Bediüzzaman Said Nursî Said Okur

Yazar 9,3/10 · 1857 Oy · 84 kitap · 5969 okunma ·  741 beğeni

Yazarın Bilgileri

  • Yazarın Adı:
    Bediüzzaman Said Nursî
  • Yazarın Tam Adı:
    Said Okur
  • Unvan:
    Kürt İslam Alimi
  • Doğum:
    Hizan, Bitlis 12 Mart 1878
  • Ölüm:
    Şanlıurfa 23 Mart 1960
  • Yazar kitaplarını satın al Sponsorlu

Yazar İstatistikleri

741 okur beğendi.
1.857 puanlama · 3.526 alıntı
0 haber · 10.853 gösterim
5.969 okur kitaplarını okudu.
1.443 okur kitaplarını okumayı planlıyor.
232 okur kitaplarını şu anda okuyor.
68 okur kitaplarını yarım bıraktı.

Yazar ile İlgili Haberler

Henüz ilgili bir haber eklenmedi.

Paylaş

ya da direk bağlantıyı paylaş

Bediüzzaman Said Nursî'un Biyografisi

Bediüzzaman Said Nursî, 1878'de Bitlis vilayetine bağlı Hizan ilçesi Nurs köyünde dünyaya geldi. Çocukluğunda çevresindeki medreselerde eğitim gördü. Kendisinde görülen harikulade zeka ve hafıza sebebiyle önceleri Molla Said-i Meşhur diye tanındı. 15 yaşında bir medrese öğrencisi iken hocası tarafından verilen Bedîüzzamân (zamanın güzelliği) lakabı ismiyle birlikte kullanılır. Kendisinin "Bediüzzaman" isminin yanı sıra "Said-i Nursî" ve "Said-i Kürdî" gibi isimler kullandığı da bilinmektedir.

Talebelik yıllarında temel İslamî ilimlerle ilgili 90 kitabı ezberledi. Her gece bunlardan birini tekrar ediyordu. Bu tekrarlar O'nu, Kur'an ayetlerini derinlemesine anlamasına birer basamak oldu ve her bir Kur'an ayetinin bütün kâinatı ihata ettiğini gördü.

1900'lü yılların başında, doğuda Medresetü-l Zehra adında, din ve fen ilimlerinin birlikte okutulduğu bir İslam Üniversitesi kurmak fikriyle ülkenin yönetim ve hilafet merkezi olan İstanbul'a geldi ve hayatı boyunca bu fikrini gerçekleştirmek için gayret gösterdi. Doğrudan istediği şekilde bir üniversite kuramamakla birlikte dünyanın her tarafına uzanan ilim evleri açılması ile Bediüzzaman'ın hayalini kurduğu ilim yuvaları farklı bir şekilde vücud buldu.

1. Dünya Savaşı yıllarında doğu cephesinde gönüllü alay komutanı olarak hizmet etti. Savaş esnasında yaralanıp 2,5 yıl Rusya'da esir kaldı. 1917'deki Bolşevik İhtilali esnasındaki kargaşadan yararlanıp esaretten kurtuldu. Dönüşte, Genelkurmay'ın kontenjanından Osmanlı'nın en üst düzey dinî danışma merkezi olan Dar-ül Hikmet-il İslamiyye'de görev yaptı. İngilizlerin İstanbul'u işgali yıllarında onların aleyhinde Hutuvat-ı Sitte adıyla bir risale neşretti. 

Anadolu'da başlatılan İstiklal mücadelesine destek verdi.

1925 yılında Van'da eğitim faaliyetlerinde bulunurken, o sırada meydana gelen Şeyh Said hareketi sebebiyle, bu harekete karşı çıktığı halde tedbir olarak önce Burdur'a, ardından Isparta ve Barla'ya gönderildi. Burada 8 yıl kaldı. Risale-i Nur isimli Kur'an tefsirinin çoğu bölümlerini burada yazdı. Eserleri ve fikirleri sebebiyle Eskişehir Mahkemesine sevk edildi.

Sürgüne gönderildiği Kastamonu'da eserlerini yazmaya devam etti. 1943'te Denizli Mahkemesi'ne, 1948'de Afyon Mahkemesi'ne sevk edildi. Mahkemeler beraatla neticelendi.

1950'de çok partili hayata geçildiğinde dini hak ve hürriyetler genişledi. Bediüzzaman, bu dönemde eserlerini matbaalarda bastırdı.

Bediüzzaman Said Nursi, 23 Mart 1960'ta Hakk'ın rahmetine kavuştu.

Bediüzzaman Said Nursî'un Kitapları Kitap Ekle

9,2/ 10  (191 Oy) ·  530 Okunma
9,5/ 10  (62 Oy) ·  206 Okunma
Bütün Kitapları Göster
Vedat Yadikar, bir alıntı ekledi.
17 May 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük mes'elesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.

Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 752 - KONFERANS/4. Sü)Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 752 - KONFERANS/4. Sü)
Rojhilat Recep As, bir alıntı ekledi.
08 Şub 00:06 · Kitabı okudu

Ayıplarımı söyleyen bana iyilik eder, beni ucb ve riyadan kurtarır.

Barla Lahikası, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 67 - Zehra Yayıncılık)Barla Lahikası, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 67 - Zehra Yayıncılık)
Vedat Yadikar, bir alıntı ekledi.
26 Nis 2017

Beşinci Mes'ele
Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahibsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerim bir Müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık, cezasız kalmayacaktır. Hem madem

لَا يُكَلِّفُ اللّٰهُ نَفْسًا اِلَّا وُسْعَهَا

sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır.

Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, malayani şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telakki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.

Şualar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 472 - Rnk yayınları)Şualar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 472 - Rnk yayınları)
Nur-AL, bir alıntı ekledi.
11 Oca 2015

"Biz ki hakiki müslümanız, aldanırız, fakat aldatmayız.
Bir hayat için; yalana tenezzül etmeyiz!"

Bediüzzaman Said NursîBediüzzaman Said Nursî
Rojhilat Recep As, bir alıntı ekledi.
22 Kas 2017 · Kitabı okudu

“Irkçılığı bırakınız; dört yüz milyon kardeşi kazandıran İslâmiyet milliyetine giriniz.”

Müdafaalar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 523 - Zehra Yayıncılık, Yıl 1952 O Zamanki Müslüman Nüfus Kastediliyor)Müdafaalar, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 523 - Zehra Yayıncılık, Yıl 1952 O Zamanki Müslüman Nüfus Kastediliyor)
Atarlı Bayan, bir alıntı ekledi.
21 Nis 2016

insan fıtraten gayet zayıftır .Halbuki her sey ona ilişir , onu müteessir ve müteellim eder.Hem gayret acızdır .Halbuki belaları ve düşmanları pek çoktur.Hem gayet fakirdir.Halbuki ihtiyacatı pek ziyadedir.Hem akıl ona yüksek maksatlar ve baki meyveler gösteriyor. Halbuki eli kısa , ömrü kısa , iktidarı kısa , sabrı kısadır...

Küçük Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 62)Küçük Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 62)
Rojhilat Recep As, bir alıntı ekledi.
07 Şub 00:26 · Kitabı okudu

اَلْخَيْرُ فِيمَا اخْتَارَهُ اللهُ
(Hayır, Allah'ın sizin için seçmiş olduğu şeydedir.)

Barla Lahikası, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 36 - Zehra Yayıncılık)Barla Lahikası, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 36 - Zehra Yayıncılık)
Faruk KAHRAMAN, bir alıntı ekledi.
27 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Hak'ka aşık olmayanın ,aşka hakkı olmaz.

Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 75)Sözler, Bediüzzaman Said Nursî (Sayfa 75)
Bütün Alıntıları Göster

Bediüzzaman Said Nursî kitap incelemeleri

Rojhilat Recep As, İman ve Küfür Muvazeneleri'ni inceledi.
03 Şub 00:01 · Kitabı okudu · 22 günde

Risale-i Nur Külliyatından seçmelerden oluşan bir derlemedir İman Ve Küfür Muvazeneleri. Risalede imanın ve inkarın insan hayatına yaptığı etkileri psikolojik ve sosyolojik yönden tahlil eden kısımların bir araya getirilmesi konunun daha net anlaşılmasını sağlamış.
İman hakikatlerinin iki tür delili vardır, bunlar afaki ve enfüsi olmak üzere ikiye ayrılır. Afaki deliller dış dünya yani kainat ile ilgili delillerdir. Enfüsi deliller ise insanın bireysel ve toplumsal hayatı ile ilgili delillerdir. Bu kitap daha çok enfüsi delilleri bize sıralıyor. Bireyin afaki delilleri görmesine rağmen iman ve İslamdan nasıl uzak kalabildiğini analiz ediyor. Sonuç olarak insanın hazır anına odaklandığını, lezzetin de korkunun da anlık kararlar üzerinde etkili olduğunu görüyoruz. Durum böyle olunca insan, ahiret korkusunu veya ümidini uzak görüyor, anlık yaşayışını İslama göre şekillendirmiyor. Bediüzzaman bu kitabıyla imanın ve inkarın, insanın anlık hayatına etkisini anlatıyor. Allaha iman ve ahirete imanın içinde var olan lezzeti, ayrıca inkarın, öyle geleceği de düşünmeye gerek yok, anlık hayatına nasıl elem verdiğini ispatlıyor. Bu bahsettiğim şeyler, kitabın giriş kısmaında çok daha güzel ifade edildiği için oradan bir pasaj paylaşmak istiyorum;

" Âkıbeti görmeyen, bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzetlere tercih eden hissiyat-ı insaniye, akıl ve fikre galebe ettiğinden ehl-i sefaheti sefahetten kurtarmanın çare-i yegânesi; aynı lezzetinde elemi gösterip hissini mağlub etmektir. Ve
ﻳَﺴْﺘَﺤِﺒُّﻮﻥَ ﺍﻟْﺤَﻴَﻮﺓَ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ
âyetinin işaretiyle; bu zamanda âhiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını onlara tercih etmek, ehl-i iman iken ehl-i dalalete o hubb-u dünya ve o sır için tâbi' olmak tehlikesinden kurtarmanın çare-i yegânesi, dünyada dahi cehennem azabı gibi elemleri göstermekle olur ki; Risale-i Nur o meslekten gidiyor. Yoksa bu zamandaki küfr-ü mutlakın ve fenden gelen dalaletin ve sefahetteki tiryakiliğin inadı karşısında Cenab-ı Hakk'ı tanıttırdıktan sonra ve Cehennem'in vücudunu isbat ile ve onun azabı ile insanları fenalıktan, seyyiattan vazgeçirmek yolu ile ondan, belki de yirmiden birisi ders alabilir. Ders aldıktan sonra da, "Cenab-ı Hak Gafuru'r-Rahîm'dir, hem Cehennem pek uzaktır." der, yine sefahetine devam edebilir. Kalbi, ruhu hissiyatına mağlub olur. İşte Risale-i Nur ekser muvazeneleriyle küfür ve dalaletin dünyadaki elîm ve ürkütücü neticelerini göstermekle, en muannid ve nefisperest insanları dahi o menhus, gayr-ı meşru lezzetlerden ve sefahetlerden bir nefret verip aklı başında olanları tövbeye sevkeder. "
İmanın, insanın ahiret saadetinin temel sebebi olduğunu hepimiz biliyoruz ama imanın, dünya saadetini de sağladığını görmek için bu kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Bekir İstanbul, Sözler'i inceledi.
02 May 2016 · Kitabı okudu · 100 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikli olarak okuduğum en kıymetli, en faydalı, en güzel kitap olduğunu ifade etmeliyim.

Bu sitenin üyeleri olarak okuyan bir kitleyiz. Bu en büyük ve önemli ortak noktamız. Zira bizleri burada buluşturan da bu okuma sevgimiz. Fakat okuduğumuz kitaplar ile bazen buluşuyor, bazen ayrılıyoruz. Tabiki içeriği düzgün, eğlenceli kitaplar da okumalıyız fakat bize faydalı olacak, dünya hayatımızı güzelleştirecek, ahiret hayatımıza yararı olacak eserler de mutlaka okumalıyız. İşte bu açıdan bu muhteşem eseri herkes mutlaka okumalı, okurken istifade etmeye çalışarak okumalı ve etrafımızdaki insanlara okutturmalıyız.

Eser içerisinde eski Osmanlıca kelimeler çok olduğu için anlaşılması biraz zor. Lugat gereksinimi oluyor. Benim tavsiyem ışık yayınlarından okumanız. Herbir sayfanın alt kısmında o sayfada geçen kelimelerin anlamları verilmiş. Bazen kelimelerin anlamlarına baksanız bile bazı yerlerde anlamakta zorlanabilirsiniz. Fakat asla pes etmeyin. Çünkü bir anda karşınıza o kadar net, duru, berrak, enfes bir ifade çıkıyor ki, hayran oluyorsunuz. Zira bu eser insanın aklına hitap ettiği gibi kalbine ve ruhuna da hitap eden bir eser.

Bu kitap kominizimin etkisiyle yurdumuzda ve dünyada dinsizliğin çok yaygınlaştığı bir dönemde yazılmış. Bu sebeple kitapta en çok açıklanan mesele iman meselesi. Allah'a iman, ahirete iman. Daha sonra besmele, namazın önemi, şükür, kanaat, ibadet, doğruluk, tevazu, cömertlik, cesaret gibi konular geliyor. Üslup çok sağlam olduğu için sıkılmıyorsunuz. Üstad Bediüzzaman ile beraber kainat kitabını okuyor, ayetlerde, hadislerde verilen manaları anlamaya çalışıyor, bahara, ağaçlara, çiçeklere bakıp tekrar dirilmeyi düşünüyorsunuz. Okurken düşünceden düşünceye, bir alemden başka bir aleme geçiyor, kelimelerin, cümlelerin verdiği o eşsiz hazzı kalbinizde, aklınızda, ruhunuzda hissediyor, huzur buluyorsunuz...

Bediüzzaman Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatından derleme bir eser Asayı Musa. Hz Musa aleyhisselamın asasıyla tevhid namına gösterdiği on bir mucizesine atfen kitap bu ismi alıyor. Çünkü kitabın ilk kısmını oluşturan Meyve Risalesi on bir meseleden oluşuyor ve kitabın ikinci kısmını oluşturan Hüccetullahi'l-Bâliğa on bir konu içeriyor.

Kitabın ilk kısmı olan Meyve Risalesinde Bediüzzaman ibadeti ve ahirete imanı ağırlıklı olarak işler. İbadetin ve ahirete imanın gerekliliğini insanın yapısına dayandırdığı delillerle ispat eder. Bunların yanında meleklere ve Kur'an'a iman ile ilgili bahisler de vardır. Bunların hepsini temsiller ile akla yakınlaştırır.

Kitabın ikinci kısmı olan Hüccetullahi'l-Bâliğa ise Allah'ın varlığına ve birliğine dair deliller sunar. Birinci delillde kainattan yaratıcısını soran bir yolcunun gözlemleri anlatır. Kainatın her bir kısmı Allah'ın varlığına ve birliğine şahadet eder. Üçüncü delilde tabiatperestlik ve materyalist felsefe delilleriyle çürütülür. Özellikle işlediği üç konu başlığı vardır bu üçüncü delilde; Kainat kendi kendine teşkil ediyor, tabiat bunu gerektiriyor ve sebebler dairesi bunları icad ediyor. Bediüzzaman yine mükemmel temsillerle bu üç yolun imkansız olduğunu ortaya koyuyor. Geriye kalan delillerin her biri yine kainatın resmen bir kitap yapıp okumanızı sağlıyor ve okunan her kelime Allah'ın varlığını ve birliğini gösteriyor.

Gerek ilk kısımdaki imani meseleler olsun, gerekse ikinci kısımda insanı Allah'ın varlığı ve birliği üzerine düşündüren deliller olsun, aklı çalıştırmaya ve daha bilinçli bir şekilde inanmaya vesile olan bir kitap.

sueda reyyan, Asa-yı Musa'yı inceledi.
 10 Oca 17:32 · Kitabı okudu · 62 günde · Beğendi · Puan vermedi

Uzun yıllar aradan sonra, risale bahçesinden tattığım ilk risale. Ama bu defa yavaş, yavaş… Kelime kelime… Hikmetini sorgulayarak, tefekkürler eşliğinde.

Yeri geldi denizlerin, rüzgarın, şimşeğin, rengarenk çiçeklerin, envai çeşit hayvanların; yeri geldi Peygamberlerin, evliyaların, sıddıkların, nurani kalplerin lisanıyla ve şehadetiyle Tevhid hakikatini dinledim. Yeri geldi, kitapta geçtiği tabirle
-seyahat-ı fikriyeye alışan o mütefekkir misafir- misal bir seyyah oldum, tek tek alemlerce nazar edip, sual ettim risale syfalarında. Kan hücrelerinden, yağmur damlalarına, hidrojen ve azot arasındaki aşkı kimyeviden, dağlarda gizli madenlerden, okyanuslardaki acayip balıklara…

Yeri geldi kainat sarayını seyrederken, ölüm hakikatiyle durdum öylece. Ve ne de çok geçiyor âlem kelimesi risalelerde de. Ben neden bilmem çok seviyorum âlem kelimesini. Koskoca âlemler. Yerine başka kelime gelemiyor sanki, kapsayamıyor ki, öylesine derin. Mikroplar âlemi, hücreler âlemi, hava âlemi, deniz altı âlemi, gökyüzü âlemi, hayvanat, nebatat âlemi, çeşit çeşit insanlar âlemi - ki insanın yüreği bile küçük kainatken-. Âlemler içinde âlemler :)

Her bir zerresi Rabbini tesbih eden, sayısını dünyevi rakamlarla sınırlandıramayacağımız âlemler. Koskocaman zikirhane.. Âlemlerin Rabbi'nin varlığını ispat için âlemlerde gezdirirken okuyanı Said Nursi, kendimi hem öyle küçük hissettim zerre misal yaratılanlar içinde; hem de ‘’ KAİNAT sarayının en mükerrem misafiri derken insana ’’ öylesine mutlu oldum, ‘değerliyim be’ diye sayıklayarak…

Çok tekrarlarla kainatın ahenginin düzenini, intizamını, kolaylılığını, çeşitliliği içindeki israfsızlığını tasvir ederken; israf eden, bozan , yıkan insanoğlunu tefekküre davet ediyor Bediüzzaman Hz. O koca ahengin en değerlisiyken, halifesiyken, bunca âlemler onun için dönerken, bu düzen içinde meylettiği her israfı yüreğim sıkışarak hayal ettim ben de.

‘’Sermayeyi ömrünü imha etme’’ diye okurken vaktini,
‘’İnsanın en kıymetli ve üstünde titrediği malı, onun ruhudur ’’ diye okurken ruhunu, Ve dahi bedenini, hissiyatını, duygularını israf eden insanoğlunu…
Hayal ettim işte kendimi ‘ Bil ey nefsim ‘’ demeye çalışarak, önce kendime seslenebilme niyetiyle...

Bir de zevali elem veren lezzetler fanidir deyip geçmiyor yazar; aciz, hassas beşerin en cüzi dünyevi ayrılıklarındaki kalbi sızısını cümlelerle resmediyor sanki. Okurken öylesine hissetiriyor, öylesine yüreğini sıkıyor okuyanın, devamında da ahiret var diye haykırıyor binbir delillerle..

En çok da yıldızların diliyle Allah'ın varlığını haykıran şiiri… Semanın yıldızlarını temaşa eden ne güzel gözler.. tekrar tekrar okudum.. Nette de var, ne güzel okumuşlar:))

"Dinle de yıldızları şu hutbe-i şirinine
Name-i nurîn-i hikmet, bak ne takrir eylemiş.
Hep beraber nutka gelmiş, hak lisanıyla derler:
Bir Kadîr-i Zülcelal'in haşmet-i Sultanına
Birer bürhan-ı nur-efşanız vücud-u Sânia
Hem vahdete, hem kudrete şahidleriz biz.
Şu zeminin yüzünü yaldızlayan
Nazenin mu'cizatı çün melek seyranına.
Bu semanın arza bakan, cennete dikkat eden
Binler müdakkik gözleriz biz
Tûbâ-i hilkatten semavat şıkkına, hep kehkeşan ağsanına
Bir Cemil-i Zülcelal'in, dest-i hikmetle takılmış pek güzel meyveleriyiz biz.
Şu semavat ehline birer mescid-i seyyar, birer hane-i devvar, birer ulvî âşiyane,
Birer misbah-ı nevvar, birer gemi-i cebbar, birer tayyareleriz biz.
Bir Kadîr-i Zülkemal'in, bir Hakîm-i Zülcelal'in birer mu'cize-i kudret
Birer hârika-i san'at-ı hâlıkane; birer nadire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.
Böyle yüzbin dil ile yüzbin bürhan gösteririz, işittiririz insan olan insana.
Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen âyetleriz biz.
Sikkemiz bir, turramız bir, Rabbimize müsahharız. Müsebbihiz, zikrederiz abîdane.
Kehkeşanın halka-i kübrasına mensub birer meczublarız biz..."

Yapılacaklar listesine ekledim ben de – Rabbim Lütfederse elbet- ; alacağım teleskopla semanın süslerini seyran ederken, açıp dinleyeceğim bu şiiri tekrar tekrar diye …

Keyifli okumalar, bereketli tefekkürler, latif seyirler efenim...

sueda reyyan, Hastalar Risalesi'ni inceledi.
 10 Kas 2017 · Kitabı okudu · 573 günde · Puan vermedi

Yürüyen risaleler vardır etrafınızda. Çokturlar hem de. Papatyalar gibi her bir yerde. Hastanede, yolda, otobüste, durakta. 1000 kitapta da elbet. Sevgili Murat Suha mesela, Sevgili Rojhılat.. Beyamca.. Sevgili Hakan mesela..

Hal diliyle okuyandır onlar. Bakışları risale konuşur sessizce, buram buram risale kokarlar. Bakarsınız ciddiyet, heybet, basiret… Bir o kadar da merhamet. Rahlesinde yetiştiği Koca Alim’in haliyle hemhal. Manen sessizce der ki; terki dünya. Bakışları burada da değildir zaten. Ahirete hasret, ukbaya müştak. Bu dünyada sıkıntılıdırlar da, bedenine hapsolmuş gibi özlerler öteleri.

İşte bu yürüyen risalelerden; tertemiz, safi genç bir üniversite talebesiydi yıllar önce poliklinikten içeri giren. Her adımın hesabını verecek olmanın ciddiyetiyle, aynı zamanda dünya denen ağaç gölgesinde nefes alır misal sakin, koşturmacasız, sessizce girdi içeri.

‘’Ne şikayetiniz var’’ diye sordum. ‘’ Estağfirullah ne şikayeti abla. Şikayet değil elbet, lakin şedid karın ağrım var ‘’ dedi isyanın tozuna tahammül edemezcesine. Aynı sahneyi okumuştum önceleri. Zübeyir Gündüzalp ‘ti sanırım aynı cümlelerle doktora cevap veren??. Bana onun bu cümleleri taklidi ya da yapmacık gelmedi zerrece. Aynı ilmin aynı haliyle boyandıklarından muhtemel.

İşte sonraları da çok gördüm onu. Lenfoma tanısıyla çok defalar kemoterapi için yatmıştı hastaneye. Onun yerine ben üzülüp endişelenirken; her uğradığımda yanına, mütebessim risale okuyordu teslimiyetle. Hatta o beni teselli etmek için muhtemel, bir gün polikliniğe geldi ziyaretime. Elinde de ‘’hediyeleşmek sünnettir abla ‘’derken uzattığı ‘’Hastalar Risalesi’’ . Aslında kendi reçetesini uzatmıştı bana mütevazice. Evet manevi reçete. İşte tam da sayfalarca-- saatlerce -- günlerce gözlerim kıpkırmızı ders çalışmaya çalışırken, tıp ilminin zerresini hecelemeye gücüm yetmezken … Daha satırları okuyup sıkılmaktan şekva ederken -ki başkaları bu satırlardaki hastalıkları yaşayıp imtihan olurken-… Ve dahi hastalıkları sadece okumakta bile zorlandığım bu kitapların her bir satırında bilmediğimiz âlemlerce ilim yüklüyken...Tesirim, kudretim zerreyken… Kendimi öylesine aciz, yorgun hissederken… Kütüphanemde bana gülümseyen bu manevi reçeteyi tekrar okumak için aldım elime bugün:)

Derler ya risaleler meyve bahçesi gibidir, herkes istidadına göre nasiplenir elbet. Kimisi en yüksek dallara ulaşırken... Hani kİtabın yazarı der ya; ’’ Allah a giden yollar mahlukatın, yaratılmışların nefesleri adedincedir’’ diye. İşte, o yolların belki de zerresine, etrafımda O’na davetiye veren şahit olduğum yollara uğramaya çalışırken, yoruldum da. Karar verdim risale bahçesinde nefes almaya. Ve her hayrın başı BİSMİLLAH diyerek, yerdeki meyveleri toplarım belki diye açtım tekrar kitabının sayfalarını….

Hayırlı ve bereketli cumalar efendim…

Şimal, Mesnevi-i Nuriye'yi inceledi.
 19 Tem 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Defaatle okuduğum nadir eserlerden birisidir.. Şeker şerbet niyetine.. hele de '' İlem eyyühel Aziz'' diye başlayan cümleler o kadar iyi hissettirir ki kendini insana.. günlerce dilime dolanıp ara ara kendime bile ''İlem eyyühel Aziz'' diye hitap ettiğim olmuştur.. Mevlana nın ''Bişnev'' demesi gibi.. dinlemek ne kadar önemli değil mi.. dinlemeyi unuttuğumuz için bu sıkıntıların hepsi..birbirimizi, kendimizi,vicdanımızı,benliğimizi bile dinlemekten ne kadar aciz kaldık değil mi..

Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri en büyük müfessirlerden biri olmakla beraber,O'nun tefsirlerini her açıp okuduğunuzda daha evvel görmediğiniz bambaşka bir buutla hakikatin keşfine mazhar olur,sonunu getiremeyeceğiniz bir ilmin nuruyla serfiraz olursunuz.
Lemalar, Otuzüç Lema ve Münacaat'tan oluşan,pek çok meselenin bir bütün içinde sırt sırta verdiği bir hazine...

Hz. Yunus'un (a.s.) kıssası ile başlayan eser,Hz. Eyyûb'un (a.s.) duasının tefsiriyle devam ediyor.

Bediüzzaman Hazretlerinin risalelerini ve diğer eserlerini okuyanların aşina oldukları 'nükteler' ve 'sırlar' la genişletilen mevzularda ki örgü ve belâgat hayret uyandırıcıdır.

Lemalar'dan birkaçı Sözler ve Şualar eserlerinde de neşredilmiş.

Böyle muhteşem bir ilim membagını tahlil etmek şöyle dursun,tedrisine mazhar olmak en büyük temennimdir.

Yalnız bir paragrafı bile üzerinde günlerce mütalaa gerektirir ki,ayrı bir kitap konusudur.

"Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar kıymetdar bir vesile ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelal'e vesiledir ki, yıldızlarla zerrat beraber olarak kemal-i intizam ve itaatle -beraber- ordusunda hizmet ediyorlar. Ve O Zât-ı Zülcelal'in ve o Sultan-ı Ezel ve Ebed'in istiğna-i zâtîsi var ve istiğna-i mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudata ihtiyacı olmayan bir Ganiyy-i Alel-ıtlak'tır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celaline karşı tezellüldedir."

Bu kısmı anlıyabilmek için dimağlarınızı,
kâinatın bütününü ve içinde ki en küçük misgâl zerrelerini (ki bu bilinen en küçük ağırlık birimidir.),atomu ve atomun içindeki çekirdeği, elektronu, nötronu,güneşi,ayı, gezegenleri yekün tefekküre davet ediyorum,aralarında öyle bir yardımlaşma, dayanışma, bütünlük, haberleşme ve birbirini koruma altında, emniyette tutma vardır ki,hiçbir ordu donanımıyla,hiçbir birim iştiyâkıyla,hiçbir harekât proğramıyla bu aksamayan teşkilâta misâl teşkil edemez.Örneğin çekirdek elektronu ve protonu şevkâtle kollamasa atomda işler karışır,şimdi uzay boşluğunu düşünelim, sayısız göktaşı,sayısız gezegen,sayısız yörünge,birbirine dostluk ve vefa sunmasa, yeryüzü kendini koruyabilir mi? Ve atmosferin katmanları bu müthiş kenetlenmeyi stâbil ve dengeyi aksatmadan yürütebilir mi?Peki Rahman'ın bu olağanüstü işbirliğine ihtiyâcı var mı?Kainatla birlikte 70 bin âlemi ve içindekileri Rabb'im şefkâtinden ve Rahmetinden nâsipdar etmese,onlara kim merhamet edebilir.Onları kim helâk olmaktan kurtarabilir.

Bu Rahmetin sahibi Allah (c.c),hem mükemmel yaratılışımızın bütün tasarrufunu, kullanma hakkını elimize veriyor,hem de benim dostluğum senindir, dilersen yakınlığım senindir,hem de bunun için söze gerek yok,hissetmeyi dilemen yeter, perdeler,engeller,koşullar hiçbiri aramızdaki konuşmayı ve buluşmayı engelleyemez diyor. Yani uyuman gerekmez,uyanman gerekmez,yol yürümen,bedel ödemen gerekmez,yeter ki beni bulmak için dön kalbine,ritmini ve işleyişini sonsuzmuş gibi varettiğim kalbin,sonsuz lezzetleri yâlnız haz duygusunu yaradana,emrine verene,seni nefes nefes kuşatana tâlip olursan beni sana getirir diyor.Ben meselâ en aciz anlarımda,elimin kulağımın, gözümün, bütün uzuvlarımın silindiğini hissederim, sanki sadece ilticâ makamı ve benim tâkâtsiz ruhum kalır,demek ki sâdece ruhtan ve O'nun ünsiyetinden ve dostluğundan ibâretiz.Madde âleminde ise toprağın içine akıtılan bir damlanın güneşin mevcudiyetine yakın olabilmesi nasıl izafiyete sığmaz,akla aykırıdır,öyle de Mevlâ yalnız bize kendini Esması,isimleri ve şefkâtiyle gösterebilir.

Rabbim'in rahmeti üzerinize olsun...
Feyizli okumalar...

Eylül Yağmuru, İman ve Küfür Muvazeneleri'ni inceledi.
27 Mar 00:54 · Kitabı okudu · 64 günde

Şöyle ki aslında uzun bir inceleme yapamayacağım çünkü yarın sınavım var ve içinde bu kadar yoğun içerik olan bir risaleyi anlatmaya çalışsam ki anlatamam oyüzden hiç yazmamanın daha doğru olduğunu düşündüm... Bu benim ilk risale okuyuşumdu. O sebeble heyecanlıydım ve çok şükür ki bir tanesini bitirmek nasip oldu. Aslında dil olarak beni yoran başka kitap olsa bitirmeye çalışmazdım ama okuyan kişilerin cümle kuruş şekline, anlatım tarzına ve kelime dağarcıkları başta olmak üzere ki bu şeklen gözüken bir faydası baktığımda ve ilmen, fikren ve elbetteki manen de şifa bulduklarına inandığım ve ben de "onlar" gibi olmak onlara yetişebilmek gayesiyle okudum. Ve faydasını da biraz biraz görmeye başladım. En basitinden ufak bir sohbette verdiğin örneklere bile yansımış olması bilgilerin hafizana yerleştiğinin kalıcılaştığının göstergesi. Bu bakımdan somut örnekler içermesi de bunu kolaylaştırıyor diyebilirim.
Dediğim gibi ilk risale okuyuşumdu. O yüzden pek bir altyapıya sahip olduğum söylenemez bu incelemeden de anlaşılıyor :) Lakin risale okumaya devam etmek istiyorum inşallah da edeceğim.
İman ve küfür muvazenelerinden başladım ama ikinci olarak ne okunması gerektiğini bilmiyorum pek fazla. Belirli bir sıralaması ya da okuma kolaylığı açısından bir işleyişi var ise risale-i nur okuyanlardan tavsiyelerini beklerim.
Hayırlı geceler dilerim.

Hakan Can, Otuz Üç Pencere'yi inceledi.
07 Mar 23:49 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Düşünüyorum da, bir insanın kainatta yaşayabileceği en sıra dışı en unutulmaz güzellikteki deneyim; sahibini, yaratıcısını görebilmesidir herhalde. Şu anda kaç yaşındaysak eğer, yaşadığımız ve hissettiğimiz tüm güzellikler, tüm keşifler, tüm maceraları O sundu, O yazdı.Belki çoğu zaman anlayamadık ve anlayamadığımızdan dolayı kalbimizde yeteri kadar yer veremedik O’na. Bazen gizemler bir bir çözülür gibi oldu ve sevdik yazgılarmızı, o zaman bize gösterdiği alakayı hissedip yakınlaştık O’na.

Sahabeler Peygamberimiz "Aleyhissalâtu vesselâm'a:

"Ey Allah'ın Resulü dedik, senin yanında iken kalplerimiz maneviyatta rikkate gelip inceliyor, dünyaya karşı alâkamız kesiliyor ve ahireti sanki görmüş gibi oluyoruz. Yanınızdan ayrılınca ailemizle ünsiyet edip çocuklarımızı kokladık mı, önceki halimizi inkar ediyoruz, bunun sebebi nedir?"

Aleyhissalâtu vesselâm şu cevabı verdi:

"Eğer siz, ayrıldıktan sonra da yanımdaki halinizi devam ettirseydiniz, melekler sizi evlerinizde ziyaret eder, yollarda sizinle müsafahada bulunurdu. Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah sizi toptan yokeder, günah işleyip istiğfar edecek yeni bir mahluk yaratır ve onları mağfiret ederdi."..(1)
Yani, bir gün öyle bir gün böyle diyerek hayatımızda her zaman geçerli olacak külli bir düsturu haber verdi bize...Bir gün aleyhinizedir, bir gün lehinize.

Mükemmel O’dur. En ziyade mükemmelliğe ayna olan da Resulü ekremdir. Ondan sonra ise Resulü ekreme en ziyade tabi olandır.Sahabelerin üzüntüsünden bir hissemiz var bizimde, nede olsa biz de kardeşleriydik Resulun a.s ve bizimle ilgili olarak...
“Sizler benim ashabımsınız (arkadaşlarımsınız). Benim kardeşlerim de beni görmedikleri hâlde bana inananlardır. Mutlaka ben Rabbimden sizinle ve beni görmeden iman edenlerle gözlerimi aydınlatmasını istedim.” (2)

Şimdi bu hüzünleyken bir daha düşündüm. Bu yakınlıktaki tüm perdeler kalksa ve görebilsek O’nu.Uzaklığın verdiği tüm acılar ebeden dinermiydi acaba.Sanırım bunun hayali bile aşıyor herşeyi, daha gerçekçi olmalıyız. Öyle olalım o halde.Mademki kendisini göremiyoruz, o halde kainatta hepside bizim lehimize olan faaliyetleri, bu faaliyetlerle bir annenin çocuğuna olan şefkati gibi, nasıl da büyük bir ihtimamla ikram ve lütuflara mazhar olduğumuzu hissedelim.

Bediüzzaman bu eserde; kainattaki, hepside bizim lehimize olan hayret verici faaliyetleri gerçekleştiren o gizli, manevi hikmet ve rahmet elini hayalimize açtığı otuzüç pencere ile somutlaştırıyor.
Bu pencereler ile dünyamıza sevmenin, muhabbet duymanın nurlarını serpiyor. İncelememe son vericeğim güzel sözleriyle bizleri elemsiz muhabbete davet
ediyor.

‘’Katiyen bil ki, hilkatin en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi, iman-ı billâhtır.
Ve insaniyetin en âli mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billâh içindeki marifetullahtır.
Cin ve insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullahtır. Ve ruh-u beşer için en hâlis sürur ve kalb-i insan için en sâfi sevinç, o muhabbetullah içindeki lezzet-i ruhaniyedir.
Evet, bütün hakikî saadet ve hâlis sürur ve şirin nimet ve sâfi lezzet, elbette marifetullah ve muhabbetullahtadır. Onlar, onsuz olamaz. Cenâb-ı Hakkı tanıyan ve seven, nihayetsiz saadete, nimete, envâra, esrara, ya bilkuvve veya bilfiil mazhardır.
Onu hakikî tanımayan, sevmeyen, nihayetsiz şekavete, âlâma ve evhama mânen ve maddeten müptelâ olur.’’
(Mektubat)
Keyifli okumalar dilerim.

(1)/15-179 / 5370 - Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor.
(2)/Ramûzu’l-Ehadis s. 361, 4460 hadis (Ebu Nuaym, İbn-i Ömer’den)

Resul, Ene Ve Zerre Risalesi'ni inceledi.
20 May 01:38 · Kitabı okudu · 1 günde · 10/10 puan

... Bediuzzaman Said Nursî'nin, "Sözler" kitabından Otuzuncu Söz'ün broşür hâlinde neşr olunan "Ene ve Zerre" Risalesi bize, Cenâb-ı Allah tarafından verilen "Benlik", "Enâniyet" hissini nasıl ve hangi istikamette istimâl etmemiz gerektiğini gösteriyor.

  Şöyle ki, Ene'yi yani enâniyet hissini, düzgün yolda kullanınca, ne kadar harika bir ni'met olduğu; yanlış yolda istimâl edince, ne kadar kötü, olanaksız sonuçlar doğurduğunu bu kitap, apaçık delillerle gözüme soktu desem yanlış etmiş olmam..

  Üstad Ene'yi, kâinatın tılsımlarını açacak bir anahtar olarak görüyor ve o anahtarı, anahtar sahibinin, yani Cenâb-ı Allah'ın yolunda sarfedince çok kapalı pencerelerin açılabileceğini ve açılmasının mümkün olduğunu söylüyor.. ki kendi hayâtına nazar edersek buna en büyük şahidin de yine kendisi olduğunu görmüş oluruz.

  Uzun lafın kısası, herkesin okuması, okutması gereken kitaplardan bir tânesi de bu "Ene ve Zerre" Risalesidir. Okuyanlara tekrar okumasını, okumayanlara da, en kısa zamanda okuyup istifâde etmelerini cân-ı gönülden tavsiye ediyorum.. keyifli okumalar.

Bütün İncelemeleri Göster