Aykut Oğut

Aykut Oğut

8.0/10
340 Kişi
·
1.058
Okunma
·
72
Beğeni
·
5.370
Gösterim
Adı:
Aykut Oğut
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1971
Merhabalar, ben Aykut Oğut ve evet farkındayım genelde kitaplarda bulunan “Yazar Hakkında” kısmı, sanki biri anlatıyormuş gibi yazılır. Ama ben sizinle sohbet ederek yazmayı tercih ettim.
Okumakta olduğunuz kitap ta, hayatımdan alınma birçok örneğe yer verdiğim için, yasam öykümü burada çok kısa anlatıp geçeceğim. 1971 yılında İstanbul’da doğdum. Öz babam, ben daha üç aylıkken öldüğü için, hiç tanışma fırsatım olmadı. Annem ben 14 yaşımda iken dünya tatlısı bir adamla tekrar evlendi ve bir üvey babam oldu. Ben lisedeyken son derece gereksiz bir şekilde Ankara’ya taşındık.

Lise sona gelince, hayalim olan mimarlık ya da elektronik mühendisliği için yeterince dershaneye gitmediğim ortaya çıktı. Beni aptal sanmalarını istemediğim için annemlere gerçeği söyledim. Yani üniversiteye hazırlık kursu paralarını özel bilardo derslerine verdiğimi… O noktada çok iyi bilardo oynuyor olmam, annemin sinirini azaltmadı, ama gerçekten çok iyi oynuyordum.

Sınavı kazanamayacağımı anlayınca, ani bir manevra yapıp konservatuvar tiyatro bölümüne girmek istedim. Bizimkiler, torpille Kıbrıs’taki bir okulda yer ayarlamaya çalışırken, ben tiyatro sınavlarına hazırlanmaya başladım. Çok iddialı girdim ve çok iddialı bir şekilde kazanamadım. Kazanamadığı m in ertesi günü, o zamanın bölüm başkanı olan sayın hocam Cüneyt Gökçer’in kapısını çaldım ve “Benim kadar yetenekli biri neden bu sınavı kazanamadı?” dedim. Kendisi de bana “Çok kilolusun canım ondan,” dedi. Bu arada söylemeyi unuttum, o sıralarda yaklaşık 150 kilo idim. O yaz, tam otuz kilo verdim ve kış vakti gelip de okul açıldığında tekrar Cüneyt hocamın kapısını çaldım “Hocam ben bütün bir yıl boyunca derslerinize girmek istiyorum,” dedim. O anki ifadesini görmeliydiniz. Cüneyt hocamın derslerine misafir öğrenci olarak girmeye başladım. Ardından bütün hocalarla tek tek konuştum ve hepsinin derslerine girmeye başladım. Bir süre sonra, o yıl sınavı kazanmış öğrencilerden daha fazla ders almaya başlamıştım bile. Neyse, zar zor geçen iki yıldan sonra 1990 yılında, Ankara üniversitesi’nin oyunculuk bölümüne kapağı attım.

Okulda öğrencilik yaparken, aynı anda piyasada kendime bir yer edinme çabası içinde seslendirme yapmaktan, dizilerde oynamaktan, okulu ancak yedi yılda bitirebildim. Bugün karşılaştığım oyuncuların büyük bir kısmına “O benim sınıf arkadaşım” dediğim zaman insanlar çok şaşırıyor. Ee kolay mı yedi senede 7 ayrı sınıf mezun ettim.

1995 yılında annemi kaybettim. Diyebilirim ki, annem benim hayattaki en yakın arkadaşımdı. En yakın arkadaşımı, dostumu, annemi aynı anda kaybetmek hiç de kolay olmadı. Annemin ölümünden sonra o zamanlar adını koyamadığım garip bir değişim başladı bende. Son derece rahat bir hayatım olmasına rağmen, bir şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Bir anda, elimde var olan şeyler artık beni tatmin etmemeye başladı ve ani bir kararla beni bekleyen şeyleri, kariyer, evlilik, daha lüks bîr hayat vs. bırakıp, Amerikaya yerleşmeye karar verdim. Karar verdiğim günden Amerika’ya gitmek üzere uçağa binmem lam 13 ayım] aldı. Size bu yolculuğun hikâyesini bütün detayları ile kitabın içinde anlatacağım.

Şimdilik tek söyleyebileceğim şu: Ağustoslardan bir ağustos, arabamla sokaklarda “Ben Amerika’ya yerleşiyorum’ nidaları atarak dolaşırken, 3 Eylül günü Horida eyaletinin küçük bir kasabasında, Mobil benzin istasyonunda tuvaletleri temizlemek üzere işe başladım. Cebimde beş kuruş para yoktu ve ingilizce bilmiyordum.
Gün içinde birlikte olduğunuz insanları çok iyi dinleyin. Cümleleri, davranışları, eylemleri, onların varoluş şekilleriyle ilgili bütün ipuçlarını size verecektir.
Herkesin sizi onaylamasını, sevmesini istiyorsanız, İYİ ŞANSLAR! Çünkü yok öyle bir şey!
Aykut Oğut
Sayfa 230 - Doğan Novus yay.
-Anne ya, müzisyen olmak istiyorum.
-Bak bu terliği görüyor musun? Suratında konçerto çalarım bununla, o zaman tam müzisyen olursun. Otur dersini çalış!
...HER AN GÜLÜMSEYECEK BİR ŞEY bulabilirsiniz. Yeter ki bakmayı bilin.
Aykut Oğut
Sayfa 174 - Doğan novus yay.
"Sana hayat boyu mutluluk garanti ediyorum. Hayatın her dakikasını, hatta her sanıyesini, sonsuz bir mutluluk içinde geçireceksin. Karşılığında bir tek şey olacak; hayatın boyunca bir yatağa yapışmış şekilde, parmağını bile kıpırdatmadan yaşayacaksın. Anlaştık mı?"
diye sorsam. Ne dersiniz?
Size şunu sorayım,
Sizce tanrı mükemmel ve kusursuz mu?
Bir çoğunuz buna evet diyecektir.
Öyle olmasına rağmen tanrıyı sevmeyenler var.
Hadi bakalım birde burdan yakın. Tanrı bile herkesin onayını almıyorken size ne oluyor da herkesin onayını alma hayali ile yaşıyorsunuz?
Bunları görmek bana o kadar iyi geliyor ki, bunun mümkün olduğunu görüyorum. Birileri yapmış, o zaman ben de yapabilirim.
Eğer şu an bolluk-bereket içinde değilseniz, parayla kötü bir ilişkiniz, paraya dair kötü bir inancınız, varoluş şekliniz olduğu içindir.
Adamın biri sihirli lambayı bulur ovuşturmaya başlar. Kısa bir süre sonra bir cin belirir ve adama, 3 dilek hakkı olduğunu söyler. Adam oldukça uyanıktır ve cine şöyle der:
- Hayatta her istediğimi yapabilme, düşündüğüm her şeyi gerçekleştirebilme ve bu gücün hiç bitmemesini diliyorum.
Cin kısa bir duraklamadan sonra gülümseyerek adama bakar ve:
"Zaten sizde olan bir gücü size veremem" der.
Aykut Oğut
Sayfa 43 - 44 - Doğan Novus yay.
Hani derler ya, herkes kendi kaderini kendisi belirler. Hatta derler ya demeyeyim. Bunu bende derdim. Ama gelin görün ki inanıyor muydum buna? Hayır. Benim inancım sadece önümüze çıkan seçeneklerde yaptığımız seçimler sonucu kaderimizi belirlemekti.
Oysa Aykut abimiz herkesin dediği (tabii bizzat benim de dediğim) sözün doğruluğunu gösterdi.
Evet arkadaşlar, kaderimiz yani yaşadığımız hayatta olan her şey bizim elimizde. En ufak şeyler bile.

Kitabın başında ve içindeki bir kaç yerde katılmadığım yerler oldu evet, ama genele bakarsak benden bir şey almadı ve aksine çok şey kazandırdı.
Hayatın amacını öğrenmiş bulundum. Enerji denilen şeyi keşfettim. (Hatta şok etti.) Ego denilen şeyi yani kendimi tanıdım bizzat. Anın içinde kalmayı öğrendim. İstemek konusunda zaten bayaa iyiyimdir ama ara sıra düştüğüm 'umutsuzluk' halinden kurtuldum diyebilirim.
Aynı zamanda kitapta yürümeyen ilişkiler, olmayan para, ilerlemeyen kariyer, yalan söyleme hastalığı, sinir sorunu, özgüven eksikliği hakkında o kadar doyurucu bilgiler var ki. Resmen kitabı okuduğum süre zarfında daha dik yürümeye başladım. (güvensiz bir insan olduğum doğrudur ama yeneceğim..)
Kitapta yazan egsersizleri bu sabah itibariyle yapmaya bile başladım. Sonuca kendim bile şaşırdım. Güne daha dinç ve daha pozitif başlamıştım ve bu ders çalışan bir insan için devrimdir. Hatta egzersizleri not edip gerekli yerlere yapıştıracağım. 

Son olarak da, kitapta olan egzersizlere kendi egzersizimi de eklemek isterim.
Eğer bir şeyi çok istiyorsanız, (ev, araba, sevgili vs.) o şeyde olmasını istediğiniz tüm özellikleri bir kağıda yazın. En ince ayrıntısına kadar. Sonra sürekli dualarınızda o kağıda yazdıklarınızı birebir isteyin. Sonuç harika olacak. (denenmiş ve tam sonuç alınmıştır.)

Bu arada bu kitabı bana hediye eden değerlime teşekkür ediyorum. (O kendini bilir.)

Kişisel gelişim seviyorsanız bu kitabı okuyun.
Eğer kişisel gelişim sevmiyorsanız bu kitabı MUTLAKA okuyun.
Keyifli okumalar...
Kitabı ilk elime aldığımda mizah kitabı zannettim. Okuduğum bazı ağır aksak kitapların arasına çerez niyetine bazı kitaplar yerleştiriyorum. Bu kitapta onlardan biri olacaktı güya. Ama değilmiş.

Tamamen erkekler için yazılan ancak erkeklerin hiç okumadığı bir kitapmış. Sokakta okuyamazsınız ancak evde gizlice okuyun. Erkeklerin erkekliğini sarsmıyor korkmayın. Tabi ki size ağda, manikür yapmayı, topuklu ayakkabıyla salına salına süzülmeyi anlatmıyor.

Annenize, eşinize, kızınıza, kız arkadaşınıza çevrenizdeki bütün kadınlarla olan ilişkinizi gözden geçirmenizi sağlayacak bir kişisel gelişim kitabıdır kendileri.
Kitabın kapağındaki ayna aslında kitabın ne anlatmak istediğini gayet de gözler önüne seriyor. Kitabı doğum günümde, çok değer verdiğim ve fikirlerini hayranlıkla dinlediğim bir dostum hediye etti. Onun da ısrarıyla okuma tarihimi biraz öne çekmiştim. Kitaptaki Ayten ve Necati' nin de hiciv yeteneğiyle okuyucuya çok şeyler anlattığını düşünüyorum. Ama genel olarak kitaba bayıldım. Okuduğum kişisel gelişim kitapları arasında en dobra ve eğlenceli olanıydı. İsmini ne koymam gerektiğini hâlâ düşünmekteyim. Acaba ne koysam?
Bolluğu, bereketi sadece para üzerinden yapanlar için yazılmış güzel bir eser...

Kitabın içeriği önce kişinin bilgisi doğrultusunda bilinçli olmasını ve yaşadığı her durum için kendi iç dünyasında ön muhasebe yapmasını öneriyor. Doğru bildiğimiz yanlışları yazar kendi deneyimleri üzerinden esprili bir dil ile bizlere aktarıp, bireyin her durumda kendisine iç dünyasında verdiği değeri ile dış dünyasında karşılaşır tezini savunuyor...

Yok olana değil, elimizde olana odaklanıp onun kıymetini bilmeden daha fazlasının olmayacağını anlatan yazar, bunu tecrübeleri ile sabitlediği olayları örnek vererek bizleri bilinçlendirmeye çalışıyor...

Aykut Oğut, amaç ve araç olarak paranın insan hedeflerinde nasıl etken olduğunu, küçük hedeflere sağlam adımlarla ulaşılabilineceğini, büyük hedeflerimize ise var olanın bilincini anlayıp, sağlam adımlarla ilerleyerek başarabileceğimizin öğütlerini veriyor...

Kitapta, kendinizi daha iyi tanımanız için egzersizlere yer verilmiş. Son sayfalar ise olumlamalara ayrılmış...

Kişisel Gelişim kitaplarını sevenlere kesinlikle tavsiye ederim...
Yazarın kendi hayatını anlattığı ve zor baş edebileceği hayatını nasıl olumsuzdan olumluya çevirdiğini anlattığı bu eser, Kişisel Gelişim kitabı olmaktan ziyade başarının kitabı...
İnsanın hedeflerini belirleyip, amaçına uygun yaşaması halinde başaramayacağı hiç bir şeyin olmadığının anlatıldığı güzel bir eser...
Kişisel Gelişim kitapları okuyanlara tavsiye ederim...
Uzun süre kitapçılarda aradım kitabı...Baskısı yoktu..Sonra tesadüfen gördüm ve aldım.Beni en çok etkileyen ofisimizde veya başka yerde,her ne sıkıntı yaşıyorsak her şeyi gülümseyerek karşılamamız gerektiğini söylediği bölümdü...Egomuzun çocukluğumuzdan geldiğini ve nasıl yeneceğimizi anlatıyor...Aydınlatıcı bir kişisel gelişim kitabı...
Bu kitabı çok beğenmedim fakat bitirdim. Bir arkadaşımdan ödünç almıştım kitabı. Ayıp olmasın diye hızlıca okudum. Belki bu kitabı ben alsam iki üç ayda zor bitirirdim. Bana hitap etmiyorda olabilir. Bilmiyorum. Beğenmedim ben.
Sonunda yazarın tüm kitaplarını tamamlamış oldum.

Öncelikle belirtmek isterim ki konuları anlatırken tekrara hiç düşmemiş. Sadece bu kitabında danışanlarının ve okurlarının sorularını cevapladığı için bazı yerlere çok küçük değinmiş ve geçmiş.

Anlatımı her zamanki gibi doğal, kolay anlaşılır ve espirili. Kitapta soruları eşiyle birlikte cevaplıyorlar bazen aynı şeyi düşünüyorlar bazen farklı görüşleri paylaşıyorlar siz hangisini benimsemek isterseniz diyerekten :) yer yer de birbirlerine takılıyorlar.
Sorular bereketten aşka, sağlıktan iş hayatına kadar geniş bir yelpazade en çok yöneltilen sorular arasından seçilmiş.

Tüm kitaplarında annesinden ve eşinden bahsetmesi, hayatından örneklerle ilerlemesiyle de samimiyetini ortaya koyarak ben bunları yaşadım işte örnekleri dercesine anlattıklarının imkansız olmadığını gösteriyor.

Ben tüm kitaplarını severek ve hızlıca okudum sizlere de tavsiye ederim, klasik bir kişisel gelişimciden ziyade farklı anlatımıyla hoşunuza gidecektir diye düşünüyorum.

Keyifli okumalar dilerim...
Aykut Oğut, kişisel gelişim kitabı yazarları içerisinde en en en beğenerek okuduğum kişi. Kitap soru-cevap şeklinde yazılmış. Daha önceki kitaplarında bahsettiği konuları anlatmış ancak hiçbir şekilde tekrara düşmemiş. Yazdığı her şeyde kendimi buluyorum adeta. Okuduktan sonra anlıyorum ki meğer ne kadar da yanlış yaptığım davranışlarım varmış. Anlattığı örneklerle, hayatından kesitlerle sanki bir dostuyla konuşuyormuş gibi samimi anlatımıyla kendine büyülemeyi başarıyor. Kitabı okuduktan sonra hayatımda aldığım kararlar oldu. İnsanın hayatına etki eden bir kitap. Mutlaka okuyun, okutturun!!
Bir erkeğin ağzından kadının güzelliğini, düşünceli oluşunu, narinliğini, güçlülüğünü okumak çok güzeldi.

Kitabı okurken bir daha baktım hissettiğime ve yansıttığıma... Annesi ve sevgili eşi Esra'dan yola çıkarak, kendisine danışanlarından, arkadaşlarından gözlemlediklerini o kadar başarılı bir şekilde anlatmış ki... Kadının toplumdaki yeri, erkeğin gözündeki değeri, bizim kendimize verdiğimiz önemi okurken aslında bizim için biçilmiş bi hayat olduğunu ve onu yaşadığımızı gördüm; kendimiz için değil sürekli başkaları için eşim üzülmesin, çocuğum alınmasın, arkadaşım kırılmasın diyerek ne kadar da fedakarlıklar silsilesine düşmüşüz.

Ben bundan sonraki yaşlarımı daha çok kendim için yaşamaya karar verdim. Aynen Aykut Oğut'un da demek istediği gibi sevdiklerimle ama kendimden ödün vermeden, kendi doğrularımı kenara bırakmadan, başkalarının ne diyeceğini düşünmeden biraz daha Ebruca yaşayacağım.

Keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Aykut Oğut
Unvan:
Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1971
Merhabalar, ben Aykut Oğut ve evet farkındayım genelde kitaplarda bulunan “Yazar Hakkında” kısmı, sanki biri anlatıyormuş gibi yazılır. Ama ben sizinle sohbet ederek yazmayı tercih ettim.
Okumakta olduğunuz kitap ta, hayatımdan alınma birçok örneğe yer verdiğim için, yasam öykümü burada çok kısa anlatıp geçeceğim. 1971 yılında İstanbul’da doğdum. Öz babam, ben daha üç aylıkken öldüğü için, hiç tanışma fırsatım olmadı. Annem ben 14 yaşımda iken dünya tatlısı bir adamla tekrar evlendi ve bir üvey babam oldu. Ben lisedeyken son derece gereksiz bir şekilde Ankara’ya taşındık.

Lise sona gelince, hayalim olan mimarlık ya da elektronik mühendisliği için yeterince dershaneye gitmediğim ortaya çıktı. Beni aptal sanmalarını istemediğim için annemlere gerçeği söyledim. Yani üniversiteye hazırlık kursu paralarını özel bilardo derslerine verdiğimi… O noktada çok iyi bilardo oynuyor olmam, annemin sinirini azaltmadı, ama gerçekten çok iyi oynuyordum.

Sınavı kazanamayacağımı anlayınca, ani bir manevra yapıp konservatuvar tiyatro bölümüne girmek istedim. Bizimkiler, torpille Kıbrıs’taki bir okulda yer ayarlamaya çalışırken, ben tiyatro sınavlarına hazırlanmaya başladım. Çok iddialı girdim ve çok iddialı bir şekilde kazanamadım. Kazanamadığı m in ertesi günü, o zamanın bölüm başkanı olan sayın hocam Cüneyt Gökçer’in kapısını çaldım ve “Benim kadar yetenekli biri neden bu sınavı kazanamadı?” dedim. Kendisi de bana “Çok kilolusun canım ondan,” dedi. Bu arada söylemeyi unuttum, o sıralarda yaklaşık 150 kilo idim. O yaz, tam otuz kilo verdim ve kış vakti gelip de okul açıldığında tekrar Cüneyt hocamın kapısını çaldım “Hocam ben bütün bir yıl boyunca derslerinize girmek istiyorum,” dedim. O anki ifadesini görmeliydiniz. Cüneyt hocamın derslerine misafir öğrenci olarak girmeye başladım. Ardından bütün hocalarla tek tek konuştum ve hepsinin derslerine girmeye başladım. Bir süre sonra, o yıl sınavı kazanmış öğrencilerden daha fazla ders almaya başlamıştım bile. Neyse, zar zor geçen iki yıldan sonra 1990 yılında, Ankara üniversitesi’nin oyunculuk bölümüne kapağı attım.

Okulda öğrencilik yaparken, aynı anda piyasada kendime bir yer edinme çabası içinde seslendirme yapmaktan, dizilerde oynamaktan, okulu ancak yedi yılda bitirebildim. Bugün karşılaştığım oyuncuların büyük bir kısmına “O benim sınıf arkadaşım” dediğim zaman insanlar çok şaşırıyor. Ee kolay mı yedi senede 7 ayrı sınıf mezun ettim.

1995 yılında annemi kaybettim. Diyebilirim ki, annem benim hayattaki en yakın arkadaşımdı. En yakın arkadaşımı, dostumu, annemi aynı anda kaybetmek hiç de kolay olmadı. Annemin ölümünden sonra o zamanlar adını koyamadığım garip bir değişim başladı bende. Son derece rahat bir hayatım olmasına rağmen, bir şeyler beni rahatsız etmeye başladı. Bir anda, elimde var olan şeyler artık beni tatmin etmemeye başladı ve ani bir kararla beni bekleyen şeyleri, kariyer, evlilik, daha lüks bîr hayat vs. bırakıp, Amerikaya yerleşmeye karar verdim. Karar verdiğim günden Amerika’ya gitmek üzere uçağa binmem lam 13 ayım] aldı. Size bu yolculuğun hikâyesini bütün detayları ile kitabın içinde anlatacağım.

Şimdilik tek söyleyebileceğim şu: Ağustoslardan bir ağustos, arabamla sokaklarda “Ben Amerika’ya yerleşiyorum’ nidaları atarak dolaşırken, 3 Eylül günü Horida eyaletinin küçük bir kasabasında, Mobil benzin istasyonunda tuvaletleri temizlemek üzere işe başladım. Cebimde beş kuruş para yoktu ve ingilizce bilmiyordum.

Yazar istatistikleri

  • 72 okur beğendi.
  • 1.058 okur okudu.
  • 24 okur okuyor.
  • 340 okur okuyacak.
  • 21 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları