Anatole France

Anatole France

Yazar
7.4/10
91 Kişi
·
264
Okunma
·
28
Beğeni
·
2.724
Gösterim
Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.
"Zorbalık için nasıl erdem bozukluğu gerekliyse, özgürlük için de erdem gerekli."
Anatole France
Sayfa 266 - 1985 Baskısı "Le Mutron" adlı öyküsünden
"Üç şey birlikte doğdu: insan, özgürlük ve ışık"
Anatole France
Sayfa 203 - Bilge Yayıncılık (1985 Baskısı) "Oymak Beyi" öyküsü
"Öç duygusu, cinayetten daha vahşi, daha yırtıcı bir duygu."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
"İnsanların insanlara yaptığı bu işkencelerin, insanların insanlara verdiği bu cezaların, devletin varlığını sürdürmek için gerekli olduğunu sanmıyorum."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
"Uslu halkların adalet anlayışı çok su götürür."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
"Kişi, başkalarının yıkımında kendi yıkımını görür ve başkalarına acırken aslında kendine acır."
Homeros'tan beri şairlerde askerleri övme hastalığı vardır. Savaş bir sanat değildir , savaşların sonucu raslantılara bağlıdır. Her ikisi de aptal iki general karşılaşıyor, elbetteki bu aptallardan biri sonunda kazanacak. Göklere çıkardığınız bu kılıç hamalları masallardaki turna kuşlarının kurbağaları yutması gibi bir gün sizleri boğazlarsa o zaman diyecek söz kalmaz, gerçekten tanrılaşmış olurlar. Çünkü Tanrılar iştahlarından belli olur.
Anatole France
Sayfa 221 - Altın Kitaplar Yayınevi
Bir "İŞSİZ" inceleme ile tekrar karşınızdayım sevgili GOBELLER ..
( Yokolun!! ÇORUM ÜBER ALLES!!! =)) ) Kitabı okuyalı bir kaç gün oldu .. Normalde beni böylesine etkileyen eserlere pek sektirmeden inceleme yaparım ama roman bir devri anlattığı için , daha doğrusu bir dönem romanı olduğu için ,emin olmak adına bir kaç geri besleme yapıp dönemin tarihi olaylarını gözden geçirdikten sonra inceleme yazayım istedim .. Kitabı Oda Yayınlarından okudum (şiddetle öneririm) , alıntı yaparken ise Kaynak Yayınlarından yaptım alıntılarımı .. Romanda olaylara "FRANSIZ" kalmamanız açısından düşülen dip notlar sayesinde bambaşka bir yaşam formuna dönüşeyazdım ..Tarih sevdiğim bir alandır ama bir kaç yerde ben de "bu ne artık" kıvamına evrildim.. Birkaç incelemede de dipnot yakınmasına şahit oldum ..O yüzden, bu incelemeyi , romanı okuyacak insanlara kolaylık olsun diyerekten kaleme alıyorum .. Mecbur uzun olacak .. Elim mahkum .. Zira Fransız Devrimi bu .. Sahanı ısıt , yağ koy , yumurta kır muhabbeti değil ...

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki bu eşitlik ve özgürlük ilkeleri esasen Fransa ile değil Amerika ile 1770 lerde sahneye çıktı.. Rüzgarı Fransa' yı daha sonra dünyayı vurdu .. Yalnız Avrupa kıtasında Fransa' nın rolünü de küçümsememek lazım .. Fransa dönem itibari ile Avrupa' nın EN GÜÇLÜ , EN ZENGİN ülkesi idi .. Kültürel önderiydi ..Misal Avusturya ve Rusya büyükelçilerinin birbirlerini savaşla tehdit ederken kullandıkları dil DAHİ fransızcaydı .. 1789 ' da Fransa kralı 16. Louis idi.. Yiyip içip (ulan ne panna cottta yemiştir bu adam!!) , ava çıkmadığı günlerin haricinde kitlelerle uğraşmaktan büyük haz duyan bu domdom emmimiz , kraliçesi Marie Antoinette ve hazır kart reklamlarının gözbebeği Cin Ali ' den kelli küçük oğluyla Versailles' da , bir ucundan diğerine uzunluğu 500 metreyi aşan sarayında 4000 bin hizmetçi ve 1000 kadar saray mensubuyla gününü gün etmekteydi .. Pek tabii şatafat parasız olmaz .. Borç alıyordu Fransa .. Ve borç içinde faizlere boğularak yüzüyordu .. Hal böyle olunca imdat çekici diyerekten vergilere yönelindi..Vergiden muaf olan ve o sıralar "YE KÜRKÜM YE" turnesi ile Fransa' yı turlayan soylulardan, din adamları ve hükümet görevlilerinden vergi alımı yoluna gidilmek istendi .. Ama kararı onayacak meclis bu saydığım kişilerden oluşuyorken OLACAK İŞ MİYDİ BU ? =)) Olmadı pek tabii.. Bunun yerine teee kör itin öldüğü dönemde , en son 175 sene önce 1614' te toplanan Etats Generaux denilen Umumi meclis toplandı..Krallar daha önceleri vergilere onay için bu meclise başvuruyorlardı Fransa'da..Bunu takiben meydana gelen gelişmeler sonucu Tiers Etat yani Halk Meclisi toplandı..Ve oylamadaki sistemle ilgili bir tartışma konusu ortaya attı .. Eski "müreffeh" günlerde ,halk henüz uyuyorken ve "cahalken" , HER TOPLUMSAL SINIFIN blok oy olarak oy kullanmasından yanaydı adet..Bunun uygulamadaki sonucu ise ruhban sınıfı ve soyluların yani psikopos ve rahiplerin (ULAN YİNE Mİ SİZ !!!) oyca halktan üstünlüğü idi..1614 neyse de ,modern bir ülke olma yolunda olan 1789 Fransa'sında orta sınıfı oluşturan tüccar , avukat ve küçük toprak sahipleri artık eskisi gibi oy oranlarının üçte bir olmasını kabul etmiyorlardı .."3'ün 1'ine" dur diyorlardı senin anlayacağın.. Olurdu ,olmazdı - yaparsın , yapamazsın derken ,kral da meclisi feshetmek adına toplanma yerlerini kapatınca davullu zurnalı oğlan bizim kız bizim nidalarıyla şaha kalkan işbu tayfa YENİ BİR ANAYASA HAZIRLANANA kadar dağılmayacaklarına ant içtiler .. Din adamlarına da göz dağı verip ,sınıfsal olarak değil BİREYSEL olarak oy kullanmaya davet ettiler kendilerini.. Böylece devrim start aldı .. SOL a doğru evrildi.. Ruhban sınıfı ve soylulara karşıydı.. Ama az sonra bahsedeceğim gibi ŞİDDETİN VE "TERÖR"ün de yolunu açtı ..Devrimi bu denli büyüten nedenlerden biri de şüphesiz Açlık idi.1788 'de dolu ve ardından gelen kuraklık hasadı vurmuştu .. '789' a gelindiğinde tahılın fiyatı artmış ekmek bulunmaz olmuştu..Ekmek dar gelirli fransızın KARA GÜN DOSTUYDU, dolayısıyla sorun çok ciddiydi..Az da Nihat hoca tribiyle devam edeyim =)) BABALAR FÜLÜ"D" alamadıkları için OĞULLARINI DÖVÜYOR , ANNELER ÇOCUKLARINI CAMDAN ATIYOR , NİCE OCAKLAR SÖNÜYORDU.. EV KADINLARI FIRINLARI KUŞATMA ALTINA ALMIŞ, SİPER SAVAŞLARI SON HIZIYLA SÜRÜYORDU..KÖR OLASI, GÖZÜ ÇIKASICA KÖYLÜLER LOJİSTİK DESTEĞİN BELİNİ KIRMAK İÇİN TAŞRA YOLLARINDA BUĞDAY TAŞIYAN KAFİLELERİ YAĞMALIYORLARDI .. Bu sırada temmuz ayında bir kısım işçi Bastille zindanını ele geçirdi .. Amaçları kralın kent dışında bekletilen birliklerine karşı kullanmak amacıyla silah elde etmekti..Zindandaki yedi tutuklunun serbest bırakılıp zindan komutanının da öldürülmesi fransız halkı üzerinde MEKSİKA (bkz: yauw Tuco ne mübarek bir zatsın sen!!) DALGASI etkisi yarattı .. Tabii bunda varlıklı soyluların, köylüleri katlettirmek için çeteler yolladığı söylentisinin de büyük payı vardı.. Tahmin edeceğiniz gibi kaçamayan tüm aristokrat tayfa İMAMIN KAYIĞINA bindi .. Soyluların malları yağmalanıp kundaklandı .. İşte küçük bir kıvılcım, orman yangınına böyle dönüşmüştü .. Bastille harekatı kralın façasını bozmuş egemenliğine son vermişti .. Devrimle kazanılan hakları es geçiyorum..Zaten hepimiz köleliktir , özgürlüktür, eşitliktir , oy hakkıdır muhabbetini adımız gibi biliyoruz ..

Gelelim kralın akibeti ve sonrasında bu kitabın konusu olacak olaylar serisine ... Kral ve kraliçe kaçarken yolda yakalandı .. 1.5 yıl sonra yargılandı ve kafası kesildi ..8 ay sonra da hanım ablamızın kelleyi uçurdular .. TÜM BUNLARI İNSANLARIN KAFASINI "İNSANCIL" BİR YÖNTEMLE KESİYOR DEDİKLERİ "GİYOTİN" İLE GERÇEKLEŞTİRMİŞLERDİ.. Sene 1793 ' e geldiğinde devrim , TERÖR DÖNEMİ dedikleri en uç noktasındaydı .. Fransa bir kraldan yoksun olduğu ve tahta da bir kral geçirmek için diğer ülkeler Fransa' ya savaş açtı .. Kitabı okurken göreceğiniz üzre dış ülkeyle yazışma yapanların birer birer kellelerini kaybetmelerinin bir sebebi de bu..

Savaş gibi olağanüstü hal koşullarında devrimin sekteye uğrayacağından korkan devrimciler, tüm iktidarı kitapta da adı geçen Kamu Güvenliği Komitesine devrettiler..Komitenin başında kitapta ismiyle sıkça karşılacağınız ve halk tarafından "NEFRET EDİLEN" Maximilien Robespierre vardı..Kendisinden bir kıple alıntı yapayım ki sonradan neler olduğunu , kitabın adının niçin "Tanrılar Susamışlardı" olduğunu anlayasınız..
" TERÖR adalet , çabukluk , yalınlık ve kararlılık demektir..TERÖR , DESPOT bir hükümetin dayanağıdır..Devrimin hükümeti despotluğa karşı ÖZGÜRLÜĞÜN DESPOTLUĞUDUR." (?!??!?)

Sonrası mı ? Sonrasında 20000 "halk düşmanı" giyotinle tanışma şerefine nail oldu.. Yürürlükteki yargılamalar amacından saptı , yozlaşma başgösterdi ..Artık idam istemi için geçerli olan halk düşmanlığının yanında halkta cesaret kırıcı etki uyandırmak , kamuoyunu yanıltmak , ahlak bozmak , vatansever zatların rahatsızlığı gibi havagazı bahaneler de boy gösterir oldu .. Ve sonunda KAYIŞ KOPTU !! ADALETİN KANTARI İLE OYNAMIŞLARDI .. Bozdukları ve yozlaştırdıkları adalet en sonunda onların da kellelerini aldı ..

Roman bu tarihsel olaylar çerçevesi üzerine oturtulmuş bir seyir izliyor..Kendi halinde , naif bir kişilik olan Evariste adlı bir ressamın bu yozlaşmışlık çarkına dahil olması anlatılanlar .. Bir aşk hikayesi de konuya entegre edilmiş lakin anlatım bir pembe dizi kıvamında değil de bu aşk uğruna kahramanımızın duygularıyla hareket edip , duygularını adaletin ve kanunların önüne geçirmesi şeklinde bize sunuluyor ..Bir insanı tanımak istiyorsanız ona ya PARA ya MEVKİ verin derler ya ,o mevkiyi ve ADALETİ suistimal edenler romandaki bireyler .. Dönem itibari ile ruhban sınıfının ve dinin de payını sonuna kadar aldığı bir roman bu .. Menfaat vs insan ilişkileri , toplum psikolojisi ve din eleştirisi de barındırıyor .. Ama bence verilen en güzel mesaj adalet adına alttan alttan , ince ince işlenen mesaj .. Derler ya adalet bumerang gibidir.. Ben acılı çiğ köfteye benzetiyorum esasen .. ADALET ACILI ÇİĞ KÖFTE GİBİDİR...AYRANLA TÜKETİR HAKKANİYETLİ OLURSAN KURTULURSUN ..ACILI ŞALGAMLA TÜKETİR MAZLUMUN KANINA GİRERSEN YOKOLURSUN !! HER HALÜKARDA "GÜMRÜKTE" HESABINI SORARLAR ADAMA !!! =))

Bir sonraki incelemeye dek esen kalın , İŞSİZ KALIN!!

NOT : Kitabı bitirir bitirmez şu şarkı ve bu nakarata sarıldım .. tavsiyemdir .. gayet manidar sözler Fransız Devrimi yıllarını düşündüğünüzde .. al 0: 55 ' e dinle nakaratı...

https://www.youtube.com/watch?v=_DDv1mTDAYk

A NEW ERA has begun, the world is falling
And darkness TRIUMPHS, the EMPEROR has made his CALL
And now the time has come for us to dread his warning
THE TERROR WILL REIGN , DEATH UPON US ALL!!!!
Kitabımızda tarihi bir aşk ve ülkedeki iç savaş anlatılıyor. Konu seçimi güzeldi de anlatış tarzı biraz ağır geldi. Kitabın başları fazla sıkıcıydı bana göre. Kurgu olmadığını bilmek bir kitabı daha anlayarak okumayı gerektiriyor. Tam adapte olmaya çalışırken karşıma çıkan yıldız işaretleri konudan habire kopmama vesile oldu. Neredeyse her sayfada bir dipnot vardı. Belki de bendeki baskısı bu şekildeydi bilemiyorum. İsimlerde çok olunca kafa karıştırdı. Bitirmek zor oldu. Yaklaşık bir ay sürdü okumam. Arada başka kitaplarla aldattım kendisini tanrılar affetsin. Ama sonuna nirvanaya ulaştık.
Devrimden sonra Fransa…
Sokaklarında gezerken giyotinin yuttuğu insan cesetlerinin ve yoğun kanın metalik kokusu…
Halkın açlığı, sefaleti, korkusu. Her yer suç mahali! Herkes suçlu. Kim samimi , kim hain? Kitap bize devletlerin ideolojilerin sürekli bir döngü içerisinde olduğunu gösteriyor. Hepsi ama hepsi günün birinde yok olacak. Her sistem bir diğer sistemi yutmak için tasarlanmış adeta.
Olaylar Gamelin adında bir yurttaşın saf ve temiz ruhunun , vahşete nasıl kapıldığı üzerinden gidiyor. Gamelin iyi huylu, sakin , yufka yürekli . vatandaşlık duyguları yeterince kabarmış ama neden böyle olduğunu bilmeyen (ülkü ocağına neden gittiğini bilmeyen liseliler gibi) bir gençtir. Fransanın içinde bulunduğu durum onu yargıç konumuna getirir. Bir sanatçı olan Gamelin , nasıl yargıç oluyor diye sormayın. Sorgusuz sualsiz ölümler yaşandığı gibi böyle makamlara da torpille gelebiliyorsun. Gameline de bir kadın yardım ediyor. Sırf kendi çıkarlarını korumak adına onu bu makama getiriyor. Ancak Gamelin bu göreve ulaştıktan sonra benliğini kaybediyor. Gamelin’in geldiği son aşamayı en iyi bu alıntı anlatır sanırım.
“Gamelin’in yüreğini yumuşatmaya kalkmayın. İnsan değil onlar, eşyadır.”
Romanın başkarakteri Gamelin olsa da bence kitaba can alıcı noktayı veren bir Filozof ile Rahiptir. İkisi arasında geçen diyaloglar insanı din ve felsefe arasında bilgece bir sohbete dahil ediyor. Gerçekten kitabın keyifli bölümlerini bu ikilinin konuşmaları oluşturuyor.
Velhasıl kitap bize savaşın pis yüzünü , insanların içinde bulunduğu huzursuz ortamı tüm çarpıcılığıyla anlatıyor. Öyle bir yere geliyorsunuz ki kendi annenizi , kardeşinizi giyotine göndermeye çekinmiyorsunuz. Bu yönüyle 1984’ü hatırlattı bana. Fransa Devrimine tarihi bir bakış açısı kazandıracak bir kitap. Zevk alarak okudum. Savaşı bir Tanrı olarak görmek başka ona ibadet etmek bambaşkadır. Eğer ibadet eden taraftaysanız bu kitabı bir okuyun , sonra düşüncelerinizi gözden geçirin derim.
Kitabı,kısa bir cümleyle,'' tarihin gerçeklerine bağlı kalınarak yazılmış müthiş bir roman '' diye tarif edebilirim. Kitap için ayrıca, ''1921 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Anatole France 'ın, 1912 yılında yazdığı ve Fransız İhtilalinin hemen sonrasındaki kargaşayı anlattığı muhteşem bir eser'' de diyebilirim.

Kitap konu olarak , Fransız İhtilalinden sonraki, o at izinin it izine karıştığı zamanı tüm ayrıntılarıyla bize bire bir yansıtıyor. Bunu yaparken de, İhtilal Mahkemesi Jüri Üyeliği yapan ve kendini tamamen cumhuriyete adamış,dürüst bir kişiliğe sahip olan Evariste ve etrafındaki kişileri ön plana çıkararak olayları bize anlatıyor. Böyle zamanlarda insanların nasıl farklılaştığını,karakterlerinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Her gün çalışan giyotine insanların nasıl ve ne şartlarda gönderildiğini, insanları böyle kolayca giyotine gönderenleri bekleyen akıbetin de ne olduğunu, sanki tarih dersi verir gibi bize aktarıyor.

Tamamen gerçek olaylar üzerinden kurgulanarak, böyle büyük bir kargaşadaki bu kadar acı ve dramatik olayları, harika bir akıcılıkla bize anlatan bu eserin,
mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
Bilmediğim isimlerin çok fazla ve sürekli bulunmasina rağmen kitap asla surukleyiciligini kaybetmedi. Hem tarihe şahit oldum hem aşka. İnsan gerçekten yüreğiyle yargılamalı. Bugünün kahramanının yarının adisi olmayacağının garantisi olmadığını çok iyi anlatan bir kitap.
Robespierre'in egemen olduğu yaklaşık bir yıllık süreyi, Terör dönemini anlatıyor. Deli gibi kan akıtıldığı, ananın oğlunu, oğulun babasını ihbar ettiği, korkunun egemen olduğu bir dönem olarak resmedilmiş. Gerçekten öyle mi? Teknik açıdan bakarsak muhtemelen evet. Ancak Fransız Devrimi'ni sırf bu yönüyle ele almak çok iyi niyetli bir tavır gelmedi bana. Ya da şöyle söyleyelim: çok 'iyi niyetli' bir tavır, hani şu cehennemin taşları muhabbeti gibi bir iyi niyet. Salt hümanist bir yaklaşımla devrimler anlaşılamaz. Kaos, kargaşa, şiddet olmasın dersek ''yaşasın kral'' deriz elbette, kitaptaki gibi. Evet krallık devam etse belki bu kadar ölmezdik ama zaten yaşamış da sayılmazdık, mesele bu. Tatar Ramazan'ın dediği gibi: ''Biz Abdurrahman Çavuş'un kirli işlerine göz yumsaydık ne gerek vardı kan dökmeye, gül gibi geçinir giderdik, ama o zaman sizin ensenizdeki yumruk katmerli olurdu.''
İktidar zaten kirli bir şeydir felsefi açıdan ama iktidarsızlıksa hiçliktir. Dolayısıyla kirletilmek pahasına iktidarı arzulamalıyız. Her neyse sonuçta bu bir roman. Son derece sürükleyici bir kere, uzun zamandır tatmadığım biçimde hem de. Birtakım soru işaretleri var tabi: Gamelin'in trajik değişimi yeterince işlendi mi mesela? Bence yazar kafasında sırlar dünyası tarzında bir etme bulma hikayesi yazmayı koymuş, karakterleri de buna uydurmuş, halbuki yazar karakterlere kendini bırakmalı, onlara bir serbestlik tanımalı, bırak o seni nereye götürüyorsa götürsün. Öte yandan Gamelin gerçekten öncesinde iyi biri miydi yoksa eziğin teki miydi? Eline güç geçtiği an gerçek kimliğini buldu da denilebilir mi? Böyle de yorumlanabilir. Sonuç olarak hiç sevmedim. Elodie'yi de keza, o da güç karşısında yontulanlardan biriydi. Gamelin zalimleştikçe nasıl da tutkusu arttı ona. Sırf muhaliflik olsun diye ''yaşasın kral'' diye bağıran fahişe kız Athenais; bilge, asil ve yaşama tutkun Brettaoux ve kafasında sorularıyla Rahip Baba! Bu ekip iyiydi. Ölüme gülerek gidişleriyle insanın güzel kısmıydı onlar.
Bu kitabın bende bıraktığı etkiyi hala unutamam. Fransız edebiyatını seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Hoş, Fransız edebiyatı hakkında hiçbir fikriniz yoksa sahi Anatole France yumuşak, akıcı ve aşk dolu anlatımıyla sizi kendine bağlayacak ve size Fransız edebiyatını sevdirecektir. Kırmızı Zambak. Çok güzel, tutkulu bir aşkın romanı. Toz pembe değil, zıtlıklarla dolu gerçek bir aşkın romanı. Kesinlikle okuyun derim.
Dili ağır ama akıcı bi kitaptı. Fransız devriminden, dönemdeki sefillikten açlıktan zulümden ve gerçekten güzel bi aşktan bahseden kitap ben sevdim tarih kokan her kitabı sevdiğim gibi okuyacaklara tavsiye ederim dipnot çok başları biraz ağır ama güzel
İnsanın kötü olduğu temeline dayanan bir anlayışla yazılan bu kitabı 7.sınıfta minik okulumuzun minik kitaplığından alıp okumuştum. Aradan geçen onca zamana rağmen ara ara hala aklıma gelir penguenler adası. Yanlışlıkla vaftiz edilen penguenlerin insana çevrilmesi ve toplum yapısına geçişini konu ediniyor.
Gamelin,yurtsever devrimci,kararlarında katı ve acımasız,kendi kardeşi bile sanık olsa acımayacak derecede adaletli.En azından böyle görüyor kendisini.

Fransız devrimi dönemindeyiz.kliselerde İsa kutsalları indirilmiş yerlerine Rousseau(Jean Jacques),Brutus,Le Peltier büstleri konulmuş,rahibin kürsüsünde insanlik bildirgesi asılmış,ibadethane olarak kullanılan kliseler bir toplanma merkezine dönüşmüş, Cumhuriyetçiler toplantılarını kliselerde yapıyor.
"Yaşasin kral" diye bağıran bir hizmetçi kadını mahkum eden cumhuriyetin devrim mahkemeleri sırf bu yüzden bizzat cumhuriyet insanları tarafından hor görülecek ve mahkemeyi yoketmek için cumhuriyeti yıkacaklardır. En sonda söyleyeceğimi ilk başta söyledim ve rahatım artık devam edebilirim.

Kuklalar yaparak geçimini sağlyan bir adam kuklaları devrimle dalga geçecek şekilde yapıldığı ileri sürülerek idam edilebilir mesela,yada bir rahip 21 Haziran,19 Eylül,28 Mayıs tarihlerinde yurtseverliğini ispat edebilmiş mi diye sorguya çekilebilir,onaltı yaşındaki bir kız, yaramaz çocuklar gibi her şeyden,yoksulluktan baskıdan,ekmek kuyruğundan sıkılıp yaşasın kral diye bağırdığı için korkunç bir suç işlemiş sayılabilir,insanlar ikiye ayrılmıştır,yurtseverler ve hainler. Hainler ,yaş ,cinsiyet gözetilmeksizin cezalandıŕılacaklardır. Devrim mahkemesi ayrım yapmaz. İki tahta arasında üçgen bir metal gözleri kamaştırır,bu giyotindir.Giyotinin bir önceki günden kalma kanlarını köpekler dilleriyle temizlerler.Devrim mahkemesinden arta kalanları. Fransız devrimi kanla yapılmıştır buna en çok köpekler sevinmiştir.

Ordunun başındaki bir general Avusturya'lılara karşı bozguna uğramışsa yalandan,bile bile yenildin diye giyotini boyluyordu. Genarellerin kazanmaktan başka şanslari yoktu yani,ya kazanırsın ya ölürsün,hem de şerefli bir asker için en kötü şekilde, vatan haini yaftası yapıştırılarak.Sıradan olmayan,kumandan olma ideali bulunan bir askerin krallığı savunması mantıksız değildir,tarihe bakıldığında yetişmiş tüm büyük kumandanlar krallık düzeninde yetişmiştir.Buradan Selim Pusat'a saygılarımı sunarak devam ediyorum.

Bu kıyımlardan sonra beyaz elbisesini kirleten küçük bir kız çocuğunun çığlıkları içimize su serper,sadece annesinden terlik yiyordur.Ne mutluluk!

Adalet dediğimiz şey kesinlikten uzak kuşkuculuğa yakın bir şey midir.Adalet karar vermek yerine kuşkuya düşerse kararın doğruluğu tartışılır.Hukuk evrensel değildir bu yüzdende ilim değildir,zamana ve şartlara göre binbeşyüz tane hukuk anlayışı varsa adalete güvenmek insanın kendini kandırmasıdır ancak.
Bir adam sırf Gamelin öyle istiyor diye ölür.Bunun adı Gameline gösterilen saygıdır,oysa adamın tek suçu karanfile benzeyen kurumuş nar çiçeklerinin olmasıdır,bir nar çiçeği ne kadar benzeyebilr ki karanfile? Bir adamı öldürtecek kadar benziyor işte bu yeterli değil mi?

Sessizlik ,giyotin hareket ederken duyulan sessizlik,bu sessizlik çok şey anlatır ama duyulan sadece küt sesidir,korkunç bir ses.Sesin anlattıklarıysa izleyiciler arasından sessiz sedasız sıyrılıp giden birini vurur,gözlerden birer damla yaş düşer yere,sessizdir bu düşüş,ama ne yansımalar vardır bu saydamkıkta,bir gözyaşının gücüyle yer titrer,hiçbir bomba bu denli titretememiştir yeri.Bir duvarcı ustası ,suçu kimbilir nedir,kendi yaptığı bir duvar dibinde kurşuna dizilir,düşer sırtı duvara dayalı olarak can verir,duvarın içi titrer...
Fransız devrim mahkemesi giyotincidir,kurşuna dizilmelere karşıdır,kurşunları heba etmek nedendir,cephane zaten az kalmıştır,kurşuna dizilenler ne şanslıdır,ölecek insanlardan kurşunu esirgemeyin der biri yada demez,düşünür belki,içinden gülerek.Bunu söylemek suç sayılabilir çünkü.

Sonrası iyice karanlık,bir kanunla bir kanun değiştirilir,değişen sadece bir kanundur, sebebi vakit kaybını önlemek,artık devrim mahkemesi soruşturma yapmayacaktı,sorgu sual yoktu,tanık yoktu,savunucu yoktu artık,sanık vardı ,hep olacaktı,sanık suçunu da,suçsuzluğunu da kendi içinde saklayıp juri üyelerinin yanından sessiz sedasız geçecekti,soluksuz.Karar bu geçiş sırasında verilecekti,en fazla yirmi saniye...
Ne tasaruf!

Bireyin hakları,özgürlük yitip gitsin,önemsizdi devrim mahkemesinin yurtsever savcı,yargıç ve jurilerinin yürek atışları her şeyi kurtarırdı çünkü.
Suç bile ayaklar altındaydı,suç için gerekli olan şey biraz yürek biraz istek.Ama suçluların çoğunda ne istek ne de yürek vardı çünkü suçsuzdu çoğu.Tarafsızlıkta bir suçtu,sadece devrimi savunanlar suçsuzdu,geri kalan kim varsa ölmeliydi.Ölmek istemeyen mahkumlar bir yana ölmek isteyenlerde azımsanmayacak kadar çoktu.Hafiyelerin -ki bu hafiyeler herkes olabilir- cezaevlerine doldurduğu ve sıralarını bekleyen insan yığınları bir yana başlarını bir an önce vermek için sabırsızlananlarında işini halletmek gerekiyordu. Bazı acelecilerse,cellatlardan ve yargıçlardan tiksindikleri için gururla kendi yaşamlarına kendi elleriyle son veriyorlardı. Genç,sevilen,yakışıklı bir asker "Ne olur benim için yaşa" diyen sevgilisine aldırmadan,mahkeme karşısına dikilip, suçlama evraklarını tutuşturarak piposunu yakmıştı onunla.Tüm benliğiyle Cumhuriyetçi olduğu halde ,ne sevgilisi için,ne aşk,nede zafer için yaşamak istemiyordu artık.

Yurtesever vatan evlatları.Yargıç,savci ve juri üyeleri ,güç onların elindeydi bir kadının gözüne bakmayı bırakın beslediği kedinin gözüne bakarak kimin suçlu olduğunu anında anlarlardı,onlar yurtseverdi çünkü,yurtsever olduklarınca Tanrılaşıyorlardı ve Tanrılar susamışlardı.
Gamelin sokakta oynayan bir çocuk görse kucaklar,tüm zalimlikliklerim senin içindi çocuk derdi belki ,büyüyünce pırıl pırıl bir Fransa'da mutluluğunu,temizliğini bana borçlu olacaksın da diyebilirdi.Der ve sonra kimbilur kucakladığı çocuğun annesinin yada babasının boynunu vurdurtabilirdi.Gamelin bunu anlayayamayacak kadar uzaklaşmıştı kendinden,insanlığından.

Oysa bir genç vardı bir zamanlar ,resim yapardı.Orestes ve Elektra adını koyacağı bir resim,yarım bıraktı,kara bir yürekle dolup taştı istese saçlarını okşayacağı bir Elektra'sı olabilirdi belkide ama kızkardeşi bile nefretle bakıyordu ona ve herkes gibi kaçıyordu,bu kadar yanılgıya düşmeseydi kendi ölümüyle yaşlı anasınıda acıdan öldürecek hale gelmezdi tıpkı Orestes gibi.Bu adam tıpkı tablosu gibi yarım kaldı gitti arkasında bir Elektra bırakamadan.Yanılmıştı bu adam.
Başka bir adam,belkide aynı adam,ölüler birbirine benzer çünķü,aşık olduğu kızla belki aç,yoksul bir şekikde ama mutlu olarak kırlarda dolaşabilirdi,sevdiği kız ona "Güle güle sevgilim ,babam neredeyse döner,merdivenden inerken bir gürültü duyarsan hemen üst kata çık tehlike geçinceye dek inme. Sokak kapısını açmamı istediğin zaman kapıcı penceresine üç kez vurursun Güle güle canım! Güle güle ruhum!" derdi yine...
Bir kız yine söylüyor,belkide aynı kız,vefasızlar birbirine benzer çünkü, başka ,bambaşka bir adama "Güle güle sevgilim,babam neredeyse döner.....sokak kapısını açmamı istediğin zaman..." Ah ölüler de yanılıyor işte!
Devrimciler habire kılık değiştiriyor muhalif devrimciler siz daha az vatanseversiniz diye baştakileri indiriyor ve boyunlarını vurduruyor,bu böyle sürüp gidecek yurdunu daha fazla seven biri çıkana kadar devam edecekler Tanrılık rolüne.Bazı Tanrıların susuzluğu geçince yerine daha fena susamışlar gelecekti. Bu böyleydi,kral kalsa aynı şey,cumhuriyetçiler aynı,bir kaç yüzbin insan nedir ki,önemli olan gelecekteki pırıl pırıl hayatlar,yetim aynı zamanda öksüz bırakılan çocuklarla kurulacak bir gelecek.

Cumhuriyetin ünlü parolası "Özgürlük, Eşitlik,Kardeşlik ya da Ölüm" sadece ölüm kısmında başarı sağlandı...

Yazarın biyografisi

Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 28 okur beğendi.
  • 264 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 253 okur okuyacak.
  • 10 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları