Arno Gruen

Arno Gruen

Yazar
8.8/10
181 Kişi
·
579
Okunma
·
134
Beğeni
·
5,6bin
Gösterim
Adı:
Arno Gruen
Unvan:
Alman Psikolog ve Psikanalist
Doğum:
Berlin, Almanya, 1923
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 20 Ekim 2015
Arno Gruen, 1923 Berlin doğumlu Alman psikolog ve psikanalist.

Eğitim: New York Şehir Koleji
Ama sadece başkaldırmak insan olmaya yetmez. Başkaldırı, özgür­lük korkusunu aşmaya, kendiliğe ve insani bir kalbe sa­hip olmaya giden uzun, zorlu ve asla sonu gelmeyecek yolun sadece ilk adımıdır.
Çocuğun kendi iç dünyasından kaynaklanan gereksinimlerini anlayamayan ebeveynler, onu ileride dış dünyaya bağımlı hale getirmektedir.
187 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu kitap harika dostum! diyesim geldi...

İçinde psikoloji, sosyoloji, tarih, edebiyat ve bilime dair birçok konuya rastlayabileceğiniz nadir kitaplardan.

George Orwell, Kafka gibi son dönemlerde birçok insanın okuduğu yazarlar; Stalin ve Hitler gibi tarihte bilinen ve bir o kadar da tartışma yaratan devlet adamlarından bahsediyor kitap ama inanın farklı yönleriyle ele alınıyor.

Özellikle kadın erkek ilişkisi ile igili verilen kısımlar o kadar yerinde ki...
Kadınlarla ilgili ayrı, erkeklerle ilgili ayrı güzel yorum ve tespitler sonrasında da bu iki insanın arasındaki ilişkilerle ilgili inanılmaz yerinde tespitler...

Bazen kadını ve kadının davranışlarını eleştiren yazar bir erkek olmasına rağmen hemcinslerini çok daha fazla tenkit etmiş. Alıntıları takip edenler anlamıştır :)

Toplumda "Erkek güçlü olmalıdır." yargısından dolayı erkeğin çıkmaza girdiği sürekli kendini kanıtlamaya ve güçlü göstermeye çalışması fakat bunu kendine bile itiraf edemediği için baş ağrıları çektiğini anlatıyor kitap.

Tabii ki sadece bunu anlatmıyor, o kadar farklı ve çok konu var ki içinde. Ben özellikle ilgimi çekenlerden bahsediyorum. :)

Bir kıza anne ve babasının ceza olarak köpeğini öldürmesi gerektiğini söyleyip bir mezar kazdıklarında ve kızın eline bir tabanca verdiklerinde kızın kendini öldürmesi... Yani yazar aile ilişkileri, yanlış ebeveynler ve yine yanlış çocuk eğitimine de değinmiş kitapta.

Ödipus kompleksi nedir? Sorusuna da her boyutuyla ve örneklerle açıklık getirmiş.

İnsan davranışları ve nedenleri, erkeklerin güçlü olma istemi,kadının çocuk yetiştirmedeki yanlışları gibi birçok konu mevcut.

Her sayfada mutlaka önemli bir şeyler oluyor ve altını çize çize okuyorsunuz.

Eğer ebeveyn veya eğitimci iseniz mutlaka ama mutlaka okumalısınız. Değilseniz psikolojiye, sosyolojiye ilginiz varsa yine mutlaka ilginizi çekecektir diye düşünüyorum.

İyi okumalar herkese :)
353 syf.
Hem bir psikolog hem de feminist felsefeyi kendi perspektifinden besleyerek bir adım daha ileri götüren Arno Gruen'un ''Normalliğin Deliliği'' adlı eserinden sonra okuduğum ikinci eseri oldu.

Bu eserinde Gruen, insanın empati yetisinin yok oluşunu, acıyı ruhunda duyumsamadığı veya duyumsayamadığı zamanlarda aramakta ve psikolog kimliğiyle bunun derinlikli analizini yapmaktadır. Öyle ki bu empatinin yitiminden hayatın bir çok gerçeğine doğru analizleri sıralamıştır. Şöyle ifade etmek gerekirse, Gruen ampirist bir tavırla tabula rasa kuramı çerçevesinde insanın doğuştan saf olduğunu, beşeri ilişkiler ve öğrenme yoluyla karşı psikolojiyi tanıyarak kendi düşünce yapısını şekillendirmeye, etkilenmeye ve sonucunda kirlenmeye başladığını ortaya sürer. Bu yüzden kitabında bahsettiği insanın kendi acısını yaşayamaması halinde bu acıyı başkalarına yansıtıp onları (aşağılayarak, zarar vererek, öldürerek vb.) sindirmeye çalışmasından bahseder.

Gruen'un bir diğer hazırlığı ise uluslararası veya ulusal düzeyde işleyen toplumları kontrol ve yönlendirme amacı güden sistemlerin nitelikleri, yapıları hakkında gerçekçi analizler sunması, dünyaya hakim sistemin de zaten bundan beslendiğini ve bir kısır döngüyü oluşturacak olan acıyı yaşatma - inkar etme durumu üzerinden uluslararası bir politik tutumun oluştuğunu anlatır.

Bir başka hazırlığında Gruen, önceki hazırlığında toplumları idare eden sistemlerin yaydığı propagandaya da bağlı olarak şekillenen ve içeriği değişen kavramları sorgulamaktadır. Bu sorgulama ile mevcut iktidar aygıtlarına ve otoriteye karşı durmakta sorgulamaktan vazgeçmemektedir.

Ve son olarak Gruen, bu mevcut düzenin işleyişi hakkında çözüm yolu olarak teorik anlamda feminist felsefeyi, fiili olarak da Annelere umudunu bağlamakta...

Peki şimdi kitabın dışına çıkarak Gruen'un psiko-felsefesini neden anlattım, oraya geleyim. Çünkü empati kavramı ataerkil düşüncenin bir kazanımı değildir. Anaerkilliğin bir öznesi olan empati ancak anaerkil düşünce yapısını benliğinde taşıyan cins olan dişinin gösterdiği emek kadar vardır. Gruen'un bütün analizini ve fiili mücadelesini annelere bağlaması da buradan gelmektedir.


Empatinin yok oluşuna da yine insan-sistem içine giren bir tabula rasa'nın* dışarıda gördüğü sevgisizlik kadar evde gördüğü sevgisizlik de sebep olmaktadır. Keza evin diğer bireyleri de aynı insanlar ve sistem içerisinden çıkarak evine gelmekteydi... Aslında bu noktada Butler ve Foucault'nun iktidar ve özne çözümlemesine girmek gerek ancak çok da boğmak istemiyorum incelemeyi. Son olarak Gruen'un Freudyen bir perspektifi olduğunu da belirtmek gerek. Çünkü empatinin yitimi noktasında Freud'un vicdan ve melankoli kavramlarını baz almıştır kendisine.

Kitap haddinden fazla iyi. Okumayan için çok şey kaybedeceğini şimdiden söyleyeyim. Keyifli okumalar.
260 syf.
Öncelikle şunu belirterek başlamalıyım ki kitabın türü kısmında belirtilen ''kişisel gelişim'' bu kitaba uygun bir tür değil. Her psikoloji türünde yazılan kitap kişisel gelişim konu başlığına maruz kalmamalı diye düşünüyorum.

Kitap, geçmişin, şimdinin ve geleceğin yetişkin bireylerinin kişilik yapıları üzerine eğilerek oluşan bu yapıların sevgisizlik temelli bir çocukluk döneminin eseri olduğunu ve işin kötü kısmı da yetişkin kesimin bu sorunlu yapılarının farkında bile olmayışları üzerine yazılmış ve hem toplum hem de birey nazarında mutlu ve huzurlu bir dünya yaratmanın yolunun sevgi-adalet, bilinç-özgürlük ekseninde bir yaşam şekliyle ancak geliştirilebilir olduğunu anlatmaktadır.

Gruen eserleri gerçekten haddinden fazla kaliteli ve içerik anlamında her satırı dikkatle okunması gereken kitaplar ortaya çıkarmış. Her anlatılanın yaşamdaki karşılığı bu denli önemli olunca dünyayı değiştirmek istiyorsak önce kendimizi değiştirmeliyiz sözünün tam karşılığı bu eser diyebilirim.

Çocukluk dönemi ekseriyetiyle sevgisizlik üzerinde yükselmiş olan insanların doğaya, hayvana, eşine, kendine, kısacası her şeye zarar vermeye başlaması işte bu sevgisizliğin tekrarından başka bir şey değil. Gruen bu noktada sevgisizlik konusunun sosyal yaşamdaki yansımasına değindiği gibi politik yaşamdaki yansımasına da değinmekte ve milliyetçilik, faşizm gibi fikirleri sadece bu sevgisizlik ortamında ortaya çıkabilen ideolojiler olarak tanımlamaktadır.

Doğaya bağımlı olarak olarak canlanan insanın yine ona bağlı kalarak yok olacağı bir ortamda algıladığı şeyler bu denli sınırlıyken, bu sınırlılık (sığlık) içinden çıkarak kendi kabuğunu parçalaması ve daha doğru bir bakış açısı geliştirebilmesi için yaşam alanında yaratmış olduğu idoller (Gruen kitapta sahte tanrılar diye tanımlıyor) ve onların davranışlarını rol model alarak kendi karakteristik yapısını yanlış şekilde oluşturmaya başladığını görmesinin ve kabul etmesinin değerini anlatmakta. Kitap her yönüyle çok çok dolu eser. Mutlaka okuyunuz.
80 syf.
Kısa ancak çok etkili kitaplardan.

Arno Gruen, itaat etmek kavramının insan yaşamı üzerindeki etkilerini (özellikle de olumsuz yönlerini) ele alarak nasıl bir yanılsamanın içine düştüğümüzü kısa kısa anlatıyor bizlere.

Aslında bir kaç sorunun cevabı saklı bu eserde. Mesela, İnsanlar neden itaat ediyor? Otoriteye itaat etmenin kökeninde ne var?, Bu, bir düzen arayışının bir önkoşulu mu? veya Otoriteye bağımlılık, insan eylemlerinin biçimini ve yönünü nasıl belirler? gibi temel soruların cevaplarını bu eserde bulmak mümkün.

İnsanın özgürleşmesinin ana koşulunu fikri bağımlılık/bağlılıktan kurtularak kendini bulması olarak gören Gruen, sergilenen hep ezberlenmiş tutumla birbirimizin kopyası olmaya devam edeceğimizi söyler. Belki de insanın duyumsadığı varoluşsal krizlerin özünde bu sorun yatmaktaydı. Kendisine ait olmayan bir yaşamı istemdışı bir şekilde yaşıyor oluşu...
187 syf.
Kutsanmış anneliğimiz, çocuğumuza olan sonsuz sevgimize rağmen, nasıl oluyor da cansız, mutsuz, apatik, depresif yetişkinlere dönüşüyor çocuklarımız??

Çocuklukta ihtiyaçları karşılanmamış kız ve erkek çocukların ileride nasıl dış dünyaya bağımlı, özerkleşememiş kadın ve erkeklere dönüştüğünü anlatıyor Arno Gruen. Bir de topluma baktığımızda ezilenlerin, başkalarını ezebilmek için, niçin kendilerini ezenlerin tarafına geçtiğini anlatıyor..

Iktidarlar; ideolojilerini bizde icsellestirdikce, kendimize yabancilasarak, kendimize ve başkalarına yaptıklarımızın farkına varamayız. En uyumlular aslında kendi duygularına en uzak olanlardir. Ailemiz içinde ve büyük ailemiz olan toplum içerisinde hükmeden hükmedilen, ezen ezilen oldukça gerçek sevgiden bahsedemeyiz. Arno Gruen, kendimizi anlama çabamıza bambaşka bir ışık tutuyor. Üstelik bir solukta okunan yalın diliyle...
256 syf.
·96 günde·9/10 puan
beni en çok etkileyen adı oldu. "normalliğin deliliği"ni biraz inceledikten sonra kendimi bulduğumu düşünerek başladım okumaya. acayip detaylı bi psikoloji kitabı, bunu en baştan söylemeliyim.

psikolojiye merağı,ilgisi ve korkusu olanlar bi yana içsel çözümlemeler, cevapsız kalan sorulara verilen müthiş yanıtlar, dehşete düşüren yaşanmış örneklerden mahrum kalmak istemeyen herkes mutlaka okumalı.

kitabın birçok yerinde dehşete ve de hayrete düştüm. epey bi ara verdim kitaba demlemek zor oldu açıkçası. kendimi çok sorguladım. şizofren tanımlamalarından kendimi alamadım, şizofren olduğumu düşünüyorum :)

analizler acayiip profesyonel, okurken etkilenmemek elde değil. kaynaklar sağlam ve güvenilir.

erich from, george orwell, umberto eco ve milan kundera'dan önemli alıntılar yer alıyor.

en temel ve öz vardığım, "içsel ve dışsal dünyanın senteziyle elde edilecek bağımsız kendilik" sonucudur.
Gulan
Gulan İhanete Uğrayan Sevgi - Sahte Tanrılar'ı inceledi.
260 syf.
·3 günde
Temelinde sevgi ve ilgi yoksunluğunun yer aldığı, bazan da sevgi adı altında aşırılaşmış ve yanlış duygu yoneltmeleri sonucunda, buna maruz kalan kişinin benlik yapısında oluşan bozulma, yıkım ve ardından gelen değersizlik duygusuyla dünyamızın nasıl cehenneme çevrildiğini/cevirdigimizi anlamamız acısından müthiş yardımcı bir kitap. Sahte tanrılara ihtiyaç duymak yahut sahte tanrıya dönüşme sürecinde insani etkileyen daha doğrusu buna yol açan faktör pek tabii anne-baba olarak belirtilmiş. Müthiş bir kısır döngünün içine sıkışıp kalan "insan" kendini bulma, tanıma, anlama yoluna giderse bu döngüyü kırmak mümkün aksi halde oncelikle ebeveynleri tarafından kendini eksik, yetersiz, değersiz görmesi sağlanmış çocuk yetişkinlik sürecinde de ya itaat edecek liderler (sahte tanrılar diyor Gruen) arayışında ve tahakkümünde yaşamını sürdürecek ya da hüküm vermek, yok etmek, ele geçirmek gibi yıkıcı faaliyetler sağlayacak olanaklar arayacak/bulacaktır. Köle olmaya istekli olan birey kadar hükmetmek isteyen (psikopat karakterler başat) birey de özünde kendi benliğinde oluşan yıkıntılar, aldıkları yanlış mesajlar, sevgisizlik veya yanlış sevgi yoneltmeleri ile (ki bu sevgi değildir aslinda) bir nevi kurbandır.

Düşünmek gerek, yarattığımız sahte tanrılar kimler? Bu gücü onların ellerine verirken kendimizde tolere etmeye, yatıştırmaya çalıştığımız, kacindigimiz esas mesele ne? Ihtiyaç duyduğumuz fakat ihmal ve istismara uğrayan duygularımız, korkularimiz neler? Bunlarla birlikte, şayet (sahte) tanrı konumunu amaç edinmiş isek; guc ve iktidar saglama arzusu , siddet ve yikicilik arzusu hasar gören benlik yapimizda neyi iyileştirmeye, kanitlamaya çalışıyor ?

Gerçekle yuzlesmenin korkutucu olduğunu da söylüyor Gruen. Bir cok insanin yüzleşme yerine inkara ve siddete yönelmesinin temelinde de bu korku yer alıyor. Kabullenisin sancılı bir süreç olduğu kesin lakin kendi benliğini bulma yolunda, kendini hatırlama, yaralarını iyileştirme yolunda da kişiye yardımcı olabilecek tek şey korkunc da olsa, sancılı da olsa bu yüzleşmeyi sağlayabilmektir.

Insan yaşamının en temel evresi çocukluk dönemi; kalanı ise tekerrür.
256 syf.
-der wahnsinn der normalitat-

dünyanın ikiyüzlülüğüne dayanamadığı için kendi içine kapanan insanların deli, insani köklerinden kopan insanların normal olarak tanımlandığı dünyaya karşı çıkışın kitabıdır.

bölüm bölüm gidecek olursam birinci bölümünde; ''normalleşmek'' adına çocuğa öğretilmeye başlatılan görev ve sorumluluklar işleniyor. sonradan öğrenilme ve toplumdan topluma değişen görev ve itaatkarlık eğitiminin toplumun siyasi iktidarının şekillenmesine kadar varan süreci açık açık anlatarak işliyor. ve evet, aile iktidara giden yolu belirliyor.

ikinci bölümde ise itaat ve görev bilincinin kavranmasıyla başlayan iktidar yolu işleniyor. genel bir örnektir ama en uygunu da bu sanırım. frodo yüzüğü parmağına taktığı zaman görünmez olur. yüzük orada iktidarı temsil eder ve ona sahip olan artık kendisine sahip değildir.

üçüncü bölüm ise itaat ve görev mantığının empatiyi nasıl yok ettiğini ve bu yetiden yoksun insanın ölümle nasıl yüz yüze kaldığını, hayatını bu korkuyla geçirdiğini işler.

dördüncü bölüm ise toplum üzerinde uygulanan şiddeti kapsıyor. aile içinde başlayan bireysel görev ve itaatkarlık eğitimi sokakta 'düzeni korumak' adına uygulanan itaatkar etme şiddetine dönüşüyor.

beşinci bölümde kendi özünü kaybederek kurumsallaşmış şiddete karşı uzlaşmaya giden insanın kaosun asıl sebebi olduğunu işliyor.

altıncı bölüm ise ataerkil bir sistemin sanki çağının ilerisindeymişcesine, uyguladığı şiddetin masum ve legal olduğunu konu alıyor. yine bununla uzlaşmaya giden insanların kaosun asıl sorumlusu olduklarını ifşa ediyor.

yedinci bölüm ise ne kadar toplumsal infial yaratmış psikopat, şizofren varsa hepsinin normal birer insan olduklarını ve normalleştirmeye çalışmanın insanı delileştirdiğini ortaya çıkarır.

ve son bölümde efsaneleşen analiz geliyor. toplum iki kişiye deli der. biri koyduğu normlar, eğitimler ve, bastırmalarla oluşan zihni delilik, ikincisi ise toplumun koyduğu hiç bir normu tanımayıp isyan eden delilik... eğer kaldırımda sadece yürünüyorsa senin kaldırımda dans ederek gitmene 'normal' yaklaşılmaz. 'normal' olan ciddiyetle yürür. (laf aramızda oradan kaçamazsa çıldırır)
353 syf.
·29 günde·Beğendi·9/10 puan
#empatininyitimi
#arnogruen
~~İnsanoğlunun dünyaya geldiği andan itibaren ilk önce anne ve sonrasında, çevresinden edindiği ruhsal gelişiminin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koyan psikolog yazardan kişisel gelişim kitabı.Bebek ve çocuk diyealgılayamadıklarını düşündüğümüz, her şeyin farkında olduklarını ve tamamen kendi yansımamızdan geliştirdiğimiz evlatlarımızın yetiştirilme tarzına dair bilgiler içermektedir. Her anne baba en iyisini bildiğini, araştırarak veya ailesinden edindiği bilgilerle doğru çocuk yetiştirdiğini sandığı gerçeğinin yanlış olduğunu anlatan, alanındaki diğer kitaplardan çok daha iyi bir anlatıma sahip.Empati yitimi, kendi ruh acısını yaşamadığı için, çevresine zarar verme içgüdüsü ile acısını bastırma gerçeğidir.

°°°Kitaptan bazı alıntılar;
°°°Orjinal olarak doğuyor, ama kopya olarak ölüyoruz.

°°°Refah toplumlarında çocuklar oyun alanlarına, çocuk bahçelerine, okullara, özel eğitimli öğretmenlere, tatile, sinemaya, konsere gitme imkânına ve daha başka pek çok şansa sahiptirler.Buna rağmen, çocukluklarına sahip değillerdir.

°°°Anne- babalar çocuksu ihtiyaçların küçümsenmesini sevgi sandıkça ve bunun bir sınır ihlali olduğunu anlamadıkça, çocuklarına nasıl bir zarar verdiklerini kavrayamayacaklardır. Gündelik bir örnek :Bebek bedensel temasa ihtiyacı olduğu için bağırıyor. Anne baba onu bir emzik veya bir oyuncakla oyalamaya çalışıyor. O anda doğruyu yaptıklarına inansalar da çocuğun ihtiyaçlarından çok kendi ihtiyaçlarını karşılamış oluyorlar.

°°°Şiddetin ve yıkıcılığın temeli, çocuklarımızla kurduğumuz ilişkinin biçiminde yatar.

°°°Bizi, eğer insan acı ve merhamet hissetme yetisini yitirmişse geriye insanlığından ne kaldığı sorusuyla karşı karşıya getirir.

°°°Empati, içimizdeki insaniyetsizlikle aramıza duvar ören bir engeldir. Uygarlığımızın tarihi, acıma duygusunun bastırılması ve parçalanmasıyla sadece iç içe geçmekle kalmaz, aynı zamanda bunun temelini de oluşturur.

>>>Çocuk yetiştirme çabasında ve isteği içerisinde bulunan, içinde bastıramadığı bir öfke olan,psikoloji merakı olan,empati yoksunluğu yaşadığımız bu dünyada herkesin okuması gerektiği bir kitaptır tavsiye edilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Arno Gruen
Unvan:
Alman Psikolog ve Psikanalist
Doğum:
Berlin, Almanya, 1923
Ölüm:
Zürih, İsviçre, 20 Ekim 2015
Arno Gruen, 1923 Berlin doğumlu Alman psikolog ve psikanalist.

Eğitim: New York Şehir Koleji

Yazar istatistikleri

  • 134 okur beğendi.
  • 579 okur okudu.
  • 54 okur okuyor.
  • 1.128 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları