Anais Nin

Anais Nin

Yazar
7.7/10
26 Kişi
·
102
Okunma
·
23
Beğeni
·
3879
Gösterim
Adı:
Anais Nin
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nanterre, Fransa, 21 Şubat 1903
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 14 Ocak 1977
Anaïs Nin (21 Şubat 1903 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınır. Günlükleri 11 yaşından başlayarak ölümüne kadar 60 yıldan uzun bir dönemi kapsar.

Uzun yıllar Anaïs Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır. Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923'de evlenmiştir. 1955 yılında Guiler ile evliliği sürerken evlendiği Rupert Pole ise bir orman memuruydu. Her iki adam da Nin'in ikili yaşantısından bihaberdi ve 1977'de Nin'in ölümüne kadar tanışmamışlardı. 1985 yılında Hugh Guiler'in ölümünden sonra Nin'in günlükleri Rupert Pole'un izniyle eksiksiz halleriyle yayımlanmıştır.

Yaşamı

Anaïs Nin Fransa'da doğdu. Anne ve babasının ayrılmasından sonra annesi Anaïs ve iki erkek kardeşini alarak New York'a taşındı. Yeni yetmelik döneminde okulu bıraktı ve manken olarak çalışmaya başladı.

1924 yılında kocası Hugh Parker Guiler ile Paris'e taşındı. Bu dönemde kendini yazıya verdi. D.H. Lawrence üzerine olan ilk kitabı da bu dönemde yayımlandı. 1939'da çift New York'a döndü.

Nin Kenneth Anger'in Inauguration of the Pleasure Dome (1954) adlı filminde Astarte olarak rol aldı. Ayrıca Maya Deren'in Ritual in Transfigured Time (1946) ve Guiler'in Ian Hugo ismiyle yönettiği Bells of Atlantis (1952) adlı filmlerde oynadı.

17 Mart 1955'de Rupert Pole ile ikinci evliliğini yaptı.

Genellikle ilham kaynağı olarak Djuna Barnes ve D. H. Lawrence'ı göstermiştir.

Günlükleri

Anaïs Nin en fazla günlükleri ile tanınır. On yıllara yayılan günlükleri birçok açıdan çarpıcıdır. Nin'in birçok önemli yazar, sanatçı ve psikanalist ile yakın ilişkisi vardı. Günlüklerinde bu kişileri alışılmadık bir derinlikle analiz eder.

Erotik anlatım

Anaïs Nin çoğu eleştirmen tarafından kadın erotik edebiyatının en iyi örneği olarak gösterilir. Erotizmi deşen ilk kadın yazarlardandı. Nin 1940'larda parasızlıktan sayfası bir dolardan olmak üzere Venüs Aşıkları'nı kaleme almıştı.

Anlatım tarzı dönemine göre fazlasıyla açık saçıktı. Günlüğünde babasıyla yaşadığı ensest ilişkiyi yazmıştır.

Nin dönemin birçok önde gelen edebiyatçısıyla arkadaştı. Hatta bazılarıyla sevgiliydi. Bunlardan bazıları Henry Miller, Antonin Artaud, Edmund Wilson, Gore Vidal, James Agee veLawrence Durrell'dir. Miller ile arkadaşlığı ve yaşadığ ilişki gerek kadın olarak, gerekse yazar olarak kendisini çok etkilemiştir. Her ne kadar günlüklerinde Miller'ın karısı June ile ilgili gördüğü cinsel bir rüyadan bahsetse de bu rüya hiçbir zaman gerçeğe dönüşmemiştir. Günlüğün ilerleyen kısımlarında Nin başka bir kadınla lezbiyen bir ilişkiye girdiğinden ama bu ilişkiden tatmin olmadığından bahseder.

Anaïs Nin 1977'de Kaliforniya'da Los Angeles'da ölmüştür. Cesedi yakılmış ve külleri Santa Monica Körfezi'ne savrulmuştur.
“O katılıktan, duygusuzluktan ölecek. Bense aşırı hissetmekten. Biri kapıyı çaldığı zaman, bana tahtaya değil de yüreğime vuruyormuş gibi gelir. Her darbe doğruca yüreğime ulaşır.” 
Suç, insanoğlunun tek başına kaldıramayacağı tek yüktür. Bir suç işlenir işlenmez kişi ya telefona sarılır ya da bir yabancıya günah çıkartır.
Anais Nin
Sayfa 2 - Everest Yayınları
125 syf.
·5 günde·Beğendi·6/10
Kitabi okumaya baslamadan ,edindigim yazarin hayati konusundaki bilgiler,en az kitap kadar inceleme gerektiren ,ve yazdiklarinin tamamen hayal ürunu olmadgina inandiran türdendi..


