Arkadi ve Boris Ştrugatski

Arkadi ve Boris Ştrugatski

Yazar
7.6/10
190 Kişi
·
360
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.354
Gösterim
Adı:
Arkadi ve Boris Ştrugatski
Tam adı:
Arkady Natanovich Strugatsky, Boris Natanovich Strugatsky
Unvan:
Sovyet Rusyalı Yazar Kardeşler
Doğum:
28 Ağustos 1925
Ölüm:
12 Ekim 1991
Strugatsky kardeşler Batı dünyasında, Andrey Tarkovsky tarafından "İz Sürücü" adı ile sinemaya uyarlanan Uzayda Piknik adlı kitapları ile isimlerini duyurmuşlardır. Ayrıca İktidar Mahkumları adlı romanları da "The Inhabited Island" adıyla sinemaya uyarlanmıştır.
Zalimlik güç demektir. Zalimliği bırakan hükümdarlar güçlerini de kaybederler ve onların yerini başka zalimler alır.
Arkadi ve Boris Ştrugatski
Sayfa 201 - İthaki Yayınları
Dairesinde yalnız başına oturuyordu, bütün ışıklarını yakmıştı, ama ne işe yarardı ki bu? Bu karanlığı lambalarla aydınlatamazsın.
Tanrı’yı reddettik, ama destek olmadan, mitlerden bir koltuk değneği olmadan kendi ayaklarımız üzerinde duramıyoruz hala. Ama durmalıyız! Bunu öğrenmeliyiz!
"Sabır ve uyum alışkanlığı insanları koyun sürülerine çeviriyor; bu yüzden anatomilerinden başka hiçbir şey, onları hayvanlardan farklı kılmıyor, hatta savunmasızlıkları bağlamında hayvanları bile aşıyorlar. Ve her yeni gün, kötülük ve şiddetin yeni bir dehşeti doğuyor."
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 22. kitap oldu. Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden ise okuduğum 3. kitap olmasına karşın eserlerinin diline bir türlü alışamadım. Şu ana kadar okuduğum kitaplarında gördüğüm şu ki: Konu ve fikir muhteşem; ancak işleyiş biçimi ve dil vasat. Bir bilimkurgu eserden harika bir edebi dil beklemiyorum elbette; ama daha edebi bir tat beklemek de bir okur olarak hakkım diye düşünüyorum.

Tanrı Olmaz Zor İş, klasik bilimkurgu romanlarında okuduğumuz, başka gezegenlere "bilim adamı" götürülmesi fikrini aşarak başka bir toplumun düzenini, yaşayış şekillerini anlamak ve değerlendirmek için gönderilen bir "tarihçinin" etrafında gelişen olayları konu alıyor. Tarihçimizin ismi, Don Rumata. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittikleri gezegen, Dünya’mızın Ortaçağına çok benzeyen ve tarihsel bir süreçten geçen Arkanar şehri. Aslında bu yolculuğu bir "gezegenler arası yolculuktan" ziyade bir "zamanlar arası yolculuk" olarak niteleyebiliriz. Ayrıca esere "sosyal bilimkurgu" da denebilir. Çünkü içerisinde çok fazla sosyolojik tespit ve bakış açısı mevcut. Bir toplum nasıl inşa edilir, gelişim sürecinde neleri yaşamak zorundadır gibi sorulara cevap arayan bir eser.

Kitabın ismindeki "tanrı" isminin de nereden geldiğini hemen kısaca açıklayıp geçeyim. Birçok kişinin kafasına takıldığına eminim. Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamları gittikleri Ortaçağa benzeyen toplumda oldukça güçlü ve donanımlı insanlar oldukları için tanrı olarak adlandırılıyorlar. Yani Arkanar'da adeta birer tanrı özelliğine sahipler.

Don Rumata, sosyal duyarlılığı olan tarihçi bir bilim adamıdır. Aynı zamanda hümanist ve şefkatli biri. Sahip olduğu sosyal duyarlılık ve insan ırkına karşı kendini sorumlu hissetmesi duygusal yönden oldukça hassas bir yapıya sahip olmasını sağlıyor. Toplumu ve insanı anlamak üzerine çalışıyor. Don Rumata toplumu ve insanları anlamaya çalıştıkça bize de anlatmaya başlıyor ve kitabın felsefesi yavaş yavaş dökülmeye başlıyor önünüze.

Don Rumata ve beraberindeki diğer bilim adamlarının gittiği Arkanar’da ise durumlar oldukça kötüdür. Toplum tam anlamıyla çürümüş, hile, düzenbazlık ve alçaklık bir nimet olarak görülmeye başlamıştır. Arkanar isimli şehirde, Don Reba isimli bir kral vardır ve halka zulmetmektedir. Onun faşizan polis devleti uygulamaları, bilgili ve muhalif insanlara nefes aldırmamaktadır. Güttüğü politikalarla bilim adamları, tıpçılar ve sanatkarlar gibi bilgili ve kültürlü insanlar tek tek avlanmakta, cehalet övgüyle karşılanmaktadır. Sadece sarayın buyruklarına boyun eğenler hayatta kalmaktadır. Okuma yazma bilmenin, kitap okumanın, şiir yazmanın, bilimsel çalışmalar yapmanın yasak olduğu bir yerdir burası. Ve bunlar yukarıdan bir dayatmanın yanı sıra toplum tarafından da benimsenmiş fikirlerdir. Toplum tarafından benimsenmiş olması ise, en tehlikeli olan durumdur. Goethe'nin dediği gibi; "Dünyanın en tehlikeli hali, cehaletin örgütlü eyleme geçme halidir."

Kitaptaki “bilgiye yergi ve cahilliğe övgü”nün biz Türkiye okurları için oldukça tanıdık bir durum olduğunu düşünüyorum.

Peki Tanrı Olmak Neden Zor İş? Aksini ispatlayacak bilginiz, karşı koyacak gücünüz varken, ahmaklığa, zorbalığa ve cehalete seyirci kalmak gerçekten zor da ondan.

Son paragrafımı da kitabın kapağı için açmak istiyorum. Zira kitabın konusu ile bağlantılı olan muhteşem bir esere vurgu yapılarak oluşturulmuş bir kapak. Benim çok hoşuma gitti açıkçası. Kapaktaki resim, Michelangelo’nun Âdem’in Yaratılışı freskindeki yaratıcı ile yaratılanın ellerini birbirlerine uzatırken resmedildiği sahneye gönderme yapıyor. (Bkz: http://hizliresim.com/VDP4BP) Kitabın içeriği ve felsefesi birlikte düşünüldüğünde, kapak ile kitabın birebir örtüştüğünü ve muhteşem bir uyum yakalandığını söylemek gerekir.
Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum 2. ve Bilimkurgu klasiklerinden okuduğum 9. kitap oldu Uzayda Piknik. 1972 tarihli bu eser aynı zamanda çoğumuzun bildiği Tarkovsky'nin "Stalker" filmine de konu olmuştur.

Çoğumuz inanıyoruz biliyorum; kâinatta yalnız değiliz. İşte bu düşüncenin üstüne kurulu bir eser Uzayda Piknik. İnsanlık tarihinin en önemli keşfini anlatıyor aynı zamanda.

"Ziyaret Bölgesi" olarak adlandırılan 6 bölgeden bahsediyor yazarlar. Bu 6 bölgeyi ziyaret eden uzaylılar, her bölgede kalıntılar bırakır ve sonra dünyadan ayrılırlar. Tıpkı piknik sonrası insanların bıraktıkları kalıntılar gibi... Ve Stalker (iz sürücü) diye adlandırılan bir grup insan, ziyaret bölgelerinde uzaylıların bıraktıkları kalıntıları toplamak için yasadışı yollarla bölgelere girerler. İşte Uzayda Piknik de 6 ziyaret bölgesinden biri olan Harmont'da geçiyor. Ve tüm bunlar olurken 23 yaşındaki Redrick Schuhart ile karşılaşıyoruz. Aslında Redrick, Uluslararası Dünya Dışı Kültürler Enstitüsü Harmont Şubesi'nde bir laborant. Ancak görünenin dışında da bir yaşamı var onun, o bir stalker hem de en ustalarından. Bölgeyi bilen, tehlikelerden haberdar olan bir usta Redrick.

Ve tüm stalkerların (tabi Redrick'in de) peşinde olduğu "zamazingolar" mevcut ziyaret bölgelerinde. Hiç bitmeyen piller, taşları mücevhere dönüştüren siyah damlacıklar, metabolizma düzenleme bilezikleri ve daha nice "zamazingolar". Ziyaret Bölgeleri'nin tehlikelerine de kısaca değinmek gerekiyor. Bölgeler ziyaret sonrasında robotlar tarafından araştırılsa da stalkerları bekleyen tehlikeler çeşit çeşit. Görüntüsü ile örümcek ağını andıran ve ölümcül etkisi olan gümüş ağ ile kaplı ziyaret bölgeleri. Görünmez olması da işleri daha zor hâle getiriyor. Dokununca en az bir organın kaybedilmesine neden olan cadı jeli, yerçekiminin normalden onlarca kat güçlü olduğu alanlar ve daha niceleri çıkıyor stalkerların karşısına.

Kıyamete Bir Milyar Yıl gibi karanlık bir hava mevcut yine Uzayda Piknik'te de. Okuyucuyu meraklandıran, yaratıcı fikirler sunan ve son derece büyük zekaların ürünü bu güzel eser. Artık İthaki Bilimkurgu serisini yorumlarken kapak tasarımından bahsetmem klişe oldu. Olsun, yine çok güzel ve sade bir tasarıma sahip. Kitaplığımda serinin duruşunu izlemekten alamıyorum kendimi :) Hem çeviri hem kapak hem de sayfaların tasarımı harikaydı. Artık küçük çeviri hatalarını görmezden geliyorum.

Sözün özü, okuduklarınızı çok seveceksiniz. Başlarda yorsa da biraz, ilerledikçe konu bütünlüğü sizi içine çekecek. Şimdi sırada Tanrı Olmak Zor İş ve Pazartesi Cumartesiden Başlar var. Arkadi Ve Boris okumayı çok sevdim ben... :)
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 14. kitap oldu. Kitabın yazarı olan Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlere bir türlü ısınamadım nedense. Yazdıkları beni kitabın içerisine almıyor sanırım. Bu kitabı da övmek yerine çoğunlukla eleştireceğim.

Öncelikle bu kitap bir bilimkurgu kitabı değil bana göre. En büyük problem bilimkurgu olarak nitelendirilmesinde saklı. Zira, nasıl Harry Potter ile ilgili fantastik kurgu roman olduğunu ifade ediyorsak, hemen hemen aynı konuya sahip olan bu kitap için de fantastik kurgu nitelemesi geçerli olmalı. Yazarlar tarafından bir takım olayları kısmen bilimsel yönden açıklamaya çalışmak kitabın bilimkurgu kitabı olması için yeterli değil. O sebeple kitaba ilişkin beklentinizi bilimsel yönden çok da yüksek tutmamanızı öneriyorum.

Kitabın konusu ise hayli ilginç ve olay örgüsü yok denecek kadar zayıf. Bir bilgisayar programcısı olan Saşa Privalov'un iki otostopçuyu arabasına alması ve iki otostopçu ile birlikte bilimsel-büyü araştırmalarının yapıldığı YOKHİÇ enstitüsüne gitmesi ile devamında başından geçen olağanüstü olayların anlatılmasını konu alıyor. Fakat Saşa Privalov'un neden arabasına aldığı iki otostopçuya güvenip YOKHİÇ enstitüsünde çalışmaya başladığını sorarsanız kitaba, bu sorunun bir cevabı yok. Ya da enstitüde bulunan kişilerin tam olarak ne iş yaptığını sorgularsanız, bunun da cevabı yok kitapta. Bense böyle belirsizliklerin olduğu kitapları maalesef hiç sevmiyorum. Bu kitap da onlardan biri oldu...

Kitabın yazıldığı dönem, yıllar öncesinden birçok kitaba ve filme esin kaynağı olan konuları içinde barındırması (zaman makinesi, uçan halı vs.) gerçekten kitabı değerli bir hale getiriyor. Ancak bu kadar çok curcunaya gerek var mıydı? Bence yoktu.

Son olarak, kitabın adı neden "Pazartesi Cumartesiden Başlar"? Ben çok merak etmiştim bunun ne demek olduğunu. Sizi de merakta bırakmadan açıklayayım ve incelememi bitireyim. Kitaptaki adamlar(büyücüler) mesleklerini çok sevdikleri için pazarı es geçip doğrudan pazartesiye geçiyorlarmış. Tüm sebep buymuş.
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 11. kitaptı. Aynı zamanda Arkadi ve Boris Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk kitap oldu. Yaptığım araştırma neticesinde Kıyamete Bir Milyar Yıl isimli bu kitabın henüz taslak halinde iken birçok ülkede sansüre uğramış olduğunu öğrendim ve hemen ilgimi çekti. Genelde bu tür sansüre uğrayan kitaplar çok değerli kitaplar oluyor.

Bilimkurgu roman olarak nitelendirilen bu kitapta, bilim insanlarının buluşlarının önüne kimlerin, hangi güçlerin geçebileceği ve tehdit oluşturacağı sorusuna cevap aranıyor. Ancak bu yönüyle bilimkurgu kitap olma özelliğini haiz olmadığını düşünüyorum. Çünkü romanın içerisinde bir kurgu bulunmasına rağmen bilimsel bir veri veya fikir yer almıyor. Bu haliyle de bilimkurgu roman demek yerine kurgu roman demeyi tercih ediyorum.

Kitabın ana karakteri, Dimitri Malyanov. Malyanov, astrofizikçidir ve yıldızlar arası maddeyle ilgili bir çalışma yapmaktadır. Çalışmasına daha iyi odaklanabilmek için karısı ve çocuğunu tatile gönderir. Fakat bu esnada etrafında anlam veremediği ve çalışmalarını yapmasını engelleyen bir takım tuhaf olaylar dönmeye başlar. Zira evde yalnız olmasına rağmen sürekli telefonları çalmaya başlar ve kapısının çalınmasıyla rahatsız edilir. Bir türlü çalışmasına odaklanamaz ve bir süre sonra aynı sıkıntının yalnızca kendi başına gelmediğini, bir takım bilim adamı arkadaşlarının da çalışmalarını engelleyen tuhaf olaylarla karşı karşıya olduğunu anlar. Kendisi gibi birer bilim adamı olan arkadaşlarıyla bir araya gelip bu sorunu tartışırlar. Karanlık bir gücün mü bilimsel gelişmeleri engellemek istediği yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması olup olmadığı sorusu bütün kitap boyunca okuyucunun kafasını kurcalar.

Hızlı okunan ve keyifli saatler geçirmenizi sağlayan bir roman. Benim için öyle oldu açıkçası. Fakat sona erdiğinde, aslında yeteri kadar tatmin olmadığımı düşündüm. Bu yönüyle ve kafamda soru işaretleri bırakarak bitmesiyle diğer okuduğum bilimkurgu kitaplarının bir tık gerisinde kaldı.
İthaki Yayınları bilimkurgu klasiklerinin ikinci kitabı Kıyamete Bir Milyar Yıl. Arkadi ve Boris kardeşlerden okuduğum ilk kitap ayrıca. Klasikler kapsamında 3 kitap daha yayınlanmış Boris ve Arkadi kardeşlerden. Sırayla her birini okuyacağım, beni başka diyarlara götürüyor bu seri çünkü :)

Şimdiye kadar okuduğum üç bilimkurgu romanından da farklı geldi bana bu eser. Alıştığım bir tarz oluştu ve bunun dışına çıkmıştı yazarlar. Dolayısıyla bilimkurgu diye adlandırmak ne kadar doğru bu eseri, bilemiyorum. (Puanımın nedenlerinden biri budur.) Bir uzaylı ve uzay temasına rastlamıyoruz eserde ancak konu olarak gayet özgün ve dikkat çekici olduğunu söylemem gerek.

Konudan kısaca bahsedeyim; bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov en önemli projesi üstünde çalışmaktadır. Bu nedenle de ailesini uzaklara gönderip kendisi evde yalnız kalır. Ancak hiçbir şey umduğu gibi gitmez. Birbirinden tuhaf olaylar yaşamaya başlar Malyanov. Kendisi gibi bilim insanı olan arkadaşlarının da başına benzer şeyler gelir. Ve hepsi biraraya gelerek konu üstünde konuşmaya, beyin fırtınası yapmaya başlarlar. Bu olanların nedenini anlamak için uzun süren konuşmalar yaparlar.

Kitap baştan sona endişe, korku, şüphe ve tesadüflerden oluşmakta. Ben okurken bir an zaman kavramımı kaybettim :D Polisiye bir tarafı da bulunan eserde, okuduğum kitaplardaki karakterlerle ilgili cümlelere de rastladım. Sürükleyici, kolayca okunan ancak okunduğu kadar kolay hazmedilemeyen bir kitap Kıyamete Bir Milyar Yıl. Okura sorduğu soruların bir kısmının cevabını yine okura bırakmış yazarlarımız. Yani bir beyin fırtınası da okuyucuyu bekliyor.

Kapak tasarımı yine çok iyiydi, bilimkurgu klasiklerinin kendine özgü bir tarzının olması hoşuma gidiyor. Kitapların yanındaki ayraçlara da bayılıyorum. (Koleksiyonuma yeni ayraçlar eklemiş oluyorum bu sayede) Ama yine kelime hataları vardı, konu İthaki olunca artık buna alıştım demeliyim. (Puanımı etkileyen diğer neden ise kelime hataları.) Bunun dışında anlatımı yer yer heyecanlı ve merak uyandırıcı eseri beğeneceğini düşünüyorum okuyacakların. Serinin diğer kitapları ile devam :)
Kıyamete Bir Milyar Yıl klasik bir bilim kurgu kitabı değil. Daha çok felsefi bir roman. Klasik bilim kurgu kitaplarında yer alan uzaylılar bu kitapta görünmüyorlar. Hatta var olup olmadıkları da kitabın tartışma konusu. Kitapta 1970'li yıllarda Leningrad'da 5 bilim adamının başından geçen karmaşık ve gerilim dolu bir hikaye konu ediliyor ve bu 5 bilim adamı felsefi sohbetler yaparak bu olayı çözmeye çalışıyorlar. Kitapta tartışılan pek çok soru var ancak bunların cevabı verilmemiş. Bu nedenle kitabı özümsemek bir hayli zorlaşıyor. Yine de edebi açıdan çok güçlü ve okurken keyifli saatler geçirmenizi sağlayan bir eser.
Bana kalırsa, Arkadi ve Boris Strugatski kardeşler sadece Rus bilimkurgusunun değil Rus felsefesinin de önemli yazarlarından. "Pazartesi Cumartesiden Başlar"dan sonra keyifle okuduğum ikinci kitaplarıydı bu ve şunu söyleyebilirim ki, gerçekten değişik bir tarza sahipler. Önemli bir buluşun eşiğinde olan birkaç bilim insanı, çalışmaları esnasında değişik uyarıcılar tarafından dikkatlerinin dağıtıldığından yakınır. Bu durum basit bir tesadüften fazlası, hatta uzaylıların işi olabilir mi? Bakın, sizin de ilginizi çekti. Tavsiyemdir. =)
Kıyamete Bir Milyar Yıl, yer yer karmaşık anlatımı ve çoğu okuruna yetersiz gelen sonu nedeniyle kimilerine göre yetersiz bir roman. Ben, yetersiz yerine daha iyisi olabilirdi diyorum. Rus edebiyatının göze çarpan teknik özellikleri ile süslenmiş eser tempoyu yüksek tutarken bir yandan da gizemi dozunda veriyor.

Kitabın sonu üzerine bu kadar düşünülmesini yersiz bulacak değilim. Sonuçta bir eser girişiyle sonuyla bir bütün. Sonu bana yetersiz gelmedi, eser halihazırda vurgulamak istediği noktayı bana aşılamıştı. Kopukluklar ve bunların yanı sıra ilerleyen yoğun anlatım sonucu belli yerlerde dikkat dağınıklığı çektiğim oldu. Fakat kitaptan ne kadar kaynaklanıyorsa bir o kadar da benden kaynaklanıyor bu durum. Bu yüzden eksik bir nokta hissetmedim. Kitabın püf noktası şu ki; bilimkurgu üstü kapalı bir şekilde elinize geliyor ve ona dikkat etmek sizlere düşüyor. Belirtildiği gibi kitap, fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklayacağı üzerine bir yol izliyor. Bu sebeple etkileyici anlatımı sayesinde okurken bir yandan sorduğu soruları biz okurlara sorgulatıyor. Kitabın bilim insanları çevresinde geçmesi de sorduğu soruların kapsama alanlarını ve niteliklerini artıran bir unsur. İşte bu şekilde yalnızca okumuyor, bir yandan da sorguluyorsunuz.

Strugatski kardeşlerden okuduğum ilk eser oldu Kıyamete Bir Milyar Yıl. Kendileri hakkında yaptığım araştırmaya göre eserlerinde sürpriz son tercih etmediklerini gördüm. Kıyamete Bir Milyar Yıl'da da bu durum geçerli. Daha önce de belirttiğim gibi, vurgu noktasına çok önceden ulaşan ve bu nokta üzerindeki merakı akıcı cümlelerle canlı tutan eserin sürpriz bir sona ihtiyacı zaten yoktu. Yapabileceğim öneri, bilimkurgu konusunda fikir sahibi olmadan, belli klasikleri okumadan direkt olarak bu eserden başlamamak gerektiği yönünde.
Okurken sizi çokça düşünmeye sevk eden bir kitap Kıyamete Bir Milyar Yıl. Ve kitap kalın olmamasına rağmen hemen okunup bitirilecek bir kitap değil, üzerinde fazlaca irdelememiz gereken noktalar var.
Kitabın içerisinde geçen diyaloglara baktığımız zaman içinde bulunduğumuz yüzyılla bir çok yönden karşılaştırıyoruz; bilim, teknoloji, insan karakterleri ve bilim insanları ile tanrı inancı...
Konusuna gelirsek; yirminci yüzyılda yaşayan bilim insanlarının yapacakları büyük keşiflerin eşiğindeyken başlarına gelen garip olaylar sonucu aldıkları tutumları ve bu tutumları almadan önce yaptıkları tartışmayı konu alıyor.
Başlarına gelen bu gariplikleri neye dayandıracaklar? Bir çözüm üretebilecekler mi? Bilim insanları hangi yolu seçecekler? Yaptıkları bu seçimle nasıl bir yola girecekler?
Bu soruların cevabını merak edenler ve dünyaya bilim insanları gözünden bakmak isteyenler mutlaka bu kitabı okumalı ve üzerine bolca düşünmeli.
Arkadi ve Boris Strugatski yine harika bir iş çıkarmışlar.
Kıyamete Bir Milyar Yıl, edebiyatın "Sorun sende değil, kâinatta!" deme biçimi.
Bilim kurgu kitaplarının vazgeçilmezi olan uzay ve teknoloji unsurları bu kitapta yok. Her şey bir varsayımdan ibaret. Bu açıdan farklı (felsefik) bir bilim kurgu okuma deneyimi ile karşı karşıya kalmak güzeldi.

Kitap, astrofizikçi olan Malyanov'un üzerinde çalıştığı ve Nobel ödülü almayı planladığı bir projenin bitime doğru gelişen tuhaf olayları konu alıyor. Malyanov çalışmasına odaklandığı anda çalan kapısı yüzünden tüm dikkatini kaybediyor. Davetsiz misafirleri ile baş etmeye çalışırken; kendisi gibi bilimle uğraşan arkadaşlarından da aynı şikayetleri duymaya başlıyor. Kitabı okurken neler yaşandığını sorgulayan bilim adamlarının varsayımlarına, kaygılarına, korkularına ve meraklarına ortak oluyorsunuz. Kitabın en ilginç yanı ise tartışılan birçok konuya açıklık getirilmemesi. Kitap için kesin bir son ile biliyor demek yanlış olur. Aslında kitabın arka kapak yazısında yer alan “ sorun sende değil, kâinatta” sözü kitabın bitiş cümlesi olmaya çok uygun.

Kitabın henüz taslak halindeyken sansürlenmesi de ilginç bir detay. Boris Strugatski kitabın sansürlenme sebeplerini sonsöz olarak okuyucularıyla paylaşmış; “ başarıyla atlattığımız tatsız bir durumu hatırlamaktan daha keyifli bir şey yoktur.“ sözleri ile kitabı noktalamış. Sansürün ortadan kalması ve kitabın bize kadar ulaşması; bilim kurgunun felsefik olarak satırlara yansıtılması da göz önüne alınırsa, biz okuyucular için büyük bir kazanç olmuş.

Bu kitabı kısaca yorumlacak olsaydım; 152 sayfa ile tadı damakta kalan, Rus yazarların o güzel anlatımı ile okuma keyfini üst seviyelere taşıyan bir bilim kurgu kitabıydı şeklinde tanımlamak yerinde olurdu.

Eğer bilim kurgu okumayı seviyorsanız, Kıyamete Bir Milyar Yıl’ı okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim.
İnceleme blogumdan alıntıdır. https://goo.gl/GfPnZ6

Yazarın biyografisi

Adı:
Arkadi ve Boris Ştrugatski
Tam adı:
Arkady Natanovich Strugatsky, Boris Natanovich Strugatsky
Unvan:
Sovyet Rusyalı Yazar Kardeşler
Doğum:
28 Ağustos 1925
Ölüm:
12 Ekim 1991
Strugatsky kardeşler Batı dünyasında, Andrey Tarkovsky tarafından "İz Sürücü" adı ile sinemaya uyarlanan Uzayda Piknik adlı kitapları ile isimlerini duyurmuşlardır. Ayrıca İktidar Mahkumları adlı romanları da "The Inhabited Island" adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 360 okur okudu.
  • 29 okur okuyor.
  • 472 okur okuyacak.
  • 17 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları