Altan Öymen

Altan Öymen

8.8/10
39 Kişi
·
106
Okunma
·
8
Beğeni
·
1.728
Gösterim
Adı:
Altan Öymen
Unvan:
Türk Gazeteci ve Siyasetçi
Doğum:
Trabzon, 20 Haziran 1932
Altan Öymen (d. 20 Haziran 1932; Trabzon), Türk gazeteci ve siyasetçi.

1955 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. On sekiz yaşından beri gazetecilik yapan Altan Öymen, Ulus, Yeni Ulus, Tercüman, Yeni Gün, Akşam, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yıllar boyunca muhabir, röportajcı, yönetici, yazar ve başyazar olarak çalıştı. Anka Ajansı'nı kurdu. Almanya'da basın ataşeliği görevinde bulundu. 6 Ocak - 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Kurucu Meclis Basın Temsilcisi üyeliğinden başlayarak politikada da görevler aldı. XVI. Dönem Ankara, XX. Dönem İstanbul milletvekilliği, bakanlık, parti ve grup yöneticiliği yaptı. Altan Öymen'in politikadaki son görevi CHP genel başkanlığı oldu. Halen Radikal gazetesinde köşe yazmaktadır.

İyi derecede Almanca ve Fransızca bilen Altan Öymen, Aysel Öymen ile evli ve iki çocuk babasıdır.
Özetle: Osmanlı Devleti'nin o zamanlardaki devlet büyüklerinin "büyüklük"leri, çoğu halde, padişahlardan çok büyükelçilerin gücüne dayanıyordu.
“Sen demokrasiyi bırak, seçim çevrene yol, su, hizmet götürmeye bak...”
Sanki, ikisinden birini düşünmek ötekini düşünmeye engelmiş gibi... Halka hizmet götürmek için, demokrasinin gereklerini rafa kaldırmak mübahmış gibi... Eğer demokrasinin gerekleri yerine getirilirse, halka hizmet götürülemezmiş gibi...
Bu anlayış, ülkemizde demokrasinin başına gelen tehlikelerin en önemli nedenlerinden biriydi. Demokrasi tarihimizde daha sonraları da kendini gösterecekti. 1950-60 döneminin demokrasi tecrübesizliği içindeki iktidar partisine musallat olmakla kalmayacaktı. Yarım yüzyıl sonra bile, iktidar partisi siyasetlerinin temeli haline gelebilecekti.
Meclis’te Demokrat Partili olmayanların toplam sayısı 39...
39’a karşı DP’lilerin sayısını tekrar edelim: 502.
Demokrat Parti’nin 1954 seçimindeki zaferi böyle bir zafer.
Ve iktidardaki parti, kazandığı o seçim zaferiyle büyük bir özgüvene kavuşması ve muhalefete ve basına karşı daha tahammüllü olması gerekirken, bunun tam tersini yapmış...
1954 seçiminden önceki Basın Kanunu’yla, basın özgürlüğüne vurduğu darbeden sonra, 1954 seçiminden sonra da yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmış, yargıçları (Yargıtay Başkanı üyeleri dahil) görevden alma yetkisini Adalet Bakanı’na veren yasayı çıkarmış.
Ayrıca üniversite profesörlerini görevden ayırma yetkisini Milli Eğitim Bakanı’na vermiş.
Seçim kanunundaki değişiklikle, muhalefetin devlet radyosundan sesini işittirme hakkının son kalıntılarını da yok etmiş.
Kırşehir’in seçmenlerini, bir muhalefet partisine oy verdiler diye, illerini ilçe yaparak cezalandırmış...
Bu gidişten vazgeçmesi yolundaki istekleri, telkinleri, ricaları hep reddediyor. Zaman zaman ortaya çıkan “bahar havaları” da uzun sürmüyor.
Oysa, ülkede muhalefet partilerine oy vermiş olan seçmen oranı yüzde 40’tan fazla. Ama seçim kanunumuzdaki “il bazındaki çoğunluk sistemi”nin getirdiği sonuç bu. O yüzde 40’ın üstündeki oyların sahibi olan seçmenler, iktidarın gidişinden rahatsız.
– 6-7 Eylül Olayları gibi, Türkiye’ye çok büyük zarar veren bir olay kimin işine yarar?..
– Türkiye’nin düşmanlarının işine yarar.
– Türkiye’nin baş düşmanı kim?
– Rusya...
– Rusya’nın Türkiye’deki uzantıları kimler?..
– Komünistler...
– Onlar kim?
– İşte, Aziz Nesin, Kemal Tahir, Hasan İzzettin, Asım Bezirci ve diğerleri...
– Öyleyse, bunu da onlar yapmışlardır. Atın içeri onları da...
Şaka gibi geliyor ama, o zamanki mantık buydu... Sadece dönemin, –siyasetteki, basındaki– ünlü “komünist avcıları” değil, bizzat hükümet, aynı iddiadaydı ve bu iddiayı resmen ilan ediyordu.
Özellikle son haftalar içinde, Ankara’da pek çok kimse aynı kaygı içindeydi. 18 Nisan’daki “Tahkikat Encümeni” kararıyla ve onu izleyen “Yetki Kanunu”yla hızlanan süreçte, demokrasinin temel kuralları fiilen yok edilmişti.
Demokrat Partili 15 milletvekilinden oluşup yargı yetkisiyle donatılan “encümen”, ana muhalefet ile bir kısım basını tam bir baskı altına almıştı. Muhalefetin herhangi bir siyasi faaliyette bulunmasını yasaklamıştı. İsmet Paşa’nın demeçleri başta olmak üzere, iktidarı rahatsız edebilecek olan her söze, yazıya ve habere yayın yasağı koyuyordu. Gazetecileri sorguya çekiyor, ifadesini beğenmediklerini tutuklayabiliyordu.
28 Nisan’dan sonra bunlara bir de, İstanbul ve Ankara’da ilan edilen sıkıyönetim “önlem”leri eklenmişti. Gece sokağa çıkmak yasaktı.
Gündüzleri de caddelerde üç-beş kişinin bir arada yürümesi, yasadışı toplantı yapmak sayılıyordu, o da yasaktı.
Sivillere karşı, polislere ek olarak, askeri birlikler de harekete geçiriliyordu. Siyasi suçlar işledikleri öne sürülenler askeri mahkemelere sevk ediliyordu. Yayını beğenilmeyen gazeteler kapatılıyordu.
Yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü, toplantı özgürlüğü, gösteri özgürlüğü... Hepsi rafa kaldırılmıştı.
Bu gidişin sonucunun iyi olabileceğine, yeniden demokrasiye dönülebileceğine inanmak fevkalade güçleşmişti.
Bu koşullar altında yapılabilecek bir seçimin “adil ve serbest bir seçim” olacağına inanmak da güçleşmişti.
"Şimdi hamle yapıyoruz. Birçok tüccar da DP’ye girecektir. Eğer düşündüğümüz gibi birçok tüccar DP’ye kaydedilir ve siz de girmezseniz bankalardaki kredileriniz kesilebilir, kotalardan istifade etmeyebilirsiniz, birçok işinizde müşkülat çıkarılır, haberiniz olsun diye söylüyorum’ dedi.”
Muhterem arkadaşlar; cidden artık ‘nereye gidiyoruz?’ diye sormanın zamanı gelmiştir. Bu gidişle memleket karanlık bir uçuruma, sonu gelmez bir maceraya sürükleniyor. Bu gidişin nerede duracağı belli değildir. Demokrat Parti başındakilerin bu zihniyetiyle nerede duracaklarını bilemeyiz. Bu zihniyet, artık çekinmeden ve pek cüretkârane bir şekilde yeni korkulu tedbirlere de kendilerini götürebilecektir. Bugün bunları yapanlar, yarın da oy masuniyeti (dokunulmazlığı) ve seçim hakkı üzerinde dahi korkulu kararlara girişebilirler. Çünkü ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak hastalığı tedavi görmedikçe, en vahim ihtilâtlarından(komplikasyonlardan) bile korkmak artık hakkımızdır.
Yakın dönem güzel ülkemizde ne gibi değişiklikler oldu neler yaşandı görseller kullanilarak anlatılmış ve direk yazarın sahidliginde bir yayın kesinlikle tavsiye ederim teşekkürler
Türk Tarihi' nin bugün bile tarafsızlık ile sorgulanmayan, konuşulmayan 1930ve 1940'lı yıllarını en tarafsız okuyacağınız eserlerden biri. Yazarımız babasının da mesleği(milletvekili) ve yaşadığı çevre gereği olaylara yakın ve duyarlı olmuş. Bu kitabı en değerli kılan yanı ise olayların kendisinden çok halka ve dönemin insanlarına etkilerini, dönemdeki algı ve yaşam biçimlerini bir aile ve o ailedeki çocuk üzerinden bizim de yaşayabilmemiz. O çocuğun yaşadığı olaylar ve bu olayların fotoğraflı kanıtları üzerinden anlatılanların zihnimizde canlanması da daha bir harika. Muhakkak okunmasını naçizane tavsiye ederim. O döneme ait hiç bir romandan dönemi ve insanını bu şekilde tanıyamazsınız
O dönemi anlatan cok guzel bir kitaptır. cumhuriyet tarihini merak edenlere kesinlikle tavsiye edilir. okumaya başladığınızda pişman olmayacağınız bir kitaptır .iyi okumalar diliyorum .
saygılar
Bir arkadaşımın "Ankarasever biri olarak çok keyif alacağını düşünüyorum." diyerek elime tutuşturduğu bir kitap. Eve gelince bir iki sayfa çevirdim, fotoğraflarına baktım derken başlayıverdim kitaba. Biraz tereddüt ediyordum işin aslı, tarafsız olmayacağını düşünerek. Ama bir anı kitabından da bunu beklemek biraz haksızlık sanırım :) Bir insanın hayatıyla birlikte Türkiye'nin ilk yıllarını okumak keyifli oldu. Kafamda bir türlü oturtamadığım kronolojiyi netleştirdi. Ankara'nın ilk hallerine tanık etti. Serinin ikinci kitabını okumaya da teşvik etti.
Altan Öymen'in hayatını anlattığı,Ankara'da çocukluğunun geçtiği evler ve diğer olayların fotoğraflarla tamamlandığı, daha çok dönemin siyasi gelişmelerini kendi perspektifinden değerlendirdiği bir kitap.
Ne yazık ki tarih kitaplarında yer verilmeyen dönemler hakkında bilgi almak için farklı kaynaklara başvurmamız gerekiyor. Altan Öymen'in kitapları da bu eksikliği giderebilecek kapasitede. Çoğunlukla Demokrat Parti dönemine değinen bu kitabın kütüphanenizde bulunmasında fayda var.
Altan Oymenin kendi hayatindan baslayarak evlilik ve ulus gazetesi yillari, ulkenin ekonomik durumu ve en onemlisi dp ve chp arasindaki konulari anlatiyor. Vekillerin meclis ici atismalari ve polisin vekilleri disari atmasi gibi olaylari anlstmaktadir. Bence guzel bir kitap. Ben okurken surekli ne olacak acaba denekten kendimi alanadim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Altan Öymen
Unvan:
Türk Gazeteci ve Siyasetçi
Doğum:
Trabzon, 20 Haziran 1932
Altan Öymen (d. 20 Haziran 1932; Trabzon), Türk gazeteci ve siyasetçi.

1955 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. On sekiz yaşından beri gazetecilik yapan Altan Öymen, Ulus, Yeni Ulus, Tercüman, Yeni Gün, Akşam, Cumhuriyet ve Milliyet gazetelerinde yıllar boyunca muhabir, röportajcı, yönetici, yazar ve başyazar olarak çalıştı. Anka Ajansı'nı kurdu. Almanya'da basın ataşeliği görevinde bulundu. 6 Ocak - 25 Ekim 1961 tarihleri arasında Kurucu Meclis Basın Temsilcisi üyeliğinden başlayarak politikada da görevler aldı. XVI. Dönem Ankara, XX. Dönem İstanbul milletvekilliği, bakanlık, parti ve grup yöneticiliği yaptı. Altan Öymen'in politikadaki son görevi CHP genel başkanlığı oldu. Halen Radikal gazetesinde köşe yazmaktadır.

İyi derecede Almanca ve Fransızca bilen Altan Öymen, Aysel Öymen ile evli ve iki çocuk babasıdır.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 106 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 90 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.