Anatole France

Anatole France

Yazar
7.8/10
256 Kişi
·
753
Okunma
·
64
Beğeni
·
4757
Gösterim
Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.
202 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Bir "İŞSİZ" inceleme ile tekrar karşınızdayım sevgili GOBELLER ..
( Yokolun!! ÇORUM ÜBER ALLES!!! =)) ) Kitabı okuyalı bir kaç gün oldu .. Normalde beni böylesine etkileyen eserlere pek sektirmeden inceleme yaparım ama roman bir devri anlattığı için , daha doğrusu bir dönem romanı olduğu için ,emin olmak adına bir kaç geri besleme yapıp dönemin tarihi olaylarını gözden geçirdikten sonra inceleme yazayım istedim .. Kitabı Oda Yayınlarından okudum (şiddetle öneririm) , alıntı yaparken ise Kaynak Yayınlarından yaptım alıntılarımı .. Romanda olaylara "FRANSIZ" kalmamanız açısından düşülen dip notlar sayesinde bambaşka bir yaşam formuna dönüşeyazdım ..Tarih sevdiğim bir alandır ama bir kaç yerde ben de "bu ne artık" kıvamına evrildim.. Birkaç incelemede de dipnot yakınmasına şahit oldum ..O yüzden, bu incelemeyi , romanı okuyacak insanlara kolaylık olsun diyerekten kaleme alıyorum .. Mecbur uzun olacak .. Elim mahkum .. Zira Fransız Devrimi bu .. Sahanı ısıt , yağ koy , yumurta kır muhabbeti değil ...

Öncelikle şunu belirtmekte fayda var ki bu eşitlik ve özgürlük ilkeleri esasen Fransa ile değil Amerika ile 1770 lerde sahneye çıktı.. Rüzgarı Fransa' yı daha sonra dünyayı vurdu .. Yalnız Avrupa kıtasında Fransa' nın rolünü de küçümsememek lazım .. Fransa dönem itibari ile Avrupa' nın EN GÜÇLÜ , EN ZENGİN ülkesi idi .. Kültürel önderiydi ..Misal Avusturya ve Rusya büyükelçilerinin birbirlerini savaşla tehdit ederken kullandıkları dil DAHİ fransızcaydı .. 1789 ' da Fransa kralı 16. Louis idi.. Yiyip içip (ulan ne panna cottta yemiştir bu adam!!) , ava çıkmadığı günlerin haricinde kitlelerle uğraşmaktan büyük haz duyan bu domdom emmimiz , kraliçesi Marie Antoinette ve hazır kart reklamlarının gözbebeği Cin Ali ' den kelli küçük oğluyla Versailles' da , bir ucundan diğerine uzunluğu 500 metreyi aşan sarayında 4000 bin hizmetçi ve 1000 kadar saray mensubuyla gününü gün etmekteydi .. Pek tabii şatafat parasız olmaz .. Borç alıyordu Fransa .. Ve borç içinde faizlere boğularak yüzüyordu .. Hal böyle olunca imdat çekici diyerekten vergilere yönelindi..Vergiden muaf olan ve o sıralar "YE KÜRKÜM YE" turnesi ile Fransa' yı turlayan soylulardan, din adamları ve hükümet görevlilerinden vergi alımı yoluna gidilmek istendi .. Ama kararı onayacak meclis bu saydığım kişilerden oluşuyorken OLACAK İŞ MİYDİ BU ? =)) Olmadı pek tabii.. Bunun yerine teee kör itin öldüğü dönemde , en son 175 sene önce 1614' te toplanan Etats Generaux denilen Umumi meclis toplandı..Krallar daha önceleri vergilere onay için bu meclise başvuruyorlardı Fransa'da..Bunu takiben meydana gelen gelişmeler sonucu Tiers Etat yani Halk Meclisi toplandı..Ve oylamadaki sistemle ilgili bir tartışma konusu ortaya attı .. Eski "müreffeh" günlerde ,halk henüz uyuyorken ve "cahalken" , HER TOPLUMSAL SINIFIN blok oy olarak oy kullanmasından yanaydı adet..Bunun uygulamadaki sonucu ise ruhban sınıfı ve soyluların yani psikopos ve rahiplerin (ULAN YİNE Mİ SİZ !!!) oyca halktan üstünlüğü idi..1614 neyse de ,modern bir ülke olma yolunda olan 1789 Fransa'sında orta sınıfı oluşturan tüccar , avukat ve küçük toprak sahipleri artık eskisi gibi oy oranlarının üçte bir olmasını kabul etmiyorlardı .."3'ün 1'ine" dur diyorlardı senin anlayacağın.. Olurdu ,olmazdı - yaparsın , yapamazsın derken ,kral da meclisi feshetmek adına toplanma yerlerini kapatınca davullu zurnalı oğlan bizim kız bizim nidalarıyla şaha kalkan işbu tayfa YENİ BİR ANAYASA HAZIRLANANA kadar dağılmayacaklarına ant içtiler .. Din adamlarına da göz dağı verip ,sınıfsal olarak değil BİREYSEL olarak oy kullanmaya davet ettiler kendilerini.. Böylece devrim start aldı .. SOL a doğru evrildi.. Ruhban sınıfı ve soylulara karşıydı.. Ama az sonra bahsedeceğim gibi ŞİDDETİN VE "TERÖR"ün de yolunu açtı ..Devrimi bu denli büyüten nedenlerden biri de şüphesiz Açlık idi.1788 'de dolu ve ardından gelen kuraklık hasadı vurmuştu .. '789' a gelindiğinde tahılın fiyatı artmış ekmek bulunmaz olmuştu..Ekmek dar gelirli fransızın KARA GÜN DOSTUYDU, dolayısıyla sorun çok ciddiydi..Az da Nihat hoca tribiyle devam edeyim =)) BABALAR FÜLÜ"D" alamadıkları için OĞULLARINI DÖVÜYOR , ANNELER ÇOCUKLARINI CAMDAN ATIYOR , NİCE OCAKLAR SÖNÜYORDU.. EV KADINLARI FIRINLARI KUŞATMA ALTINA ALMIŞ, SİPER SAVAŞLARI SON HIZIYLA SÜRÜYORDU..KÖR OLASI, GÖZÜ ÇIKASICA KÖYLÜLER LOJİSTİK DESTEĞİN BELİNİ KIRMAK İÇİN TAŞRA YOLLARINDA BUĞDAY TAŞIYAN KAFİLELERİ YAĞMALIYORLARDI .. Bu sırada temmuz ayında bir kısım işçi Bastille zindanını ele geçirdi .. Amaçları kralın kent dışında bekletilen birliklerine karşı kullanmak amacıyla silah elde etmekti..Zindandaki yedi tutuklunun serbest bırakılıp zindan komutanının da öldürülmesi fransız halkı üzerinde MEKSİKA (bkz: yauw Tuco ne mübarek bir zatsın sen!!) DALGASI etkisi yarattı .. Tabii bunda varlıklı soyluların, köylüleri katlettirmek için çeteler yolladığı söylentisinin de büyük payı vardı.. Tahmin edeceğiniz gibi kaçamayan tüm aristokrat tayfa İMAMIN KAYIĞINA bindi .. Soyluların malları yağmalanıp kundaklandı .. İşte küçük bir kıvılcım, orman yangınına böyle dönüşmüştü .. Bastille harekatı kralın façasını bozmuş egemenliğine son vermişti .. Devrimle kazanılan hakları es geçiyorum..Zaten hepimiz köleliktir , özgürlüktür, eşitliktir , oy hakkıdır muhabbetini adımız gibi biliyoruz ..

Gelelim kralın akibeti ve sonrasında bu kitabın konusu olacak olaylar serisine ... Kral ve kraliçe kaçarken yolda yakalandı .. 1.5 yıl sonra yargılandı ve kafası kesildi ..8 ay sonra da hanım ablamızın kelleyi uçurdular .. TÜM BUNLARI İNSANLARIN KAFASINI "İNSANCIL" BİR YÖNTEMLE KESİYOR DEDİKLERİ "GİYOTİN" İLE GERÇEKLEŞTİRMİŞLERDİ.. Sene 1793 ' e geldiğinde devrim , TERÖR DÖNEMİ dedikleri en uç noktasındaydı .. Fransa bir kraldan yoksun olduğu ve tahta da bir kral geçirmek için diğer ülkeler Fransa' ya savaş açtı .. Kitabı okurken göreceğiniz üzre dış ülkeyle yazışma yapanların birer birer kellelerini kaybetmelerinin bir sebebi de bu..

Savaş gibi olağanüstü hal koşullarında devrimin sekteye uğrayacağından korkan devrimciler, tüm iktidarı kitapta da adı geçen Kamu Güvenliği Komitesine devrettiler..Komitenin başında kitapta ismiyle sıkça karşılacağınız ve halk tarafından "NEFRET EDİLEN" Maximilien Robespierre vardı..Kendisinden bir kıple alıntı yapayım ki sonradan neler olduğunu , kitabın adının niçin "Tanrılar Susamışlardı" olduğunu anlayasınız..
" TERÖR adalet , çabukluk , yalınlık ve kararlılık demektir..TERÖR , DESPOT bir hükümetin dayanağıdır..Devrimin hükümeti despotluğa karşı ÖZGÜRLÜĞÜN DESPOTLUĞUDUR." (?!??!?)

Sonrası mı ? Sonrasında 20000 "halk düşmanı" giyotinle tanışma şerefine nail oldu.. Yürürlükteki yargılamalar amacından saptı , yozlaşma başgösterdi ..Artık idam istemi için geçerli olan halk düşmanlığının yanında halkta cesaret kırıcı etki uyandırmak , kamuoyunu yanıltmak , ahlak bozmak , vatansever zatların rahatsızlığı gibi havagazı bahaneler de boy gösterir oldu .. Ve sonunda KAYIŞ KOPTU !! ADALETİN KANTARI İLE OYNAMIŞLARDI .. Bozdukları ve yozlaştırdıkları adalet en sonunda onların da kellelerini aldı ..

Roman bu tarihsel olaylar çerçevesi üzerine oturtulmuş bir seyir izliyor..Kendi halinde , naif bir kişilik olan Evariste adlı bir ressamın bu yozlaşmışlık çarkına dahil olması anlatılanlar .. Bir aşk hikayesi de konuya entegre edilmiş lakin anlatım bir pembe dizi kıvamında değil de bu aşk uğruna kahramanımızın duygularıyla hareket edip , duygularını adaletin ve kanunların önüne geçirmesi şeklinde bize sunuluyor ..Bir insanı tanımak istiyorsanız ona ya PARA ya MEVKİ verin derler ya ,o mevkiyi ve ADALETİ suistimal edenler romandaki bireyler .. Dönem itibari ile ruhban sınıfının ve dinin de payını sonuna kadar aldığı bir roman bu .. Menfaat vs insan ilişkileri , toplum psikolojisi ve din eleştirisi de barındırıyor .. Ama bence verilen en güzel mesaj adalet adına alttan alttan , ince ince işlenen mesaj .. Derler ya adalet bumerang gibidir.. Ben acılı çiğ köfteye benzetiyorum esasen .. ADALET ACILI ÇİĞ KÖFTE GİBİDİR...AYRANLA TÜKETİR HAKKANİYETLİ OLURSAN KURTULURSUN ..ACILI ŞALGAMLA TÜKETİR MAZLUMUN KANINA GİRERSEN YOKOLURSUN !! HER HALÜKARDA "GÜMRÜKTE" HESABINI SORARLAR ADAMA !!! =))

Bir sonraki incelemeye dek esen kalın , İŞSİZ KALIN!!

NOT : Kitabı bitirir bitirmez şu şarkı ve bu nakarata sarıldım .. tavsiyemdir .. gayet manidar sözler Fransız Devrimi yıllarını düşündüğünüzde .. al 0: 55 ' e dinle nakaratı...

https://www.youtube.com/watch?v=_DDv1mTDAYk

A NEW ERA has begun, the world is falling
And darkness TRIUMPHS, the EMPEROR has made his CALL
And now the time has come for us to dread his warning
THE TERROR WILL REIGN , DEATH UPON US ALL!!!!
202 syf.
·8/10
Kitabımızda tarihi bir aşk ve ülkedeki iç savaş anlatılıyor. Konu seçimi güzeldi de anlatış tarzı biraz ağır geldi. Kitabın başları fazla sıkıcıydı bana göre. Kurgu olmadığını bilmek bir kitabı daha anlayarak okumayı gerektiriyor. Tam adapte olmaya çalışırken karşıma çıkan yıldız işaretleri konudan habire kopmama vesile oldu. Neredeyse her sayfada bir dipnot vardı. Belki de bendeki baskısı bu şekildeydi bilemiyorum. İsimlerde çok olunca kafa karıştırdı. Bitirmek zor oldu. Yaklaşık bir ay sürdü okumam. Arada başka kitaplarla aldattım kendisini tanrılar affetsin. Ama sonuna nirvanaya ulaştık.
277 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
1921 Nobel Edebiyat ödüllü Yazar Anatole France 'nin kitabı Kırmızı Zambak değişik konusuyla dikkat çekiyor. Kitap sanıldığının aksine sadece bir aşk kitabı değil. O günün Fransa'sı ve İtalya'sı ve oralardaki yaşam hakkında da bize çok bilgi veriyor.

Kitabı okumak istememin sebebine gelince , daha önce okuduğum kitapta Piraye kitabı okuyor ve hapisteki Nazım Hikmet'e gönderiyor ve onunda okumasını sağlıyordu. Ve Nazım Piraye'ye yazdığı bir mektupta bu kitabın kritiğini yapıp, Piraye'ye yazıyordu. Ben de merak edip kitabı edindim.
289 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Devrimden sonra Fransa…
Sokaklarında gezerken giyotinin yuttuğu insan cesetlerinin ve yoğun kanın metalik kokusu…
Halkın açlığı, sefaleti, korkusu. Her yer suç mahali! Herkes suçlu. Kim samimi , kim hain? Kitap bize devletlerin ideolojilerin sürekli bir döngü içerisinde olduğunu gösteriyor. Hepsi ama hepsi günün birinde yok olacak. Her sistem bir diğer sistemi yutmak için tasarlanmış adeta.
Olaylar Gamelin adında bir yurttaşın saf ve temiz ruhunun , vahşete nasıl kapıldığı üzerinden gidiyor. Gamelin iyi huylu, sakin , yufka yürekli . vatandaşlık duyguları yeterince kabarmış ama neden böyle olduğunu bilmeyen (ülkü ocağına neden gittiğini bilmeyen liseliler gibi) bir gençtir. Fransanın içinde bulunduğu durum onu yargıç konumuna getirir. Bir sanatçı olan Gamelin , nasıl yargıç oluyor diye sormayın. Sorgusuz sualsiz ölümler yaşandığı gibi böyle makamlara da torpille gelebiliyorsun. Gameline de bir kadın yardım ediyor. Sırf kendi çıkarlarını korumak adına onu bu makama getiriyor. Ancak Gamelin bu göreve ulaştıktan sonra benliğini kaybediyor. Gamelin’in geldiği son aşamayı en iyi bu alıntı anlatır sanırım.
“Gamelin’in yüreğini yumuşatmaya kalkmayın. İnsan değil onlar, eşyadır.”
Romanın başkarakteri Gamelin olsa da bence kitaba can alıcı noktayı veren bir Filozof ile Rahiptir. İkisi arasında geçen diyaloglar insanı din ve felsefe arasında bilgece bir sohbete dahil ediyor. Gerçekten kitabın keyifli bölümlerini bu ikilinin konuşmaları oluşturuyor.
Velhasıl kitap bize savaşın pis yüzünü , insanların içinde bulunduğu huzursuz ortamı tüm çarpıcılığıyla anlatıyor. Öyle bir yere geliyorsunuz ki kendi annenizi , kardeşinizi giyotine göndermeye çekinmiyorsunuz. Bu yönüyle 1984’ü hatırlattı bana. Fransa Devrimine tarihi bir bakış açısı kazandıracak bir kitap. Zevk alarak okudum. Savaşı bir Tanrı olarak görmek başka ona ibadet etmek bambaşkadır. Eğer ibadet eden taraftaysanız bu kitabı bir okuyun , sonra düşüncelerinizi gözden geçirin derim.
166 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Ilk olarak söylemeliyim ki, "felsefe kitaplarından bunaldım, biraz roman okuyayım da kafam dağılsın." diye düşünüp kitaba başladım, ancak bir çok felsefe kitabından daha düşündürücü olduğunu öğrendim. Sayet bir gün etkileşim derdine düşüp kitap çekilişi yapmaya karar verirsem, göndereceğim 6 kitaptan biri kesinlikle bu kitap olacaktır.:))

Kitaba geçecek olursak;
Pafnüs, gençliğinde çılgınlar gibi eğleniyor ancak zamanla kendini dine adayarak keşiş oluyor. Dünyevi tüm zevklerden kendini mahrum bırakıyor ve halktan kopuk bir hayat yaşamaya başlıyor. Ancak bir gün Iskenderiye'de Thais adındaki bir kadının kötü yolda olduğunu öğreniyor ve O'nu dine, Isa'nın yoluna çevirmek için yola çıkıyor.
Çölde giderken, kendisi gibi hayat süren bir kişiye rastlıyor. Onunla sohbet etmek için yaklaşıyor ve sohbet sırasında fark ediyor ki, bu adam keşiş değil. Kendisi gibi yaşayan ama kendisi gibi inanmayan bu ihtiyar Septik düşüncedeki Timokles.
Yoluna devam eden Pafnüs, zengin ve alemci bir hayat süren, eski arkadaşı Nisyas'a uğruyor. Ona da dini tebliğde bulunuyor ama Nisyas da ikna olmuyor. Nisyas'tan şık giysiler alıp Thais'i aramaya devam ediyor. O'nun sahneeye çıktığı Amfi tiyatroya giderken Epikurcu Dorion ile arkadaş oluyor.
Oyun başlıyor, Thais'in büyüleyiciği güzelliği ile seyirciler kendinden geçiyor. Oyunun ardından Pafnüs, Thais'in kaldığı Nymphes mağarasına doğru yola çıkıyor.

Thais ise anne-babasını sevmediği bir çocukluk yaşantısında, evin hristiyan ve tutucu kölesi tarafından vaftiz edilmiş, çocukluk yıllarında son derece dindar olan ama giderek şehvet ve lükse alışmış, güzelliği dillere destan biri olmuş, ancak ölümden, yaşlılıktan korkan bir kadındır. Keşiş ile mağarada karşılaşır ve aralarında uzun bir konuşma geçer. Keşiş, kadının büyüsüne kapılmamak için kendini muhafaza etmeye gayret eder ve bunda başarılı olur. Thais, Keşişin bu durumundan ve söylediği sözlerden etkilenerek ona ilgi duymaya başlar.

Son olarak, kitabın hemen basında Pafnüs bir rüya görür. O rüyaya dikkat..

Gerisi de okuyacak olanlara sürpriz olsun :))
202 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kitabı,kısa bir cümleyle,'' tarihin gerçeklerine bağlı kalınarak yazılmış müthiş bir roman '' diye tarif edebilirim. Kitap için ayrıca, ''1921 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Anatole France 'ın, 1912 yılında yazdığı ve Fransız İhtilalinin hemen sonrasındaki kargaşayı anlattığı muhteşem bir eser'' de diyebilirim.

Kitap konu olarak , Fransız İhtilalinden sonraki, o at izinin it izine karıştığı zamanı tüm ayrıntılarıyla bize bire bir yansıtıyor. Bunu yaparken de, İhtilal Mahkemesi Jüri Üyeliği yapan ve kendini tamamen cumhuriyete adamış,dürüst bir kişiliğe sahip olan Evariste ve etrafındaki kişileri ön plana çıkararak olayları bize anlatıyor. Böyle zamanlarda insanların nasıl farklılaştığını,karakterlerinin nasıl değiştiğini gözler önüne seriyor. Her gün çalışan giyotine insanların nasıl ve ne şartlarda gönderildiğini, insanları böyle kolayca giyotine gönderenleri bekleyen akıbetin de ne olduğunu, sanki tarih dersi verir gibi bize aktarıyor.

Tamamen gerçek olaylar üzerinden kurgulanarak, böyle büyük bir kargaşadaki bu kadar acı ve dramatik olayları, harika bir akıcılıkla bize anlatan bu eserin,
mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
336 syf.
·4 günde·8/10
''Roman 1890'lı yıllarda toplumun yaşayış şeklini bir grup soylunun ahlak, devlet idaresi, kadın hakları ve evlilik hakkındaki görüşlerini sorgular. Her ne kadar aşk romanı olarak kabul edilse de arka planda titizlikle incelenmiş bir sosyolojik araştırma buluruz.'' Ayrıca ''Le Figaro dergisi 1956 yılında on yedi yazardan 1871 ile 1939 yılları arasında yazılmış en iyi on iki aşk romanını belirlemelerini isteyince Kırmızı Zambak bu en iyi on iki kitap arasında yer aldı.'' Kitabın arka kapağında yer alan bu bilgiler beni okumam için fazlasıyla ikna etti.

Roman, çok güzel ve zengin bir soylunun kızı olan Térésé Martin- Belleme'i anlatır. Sekiz yıldır bir kontla evli olan ve canı sıkılan Madam Martin sevgili edinmeye karar verir. Romanın ana konusunu bu oluşturmaktadır. Konusu itibariyle aşk romanı gibi gözükse de, arka planda o dönemin sosyolojik olgularını, siyasi yapısını ve insan ilişkilerini inceler. Karşılıklı konuşmalarda genellikle felsefi, siyasi ve sanatsal konular işlenir.

Kitabı sevip sevmemekte kararsız kaldım. Diğer aşk romanlarındaki gibi iç ısıtan bir yön bulamadım. Diğer taraftan bakınca felsefi, siyasi ve sanat içerikli konuşmalar tatmin ediciydi. Çeviride biraz sıkıntı vardı. Cümleler devrikti, bazı yazım ve imla hataları vardı. Okursanız İlya Yayınevini pek tavsiye etmem. Kitabın en iyi on iki aşk romanı arasında olduğunu düşünürsek kesinlikle okunmalı. Tavsiye ederim, keyifli okumalar.
160 syf.
Mavi Sakal'ın Yedi Karası'nda çok iyi niyetli bir adamın zengin olduğu için sürekli kötü niyetli insanlarla evlenmesi ve yaşadığı üzüntüler anlatılıyor. Kitabın içinde birkaç öykü var.

Kitap biraz garip, sanki adam efsaneleri araştırmış doğrularını öğrenmeye çalışmış ve doğru olduğunu düşündüğü şeyleri öykü şeklinde anlatmış. Açıkçası ben okurken sıkıldım. Zar zor bitirdim. Beni çok sarmadı. Ama yine de okumak isterseniz buyrunuz.
302 syf.
·1 günde·8/10
Hayran kaldım. Yazar o mükemmel hayal gücüyle dini, siyaseti, sosyal yaşamları ve daha bir çok konuyu o kadar güzel eleştirmiş ki... Kitap tamami ile insanligin su anda da var olan butun sorunlarinin dogus sebeplerini oldukca ironik bir dille ele almakta ve cok guzel dersler vermektedir. Muhakkak okunması gereken bir kitap. Yazarın Fransız olmasından dolayı Fransa tarihinde önemli şahsiyetleri kitabında farklı isimlerle anlattığını düşünüyorum. Bu durum kitabı daha çekici kılıyor. Örneğin Pembekız karekterini Fransaya savaşlarda büyük manevi destek sağlayan Azize Jeanne d'Arc a benzettim. Trinco karekteri tam bir Napolyon benzetmesi:) Aucupis karekteri Voltaire'nin tıpkısı... Ve daha nice karekterler nice kişileri temsil ediyordur fakat Fransa tarihine o kadar hakim değilim.

SPOİLER!

90 küsür yaşındaki bir aziz olan Mael bir fırtına sonucu kutupta penguenlerin yaşadığı bir adaya düşüyor. Gözleri iyi görmediğinden adadaki penguenleri insan zannedip hepsini vaftiz ediyor. Bunun üzerine gökyüzünde olaylar karışıyor, tanrı ve diger azizler ne yapacaklarını bilemiyorlar ve sonunda bütün vaftiz edilmiş penguenleri insana dönüştürmeye karar veriyorlar. Penguenler insana dönüştükten sonra adada sıfırdan bir medeniyet başlıyor hırs, cinsiyet,savaş,açgözlülük gibi penguenlerin önceleri hic tanımadıkları kavramlar insana donusmeleri sonucunda doğmaya başlıyor ve olaylar gelişiyor.
279 syf.
Bilmediğim isimlerin çok fazla ve sürekli bulunmasina rağmen kitap asla surukleyiciligini kaybetmedi. Hem tarihe şahit oldum hem aşka. İnsan gerçekten yüreğiyle yargılamalı. Bugünün kahramanının yarının adisi olmayacağının garantisi olmadığını çok iyi anlatan bir kitap.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anatole France
Unvan:
Fransız Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 16 Nisan 1844
Ölüm:
Tours, Fransa, 12 Ekim 1924
Anatole France (Anatole François Thibault, d. 16 Nisan 1844 Paris, ö. 12 Ekim 1924 Saint-Cyr-sur-Loire Tours) Fransız yazar. Klasik geleneğin önde gelen temsilcileri arasında kabul edilir. Edebiyatın her türünde eserler veren yazar, 1921 yılında edebiyat dalında Nobel Ödülüne layık görülmüştür. 1924 yılında ölmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 64 okur beğendi.
  • 753 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 617 okur okuyacak.
  • 24 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları