Atasoy Müftüoğlu

Atasoy Müftüoğlu

Yazar
8.5/10
32 Kişi
·
110
Okunma
·
57
Beğeni
·
2.655
Gösterim
Adı:
Atasoy Müftüoğlu
Unvan:
İslami Kitap Yazarı
Doğum:
Trabzon, Çaykara, 1942
Atasoy Müftüoğlu, 1942 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğdu.

Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve daha bir çok müslüman yazar ve şairin kuşatıcı bir medeniyet söylemine yöneldiği bir dönemde yetişti. Çocukluğundan itibaren Sebilürreşad, Büyük Doğu, Diriliş ve Millet gibi düşünce çevreleriyle tanıştı.

1960 yılında Trabzon’da başladığı yazarlık hayatına, Eskişehir’de bir han odasındaki daktilosundan güçlü, sorumlu üslubuyla müslümanları beslemeyi sürdürerek devam etti.

Zamanla Büyük Doğu lehine bir tercihte bulunan Müftüoğlu, uzun yıllar bu tercihi heyecanlı ve bilinçli bir biçimde korudu.

Müftüoğlu, sağlıklı bir anlayışa ve kavrayışa ancak, ümmeti kuşatan bir perspektif ile ulaşabileceğini düşünerek, ulusalcı düşünce çevrelerine mesafeli durmaya başladı. Edebiyat Dergisi’ne uzun aralıklarla, Mavera Dergisi’nde ise kısa aralıklarla deneme yayınladı. Daha sonra yazarlık ve yazarlar konusunda farklı bir tavır ortaya koyan Müftüoğlu, düşünsel hareketliliğin yaşandığı dergilerin etrafından uzaklaştı. Bu seçiminden sonra Müftüoğlu İslam’ın ve müslümanların üstünlüğü için bir etkinliği fiilen ortaya koyan her düşünceye, her eğilime, her kişiliğe zihnini ve yüreğini sonuna kadar açtı.

Yüreğine çokça müslüman adresi ve geniş bir coğrafya sığdıran Atasoy Müftüoğlu, giderek daralan kuşatmanın algılarımızı parçalamasına, bilincimizi yok etmesine ve bütün coğrafyamızı işgal etmesine karşı direnmeyi kendisine şiar edinen bir mücadele insanı oldu.

Başta Büyük Doğu, Yeni İstiklal, Yeni İstanbul, Yeni Devir, Yeni Şafak olmak üzere kimi günlük gazetelerde aralıklı olarak köşe yazarlığı yaptı ve bazılarında hâlâ yazılarına devam etmektedir.

Yazıları ve sohbetleriyle İslâm ümmetinin ve insanlığın esenliğini samimi duygularla savunan Atasoy Müftüoğlu, kendisinin bir çok ulusal derginin dışında Anadolu’dan gelen davetlere de icabet etti.

Diriliş, Deneme, Edebiyat, Mavera, Selam, Edebi Pankart, Vuslat, Umran ve Bilge Adam dergileri başta olmak üzere pek çok edebiyat, sanat, düşünce, kültür ve siyaset dergisinde denemeler yazdı ve bir çok dergide yazılarını sürdürmektedir.

Müftüoğlu hayatının her döneminde, insanın ufkunu genişleten ilkeli bir şahsiyeti, derviş merşreb bir kişilikle siyasal bir duruş ortaya koydu. Bir aktivist olarak, kendisine ulaşan her haberin, her eylemin peşinde koşan, yanında olmak isteyen biri olarak; ülkesindeki bir muhitin her zaman ufkunu açmış, gönlünü genişletmiştir. Onun heyecanıyla heyecanlanan, onun öfkesiyle öfkelenen bu muhit, İngiltere’den, Çeçenistan’a; İran’dan, Afganistan’a; Somali’den, Bosna’ya kadar geniş bir İslam coğrafyasına duyarlılık gösterdi.

Atasoy Müftüoğlu, kendine ait durusu ve söylemi ile Afrika, Kudüs, Kandahar, Moro, Hayfa, Isfahan, Halep, Harlem, Peşver, Keşmir, Taşkent, Grozni, Doğu Türkistan’ı ve daha nice İslam coğrafyasını kelimeleri ile kucakladı.

Müftüoğlu bununla da kalmayarak, uluslararası konferanslarda ve seminerlerde tebliğler yayınladı.

Bu dönemde yaşanan iki olay onu derinden etkiledi; Biri Şeyh Abdülkadir Es-Sufi ile tanışması, diğeriyse İran İslam Devrimi. Es-Sufi ve cemaatini tanıyınca öylesine sarsıldı ki, izlenimlerini layıkıyla anlatamamaktan çekindi. Ayrıca İran İslam Devrimi’ni büyük bir heyecanla karşılamakla kalmadı o heyecanı edebiyat inceliği ve mü’mince dikkatiyle çevresindekilere de taşıdı.

Atasoy Müftüoğlu’nun yoğunluğunu en çok gösterdiği 80’li ve 90’lı yılarda Türkiye’de yükselen İslamcılık eğiliminin temelinde hayatın tüm alanlarına yöneltilmiş sağlam bir “tevhit” algısı ortaya koydu. Kitaplarında tevhit, mücadele, ahlak, hikmet ve merhamet eksenli denemeler yazan Müftüoğlu, hemen her müslümanın duygu ve düşünce dünyasında bu kavramların yerleşmesinde büyük pay sahibi oldu.

Atasoy Müftüoğlu, kendi kuşağı içinde Rasim Özdenören’le birlikte tercihini net olarak ortaya koyan bir insandır. Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç hemen her alanda ürün verirlerken Rasim Özdenören “öykü”yü, Atasoy Müftüoğlu da “deneme”yi tercih etmiş ve tercihlerinde derinleştiler. Öyle ki, Atasoy Müftüoğlu deneme dili ile din dilini birleştiren; üsluptan, mesajdan taviz vermeden yazı serüvenini aralıksız sürdürdü.

Uzun yıllar ara verdiği dergi yazılarına Vuslat, Umran ve Bilge Adam dergileriyle yeniden başlayan Müftüoğlu, bir mü’min yürekten kocaman bir coğrafyayla bütünleşmeye devam etmektedir.

Atasoy Müftüoğlu’nun, Kur’an’ın, hadislerin, Gazâlî’nin, İmâm-ı Rabbânî’nin, Hasan el-Benna’nın, Malik Bin Nebî’nin, Mevdûdî’nin, Seyyid Kutub’un terimleriyle örülü dili, modern ve batılı bir yapı taşımaktadır. Bu nedenle konuşmalarında ve yazılarında edebiyat ilgililerini muhatap almakta, mesajlarını imkan bulduğu sürece edebiyat dergileri üstünden iletmeyi seçmektedir.

Kuşağının moralini ve umudunu diri tutan Atasoy Müftüoğlu’nun en önemli özelliği okurunu eleştirinin sonuçlarıyla baş başa bırakması değil oradan bir adım daha öteye giderek, çözüm yolu göstererek yardımcı olmasıdır.

2005 yılının Kasım ayında yayınlanan Kitap Postası’nda ise özel olarak hayatı ve fikirleri irdelendi.

2008’de Hece Yayınları’nda çıkan, Hayatın Kareleri, Dilden Dünyaya, Armağan Yazılar, Kalplere Kablo Döşemek, Mektuplar, Kaynakça ve Albüm bölümlerinden oluşan “Irmağın İçli Sesi: Atasoy Müftüoğlu Kitabı” yazarın hayatını çeşitli yönleri ile okuyucuya sunmaktadır.

Müftüoğlu’nun müstesna kişiliğini; ağabeyliği, kadirşinaslığı, vefakarlığı, çilekeşliği, dostluğu, arkadaşlığı, mürebbiliği, eğitmenliği, aydınlatıcılığı, üretkenliği, paylaşmacılığı ile kendisini göstermektedir.
Seküler hayat tarzı ve dünya görüşü;
her konuda araçsal yaklaşımlara ihtiyaç duyar,
ahlaki ve vicdani yaklaşımlara ihtiyaç duymaz.
Gerçeklerle yüzleşmeyenler;
hayatlarını statükonun himayesine sığınarak,
-kült-haline getirilen manevi aracıların himayesine sığınarak geçirirler.
Etnik/mezhepçi/cemaatçi/partizan dayanışmalar adına,
Ahlaki dürüstlüğün / içtenliğin kurban edilmesi kadar korkunç bir şey olamaz.
Konformizmi bir hayat tarzı haline dönüştürdüğümüz zaman,
insani varoluşumuzu somut bir gerçekliğe dönüştüremeyiz.
Es-Selam Değerli Dostlar...
Nette köşe yazıları okurken İslami Analiz babında bir makale çıktı karşıma;
Nevrotik İddialar..ve şu bölümleri çok dikkatimi çekmişti;
''İslam dünyası toplumlarının, Batı’nın nevrotik bir narsisizm aracılığıyla sürdürdüğü, kültürel/ideolojik iktidarlarla yüzleşebilmesi, hesaplaşabilmesi için, İslami nitelikler-ilkeler-dinamikler- temelinde, eleştirel-bağımsız-özgün bir düşünce iklimi, kültür iklimi oluşturarak, yeniden büyük bir kültüre dönüşmesi gerekiyor. Bu kültür, dünyanın ahlaka ve adalete ne kadar çok ihtiyacı olduğunu, vicdanlarda ve zihinlerde yankısı olabilecek şekilde anlatacak bir kültür olmalı. Bütün değer sistemlerini, değer yapılarını belirsiz, işlevsiz hale getiren seküler dünya görüşü, ideolojik-demagojik bir dil aracılığıyla entelektüel terörü sürdürebiliyor.
Bugünün dünyasında, yaşayarak, her gün tecrübe ederek, maruz kalarak, aşağılanarak gördüğümüz üzere, modern-seküler entelektüel terör, jeopolitik çıkarların, jeopolitik ihtirasların emrinde ve hizmetindedir. Modern-seküler entelektüel hayat açıkça ve eksiksiz bir şekilde, antropolojik önyargılarla ve bağnazlıklarla ve büyük tutarsızlıklarla malûldür.
Etnik ve ulusal niteliklerin, mezhepçi yaklaşımların, İslam’ın temel referanslarının önüne geçtiği, milliyetçiliklerin, maço toplumların, maço kültürlerin iftiharla içselleştirilebildiği toplumlarla, Batı dünyasının sürdürdüğü entelektüel teröre cevap verme liyakatine/iradesine sahip büyük bir kültür asla oluşturulamaz. Her milliyetçilik ölçüsüz dışlayıcılıklarla, ahlaki olmayan dışlayıcılıklarla, varlığını/hayatiyetini sürdürür. Her milliyetçilik çok kibirli abartılı bir dil’le kendisini ifade ettiği için, büyük/kapsayıcı kültürlerin inşasına hayat hakkı tanımaz. İçerisinde yaşadığımız dönemde de ibretle takip ettiğimiz üzere, Ortadoğu’da bütün ulus devlet‘ler, ancak günlük-anlık çıkarlar adına, anlık-günlük işbirliği imkanları arıyor.
Büyük bir kültürün inşası, kültürel bir mücadele, İslam’ı ve Müslümanları nesneleştiren, tarihe ilişkin, ikna edici çözümlemeler yapmak suretiyle başlatılabilir. İslam’ı tarihin dışına sürerek, onu vicdanlarda yaşamaya mahkûm eden yanlış-sahte ideoloji-seküler mutlaklarla, zihniyet ve iradeyle nihai anlamda hesaplaşıncaya kadar hiç bir şekilde İslami özgürlüklerden-etkinliklerden-mücadelelerden söz edemeyiz. Bilinçli, bağımsız, onurlu kişilikli varoluşlar ve hayatlar büyük sayıların ve iktidarların yanında yer olarak değil, ilahi hakikatin yanında yer alarak gerçek olur. Klişe sloganlarla hiç bir mücadeleden sonuç alınamayacağını bilmek, anlamak gerekir.''
Dedim ki günümüz seküler ,egonomi dünyasını nasıl da güzel ifade etmiş yazarımız..
Atasoy MÜFTÜOĞLU.
Merak ettim, araştırdım.Tam da bizleri biz müslümanları ne kadar da güzel objektif bir şekilde sorgulamış ( kendi üzerime de bolca alındım )düşünmenin akletmenin önemini öyle güzel irdelemiş ki materyalist ve kolonyalist sistemin içerisinde ,ahlaki mağlubiyetlerin hencamesinde adeta yüzdüğümüzü farkettim...
Atasoy MÜFTÜOĞLU benim için dönüm noktası oldu diyebilirm.
Niye mi şu çıkarım bile yeter diye düşünüyorum;
Gerçekten özgün ve bir o kadar da günümüz dünya müslümanlarının içine düştüğü felsefesini tam olarak idrak etmek öğrenmek istiyorsak , objektif bir şekilde değerlendirmelere vakıf olmak istiyorsak ,dondurulmuş sessizlik ve önyargılardan kurtulmak istiyorsak,popülizmin körleştirici tiranlığından kurtulmak istiyorsak,;
yazarımızın dediği gibi önce zihinlerimizin islamileştirilmesi gerekir.
HAMİŞ;
Hangi şartlar olursa olsun hayata tek yanlı bakmayacağız.
Zihinsel bağlamda akletmediğimiz sürece trajedi içerisinde bir yaşam sürmeye devam ederiz,ne kadar düşünürsek o kadar genç kalırız.
Sekülerizmin saltanatı sürmeye çalışırsak seküler refaranslar temelinde asla islami bir yaşam tarzı beklemeyelim.

Kitabın tek olumsuz yönü fazla tekrarlara,ifadelere,kelimelere yer vermesi,
yoksa gerçekten okunası hatta tekrar tekrar okunması gereken bir kitap diyor,
hürmetlerimi sunuyorum..
Selametle...:))
Yazardan, okuduğum bu ikinci kitap.
Üç kitap da okuma sırasını bekliyor.
Tefekkür damlaları demek, kitabın ufkunu, idealini daraltır.
Tefekkür deryası demek daha yerinde olur. Okurken kendimi sorguladım.
Başka alemlerde gezindim.
İnancın imana nasıl ulaştığını, imanın toplumsal bir tasarıma, tasarımın da gönüllerle nasıl buluşması gerektiğini hatırlatıyor bize.
Bu bilinçle barışık bireylerin de uyumlu bir toplumu nasıl oluşturabileceğinin sosyal ipuçları var eserde.
Farklı bir uslup, içten bir anlatım.
Okuyun, hayata bir de buradan bakın.
Kitap inceleme yazısı

Kitap adı: Zamanın sınavından geçmek
Yazarı. : Atasoy Müftüoğlu
Yayıncı. : Mana Yayınları
Baskısı. : 3.Baskı/mart 2014/209 Sayfa

Son kitap siparişim, küçük-büyük hacimli 27 adet kitaptı. 9.kitabı okuyorum ve ilk bu kitaba inceleme yazma ihtiyacı hissettim.
Önereceğim ilk kitap bu olmadığı gibi, tek kitap da bu olmayacak. Yeni eser ve yazarlar tanıdıkça öneri listem gelişleyecek ve güncellenecek.
Yazarın öngörüsü, objektifiği, toplumsal tavrı ve sağduyusu; yüzde yüz samimiyet ve dürüstlük mesajları içerdiğini gözlemledim.
Cümle kurgumuz ve ifade sanatlarımız çok örtüşüyor. Her tespitini, birebir aynen kabullenmek zorunluluğumuz yok. O zaman bireysel tercih ve iradeler kısırlaştırılmış olurdu. Kaldı ki kitaplar, statik ve son noktası, belli bir tarihte konulmuş görüşler içeriyor.
Kitabın 1.baskısı 9 yıl önce yapılmış.
Bugünkü deneyim ve tarihsel birikimiyle tekrar baksa tespitlerine, belki bazılarını güncelleme ihtiyacı hissedecektir yazar.
Müslümanca bir inanış, anlayış ve toplum özlemi ile yola çıkanların; yanılgılarını, çelişki ve hezeyanlarını öyle bir yalın ifadeyle gözler önüne sermiş ki, "ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi" duygusu ile okumaya devam ediyorsunuz.
Yazarın kimliğini yıllardır bilsem de, ilk kitabını bu kadar geç okuduğum için mahcubiyetimi ifade etmeliyim. Kimbilir nice kaleminden sevgi, yüreğinden aşk dağıtan yazarları daha tanıma imkanımız olamadı.
Takdir edersiniz ki; iki gözümüz var ve günde en fazla 12 saat yazıyla/kitapla birlikte olabiliyoruz.
Yazar toplumsal özeleştiri ile; "soru sorma, sorgulama, düşünme, alternatif üretme" beceri ve isteğimizin nasıl ortadan kaldırıldığını irdeliyor. Sebep- sonuç ilişkileri ile, çıkış yollarını da öneriler şeklinde aktarıyor.
Her okuyan, muhakkak yarasına sürebilecek bir merhem bulacaktır eserde.
İnanç hassasiyeti/tercihi olmayan bir birey bile okusa, toplumun büyük bir kesimi için yapılan sosyolojik tahlillerle, bilgi dağarcığını genişletecektir.
Sorunlar/hastalıklar çokca ve çeşit çeşit.
Yani çok çeşitli başağrısı türleri var. Sonuçta baş ağırsa da ağrıya sebep olan etkenler değişebiliyor. Yüksek tansiyon da öyle.
Doktor her başı ağırana aynı tedaviyi uygulamıyor, aynı ilacı önermiyor.
Yüksek tansiyon hastaları da öyle. Psikolojik tedavi görenler de. Toplumsal, sosyal sorunlar da tıbbi hastalıklarla çok benzeşiyor. Aynı dertten muzdarip iki kişinin çözüm reçetesi farklı olabilir. Çünkü bilinç düzeyi, hayat algısı, beklentisi, eğitimi, psikolojik ve fizyolojik durumu farklı olabilir.
Bu ihtimalleri de göz önünde bulundurarak, sabırla alternatif arayışları sürdürebilmeli.
27 kitaptan belki de en fazla 5 adedi öncelikli listeme girebilecek. Bana düşen hepsini sabırla okumak. Çünkü hiç ummadığım bir anda ve bir sayfadaki cümle, benim için hazine değeri taşıyabiliyor.
Sonuç olarak şunu ifade etmeliyim:
Medeniyet öngörüsüne tam katılmayabilirsiniz fakat evrensel ve toplumsal, huzur ve barış için bu içten yürek feryadına da kulak vermeye ihtiyacımız var.
24.08.2018
Ali Rıza Malkoç
#armozdeyis
“Atasoy Müftüoğlu” Türkiye'de tanıdığım en iyi fikir insanlardan birisi... Kendisini dinlediğim ve kitaplarını okuduğum zaman ufkumun genişlediği ender insanlardan birisi. “Rahmanın Ayetleri” kitabı da ufkumu genişleten kitaplardan birisi oldu. “Müftüoğlu” kitabında “İslam Dünyasının” şimdiki içler acısı haline dikkat çektikten sonra tarihimizden gelen sorumluklarımızı hatırlatıp “İslam Dünyasının” üstüne çeken “Ataletten” kurtuluş yollarını sıralıyor. Okunup faydalanılacak bir kitap... Allah kendisinden razı olsun...
Müslümanların şuan dünyada bir varlık gösteremediği bir gerçek. Tarihe etki edemiyoruz. Düşünmüyor düşündürülüyoruz. Konuşmuyor konuşturuluyoruz. Aklımız ve düşünce dünyamız işlevini kaybetmiş durumda.
Atasoy Müftüoğlu; İslam dünyasında Ali Şeriati, Seyyid Kutup, Ebu'l A'la Mevdudi gibi düşünürler arasında anılabilecek kadar büyük bir isim.
İslam'ın tarihten çekilişini eleştirel bir dille anlatan bir başucu kitabı.
Atasoy Müftüoğlu şüphesiz günümüz dünyasının en iyi düşünürlerindendir. Kendi fikrim Dünyada bir islam aliminin olduğunu düşünmüyorum günümüz hocaları modern dinin temsilcileridir islam alimliğiyle alakası yoktur.
Atasoy hoca ise kendisini tamamen İslam’a ve düşünmeye adamıştır. Bırakın son model arabalara binmeyi krallar gibi yaşamayı cep telefonu dahi kullanmıyordur. Atasoy hoca bu kitapında İslam dünyasının neden bu durumda olduğunu ele almıştır. İnsanlar artık araştırmaktan sorgulamaktan eleştirmekten ciddi anlamda yoksundur. Artık insanlar parti liderlerini cemaat liderlerini tarikat lidelerini dinliyor düşünme araştırma doğruyu bulma gereği duymuyor. Bir takım söz sahibi olan insanlar ne derse o oluyor. Düşüncelerin yerini şahıslar alıyor. Beraberinde bu düşünceler çıkar ve menfaate göre şekillenince haliyle günümüz islam dünyası sancı çekmekte. Atasoy hoca acilen yeni bir dilin inşaa edilip Ortadoğunun rahat bir nefes alması gerektiğini vurgulamıştır.
Atasoy müftüoğlu nun okuduğum ilk kitabı. Ben daha önceden kendisini hiç tanımıyordum. Malesef önemli değerlerimizi bilmiyoruz. Kitapla tanışmam kendisinide araştırıp biraz olsun tanımama vesile oldu. Mutlaka okuyun derim. Kitap size mutlaka biseyler katacaktır. Başka kitaplarını da kesinlikle okumayı planlıyorum.
Kitap okurken beğendiğim, önemli bulduğum yerlerin altını çizerim. Bu kitap altı çizili yayımlanmalıymış bence. Atasoy Müftüoğlu çağımızın ötesinde bir düşünce insanı. İslam kültür ve uygarlığı ekseninde bir bilincin oluşturulmasına dair fikirlerini muhteşem kelimeler ve cümleler eşliğinde sunuyor. Bu lezzeti herkesin tatmasını isterim...
Atasoy hoca günümüzün çıkar ve menfaatlerinden yoksun kalmış tertemiz özde sosyolog ve düşünürdür. Her zamanki yazılarında olduğu gibi bu kitabındada günümüz İslam dünyasını konu edinmiş ve zihinlerde bırakılan hasarları ele almıştır. Artık meseleler çıkar ve menfaat doğrultusunda ele alınıyor kararlar hakka hukuka göre verilmiyor söz sahipleri işlerine nasıl geliyorsa öyle oluyor bu şekilde yaşamaya mecbur kalıyoruz.
Bu zihniyet ile yaşayan toplumlarda özellikle müslümanların zihninde ciddi anlamda hasarlar meydana geliyor doğruyu yanlışı görememekle birlikte sağlıklı kararlar veremiyoruz yıkamadığımız tabular var. Kendi meselelerimizi ele alamıyoruz dışarıdan dayatılan meseleler ile meşgul oluyoruz. Ansızın bir sorunla meseleyle darbeyle iç savaşla problemle karşılaşdığımızda zihinlerimiz ithal edilmiş düşünceler ile meşgul olduğu için olup bitenler nedir neyin nesidir diye soramıyoruz. Sürünmeye ve yok olmaya mahkum ediliyoruz.
Bilinç serisinin elimdeki tek kitabı Ümmet Bilinci. Atasoy Müftüoğlunun da okuduğum tek kitabı. Oldukça kısa ve öz kitap. Sizi silkeliyor, zihninizi arındırıyor. Ümmet denince ne anlamalıyız sorusunun cevabı niteliğinde. Yalın ve net hakikati gözler önüne seriyor Müftüoğlu. Okunmalı. Tekrar tekrar okunmalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Atasoy Müftüoğlu
Unvan:
İslami Kitap Yazarı
Doğum:
Trabzon, Çaykara, 1942
Atasoy Müftüoğlu, 1942 yılında Trabzon’un Çaykara ilçesinde doğdu.

Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç ve daha bir çok müslüman yazar ve şairin kuşatıcı bir medeniyet söylemine yöneldiği bir dönemde yetişti. Çocukluğundan itibaren Sebilürreşad, Büyük Doğu, Diriliş ve Millet gibi düşünce çevreleriyle tanıştı.

1960 yılında Trabzon’da başladığı yazarlık hayatına, Eskişehir’de bir han odasındaki daktilosundan güçlü, sorumlu üslubuyla müslümanları beslemeyi sürdürerek devam etti.

Zamanla Büyük Doğu lehine bir tercihte bulunan Müftüoğlu, uzun yıllar bu tercihi heyecanlı ve bilinçli bir biçimde korudu.

Müftüoğlu, sağlıklı bir anlayışa ve kavrayışa ancak, ümmeti kuşatan bir perspektif ile ulaşabileceğini düşünerek, ulusalcı düşünce çevrelerine mesafeli durmaya başladı. Edebiyat Dergisi’ne uzun aralıklarla, Mavera Dergisi’nde ise kısa aralıklarla deneme yayınladı. Daha sonra yazarlık ve yazarlar konusunda farklı bir tavır ortaya koyan Müftüoğlu, düşünsel hareketliliğin yaşandığı dergilerin etrafından uzaklaştı. Bu seçiminden sonra Müftüoğlu İslam’ın ve müslümanların üstünlüğü için bir etkinliği fiilen ortaya koyan her düşünceye, her eğilime, her kişiliğe zihnini ve yüreğini sonuna kadar açtı.

Yüreğine çokça müslüman adresi ve geniş bir coğrafya sığdıran Atasoy Müftüoğlu, giderek daralan kuşatmanın algılarımızı parçalamasına, bilincimizi yok etmesine ve bütün coğrafyamızı işgal etmesine karşı direnmeyi kendisine şiar edinen bir mücadele insanı oldu.

Başta Büyük Doğu, Yeni İstiklal, Yeni İstanbul, Yeni Devir, Yeni Şafak olmak üzere kimi günlük gazetelerde aralıklı olarak köşe yazarlığı yaptı ve bazılarında hâlâ yazılarına devam etmektedir.

Yazıları ve sohbetleriyle İslâm ümmetinin ve insanlığın esenliğini samimi duygularla savunan Atasoy Müftüoğlu, kendisinin bir çok ulusal derginin dışında Anadolu’dan gelen davetlere de icabet etti.

Diriliş, Deneme, Edebiyat, Mavera, Selam, Edebi Pankart, Vuslat, Umran ve Bilge Adam dergileri başta olmak üzere pek çok edebiyat, sanat, düşünce, kültür ve siyaset dergisinde denemeler yazdı ve bir çok dergide yazılarını sürdürmektedir.

Müftüoğlu hayatının her döneminde, insanın ufkunu genişleten ilkeli bir şahsiyeti, derviş merşreb bir kişilikle siyasal bir duruş ortaya koydu. Bir aktivist olarak, kendisine ulaşan her haberin, her eylemin peşinde koşan, yanında olmak isteyen biri olarak; ülkesindeki bir muhitin her zaman ufkunu açmış, gönlünü genişletmiştir. Onun heyecanıyla heyecanlanan, onun öfkesiyle öfkelenen bu muhit, İngiltere’den, Çeçenistan’a; İran’dan, Afganistan’a; Somali’den, Bosna’ya kadar geniş bir İslam coğrafyasına duyarlılık gösterdi.

Atasoy Müftüoğlu, kendine ait durusu ve söylemi ile Afrika, Kudüs, Kandahar, Moro, Hayfa, Isfahan, Halep, Harlem, Peşver, Keşmir, Taşkent, Grozni, Doğu Türkistan’ı ve daha nice İslam coğrafyasını kelimeleri ile kucakladı.

Müftüoğlu bununla da kalmayarak, uluslararası konferanslarda ve seminerlerde tebliğler yayınladı.

Bu dönemde yaşanan iki olay onu derinden etkiledi; Biri Şeyh Abdülkadir Es-Sufi ile tanışması, diğeriyse İran İslam Devrimi. Es-Sufi ve cemaatini tanıyınca öylesine sarsıldı ki, izlenimlerini layıkıyla anlatamamaktan çekindi. Ayrıca İran İslam Devrimi’ni büyük bir heyecanla karşılamakla kalmadı o heyecanı edebiyat inceliği ve mü’mince dikkatiyle çevresindekilere de taşıdı.

Atasoy Müftüoğlu’nun yoğunluğunu en çok gösterdiği 80’li ve 90’lı yılarda Türkiye’de yükselen İslamcılık eğiliminin temelinde hayatın tüm alanlarına yöneltilmiş sağlam bir “tevhit” algısı ortaya koydu. Kitaplarında tevhit, mücadele, ahlak, hikmet ve merhamet eksenli denemeler yazan Müftüoğlu, hemen her müslümanın duygu ve düşünce dünyasında bu kavramların yerleşmesinde büyük pay sahibi oldu.

Atasoy Müftüoğlu, kendi kuşağı içinde Rasim Özdenören’le birlikte tercihini net olarak ortaya koyan bir insandır. Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç hemen her alanda ürün verirlerken Rasim Özdenören “öykü”yü, Atasoy Müftüoğlu da “deneme”yi tercih etmiş ve tercihlerinde derinleştiler. Öyle ki, Atasoy Müftüoğlu deneme dili ile din dilini birleştiren; üsluptan, mesajdan taviz vermeden yazı serüvenini aralıksız sürdürdü.

Uzun yıllar ara verdiği dergi yazılarına Vuslat, Umran ve Bilge Adam dergileriyle yeniden başlayan Müftüoğlu, bir mü’min yürekten kocaman bir coğrafyayla bütünleşmeye devam etmektedir.

Atasoy Müftüoğlu’nun, Kur’an’ın, hadislerin, Gazâlî’nin, İmâm-ı Rabbânî’nin, Hasan el-Benna’nın, Malik Bin Nebî’nin, Mevdûdî’nin, Seyyid Kutub’un terimleriyle örülü dili, modern ve batılı bir yapı taşımaktadır. Bu nedenle konuşmalarında ve yazılarında edebiyat ilgililerini muhatap almakta, mesajlarını imkan bulduğu sürece edebiyat dergileri üstünden iletmeyi seçmektedir.

Kuşağının moralini ve umudunu diri tutan Atasoy Müftüoğlu’nun en önemli özelliği okurunu eleştirinin sonuçlarıyla baş başa bırakması değil oradan bir adım daha öteye giderek, çözüm yolu göstererek yardımcı olmasıdır.

2005 yılının Kasım ayında yayınlanan Kitap Postası’nda ise özel olarak hayatı ve fikirleri irdelendi.

2008’de Hece Yayınları’nda çıkan, Hayatın Kareleri, Dilden Dünyaya, Armağan Yazılar, Kalplere Kablo Döşemek, Mektuplar, Kaynakça ve Albüm bölümlerinden oluşan “Irmağın İçli Sesi: Atasoy Müftüoğlu Kitabı” yazarın hayatını çeşitli yönleri ile okuyucuya sunmaktadır.

Müftüoğlu’nun müstesna kişiliğini; ağabeyliği, kadirşinaslığı, vefakarlığı, çilekeşliği, dostluğu, arkadaşlığı, mürebbiliği, eğitmenliği, aydınlatıcılığı, üretkenliği, paylaşmacılığı ile kendisini göstermektedir.

Yazar istatistikleri

  • 57 okur beğendi.
  • 110 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 124 okur okuyacak.

Yazarın sıralamaları