Aristoteles

Aristoteles

Yazar
8.1/10
397 Kişi
·
1.400
Okunma
·
432
Beğeni
·
9.477
Gösterim
Adı:
Aristoteles
Tam adı:
Aristo
Unvan:
Felsefeci
Doğum:
Stagira, Mö 384
Ölüm:
Halkis, Mö 322
Aristoteles ya da kısaca Aristo (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca /ˌaris̩toˈteʎis̩/)

Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. MÖ 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akademia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikiyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.
Varolanın varolduğu zaman olması, varolmıyanın varolmadığı zaman olmaması, iste gerçekten gerekli olan budur. Fakat bu demek değildir ki olan her şeyin gerekli olarak varolması, ve olmıyan her şeyin de gerekli olarak varolmaması gerekir. Çünkü her varlığın varolduğu zaman gerekli olarak varolduğunu söylemekle mutlak surette gerekli olarak varolduğumu söylemek aynı şey değildir. Varolmıyan her şey için de bu böyledir. —
Aristoteles
MEB - 2. Baskı ePub
Gerçekte, hükmü doğru veya yanlış kılan,
hükmün zıtlar almaya elverişli olması değil,
nesnenin gerçek oluşu veya gerçek olmayışıdır.
Aristoteles
Sayfa 16 - Milli Eğitim Basımevi 1989 2. Baskı
Göreliklerin de zıdları olabilir. Söz gelimi: Her ikisi de görelik olan fazilet, reziletin zıddıdır; bilim, bilimsizliğin zıddıdır.
Aristoteles
Sayfa 26 - Milli Eğitim Basımevi 2. Baskı 1989
Oluş, yokoluş değildir; artma veya yer değişimi de azalma değildir.
Aristoteles
Sayfa 62 - Milli Eğitim Basımevi 2. Baskı 1989
120 syf.
·2 günde
Umberto Eco'nun Gülün Adı kitabını duymayan yoktur her halde...

Romanın heyecanlı bir yerinde Rahip, orta çağ manastırının kitaplığında yırtık bir el yazması bulur. Şöyle yazmaktadır:

“Birinci kitapta tragedyayı ele almış, acıma ve korku esinleyerek, nasıl bu duygulardan arınma sağladığını görmüştük. Söz verdiğimiz gibi şimdi de güldürüyü...”

Poetika eserinin kayıp olan ikinci bölümünün giriş cümleleridir bunlar... Aslında böyle satırlar yoktur. Böyle bir el yazması da.. Tamamen Umberto Eco uydurmuştur:) Ve koca bir romanı Aristoteles'in kayıp olan bu kitabı üstüne yazmıştır.

Bu ilginç bilgiyi kitabın çevirisini yapan ve Oktay Rifat'ın torunu olan Samih Rifat'ın o etkileyici ve bir o kadar da bilgilendirici önsözünden öğreniyoruz. Bir yandan da serzeniş gösteriyor Samih Rifat. Çoksatanlar listesine giren, vizyonda filmi gişe rekorları kıran Gülün Adı bu kadar bilinirken insanlar merak etmiş midir hiç Poetika'yı?

Mantığın babası Aristoteles... Ve Poetika... Yani şiir sanatı... Aslında bir şeyleri yapabilme, bir şeyleri gerçekleştirebilme sanatıdır.

Elimizde tam 2400 yıllık bir eser tutuyoruz. Yüz yıllardır özellikle Avrupalı filozof, şair ve tiyatro dramaturglarına ışık tutmuş bir eser. Felsefe tarihinin ilk sanat eseri...

Ona göre sanat bir 'mimesis' yani taklittir. Sanatçı taklit eder. Hayatta var olan her gerçeği taklit ederek sunar. Şiir ve tragedya her ne kadar başlarda dini bir öge olarak kullanılsa da zamanla sanatsal bir yapıya dönüşmüştür.  O yüzden kitapta anlatılan bizim bildiğimiz şiirden öte insanların ruhunu arındıran (katarsis), duygularını kabartan, bir yandan da olması gerekenin en iyisini gösteren tragedyalardır. Bir nevi gösteri sanatıdır yani.

O dönemde tragedyalar üst tabakalar için yazılırmış. Olması gereken en iyi durumu biraz da trajik konuları da içine katarak insanda bir arınma meydana getirecek şekilde ele alırmış. Ama komedyalar öyle mi? Değil tabii... O dönemde gülünç olmak alçaklıktır. Aristoteles'e göre de tragedyalar iyi olanı, üst tabakayı; komedyalar ise çirkin olanı ve alt tabakayı taklit eder. Hatta o dönemde kentleri çevreleyen mahallelere kome adını verdiklerini, komedya oyuncularının da adlarının küçük görülerek kentten kovulmuş olmalarından ve bir kome’den ötekine dolaşıp durmalarından aldığı söylenir. Yani aslında bizim bildiğimiz kome'dyen kome'den kovulmuş, aşağılık kişi anlamına geliyor olabilir mi acaba? :)

Kitabın aslında ikinci bölümünün komedyalardan bahsedildiği söylenir ama Aristoteles öldükten sonra öğrencisine kalan yapıtları tam olarak toplatılamaz ve yüzyıllar boyu mahzende saklı kalan yazılar bulunduğunda ise bir kısmı eksik olarak yazılıp yayına verilir. Yani bu kitap da eksiktir aslında. Ama bir yandan da acaba komedyalar hakkında bu kadar olumsuz şeyler söylenirken Aristoteles gerçekten bu konuda bir şeyler yazmış mıdır, insan düşünmeden edemiyor.

Kitabın anlaşılmasının zor olduğunu söyleyenler olmuş ama bence Aristoteles gayet açık ve net anlatıyor her şeyi. Bunda çevirinin de getirmiş olduğu bir güzellik var. Ama öncesinde Homeros'un İlyada ve Odysseia eserini okumak ya da bilgi edinmek kitabın anlaşılırlığını arttıracaktır. Zira çoğunluk burdan örnek vermiş Aristoteles... Daha örneklediği çok eser ve tragedya yazarı var ama maalesef günümüze kadar gelememişler.

Özellikle Aristoteles'in estetik felsefesi üzerine bilgilenmek istiyorsanız okumanızı tavsiye edebilirim.

Herkese bilgece okumalar...
304 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
MÖ 4. Yüzyılda Aristoteles tarafından insanların en iyi şekilde yaşayabileceği, en iyi devlet düzenini ortaya koyabilmek amacıyla kaleme alınmış bu eser, siyaset ve felsefe alanında etkileyici düşünce ve fikirlerden oluşuyor. Aristoteles'in düşünce ve fikirlerinde Platon'un önemli bir etkisi var. Bu kitapta, Platon'un siyaset felsefesi alanında sunduğu "Devlet" ve "Yasalar" isimli eserlerindeki düşünceleri üzerinde oldukça fazla duruluyor. Kitap toplam sekiz bölümden oluşuyor.

Eserin birinci bölümüne devletin ortaya çıkışı ve devleti oluşturan insanların doğası gereği, cinsiyet, akıl ve fiziksel güç olarak birbirlerinden ayrılması anlatılarak başlanıyor. Aristoteles'in sadece bedensel güçlerini kullanıp zihinlerini kullanamayanları hayvanlara benzetmesi ve bu insanların ekonomik açıdan köle olarak kullanılmasının gerekli olduğunu savunması dikkat çeken bir yaklaşım. Bu kölelerin zihinlerini kullanmaları gerektiğini de söylemiyor ve bu yönde bir eğitimde önermiyor. Çünkü toplum içerisinde bazılarının ekonomik açıdan üstünlük elde edebilmesi, diğer insanları sömürebilmesi, özgür olabilmesi ve ihtiyaçlarının karşılanabilmesi için kölelere ihtiyaç olduğunu söylüyor. Kölelerin ise karnı doysun yeter. Asil ve soylu yurttaşlar için köleleri mülk olarak görüyor, araba gibi yahut at gibi. Bu köleyi mülk edinme anlayışı insana daha fazla değer verdiğini düşündüğümüz Hristiyanlık ve İslam dininin ortaya çıkmasından sonra dahi yüzyıllar boyunca varlığını korudu. Neyse ki günümüzde modern köleliği saymazsak insanı mülk edinme gibi bir durum yok. (?)

İnsanların mülkiyet kazanmaları daha sonra takas, ticaret ve para kazanma faaliyetlerine girişmeleri kapsamlı bir şekilde ele alınıyor. Burada Aristoteles ihtiyaçlar doğrultusunda mülkiyet kazanmanın gerekliliği ile ticaretin doğurduğu aşırı ölçüde para kazanma isteğini birbirinden keskin şekilde ayırıyor. Aristoteles ana hatlarıyla geçim sağlamanın en uygun yolunun hayvancılık ve tarım olduğunu söylüyor. Ticaret, faiz ve belirli bir ücret karşılığı işçi olarak çalışmanın ise doğaya uygun olmayan geçim kollarından olduğunu savunuyor. Eserde Platon'un "Devlet" isimli kitabında söylediklerine yönelik bol miktarda eleştiri var. Platon ve Aristoteles'in mülkiyet konusunda farklı düşündüklerini görüyoruz. Platon mülkiyet hakkında insanlık ve devletin sürekliliğini sağlamak için daha paylaşımcı bir yaklaşım içerisine girerken, Aristoteles mülkiyetçilik konusuna daha bireysel bir düşünceyle yaklaşıyor. Mülkiyetin ferdî mi yoksa kolektif mi kullanıldığında daha iyi olacağı konusu günümüzde de hala tartışma konusudur. Bugün tartışmaların dönüp dolaşıp saplandığı nokta siyasal ve ekonomik açıdan kapitalizm ve sosyalizmdir yahut türevleridir.

Bu bölümde iki düşünür arasındaki farklı bir diğer görüşte, Platon'un erkeklere ortak bir şekilde sahiplendirdiği kadınlar ve çocukları, Aristoteles'in erkeklerin bir uyruğu olarak görmesi ve tamamen ikinci plana atması. Aristoteles buradaki eşitsizliği ruha bağlıyor; kadın, erkek ve çocukları birbirinden ayıran etkenin düşünme ve akıl olduğunu, aklın ise erdemi ortaya çıkardığını iddia ediyor. "Susma"yı "kadının şanından" sayıyor ve çocukların da henüz gelişmemiş olduklarından erdemlerinin olgunlaşmadığını söylüyor. Çocuklar hakkında söyledikleri günümüzde çocukların 18 yaşını doldurana kadar seçme ve seçilme hakkına sahip olamamaları durumuna sebep olan etkenlerden öte bir şey değil. Platon ve Aristoteles'in hemfikir olduğu temel düşünce şu, devlet var ise iyiye ulaşmak için var.

Aristoteles kitabın ikinci bölümüne, Platon'un "Devlet" adlı eserinde belirttiği kadınları, çocukları, mülkiyeti paylaşma konusuna ve insanları fabrika mahsulü makineler gibi duygusuz ve birbirinin aynı olarak anlatmasına hücum ederek, şiddetli şekilde eleştirerek başlıyor. Platon'un kadın, çocuk ve mülkiyet üzerinde kurduğu ortaklığın ve paylaşmanın daha iyi bir toplumsal dayanışmaya vesile olacağı iddiasına, ortaklığın önemsememe ve savsaklamaya sebep olacağını ve dayanışmaya zarar vereceğini iddia ederek karşı çıkıyor. Platon'un "Devlet" ve "Yasalar" eserlerindeki, özellikle mülkiyet ve anayasa konularıyla ilgili eksiklikler, yanlışlıklar üzerinde duruyor. Bu bölümün geri kalanında Phaleas, Hippodamos gibi düşünürlerin görüşlerini tartışarak toplumdaki servet eşitliği ve anayasalar üzerinde duruyor. O dönemdeki Sparta, Girit ve Kartaca anayasalarını karşılaştırıyor.

Aristoteles eserin üçüncü bölümüne yurttaş, devlet ve anayasa kavramlarını açıklayarak başlıyor. Yurttaş ve yurttaşlık tanımını aristokratik bir çerçevede yapıyor. Örneğin, işçiler ve kölelerin yurttaşlık için gerekli nitelik ve yeteneklere sahip olamayacaklarını söylüyor. Yurttaşlığı belirli bir toplumsal sınıf olarak görüyor. Yurttaşlar dışındaki halk kitlesini uyruk olarak ayrıştırıyor. Krallık, tiranlık, aristokrasi, oligarşi, demokrasi, despotluk, adalet kavramlarını tartışıyor. Bu kavramlardan krallık, aristokrasi ve siyasal yönetim dediği yurttaşların anayasal egemenliğini (politeia'yı) doğru ve normal yönetim olarak tanımlıyor. Bunlara karşılık krallıktan tiranlığın, aristokrasiden oligarşinin, siyasal yönetim ya da çoğunluğun anayasal yönetiminden demokrasinin sapma olarak ortaya çıktığını ve yanlış yönetimler olduğunu söylüyor. Bölümün sonunda mutlak monarşi ve yasalar üzerinde oldukça fazla duruyor. Monarşinin doğru biçiminden krallık, yanlış biçiminden tiranlık olarak söz ediyor.

Dördüncü bölümünde anayasa kavramı tartışılıyor. Aristoteles oligarşik anayasa ve demokratik anayasa arasındaki farkları, hangisinin iyi ve doğru olduğunu, kimlere uyduğunu anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles "siyasal yönetim" adını verdiği rejimde bir anayasa oluşturmaya çalışıyor. Buradaki görüşü biraz demokrasiden biraz oligarşiden bir şeyler alarak en iyiyi elde etmek. Bu ortalama anayasa anlayışı, devleti oluşturan halk içerisinde de "orta sınıf insan" arayışına dönüşüyor. Aşırı zengin ve aşırı yoksul insanların bulunmadığı orta sınıf insanlardan oluşan bir toplumda çatışmaların olmayacağı ve adaletin sağlanacağı en iyi anayasanın oluşturabileceğini savunuyor. Bu bölümün sonunda siyasal yönetimdeki yasama, yürütme ve yargı organları üzerinde duruyor. Bu organlarda görev alacak kişilerin halkın hangi kesiminden olacağını, nasıl seçileceğini anlatıyor.

Aristoteles kitabın beşinci bölümünde anayasa kavramını değerlendirmeye devam ediyor. Anayasalarda gerçekleştirilen değişikliklerin nedenlerinin neler olduğunu, anayasaların niteliğini, sayısını, anayasayı etkileyen yıkıcı etkenleri ve anayasaların hangi türlere dönüştüğünü tartışıyor. Bu bölümde özellikle anayasanın değişmesine sebep olan eşitsizlik, gerilim, şiddet, devrim ve yönetim değişikliği konuları üzerinde duruluyor. Krallık ve tiranlığı tehlikeye sokan durumları ve monarkların iktidarı elde tutabilmek için neler yapması gerektiğini anlatıyor. Bu bölümde Aristoteles'in, halkı sömürüp iktidarı elinde tutmak isteyen yöneticilere kurnazca önerileri var. Bu tür önerileri Machiavelli'nin 1500'lü yılların başında, "iktidara giden ve gücü elde tutmak için başvurulan her yol mübahtır" anlayışıyla yazdığı "Hükümdar(Prens)" adlı eserinde de görmek mümkün. Örneğin bu bölümde Aristoteles'in önerdiği bir konu tıpatıp Machiavelli'nin söyledikleriyle örtüşüyor. İki düşünür de diyor ki "Hükümdar dindar görünmelidir. [Dikkat buyurunuz, dindar olmalıdır demiyorlar] Çünkü insanlar Tanrıların bilincinde olduğuna inandıkları egemenlerin kendilerini ezmeyeceğine inanırlar ve ona karşı ayaklanma olasılıkları olmaz." Bu öneriler hala güncelse yıllardır insan yönetiminde değişen hiçbir şey yok demektir. Aristoteles bu bölümün en sonunda Platon'un "Devlet" eserinde timokrasi, oligarşi, demokrasi ve tiranlık yönetimleri üzerine yapmış olduğu açıklamaları eleştiriyor.

Eserin altıncı bölümünde daha önceki kısımlarda anlatılan konulara sık sık değiniliyor. Demokrasilerin ve oligarşilerin en iyi nasıl işletilebileceği, devamlılığının nasıl sağlanabileceği konusu üzerinde duruluyor. Bu bölümün sonunda devlet yönetiminde görev alacak bürokrat ve memurların kimler olacağı ve hangi görevlerde ne kadar süreyle bulunacakları belirleniyor.

Yedinci bölüme en iyi yaşamın, mutluluğun ve erdemin arayışı, tartışılması ile başlanıyor. Aristoteles'e göre yurttaşlar için en iyi yaşam türünü sağlamak en iyi anayasanın amacıdır. Bu bölümle birlikte ideal devletin koşullarını tamamlamaya çalışılıyor. İdeal devletin koşulları, nüfusu, büyüklüğü, konumu, iklim özelliği, şehirlerin yapısı, planı, toplumsal, siyasal ve dinsel kurumlar anlatılıyor. Toplumsal sınıf ayrımı ve toprak sahipleri üzerinde duruluyor. Aristoteles bu bölümün sonu itibarıyla anlatmaya başladığı eğitim konusunu kitabı bitirene dek sürdürüyor. İnsanların yurttaşlık için nasıl eğitileceği ve bu eğitimi kimlerin nasıl vereceği anlatılıyor. Aristoteles'in bütün erdemleri geliştirmeye, ahlaka ve liyakate yönelik bir eğitim anlayışı var. Eğitimin konusu çocuklarla ilgili olduğundan aile, evlilik, ana-babalık üzerinde de duruyor. Aristoteles kitabın başından sonuna Platon'un "Devlet" eserini yoğun şekilde eleştirse de bazı kısımlarda büyük ölçüde anlaşıyorlar. Bu bölümde engelli ve sakat çocukların ölüme terk edildiği, yaşatılmadığı kısım benzer düşündükleri konulara bir örnek olarak verilebilir. Yine bu bölümde çocuk eğitimi ile ilgili konularda iki düşünürün de benzer fikirde oldukları görülüyor.

Kitabın son bölümü olan sekizinci bölümde eğitim sisteminin nasıl olacağı üzerinde duruluyor. Aristoteles'e göre çocukların yetiştirilmesi ve eğitilmesi kamuyu ilgilendiren bir durumdur, çünkü çocuklar geleceğin yurttaşları, geleceğin egemen sınıfıdır. Dolayısıyla düzenli bir programla yetiştirilmeliler. Değerli yurttaşlar erdemli bir eğitimle yetiştirilebilir. Platon gibi Aristoteles'te eğitim konusunda müziğe oldukça önem veriyor. Müzik sadece eğlenmek, dans etmek, içki içmek için değildir, aynı zamanda eğitime uygulanmalı, gençler müzik eğitimi görmeli ve müzikle eğitilmelidir. Son bölüm baştan sona müzik konusuyla ilgili.

Aristoteles kitabın çoğu yerinde Platon’un fikir ve görüşlerini esas alarak eleştirilerde bulunduğu için, Platon’un eserleri okunduktan sonra bu eserin okunması daha sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek ve eleştirileri daha iyi anlayabilmek açısından önemli. Platon’un “Devlet” eserindeki ütopik ve felsefi yöne kıyasla, bu eserin daha gerçekçi ve siyasi bir yaklaşımla yazıldığını söyleyebilirim.

"Sorarlarsa dünyanın gidişini
Eflâtun'dan satırlar okuyacağım" der Rıfat Ilgaz. Yani dünya tiranıyla, yoksuluyla, asiliyle, kölesiyle, iyisiyle, kötüsüyle aynı dünya, aynı hamam, aynı tas azizim, yüzyıllardır değişen pek bir şey yok.

İyi okumalar...
240 syf.
·Beğendi·8/10
Arisototeles'in, oğlu Nikomakhos'a ithaf ettiği bu notlarda yer alan ahlâk esaslarından büyük çoğunluğunun günümüz toplumlarının ahlâk anlayışının çok daha ötesinde olması hem şaşırtıcı hem de hayranlık uyandırıcı. Kategorize etmenin ve düşünmenin adamı Aristoteles'in, çağını ve hatta insanlığın büyük çoğunluğunu aşan anlayışını anlayabilmek adına önemli eserlerinden birisi. Felsefeye ilgi duyan her bireyin mutlaka okuması gereken bir kitap. Keza; adalet, anayasa gibi mefhumlarla ilgilenen her bireyin de behemahal okuması gerekir. Çıkar esaslı bir yasadan ziyade refah esaslı bir yasanın oluşturulmasında temel alınabilecek elzem noktaları, yüzyıllar öncesinin bir dehâsından okumak son derece keyif verici. Direkt eski Yunancadan çevirisinin yapılması da büyük nimet. Say Yayıncılık'a şükranlarımı sunarım.
240 syf.
·272 günde·Beğendi·8/10
İncelemeye başlamadan önce şunu belirtmek istiyorum: Toplum tarafından yanlış bilinen bir şey vardır, bu "Ahlak" ile "Etik" kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır ya da aynı olduğu varsayılmasıdır. İkisi birbirinden farklıdır. Etik, daha çok toplumsaldır ve kuralları evrensel niteliktedir, yasayla uyum içindedir ve kapsayıcıdır. Ahlak ise kişiseldir. Herkese göre farklılık gösterebilir ve bireyseldir. Yani bana doğru gelen bir davranış bir başkasına yanlış gelebilir. İkisi arsındaki farkı örnekleyecek olursak; Hırsızlık yapmak etik değildir ve her toplumda bu kabul edilir ama kürtaj yapmak her kişiye göre farklı bir algısı vardır kimine göre ahlakidir kimine göre ise değildir. Kitapta geçen Nikomakhos, Aristonun oğludur ve ona öğüt verme amacıyla kaleme alınmıştır.

Kitap on farklı bölümün birleşiminden oluşmuştur. Politikanın temel prensiplerini sağlam bir zeminde inşa etmek için öne sürülen olguların Etik sahasında açıklandığı bir kitap diyebiliriz. Aristo'nun ele aldığı konular üzerinden siyaset etiğinin nasıl olması gerektiği sonucuna bağladığı değerler tartışmasıdır. İyi, doğru, mutluluk, dostluk, erdem, doğa, aile içindeki yönetim ilişkileriyle, bir kral ile tiranın karşılaştırması gibi başlıca konuları ele alır. Antik çağda yaşayan Aristotales binlerce yıl öncesinden günümüze ışık tutar, daha o zamandan doğanın önemine vurgu yapar. Yani bizim düşündüğümüz gibi oğlum şunu yap, şunu yapma tarzında bir öğüt verme şekli değildir onun kitabı daha çok ortaya attığı kavramları çözümleme çabasına girer ve bir temellendirmeye varır. Siyasetle etiği bağdaştırır, mutlu olma yolunda insanlara değerlerini sorgulattırır. İyi okumalar.
272 syf.
·Beğendi·10/10
Öncelikle belirtmeliyim ki Platon un Devlet’ini okumadan bu kitabı okumayın. Şöyle bir bilgi vereyim Platon, Sokrates’in öğrencisi; Aristoteles ise Platon’un öğrencisi. Ek bilgi olarakta Büyük İskender Aristoteles’in öğrencisidir. Arsitoteles Politika kitabında oldukça ayrıntılı bir şekilde en küçük bireyden (baba ve köle/ yöneten ve yönetilen) haneye , kentten devlete gibi oldukça ayrıntılı incelemeler yapmış. Büyük ölçüde de Platon’un savlarına karşı tez üretmiş veya daha da açmış. Yönetim şekillerini çok ayrıntılı şekilde incelemiş. Daha sonra insanın yetiştirilmesi vb konuşara değinmiş. 2400 yıl kadar önce belki de bizim bugün ulaştığımız şeyleri ilginç bir şekilde tespit etmiş. Ancak şunu da belirtmeliyim bazen o kadar çok ayrıntıya girmiş ki akademik bir kariyer yapmıyorsanız o konudan iyice uzaklaşıyorsunuz. Son olarak bu kitap belkide Platonu, haliyle Sokrates’in bazı savlarını çürütmüş ama bu fikirleri ilk ortaya atan Sokrates olduğu için ona hayran olmamak mümkün değil. Bişeyi eleştirebilir veya geliştirebilirsiniz ancak üretmek başka bir olaydır.
103 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumayı Einstein-Rosen'dan beri düşünüyordum. Çünkü Evreni veya var oluşumuzun sebebini anlamaya çalışacaksak en temel konu zaman kavramını anlayıp çözebilmektir. Şunu belirtmek istiyorum ki Aristoteles ne kadar çağına göre çığır açıcı bir fikri savunmuş olsa da Fizik açısından anlatmaya çalıştığı zaman kavramı bizim için her hangi bir anlam ifade etmemektedir. Aristotelesin yaptığı en büyük hatalardan biri zamanın parçalanabilirliğini savunması bunu anlatırken kafasında ki soru işaretlerini kitap da çok net bir şekilde görebiliyorsunuz. Gelelim Aziz Augustinus'a fikirlerinde çok cesur bir Hristiyan filozof ; Tanrının hiç bir şeyi yaratmadan önce nasıl bir zaman içerisinde olduğunu, zamanın olmadığı yerde "o zaman" diye bir şeyinde olmadığını ama yine de Tanrının bengiliğinin bütün geçmiş ve gelecek zamanların ötesinde olduğunu çok cesurca söylemiştir. Augustinus bunların dışında bir şey daha söylüyordu "İnsan ne olursa olsun zamanın hakikatine ulaşamaz yalnızca zamanın akışını algılayabilir." Bunu da zamandan ayrı bir zamanın var olduğunu savunarak destekliyordu. Ne kadar modern felsefesinin temellerini atmış olsa da kendisi bir yanılgı içerisindeydi Evrende hiç bir şey üç boyutlu destek den yoksun olamazdı.

İncelemenin buraya kadar ki kısmı ne kadar eleştiri içerse de bu sefer M. Heidegger'a sataşmayacağım. Çünkü hocasının izinden giderek bengi dönüşünü bütün bilgisiyle kucaklıyor diğer dostu Hegel gibi kem küm etmiyor ve zaman kavramında anlayamadığı noktaları Kant'ın uzay ve zaman üzerine yaptığı görüşleri ile destekleyerek geliştiriyor. Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem bura da diğer filozofların zaman kavramları görüşüne nazaran Heidegger'ın bölümüne daha çok zaman ayırın çünkü Modern fiziğe daha uygun ve daha nefes kesici.

İncelemeyi sonlandırırken son sözü zaman kavramı üzerine dehşete düşüren Antinomisi ile Immanuel Kant'a bırakıyorum.
"Orada her zaman en uzak dünyadan daha da uzak bir başkası vardır, geçmiş ne denli geride kalırsa kalsın arkasında daha da öte bir başkası vardır, gelecek ne denli uzakta olursa olsun her zaman ötesinde daha da uzak bir başkası vardır; düşünce ölçüşemez bu tasarım karşısında yenik düşer - tıpkı birinin düşünde ötelere uzanan ve görünürde bir sonu olmaksızın gözden yitene dek süren uzun bir koridor görmesi gibi."
120 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Öncelikle anlaması zor bir kitap değildi, karışıktı lakin Aristo tane tane anlatmış her şeyi. Elbette yazmalarda okunamayan, çevirilerde sıkıntı yaratan vs. yerler ve Aristo'nun kendi anlatımından kaynaklanan sıkıntılar olsa da, genel itibariyle sanatın bir taklit oluşunu ve şiir sanatının hatlarını, detaylarını, sorunlarını vs. ortaya koyuyor. Eleştiriler getiriyor ve bunlara verilebilecek yanıtları arıyor. Sanat algısının günümüzde ne kadar değiştiğini görmek muazzam bir haz veriyor açıkçası. Elbette herkes okusun diyemeyeceğim zira Destan, Tragedya ve Komedya ile doğrudan ilgisi olmayanların ekseriyetle beşinci sayfasında okumayı bıraktığı bir kitap. Yine de benim hoşuma gitti.
120 syf.
·15 günde
Poetika, Aristoteles'in sanat üstüne yazdığı başyapıtını okurken beni zaman zaman çok fazla zorlasa da anlamını bilmediğim kelimelere sık sık notlar kısmına dönerek okudum. Sanatın kökenine inmek isteyenler için kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitabı alıp okumama neden olan durum okuduğum bölümde aldığım TV Draması dersinde sık sık adının geçiyor olması açıkçası beni meraklandırmıştı artık post modern drama kitaplarını okuduğumda şuan daha iyi anlayabileceğimi düşünüyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aristoteles
Tam adı:
Aristo
Unvan:
Felsefeci
Doğum:
Stagira, Mö 384
Ölüm:
Halkis, Mö 322
Aristoteles ya da kısaca Aristo (Yunanca: Ἀριστοτέλης Aristotelēs; Eski Yunanca /aristoˈtelɛːs/; Yeni Yunanca /ˌaris̩toˈteʎis̩/)

Antik Yunan filozof. Platon ile Batı düşüncesinin en önemli iki filozofundan biri sayılır. Fizik, gökbilim, ilk felsefe, zooloji, mantık, siyaset ve biyoloji gibi konularda pek çok eser vermiştir.

MÖ 384 veya 385'te, günümüzde Athos tepesi olarak adlandırılan tepenin yakınlarında ufak bir Makedonya kenti olan Stageira'da, Makedonya kralı II. Amyntas'ın (Philippos'un babası) hekimi olan Nikomakhos'un oğlu olarak dünyaya gelir. MÖ 367 veya 366 'da 17 yaşında Platon'un Atina'daki akademisine (Akademeia) girmesiyle Platon'un en parlak çömezlerinden biri olur. Tütör yahut yardımcı hoca olarak çalıştığı dönemde, okuma tutkusuyla tanınır; (Platon, belki de bir tür tenezzülle, ona "okuyucu" lâkabını takar) Daha sonraları Akademia'daki öğretime kendisi de katkıda bulunur: kimi zaman Platoncu savları rakip Isokratos okuluna karşı savunmak için geliştiren, hatta zaman zaman da Evdamos ya da Can üzerine (Peri tes Psykhes) yazılarında olduğu gibi, bu tezleri büyükseyen diyaloglar yazar. Gryllos yahut Retorik üzerine Aristoteles'in diyalog yazarlığı dönemine aittir.

Platon MÖ 347'de öldüğünde, Akademeia'nın başına ardılı olarak Spevsippos'u atamıştır. Antik Çağ'dan itibaren yaşamöyküsü yazarları -herhalde kötücüllüklerinden- Platon'un bu seçiminde Aristoteles'in Akademeia'yı terk etmesinin asıl nedenini görüyorlar. Aristoteles'in en azından Spevsippos'a karşı kalıcı bir garez duyduğunu biliyoruz. Aynı yıl, belki de ustasının teşvikiyle, Ksenokratos ve Theophrastos ile bugün Biga Yarımadası olarak anılan Troas bölgesindeki Assos kentine gönderilir. Orada Tiran Atarnevs'li Hermias'ın siyasî danışmanı ve dostu olur. Aynı esnada, özgünlüğünü daha o zamandan belli eden bir okul kurar. Bu okuldaki girişimleri arasında yaşambilim üzerine çalışmaları yer alır. 345-344 yıllarında, belki de Theophrastos'un daveti üzerine, komşu Lesbos (Midilli) adasının Doğu kıyısındaki Mytilene (Midilli) kentine varır. 343'te Pella'daki (Bugün Ayii Apostili) Kral Makedonyalı Philippos'un sarayına, oğlu İskender'in eğitimini üstlenmek üzere çağırılır. 341 yılında Perslerin eline düşen Hermias'ın feci sonunu Pella'da öğrenir, anısına bir ağıt düzer. Gerek Pella'da ikamet ettiği sekiz senelik dönem, gerek eğitmenlik vazifesinin içeriği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Philippos'un ölümüyle M.Ö. 335 İskender tahta oturur. Aristoteles Atina'ya dönüp Akademeia'ya rakip olarak Lykeion'u, ya da diğer adıyla Peripatos 'u (öğrencileriyle içinde dolaşarak tartıştıkları bir tür çevresi sütunlarla çevrili avlu ya da galeri) kurar. Lykeion'lulara verilen Peripatetikoi adı buradan geliyor. Burada on iki sene ders verir. M.Ö. 323'te Büyük İskender'in bir Asya seferi esnasında ölmesi üzerine Atina'da Makedon karşıtı bir tepki dalgası peydah olduğu vakit, aslında Makedonculuk zannı taşıyan Aristoteles'e karşı, dine saygısızlık davası açılması söz konusu olur. Bir ölümlüyü -Hermias'ı- anısına bir ilâhi yazarak ölümsüzleştirmekle itham edilir. Bunun üzerine Aristoteles, Sokrates'in yazgısını paylaşmak yerine Atina'yı terk etmeyi seçer: kendi deyişiyle, Atinalılar'a "felsefeye karşı ikinci bir suç işlemeleri" fırsatını tanımak istemez. Annesinin memleketi olan Eğriboz (Evboia) adasındaki Helke'ye Khalkis sığınır. Ertesi yıl M.Ö. 322'de, altmış üç yaşında hayatını kaybeder.

Yazar istatistikleri

  • 432 okur beğendi.
  • 1.400 okur okudu.
  • 64 okur okuyor.
  • 1.587 okur okuyacak.
  • 42 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları