Ayşe Düzkan

Ayşe Düzkan

YazarÇevirmen
7.7/10
61 Kişi
·
186
Okunma
·
0
Beğeni
·
694
Gösterim
Adı:
Ayşe Düzkan
Unvan:
Gazeteci
Doğum:
1959
1959 doğumluyum. 1970'lı yılların başında solcu, 1980'li yılların başında feminist oldum. demokrat gazetesi, feminist, kadınlara mahsus gazete pazartesi, radikal, milliyet, pişmiş kelle, hayalet gemi, expres, kırmızı alarm, kaosgl, 2000'de yeni gündem ve özgür politika gibi yayınlarda vehttp://www.gazetem.net'te yazdım, bir dönem pazartesi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptım. şamdan plus, sabah gazetesi hafta sonu eklerinde çalıştım, halen star gazetesi hafta sonu eklerinde çalışıyorum, gazetenin kitap eki editörüyüm. çalar saat, erkekliğin kitabında yazmaz bu ve behiç aşçı kitabı adlı üç kitabım, çevirilerim ve 24 yaşında bir kızım var.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
Charles Bukowski Kadınlar kitabının tüm kadınlar adına bende yarattığı aşağılık duygular üzerine ilaç gibi gelen kitaptır.

Erkeklerin aslında bir hiç olduğunu kanıtlarla açıklamaya çalışan fazla feminist ögeler içeren bir kitaptır. Bu kitabı yalnızca kadınlar okusun ve doğransın tüm saçmasapan erkekler.


https://yadi.sk/i/qrC0bBKa3RdRT7
Böyle bir kitaba nasıl yorum yapılır, nereden başlanır ki? Günlerdir okuduklarımı sindirmeye, kafamda bir yerlere oturtmaya çalışıyorum olmuyor. Aklımın almadığı şeyler var. Çok küçükken babasının tacizine uğrayan bir kız çocuğunun psikolojisini anlamaya çalışmak mesela. Hiç kolay değil. Ya da 5 yaşındayken kendi düğününde uyuyakaldığı için amcasının omzunda kocasının evine taşınan çocuğun psikolojisini anlayamayacağım gibi. Dedesi ve nenesi tarafından büyütülmüş olan şu çocuktan bahsediyorum, 5 yaşında olan. En çok dedesi tarafından sevilirmiş. Öyle ya çok iyi bir damat bulmuş dedesi de. (National Geographic Haziran 2011 Sayısı)
Başka nasıl göstersin ki sevgisini? Valerie'nin dedesi gibi itaatsizlik etti diye kırbaçlasın mı yani? Nereden nereye atlıyorum. Olmamış, yine toparlayamamışım kafamı. Hepsi birbirine giriyor. Erkekler tarafından, özellikle de en yakınları tarafından zulüm görmüş tüm kadınlar birleşip üstüme geliyorlar. Birini diğerinden ayıramıyorum. Küçücük bir çocuktum; komşumuzun, kocası tarafından bıçaklanıp öldürüldüğü noktadaki kurumuş kan lekelerini yıkamayan çalışan annemi izlerken. Nasıl kazınmış beynime. Ben sadece kan lekelerini gördüm, bir de son nefesindeki seslerini duydum. Bende bıraktığı iz silinmez. Peki ya bütün bunları yaşayanlar?

Bir katil ile empati kurabilir miyiz? Ayraç Dergi Sayı 89/Mart 2017'de Gökhan Özcan yazıyor: "Kieslowski'nin Öldürme Üzerine Kısa Bir Film'ini hatırlatmama müsaade edin. Sebepsiz yere birini öldüren Jacek'in asılmadan önceki sarsıcı iniltileri ve haykırışları, bizi o çok insani yerimizden vururken, onulmaz bir çelişkiyi de açık eder: Jacek'i anlayabilir miyiz? Onu anlamamız, onunla empatik olabilmemiz, onun yaptığı katliama hak vermek anlamına mı gelir? Eğer öyleyse, Jacek ile empatik olmak vicdani anlamda, doğru değildir. Ama empati de doğru değilse doğru olan nedir?" Doğru olan nedir sahiden? Küçük bir kız çocuğu iken en güvendiğin, tüm dünya üstüne gelse gözünü kırpmadan koşup sığınacağın kişinin istismarına uğramış, sonra çevresindeki diğer 'yakınları' tarafından farklı şekillerde şiddete maruz kalmış (şiddet de istismardır!), evden kaçmış ve daha 15 yaşında iken bir de hamile kalmış bir kadından bahsedeceğiz. Hayatı boyunca yaşayacağı travmaların başlangıcıdır bunlar. Devamı da geliyor elbette. Onu anlayabilmemiz elbette mümkün değil. Empati kurabilir miyiz? Bilemiyorum. O nefret dolu söylemlere katılıyor muyum? Mutlu bir ailede büyümüş, mutlu bir çocuk olarak baktığım sürece olaya; hayır katılmıyorum. Benim gözümde babam hâlâ en süper kahramanım. Ama bu demek değil ki herkes baba olabiliyor. Nasıl doğurmak ile anne olunmuyor ise baba olmak da kolay değil. Üstelik öyle bir çağda yaşıyoruz ki çıkan fetvalara bile yorum yapamaz hale geldik. Bu yüzdendir "bilinçlenmemiz lazım!!!" diye çırpınışlarım. Ayşe Arman, babası tarafından tecavüze uğramış bir kız ve annesi ile röportaj yapmıştı. Bir süre önce okumuştum ama annenin kurduğu şu cümleler asla çıkmaz aklımdan: "Nişanlıyken bana da tecavüz etmişti. Utancımdan kimseye söyleyememiş ve evlenmek zorunda kalmıştım. Beni sevdiğine bu yüzden böyle davrandığına inandırmaya çalıştım kendimi. Kızımıza olan sevgisini de fark ediyor ama toz konduramıyordum. Böyle olacağını düşünmemiştim." Acının acısının da acısı değil mi? Yüreğini yakmıyor mu insanın? İstismar ile sevgiyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Sevgi bu değil! Asla değil.. Ah, çok yolumuz var! Çocuklarımıza öğreteceğimiz çok şey var!

--Buradan sonra kitaptan alıntılar içerir fakat sürpriz bozacağını, okuma tadını kaçıracağını sanmıyorum. Yine de bilginize.--

Gelelim manifestoya. Okuduğum en nefret içerikli metin olduğunu söylememe gerek var mı, bilmiyorum. Kitabı okurken yanımda bulunan bir arkadaşıma bir paragrafı okuttum da bir türlü kendisinden bahsettiğine inanmak istemedi. "Bizden, erkeklerden mi bahsediyor şimdi bu?" diye sordu. Valerie'ye göre eriller tamamlanamamış bir X kromozumundan dolayı yanlışlıkla ortaya çıkmış bir tür. Bu da her daim dişilere benzemeye çalışmalarıyla sonuçlanmış bir evrime yol açmış. "Tamamen benmerkezci, ilişkilenmekten, empati kurmaktan ya da özdeşlemekten âciz olup engin, istilacı ve yaygın bir cinsellikle dolmuş olan eril, fiziksel olarak edilgendir. Kendi edilgenliğinden nefret eder, bu yüzden de bunu kadınlara yansıtır ve erili etkin olarak tarif eder, sonra o olduğunu ispatlamaya (bir Erkek olduğunu ispatlamaya) koyulur." diyor sayfa 25'te. Tüm kitabı da bu tezi kanıtlamak üzerine kurguluyor aslında. Tamamen bir savunma mekanizması yarattığını düşündürüyor bu da bana. Haklı olduğu noktalar olsa da tamamen dayanaksız bilgiler üzerinde ısrarla durduğu da oluyor. Fakat genel anlamda düşündürüyor. Bol bol ironi yapıyor. Ne olursa olsun haklı aslında diye düşündüğünüz noktalar veriyor size. "Erkek, dişinin bireyselliğinin pekala farkındadır" diyor Valerie sayfa 40'ta. Benim ısrarla bunu kabullenmemiz lazım çığlıklarımı duymuş gibi. "ama bunu algılayamaz ve bununla kendini ilintilendirmekten ve duygusal olarak bunu kavramaktan acizdir: bu onu korkutur,sıkar ve kıskançlıkla doldurur. O yüzden bunu reddeder, herkesi işlevi ve kullanımıyla tanımlamaya devam eder, tabii bu arada kendisine en önemli işlevleri -doktor,başkan,biliim insanı- seçmeyi de ihmal etmez, böylece kendisine bir bireysellik değilse bile bir kimlik sağlamış olur, böylece kendini ve kadınları (en çok kadınları ikna etmekte başarılı olur) dişilerin işlevlerinin çocuk doğurup yetiştirmek, eril egoyu pohpohlamak, rahatlatmak ve gevşetmek olduğuna inandırmaya çalışır; yani öyle ki dişi, başka herhangi bir dişi ile yer değiştirebilir. Ama gerçeklikte, dişinin işlevi, ilişki kurmak, sevmek, haz almak ve kendisi olmaktır ve başka kimsenin bunun yerini tutması mümkün değildir." diye de devam ediyor ve "Tanrım, ne kadar haklısın Valerie! Ne kadar haklısın" diye bağırası geliyor insanın. Ayrıca yine devamında söylediği şu sözleri zihinlere kazımak şart oluyor: "Gerçeklikte dişinin işlevi keşfetmek, bulmak, sorunları çözmek, espri patlatmak, müzik üretmek ve bunların hepsini de aşkla yapmaktır. Diğer bir deyişle dişinin işlevi bir sihir dünyası yaratmaktır."

İşte böyle nefret dolu söylemlerin yanında oldukça güzel felsefik yaklaşımları da olan Valerie'nin zihninde bize yol gösterecek çok daha önemli şeyler olduğuna eminim fakat ölümünden sonra tüm özel eşyaları yakıldığı için yazdığı onca şeyden çok azı günümüze gelebilmiş. Çevirmen Ayşe Düzkan bana kalırsa kitabın anlaşılabilirliğini ve değerini kat kat arttıran önsözde "Yazdıklarını okumak, Valerie'nin bu kadınlara nasıl haklı bir güç ve ilham verdiğini ortaya koyuyor çünkü Valerie kadınların en az bildiği şeyi yapmış, öfkelenmiş, bunu öğrenmeye ne çok ihtiyacımız var; kendimizden utanmadan, öfkemizi karşılayacaklardan korkmadan, çıplak, derin ve ateşli bir öfkeyle sarsılmak, bizi ve başkalarını incitenlere karşı sadece sabırla değil öfkeyle de karşı durmak." diyor ve ben de önünde saygıyla eğiliyorum.
Valerie Solanas,acılarla dolu ve kitapta da denildiği kadar şanssız bir kadın.Hayat hikayesini okudukça hiç mi mutlu olmadı ki bu kadın diye düşündüm açıkçası.
5 yaşında babasının tacizine uğrayan,15 yaşında evden kaçıp hamile kalan sonrasında ise okulunu bitirip seks işçiliği ve dilenerek hayatını devam ettirmeye çalışan bir kadın ve sokakta yaşıyor.Aslında tüm bu yaşadıkları kitabı anlamam konusunda bana yardım etti.
Bu kitaba nasıl yorum yapılır açıkçası çok zor.Yazar için 20.yüzyılın feminist hareketinin önde gelen ismi denilse de,feminist tanımlamasına çok aykırı düşünceleri olduğunu kitabı okuyunca anladım.
Hiçbir şey de genelleme yapılmasını sevmiyorum ve kitapta Erillerle ilgili yapılan bu genelleme beni son derece rahatsız etti.
Kitabı sadece merak ettiğim için okudum ama okuyun diyemeyeğim isteyen okuyabilir...
Kitap okurken  hissettiğim https://youtu.be/D8ELDwmxJVI gibi bir şey olsa da, bitince "hadi bakalım erkekleri öldürcez hazır olunn!!!" Gibi bir moda da geçmedim tabiki. :D
Zira ne hem cinsime ne de karşı cinse bir düşmanlığım yok. Herkes kimseye ilişmeden kendi halinde takılsın :D

Bir çok yer çizdim ilgimi çeken, birazını paylaştım, çoğunu kendime sakladım :D
Zaten bir ara sitede bayaa popülerdi geç de kaldım okumak için. O yüzden hala "okuyalım mı?" Diye soran kaldı mı bilmiyorum ama varsa şayet söyleyeyim:
SİZ BİLİRSİNİZ :D
İlle de okuyacam derseniz tabi satın almak yerine pdf olarak okumanızı önerebilirim. Evdeki kitaplık da böyle bir kitabın bulunması çok hayırlı sonuçlara vesile olmayabilir ((:

Kitap ile alakalı söyleyebileceğim şey sadece; yazarın yaşadıklarından ötürü nefretini ve isyanını kelimelere dökülmüş hali diyebilirim. Yazdıklarının hepsine olmasa da bir kısmına ve hislerine de hak verdim.

Bu kadar şey bir kitabı (ilginç, garip, değişik... uygun kelimeyi bulamadım) yazan kişi ne yaşamış acaba diye merak ettim ve çıkan sonuç kitabın içeriğinden daha ilgi çekici ve hüzünlüydü malesef. Bakmak isterseniz de şöyle bırakıyorum.
 https://listelist.com/valerie-solanas-kimdir/

Sevgi, saygı, anlayış ve kitap ile kalın ^_^
Çok küçükken babasının cinsel tacizine uğramış,on beş yaşında hamile kalmış, fahişelik ve dilenerek sokaklarda yaşamını sürdürmek durumunda kalan sonrasında akıl hastanelerine girip-çıkan Valerie Solanas'ın haklı öfkesinin eseri "Erkekleri Doğrama Cemiyeti"

Kadın-erkeği; eril-dişi diye biyolojik ele alan yazarın kadının özgürlükçü,bağımsız yaşamını bağıran kıymetli sesini, haklı fikirlerini yansıtan eserini talihsiz yaşamından bağımsız  düşünürsek ideolojik olarak dediklerinde, bakış açısında tümüyle genelleme de yapamayız tabi.
Çünkü  "İnsan yüreğiyle vardır" cinsiyeti,ırkı,rengi,adı...  ile değil.

Yazarın düşündürücü,bilgilendirici,ara ara kahkaha attıran cümlelerini büyük bir zevkle okuyan bir okuyucu olarak zihnimizde dallandırma-budaklandırma yapacak bu eserin okunması  önerilir.
Tamam biraz ütobik, biraz çılgınca ama... Acıdan evrilmiş gülümsemeler yaşattı bana. Kahkaha atmama sebep olan çok hoşuma giden cümleler oldu. Altını çize çize okudum. Benim için güzel ve eğlenceli bir deneyim oldu.
Her ülkenin kendine göre bir terörizm tanımının olduğu dünyada sanırım tüm ülkelerce kabul edilecek terör türü "Cinsel Terörizm"dir. Bu bağlamda -akıl ve mantık sınırlarını zorlayan- cinsel arzulara sahip "yaratıklar" üzerinden yaşanmışlıklarla süslenen geleceğe yönelik başarılı bir tez çalışması olmuş.
"Otomasyonun tam manasıyla hayata geçirildiği bir dünyada zaten karbondan oluşan insan ırkına gerek kalmayacaktır." Ve insan ırkının en az sayıya indirgenmesi için bir hikayeye ihtiyaç vardır. Hastalık yayma , atom bombası, biyolojik silah ya da diğerleri hepsi kendilerine de zarar verecektir. Geriye en mantıklı çözüm insan ırkının kendi kendini yok etmesi..

Eser, Ancak hasta ve aptal beyinli birinin her şeye isyan ederek bunları yazabileceğini düşündürse de gayet zekice yazıldığı satır aralarında kamufle edilmiş "fısıltılar"dan anlaşılabiliyor..
SCUM MANİFESTO ( SOCIETY CUTTING UP MEN)...
Valerie Solanas'ın hayatına dair küçük bir sunuş yapmasa çevirmenimiz, bu kitabın birçok yerini son derece saçma bulabilirdim (kitabın bazı yerlerini hayatı hakkında az da olsa bilgi sahibi olmam da kurtarmadı) fakat küçük yaşta babasının tacizine uğramış, 15 yaşında bir denizciden hamile kalmış ,hayatın kırgınlıklarını yaşamış, kırıldıkça da sivrileşmiş ve sertleşmiş olan Valerie tüm yaşantısına rağmen psikoloji okumuş ve oldukça başarılı bir öğrenciymiş. Çevirmenin de dediği gibi dehalık ve delilik arasındaki o ince çizgide gitmiş gitmiş gelmiş kendisi. Okurken kendimi Valerienin ve onun gibi örselenmiş birçok kadının yerine koyarak okumaya gayret ettim. Genelleme yapmayı sevmeyen biri olarak erkeklerin birçoğunu dışarıda bırakırsak ( ki kadın cinayetleri,tecavüzü,kız çocuklarının istismarı gibi dişiye yapılan her türlü şiddetin istatistiklerine bakılınca bu kısımdaki kişilerin sayısı oldukça az) bu manifestoyu okurken Valerie'nin yaptığı karakter ve ruhsal incelemeleri yaşantınızda gördüğünüz bazı kişiler ve şahit olduğunuz olaylarla bağdaştırabilirsiniz.
Kadınların zayıf görüldüğü, aşağılandığı ve ötekileştirildiği bir toplumu eleştiren Valerie manifestosunda tersyüz yapmış ve tüm bu yorumları erkek üzerinden değerlendirmeye tabii tutmuş. Ona göre eriller biyolojik bir kazadan ibaret ; Y(eril) geni tamamlanmamış bir X(dişi) geni ve eriller duygusal sakatlar. Feminizmin doruklarında olan erkekleri eksik birer dişi olarak gören,feminist hareketinin yükselişini etkilemiş olan bir kitap.
Yazarın enteresan hayatı bu kitabı içeriğinden daha çok çekici ve popüler yapmış gibi geldi bana.Okunulabilir mi? Sizin tercihinize kalmış, sevgiler :)
Kesinlikle çok severek tek nefeste okuduğum bir kitap ben yüksek lisans bitirme projemi feminizm ve kadınlar üzerine yazmıştım ama o süreçte bu kitabı okumamıştım ama şunu diyebilirim küçücük hacmiyle okuduğum ve içinde kayboldugum birşeyler bulmak için adeta iğneyle kuyu kazdığım o koca hacimli kitaplar dan çok daha fazla etkiledi beni, kesinlikle toplumun bütün kesimlerinin okuması gerektiği, her ne kadar kadınlara daha yakın görünsede aslında erkeklerin mutlaka okuması gereken bir kitap.Özellikle kadınları anlamak zor diyen erkeklerin bunu okuyunca belki biraz da olsa anlayacaklarını düşünüyorum.
Radikal feminizmin en önemli eserlerinden biri.
Eğer eksik bir cinsiyet varsa o da eril olandır diyor ve bunu son derece güzel örneklerle ispatlıyor.
Şüphesiz ki Solanas'ın askerleriyiz

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşe Düzkan
Unvan:
Gazeteci
Doğum:
1959
1959 doğumluyum. 1970'lı yılların başında solcu, 1980'li yılların başında feminist oldum. demokrat gazetesi, feminist, kadınlara mahsus gazete pazartesi, radikal, milliyet, pişmiş kelle, hayalet gemi, expres, kırmızı alarm, kaosgl, 2000'de yeni gündem ve özgür politika gibi yayınlarda vehttp://www.gazetem.net'te yazdım, bir dönem pazartesi'nin genel yayın yönetmenliğini yaptım. şamdan plus, sabah gazetesi hafta sonu eklerinde çalıştım, halen star gazetesi hafta sonu eklerinde çalışıyorum, gazetenin kitap eki editörüyüm. çalar saat, erkekliğin kitabında yazmaz bu ve behiç aşçı kitabı adlı üç kitabım, çevirilerim ve 24 yaşında bir kızım var.

Yazar istatistikleri

  • 186 okur okudu.
  • 175 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.