Asım Bezirci

Asım Bezirci

YazarDerleyenÇevirmenEditör
8.5/10
446 Kişi
·
1.596
Okunma
·
50
Beğeni
·
3054
Gösterim
Adı:
Asım Bezirci
Unvan:
Türk İnceleme Yazarı, Eleştirmen.
Doğum:
Erzincan, 1927
Ölüm:
Sivas, 1993
Asım Bezirci (d. 1927, Erzincan - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk inceleme yazarı, eleştirmen.
1927 yılında Erzincan'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Gerçek gazetesinde politik fıkralar yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde Halis Acar adıyla yazıları yayınlanan Bezirci, 1960'tan sonra kendi adıyla yazmaya devam etti. Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu.
2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirdi.
Eserleri

Çok Kapılı Oda (1961)
Edip Cansever (1961)
Günlerin Götürdüğü Getirdiği (1962)
Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1963)
Abdülhak Hamit ve Târık yahut Endülüs Fethi (1966)
Okudukça (1967)
Orhan Veli Kanık (1967)
Ahmet Haşim (1967)
Nurullah Ataç (1968)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968)
Metin Eloğlu (1971)
On Şair On Şiir (1971)
Seçme Romanlar (Refika Taner'le birlikte, 1973)
İkinci Yeni Olayı (1974)
Sabahattin Ali (1974)
Nâzım Hikmet ve Seçme Romanlar (1975)
Orhan Kemal (Hikmet Altınkaynak'la birlikte, 1977)
Halk, Sosyalizm, Kültür ve Edebiyat (1979)
1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980)
Seçme Hikayeler (Refika Taner'le birlikte, 1981)
Pir Sultan (1986)
Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri (1986)
Şairlerimizin Diliyle Barış (1987)
Rıfat Ilgaz (1988)
Deyimlerimizin Sözlüğü (1990)
Temele Gül Dikenler (1993)
Güle Dil Verenler (1993)


Çevirileri

Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht)
Demokrasi, Barış, Sosyalizm (Jean Jaurès)
Seçme Şiirler (Paul Éluard)
Asıl Adalet (Paul Éluard)
Varoluşçuluk (Jean-Paul Sartre)
Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov)
Sosyalizm ve Edebiyat (Anatol Lunaçarski)
Felsefe Bilim ve Din (Marcel Cachin ve Rene Maublanc)
Pyrrhus ile Cineas (Simone de Beauvoir)
Diderot (Andre Cresson)
Bizlere dadanan her yakıcı umutsuzluk, her küstah acı, bir güzelliğe, bir yaşama direncine dönmek zorundadır. Anlam da bizde, anlamsızlık da.”
Sen aşkını doya doya yaşarken, o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa, bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın.
504 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bir ben vardır ben'den içeri"
Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir.
Şiir yalnız duymakla değil,sevgiyle dikkatle yazılmalıdır. İşte şairlerden beklediğimizde budur.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın_Otuz Beş Yaş,şiir kitabı muhteşemdi.
123 syf.
·1 günde·Beğendi
Jean-Paul Sartre'ın, Varoluşçuluk adıyla Asım Bezirci tarafindan dilimize kazandırılan kitabı, varoluşçuluk hakkında ön bilgi kazanmak isteyen okurlar için birebir. Kitabın girişine 21 sayfalık inceleme tadında bir önsöz kaleme alan Asım Bezirci, bu bölümde Varoluşçu felsefenin tanımından, kökenlerinden çeşitlerinden ve eleştirilerden bahsettikten sonra Sartre'ın elimizdeki kitabının ana metni olan "Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır" adlı metin hakkında da bilgi veriyor. Ardından da Türkiye'de Varoluşçuluğun etkilerinden bahsedip sözü Sartre'la bitiriyor. Kitabın 1. bölümünü Sartre'ın Varoluşçuluk'la ilgili eleştiriler üzerine kaleme aldığı "Varoluşçuluk Bir İnsancılıktır" metni oluşturuyor. Bu metnin akabinde Sartre'ın Pierre Naville ile bir tartışmasına yer verilmiş. 3. Bölüm Gaéton Picon'un Sartre'a ilişkin bir incelemesine ayrılmış. 4. Bölüm ise Laffont Pompiani'nin incelemesi ile Sartre'ın yaşamı, kişiliği ve eserleri hakkında geniş bilgi içermekte.Kaynakça bölümünde ise çevirmen Asım Bezirci, bize Varoluşçuluk hakkında geniş bilgi edinebileceğimiz zengin bir kaynakça eklemiş. Varoluşçuluk kitabı, 128 sayfalık su gibi bir çeviriye sahip, oldukça zengin içerikli bir kitap. Varoluşçu felsefenin dünya edebiyatı ve bizim edebiyatımız üzerindeki derin etkileri düşünüldüğünde kitabın önemi de ortaya çıkıyor aslında. Bu anlamda bu alanda okuma yapan herkese kitabı mutlaka öneriyorum; ama şunu bilmenizde yarar var: "Varoluşçuluk" ucu bucağı olmayan bir felsefe, bu kitap ise bu felsefeye sadece ilk adım olabilir. Yüksek beklenti ile okunduğunda hayal kırıklığı yaratmaması için bu görüşümü ifade etmek istedim. Herkese iyi okumalar diliyorum.
123 syf.
·2 günde·8/10
Sartre'nin okumuş olduğum ilk kitabı. Benim gibi yeni yeni felsefeye ilgi duymaya başlayan okurlar için Varoluşçuluk kavramının anlamını ve yorumlamasını sade bir dille anlatmış. Diğer felsefi kitaplar gibi beyin yakan, zor anlaşılan bir dili olmaması çok yerinde olmuş. Vermiş olduğu öğrenci örneği çok güzel. En çok hoşuma giden konu; bilmediğimiz bir konu hakkında birisine danışırken aslında sonucunu da tahmin edebileceğimiz bir durumu baştan kabul ettiğimizi varsayması. Varoloşçuluk'u savunanların iki türü vardır; birisi Hristiyanlar diğeri ateistler denilmekte. Sartre ateistler arasındaki bir iki kişiden birisidir. Genel olarak güzel bir kitap, mutlaka bu kitabı daha sonra tekrar okuyacağım. Herkese iyi okumalar.
128 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Elinde piposu olan Sartre ya da sigara içen Camus... Felsefeyle ilgileniyorum diyen depresif insanların uğrak noktası 2 insan.

"Varoluş be malbayım. Kimse bizi manlamıyor. Maga bee yalnızız." gibi söylevler içerisinde olan birisiyseniz Varoluş Felsefesini illaki duyarsınız. Camus'nün Yabancı'sı ya da Sartre'ın Bulantı'sı sizi ister istemez içine çeker. Meursault gibi yabancı kaldım dünyaya dersiniz ya da Roquentin gibi nefes almak bile bulanmanıza neden olur, mideniz kalkar.

Hatta Dostoyevski'de bile varoluşu bulursunuz. Varoluşçu yazarlar sizin için sizi sizden daha iyi anlatan kitaplar olur. Onlarla yatar, onlarla kalkarsınız. Kendinizi resmen bulmuşsunuzdur. Ama durun.
Varoluş bu değil! Gerçek varoluşçuluk bu değil.

"Varoluşçuluk 19. yüzyılın sonlarında -daha çok Almanya'da- filizleniyor." Bu felsefenin doğmasında ise en büyük etmen Tanrı'nın ölmesi. Nietzsche sağ olsun :)
"18. yüzyılda -filozofların bu dinsizlik çağında- Tanrı kavramı ortadan kalkıyor."
Marx'ın yabancılaşma kavramı ve Marx ile de oldukça ilintili olan bu felsefe modern çağın insanının anlam arayışı aslında.
Varoluşçuluk nedir? Sorusunun cevabı ise oldukça basit.
"Varlık özden önce gelir."

Size hiçbir şey ifade etmedi mi? O zaman şöyle açıklayayım: Kurabiye yapmak için herhangi bir kurala uyarak belirli bir şekilde kurabiye mi yaparsınız? Örneğin 7 cm çapında, üzerinde çikolata parçaları olan bir kurabiye mi yapacağım dersiniz yoksa malzemeleri mutfak masasının üzerine dizdikten sonra "Hadi kurabiyem, var ol!" mu dersiniz?

Sartre kurabiyenin kendi kendine var olacağını söylemez. Çünkü varoluş insana özgüdür. Kurabiyeyi yapacak olan kişi sizsiniz. Ama sizi yapacak olan herhangi bir zanaatkar yoktur. "Yaratıcı bir Tanrı'yı bile çoğu zaman yüksek bir zanaatçı gibi tasarlarız. Tanrı'yı zanaatçıya benzetiriz."
İşte! Varoluş felsefesinin mükemmelliği de buradadır.
"İlkin insan vardır; yani insan önce dünyaya gelir, var olur, ondan sonra tanımlanıp belirlenir, özünü ortaya çıkarır."
İnsan kendi kendini inşa eder. Sartre'ın da dediği gibi siz korkak olarak ya da kahraman olarak doğmazsınız. "Korkak ya da kahraman olmak insanın elindedir."
Her şey sizin elinizdedir. İşte! İnsanın yapabilme gücü...

Tabii, böyle bir felsefe ki her ne kadar da burjuva felsefesi olarak eleştirilse de halkın arasına karışan bir felsefe olan Varoluşçuluk, felsefe olduğu için anlaşılmaz. Sartre da der ki: gelin, toplanalım. Varoluşçuluk neymiş sizlere adım adım anlatacağım. Ve öyle de yapar.
Sonuç ise bu kitaptır. Varoluşçuluk nedir? sorusuna verilebilecek en açıklayıcı, anlaşılır ve yetkin cevap bu kitaptadır.

Dostoyevski ile başlayan; "Dostoyevski, "Tanrı olmasaydı her şey mubah olurdu!" diye yazmıştı. (İşte bu söz, varoluşçuluğun çıkış noktasıdır.)" mücadelenin, başkaldırının ve iyimserliğin felsefesidir Varoluşçuluk.

Varoluş felsefesini anlamak birkaç adımda olur.
Öncelikle "Tanrı olmadığı için insan bir başına bırakılmıştır." Bırakılmışlık denilir buna. Dünyaya fırlatılmışızdır ve yapayalnızızdır. Bundan dolayı da Sartre "İnsan özgür olmaya mahkûmdur, zorunludur!" der. Zorunludur, çünkü yaratılmamıştır. Özgürdür. Çünkü dünyaya bir kez geldi mi, bütün yaptıklarından sorumludur.
Özgür olan insanın da bunaltısı vardır. Bu özgürlük durumundan, yalnızlıktan ve bırakılmışlıktan dolayı yaptığı her eylemin diğer insanlar için de bir karşılığı olduğunu bildiği anda bunaltı başlar. Bir diğer deyişle "Bırakılmışlık bunaltıyla birlikte yürür."

Peki, Bırakılmışlık karşısında ahlak ne olacaktır? Yollandığımız bu dünyada bize neyin "iyi neyin "kötü" olduğunu söyleyecek kim vardır?
Laik Ahlak anlayışı herhangi bir Tanrı''nın olmaması durumunda bile ahlak geliştirebileceğimizi savunur. Varoluşçuluk ise buna karşı çıkar.
"Bizim adımıza iyiyi düşünecek sonsuz ve yeterli bir bilinç (yani Tanrı) var olmadığından "iyi" diye "önsel" bir şey de var olamaz artık; çünkü iyinin var olduğu ve kişinin dürüst olması, yalan söylememesi gerektiği hiçbir yerde yazılı değildir artık; çünkü biz, ancak insanların var olduğu bir ortamda yaşarız artık."

Tanrı yoktur ve Tanrı'nın yokluğunda "iyi" ve "kötü" de yoktur. "Genel bir ahlak yoktur; çünkü size yol gösterecek bir işaret yoktur dünyada." İşte Bırakılmışlık.
İnsanın dünyada yalnızlığıdır bu. Sartre ise bu ahlaksızlık durumuna bir cevap aramaz. Kant "Ahlaki gereklilik olarak dinler gereksizdir." der ve dinlerin yerine bir ahlak anlayışı getirir. Sartre ise bunu yapmaz. Bir çeşit Nihilizm merhaba der bize sinsice.

İnsanın insanlar içinde kalmasıdır Varoluşçuluk.

Kitabımızın amacı ise "... varoluşçuluk sözcüğü öylesine yayıldı, anlamı öylesine genişledi ki artık hiçbir anlamı kalmadı desek yeridir." anlamsızlığı ve anlaşılmazlığı yıkmaktır. Varoluşçuluk şudur diye cevap vermektir.

Kıssadan hisse, Varoluş felsefesi ya da kısaca Varoluşçuluk bizlerin anladığından çok ama çok farklıdır. Bu konuya ilgisi olan herkes ise önce bu kitabı okumalıdır. Yanlış anlamalar ve farklılıklar ancak bu kitabı okumakla çözülür.

Okumak isteyen herkese keyifli okumalar dilerim.
123 syf.
Varolusculuk ile ilgili bilgi almak isteyen varsa bu kitabı okuyabilir. Yani bu amaçla bu kitabı tercih ettiyseniz doğru bir tercihte bulunmuş olursunuz. Çünkü kısa, net, lafı dolandirmadan açık cevaplarla Sartre, Varoluşculuk'u genel olarak anlatmış.

Kitabın girişinde Asım Bezirci'nin Varoluşculuk ile ilgili kısa açıklaması bulunmaktadır. Diğer bölümde Varoluşculuk'a yöneltilen eleştireler ele alınmıştır. Öteki bölümde Sartre'nin konuk olduğu bir yerde kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplara yer verilmiş ve nihayetinde son bölümde de Sartre'nin kısa hayat hikayesi bulunmaktadır.

Varoluşculuk'un tek bir cümle ile özeti: Varlık özden önce gelir. Bu ne demektir? Şöyle diyebiliriz: Özellikle Tanrı fikrinin egemen olduğu birçok felsefenin temelinde bir öz vardır ve ondan sonra bu özü saran ve öze bağlı gelişen varlık vardır. Platon'u ele alırsak, her varlığın bir idea'si vardır ve varlık bu idea'ya göre varlık kazanır ve ilgili özelliklere sahip olur. Ancak bunu terse çevirince yani önce varlık vardır, öz sonradir denilince varlık adeta yeryüzüne firlatilmis bir şey haline gelmektedir. Kullanma kılavuzu olmayan bir cihaz, öncesinde yazılıma tabi tutulmamis bir bilgisayar programı vb gibi diyebiliriz belki. İnsan bu firlatildigi yeryüzünde "Özgürlüğe mahkum edilmiştir." İnsan varlığına kendisi bir anlam katacak, kendi yönünü kendisi tayin edecek, kendisini kendi motive edecek, başta ahlak olmak üzere her şeyi kendisi belirleyecektir. Zaten böyle yapmıyor mu diye soracak olursaniz; gerçekten her insanın böyle yaptığını mi düşünüyorsunuz diye sorarım ben de size? Çünkü çoğu insan, hayatına dair birçok şeyi dinden, kültürden, toplumdan aldığı paket programlar ile hallediyor. Paketleri kabul ediyor ve hayatının geri kalaniyla meşgul oluyor. Varoluşculuk'un özgürlüğe mahkum edilmiş insanı ise her gün her an var olmak, varlığına amaç katmak için mücadele etmek ve hiçbir pakete tabi olmadan kendi paketini kendi yapmak zorundadır tercihleriyle.

Kısaca anladığım ölçüde özetlemek istediğim Varoluşculuk bence, her insanın baş edebileceği bir felsefe değil. Eleştirelerin birisi de Varoluşculugun Burjuva işi olduğu yönündeymis. Haksız bir eleştiri değil bana kalırsa, çünkü yedi ceddi yoksulluk içinde geçmiş ve kendi hayatı de yoksulluk, imkansizliklar içinde geçen birine bunları deseniz sağlam bir küfür yersiniz. Yemesiniz de adamın umrunda olmaz. Umrunda oldu diyelim, bunun adama faydasindan çok zararı olur.

Keyifli okumalar.
139 syf.
·29 günde·Beğendi·9/10
Ah ne güzel kitaptı, ne çok şey katıverdi.

Beauvoir hayranıydım, şimdi tapar oldum. Çok tereddüt ettim okumadan evvel. “Ay” dedim, “kesin sıkılacağım.”
Şimdi herkesin Montaigne için söylediğini söylüyorum. Baya iyi denemeydi Beauvoir.
Dünyanın tanınmış ilk kadın felsefecilerinden olan Beauvoir, çok güzel anlatmış varoluşumuzu, neden varolmak istediğimizi, hangi amaçları neden güttüğümüzü. Kendimden o kadar çok şey buluyorum ki, bu kadını ya da onla ilgili şeyleri okurken; bu iki çağ arasındaki farkı gözetmeksizin düşüncelerimizin aynılığı beni şaşırtıyor.
Beauvoir şanslı bir kadın, çünkü biricik sevgilisi varoluş felsefesinin babası Sartre. Kitapta çokça karşılaşacağınız şey felsefeciler ama bunun yanı sıra Beauvoir Voltaire’den bile örnekler vermiş -ki benim en sevdiğim edebi felsefe kitabı olan Candide’den söz ediyor.-
Hegel’i yerin dibine sokmayan bir Fransız kaldı mı diye düşünürken, Beauvoir bile yerin dibine gömerek bana kalmadığını ispatladı. Ne güzel ki onun hakkında eleştirebileceğimiz çok fazla şey var ama bir iki cümleyle benim biricik cesur kadınım açıklayıvermiş.
Pedagojik eğitime bir yer var bu kitapta.
Hayat arkadaşının Nobel’i reddettiğini düşünürsek -ki bunun sebeplerinden biri varoluştur.- Beauvoir denemeleriyle varoluşunu tüm dünyaya ispatlayacak bir kadın.
Hepinize tavsiye ederim güzel kadınlar ve bir takım adamlar.
123 syf.
·1 günde·8/10
Son zamanlarda Varoluşçu felsefeye veya düşüncesine merak salmıştım. bir kaç ufak araştırmanın sonunda Jean Paul Sartre'ın ''Varoluşçuluk'' eserini okumaya karar verdim ve okudum. Varoluşçuluk kısa ve öz olarak şudur; 'varoluş Öz'den önce gelir.' Sartre'ın dünyası tarihsel görüşten yoksundur. Bundan dolayı geleceği yalnızca bireyin tasarısına bağlar. peki ya özgürlük? Onun özgürlük dedği şey aslında bireyin kendi içine kapanışıdır. Her şeyden önce varoluşçuluk insancılık değildir. Tam tersine insanlık ve özgürlük düşmanı bir akımdır. İnsanın varoluşu konusunda meraklı olanlara tavsiye ederim. insanın özü mü öncelikli yoksa varlığı mı? İşte Jean Paul Sartre bunun cevabını bize güzel ve duru bir felsefi lisan ile anlatmaya çalışıyor.
123 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Jean-Paul Sartre'ın dünden bugüne, varoluşçuluk eleştirileri ve tartışmalarına köktenci bir yanıtı.
Varoluşçuluğun neliği, amacı ve felsefesine dair çok değerli bir kaynak. Varoluşçuluk felsefesine ilgi duyanların, merak edenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Varoluşçuluk felsefesinin en önemli savunucularından olan Sartre, kitapta akıcılık ve açıklıkla neredeyse tüm sorulara ve eleştirilere kendi tarzında cevaplar verirken, okuru da bu felsefe ile ilgili daha derine götürüyor.
Ayrıca baskının Asım Bezirci tarafından çevrilmiş olması da ayrı bir güzellik.
Felsefe okumalarının başucu kaynaklarından sayabileceğim, muazzam bir kitap.
123 syf.
·9/10
Günümüzün veya çağın en büyük sorunlarından biri varoluşçuluk sorunudur.Bu varoluşsal buhranların dili olan yazarlardan biri hatta varoluşsal felsefenin kurucularındandır.Bu eser yazarın zihnindeki o felsefenin giriş kitabı niteliğindedir. Bence kitabın dili gayet sade ve akıcıdır. Zaten ince bir kitaptır. Ama kesinlikle her harfi düşünülmeli ve sorgulanmalıdır. Neden var olduk ? Yaşam amacımız nedir ? İnsan nasıl var olabilir? gibi soruların peşinden koşanlar için giriş kitabı niteliğindedir. Sartre ye göre ' insan fiilleri kadar var olabilir.' aklımda kalan kitabın laflarından biridir.
123 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Okuması son derece kolay ki, bunda hem çevirmen Asım Bezirci, hem de kitabın yazarı J.P.Sartre tarafından, ilk basamak felsefe dersine giriş tarzı yazımın etkisi çok büyük. Yazar ilk romanı Bulantı ile, 1938 yılında çok büyük bir üne kavuşmuş ve Varoluşçuluk hakkında, geniş katılımlı konferanslar vermiştir. Bu kitap Sartre'in öncülerinden olduğu Varoluşçu akım hakkında bilgi verirken ayrıca bir konferans sonrasında P. Naville ile arasında gerçekleşen soru cevap şeklindeki diyalogları da içerir.

Yirminci yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru Fransa’da ortaya çıktı. Öncelikle bir felsefi akımdır. en önemli temsilcileri martin heidegger, karl jaspers, jean-paul sartre, gabriel marcel ve maurice merleau-pontyolmuştur. felsefi bakımdan temelleri ise bunlardan önce nietzsche, kierkegaard ve husserl gibi düşünürler tarafından atılmıştır. varoluşçuluk 4 temel fikri savunur:

1. varoluş her zaman tek ve bireyseldir. bu görüş bilinç, tin, us ve düşünceye öncelik veren idealizm biçimlerinin karşıtıdır.
2. varoluş, öncelikle varoluş sorununu içinde taşır ve dolayısıyla varlık'ın anlamının araştırılmasını da içerir.
3. varoluş insanın içinden bir tanesini seçebileceği bir olanaklar bütünüdür. bu görüş her türlü gerekirciliğin karşıtıdır.
4. insanın önündeki olanaklar bütünü öteki insanlarla ve nesnelerle ilişkilerinden oluştuğundan varoluş her zaman bir "dünyada var olma"dır. bir başka deyişle insan her zaman seçimini sınırlayan ve koşullandıran somut tarihsel bir durum içindedir.

varoluşçuluğun etkileri çağdaş kültürün çeşitli alanlarında görüldü. kierkegaard’ı izleyen franz kafka, das scholss, şato, der prozess, dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi. çağdaş varoluşçuluğun özgün temaları, sartre’ın oyunları ve romanlarında, simone de beauvoir’in yapıtlarında, albert camus’nün roman ve oyunlarında, özellikle de l’homme revolte (başkaldıran insan) adlı denemesinde işlendi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Asım Bezirci
Unvan:
Türk İnceleme Yazarı, Eleştirmen.
Doğum:
Erzincan, 1927
Ölüm:
Sivas, 1993
Asım Bezirci (d. 1927, Erzincan - ö. 2 Temmuz 1993, Sivas), Türk inceleme yazarı, eleştirmen.
1927 yılında Erzincan'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Aynı yıl Gerçek gazetesinde politik fıkralar yazmaya başladı. Çeşitli dergilerde Halis Acar adıyla yazıları yayınlanan Bezirci, 1960'tan sonra kendi adıyla yazmaya devam etti. Yakın arkadaşı Rıfat Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı. Uzun dönem muhasebecilik yaptı ve bu meslekten emekli oldu.
2 Temmuz 1993'te Sivas Katliamı'nda yaşamını yitirdi.
Eserleri

Çok Kapılı Oda (1961)
Edip Cansever (1961)
Günlerin Götürdüğü Getirdiği (1962)
Bilimden Yana Sosyalizme Doğru (1963)
Abdülhak Hamit ve Târık yahut Endülüs Fethi (1966)
Okudukça (1967)
Orhan Veli Kanık (1967)
Ahmet Haşim (1967)
Nurullah Ataç (1968)
Dünden Bugüne Türk Şiiri (1968)
Metin Eloğlu (1971)
On Şair On Şiir (1971)
Seçme Romanlar (Refika Taner'le birlikte, 1973)
İkinci Yeni Olayı (1974)
Sabahattin Ali (1974)
Nâzım Hikmet ve Seçme Romanlar (1975)
Orhan Kemal (Hikmet Altınkaynak'la birlikte, 1977)
Halk, Sosyalizm, Kültür ve Edebiyat (1979)
1950 Sonrasında Hikayecilerimiz (1980)
Seçme Hikayeler (Refika Taner'le birlikte, 1981)
Pir Sultan (1986)
Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri (1986)
Şairlerimizin Diliyle Barış (1987)
Rıfat Ilgaz (1988)
Deyimlerimizin Sözlüğü (1990)
Temele Gül Dikenler (1993)
Güle Dil Verenler (1993)


Çevirileri

Halkın Ekmeği (Bertolt Brecht)
Demokrasi, Barış, Sosyalizm (Jean Jaurès)
Seçme Şiirler (Paul Éluard)
Asıl Adalet (Paul Éluard)
Varoluşçuluk (Jean-Paul Sartre)
Sosyalist Açıdan Toplum, Sanat, Eleştiri (Georgi Plehanov)
Sosyalizm ve Edebiyat (Anatol Lunaçarski)
Felsefe Bilim ve Din (Marcel Cachin ve Rene Maublanc)
Pyrrhus ile Cineas (Simone de Beauvoir)
Diderot (Andre Cresson)

Yazar istatistikleri

  • 50 okur beğendi.
  • 1.596 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 1.608 okur okuyacak.
  • 18 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları