Âşık Veysel

Âşık Veysel

Yazar
9.4/10
84 Kişi
·
205
Okunma
·
248
Beğeni
·
4670
Gösterim
Adı:
Âşık Veysel
Tam adı:
Veysel Şatıroğlu
Unvan:
Halk Ozanı, Şair
Doğum:
Sivas, Türkiye, 25 Ekim 1894
Ölüm:
Sivas, Türkiye, 21 Mart 1973
Âşık Veysel, Şarkışla’nın Sivrialan köyünde doğdu. Asıl adı Veysel Şatıroğlu’dur. 7 yaşında yakalandığı çiçek hastalığından dolayı bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu, az gören öteki gözünü yitirdi.

Evlerine sürekli olarak gelen aşıklardan dolayı türküyle ve bağlamayla ilgilendiğini gören babasının aldığı bağlama Veysel’in yaşamına eşlik etti. İlk bağlama derslerini de babasının arkadaşı Çamşıhılı Ali’den aldı. Yunus, Karac’oğlan, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi aşıklardan etkilendi ve türkülerinde onlarla olan duygu yakınlığını yansıttı.

Önceleri usta malı türküler söyleyen Âşık Veysel, 40 yaşlarına doğru kendi şiirlerine ağırlık vermeye ve türküleştirmeye başladı.1931 yılında gerçekleştirilen Âşıklar Bayramında adı duyulan ve 1933 yılında Atatürk için söylediği bir türküden sonra özellikle Ahmet Kutsi Tecer’in de yardımıyla giderek tüm Türkiye’de tanınmaya başladı. Bu yıllar aynı zamanda Veysel’in kendi türkülerini söylemeye yönelmesi anlamında bir geçiş dönemi olarak sayılabilir. Bu döneme dek köyünden hiç çıkmayan Âşık Veysel bunu izleyen yıllarda Türkiye’nin birçok yöresini dolaşarak kendi yöresi dışında da insanlara türkülerini aktarma fırsatı buldu.

1952 yılında İstanbul’da kendisi için büyük bir jübile yapılan Âşık Veysel’e, 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin özel bir kararıyla aylık bağlandı.

Türkülerinde kendi özgü bir içtenlikle doğadan insan sevgisine hemen her konuyu işleyen Âşık Veysel, İstanbul Radyosunun ilk yayınlarında da türkü söyledi. 1941-46 arasında, Âşık Ali İzzet’le birlikte Köy Enstitülerinde halk türküleri ve bağlama dersleri verdi. Zamanla Veysel ve Ali İzzet’in temsil ettiği bağlama çalma ve türkü söyleme biçimi başlıbaşına bir tavır olarak yerleşti.

Önceleri yöresindekiler sonra Türkiye’nin her yerinden aşıklarla karşılaştı, tanıştı. Ölümüne dek de sürekli olarak, yaşlı genç aşıklar tarafından ziyaret edildi.

Âşık Veysel’in önemli sayılan ancak pek bilinmeyen bir özelliği de köyünde ilk kez meyve bahçesi kuran ve meyve yetiştiren kişi olmasıdır.

Araştırmacılara göre bağlamanın ilk düzeni olarak kabul edilen ve aslında Âşık Süleyman tarafından kullanılan ancak Âşık Veyselaracılığıyla yayıldığından dolayı aşıklama düzeni (la-re-mi), »Veysel Düzeni« olarak da bilinir.

Âşık Veysel'in şiirlerinin toplandığı »Deyişler« (1944), »Sazımdan Sesler« (1950) ve »Dostlar Beni Hatırlasın« (1970) adlı kitapları yayımlandı.
Bir derd ehli bulsam derdim söylesem
İyi olmaz derdlerim halim nolacak
Hekimler derdime derman bulamaz
Bir değil beş değil derd kucak kucak

Katlan bu cefaya sabreyle gönül
Bu dünyanın işi hep böyle gönül
Başından geçeni sen söyle gönül
Neler geldi geçti oldu olacak
244 syf.
·10/10
Açar solar türlü çiçek
Kimler gülmüş kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın

Âşık Veysel 1894 yılında Sivas'a bağlı Şarkışla ilçesinin Sivrialan Köyünde dünyaya gelir. Annesi Gülizar, bir yaz günü koyun sağmaya gittiğinde; oracıkta bir yol üstünde doğurur Veysel'i. Göbeğini de kendi eliyle keser. Yaman kadınmış Gülizar ana. Bebeğini bir çaputa sarıp yürüyerek köye döner. Babası Ahmet bebeğin adını Veysel koyar.

Yıllar geçer aradan büyür Veysel bebek. Böylece yedi yaşına geldiği yıl bir çiçek hastalığı salgını olur Sivas'ta. Küçük Veysel de yakalanır bu hastalığa. Sol gözünde, çiceğin beyi çıkar kendi deyimiyle...

Göz akıp gider. Sağ gözüne de perde iner. Önceleri Yalnız ışığı seçebiliyormuş. Gel gör ki talihsizlik yine yakasını bırakmamış Veysel'in. Bir gün inek sağarken babasının yanına gider ve kaza sonucu yakında bulunan bir küreğin ucu öteki gözüne girer. O gözünü de kaybeder.

Veysel der dünyaya ben niye geldim
Her zaman ağladım ne zaman güldüm
Gönlüme teselli kendimde buldum
Sabır ile teskin ettim özümü

Veysel'in kötü kaderine herkes çok üzülür. Babası halk ozanlarından şiirler okuyup ezberleterek avutmaya çalışmış oğlunu. Sivas'ın köyleri saz şairleriyle doludur. Onlarda ara sıra gelip Ahmet emminin evine uğrarlarmış. Veysel ilgiyle dinlermiş çalıp söylediklerini. Babası, oğlunun ilgisini görünce; bir saz alır ona. İlk saz derslerini, babasının arkadaşı verir. Ve gitgide, kendini iyice saza adar Veysel.

Ünlü Halk ozanlarının şiirlerini çalıp söyler bir süre. 25 yaşındayken evlenir. Ardından annesini ve babasını kaybeder ancak kötü talih hiç peşini bırakmaz. Çocukları ölür. Karısı kendisini terk eder.

Bu olaylar üstüne daha çok dertlenir ve içine kapanır Veysel. Daha sonra Veysel'i yeniden evlendirirler ve çocukları olur.

Veysel, Cumhuriyetin Onuncu yıl dönümüne rastlayan 1933 yılına kadar, başka ozanların şiirlerini çalıp söyler. Ahmet Kutsi Tecer ile tanışınca onun önderliğiyle Veysel'in şiirleri gün yüzüne çıkar.

Aşık Veysel'in gün ışığına çıkan ilk şiiri Mustafa Kemal Atatürk için söylediği: "Türkiye'nin ihyası Hazreti Gazi" mısrasıyla başlayan şiirdir. Ve sonrasında kendi yazdıklarını çalıp söylemeye başlar.

1933 yılından sonra bütün yurdu dolaşarak, yurdunun çeşitli şehrini dolaşır. Ahmet Kutsi Tecer'in ayrı bir yeri vardı Aşık Veysel'de. Onun aracılığıyla Köy Enstitülerinde bir süre saz öğretmenliği yapar.

Siyasi olaylar peşini bırakmaz. Köyünden çıkması, çalıp söylemesi yasaklanır, sazı yakılır.

Aşık Veysel'e 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, "Anadilimize ve Milli Birliğimize yaptığı hizmetlerden dolayı" özel bir kanunla vatani hizmet tertibinden aylık bağlanır.

Ölümünden kısa bir süre önce oğlu Ahmet Şatıroğlu’na son şiirini yazdırır.

Selam saygı hepinize
Gelmez yola gidiyorum
Ne şehire ne de köye
Gelmez yola gidiyorum

Gemi bekliyor limanda
Gideceğim bir ummanda
Gözüm kalmadı cihanda
Gelmez yola gidiyorum

Eşim dostum yavrularım
İşte benim sonbaharım
Veysel karanlık yolların
Gelmez yola gidiyorum

Ve yetmiş yıldan fazla karanlıkta yaşadığı dünyaya 21 Mart 1973 tarihinde veda eder.

Aşık Veysel’i hepimiz tanırız. Kendisi dünya gözüyle göremediği bu ülkeyi gönül gözüyle görebilen büyük bir halk ozanıdır. Bizlerde kendisini dünya gözüyle görememiş olsak da gönül gözüyle tanıyıp sevdik.

Ta ilkokul sıralarında okuduğumuz her Türkçe kitabında bir şiiri muhakkak vardı. Karanlığın içinden ve yüreğinden gelen o ışık ve bilgiyle yazdığı şiirlerini hepimiz çok severiz. Çünkü bu şiirler bizim geçmişimizdir, kültürümüzdür. Kendi toprağımızı, kendi insanımızı, kendi ülkemizi halkın sesiyle, halkın duyurmak istediklerini anlatmıştır.

Dış dünyası yoktur ama iç dünyasında kendini çok güzel yetiştirmiştir. Tabiatı sözleriyle resmeder, varlık ve yaratılış anlayışını vurgular. Köy kasaba kültürünü çok güzel yansıtır.

Acılarına da rastlarız elbette. Acıları kaderidir. Her iki anlamda da hiç gün yüzü görmemiştir ama göremediği ülkenin köyünü, fakirliğini, savaşını anlatır durur. Çalışmayı ve öteki dünyayı da unutmamayı öğütler. Çoğu kez umutsuzluğa kapılsa da yaşama sevdasından vazgeçmez. ‘’Beni hor görme kardeşim’’ diyerek insanların kardeşçe yaşamasını, din, dil, ırk ayrımı yapılmamasını ister.

Onun şiirleri hepimizin ortak malı olmuştur. Şiir bile diyemiyorum her biri bize bırakılan değerli bir miras aslında. Zaten boşuna bir şeyler yazmama hiç gerek yok. Kendisini herkes bilir tanır. Hayatını anlatan karanlık dünya isimli bir sinema filmi vardır.

Filmimiz
https://www.youtube.com/watch?v=VtPY1AX7pSQ

Ve şarkımız
https://www.youtube.com/watch?v=D0hvckrtEfQ

Ve bir anı
İlkokuldayken il geneli şiire meraklı 10 15 öğrenci öğretmenlerimiz eşliğinde Aşık Veysel müzesine götürüldük. Ve pek tabi bizler hiç oyun oynamamışız gibi anca sağa sola koşuşturup, oyunlar oynadık. Müze falan hiç umurumuzda olmadı.

Evet müzeyi gezdik ama hiç bir şeyin farkında değildik. Kim olduğu bize pek anlatılmadı. Veysel'in sadece aşık olduğunu biliyorduk. Televizyonda Kadir inanır her gün Türkan Şoray’a aşık olurdu. Sanırım çocuk aklımızla bir fark göremedik.
Affet bizi Aşık Veysel. Ölümünün 45. yılında saygı ve rahmetle anıyoruz.
244 syf.
·9/10
Her şiiri bir dünya, her şiiri bir gerçek. Düşmanlığa asla yer yok. Bütün hayatı, dolayısı ile de tüm şiirleri iyi niyet ve hoşgörüden birer dağ Sanki. Açık, net söylemleri ile soru işareti bırakmıyor. Defalarca aynı haz ile tekrar tekrar okunuyor. Orta okul yıllarımdan beri bir şeylerden uzaklaşmak istediğimde rast gele sayfalar açar, okurum.
286 syf.
·6 günde
——————————————————
ELEKTRONİK KİTAP DİZİSİ - 11
——————————————————

"Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sâdık yarim kara topraktır"

"Dünyaya geldiğim anda
Yürüdüm hayli zamanda
İki kapılı bir handa
Yürüyorum gündüz gece"

Gibi dizeleriyle tanırız hepimiz onu. Âşık Veysel denilince ilk aklımıza gelen dizeler veya bu dizeleri görünce ilk aklımıza gelen Âşık Veysel olmuştur hep. 20. yy'ın bilinen en büyük aşığı, ozanıdır o. Fakat benim Veysel ile anım daha başkadır.

Bu kitabı ilk elime alıp da hayatının anlatıldığı ilk kısmı okuyunca, Saruman'ın üstüne çökerttiği karanlıktan uyanan dayım Théoden Kral'ın kızkardeşim Eowyn'i gördüğünde "Ben bu yüzü tanıyorum" dediği gibi, ben de o satırlarla birlikte "Ben bu adamı tanıyorum" dedim. Sanki Veysel ile tanışıklığımız asırlar evveline dayanıyormuş gibi geldi bana. Oysa daha dün veya öbür gün diyebileceğim kadar kısa zaman önce olmuştu. İnsan hayatı için uzun geliyor geçmiş zaman, hatırlanıncaya dek. Oysa hatırlayınca ne kadar da kısa bir zaman olduğunu düşünüp dururuz. Üzerinden on yıl veya daha fazla geçmiş olmasına rağmen daha dün gibi anımsıyorum şimdi. İlköğretim yıllarında, Türkçe dersinde Âşık Veysel'e dair bir fanzin hazırlamıştım. Hayatını ve şiirlerine yer vermiştim. Evet, hatırlıyorum şimdi. Doğumundan kısa süre sonra sol gözüne ak düştüğünü ve daha yedi yaşına varamadan sağ gözünün de aktığını... İlk saz eğitimini babası vasıtasıyla aldığını... İlk eşinin onu yarı yolda koduğunu... Sefalet içinde yüzdüğünü... Ankara'da ve diğer büyük illerde nasıl sürünmek durumunda kaldığını... Evet, anımsıyorum her bir şeyi... Turuncu bir fon kağıdı kullanmıştım fanzinimin dış kapağına... Onu dahi anımsıyorum şimdi... Uzun zaman önceydi. On yıl veya daha fazla... Ama dün gibi... Anımsayıncaya dek geçmiş zaman uzaktır. Ama anımsayıncaya şimdi olur birdenbire... İnsan hayatı, ilginç...

Bu kitabı, ünlü şairlerimizden Ümit Yaşar Oğuzcan, İş Bankası Kültür Yayınları'nda editör iken düzenler ve basımını yapar. Ne ilginç. Alın size Ümit Yaşar hakkında bilmediğiniz bir bilgi... Âşık Veysel ile dostlardı. Buyurun bir tane daha... Onunla birlikte, yani ikisi birlikte bir şiir yazarlar. Alın bir tane daha... Editör de şair olunca bir daha hoş olmuş kitap sanki veya bana öyle geldi.

Ümit Yaşar, Âşık Veysel'in tüm şiirlerini almış bu kitaba. Ama hepsini tasnif ederek. Daha okunaklı olmuş böylesi. Mesela aşk konulu olanları bir yana, dünyaya dair olanları bir yana vs vs... Beğendim tasnifi... İyi bir editörlük olmuş doğrusu...

Veysel'e dair ne anlatayım ki size? "Kişi kendinden bilir işi" ve "Damdan düşenin halinden yine anlar damdan düşmüş başka biri" dersem gönül komayın dostlar. Zira bunlar hakikat hep. Sen lafını edersin de, karşındaki kapasitesince alır sözü, kapasitesince değerlendirir, kapasitesince anlar. Ama hiçbir zaman söyleyen gibi idrak edemez. Hele ki bunlar yaşantıya dair ise... Abim demişti bir keresinde, "Seni anlamak istersem veya senin gibi bakmak istersem senin okuduklarını okurdum. Bu yeter," diye. Ona, "Eğer benim okuduklarımı okumuş olsaydın benim gibi olmazdın, yine daha başka olurdun. Belki sadece bu sözünün yanlışlığını idrak ederdin, o kadar" demiştim. Ancak empati kurabiliriz bir başkasına dair, ama onun gibi de bakamayız. Şimdi Veysel'e dair ancak bir kör ile empati kurup, sefalet çekeni düşünmekten öte ne yapabiliriz ki? Çok doğru söylemiş, Çok güzel demiş gibi laflardan öteye nasıl gidebiliriz? Gidemeyiz.

Şu an bu yazıyı uzatıyorum ya, aslında tam olarak ne yazacağımı bilemediğim içindir. Kitaba dair söylenecek şeyleri zaten söyledim. En fazla, Âşık Veysel'in kısa bir hayat hikayesi ve bütün şiirleri yer alıyor, cümlesini ekleyebilirim. Ya başka? Veysel'e dair, onu anlamaya dair ise böyle laf kalabalığı yaparım ancak. O vakit susmak düşer payıma. Zira yaşamım Veysel'i anlamaya kadir değil. Anlatmaya hiç değil. O zaman Veysel'ce veda edelim biz de...

"Ben giderim adım kalır
Dostlar beni hatırlasın"

Hatırlayın Veysel'i!..
Hatırlayın Veysel'i!..
Hatırlayın Veysel'i!..
244 syf.
Sözlerini çok duyduğumuz hatta sözleriyle yoğrulduğumuz Aşık Veysel'i az tanırız. Felsefe yapmaz ama bilgedir. Anadolu Bilgesi'dir: İlmi yok ama İrfanı çoktur. Anadolu insanını temsil eder(di). "Yezit nedir, ne kızılbaş?" diye sorarak yerelden hareket eder ama insan problemi için "Dava insanlık davası" derken evrensel boyuta ulaşmıştır. Onun için ariftir, sanatçıdır ve değerli bir insandır..
Biz ise, Doğu yada Batıya merakımız kadar meraklı değilizdir kendi insanımıza. Güzel yanlarımızı -var olanı görüp- geliştirmeden; coğrafik ve tarihsel özelliklerimizle, sadece "bir tür" ve eksik insan tiplememizle komplekse gireriz.
İnsanlığa aşık Veysel bizi, bütün renkleri ile topyekün bu coğrafya insanını uyandırmaya, aydınlatmaya, özgürleştirmeye çalışır. Her biri ayrı bir değerde, şöyle der:

Senlik benlik nedir bırak
..
Kürdü, Türkü ne Çerkezi
Hep Adem'in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
...
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası
...
Yezit nedir ne kızılbaş?
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi
...
Alevi sünnilik nedir
Menfaattir varvarası
...
Cümle canlı bu topraktan
Var olmuştur emir Haktan
...
Veysel sapma sağa sola
Sen Allah'tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası
(Birlik Destanı'nından)
244 syf.
Aşık Veysel, hayatını anlattığı bir şiirinde ''Üç yüz onda gelmişidim Cihana'' diyor.

İyi ki gelmiş de dokunmuş yüreklerimize!

Ömrü uzun ince bir yolda, hanlarda, odalarda, yollarda geçen Aşık Veysel, iki kapılı han dediği dünyanın ilk kapısından böyle girdi içeri. Sivrialanda bir yol kenarında. Göbek bağını kendi eliyle kesen bir ananın kucağında...

Çiçek hastalığına yakalanmadan önce oda herkes gibi, koştu, güldü, oynadı. Gel gör ki hastalıktan kaçamadı, gözlerini kaybetti. Veysel artık kendi dünyasında yaşamaya başlamıştı.
Gözlerini açmayı teklif ettiklerinde ise, ''Bir dünyam var içimde benim, onu açmayın. Benim yarattığım dünya çok daha güzel'' diyerek cevap vermişti usta şair...
Babasının getirdiği saz ile besteleri ve türküleriyle dünyaya açıldı. Bizden, haktan, iyiden ve güzelden yana, işinin ehli ve sözünün eri oldu. İnsanlıkla şairliği birbirinden ayırmadı...

Şairliği, sazı ve sözüyle hayatıma kılavuzluk eden bu kitap, bırakın size de kılavuzluk etsin...
244 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Ozan Aşık Veysel'in iç dünyasını, dertlerini, vatan sevgisini, ilime düşkünlüğünü, O'nun deyişiyle Gaffar'ına olan şikayet ve boyun eğişlerine tanık olacağınız güzel bir kitap.
244 syf.
·9/10
"Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır"

Ozan Aşık Veysel... Acılarla dolu bir gönül... Çocuk yaşta iki gözünü, genç yaşta anne babasını, evlendikten sonra yeni doğmuş çocuklarını kaybetti. Aksilikler, talihsizlikler üst üste birikti. Amma içindeki hüsnüniyet, iyilik arzusu yaşamı boyunca daima sağ kaldı ve hayatın bu acı darbelerine rağmen hâlâ tükenmeyen yaşama sevincini, iyi niyetini bize şiirleriyle anlattı. Türküleriyle yaşattı...

Senin gözlerin görmese ne olur? Gönül gözünden görmüşsün. Vücudunun gözleri hiç kapanmaz ki... Dostlar seni hep hatırlayacak.

Söyletme garip Veysel'i
Gâhi uslu gâhi deli
Candan sevdiğin güzeli
Tenha bulsan sarılman mı
244 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yalvarsam kadere yardım etmez mi
Yeter bu çektiğim derdim yetmez mi
Nice kara günler gördüm gitmez mi
Bir fark yoktur yazım ile kışımda

Gülmedim dünyada gülenler gülsün
Derdim yüreğimde eller ne bilsin
İsterse dünyası ziynetle dolsun
Ayrılık gözümde ölüm kaşımda...

Kim demiş ki onun dünyası karanlıktı diye. Aslında o bizden daha iyi görüyordu. Evet görüyordu. Çünkü görmeyen gözler yazamaz bu sözleri... Görmeyen gözler anlatamaz hakikatleri... Evet Veysel'in gözleri görmüyordu ama gönül gözü her daim açıktı. Gezdi tüm ülkeyi yazdı tüm her şeyi...

Bir gün uzun ince bir yola çıktı ve son sözü Dostlar beni hatırlasın oldu, sadık yâri kara toprak ile buluştu. Vatanı, aşkı, toprağı, ormanı yazdı, yazdı ki gelecek nesillere armağan bıraktı...

Gerçek bir üstat gerçek bir ozan... Gören gözlere değil görmeyen kalplere seslendi...

Yazarın biyografisi

Adı:
Âşık Veysel
Tam adı:
Veysel Şatıroğlu
Unvan:
Halk Ozanı, Şair
Doğum:
Sivas, Türkiye, 25 Ekim 1894
Ölüm:
Sivas, Türkiye, 21 Mart 1973
Âşık Veysel, Şarkışla’nın Sivrialan köyünde doğdu. Asıl adı Veysel Şatıroğlu’dur. 7 yaşında yakalandığı çiçek hastalığından dolayı bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu, az gören öteki gözünü yitirdi.

Evlerine sürekli olarak gelen aşıklardan dolayı türküyle ve bağlamayla ilgilendiğini gören babasının aldığı bağlama Veysel’in yaşamına eşlik etti. İlk bağlama derslerini de babasının arkadaşı Çamşıhılı Ali’den aldı. Yunus, Karac’oğlan, Dertli, Erzurumlu Emrah gibi aşıklardan etkilendi ve türkülerinde onlarla olan duygu yakınlığını yansıttı.

Önceleri usta malı türküler söyleyen Âşık Veysel, 40 yaşlarına doğru kendi şiirlerine ağırlık vermeye ve türküleştirmeye başladı.1931 yılında gerçekleştirilen Âşıklar Bayramında adı duyulan ve 1933 yılında Atatürk için söylediği bir türküden sonra özellikle Ahmet Kutsi Tecer’in de yardımıyla giderek tüm Türkiye’de tanınmaya başladı. Bu yıllar aynı zamanda Veysel’in kendi türkülerini söylemeye yönelmesi anlamında bir geçiş dönemi olarak sayılabilir. Bu döneme dek köyünden hiç çıkmayan Âşık Veysel bunu izleyen yıllarda Türkiye’nin birçok yöresini dolaşarak kendi yöresi dışında da insanlara türkülerini aktarma fırsatı buldu.

1952 yılında İstanbul’da kendisi için büyük bir jübile yapılan Âşık Veysel’e, 1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin özel bir kararıyla aylık bağlandı.

Türkülerinde kendi özgü bir içtenlikle doğadan insan sevgisine hemen her konuyu işleyen Âşık Veysel, İstanbul Radyosunun ilk yayınlarında da türkü söyledi. 1941-46 arasında, Âşık Ali İzzet’le birlikte Köy Enstitülerinde halk türküleri ve bağlama dersleri verdi. Zamanla Veysel ve Ali İzzet’in temsil ettiği bağlama çalma ve türkü söyleme biçimi başlıbaşına bir tavır olarak yerleşti.

Önceleri yöresindekiler sonra Türkiye’nin her yerinden aşıklarla karşılaştı, tanıştı. Ölümüne dek de sürekli olarak, yaşlı genç aşıklar tarafından ziyaret edildi.

Âşık Veysel’in önemli sayılan ancak pek bilinmeyen bir özelliği de köyünde ilk kez meyve bahçesi kuran ve meyve yetiştiren kişi olmasıdır.

Araştırmacılara göre bağlamanın ilk düzeni olarak kabul edilen ve aslında Âşık Süleyman tarafından kullanılan ancak Âşık Veyselaracılığıyla yayıldığından dolayı aşıklama düzeni (la-re-mi), »Veysel Düzeni« olarak da bilinir.

Âşık Veysel'in şiirlerinin toplandığı »Deyişler« (1944), »Sazımdan Sesler« (1950) ve »Dostlar Beni Hatırlasın« (1970) adlı kitapları yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 248 okur beğendi.
  • 205 okur okudu.
  • 4 okur okuyor.
  • 141 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları