Anais Nin

Anais Nin

Yazar
7.9/10
73 Kişi
·
255
Okunma
·
50
Beğeni
·
5bin
Gösterim
Adı:
Anais Nin
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nanterre, Fransa, 21 Şubat 1903
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 14 Ocak 1977
Anaïs Nin (21 Şubat 1903 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınır. Günlükleri 11 yaşından başlayarak ölümüne kadar 60 yıldan uzun bir dönemi kapsar.

Uzun yıllar Anaïs Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır. Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923'de evlenmiştir. 1955 yılında Guiler ile evliliği sürerken evlendiği Rupert Pole ise bir orman memuruydu. Her iki adam da Nin'in ikili yaşantısından bihaberdi ve 1977'de Nin'in ölümüne kadar tanışmamışlardı. 1985 yılında Hugh Guiler'in ölümünden sonra Nin'in günlükleri Rupert Pole'un izniyle eksiksiz halleriyle yayımlanmıştır.

Yaşamı

Anaïs Nin Fransa'da doğdu. Anne ve babasının ayrılmasından sonra annesi Anaïs ve iki erkek kardeşini alarak New York'a taşındı. Yeni yetmelik döneminde okulu bıraktı ve manken olarak çalışmaya başladı.

1924 yılında kocası Hugh Parker Guiler ile Paris'e taşındı. Bu dönemde kendini yazıya verdi. D.H. Lawrence üzerine olan ilk kitabı da bu dönemde yayımlandı. 1939'da çift New York'a döndü.

Nin Kenneth Anger'in Inauguration of the Pleasure Dome (1954) adlı filminde Astarte olarak rol aldı. Ayrıca Maya Deren'in Ritual in Transfigured Time (1946) ve Guiler'in Ian Hugo ismiyle yönettiği Bells of Atlantis (1952) adlı filmlerde oynadı.

17 Mart 1955'de Rupert Pole ile ikinci evliliğini yaptı.

Genellikle ilham kaynağı olarak Djuna Barnes ve D. H. Lawrence'ı göstermiştir.

Günlükleri

Anaïs Nin en fazla günlükleri ile tanınır. On yıllara yayılan günlükleri birçok açıdan çarpıcıdır. Nin'in birçok önemli yazar, sanatçı ve psikanalist ile yakın ilişkisi vardı. Günlüklerinde bu kişileri alışılmadık bir derinlikle analiz eder.

Erotik anlatım

Anaïs Nin çoğu eleştirmen tarafından kadın erotik edebiyatının en iyi örneği olarak gösterilir. Erotizmi deşen ilk kadın yazarlardandı. Nin 1940'larda parasızlıktan sayfası bir dolardan olmak üzere Venüs Aşıkları'nı kaleme almıştı.

Anlatım tarzı dönemine göre fazlasıyla açık saçıktı. Günlüğünde babasıyla yaşadığı ensest ilişkiyi yazmıştır.

Nin dönemin birçok önde gelen edebiyatçısıyla arkadaştı. Hatta bazılarıyla sevgiliydi. Bunlardan bazıları Henry Miller, Antonin Artaud, Edmund Wilson, Gore Vidal, James Agee veLawrence Durrell'dir. Miller ile arkadaşlığı ve yaşadığ ilişki gerek kadın olarak, gerekse yazar olarak kendisini çok etkilemiştir. Her ne kadar günlüklerinde Miller'ın karısı June ile ilgili gördüğü cinsel bir rüyadan bahsetse de bu rüya hiçbir zaman gerçeğe dönüşmemiştir. Günlüğün ilerleyen kısımlarında Nin başka bir kadınla lezbiyen bir ilişkiye girdiğinden ama bu ilişkiden tatmin olmadığından bahseder.

Anaïs Nin 1977'de Kaliforniya'da Los Angeles'da ölmüştür. Cesedi yakılmış ve külleri Santa Monica Körfezi'ne savrulmuştur.
“O katılıktan, duygusuzluktan ölecek. Bense aşırı hissetmekten. Biri kapıyı çaldığı zaman, bana tahtaya değil de yüreğime vuruyormuş gibi gelir. Her darbe doğruca yüreğime ulaşır.” 
Bir kadının yapabileceği en büyük hata, kendisi elde edebilecekken, hayalini kurduğu dünyayı bir erkeğin yaratmasını istemektir...
“Bir araştırma yapılsa, ölenlerinin çoğunun fiziksel felaketlerden çok fırlatılıp atılan hayaller, bebek kürtajından çok hayal kürtajı, fiziksel hastalıklardan çok umutsuzluk mikrobu yüzünden öldüğü ortaya çıkardı.”
151 syf.
Baudelaire'ın belirttiğinden fazlası değildik aslında; "... içinde bir erkeğin, bir kadının ve de bir çocuğun yattığıdır insan." kimi ya çocuğu uyandırıyor kimi erkeği kimi kadını ancak kendindeki keşfedilememiş, uyandırılmamış alanları keşfetmekle ilgilenmiyor insanlık. Toplumsal cinsiyet rolü neyse onu oynuyor ve sahneden çekiliyor.

Bizlerin herşeyden çok kendimizi bulmaya, öğretilenler sınırından öteye geçmeye, bilgiyi bilmeye ve kendimizde tanımlamaya ihtiyacımız var, durmaksızın.

Anais Nin de işte bu keşfedilmeyen benliğin yeniden keşfine çıkarak günümüzün ve önümüzdeki çağların yeni insanı ve yeni kadınını yazmış bizler için. ve kaleme aldığı şekliyle bu denli ayakları yere basan ve akılcı bir oluşu işlemiş olması harika bir anlam/anlatım katmış.

Kadının kendini gerçekleştirmesi için erkekvari olmasına gerek olmadığını, absürt bir imaj ardına gizlenmesine gerek olmadığını bizzat kendi olarak ve kendinde benliklerini tam anlamıyla bularak zaten özgün bir kimliği edinebileceğini uzun uzun anlatıyor bizlere bu kitabında.

Bunun yanında erkek için ise tedavi yolu için ''empati'' ilacını yüksek dozda yazıyor reçeteye. Jung'un deyişiyle, kendi içlerindeki kadını keşfettikleri anda tam da empatiyi gerçekleştireceklerdir. Kendi içindeki kadın... Bir erkek için nasıl yıkıcı bir söylem öyle değil mi? Ancak toplumsal rollerinizden çıktığınızda karşınızda duran tek şeyin saf bir gerçeklik olduğunu göreceksiniz. En basitinden şair bir erkeği ele alalım. ruhundaki çocuksu yada kadınsı düşleri olmasa şair olabilir miydi? Şairler benliklerinin çocuk veya kadın kısmını uyandırmış insanlardır sadece. Bu küçük örnek bile bize ilk bakışta "zor1 gelen bir ifadenin aslında ne kadar da biz olduğunun kanıtıdır.

İşte yazar Nin bizlere yeni kadın ve yeni erkeğin bu gerçekçi perspektiften oluşunu anlatmaktadır. Bu yönüyle de muazzam bir eserdir. Konuya olan yaklaşım noktasında pek az örneği var bu kitabın.
305 syf.
·6 günde·9/10 puan
Kitap bir dizi erotik hikayeden oluşsa da yazarın her zamanki anlatım tarzı ve edebi yönü hikayelerin içeriğine göre daha baskın kalıyor. Maddi koşullar nedeniyle "Koleksiyoncu" adını taktıkları bir adam için yazılan bu hikayelerde sevginin, aşkın, zevkin, kadın erkek ilişkilerinin, cinselliğin ön planda oluşu başta rahatsız ediyor. Fakat bir diğer yandan bu rahatsızlık aslında hikayelerdeki yanlış düşüncelerin ve tutumlarını daha iyi algılanmasını sağlıyor. Her ne kadar Anais Nin zamanında bu öyküleri kendi edebi diline uygun bulmayarak yayımlamasada okuduğunuz zaman metinlerde yazarı görmemeniz mümkün değil. Kadın dünyasından, kadın gözünden, kadın duygularıyla yazılmış bu erotik hikayeler aslında okuyucusuna da kadının yapısını anlatmaya ve bir kadın gibi düşündürmeye, hissettirmeye çalışmakta... Koleksiyoncu'nun istekleri (cinselliğin zirve olduğu, edebiyattan arınmış, süslemeler kaçınılmış vb.) doğrultusunda oluşan metinleri yazarken yazarımız da zorlanmış. O gün şartlarında ve o günkü düşüncesiyle toplum normlarına adeta aykırı sayılan hikayeleri kendi deneyimlerinden, arkadaş çevresinden, başkalarından dinleyerek oluşturduğu kurgusuyla imkansız olmayan şeylerden göz önüne seriyor.

Her ne kadar kitabı alırken roman türüyle karşılaşacağımı beklesem de okuduğuma hiç pişman değilim. Kitap içerisinde bahsedilen herşeye farklı bir bakış açısıyla bakmanızı sağlıyor.
133 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabı . Kitap iki bölūmden oluşyor. Dili ağır, kurgu karmaşık. Zorlanarak okuduğum bir kitap oldu. Emeğe saygım var ama kitap bana hitap etmedi.
287 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10 puan
Sayfalardaki kendine dönüklük, toplumsal olaylara uzaklık, cinsel gözlem ve deneyimler, benim için çok yabancıydı. Yine de edebiyat edebiyattır ve " insani olan hiçbir şey bize yabancı değildir" düşüncesiyle okumaya devam ettim.
Ama, yazarın babasıyla olan sorunlarının ve baba özleminin yaşamının ana belirleyicilerinden birisi olması, psikiyatrist Allendy ile girişilen analizler sonradan kitabı ve yazarı daha cazip, daha "insani" bir hale getirdi.
"Herkes göründüğünden ve sanıldığından daha farklıdır ve daha derindir" biçiminde sonuçlara ulaşıldı. Herkesin incelikleri vardır, kimseye göstermediği ya da "dışı seni içi beni yakar". . Yazma ve yaratma edimini başarmak için" hayat"ın bize verdiği rolün dışına çıkmak mı gerekir diye sordum kendime.
Kitaba dönecek olursak, Henry hem çalışkan “Başka romanlarda olmayan ne varsa her şeyi içeren bin sayfalık bir roman yazmaktaymış. Şu sıralarda Richard’ın otel odasına kapanıyormuş” hem sorumsuz, müsrif, gün bulup gün yiyen geleceği düşünmeyen birisi... “Eve biraz para girdiğinde kış mevsiminde çilek gibi, havyar ya banyo tuzu gibi lüks maddeler alıyor.”
Sonuçta yazar hem Henry’nin hem June’in iyi yanlarını, güzelliklerini görüp, onlarla kendi arasında bir köprü kuruyor. İlişkilerini ve onca hırgüre karşın ayrılamamalarını vazgeçememelerini de şöyle özetliyor: “Birbirlerine karşı işledikleri cinayetlerin tadına varmayı nasıl da seviyorlar!”
Yazarlık heveslisi biri için de güzel tanımlamalar ve unutulmaması gereken öğütler var son sayfalarda: “Bir insandaki zayıflık bir yazarda iyi bir niteliğe dönüşür. Çünkü yazar, daha sonra yapıtında patlayacak olanı biriktirip saklar. Bu nedenle yazar dünyadaki en yalnız adamdır. Bir yazarı değerlendirmek için hem yazdıklarını, hem kişiliğini sevmek gerekir.” Keyigli Okumalar...
125 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
Okurken şahsen elimden bırakmayı düşündüğüm kitap türlerinden.
Bazı detayları incelik ve ayrıntı ile anlatsa da yazar, bazen çok fazla dedirtti.

Bütün bölümlerde konu hangi tür cinsel tercihi olsa da kitaptaki karekterlerin, ruhları dışında her şeyi anlatmış.
287 syf.
·13 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Özellikle içinde olduğum an'ı yaşıyorum.Anımsadığım bir şeyin gerçekliği daha azmış gibi geliyor bana.Gerçekliğe öyle gereksinme duyuyorum ki.Yaşanan şey uzaklık ya da zamanın etkisiyle değişikliğe uğramadan, neredeyse yaşarken beni yazmaya iten , işte bu her şeyi hemen not etme gereksinimidir." diyen Anais Nin 11 yaşından itibaren günce tutmaya başlar.Yaklaşık 60 yıl boyunca da tutmaya devam eder.Aynı anda iki kişiyle evlidir Anais Nin.Anais Nin'in ölümüne kadar bu iki kişinin birbirinden haberi olmaz.1985’te eşlerden biri olan Hugh Guiler’ın ölümünden sonra diğer eşi Rupert Pole’un izniyle Anais’in günlükleri kitap haline getirilerek yayımlanır.Oldukça ilginç bir durum gerçekten.️1931-1932 yılları arasındaki yazdığı günlüklerinden oluşan Henry Miller, karısı June ve Anais Nin arasındaki karmaşık ilişkiyi anlatan Henry ile June ilk kez 1986'da yayımlanmış.Ben de ilk kez 1993'te okumuşum kitabı.Yıllar sonra tekrar okudum.Üstüne Philip Kaufman'ın,Fred Ward, Maria de Medeiros,Uma Thurman'lı sinema uyarlamasını da bir kez daha izlemek gerek.Video kasetlerimiz vardı eskiden, içlerinde bu film de olacaktı.Son taşınmamızda yok etmişiz.
148 syf.
·Beğendi·9/10 puan
"Henüz tamamlanmamış bir kadın" derler Anais Nin için. Kitaplarında yoğun bir şekilde aşkı, tutkuyu, yalanları, saplantıyı, erotizmi işlese de aslında satır aralarında yalnızlığının izlerine rastlamak zor değil. İçsel kentler adını verdiği 5 serilik romanlarının ilki ise Ateş Merdivenleri'dir. Ki bu kitabı bana serinin en can alıcı kitabı olarak gelmiştir. Djuna karakteri aslında kendisinden esinlenerek hayat bulmuş bir karakterdir ; Djuna ismi ise benim de Anais Nin'in de hayran olduğu Djuna Barnes'tan -kült bir roman olan, o müthiş, soluksuz "Geceyi Anlat Bana" kitabının yazarı Djuna Barnes'tan- etkilenilerek tercih edilmiştir. Aslına bakacak olursak bana öyle gelir ki içsel yolculuklar sadece Djuna'dan değil aynı zamanda romanından da izler taşımaktadır.
148 syf.
·Puan vermedi
Aşk bazen kimliğini yitirir. İşte o zaman bize kalan nedir? Geride bıraktığı nedir? Dostluk mu? Nefret mi? İçe dönüş mü? Dışa açılma mı? Dört Odalı Kalp kitabında Anais Nin aşkı tüm yönleriyle alıyor ama bizi en çok çarpıcı bir fedakarlıkla yüzleştiriyor. Ve elbet geriye kalan mutlak yalnızlığımızla.
111 syf.
·5 günde·Puan vermedi
İlk bir iki hikayede pek ısınamasam da okudukça hoşuma gitmeye başladı. Belli yerlerde sıkıldım ama kelimelerin birleşimi, yazarın anlatım tarzıyla kitap kendine bağlamayı başardı ve sevdim diyebilirim.
Kitapta yer alan bazı hikayelerde olay örgüsü yok; daha çok bilinç akışına benziyor. Kitaptaki hikayelerin verdiği his bu nedenle sanki şiir okumak gibiydi.
Kitabı kitap fuarında bir sahaftan rastgele almıştım ama ilerleyen zamanlarda yazarın farklı kitaplarına da şans vereceğim.
125 syf.
·2 günde·9/10 puan
Babasının istismarına maruz kalıp yine de onu sevmekten vazgeçmeyen( elektra kompleksi), yazar Henry Miller la da sırf babasına benziyor ve onun yaşlarında diye ilgi duyan,yaşamı belki de kaybetme korkusu duymadığı için etrafınca cesur görünen bir yazar Anais Nin.
Onun dili, içinden öylece aktığı için , bu cüretkarlık fazlasıyla erotizm sosuna bulamış yazdıklarını.
Eğer bir sevişme(biseksüel), bir kadın tarafından aleni bir şekilde tasvir ediliyorsa ,hele ki o dönem için ,kendisine cesur bile denmez inanın.
Yine de tüm bu erotik yazıya rağmen çok sağlam tahlil yeteneğine de sahip Anais Nin.
Fransız edebiyatı nın bu tarafından da gelmek isterseniz, değişik olabilir sizin için
(Marques De Sade sevenlere selam olsun)
#anaisnin
#neokudum
#tavsiyekitaplar
#venüsüçgeni
#fransızerotizmi
#erotikedebiyat
#henrymiller

Yazarın biyografisi

Adı:
Anais Nin
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nanterre, Fransa, 21 Şubat 1903
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 14 Ocak 1977
Anaïs Nin (21 Şubat 1903 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınır. Günlükleri 11 yaşından başlayarak ölümüne kadar 60 yıldan uzun bir dönemi kapsar.

Uzun yıllar Anaïs Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır. Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923'de evlenmiştir. 1955 yılında Guiler ile evliliği sürerken evlendiği Rupert Pole ise bir orman memuruydu. Her iki adam da Nin'in ikili yaşantısından bihaberdi ve 1977'de Nin'in ölümüne kadar tanışmamışlardı. 1985 yılında Hugh Guiler'in ölümünden sonra Nin'in günlükleri Rupert Pole'un izniyle eksiksiz halleriyle yayımlanmıştır.

Yaşamı

Anaïs Nin Fransa'da doğdu. Anne ve babasının ayrılmasından sonra annesi Anaïs ve iki erkek kardeşini alarak New York'a taşındı. Yeni yetmelik döneminde okulu bıraktı ve manken olarak çalışmaya başladı.

1924 yılında kocası Hugh Parker Guiler ile Paris'e taşındı. Bu dönemde kendini yazıya verdi. D.H. Lawrence üzerine olan ilk kitabı da bu dönemde yayımlandı. 1939'da çift New York'a döndü.

Nin Kenneth Anger'in Inauguration of the Pleasure Dome (1954) adlı filminde Astarte olarak rol aldı. Ayrıca Maya Deren'in Ritual in Transfigured Time (1946) ve Guiler'in Ian Hugo ismiyle yönettiği Bells of Atlantis (1952) adlı filmlerde oynadı.

17 Mart 1955'de Rupert Pole ile ikinci evliliğini yaptı.

Genellikle ilham kaynağı olarak Djuna Barnes ve D. H. Lawrence'ı göstermiştir.

Günlükleri

Anaïs Nin en fazla günlükleri ile tanınır. On yıllara yayılan günlükleri birçok açıdan çarpıcıdır. Nin'in birçok önemli yazar, sanatçı ve psikanalist ile yakın ilişkisi vardı. Günlüklerinde bu kişileri alışılmadık bir derinlikle analiz eder.

Erotik anlatım

Anaïs Nin çoğu eleştirmen tarafından kadın erotik edebiyatının en iyi örneği olarak gösterilir. Erotizmi deşen ilk kadın yazarlardandı. Nin 1940'larda parasızlıktan sayfası bir dolardan olmak üzere Venüs Aşıkları'nı kaleme almıştı.

Anlatım tarzı dönemine göre fazlasıyla açık saçıktı. Günlüğünde babasıyla yaşadığı ensest ilişkiyi yazmıştır.

Nin dönemin birçok önde gelen edebiyatçısıyla arkadaştı. Hatta bazılarıyla sevgiliydi. Bunlardan bazıları Henry Miller, Antonin Artaud, Edmund Wilson, Gore Vidal, James Agee veLawrence Durrell'dir. Miller ile arkadaşlığı ve yaşadığ ilişki gerek kadın olarak, gerekse yazar olarak kendisini çok etkilemiştir. Her ne kadar günlüklerinde Miller'ın karısı June ile ilgili gördüğü cinsel bir rüyadan bahsetse de bu rüya hiçbir zaman gerçeğe dönüşmemiştir. Günlüğün ilerleyen kısımlarında Nin başka bir kadınla lezbiyen bir ilişkiye girdiğinden ama bu ilişkiden tatmin olmadığından bahseder.

Anaïs Nin 1977'de Kaliforniya'da Los Angeles'da ölmüştür. Cesedi yakılmış ve külleri Santa Monica Körfezi'ne savrulmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 50 okur beğendi.
  • 255 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 240 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.