Arthur Koestler

Arthur Koestler

Yazar
8.1/10
41 Kişi
·
112
Okunma
·
16
Beğeni
·
1.704
Gösterim
Adı:
Arthur Koestler
Unvan:
Macar Siyasetçi, Yazar
Doğum:
Budapeşte, Macaristan, 5 Eylül 1905
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1 Mart 1983
Arthur Koestler (5 Eylül 1905, Budapeşte– 3 Mart 1983 Londra) Macaristan doğumlu çok yönlü bir yazar. Asıl adı Kösztler Artúrdur. Babası Leopold Koestler, Kuzey Macaristan'a göçmüş bir Rus yahudisiydi. Roman, gazete yazıları, sosyal felsefe eserleri ve bilim alanında kitaplar yazdı. 1931 yılında Almanya Komünist Partisi'ne katıldı ama yedi yıl sonra, Birleşik Krallık'a göç edince ayrıldı. 1940'ların sonlarına doğru en tanınmış İngiliz anti-komünistlerinden biri oldu. 1950'ler boyunca da aktif olarak siyasete devam etti. Sovyetler'de 1930'lardaki tasfiyeleri anlatan Gün Ortasında Karanlık romanı Stalinizmin kurgusal temsili olarak George Orwell'ın 1984 romanı ile birlikte anılır. 13. Kabile adlı araştırmasında ise Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya atmıştır. Bu sav bilimsel çevrelerde halen tartışılmaktadır. Ayrıca Britannica Ansiklopedisi için de maddeler yazmıştır.
Kafasındakileri ancak yazarak zaptedebiliyordu; ama yazı yazmak onu o kadar yoruyordu ki, günde en çok bir ya da iki saat yazmaya zorlayabiliyordu kendini. Geri kalan zamanda beyni kendi kendine çalışıyordu.
Arthur Koestler
İletişim Yayınevi EPUB
Dışarıdaki sessizlik o kadar derindi ki, kulaklarında uğuldadığını işitebiliyordu.
Arthur Koestler
İletişim Yayınevi EPUB
Koşullar ne olursa olsun, denklem gene de yanlış, çünkü matematiksel birimlerin yerini insanlar aldığında iki kere ikinin dört etmediğini anlıyor.
Arthur Koestler
İletişim Yayınevi EPUB
Normalde rahatlatıcı olan bir gürültü yokluğu değildi bu; her türlü sesi içine çekip yutan, örtüp sarmalayan bir sessizlikti.
Arthur Koestler
İletişim Yayınevi EPUB
İnsanın bilinen her türlü fiziksel acıya dayanabileceğini öğrenmişti; başına gelecekleri önceden bilen biri, buna herhangi bir ameliyat, örneğin diş çekilmesi gibi, katlanabiliyordu. Kötü olan yalnızca bilinmeyendi, çünkü o zaman tepkilerinizi öngörecek fırsattan, direnme gücünüzü hesaplayabileceğiniz bir ölçüden yoksun kalıyordunuz.
Oysa, kendisi için ölümcül olabilecek eski alışkanlığı ağır bastı: Kendisini karşısındakinin yerine koymak, sahneyi bir de onun gözleriyle görmek zorunluluğundan bir türlü kurtulamıyordu.
Arthur Koestler
İletişim Yayınevi EPUB
253 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Arthur Koestler Gün Ortasında Karanlık’ romanın da Stalin diktası altındaki 1930’lar Sovyetleri’ni anlatıyor. Ülke ve kişi adı vermeden, belirli bir dönem anmadan, burada yaşanan siyasi çalkantıyı ele alıyor

Ülkeye demokrasi ve özgürlük getirmek için yönetime gelen Komünist rejim, ülkede muhalif kesim üzerindeki baskılarını yoğunlaştırmıştır. Başlarda komünist rejim komuta kademesinde subay olarak yer alan Rubashov, Ülkede bir numara ile görüş ayrılığı yaşayan çoğu muhalif insanın kurşuna dizildiğine, Adil bir toprak reformu yapılacak diye beş milyon çiftçi ve köylünün açlıktan öldüğüne, ülke endüstrisinde işlerin yolunda gitmediğine, bazı mühendislerin ufak hesap hataları yüzünden bir numara ile görüş ayrılıklarına düştüklerine ve bu yüzdende kurşuna dizildiklerine şahit olmuştur. Rubashov göre, Komünist rejim ve devlet tarafından ülkenin egemenliğini savunma uğruna öylesine olağan üstü tedbirler alınmışki, o kadar geçiş dönemi yasaları çıkarılmışki, hepsi her bakımdan devrim yasalarının tam karşıtı olmuş. insanların yaşam standartları devrim öncesinden daha kötü konuma geldiği görülmüştür. Rubashov partinin artık amaca hizmet etmediğini ve ülkenin dikta rejimine doğru yol aldığını görmüş, parti ve devletin artık ne devrimin nede halk temsilcilerinin temsilcileri olmadığına kanaat getirmiştir. Bu durum Rubashov’un da büyük hayal kırıklığı yaşamasına sebep olmuş, devrimi savunan komünist partisinden ayrılıp, karşı devrimi savunan muhalif partiyi geçmiştir. Artık karşı devrim mücadelesini yeni partisinde sürdürme kararı almış örgütsel faaliyetlerini gizlilik içerisinde hücre evlerinde yürütmüştür. Bir gün Rubashov hücre evinde uyurken kapısı çalınmış komünist rejim tarafından görevlendirilen muhafızlar tarafından uykusundan uyandırılmış ve tutuklanıp hücreye kapatılmıştır.

Rubashov için zor günler bundan sonra başlamaktadır. Kendisine rejim tarafından bir sürü suç isnat edilmiş, Sorgulanmak ve kendisini savunmak için devlet yargıçları tarafından üç hafta süre verilmiştir. Rubashov hücresin de daha çok sistem eleştirisi, içsel sorgulama analizi yapmış “öznel iyi” aynı zamanda “nesnel iyi” de olabilir mi ve kişi, insanlık adına başkalarına kendi doğrularını dayatabilir mi gibi sorulara cevap aramıştır. Ayrıca kendisine yapılan suçlamalar için ön hazırlık yapmış bu zaman zarfında sürekli sorguya götürülmüş sorguya giderken de, mahkumların ruhsal iç yapılarını ve hapishane koğuşlarını, tecrit hücrelerini, sorgu odalarını ince ayrıntısına kadar gözlemleme imkanı bulmuştur. Rubashov Devrim Mahkemesinde yargılama esnasında kendini savunmak için avukat talep etmemiş mahkemenin isnat ettiği bütün suçlamaları kabul ederek mahkeme tarafından ölüm cezası ile cezalandırılmıştır ölüme sessizce gitmiştir.

Sonuç olarak; Tutuklanıp cezaevine girmemiş ve işkence görmemiş insanlar, totalitarizmi hiçbir zaman “iliklerine kadar” hissetmezler. Yazar bir mahpusu anlatan romanın felsefi yaklaşımı, diktatörlerin kendi doğrularını, topluma dayatmasının sorgulanması üzerine kuruludur diyor .

Kitabı okurken ister istemez dikta rejimlerini Rubaskov ile birlikte sorgulamaya başlıyorsunuz. Kitabın konusu bize hiç yabancı gelmiyor. Ülkemizde de devletin üst yöneticileri medya üzerinden talimat veriyor. Devletin savcısı ve hakimi talimatı görev kabul ediyor. Kitabın kurgusu çok iyi dili akıcı, anlatımı ile güzel bir eser tavsiye ederim..
253 syf.
Koestler, Rubashov karakterinin hapishanede sorgulanması ve idama giden süreci etkili bir şekilde okura aktarıyor. Büyük bir ihtimalle Koestler İspanya iç savaşında tutuklanıp hapse atıldığında, elde ettiği hapishane deneyimlerini karakter Rubashov üzerinden aktarmaktadır. Dönemin Sovyetler Birliğini, siyasi analizler yaparak iyi kötü ayrımına öznel ve nesnel açıdan bakmaya, inanmışların inandıkları değerleri iç hesaplaşmalarla sorgulamaya çalışan bir roman ki politik bir kitap gibi derinlemesine işlenmiş bölümlere sahip.
Hapishane romanı olan gün ortasında karanlık; mahkûmun sorgusundan, hücresinden, son anlarından, hislerinden, umutlarından, umutsuzluğundan her türlü hissiyatı çok net okurken hissedeceğiniz bir anlatıma sahip, lakin Parti, rejim ve siyasi analizler sizi yorabilir. Dikta bir rejimin acımasızlığını ve insanların bir nevi köleliğini ve çaresizliğini de çok net ortaya koyuyor. Parti’nin acımasızlığını aşağıdaki cümleler ne kadar güzel ifade ediyor:
“Bireyin vicdanı onun için önemsizdi, bireyin kafasından, kalbinden geçenlerde hiç mi hiç aldırmazdı. Parti’nin bildiği tek bir suç vardı: Çizilen yoldan sapmak. Bunun da bir tek cezası vardı: ölüm.”
“Parti’de ölüm herhangi bir esrar ya da romantik bir yan taşımazdı. Yalnızca hesaba katılması gereken mantıksal bir sonuç olarak görülen biraz soyut bir kavramdı. Ayrıca ölümden çok ender söz edilir, “idam” sözcüğü ile hemen hemen hiç kullanılmazdı. Resmi adı “fiziksel tasfiye” idi. Aynı şekilde “fiziksel tasfiye” ibaresi yalnızca bir tek somut düşünce getirirdi akla: Politik etkinliğin sona ermesi”
253 syf.
·17 günde·9/10
Orwell'in de dediği gibi "Gün Ortasında Karanlık, benzeri olmayan bir romandır. Çünkü neredeyse hiçbir İngiliz yazar totalitarizmi içeriden görememiştir." Devrimlerin zaman içinde nasıl yozlaştığını ve önce kendi çocuklarını yemeğe başladığını gösteren kitap zaman içerisinde '1984' ve 'Cesur Yeni Dünya' yla distopya türünün meşhur öncüleri arasında yerini aldı.
297 syf.
·Puan vermedi
Hazar Türkleri üzerine yapılmış güzel bir çalışma. Yazar; Hazar Türklerinin yaşayışını, inanç sistemini- üç semavi dinin nasıl bir arada yaşadığını- oldukça objektif bir şekilde, belgeler üzerinden dile getirmiş. Tarih meraklılarının seve seve okuyacağı bir kitap.
272 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Yazar, eserine başlarken özellikle ünlü Arap seyyah İbn'i Fadlan'dan faydalanarak Hazarlar hakkında çeşitli toplumsal bilgiler sunuyor. Ardından Hazarların dinlerini neden değiştirdiklerini daha sonra da antropoloji ve tarih biliminin bulgularından hareketle Yahudilerin ırk olarak nereden geldikleri probleminin cevabını veriyor.
Sonuç olarak; yazar günümüz Yahudilerinin büyük çoğunluğunun Hazar Türklerinden oluştuğunu savunuyor.
228 syf.
·12 günde·Beğendi·Puan vermedi
Nazi Almanyasında Yahudi bile olmayan Peter onların hakkını savunuyormuş. Tamam arkadaşım insansın savunursun da ihanet ettim dediğin bir davada itiraf edecek bir şey yokken niye kendine bu kadar acı çektirdin. Okumasanız da olur vermek istediği mesajı verememiş ne yazıkki yazar.
297 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yazar, çeşitli kaynakları birleştirerek tarihsel bir gerçeği, şehir efsanesinden kurtarıp öncelikle Yahudiliğin büyük çoğunluğunun Sami kökenli değil, Hazar Türk kökenli olduğunu ortaya koymuş. Kitabın ilerleyen bölümlerinde Yahudilerin Kutsal Kitabı'nda anlatılan bir kabile nin soyundan geldiği inancını, antropoloji ve tarih bilimlerinin bulgularıyla nasıl tezat olduğunu göstermeye çalışmış.
Antropologlara göre; Yahudiler fiziksel nitelikleri açısından birbirinden çok farklı, ancak içinde yaşadıkları ülkenin yerli halkına daha çok benzemektedirler. Bu gerçeklerde boy, kafa endeksi, kan grubu, saç ve göz rengi gibi istatislerle ortaya konulmuştur. Bununla birlikte birkaç yüzyıl boyunca sınırlı koşullar altında gettolarda yaşamaktan kaynaklanan bir tip karakterize edilebilir. Bunlar içeriden evlenme, genetik dağılım ve seçilim baskısıdır. Örneğin gettolarda kötü koşullarda ve sınırların içerisinde yaşamak, hastalıkları arttırmış, fakat sonraki nesillerin daha dayanaklı olmasına yol açmıştır. Daha sonra göç ettikleri ülkelerde, bu özelliklerde kaybolmuştur.
Bütün Yahudi toplulukları yüzyıllar boyunca aynı kadere sahip olmuşlardır. Önce ülkelere davet edilmişler, yönetici kademelerinde önemli görevlere getirilmişler, fakat daha da güçlenince kovulmuşlardır.Almanya da 2.Dünya Savaşı'nda uygulanan ilk soykırım değildir. Yüzyıllar önce bütün Yahudiler yakılarak, Almanya da Yahudilerden arınmış bölgeler elde etmişlerdir.
Sonuç olarak yazar, Arap, Bizans ve çeşitli misyonelerin notlarından, çağdaş tarihçilerin, özellikle Zeki Velidi Togan'ın araştırmalarından faydalanarak bu eski Yahudilerin çoğunluğunun Türk kökenli olduğunu söylüyor.
253 syf.
·Beğendi·10/10
Sabaha karşı uzun bir koridor
Beton döşemede topuk sesleri
Gözleri bağlı bir adam
Ensesine bir el ateş edilir
Topuk sesleri kesilince ikinci darbe gelir
Dalga gibi sürünerek
Ve dalga gibi ses çıkararak
Kapanır kendine
Sonsuzluk omuz silker.
297 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Nazi Almanyası farkında olmadan çoğunluğun içinde erimiş Hazar Türklerinin torunlarını yaktı haberi yok kanısına vardıran bir kitap. Tavsiye ediyorum
253 syf.
·5 günde·9/10
Soljenitsin'in Ivan Denisovich'in Bir Günü ve bu, Victor Serge'in İçerdekiler romanlarını okuduktan sonra yine bunlar doğrultusunda olduğunu duyduğum için okumaya karar verdiğim bu kitabı okuduktan sonra, baştaki zikrettiğim kitaplardan farklı olduğunu söyleyebiliyorum. Öyle ki Soljenitsin ve Serge, siyasi görüşleri veya faaliyetleri sebebiyle hüküm giymiş ve sonrasında hapishane izlenimlerini kitaplara dökerken bu kitaplarda siyasi analiz yapmaktan kaçınmışlardır. Oysa ki, Koestler bu kitabında hapishane deneyimleri yanısıra politik analizlere sürekli yer vermiştir. Bunu eleştirmiyorum çünkü, bu analizler 1930'ın Sovyet siyaseti ve Stalin ve sonrası gelişen politik olayları öğretiyor okura. Felsefe analizleri de mevcut ve zaman zaman trajik bir hikaye. Kitabın arka kapağında George Orwell'ın şu görüşüne yer verilmiş: ''Gün Ortasında Karanlık, benzeri olmayan bir romandır, çünkü neredeyse hiçbir İngiliz yazar totalitarizmi içeriden görememiştir.''

Yazarın biyografisi

Adı:
Arthur Koestler
Unvan:
Macar Siyasetçi, Yazar
Doğum:
Budapeşte, Macaristan, 5 Eylül 1905
Ölüm:
Londra, Birleşik Krallık, 1 Mart 1983
Arthur Koestler (5 Eylül 1905, Budapeşte– 3 Mart 1983 Londra) Macaristan doğumlu çok yönlü bir yazar. Asıl adı Kösztler Artúrdur. Babası Leopold Koestler, Kuzey Macaristan'a göçmüş bir Rus yahudisiydi. Roman, gazete yazıları, sosyal felsefe eserleri ve bilim alanında kitaplar yazdı. 1931 yılında Almanya Komünist Partisi'ne katıldı ama yedi yıl sonra, Birleşik Krallık'a göç edince ayrıldı. 1940'ların sonlarına doğru en tanınmış İngiliz anti-komünistlerinden biri oldu. 1950'ler boyunca da aktif olarak siyasete devam etti. Sovyetler'de 1930'lardaki tasfiyeleri anlatan Gün Ortasında Karanlık romanı Stalinizmin kurgusal temsili olarak George Orwell'ın 1984 romanı ile birlikte anılır. 13. Kabile adlı araştırmasında ise Aşkenaz Yahudilerinin tarih sahnesinden silinmiş olan Hazar Türkleri olduğu savını ortaya atmıştır. Bu sav bilimsel çevrelerde halen tartışılmaktadır. Ayrıca Britannica Ansiklopedisi için de maddeler yazmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 16 okur beğendi.
  • 112 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 130 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.