Ayşegül Çelik

Ayşegül Çelik

Yazar
8.2/10
59 Kişi
·
124
Okunma
·
6
Beğeni
·
1.621
Gösterim
Adı:
Ayşegül Çelik
Tam adı:
Ayşegül Çelik Şahin
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Ankara, 1968
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Programlar ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Yazarlığı bölümlerini bitirdi. Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Antropoloji yüksek lisans programına katıldı.

Öykü, şiir ve makaleleri; ‘Varlık, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, kitap-lık, Doxa, Bütün Dünya, akşam-lık, Kent ve Gençlik, Bireşim, Hoşça kal Bay Düzyazı’ gibi dergilerde yayımlandı.

Televizyon, sinema ve sahne için drama yazarlığı yanı sıra, televizyon için bir çocuk programının yazarlığını yaptı. Radyo oyunları TRT tarafından ödüllendirildi.

2002-2007 yılları arasında, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda, Dünya Edebiyatı dersleri verdi.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 'Kaynanam nasıl kudurdu?' romanından yaptığı uyarlama, 2009-2010 sezonunda Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

‘Kadın Öykülerinde Ankara’ ve ‘Belki Varmış Belki Yokmuş’ adlı çok yazarlı kitaplara öyküleriyle katıldı.

‘Şehper; Dehlizdeki Kuş’ adlı öykü kitabı, 2009 Notre Dame De Sion Edebiyat Ödüllerinde, mansiyon aldı.

Kağıt Gemiler adlı öykü kitabı, 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı.


1980 yılında İzmir’den Ankara’ya gelmişti, halen orada yaşıyor.
Sen,
Kağıdın sesine fütursuzca kulak kabartan okur...
Bilmelisin ki, bu satırların yazanı bir kadındır.
Elinde tuttuğun sayfaya kalemin kondurduğu işaretler, bir kadının avaz avaz bağıran avuçlarından kanıyor.
Ayşegül Çelik
Sayfa 11 - Can Yayınları
Çünkü biz dursak da zamanın yürüdüğünü biliyordum. İnsanın izini kaybetmez o.
Ayşegül Çelik
Sayfa 47 - Can Yayınları / "Toprağın Öyküsü" öyküsünden
“Titreyen yaşlı bir ağaca benziyordu. Bense kökü sağlam, kendi çelimsiz otlar gibiydim. Koparılırken bü­yücek bir parçam onun ihtiyar göğsünde kaldı.”
Çölde büyüyen bir çocuk, denizi gördüğü ilk anı unutabilir mi?
Ayşegül Çelik
Sayfa 46 - Can Yayınları / "Toprağın Öyküsü" öyküsünden
Eğer taş üstüne taş koymayacaksak, omuzlarımızdaki kuvvet ne işe yarar? Birbirimizi yerden kaldırmayacaksak, neye uzanacağız bu kollarla?
Ayşegül Çelik
Sayfa 73 - Can Yayınları / "Çöl Gemileri" öyküsünden
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle beni bu keşfedilmemiş hazineyle tanıştıran Tacdin ‘ e teşekkür ederim. Hatta bana ilk söylediğinde okusaydım keşke bu kadar ertelemeseydim. Ertelememin sebebi ise bir türlü yenemediğim
isim takıntım. Şimdi ben ne Ayşegüller tanıdım falan demicem :D Sırası da değil zaten. (O Ayşegüller bazı boşlukları doldurup kendi boşluklarında kaybolup gitti. Daha da ağzımı açmam bu konuyla ilgili :D )

Yazarı bana önerirken Tezer Özlü’ye benzediğini hatta “inanmazsın Tezer’den daha iyi” demişti. İnanmam niye inanayım :) Tezer Özlü’den daha iyi olsa bile hatırasına saygısızlık etmemek için bunu dile getirmezdim :) Şimdi cümlelerini bir yana bırakıyorum simaları da benziyor garip biçimde. Ya da Tacdin öyle dedi diye bende benzerlikler icad etmeye başladım bilmiyorum.

Hikayeyi kurgulayışı bakımından Barış Bıçakçı’nın Herkes Herkesle Dostmuş Gibi kitabına benzettim. Demek yeni nesil yazarlar bu tür kurgular üzerinde çalışıyor. Her ikisinin de kendine has kısımları ve ayrı tadları var. İkisini de ayrı ayrı beğendim. Biraz hızlı okuduğum için kaçırdığım kısımlar olabileceğini düşünüyorum. Normal insanlar için yavaş bile okudum. Ama benim için hızlıydı. Benimseyerek, özümseyerek okumayı seviyorum çünkü.

Bir çok kitap okuyor bir çok yazarla tanışıyoruz. Okuduğumuz her yazar cümle kuruyor, bu olağanüstü bir şey değil. Ama ben bu kadının kurduğu cümleleri, yaptığı tasvirleri olağanüstü buldum. Ard arda yaptığım alıntılardan bunları görebilirsiniz. Bunlar sadece kısa parçalar olarak aradan seçilebilecek olanlardı. Bir de bütünden koparamadığım için payalaşamadıklarım var. Hangi bütün hangi parça diyebilirsiniz, tamam bende biliyorum kitap kısacık :) Ama kadın başarmış o kısacık kitaba koca bir lunapark şenliği ve hüznü sığdırmayı.

Arada yazılar yazıyorum burda bilen vardır. Bazı arkadaşlar sağ olsunlar beni yazmak konusunda cesaretlendirmeye çalışırlar. Bende genelde “kelimem yok” o yüzden yazamıyorum derim. Ayşegül Çelik’i okuyunca kıskanmadım değil. Yani bu kadar güzel kelimeyi kimden aldığını sormak isterdim. Onu okudukça kelimelerinden bana da verir sanırım. Size de verecektir :) Okudukça göreceksiniz.

Karakterlerin bir çoğunu sevdim kitapta. Suna’yı biraz daha sevdim. Ve onların aşklarını. Aileyi ve toplumu özellikle o kısımda çok çarpıcı ve masum bir temizlikle, 17 yaşında yeni aşık olmuş, gözleri yeni açılmış, daha önce hiç “sınıf kini” duymamış bir gencin masumluğuyla ve duygululuğuyla ortaya koymuş.
Sonra Hızır peygamberin dileklerini çalmaya çalışırken Hızır’a yakalanan o küçük kızı çok sevdim. Öyle güzel anlatmış ki insanların severken ki çaresizliğini. Öyle ki Hızır peygamberin dileklerini bile çalmaya kalkarsın. Çocukluk işte. Aşk işte. Hep aynı şey. Aynı şey çünkü çocukken şeylere karşı duyduğumuz tutku ve bağlılık büyüdükçe azalır. Aşıkken duyduğumuz tutku ve bağlılıkta o aşk bir şekilde bitince azalır. Bu yüzden benim gözümde ikisi aynı şeydir. “Haziran Dilekleri” hikayesini okurken de aynı şeyleri düşündüm yine.

Aslına bakılırsa artık sevdiğim yazarlar konusunda kıskanç olmaya başladım. Herkes bilsin de istemiyorum. Sonra kitaplarının sonları Tutunamayanlar ve Kürk Mantolu Madonna ve daha niceleri gibi olacak diye. Uydurma alıntılar vs. O yüzden Ayşegül Çelik’i kıymet bilen sadık okurlara teslim ediyorum :) Kendisiyle tanışırsanız içinizde güzel bir yere dokunacak emin olun :))
104 syf.
Ayşegül Çelik kıyıya, köşeye gizlenmiş ve keşfedilmeyi bekleyen yazarlarımızdan birisi. Hikâyelerini çok naif bir şekilde işlemiş koklanası yaprak sayfalarına. Öykülerin her biri 3-5 sayfa olsa da içeriği dolu dolu. Çarpıcı hayatlar, ölümler ve daha neler neler. Bir solukta okunabilecek bir eserdir.

Yazarı keşfetmeniz dileğiyle...
96 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir kitaba başladım. Kapağını araladım. Etraf alaca karanlıktı. Bir kitaptan, bir masala düştüm..

Ayşegül Çelik bu kitabıyla beni sarıp sarmaladı diyebilirim. ( Hayatıma girmiş çıkmış tüm Ayşegülleri bağışladım :D )Masalsı bir anlatımla başladığı kitapta neyi nereye bağlayacak, kimin masalı kiminkiyle nerede kesişecek derken suyun altına dalmış gibi hissettim kendimi. Nefessiz kaldım, aldığım tattan, duyduğum heyecandan. Öyle güzel ördü ki masalla gerçeği birbirine sonunda tüm masalların güzel insanlarına iyilikleri dışında şart koşmaksızın onlara bir cennet kurdu.

Yazarımızın dili çok akıcı ve zengin. Her şeyi kapsayan bir dili var. Kendisiyle ilgili yaptığım küçük bir araştırmayla Sosyal Antropoloji alanında yüksek lisans yaptığını öğrendim. Tamam dedim bu zenginlik, kapsayıcılık buradan geliyor. Yoksa dinlere, kültürlere, dillere ve kullandığı dile bu denli hakim oluşu burdan geliyor olmalı. Kitabında mükemmel bir kültürel zenginlik var. Ve bu ufak ama paha biçilemez bilgi beni yazara daha da yakınlaştırdı. Kendisini sevdiğim kadar kıskandım da açıkçası. Tıpkı onun dediği gibi “keşke bunu ben yazsaydım” dedim. Yazar bana sadece masalsı gerçekliğiyle güzel kitap vermedi. Bu masalsı gerçeklikle beraber çocukluğuma da götürdü beni. Ben çocukken, dedem çok güzel masallar anlatırdı. Onca kitap okudum daha dedemin anlattığı bir masalın tadını alamadım bir kitaptan, o masallardaki kahramanlardan birine bile rastlamadım bir kitapta. Ama bu kitapla o tadı aldım. Hemde inanılmaz bir açlıkla, ne yapacağımı bilemeyerek.

Evet yazarın dili masalsı. Evet anlattığı masal. Yer yer. Ama öyle bir masal seçmiş ki bu benim masalım diyeceksiniz bir yerde. Bu bizim masalımız. Ve sizi masala hiç zorluk çekmeden inandırıyor. Bu ikna kabiliyetine diyecek yok doğrusu.

Kitabı, pdf olarak okudum. Şimdi en çok istediğim şey, ilk olarak bir gün kendisiyle tanışmak ve tüm kitaplarını kitaplığımın en güzel yerine dizip bıkmadan tekrar tekrar okumak. Bir gün çocuklarım olduğunda onlara ilk okuyacağım kitaplardan birisidir Kağıt Gemiler. Anlayamadıkları kısımlar olacak ama bu zengin dille ne kadar erken tanışsalar o kadar iyi. Akıllarında bir kaç kahramanın ismi bile kalsa bir gün bu masalın peşine düşüp o bahçeye varacaklar :)

Kişişel kişişel not: Şimdi burda böyle bir yazar dururken, bazı yazar diyemeyeceklerimin yazdıklarını okuyanlara, sigara içmeyen birinin sigara içen birine baktığı gibi bakacağım :D
96 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
"İki sayfa arasına bir reyhan yaprağı koyuyorum. Masalın ilk harfidir bu. Çünkü dev bir orman kuracağım onun altına. Okuduğun ilk satır, sabah güneşinin vurduğu buğulu bir patikaya götürecek seni. Ağaçlara dolanan çalı güllerinin, zakkumların arasından usul usul yürüyeceksin. Topraktan yükselen buğu, “Çınarları selamla!” diye fısıldayacak. O zaman durup etrafını saran ağaçlara bir daha bakacaksın. Bir daha ve yeni bir gözle. Nasıl dupduru bir mutlulukla topraktan fışkırdıklarına şaşıracaksın. Ağaç denen mucizeyi ilk görüşün bu olacak. Islak toprağın kokusunu içine çekeceksin. Çiy damlalarındaki güneş gözünü alacak. Aynı nehirden sulanan geyikle kaplanı, gökte kol kola gezen güneş ve ayı görünce, burada geçer akçenin merhamet, dilin aşk olduğunu anlayacaksın." (s. 11-12, Can Yayınları basımı)

Kitap arkasında ya da kitap satış sitelerindeki tanıtım yazılarında sıkça alıntılanan bu kısımın verdiği edebi tat, kitabın tüm sayfaları boyunca devam ediyor. Yazarın -aslında aldığı riskten bir nevi utanan ve çekinen sanatçı mütevazılığı ile- günah çıkartır gibi her türlü cezaya razı olurken, bir taraftan da kendini cezadan muaf tutması yazdıklarının masal ya da gerçek olması ile ilgili değil, edebi gerçeklikle ilgilidir. Ayşegül Çelik, bu kitabında da diğer kitaplarında olduğu gibi kendi masalsı ve edebi gerçekliğini kurarken, okurun da kendini aynı gerçekliğin içine atmasını istiyor. O yüzden kalemi elin almış. Okuru da bu tatlı ve zevkli "suça" ortak ediyor:

"Birkaç sayfa sonra fikrinin değişeceğini de biliyorum... Masal ilerledikçe aklın büyümeye başlayacak. Bir kurt düşecek içine, 'Belki...' diyeceksin. 'Belki de masal değildir bunlar...' Sonra o ağır taş gelip oturacak kalbine: 'Ya değilse!' "(s.12)

"İşte sadece bu soruyu bulmanı bekliyorum. Bütün cezalara razı olup kalemi elime alışım bu yüzden.

"Ey okur, masallar bizim gibi fakir fukaraya mı kalmış? Gerçek bizim neyimize yetmiyor?" (s.12)

Bendeniz, Ayşegül Çelik hayranı ve okuru olarak bu suça ortak oldum; beni yalnız bırakmayın.
112 syf.
·2 günde·8/10
Ayşegül Çelik’in 2003 yılında yayımladığı ilk kitabı Korku ve Arkadaşı. Kitap 21 kısa öyküden oluşuyor. Bazı öykülerde karakterler ve/veya yarattığı dünya aynı, bazılarında anlatım tarzları çok yakın, ancak bütün öyküler okuyucu sıkmadan, doygun bir okuma hissi uyandırarak akıp gidiyor. Bazı öykülerinde rüya aleminin tekinsiz havasını çok iyi aktarmış, bu açıdan bakıldığında yazarın ilk kitabı olmasına rağmen şekilcilik uğruna metinleri uzatmaması gayet yerinde; ancak hikaye bütünlüğündeki eksiklikler ve havada kalan bazı finaller olması da yazarın eksi yönleri. Bir başka önemli nokta ise öykülerdeki masalsı anlatım. Arka kapakta yazan deyişle: “Anadolu’nun kadim öykülerine, masallarına, tarihe ve mitlerin Zengin dünyasına selam gönderen, onların dilini modern öykünün sınırsız dünyasına taşıyan öyküler bunlar.” Bazı öykülerde de taşranın hoyratlığını Nuri Bilge Ceylan filmi seyreder gibi sessiz, gürültüsüz bir şekilde okuyorsunuz. Bir yazara başlangıç için başarılı bir kitap buldum karşımda, beklentiyi yükseltmeden okunması gereken öyküler bunlar.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Tozlu, terkedilmiş bir konağa giriyorsunuz sanki yavaşça. Daha bahçesinde başlıyorsunuz yaşanmışlıklara dahil olmaya. İlerledikçe ağır ağır her odada farklı, hüzünlü bir öykü. Koridorda dolaşır gibi; bittiğinde bir öykü, diğerinde acaba hangi hayatın resmi var diye biraz heyecanlı, biraz buruk ama gayet lezzetli sürüyor gezinti. Biraz loş, biraz aydınlık. Fonda bir caz şarkısı; bulduğum her öyküde, tozunu üfledikçe gözümü kamaştıran antika bir eser bulmuş gibi etkilendim. Kelimelerin birbirleriyle muhteşem dansına kaptırıp, altlarını çizerken bir baktım ki, rengarenk olmuş, vazgeçtim sonra. Olmazdı bitmemeliydi.
Yeniden okumalı, tadına daha çok varmalıydı, yeri ayrı kitaplara eklenmeliydi...
96 syf.
·8/10
İki sayfa arasına bir reyhan yaprağı koyuyorum.Masalın ilk harfidir bu.Çünkü dev bir orman kuracağım onun altına. Okuduğum ilk satır,sabah güneşinin vurduğu buğulu bir patikaya götürecek seni.Ağaçlara dolanan çalı güllerinin, zakkumların arasından usul usul yürüyeceksin.Topraktan yükselen buğu, “Çınarları selamla!”diye fısıldayacak.O zaman durup etrafını saran ağaçlara bir daha bakacaksın.Bir daha ve yeni bir gözle.Nasıl dupduru bir mutlulukla topraktan fışkırdıklarına şaşıracaksın.Ağaç denen mucizeyi ilk görüşün bu olacak . Islak toprağın kokusunu içine çekeceksin.Çiy damlalarındaki güneş gözünü alacak. Aynı nehirden sulanan geyikle kaplanı, gökte kol kola gezen güneş ve ayı görünce, burada geçer akçenin merhamet, dilin aşk olduğunu anlayacaksın.

Hayran olduğum bir öykü kitabı daha.. .
Kitap “Afsun” isimli öykü ile başlıyor ve belli bir olay örgüsü ile 10 bölümden oluşuyor. Kitabın önsözünden başlayan bir “kadının toplumdaki yeri” tema olarak alınsada çöl insanları, yezidilik, gelenek&görenekler vb. çok şık dile getirilmiş.
Hepsi masalın içinde, masal hepsinin içinde ve içine girdiğiniz zaman ayrılmak isyemiyorsunuz o dünyadan.Ayşegül Çeliğin yazı diline hayran olmamak elde değil, yaklaşık 1 yıldır masalsı öyküleri okumuyordum, ne kadar özlediğimi bu kitabı okuyunca anladım diyebilirim.
Deneme, toplumsal konular, kişisel gelişim vb.kitaplari derken masalsı öyküleri ne kadar yalnız bıraktığımı ve özlediğimi farkettim, en kısa zamanda farklı eserleri de okumaya karar verdim.
Not aldığım alıntıları kaydediyorum..

Zaman...
Çünkü biz dursak da zamanın yürüdüğünü biliyordum. İnsanın izini kaybetmez o.

Hayat, başka birinin giysileri gibi duruyordu üstünde. Biçimsiz, uygunsuzdu.

Gerçeğin yürekte taşınan bir ağrı olduğunu öğrendim

Bir vardı, bir yoktu
Yokluğu söylenmesi zordu..

Keyifli okumalar;)
300 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Kısa öykülerden oluşan keyifli bir kitap. Yeni yazarlarla tanışmak için şahane bir fırsattı benim için. Bazı öyküler sıkıcı olsa da beni kendine bağlayıp elimden bırakamadan okuduğum öyküler de oldu, tavsiye ederim.
300 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bir çok yazarı keşfetmeme ön ayak olmuş şahane kitap. Her bir öykünün temasının kar ve cinayet olması ise yazarların yaratıcılığı hakkında bize ışık tutuyor. Mutlaka okunmalı.
104 syf.
·Beğendi·8/10
Ayşegül Çelik’le tanışma kitabım. 16 öykü’den oluşan ancak bu 16 öykünün de birbirine yaslandığı bir öykü kitabı.
“Bir hikayenin hikayesini anlatmak pek alışıldık bir iş sayılmaz; ne var ki yapmak zorunda olduğum şey bu.”

Yazarın biyografisi

Adı:
Ayşegül Çelik
Tam adı:
Ayşegül Çelik Şahin
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Ankara, 1968
Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Programlar ve Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Yazarlığı bölümlerini bitirdi. Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyal Antropoloji yüksek lisans programına katıldı.

Öykü, şiir ve makaleleri; ‘Varlık, Milliyet Sanat, Hürriyet Gösteri, kitap-lık, Doxa, Bütün Dünya, akşam-lık, Kent ve Gençlik, Bireşim, Hoşça kal Bay Düzyazı’ gibi dergilerde yayımlandı.

Televizyon, sinema ve sahne için drama yazarlığı yanı sıra, televizyon için bir çocuk programının yazarlığını yaptı. Radyo oyunları TRT tarafından ödüllendirildi.

2002-2007 yılları arasında, Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda, Dünya Edebiyatı dersleri verdi.

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 'Kaynanam nasıl kudurdu?' romanından yaptığı uyarlama, 2009-2010 sezonunda Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

‘Kadın Öykülerinde Ankara’ ve ‘Belki Varmış Belki Yokmuş’ adlı çok yazarlı kitaplara öyküleriyle katıldı.

‘Şehper; Dehlizdeki Kuş’ adlı öykü kitabı, 2009 Notre Dame De Sion Edebiyat Ödüllerinde, mansiyon aldı.

Kağıt Gemiler adlı öykü kitabı, 2010 Yunus Nadi Öykü Ödülü’nü aldı.


1980 yılında İzmir’den Ankara’ya gelmişti, halen orada yaşıyor.

Yazar istatistikleri

  • 6 okur beğendi.
  • 124 okur okudu.
  • 3 okur okuyor.
  • 308 okur okuyacak.
  • 3 okur yarım bıraktı.