Kisinin ozgürlugu fikirlerini ve hisetiklerini açik bir dilde ifade cesurca ifade edilmesinden geçtigini göz ônunde bulundurursak,Anasis Nin'i ozgurluk ve cesaret anlaminda ,yüksek mertebelere ulastigini belirtmek isterim ki ,kitaplarini okuyanlar eminim.hemfikir olacaktir...


Kitap,üc hikayeden olusur...Hikayeler,kisilerin ic dunyalarini cinsel tercihlerini,kendilerini kesfetmelerini,cinsel arzulari tabu olmaktan cikaran detaylarla derinlemesine ince ayrintilariyla anlatmaktadir...

Daha fazlasini merak edenler icin keyifle okuyun derim........11.11.2018
176 syf.
·8 günde·9/10
Anais Nin'in 'İçsel Kentler' isimli roman dizisinin beşinci ve son halkası olan bu romanda; dizinin önceki romanlarından da tanıdığımız karakterimiz Lillian'ın, Golconda kentine yaptığı yolculuk ve bu yolculuğun izlenimleri, romanımızın asıl konularıdır. Yaşadıklarının anlamsızlığının, gelecekte hoş olmayan psikolojik durumlara sebep olacağını görebilen Lillian'ın; mevcudiyetine inandığı böyle muhtelif psikolojik anlamsızlıklara veya rutinleşen -durağanlaşan huzursuzluk hallerine daha kuvvetli şekilde karşı koyabilmek maksadıyla, bir farkındalık arayışına belki de yazarın tabiriyle bir ruh banyosuna gereksinimi vardır. Bakalım hikaye kahramanımız Lillian bu Golconda seyahatinde aradığını bulabilecek mi ve bakalım bu seyahat esnasında neler yaşanacak.
İnsan kaçmak istediği insanlardan veya mekanlardan geçici bir süre de olsa gerçekten kaçmayı başarabilirse, gittiği yerlerde ki karşılaştığı insanlardan veya mekanlardan geldiği yerdekilere benzer aynı sorunları yine kaçan bireyin kendisi üretir. Belki de insanın kaçması gerektiği asıl kendisidir, kendi karakteri - benliğidir.
Anais Nin'in psikolojik analiz yapma ve bireyin içsel hesaplaşmalarını açığa vurma konusundaki başarısı, edebi zekasıyla ve sanatçı yanıyla bir hayli güzel duruyor. Bütünüyle psikolojik bir roman diyebildiğim 'Minotor'u Kışkırtmak' romanındaki her cümle aynı zamanda birer şiir veya sonat dizesi kadar süslemelidir ve bu durum fevkalade etkileyicidir, türüne az rastlanır, sıradışı bir romandır. Tavsiye olunur.
İyi okumalar...
133 syf.
·7 günde·10/10
Kadının ve erkeğin tutkularını, kaçamaklarını ruhun derinliklerinde hissettiren bir eserdi. Kitabı okurken altını çizdiğim detaylar insana hapsolmuşluk hissiyatı uyandırırken bu detayların başka biri tarafından da dile gelmesi tezat bir özgürlük havası yaratıyor. Soluklanmak ve yorulmak için harika bir eser...
•Beni bu eserle tanışma şerefine nail ettiği için de canım arkadaşıma şükranlarımı sunarım.
144 syf.
·2 günde·7/10
Yazarın ismini çok duydum ama ne bileyim belki cesaret edememem belki de istemememden dolayı Anais Nin okumadım. Bu kitabı Üsküdar’da bir sahafta buldum ve uçakta okudum bitirdim. Kitap akıcı ve gayet açık. Betimlerler gayet muazzam. İnanın bu türde olmasına rağman (erotik tarzda) betimlemeleri sizi olayın yaşandığı yer, an ve gözünüzde canlanan her şeyi anlatmış yazar. Zaten bu türde pek duyulan bir isim yok bildiğim kadarıyla ama edebiyat çevresinde isim yapmış olması demek ki kötü yazar olmadığını bize göstermekte. Sabina’nın bir evliliği var ve eşini çok seviyor. Alan ona karşı mutlak bir zafiyet içinde. Amma velakin Sabina maceralar arıyor. Barlarda sürtüyor, gecelik ilişkilere giriyor. Hatta başkalarına aşık oluyor, oldurtuyor. Ama peşinde biri var. Hayalet gibi arkasında gezen bir dedektif. Onun tüm yaptıklarından haberdar. Sabina da farkında ve karşılaştıklarında ona bütün günahlarını anlatıyor bir nevi günah çıkarıyor. Ben Tanrı’ya benzettim dedektifi. Çünkü ona karşı mahcup olması ve utanması falan bunları anımsattı. Başka heyecanlar, babasına benzettiği kişiden kopamama falan buralar biraz olaylarla örülü.

İçsel Kentler dizisinin 4. Kitabıymış. En iyi kitabı Venüs Üçgeni olarak görülmüş. Kadın – Erkek ilişkileri, aldatmanın insan ruhunda bıraktığı psikolojiyi cesurca yazmış. Kocasını sevse de başka heyecanlar arasında kalan Sabina’nın tatmin duygusunu okuyacaksınız. Aşkın ışıltılı ve karanlık yönlerini gördüğünüz bu eser; kentin sokaklarında aşkın peşinden sürüklenen bir kadının öyküsü aslında. Pek çok tavsiye etmesem de yine de okunur.
148 syf.
·Beğendi
Anais Nin'in tüm romanlarında olduğu gibi Dört Odalı Kalp'te de aşkın karmaşıklığına duyulan bir gizli inanç söz konusudur. Djuna'nın sorgulamaları kadınca saflığın ya da duygulanmaların değil, hayata incelikli bir yerden bakan bir kahramanın düşüncelerini içerir.

"İçsel Kentler" serisinin ilk iki romanı, Ateş Merdivenleri ve Albatrosun Çocukları da aynı duygularla örülüdür.
148 syf.
Yazarın okuduğum ikinci kitabıdır. İlki Venüs Üçgeni .. Anais Nin hakkında şöyle bir cümle okudum veya duydum hatırlamıyorum . Nesnelliğin Özneleşmiş yazarı :) Onun okuduğum ilk kitabında Venüs Üçgeni; Elana’nın bedenini keşif yolculuğu yazarın psikanaliz çözümlemeleri ile beraber hoştu diyebilirim. Uzun zaman oldu okuyalı. Bu kitabı ise erotizmden uzak; duygulara yönelik bir kadın yazar olarak saygıyı nazarımda hakkeden anlamlandırmaları.. Roman Kahraman’ın adanmışlık ve bunun uğruna fedakarlıkları bir kadının nasıl edilgen konumdayken etken bir konuma yükselişi .. ( duyguları ve sorgulamaları açısından) kadın ve erkek insan ilişkilerine yönelik güzel çıkarımları - özelikle çok alıntı yaptım - çünkü yazarın çalkantılı sıradışı yaşamının okuyucunun üzerinde ki önyargıları ( kimilerine göre) yıkmak adına. Yazarın kendisinden çok yazarın yazdıklarıyla ilgilenmenin daha doğru olduğu kanısındayım. Benim açımdan yazarın özel hayatını tutarlı buluyorum - düşünüş ve pratik anlamında- Okuduğum değerli yazarlardan hiçte geri kalır yanı yok. Lanet olsun. Fransız yazarları seviyorum kadın yada erkek hiç farketmez... Onların anlatımlarında nedense..derin ve duygulu .. yönleri daha fazla buluyorum . Okuduğum ve içinde boğulduğum yarım bıraktığım 3 teorik kitaptan sonra.. Bir kitabı bitirmenin keyfini yaşıyorum. Amacına uygun düştü.. diyebilirim..
287 syf.
HENRY İLE JUNE GÜNCE ( 1931 - 1932 )
Yazar: Anais Nin
Çeviren: NEDRET TANYOLAÇ ÖZTOKAT
Yayınevi: CAN YAYINLARI
Sayfa: 216 sayfa
Basım Tarihi: 1. Baskı 1993

Neuilly’de doğmuş, Brüksel, Arcachom ve Barselona’da büyümüş olan olan Anais Nin, on bir yaşında, Birinci Dünya Savaşı yaklaşırken Fransa’da geçen çocukluğunu ve ünlü bir piyanist, yetenekli bir besteci olan İspanyol asıllı babasını geride bırakarak annesiyle Avrupa’dan ayrılmıştır. Yaşamı daha en baştan kozmopolit bir çizgi izliyordu… 1929 yılında, yirmi altı yaşındayken ailesiyle Seine nehrine bakan sakin bir kasaba olan Louveciennes’e yerleşti. Güzel sanatlara meraklı bir bankacıyla evlendi. Bir bölümü Madame fu . Barry’nin topraklarında bulunan evine özgü, sevimli sicak,şaşırtıcı, özellikle de dost ağırlamaya uygun görünümü göz önüne alarak seçti. On bir penceresi olan evininin sarmaşıklarla kaplı cephesi, arkasında da sık ağaçlar ve otların büründüğü gizli bahçesi uzanıyordu…

İki yıl sonra Anais Nin, kırk beş yaşında ölen D.H Lawrence’le ilgili incelemesinin bitirir; Rimbaud ve Andre Breton etkileri taşıyan ilk şiirsel anlatısı House Of Incest’i ( Ensest Evi) yazmaya başlar. Yaşamını bir olay alt üst edecektir; Henry Miller’le karşılaşması. Anais Nin 1932’den 1934’e dek uzanan bir dönemi kapsayan Günce’sinin en güzel sayfalarını Miller’e adayacaktır.

Gündüzleri Anais Nin’in işleriyle ilgilenen, geceleri de bohem yaşamı süren genç avukat Richard Osborn, bir gün, Bookly’den gelen yarı gezgin, yarı serseri, yarı yarı ya da açlıktan ölen bir yazarı, Henry Miller’i ağırlar evinde. Miller Anais için bildik bir addır; Bunuel’in L’ Age d’Or’u ( Altın Çağ ) üzerine yazdığı Nin yeni okumuş ve ‘’ olağanüstü etkili ‘’ bulmuştur. Öte yandan, Miller’in elinde Anais’in Lawrence’le ilgili elyazması vardır. ‘’ Böylesine etkileyici, bir o kadar da incelikle dile getirilmiş gerçekleri okumamıştım hiç ‘’ der. Anais, Günce’sinde, şöyle yazar : ‘’ Böylece incelik şiddetle karşılaşacak ve birbirlerine meydan okuyacaktır. ‘’

Böylece Osborn, ikisini bir araya getirir. Her zaman olduğu gibi Miller, bir yemek uğruna, bir gece Louveciennes’e giden Osborn’un peşine takılır. Ancak yemeğin lezzetinde, evin güzelliğini ya da odun ateşinin Sıçaklığından çok, ince, zeki canlı, yaşama sanatını bilen ve lüks içindeki evsahibesi, Miller’in ilgisini çeker. Daha sonra 1977’nin Ocak ayında Los Angeles’te ölen bu dostunun ardından Miller şunları demiştir: ‘ Yaşamım boyunca tüm kadınların narasında, güzellik ve kadınsı çekicilik yönünden Anais’e erişen çok azdır. O, hem baştan çıkarıcı, hem aristokrattı; hem yardıma gerek duyanlara güvenlik bir sığınak olurdu, hem de kendini insanlardan son derece sakınan bir kişiydi. ‘’

Anais Nin, kendisini de belirttiği gibi, ‘’ Henry’nin her derdine koşan dostu ‘’ olur. Ona çömertçe, dostça ve incelikle yardım eder, onu dinler, ona güç verir; o sıralarda yazmakta olduğu Yengeç Dönencesi’yle olduğu kadar mide ağrılarıyla da ilgili öğütler verir ona… Yazarın, sonunda yerleştiği Clichy’deki daireyi döşer, lamba, daktilo, kitaplar, gramafon, bisiklet, v.b. alır ona. Geceleri ikisi gizemli, karanlık bir Paris’i fethetmeye çıkarlar. 1923 yılında, yirmi yaşındayken evlendiği kocasının, kendisinin ve ailesinin kibar, şık, yüksek sosyete yaşamı üzerine kurulu dünyasından, Miller’in barlar, gece kulüpleri, sokak şenliklerinden oluşan gece dünyasına atlar. Kentin kötü şöhretli sokaklarını ev meyhanelerinin üstüne sabahın ilk saatlerinde çöken önlüğünü tanımaya başlar…

Kentin aşağı mahalleleri olarak gördüğü bu yerlere yolculuk nedendi? Bir baba arayışıyla savaşmak için, diye açıklamaya çalışıyor Anais Nin görüştüğü Dr. Allendy. Babası kim mi? Çekici, ancak uçarı, acımasız sadist bir adam. ( Anais ve iki erkek kardeşini kırbaçlarmış. Anais bir gün onun bir kediyi sopayla döverek öldürdüğünü görmüş) Yine de onu tutkuyla sevmekte ve ondan ayrılmış olmaktan hep acı duymaktadir. Öte yandan içinde yetiştiği sıkı ve katı ilkeleri olan Katoliklikten de kurtulmak istemektedir.Kendisinden daha yaşlı ve babası gibi açık mavi ve buz gibi donuk gözleri olan Miller, Nin’i bu duygudan kurtaracak, kendini aşmasını sağlayacak ve onu kendine getirecektir. Ancak Miller’den, hatta psikanaliz seanslarından ya da sonradan tanıştığı tüm insanlardan çok, ona kendini tanımasında yardım eden, kendi kendini ona güç veren, kabullenmesi, yaşaması ve yaşamını sürdürmesi için Günce’yi kaleme alması olmuştur. Babasından kopmakla derinden yaralanan Nin, on bir yaşındayken ona uzun bir mektup yazmaya karar verir. Bu mektubu hiç göndermeyecektir, ancak hiç bitmeyecekmiş gibi yazmayı sürdürür. Bu mektup, önce Fransızca, sonra İngilizce yazdığı Günce’sini oluşturacaktır: ON BEŞ BİN SAYFALIK bir anıt ve eylemden çok, düşünceye yönelik olmasını istediği yaşamnı yansıtan Günce’sinin, uzun uzun betimlediği insanların özel yaşamlarına – hukuksal açıdan saygı duyarak, ancak bazı bölümlerini yayımlar…

Birçok kişi Nin’i bu günceden ayırmak isteyecektir, tıpkı bir zamanlar babasından ayırdıkları gibi. Ancak bir uyuşturucu, bir büyü bir yaşam kimliğine dönüşmüş olan güncesinin, güven veren, sessiz, avutucu içtenliğinden kimse ayıramayacaktır onu. Böylesine büyük bir işe kalkışmasaydı kim bilir ne çok roman yazacaktı? Miller’in deyişiyle onun ‘’ bitmeyen senfoni’si bugün karşımıza eşi olmayan modern bir yapıt, Nin’in başyapıtı olarak çıkıyor.

Ünlü çağdaşların anlatması için bir çizgi, bir satır yetiyor. Henry Miller’in ‘’ düzensiz yaşamını, merakını ,canlılığını, ahlak tanımazlığını, duygusallığını, kötü şakalarını… gözlemler. Antonin Artaud’nun ‘’ bitkinlikten mavi, acıdan kararmışalmış gözlerini… , Zadkine’in ‘’ çabuk, canlı hareketlerini, alaycı ve yergici yüz ifadesini ve kırmızı gözlerini… ‘’ güncesine alır.

Anais Nin’in Günce’sinde her şeyi titizlikle yazmış, bilinçle, dürüstlükle, açıklıkla ve alışılmışın dışında bir bellek, keskin bir algılama, neredeyse kahince bir derinlik ve kavrayışla gözlemlemiş, betimlemiş, incelemiştir.
133 syf.
·1 günde·8/10
En insani duyguları, yaşanılan zorlukları farklı tatta anlatan bir kadın bakışı. Altını çizdiğim çok yer oldu. Son derece şiirsel bir anlatımı var. Anais Nin insan ruhunu iyi anlatan bir yazar. Ancak beş kitaplık bir serinin 2.si olan bu kitaptan önce serinin 1. kitabı olan Ateş Merdivenleri'ni okusam daha doğru olacaktı. Zira bu kitaptaki karakterler ilk olarak orada sahneye çıkıyorlardı.Yine de okumaktan keyif alınacak bir eser

Yazarın biyografisi

Adı:
Anais Nin
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Nanterre, Fransa, 21 Şubat 1903
Ölüm:
Los Angeles, Kaliforniya, ABD, 14 Ocak 1977
Anaïs Nin (21 Şubat 1903 14 Ocak 1977) İspanyol, Küba ve Danimarka kökenli Fransız yazar. Günlükleri ve erotik yazılarıyla tanınır. Günlükleri 11 yaşından başlayarak ölümüne kadar 60 yıldan uzun bir dönemi kapsar.

Uzun yıllar Anaïs Nin aynı anda iki kişiyle evli kalmıştır. Bir sanatçı ve bankacı olan ilk kocası Hugh Guiler ile 1923'de evlenmiştir. 1955 yılında Guiler ile evliliği sürerken evlendiği Rupert Pole ise bir orman memuruydu. Her iki adam da Nin'in ikili yaşantısından bihaberdi ve 1977'de Nin'in ölümüne kadar tanışmamışlardı. 1985 yılında Hugh Guiler'in ölümünden sonra Nin'in günlükleri Rupert Pole'un izniyle eksiksiz halleriyle yayımlanmıştır.

Yaşamı

Anaïs Nin Fransa'da doğdu. Anne ve babasının ayrılmasından sonra annesi Anaïs ve iki erkek kardeşini alarak New York'a taşındı. Yeni yetmelik döneminde okulu bıraktı ve manken olarak çalışmaya başladı.

1924 yılında kocası Hugh Parker Guiler ile Paris'e taşındı. Bu dönemde kendini yazıya verdi. D.H. Lawrence üzerine olan ilk kitabı da bu dönemde yayımlandı. 1939'da çift New York'a döndü.

Nin Kenneth Anger'in Inauguration of the Pleasure Dome (1954) adlı filminde Astarte olarak rol aldı. Ayrıca Maya Deren'in Ritual in Transfigured Time (1946) ve Guiler'in Ian Hugo ismiyle yönettiği Bells of Atlantis (1952) adlı filmlerde oynadı.

17 Mart 1955'de Rupert Pole ile ikinci evliliğini yaptı.

Genellikle ilham kaynağı olarak Djuna Barnes ve D. H. Lawrence'ı göstermiştir.

Günlükleri

Anaïs Nin en fazla günlükleri ile tanınır. On yıllara yayılan günlükleri birçok açıdan çarpıcıdır. Nin'in birçok önemli yazar, sanatçı ve psikanalist ile yakın ilişkisi vardı. Günlüklerinde bu kişileri alışılmadık bir derinlikle analiz eder.

Erotik anlatım

Anaïs Nin çoğu eleştirmen tarafından kadın erotik edebiyatının en iyi örneği olarak gösterilir. Erotizmi deşen ilk kadın yazarlardandı. Nin 1940'larda parasızlıktan sayfası bir dolardan olmak üzere Venüs Aşıkları'nı kaleme almıştı.

Anlatım tarzı dönemine göre fazlasıyla açık saçıktı. Günlüğünde babasıyla yaşadığı ensest ilişkiyi yazmıştır.

Nin dönemin birçok önde gelen edebiyatçısıyla arkadaştı. Hatta bazılarıyla sevgiliydi. Bunlardan bazıları Henry Miller, Antonin Artaud, Edmund Wilson, Gore Vidal, James Agee veLawrence Durrell'dir. Miller ile arkadaşlığı ve yaşadığ ilişki gerek kadın olarak, gerekse yazar olarak kendisini çok etkilemiştir. Her ne kadar günlüklerinde Miller'ın karısı June ile ilgili gördüğü cinsel bir rüyadan bahsetse de bu rüya hiçbir zaman gerçeğe dönüşmemiştir. Günlüğün ilerleyen kısımlarında Nin başka bir kadınla lezbiyen bir ilişkiye girdiğinden ama bu ilişkiden tatmin olmadığından bahseder.

Anaïs Nin 1977'de Kaliforniya'da Los Angeles'da ölmüştür. Cesedi yakılmış ve külleri Santa Monica Körfezi'ne savrulmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 102 okur okudu.
  • 1 okur okuyor.
  • 106 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.