler Alman askerlerinin de desteğinden yararlanarak Bosna'da 100.000 Müslüman’ı öldürdüler.

Komünist Rejim
13 Ocak 1946'da Yugoslavya yeniden bağımsızlığına kavuştu. Ancak bu bağımsızlık hareketinde Komünist Parti yanlıları önemli bir rol üstlendiklerinden bağımsızlık sonrasında da ülkede yönetimi ele geçirdiler. Ülkenin resmî statüsünü de federal cumhuriyetler birliği olarak belirlediler. Buna göre Yugoslavya altı federal cumhuriyet ile iki özerk bölgeden oluşacak, cumhuriyetlerden biri de Bosna-Hersek Cumhuriyeti olacaktı.

Komünist rejimin ülke yönetimini ele geçirmesiyle birlikte dinlere özellikle de İslam'a karşı bir savaş başladı. İzetbegović, İslamî faaliyetleriyle tanındığından ve ateizme karşı olduğundan komünist baskının en önemli hedeflerinden biriydi. Bu sebeple 1949'da İslamcılık suçlamasıyla hapse girerek beş yıl hapis cezası çekti.

İzetbegović'in sıkıntıları 1953'te iktidara gelen Tito zamanında daha da arttı. Fakat o bütün baskılara rağmen İslamî konularda kafa yormaya, fikirler üretmeye, etrafını aydınlatmaya devam ediyordu. Bu arada sistemin Müslümanların meseleleriyle ilgilenmesi üzere görevlendirdiği Hasan Duzu ile ilişki kurarak onunla irtibat halinde çalışmalar yürütmeye başladı.

Tito'nun 1974'te yeni bir anayasa hazırlamasından sonra yönetim Müslümanlar üzerindeki baskıyı kısmen hafifleterek bazı geleneksel İslamî kurumların yeniden işlev kazanmasına imkân sağladı. Bu yumuşama üzerine bazı camiler ve medreseler yeniden açıldı. Küçük çapta da olsa bir yumuşamayla bazı dinî kurumların yeniden hayata geçirilmesi Müslümanlar arasında hızlı bir İslamî uzlaşıya zemin hazırladı.

İzetbegović'in İslamî Manifestosu
1980'de Tito ölünce federasyon cumhurbaşkanlığı konusunda bir anlaşmazlık ortaya çıktı. Bunun üzerine altı federal eyaletin her birinin cumhurbaşkanının sırayla bir yıl federasyon cumhurbaşkanlığı yapması üzere anlaşma sağlandı. Bu gelişmeyle birlikte ülkede kısmen bir demokratikleşme sürecine girilmiş oldu. Çünkü federal eyaletlerde yönetime geçmek isteyenler siyasal partiler vasıtasıyla faaliyetler yürütebiliyorlardı. Buna bağlı olarak hürriyetlerde de bir genişleme oldu. İzetbegović'in oğlu bu ortamdan yararlanarak babasının makalelerini bir kitapta toparlayıp, 1983'te "İslamî Manifesto" adıyla yayınladı. İzetbegović'in daha önce 1970'te de bu adla bir kitabı yayınlanmıştı. 1983'te söz konusu kitabın yayınlanması epey bir yankı uyandırdı. Hâkim sistem bu gelişmeye tahammül edemeyerek İzetbegović'i Avrupa'nın ortasında radikal İslamî bir cumhuriyet kurmak için çalışmakla suçladı ve tutuklattı. İzetbegović, mahkeme önüne çıkarılıp “hakim sistemi değiştirmek ve Bosna-Hersek'i İslamî devlete dönüştürmek için çalışmak”la itham edildi ve yargılamadan sonra 14 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. Fakat bu mahkûmiyet onun kitabının bütün Bosna'da duyulmasını ve tesirini göstermesini sağladı. Müslümanlar muhtelif yollarla onun söz konusu kitabını temin etmeye çalışıyorlardı. Kitabın yazarının bu kitaptan dolayı hapiste olması okuyanların ruhlarındaki tesirinin daha da artmasına sebep oluyordu.

Hapis Yılları
Yargıtay kararıyla daha sonra mahkûmiyet süresi 11 yıla indirildi. 1988'de çıkarılan bir afla da serbest bırakıldı.

Beş yıllık hapis süresi (1983-1988) İzetbegović'in hayatında önemli etkiler yaptı. Hapiste düşünmeye, fikir üretmeye, daha önce üretilmiş fikirlerden istifade etmeye çokça fırsat buldu. Bunun yanı sıra önemli bir fikri eserinden dolayı hapse atılması olması, onun fikirlerinin çevrede daha çok yankı uyandırmasına sebep oldu. Ayrıca onun hapiste olduğu dönemde yıllarını verdiği "Doğu ve Batı Arasında İslam" adlı meşhur kitabı yayınlandı. Bu kitabını bir arkadaşı neşretti ve çok kısa zamanda geniş bir kitleye ulaşarak büyük yankı uyandırdı. İzetbegović, bu kitabıyla İslam'ı sade ve öz bir şekliyle yetişen nesillere kazandırmayı hedefliyordu.

Siyasi Mücadele

Alija İzetbegović'in 1997 yılındaki Amerika Birleşik Devletleri ziyareti
İzetbegović, hapisten çıktığında Dünya'da komünist rejimler çöküş dönemine girmişti. Yugoslavya'da da eski federatif yapının korunması konusunda çok fazla bir duyarlılık kalmamıştı. Bunun yerine bağımsızlık yanlısı fikirler etkisini göstermeye başlamıştı. Ayrıca eyaletlerde yönetime geçme konusunda etkin siyasi yarışlar başlamıştı. Alija İzetbegović de Bosna-Hersek Özerk Cumhuriyeti’nde Demokratik Eylem Partisi (SDA) adı verilen bir siyasi parti kurdu. Bu parti Bosna-Hersek'te 5 Aralık 1990'da gerçekleştirilen genel seçimleri kazanarak lideri Alija İzetbegović cumhurbaşkanı oldu. Bu seçim SDA'nın girdiği ilk seçim olmasına rağmen büyük bir başarı elde etti ve cumhurbaşkanlığını kazanmasının yanı sıra parlamentoda da 86 sandalye elde etti.

Bağımsızlık Dönemi
1990'lı yıllara girildiğinde Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti içinde bir bağımsızlık hareketi baş gösterdi. Özerk cumhuriyetler birbiri ardından bağımsızlıklarını ilan ediyor ya da bu yönde niyetlerini ortaya koyuyorlardı. Bosna-Hersek de 1 Mart 1992'de gerçekleştirdiği referandum sonrasında bağımsızlığını ilan etti. Çünkü yapılan referandumda halkın % 62,8'i bağımsızlığı tercih etmişti. Ancak Sırplar hemen arkasından Bosna-Hersek yönetiminde söz sahibi olan Müslümanlara karşı savaş açarak yeni bir katliam hareketi başlattılar. Hırvatistan ve Slovenya'nın bağımsızlık mücadelesine destek olan Avrupa ülkeleri ve ABD ise Bosna-Hersek'i Sırp saldırıları karşısında yalnız bıraktılar. Bosna-Hersek Müslümanlarını en çok sıkıntıya sokan da, Avrupa'nın üçüncü büyük ordusu Yugoslavya Federal Ordusu'nun Sırp çetnikleriyle birlikte hareket etmesi, onlara destek vermesiydi. Müslümanlarsa herhangi bir askerî destekten yoksun ve silah yönünden çok zayıftılar. Sonuçta Sırplar Bosna-Hersek'in önemli şehirlerini işgal ettiler. Bu işgal hareketi bir milyona yakın Müslüman’ı göçe zorladı. Sırplar işgal ettikleri yerlerde hem katliam hem de yıkım gerçekleştiriyorlardı. Özellikle camileri ve İslamî izler taşıyan tarihî eserleri yıkmaya özen gösteriyorlardı.

Bosna-Hersek meselesinin çözümü için değişik tarihlerde gerçekleştirilen görüşmeler ve arabuluculuk çalışmaları da bir sonuç vermedi. 1994'ün sonuna gelindiğinde Bosna-Hersek'teki iç savaşın aldığı can sayısı 250.000'i, göçe zorladığı insan sayısı ise 1 milyonu aşmıştı.

Bosna-Hersek Cumhuriyeti cumhurbaşkanı Alija İzetbegović çok büyük askerî güce ve imkana sahip olan Sırplarla, her türlü askeri imkandan yoksun ve hiçbir dış desteğe sahip olmayan Bosna-Hersek halkını karşı karşıya getirmemek için önce oldukça temkinli bir politika izledi.

Dayton Anlaşması
Bosna-Hersek Müslümanlarının direnişlerine Müslüman halklar grubu sahip çıktı. İslam dünyasının muhtelif bölgelerinden gençler direnişçiler soykırıma dur demek için bu ülkeye gitti. Direniş ve savaş aynı zamanda Bosna-Hersek Müslümanları arasında İslamî bilinçlenmenin artmasını da sağladı. Ancak ülke yönetimleri Bosna-Hersek Müslümanlarını büyük ölçüde yalnız bıraktılar. Buna ek olarak Avrupa ve ABD, ezilen ve katliamlara maruz kalan Bosna-Hersek halkına hiçbir şekilde destek çıkmadı. Katliamın son raddesine vardığı sırada da Sırpların isteklerini kabul etmeleri için Müslümanlara baskı yaptılar. İşte bu siyasi baskılar ve eşit olmayan savaş şartları karşısında İzetbegović, önüne konulan anlaşmayı kabul etmiştir. Çünkü savaşın devam etmesi Bosna Müslümanlarının tam bir soykırımla karşı karşıya gelmeleri gibi sonucun doğmasına sebep olabileceğini düşünüyordu. Neticede 1995'te ABD tarafından dayatılan Dayton Anlaşması'nın imzalanmasıyla savaş sona erdi. Anlaşma Bosna-Hersek topraklarının % 51'ini Müslümanlara ve Hristiyan Hırvatlara, % 49'unu da Bosna-Hersek Sırplarına (veya bu ülkeye yerleşmiş Sırplara) veriyordu. Yönetimin de bu üç halk arasında paylaşılmasını şart koşuyordu. Anlaşmayla Amerika Birleşik Devletleri, aynı zamanda Müslümanlara ellerindeki silahları imha etmelerini ve ABD patentli silahları, yedek parçasız bir şekilde satın almalarını şart koştu.

Bosna-Hersek Savaşı, ABD ve Avrupa'nın haçlı kimliğini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bunu bizzat Avrupalı tarihçiler ve yorumcular da itiraf etmiş ve bu savaşta Batılıların 19. yüzyıldaki sömürgeci kimliklerine geri döndüklerine dikkat çekmişlerdir.

Yazar istatistikleri

  • 1.935 okur beğendi.
  • 8,1bin okur okudu.
  • 547 okur okuyor.
  • 6,1bin okur okuyacak.
  • 242 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları