Anonim

Anonim

YazarÇevirmen
8.0/10
1.277 Kişi
·
5.526
Okunma
·
43
Beğeni
·
4.511
Gösterim
Adı:
Anonim
Unvan:
Yazar
Yaratıcısı bilinmeyen eserlerdir.
" 'Dost' çok ağır bir vasıf, zamanla çok az kişiye yakıştığını anlıyorsun.''
''En büyük iletişim problemimiz: Anlamak için dinlemiyoruz, cevap vermek için dinliyoruz.''
''Sen bana aitsin. Bazı şeyler başka şeylere aittir. Mesela tuz denize, kuş gökyüzüne, savaş emperyalizme, sen bana.''
'' Yarım bırakılmış kitap,
Tamamlanmamış şiir,
Ocakta unutulan çay,
Tellere takılmış uçurtma,
Sapanla vurulmuş kuş;
“Hepsinden birazız..”
''Karıncanın dediği gibi: ben de biliyorum yalnız başıma yangını söndüremeyeceğimi, ama hangi tarafta olduğum belli olsun.''
Kitabın anlatımını çok yavan buldum. Gün gün yaşanılanlar yazılmış ama boş ve basit geldi bana. Evet anlatılan olay etkileyici ama biraz daha edebi cümlelerle süslense çok daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Falanca gün oraya gittim onunla konustum geri döndüm gibi cümlelerle doluydu.
Hristiyan ve Yahudi ailesini ortak payda da buluşturmayı başarmış kitaptan hepinize merhabalar...

Zebur, Tevrat'tan sonra Hz. Davud'a indirilmiş dini bir kitaptır. Yani içeriği bakımından öyle en azından. Anlamı ''parça, yazılı şey ve kitap'' demektir. İsra Suresi'nde (17/55) ''Rabbin göklerde ve yerde olanları en iyi bilendir. And olsun ki; biz Peygamberlerin kimini kiminden üstün kıldık. Davud’a da Zebur verdik.” bahis edilir. Zebur'un amacı yoldan çıkmış hiçbir zaman da doğru yola girememiş olan İsrailoğulları'na indirilmiştir.

Zebur'u merak edenler için: https://hizliresim.com/NDalPO

Zebur daha çok ilahi bir kitaptır. İnsan, daima Tanrı'ya yakarır. Güzellikler, iyilikler ister. Kötüler gebersin, iyiler yaşasın. Hiçbir mezmurda çalışmaktan, çaba göstermekten, inanmaktan, başarmaktan sonra bize nimet verilsin denmemesi beni hayretlere düşürdü. Mantığa aykırı bir kere bu. Tevrat'tan sonra indirilmiş bir kitap olduğundan Tevrat'tan bir çok benzer alıntıya da rastlıyoruz. Dem vuruluyor desem daha doğru olur çünkü birebir aynısı geçirilmemiş. Kitap oldukça beşeri! Bundan ne anlam çıkarmamız gerektiğini az çok anlamışsınızdır. Bir Tanrı'dan çok insan işi gibi. 1k'da yazara Anonim denmesini de destekliyor gibi bu durum :) Bu kitabı okuma sebebim indirilmiş 4 kitaptan biri olması ve Zebur'un hep hafızamda karanlık ve puslu durması idi. Açıkçası bana hiçbir şey katmadı. Tanrı tanrıdır, bunun ötesi yok değil mi? Biz inananlar için durum böyledir en azından. Tanrı'ya beşeri, insani özellikler katılmasından pek haz etmiyorum.

Bu kitap hiç mi iyi şeyler anlatmıyor. Anlatıyor kardeşim, anlatmaz olur mu? Hem de tamamen güzellikler içeriyor. Ancak bu kitabın adı Şeker Portakalı ya da Küçük Prens değil ki! Bu indirilmiş 4 kitaptan biri. Burada yer alan satırların çoğunu dua şeklinde dile getirmişizdir eminim. Yol gösterici olmaktan çok yakınan, kesinliklerden çok sanrıları olan bir kitap. Ve her şeyi Tanrı'dan bekleyen bir insan var karşımızda. En basitinden: ''Kalk, ya RAB, kes önlerini, eğ başlarını! Kılıcınla kurtar canımı kötülerden'' :D Komuta bakar mısın! Tanrı mı emir eri mi belli değil. Ne kadar değiştirilmiş olsa da Hz. Muhammed (Sav)'in şu hadisi içimde bir saygının uyanmasına sebep oluyor: “Ehl-i Kitabı tasdik de etmeyin, tekzip de (yalanlamayın). ‘Biz Allah’a ve bize indirilenlere iman ettik’ deyin.

Okuyun, okumaktan kimse zarar görmez. Genel kültür açısından size değer katacağını düşünüyorum. Ancak beklentilerinizi kısa tutmanızı da tavsiye ederim.
Schopenhauer, Upanishadlar için: "İşte insan düşüncesinin en yüce ürünü" demişti. Hinduizmin temel kaynaklarından olan Upanishadların çıkış tarihleri M.Ö. 600 olarak tahmin edilmektedir. Orjinal dili Sanskritçe olup, gerek inanç gerekse felsefi açıdan insanlığı oldukça etkilemiş bir yazımlar bütünüdür. Upanishadlar, yüzyıllar boyu sır olarak saklanmış, Brahmanlar'ın yanlarında kalan talebeleri hariç dışarıya açılmamıştır. Bu sebeple Hintli dilbilimciler bazı Upanishad metinlerini sansürlemişlerdir. Çevirmen Doç. Dr. Korhan Kaya, bu eserde büyük bir hizmet vererek Sanskritçe metinleri orjinal dilinden çevirerek okuyucuya sansürsüz yazımları okuma ve inceleme imkanı vermiştir. Çevrimen, Sanskritçe dışında Max Müller'in İngilizce çevirileri ile Hintli Swami Gambhirananda ve Swami Şarvananda'nın çevirilerini kaynak kitap olarak kullanmıştır.

Kitap, 13 temel Uphanishad'a yer vermiş olup, Türkçeye çevrilmiş Uphanishad'lar içerisinde en kapsamlı olanıdır. Bu Uphanishadlar:

Brihadaranyaka,
Çhandogya,
lşa,
Kena,
Aitareya,
Taittiriya,
Kauşitaki,
Katha,
Mundaka,
Şvetaşvatara,
Praşna,
Mandukya,
ve Maitri'dir.

Başta panteizm ve hümanizm olmak üzere pek çok fikri akımın da bu yazımlardan etkilenildiği görülmektedir. Özellikle Hinduizm'den sonraki halef görüşler (veya öğretiler) olarak kabul edebileceğimiz Mimamsa, Vedanta, Samkhya, Yoga, Nyaya ve Vaişeşikayı direk etkilemişlerdir. Fikri ve felsefi mecradan tanıdığımız başta Arthur Schopenhauer olmak üzere, Parmenides, Eflatun ve Kant'ın da bu metinlerden etkilendikleri söylenmektedir.

Mevcut metinler konusunda tarihte ana üstad olarak kabul edilenler ise: Şandilya, Dadhyanç, Sanatkumara, Aruni ve Yacnavalkya'dır.

Uphanishadlar içerik olarak; Tanrı olarak kabul edilen Brahma ile Atman kavramlarından ve niteliklerinden çokça bahsedilmektedir. Yaratılışın ilk hecesi olarak kabul edilen OM (A-U-M) yine sıkça ifade edilen kavramlardandır. Kainatın yaratılışı, erdem, mutluluk, öz, varlık... gibi temel inanışla alakalı esaslar irdelenmiştir. Metinler arasında pek çok tekrar da söz konusudur. Örneğin; yaratılış konusu farklı Uphanishadlar'da benzer şekilde anlatılmıştır.

Eseri başarılı bir şekilde çeviren Doç. Dr. Korhan Kaya'ya tekrardan teşekkürü borç bilir, keyifli okumalar dilerim.
İlmihal öğrenmek her müslümana farzdır.

Mızraklı İlmihâl’in asıl adı Miftâh-ul Cennet, yani, Cennet Kapısının Anahtarı’dır. 1480’de Edirne’de vefat etmiş olan Muhammed İzniki yazmıştır. Seyyid Abdülhakim Efendi, Miftâh-ul Cennet ilmihâlinin yazarı salih bir zattır. Okuyanlara faydalı olur buyuruyor. Bu kitap kıymetli kitaplardan toplanmıştır. Kitapta genellikle Hanefi mezhebinde en kuvvetli hükümler toplanmış ve ihtilâflı meselelere yer verilmemiştir. Bu bakımdan, halkın çok rahat anladığı bir ilmihâl kitabı olmuştur.
Böyle olması sebebiyle senelerce halkın çok rağbetine mazhar olmuştur.
Bu sıra kutsal kitaplari merak ettim. En baştan yani Tevrattan başlayayım dedim. Degistirildigi düşünülse de nihayetinde kutsal kitap diye geçiyor ve insan iyilik, güzellik vb şeyler görürüm diye acıyor kitabı. Lakin ardından:

- Lut peygamberi uyutup, babalariyla ilişkiye giren Lut'un kızlarını,
- İbrahim peygamberin kendi caninin korkusuyla karısını kardeşi olarak tanıtmasi ve bunun sonucunda kralın Ibrahim'in karısıyla evlenmesini,
- Tanrının emriyle Israillilerin şehirleri içindeki çocuklar,kadınlar ve hayvanlarla beraber yakmasi, tek bir canlı dahi birakmamasini,
- Yakup'un annesiyle beraber plan kurup babasını kandirip kutsanmasini saglamasini,
- Davud peygamberin damda gezinirkene evli bir kadını duşta çıplak görmesi onunla yatmasi ve kadının kocasını öleceğini bile bile sefere gonderip oldurtmesini,
Vb. görünce insan şok oluyor. Yok artık bu kadarı da olamaz diyor. Kutsal kitap olmasa bir nebze dersin ki: "Ya Israilogullarinin tarihini anlatan bir kitaptır, hoş şeyler değil" deyip geçersin. Lakin adı kutsal kitap ve bu garip şeyleri peygamberler yapıyor. İşte bu acayip bir durum.

Bu absürd durumlar dışında iyi şeyler de var.
- Oldurmeyeceksin
- calmayacaksin
- zina etmeyeceksin
- komşunun hakkını gozeteceksin gibi
Lakin okudukça anlıyorsun ki bunlar sadece kendi aralarında geçerli. Diğer kavimleri öldürebilir, mallarını calabilir, onlara tecavüz edebilir, onlardan faiz alabilirsin ... Yani tanrı Israillilerin tanrısı ve tüm güzellikler İsrailliler'in; diğer uluslar, kavimler de ezilesi birer böcekler gibi...

Jose Saramago, kitaplarında bu absürd durumları hikayelestirmisti ve okumuştum ancak demiştim; yazar abartmış olabilir. Az bile yazmış bence. Adamı baya da elestirmisler, dini asagiliyorsun, alay ediyorsun diye, o da ülkeden uzaklaşmış hayatının sonlarına doğru. Bence Saramago reis dinle alay etmiyor, din insan akliyla alay ediyor. Saramago reis de muhtemelen bunu dusunmustur.

Kitabın yarısı sıkıcı tekrarlardan oluşuyor. Diğer yarısının bir kısmı, sunu tarifleri, marangozluk işleri gibi. Ondan 1000 küsür sayfa full okudum lakin ondan sonra artık speedi ×2 ye alıp devam ettim. Çünkü peygamber değişiyor ancak durumlar değişmiyor; Vahşet, cinayet, tecavüz vb... İnsan da artık daralmayâ başlıyor. Son olarak İlyas göklere çekiliyor. Ve kitabın sonunda beklenen Mesih olarak da İlyas dönecek deniyor. Bunu bilmiyordum. Yani bir Mesih beklediklerini biliyordum lakin bunun adının İlyas olduğunu bilmiyordum. Ne diyelim beklesinler. Zaten herkes bir Mesih- kurtarıcı bekliyor. Saygı duyarım. Lakin tasviyem şudur: Mehdi, Mesih, kurtarıcı beklemeyin boşa kimse gelmeyecek bence, kurtarırsa insanlığı ortak akil ve vicdan kurtaracaktir.

Keyifli okumalar -mumkunse tabi- ...
Mızraklı İlmihal adını taşıyan ve halk için temel İslami bilgileri derli toplu sunan bir klasikte yoksulluğun nedenleri:
1-Ayakta bevl etmek (işemek),

2-Cünüp iken taam etmek (yemek),

3-Ekmek ufağın hor tutup basmak,

4-Soğan ve sarımsak kabuğunu ateşe yakmak,

5-Âlimlerin önünce yürümek,

6-Atasına ve anasına adıyla çağırmak,

7-Rast geldiği ağaç ve süpürge çöpüyle dişin(i) kurcalamak,

8-Elini balçık yumak,

9-Eşik üzerine oturmak,

10-Bevl ettiği (işediği) yerde abdest almak,

11-Çanağı ve çömleği yumadan (yıkamadan) taam (yemek) koymak,

12-Esvabını (elbisesini) üstünde dikmek,

13-Yüzünü eteği ile silmek,

14-Aç iken soğan yemek,

15-Evinde örümcek komak,

16-Sabah namazını kılıp mescitten ivelik çıkmak,

17-Erken pazara varıp ve pazardan geç çıkmak,

18-Yoksul kimseden ekmek satın almak,

19-Çıplak yatmak,

20-Kapkaçağı örtüsüz komak,

21-Çerağı üfürmek,

22-Her şeyi “bismillah” demeden işlemek,

23-Şalvarını ayakta giymek
Destanın Tevrat, İncil ve Kuran 'a ilham verdiği iddialarını duyunca hemen gittim aldım. Zaten kitabı bir solukta okudum. İş Bankası yayınları gerçekten çok başarılı. Sonuç olarak ; Enkidu karakterinin kilden yaratılması, büyük tufan olayından bahsetmesi ve Enkidu' nun ruhunun yeryüzüne gelip cehennem ( yeraltı dünyası) hakkında bilgi vermesi gerçektende Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında kaynak göstermeden bu destandan alıntı yaptığını gösteriyor. Mesela Nuh Tufanı bu 3 kutsal kitapda bir çok ayette anlatılır. Ve neredeyse gılgamışda anlatılanin aynısı. Kendi fikrimi söylemem gerekirse gerçekten Musa, İsa ve Muhammed peygamberin kutsal kitaplarında ki temel konuların kaynağı Gılgamış desek abartmış olmayız. Çok dikkatimi çeken bir diğer konu ise Gılgamış 'in ölümsüzlüğü ararken kendisine bunu sağlayacak olan dikenli otu buluyor ama bunuda bir yılana kaptırıyor yılan otu yer yemez deri değiştiriyor. Günümüzde bir çok toplumda yılanların bahar ayında deri değiştirmesini bu destana bağladığı söylenir. Okuyun arkadaslar...
( OKUMADAN ÖNCE )

Uzun sürecek bir yolculuk ... (16 kitap)

Orhan pamuk'un onsozunu yazdigi
tümünü okuyan insanın öleceğine inanılan
küçükken bir kaç masallını okudugum toplu masallar kitabı...

Binbir gece masalları nerden gelmiştir ?
>>
Masalların iki önemli kahramanı baş vezirin kızı Şehrazat ve ülkeyi yöneten sultan Şehriyar'dır. Şehriyar zalim bir hükümdardır. Her gün bir genç kızla evlenip ertesi sabah onu öldürmektedir. Akıllı ve zeki bir kız olan Şehrazat, buna bir çare düşünür. Şehriyar ile evlenir ve ama her gece bir masal anlatır. Ama masalı hep en ilginç noktasında keserek sultanı merak içinde bırakır. Sultan da masalın devamını dinleyebilmek için her gecenin sonunda Şehrazat'ın bir gün daha yaşamasına izin verir. Şehrazat'ın masalları "bin bir gece" sürer. Sonunda Şehriyar, Şehrazat'ı öldürmekten vazgeçer ve ikisi mutlu bir yaşam sürerler

Binbir gece masalları neden yasaklanmak istenmiştir ?
>>
Kendilerine ‘sınırsız avukatlar’ (Lawyers without restrictions) diyen bir grup avukat- ki bu aldatıcı bir isimdir- Mısır Kültür Sanat Genel Kurumu'nun çıkardığı ‘kutsal eserler' dizisinden bazıları hakkında 'edebi bozdukları' gerekçesiyle soruşturma açılmasını istedi! Bu avukatlara göre bazı eserlerde, 'ürkütücü derecede cinsel ifadeler, ahlaksızlık ve sefahate davet ile müstehcenlik ve dine iftira var.
Bu avukatların bahsettiği eser 1001 Gece Masalları ve bu saydıkları gerekçeler yüzünden bu kitabın toplatılmasını istiyorlar

( OKUDUKTAN SONRA )

...
Yorumuma, Kur'an da bulunan şu ayetle başlamak istiyorum:

"Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir."
Fatır-31

Tevrat'dan sonra kitap indirilmeyeceğine inanan Yahudilerin görüşünü çürüten, içinde Hz. Davut'un yakarışlarını bulunduran semavi kitaplardan sayılan kutsal bir kitaptır.
İçerisinde bulundurduğu "mezmur" adıverilen metinler manzum şeklindedir.
Az biraz araştırma sonucu orijinal metnin bulunduğunu öğrendim ama bundan kastın ne olduğuna anlam veremedim. Zira mezmurların insanlar tarafından bir çok müdaheleye uğradığını okuduğunuzda sizde gayet rahat fark edebilirsiniz.
Zeburu sadece Yahudi dininde ibadet amaçlı kullanıldığını sanıyordum fakat Hristiyanlar da ayinlerinde bizzat zeburdan ayetler seçip okuyorlar.

Kendimce, biz müslümanların zebur okumak durumunda cımbızı iyi kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira okurken on emirden esintiler ve kur'andan bir kaç ayetle uyuşan net cümleler vardı.

Zeburu, Tevratı ve incili kesinlikle bütün müslümanların okuması gerektiğini düşünüyorum ama daha kendi dinimizin kitabını açıp okumaktan aciz olduğumuz için bu istek benim bir ütopyam olabilir.
Keyifli okumalar...
Okur ağız açıp konuştu, dedi ki diğer okurlara:
“Bu kitap bir harika, harika bu kitap.”

Yıl MÖ 5000 tahminen Büyük Tufan’ın hemen ardı, Dicle ve Fırat nehirlerinin arasında ilk insanlığın bilinen gerçek yüzü Sümerler ve onların akıl almaz mitolojisi. Zamanında birden ortaya çıkan bu uygarlık, çıktığı anından itibaren yüceliğini ve büyüklüğünü ortaya koymuştur. Astronomi, geometri daha da önemlisi olan “Yazı” ilmi Sümerlerden çıkıp, batıya doğru yayılmıştır. Yapılan araştırmalarda buzulların yok oluşu MÖ 8000li* yılları göstermektedir. Arada geçen 3000 yıllık süreç ise tamamen karanlıklar altındadır ki ta Sümerliler işi kilden yaptıkları tabletlerin üzerine ekledikleri yazıya kadar. Sümerler ’in tarihe ve insanlığa kattıkları elbette tartışılamaz. Bahsi geçen kitap ise o zamandan günümüze ulaşan ilkyazım örneğidir.

MS 1800lü yılların ortasında keşfi başlanan ve Mezopotamya denilen yerde bulunan tabletlerin ortaya çıkardığı, yazım örneğidir. Tarihin ilk destanı olması sebebiyle birçok yerde önem kazanması ve bizlere dönem hakkında bilgiler sunması tabletlerin ne denli kıymetli olduğunu bildirmektedir. Özellikle mitoloji severlere genellikle Doğu, Sümer ve İran mitolojisi tanrılarını tanımaları için güzel bir başlangıçtır Gılgamış Destanı.

Kitabın bir başka bakış açısıyla özellikle Hz. Nuh (as) yani destanda adı geçen Utnapiştim’in Büyük Tufanı da 327 dize ile anlatılmaktadır. Bu hususun ise diğer üç din kitabına ilham kaynağı olduğu, hatta yazılırken bu destandan esinlendiği dahi savunulur.

Sait Maden’in Avrupa dillerinden çevirdiği ve kaynaklara dayandırdığı destan, belki de günümüzde okuyabileceğimiz eksiği en az ve çevirisi en doğru olan kitaplardan birisi. Daha önceki çevirilerde destanın daha bir masalsı anlatımı, çıkmazlara giren olay örgüleri ve kaynak gösterilmemesi gibi etkenleri bu kitapta bulmak zor.

Konusu Uruk Kralı Gılgamış’ın başından geçenleri anlatmasıyla başlıyor, insanın varoluşu ve yok oluşunun da konu edildiği destan devam edip en sonunda ölümsüzlüğü bulmak için çıktığı yolculukta olumlu/olumsuz bir şekilde Uruk şehrine dönüşüyle sonlanıyor.

Bazı kil tabletlerin kırık ya da silik olmasıyla destanın kısımları küçük bir açıklama ile boş geçilmiş ve sonraki tabletlerle devam etmiştir. Hiç bulunmayan ve eksik olan tabletlerin boşlukları ise çevirmen notlarıyla desteklenmiş olduğu için yitik bir döngü içerisine düşmüyor okur.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Keza tarihin ilk destanı ve yazıtı olması sebebiyle de zaten okunmayı hak eden bir eser olduğunu düşünüyorum.

Sevgi ile kalın…