Anatole France

Anatole France

7.3/10
82 Kişi
·
229
Okunma
·
26
Beğeni
·
2.547
Gösterim
Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.
"Zorbalık için nasıl erdem bozukluğu gerekliyse, özgürlük için de erdem gerekli."
Anatole France
Sayfa 266 - 1985 Baskısı "Le Mutron" adlı öyküsünden
"Üç şey birlikte doğdu: insan, özgürlük ve ışık"
Anatole France
Sayfa 203 - Bilge Yayıncılık (1985 Baskısı) "Oymak Beyi" öyküsü
"Öç duygusu, cinayetten daha vahşi, daha yırtıcı bir duygu."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
"İnsanların insanlara yaptığı bu işkencelerin, insanların insanlara verdiği bu cezaların, devletin varlığını sürdürmek için gerekli olduğunu sanmıyorum."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
"Uslu halkların adalet anlayışı çok su götürür."
Anatole France
Sayfa 224 - 1985 Baskısı "Bayan Roxane" adlı öyküsünden
Homeros'tan beri şairlerde askerleri övme hastalığı vardır. Savaş bir sanat değildir , savaşların sonucu raslantılara bağlıdır. Her ikisi de aptal iki general karşılaşıyor, elbetteki bu aptallardan biri sonunda kazanacak. Göklere çıkardığınız bu kılıç hamalları masallardaki turna kuşlarının kurbağaları yutması gibi bir gün sizleri boğazlarsa o zaman diyecek söz kalmaz, gerçekten tanrılaşmış olurlar. Çünkü Tanrılar iştahlarından belli olur.
Anatole France
Sayfa 221 - Altın Kitaplar Yayınevi
Gamölen kaşlarını çatarak:
- Anne, dedi, bugün acısını çektiğimiz bu kıtlık, halkı aç bırakan, Cumhuriyeti vatandaşların gözünden düşürmek ve özgürlüğü yok etmek için dış düşmanlarla anlaşan vurguncu ve karaborsacılar yüzündendir.
Anatole France
Sayfa 27 - Karınca Kitabevi
Kitabımızda tarihi bir aşk ve ülkedeki iç savaş anlatılıyor. Konu seçimi güzeldi de anlatış tarzı biraz ağır geldi. Kitabın başları fazla sıkıcıydı bana göre. Kurgu olmadığını bilmek bir kitabı daha anlayarak okumayı gerektiriyor. Tam adapte olmaya çalışırken karşıma çıkan yıldız işaretleri konudan habire kopmama vesile oldu. Neredeyse her sayfada bir dipnot vardı. Belki de bendeki baskısı bu şekildeydi bilemiyorum. İsimlerde çok olunca kafa karıştırdı. Bitirmek zor oldu. Yaklaşık bir ay sürdü okumam. Arada başka kitaplarla aldattım kendisini tanrılar affetsin. Ama sonuna nirvanaya ulaştık.
Devrimden sonra Fransa…
Sokaklarında gezerken giyotinin yuttuğu insan cesetlerinin ve yoğun kanın metalik kokusu…
Halkın açlığı, sefaleti, korkusu. Her yer suç mahali! Herkes suçlu. Kim samimi , kim hain? Kitap bize devletlerin ideolojilerin sürekli bir döngü içerisinde olduğunu gösteriyor. Hepsi ama hepsi günün birinde yok olacak. Her sistem bir diğer sistemi yutmak için tasarlanmış adeta.
Olaylar Gamelin adında bir yurttaşın saf ve temiz ruhunun , vahşete nasıl kapıldığı üzerinden gidiyor. Gamelin iyi huylu, sakin , yufka yürekli . vatandaşlık duyguları yeterince kabarmış ama neden böyle olduğunu bilmeyen (ülkü ocağına neden gittiğini bilmeyen liseliler gibi) bir gençtir. Fransanın içinde bulunduğu durum onu yargıç konumuna getirir. Bir sanatçı olan Gamelin , nasıl yargıç oluyor diye sormayın. Sorgusuz sualsiz ölümler yaşandığı gibi böyle makamlara da torpille gelebiliyorsun. Gameline de bir kadın yardım ediyor. Sırf kendi çıkarlarını korumak adına onu bu makama getiriyor. Ancak Gamelin bu göreve ulaştıktan sonra benliğini kaybediyor. Gamelin’in geldiği son aşamayı en iyi bu alıntı anlatır sanırım.
“Gamelin’in yüreğini yumuşatmaya kalkmayın. İnsan değil onlar, eşyadır.”
Romanın başkarakteri Gamelin olsa da bence kitaba can alıcı noktayı veren bir Filozof ile Rahiptir. İkisi arasında geçen diyaloglar insanı din ve felsefe arasında bilgece bir sohbete dahil ediyor. Gerçekten kitabın keyifli bölümlerini bu ikilinin konuşmaları oluşturuyor.
Velhasıl kitap bize savaşın pis yüzünü , insanların içinde bulunduğu huzursuz ortamı tüm çarpıcılığıyla anlatıyor. Öyle bir yere geliyorsunuz ki kendi annenizi , kardeşinizi giyotine göndermeye çekinmiyorsunuz. Bu yönüyle 1984’ü hatırlattı bana. Fransa Devrimine tarihi bir bakış açısı kazandıracak bir kitap. Zevk alarak okudum. Savaşı bir Tanrı olarak görmek başka ona ibadet etmek bambaşkadır. Eğer ibadet eden taraftaysanız bu kitabı bir okuyun , sonra düşüncelerinizi gözden geçirin derim.
Kitabı,kısa bir cümleyle,'' tarihin gerçeklerine bağlı kalınarak yazılmış müthiş bir roman '' diye tarif edebilirim. Kitap için ayrıca, ''1921 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Anatole France 'ın, 1912 yılında yazdığı ve Fransız İhtilalinin hemen sonrasındaki kargaşayı anlattığı muhteşem bir eser'' de diyebilirim.

Kitap konu olarak , Fransız İhtilalinden sonraki, o at izinin it izine karıştığı zamanı tüm ayrıntılarıyla bize bire bir yansıtıyor. Bunu yaparken de, İhtilal Mahkemesi Jüri Üyeliği yapan ve kendini tamamen cumhuriyete adamış,dürüst bir kişiliğe sahip olan Evariste ve etrafındaki kişileri ön plana çıkararak olayları bize anlatıyor. Böyle zamanlarda insanların nasıl farklılaştığını,karakterlerinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Her gün çalışan giyotine insanların nasıl ve ne şartlarda gönderildiğini, insanları böyle kolayca giyotine gönderenleri bekleyen akıbetin de ne olduğunu, sanki tarih dersi verir gibi bize aktarıyor.

Tamamen gerçek olaylar üzerinden kurgulanarak, böyle büyük bir kargaşadaki bu kadar acı ve dramatik olayları, harika bir akıcılıkla bize anlatan bu eserin,
mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
Bilmediğim isimlerin çok fazla ve sürekli bulunmasina rağmen kitap asla surukleyiciligini kaybetmedi. Hem tarihe şahit oldum hem aşka. İnsan gerçekten yüreğiyle yargılamalı. Bugünün kahramanının yarının adisi olmayacağının garantisi olmadığını çok iyi anlatan bir kitap.
Bu kitabın bende bıraktığı etkiyi hala unutamam. Fransız edebiyatını seviyorsanız mutlaka okuyun derim. Hoş, Fransız edebiyatı hakkında hiçbir fikriniz yoksa sahi Anatole France yumuşak, akıcı ve aşk dolu anlatımıyla sizi kendine bağlayacak ve size Fransız edebiyatını sevdirecektir. Kırmızı Zambak. Çok güzel, tutkulu bir aşkın romanı. Toz pembe değil, zıtlıklarla dolu gerçek bir aşkın romanı. Kesinlikle okuyun derim.
Penguenlerin Aziz Mael tarafından yanlışlıkla vaftiz edilişinden başlayıp olay örgüsü şeklinde ilerleyen bir kitap. Bir sonraki konularda mülkiyetin kazanımına, cumhuriyetçiliğe ve dinin devlet bünyesindeki değişken konumuna değiniliyor ve olaylar bu konular üzerinden tasvir ediliyor. Diğer incelemelerde de belirtildiği gibi Fransa' ya hiciv şeklinde bir değinme var. Kitabın sonunda günümüz yaşam koşullarından, binalardan vs. yakınmalar, eleştiriler mevcut. Akıcılık açısından ise çoğu yerde diyalog ve olay üzerinden gittiği için ilerliyor fakat olay örgüsünün, diyaloğun olmadığı kısımlarda kendi adıma biraz sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim.
Dili ağır ama akıcı bi kitaptı. Fransız devriminden, dönemdeki sefillikten açlıktan zulümden ve gerçekten güzel bi aşktan bahseden kitap ben sevdim tarih kokan her kitabı sevdiğim gibi okuyacaklara tavsiye ederim dipnot çok başları biraz ağır ama güzel
Adı ilgimi çektiği için kısa bir araştırmadan sonra okumaya karar verdiğim bu roman beklentimi fazlasıyla karşıladı. Hayvan Çiftliği romanını beğenenlerin bu romanıda beğeneceklerini düşünüyorum...
Zevkle okunurken hızlıca akıp geçen zamana,tarihe,aşka tanık olacaksın. Bazen zamanlar arası geçişlerle kendi zamanınıza hakim olan düşüncelere,zihniyetlere karşı eleştirel oklarını kitap aracılığıyla yönelttiğiniz gibi her sistemin kendi öz evlatlarını yediğini, yargılanan tarihte o gün koşullarına göre makul, şart olan uygulamalar karşı tarafın evlatları tarafından uygulanarak düşüncelerinin insani olarak hakim olmasını isteyen aktivistler,düşünürlerin bir bir öldürüldüğünü gayet açık ve yalın bir şekilde göreceksiniz. Fransız Devrimi'ne atfen yazılan, ancak geçmişten bugüne kadar devrim uğruna çaba sarf eden bütün ülkelerin akıbetini anlatan Anatole Franse'yi şiddetle okumanızı tavsiye ediyorum.
Yazarın zamanında nobel edebiyat ödülü adayı olmasına şaşmamalı. Sonunu tahmin ederken şaşırtan bir kısmı da oldu. Ben bu esere roman gözüyle bakmadım benim için tarih ders kitabıydı. Pratikte terör dönemini anlatmasının haricinde, teoride insanoğlunun yapısını anlatıyor, yani bu insanı anlatan bir romandır. İnsanı ve varoluşumuzdaki şiddeti anlamak isteyenler okumalıdır. Fransız ihtilalini ve terör havasını alıp idrak etmek isteyenler de okusunlar efendim

Yazarın biyografisi

Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 26 okur beğendi.
  • 229 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 228 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları