Anne Rice

Anne Rice

Yazar
6.7/10
154 Kişi
·
592
Okunma
·
48
Beğeni
·
2.661
Gösterim
Adı:
Anne Rice
Tam adı:
Howard Allen Frances O'Brien
Unvan:
ABD'li Yazar
Doğum:
New Orleans,ABD |, 4 Ekim 1941
Anne Rice, (d. 4 Ekim 1941) ABD'li yazar.

İlk adı 'Howard Allen O'Brien'dir. Katolik bir İrlanda asıllı ailenin ikinci kızı olarak dünyaya gelmiştir. Anne ismini, okula gittiğinde adını söylemeye utanması nedeniyle kullanmıştır ve daha sonra da böyle tanınmayı tercih etmiştir. Anne Rice'ın eserleri goth akımında önemli etkiler yapmıştır.

New Orleans, Louisiana'da doğan ve ömrünün büyük kısmını burada geçiren Rice'ın birçok hikâyesi de bu bölgede geçer. Anne Rice, Avrupa'da çeşitli üniversitelerde 'Vampire Literature Studies'şeklinde kürsüler kurulmasına sebebiyet vermiştir.Kitaplarının başlıca konuları vampirler, mumyalar ve cadılardır.Yazılarında sado-mazoşist öğeler de bulunur.

1961'de Stan Rice ile evlenmiş, Michele ismini verdikleri bir kızları olmuştur. Michele 1972 yılında lösemiden ölmüştür. Interview With the Vampire'daki Claudia adlı küçük bir kız çocuğu olan vampir kızın kaybettiği Michele'e hem yaşı hem görünüşü bakımından benzediği ileri sürülmektedir. 1978 yılında Christopher adını verdikleri bir oğulları olmuştur. Romanlarından uyarlanan iki film: Interview with the vampire, Queen of the damned. Ayrıca Lestat, Broadway müzikali olarak da uyarlanmıştır. Yakın zamanda ateizmden çocukluk inancı olan katolikliğe dönüş yapan Rice, İsa üzerine romanlar yazmaya başlamıştır.
"Ben deli değilim. " dedim net bir şekilde.
"Tabii ki değilsin, sadece kederden hastasın."
“Hayatımı sanki karşımda seyrediyordum; gururumu, çıkarcılığımı, ufak tefek dertlerden sürekli kaçışımı, Tanrı’ya, Meryem Ana’ya, isimleri dua kitaplarını dolduran ve hiçbiri dar, maddeci, bencil yaşayışıma en ufak bir değişiklik getirmeyen bir yığın azize sahte bağlılığımı. Gerçek tanrılarımı gördüm... çoğu insanın gerçek tanrılarını. Yemek, içmek ve konformizmin verdiği güven. Kül ve duman.”
"Bir kalbim olduğu gibi bir beynim de var. Etrafımda da kesinlikle yüce bir güç tarafından yaratılmış olan ruhani bir enerji dolanıyor. Bu cisimsiz, ruhani dokunun içine tamamıyla karışmış, insanların ruh dedikleri şey gizleniyor. Benim ruhum var. Dünya üzerindeki tüm kanları bile içsem bu onu boğup benden geriye sadece güçlü bir canavar bırakmaya yetmez."
..ve başımı arkaya atıp hiçbir şey göremeyecek hale gelene kadar ağladığım bu dakikalarda nerelerdeydiler?
“Bir gece şeytanla karşılaşmak isterdim,” dedi. “Onu buradan Pasifik ormanlarına kovalardım, ben şeytanın kendisiyim.”
“Çelişki sanatçının ahlakıyla toplumun ahlakı arasındadır, estetikle ahlak arasında değil.”
"Bu zaten milyonlarca kez olmadı mı sevgilim? Acı ve ölümlerle dolu bir dünyaya, milyonlarca ölümlü gibi sen de sırtını dönüp uyumadın mı?"
En son ne zaman bir vampir romanı okudum ya da hiç okudum mu hatırlamıyorum aslında, ama iyi bir okur olan arkadaşımın referansıyla Anne Rice'dan Vampirle Görüşme kitabını okumaya bir şekilde karar verdim. Hem farklı bir şeyler arıyordum, hem de o yıldızlar geçidi olan meşhur filmin çıkış noktasını merak ettiğimden zor olsa da kitabı bulup okumayı başardım. Bendeki kitabın adı Vampirle Konuşma olarak çevrilmiş Remzi Kitabevi tarafından ama hikaye aynı, çünkü kapaktaki kitaba dünyanın parasını istiyorlar ben daha makul bir fiyata edindim. Heyecanla okumaya başladım kitabı ve anlatılan dönemi oldukça iyi yansıttığını gördüm. Dil ve anlatım açısından aşırı sade veya ağır değil kitap, tarz olarak klasik ve çağdaş arasında diyebilirim. Uzun tasvirler başta sıksa da sonradan alışıyorsunuz ve olaylar oldukça detaylı anlatılıyor. Şehirler, mekanlar, kişiler oldukça iyi anlatılmış ve okurken vampir olduğunuzu hissediyorsunuz. Yazar belki yıllarca vampir romanı yazılmadığını görmüş olabilir bu nedenle klasik vampir tanımından çok daha çağdaş ama ruhunu kaybetmemiş bir vampir portresi çiziyor. Onları birer vahşi kan emici dışında edebiyat, sanat, tiyatro merakı olan, giyimine ve yaşadığı yere özen gösteren, kendini ve hayatı sorgulayan varlıklar olarak görüyoruz kitapta. Bu vampirler haçtan korkmamakla birlikte kiliselere girip çıkan yaratıklar. Hikayeye gelecek olursak; New Orleans'ta kardeşini kaybeden Louis bir gün vampir Lestat tarafından ısırılınca vampir olarak ölümsüz bir yaşama adım atar ve her gün vampirliğini sorgulayarak, anlamaya çalışarak geçirir. Bu ikili lüks bir yaşam sürerken aralarına Claudia adında küçük bir kız vampir katılır ve o zaman birçok şey değişmeye başlar. Sonra Louis ve Claudia, Lestat'tan kaçıp Paris'e giderler ve orada vampir Armand'ı bulurlar. Bütün bu olayları aslında Louis bir gazeteciye anlatıyor ve biz de onun ağzından hikayesini dinliyoruz. Kitabı okumuş olanlar çok fazla detay vermediğimi görmüşlerdir oldukça hareketli bir hikaye diyebilirim. Yer yer ana konudan sapmalar olsa da olaylar ve konuşmalar gerçekten ilgi çekiyor ve vampir olmanın nasıl bir his olduğunu düşünmenize sebep oluyor. Vampirlerin duyguları ve kişilikleri olduğunu gösteren ilk kitaplardan biri olabilir, fakat Twilight gibi değil asla. Dracula'ya çok benzemiyor ancak ondan izler taşıdığını söyleyebilirim. İnsan bulamadıklarında hayvanların kanını içmeleri ilginç bir detay. Théatre des vampires diye bir mekan var ki kitaptaki en ilgi çeken mekan bana göre. Ölümsüz yaşam çok cazip gibi görünse de kitabı okurken pek de güzel olmadığına ikna olmak mümkün. Diyaloglar oldukça merak uyandıran ve sorgulayan nitelikte, bazen okurken hadi konuşun diye beklediğim oldu. Genel hatlarıyla beğendim ancak kendini tekrar eder yerler biraz sıkabiliyor. Klasik havasında ama çağdaş edebiyattan bir kitap arıyorsanız ve konu olarak fantastik bir şeyler isterseniz okumanızı öneriyorum. Son olarak o filmin başrol kadrosunu tekrar bir araya getirmeye kimsenin bütçesi yetmez.
Yarım bırakmamak için kendimi zorladım ve bitirdim, ama bana hiç bir şey katmadı, yalnızca zamanımı aldı vee ayrıca beni kendisine de bağlayamadığı gibi sıktı diye tabir edebileceğim bir kitaptı.
Filmi çıktığında izlemiştim, ama kitabını neden okumaya karar verdim bilmiyorum. İyi ki öyle yapmışım; çünkü dört dörtlük bir edebiyat eseri bu. Kendi adıma kendi kitaplarım arasında bir klasik. İnsan olmanın yüceltildiği bir kitap Vampirle Görüşme : Louis hiç istemeden vampir oluyor ve artık sonsuza dek vampir olarak yaşamaya mahkûm oluyor. Vampir olmaya alışması, vampir olmanın getirdiği bütün olumsuz ve olumlu durumlar, artık insan olmamanın sebep olduğu bütün çelişkiler ama insan olmakla ilgili bir türlü yok olmayan ahlâki bütün gerilimleri Anne Rice çok etkileyici bir üslûpla anlatıyor. Nihayetinde bu bir trajedi. Louis trajik bir karakter. Sıkışıp kaldığı dünyada var olmaya, vampirliğin getirdiği zorunluluklarla yaşamaya çalışırken ahlâki çıtasını diğer vampirlerin tamamen aksine yukarıda tutmaya çalışıyor; böyle yaparak Anne Rice iki kimlik arasında sıkışmış, yeni kimliğine mahkûm olsa bile insan kimliğini yok edemeyen bir karakter üzerinden insan olmayı yücelten bir hikâye çıkarmış oluyor karşımıza. Dört dörtlük bir eser. Devam kitapları var ve eleştirilere bakılırsa onlar da bu kitap kadar başarılı. Mutlaka okumanızı öneriyorum.
Anne Rice'i seviyorum. Peki ama neden?

Çocuk olduğum zamanlar, henüz bilinçli olarak varlığının farkında olmadığım kitaplığımın bir köşesinde duran, sadece gördüğüm ancak hiç merak etmediğim bir isim bu. Henüz tanışmamış olsak dahi bu yazara ait kitaplar bir şekilde kitaplığımda yer edinebiliyordu. Sonraları çok kez okuma girişiminde bulundum ancak maalesef uzun bir süre bitirdim diyebileceğim bir Anne Rice romanı olmadı. Sanırım bunun en önemli sebebi o zaman ki beklentim ve Anne Rice vampirlerinin benim hayalimdeki vampirlere hiçte benzemiyor oluşlarıydı.

Vampirle Görüşme çok severek ve merakla okuduğum bir roman oldu. Kitap, Vampir Louis'in hayat hikayesini bir gazeteciye anlatması çevresinde dönüyor. Başlarken sıkılacağımı düşünmüştüm ancak ne sıkıldım, ne de beklediğim gibi sıradan bir eserle karşılaştım. Anne Rice Vampir edebiyatını oldukça gerçekçi ve felsefi bir bakış açısıyla ele almış ki, okuyucuya, en azından bana, böyle fantastik ve doğaüstü bir durumun ne kadar da mümkün olabileceğini hissettirmeyi başarmış. Kitapta sık sık varlığını hissettiren dini ögeler ve bir vampirin umutsuzca içine düştüğü dini sorgulamalar olması gereken ve olabilecek en muhtemel kısımlar olarak beğenimi fazlasıyla kazandı. Tüm sayfalara hakim o ilahi, aynı zamanda romantik ve erotik atmosfer; karanlıktaki yaşam ve melankoli beni büyüledi diyebilirim.

Vampir kavramını tüm çıplaklığıyla anlatan, sizi ölümsüz bir hayatın içinde ülke ülke dolaştıracak ve o yalnızlığı, boşluğu tamamen hissettirecek ustaca yazılmış bir roman arıyorsanız kesinlikle öneriyorum.
Daha ne kadar değişik türde vampir kitabı olabilir deseniz de farklı bir kitap , vampir familyasının yeni bir türünü keşfediyorsunuz.
Filmi çok güzeldi. Tom Cruise un performansı. Acı çeken vampir Brad Pitt, Çocuk oyuncu Kirsten Dunst , Antonio Banderas ve niceleri. Vampir olmakta ne var. Ölümsüzlük ve güç diye düşünsek bile. Brad Pitt 'in oynadığı karakter bu zorlukları bizlerin gözlerinin önüne seriyor.

Şimdi gelelim kitaba. Kitabı gördüğüm gibi aldım. filmi kitap kadar iyi olan nadide eserlerden. Belki böyle bir oyuncu kadrosundan kaynaklıdır. Karar veremedim :) Belki de Tom Cruise'nin hayat verdiği vampir Lestat 'ın performansındandır..

Kitap insanlığın ve ölümlü bir bedene sahip olmanın kıymetini son derece iyi anlatmış. Kana susayan iyi kalpli vampirimiz Louis 'in çelişkileri harika. Bir yanda insanlara zarar vermek istemiyorken , bir yandan da açlıkla baş etmek zorunda. İnsani duygularını yitirmeyen Louis ve onu vampire dönüştüren Lestat ve küçük kızın hikayesini duygu dolu okuyorsunuz.

Filmi izlemediyseniz önce kitabı okuyun derim. Güzel bir kitaptı.
Kitap çok küçük puntoyla yazılmıştı zar zor okudum. Çok yordu.
.
Başta önce vampir olduğunu ilan ediyor. Sonra vampir olmadan önceki hayatını vs anlatıyor ki bazı kısımlar harbi sıkıcı. Ama yazar bunu fark etmiş gibi hemen peşi sıra konuyu değişiyor. Kitabın sonu geldim ya hu bu ne zaman sivri diş olacak? Dedim.
.
Baya melankolik hallere bürünen, çoğu zaman kalın kafalı gibi davranan bir karakter Vittorio. Sever misiniz, bilmem. Eh fena değildi bence. Keşke minicik yazdırmasaydılar kitabı.
Kitapçı amca'nın önerisiyle kitabı alana kadar vampir konulu kitap okuyacağım sanırım aklıma gelmezdi. (Konu olarak pek insanı çekmiyor sanki.) Sonuç olarak iyi ki almışım dediğim bir kitap.

Aslında kitabın ilk sayfalarından sonra böyle bir içeriğin olmasını hiç beklemiyordum, tabi bu konuda ilk kitabı okuduğumdandır herhalde bilemiyorum.

Konuyu kısacık özetlersem; Lestat, 6 aydır takip ettiği Roger'ın canını alır ve kurbanın ruh'u Lestat'la konuşmaya gelir ve Lestat'tan kızı Dora'yı korumasını ister. Bu olaylar yaşanırken Lestat birinin kendisini takip ettiğini hissetmektedir. Tabi takip eden şeytandır ve Lestat'tan yardım istemektedir. Bundan sonra şeytan yanına Lestat'ı alıp o cennet senin, bu cehennem benim diye bir başlar ki anlatır da anlatır.

Yaratılış evreleri, cennet, cehennem falan derken kitap bu anlatımlarla neredeyse bitiyor diyebiliriz.Tabi bu bölümler gerçekten güzel.

Yapılan kurgu ve kullanılan dil sayesinde son derece sürükleyici, merakla ve sıkılmadan okuyacağınız bir kitap.

İyi okumalar...
İlk başlarda sıkılarak okuduğum, sonrasında ise beni kendine bağlayan bir kitap... Pandora, Lestat hala aklımdalar... Kitaptaki yapıların tasvirleri ise oldukça iyiydi...
Oldukça etkileyici bir hikaye... Bireyin toplumdaki yabancılaşması daha iyi anlatılamazdı. Kan içenler toplumunda, hayatta kalmak için olsa bile insan öldürmeyi kabul etmemek, yalnızlığı ve yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Bulunduğu toplumun normlarına karşı çıkan bir bireyin insanlığa dair sorgulamaları okuru da sorgulamaya yöneltiyor. Kütüphanenizde olması gereken, sıra dışı bir vampir hikayesi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Anne Rice
Tam adı:
Howard Allen Frances O'Brien
Unvan:
ABD'li Yazar
Doğum:
New Orleans,ABD |, 4 Ekim 1941
Anne Rice, (d. 4 Ekim 1941) ABD'li yazar.

İlk adı 'Howard Allen O'Brien'dir. Katolik bir İrlanda asıllı ailenin ikinci kızı olarak dünyaya gelmiştir. Anne ismini, okula gittiğinde adını söylemeye utanması nedeniyle kullanmıştır ve daha sonra da böyle tanınmayı tercih etmiştir. Anne Rice'ın eserleri goth akımında önemli etkiler yapmıştır.

New Orleans, Louisiana'da doğan ve ömrünün büyük kısmını burada geçiren Rice'ın birçok hikâyesi de bu bölgede geçer. Anne Rice, Avrupa'da çeşitli üniversitelerde 'Vampire Literature Studies'şeklinde kürsüler kurulmasına sebebiyet vermiştir.Kitaplarının başlıca konuları vampirler, mumyalar ve cadılardır.Yazılarında sado-mazoşist öğeler de bulunur.

1961'de Stan Rice ile evlenmiş, Michele ismini verdikleri bir kızları olmuştur. Michele 1972 yılında lösemiden ölmüştür. Interview With the Vampire'daki Claudia adlı küçük bir kız çocuğu olan vampir kızın kaybettiği Michele'e hem yaşı hem görünüşü bakımından benzediği ileri sürülmektedir. 1978 yılında Christopher adını verdikleri bir oğulları olmuştur. Romanlarından uyarlanan iki film: Interview with the vampire, Queen of the damned. Ayrıca Lestat, Broadway müzikali olarak da uyarlanmıştır. Yakın zamanda ateizmden çocukluk inancı olan katolikliğe dönüş yapan Rice, İsa üzerine romanlar yazmaya başlamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 48 okur beğendi.
  • 592 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 224 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları