Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bedri Rahmi Eyüboğlu

YazarÇizer
8.5/10
253 Kişi
·
722
Okunma
·
323
Beğeni
·
8,7bin
Gösterim
Adı:
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Unvan:
Türk Ressam, Şair, Yazar
Doğum:
Görele, Giresun, Türkiye, 1911
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 21 Eylül 1975
1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yapmakta olduğu Giresun'un Görele ilçesinde dünyaya geldi. Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım çiftinin beş çocuğundan ikincisi idi. Babası, Maçkalı Eyüboğlu ailesindendi. Asıl adı Ali Bedrettin iken zamanla Ali unutuldu ve ismi önce Bedir'e, sonra Bedri'ye dönüştü. Çocukluğu Anadolu'nun değişik yerlerinde geçti. Havza, Kütahya, Ankara, Artvin'de bulunduktan sonra babasının TBMM II. döneminde Trabzon milletvekili seçilmesi üzerine ailesi 1925'te Trabzon'a yerleşti. Trabzon Lisesi'nde öğrenim gördü. 1927’de okuluna resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressam Zeki Kocamemi, yeteneğini keşfetti ve onda resme ilgi uyandırdı. Bir öğrenim bursu ile Fransa'ya gitmiş olan ağabeyi Sabahattin'in gönderdiği resim kitapları, ilgisinin devamını sağladı. Edebiyata da ilgi duyan Bedri Rahmi, ilk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı.
1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. Edebiyata ilgisini de sürdürerek Ahmet Haşim'den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931'de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyi ile beraber Fransa'ya gitti. Dijon ve Lyon'da Fransızcasını geliştirmek için çalıştı. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlayan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı; ilerde yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanıştı. Matisse, Brague ve Chagal’ın resimlerini, Türk kilimlerini, minyatürlerini inceledi. 1933 yılında yaptığı Yavuzlu, Gülcemalli resimleri ses getirdi; o yıl Londra´ya gitti; yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü.
Bedri Rahmi, yurda döndükten sonra 1934 yılında, Yeni Adam Dergisi'nde ressam olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Akademi diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü olan Bedri Rahmi, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmayı istemedi. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. Bazı resimlerini de Ernestine'in resimleri ile beraber sergilenmeleri için Romanya'ya yollamıştı. Böylece ilk kişisel sergisi 1 Ocak 1935 tarihinde Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde kendi katılımı olmadan açıldı. Bir firmada çevirmenlik yapmak için geçici bir süre gittiği Çerkeş'te çocukluğunun manzaralarını yeniden keşfetti. Tan Gazetesi'nde yazmaya başladığı yazıları Çerkeş'ten döndükten sonra yoğunlaştrdı. Artık İstanbul'a yerleşen ve “Eren” adını alan Ernestine Letoni ile 16 Nisan 1936 tarihinde evlendi. Tekel Genel Müdürlüğü´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı ve Sipahi Ocağı sigarasının kapağındaki “Koşan Mızraklı Atlar” figürünü tasarladı. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci olarak diplomasını aldı.
Sovyetler Birliği´ne götürülen ve Cumhuriyet devrinin ilk yurtdışı sergisi olan Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı.
1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü başkanı olan Fransız ressam Leopold Levy´in kendisine asistan olarak seçtiği birkaç genç ressamdan biri Bedri Rahmi oldu, böylece uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. Akademi Başkanı Burhan Toprak o yıllarda Türk ressamları hakkında kitaplar hazırlatıyordu. Bedri Rahmi, eski öğretmeni Nazmi Ziya Güran üzerine bir inceleme kitabı hazırlayıpkitap haline getirdi.
Bedri Rahmi, CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de Edirne´ye gitti. Dönemin en önemli sanat atılımlarından olan bu gezi programını çok benimsemişti. Edirne'de insan figürü olmayan doğa resimleri çizdi., yöresel motifleri resmetti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan Ses Dergisi yazarları arasında yer aldı. Resimlerini, desenlerini ve deneme yazılarını bu dergide yayımladı. 1939 ta Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde, askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.
1941’de askerlik görevini tamamladıktan sonra ilk şiir kitabını "Yaradana Mektuplar" yayımlandı. Geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.
1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programıns ikinci kez katılarak Çorum´a ve oradan İskilip'e gitti, İskilip'te iki hafta kaldı. Bu İskilip gezisi, onun resim anlayışını etkiledi ve değiştirdi. Resimlerinde yoğun olarak halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar, saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı. 31 Ekim 1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı.
Zamanla duvar resimlerine yönelen sanatçı 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. Mimari ile diğer güzel sanatlar yapıtlarının bir arada kullanılmasının güzel sonuçlar doğuracağına, mimar-sanatçı işbirliğinin gerekliliğine inanıyordu ve hayatı boyunca bunu savundu. 1945-1947 yılları arasında “Mari´nin Portresi”, “Alis I”, “Alis II” gibi önemli portre dizisini oluşturdu. Portrelerini kâğıt, bazen de tahta üzerine yapıyordu. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma” konulu bir fresk). 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti.
Bedri Rahmi, asistan olarak akademik hayatına başladığı günlerden beri öğretmenlik görevini çok önemsemiş, usta-çırak ilişkisinin önemine inanmıştı. Bu düşünceyle 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. Grubun üye sayısı bir yıl içinde otuzu geçti. Bedri Rahmi, kendisini tümüyle resme vermesi konusundaki telkinlere rağmen şiir yazmayı da hiç bırakmadı ve 1948 yılının Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.
Eren Eyüboğlu ile birlikte 1947 yılında D Grubu'ndan ayrılmış olan sanatçı, o yıl portrelerini sergilediği bir sergi açtı; 1950 yılında ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi ve büyük ilgi gördü. Serginin ardından birkaç aylığına Paris'teki eşinin yanına gitti. 1933'ten beri ilk defa yurtdışına çıkan Bedri Rahmi, müzeleri gezdi ve İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. Başörtüsü veya kilimin hem güzel, hem işe yarar olması gibi sanat eserlerinin bir iş görmesi gerektiği düşüncesi sanat anlayışını şekillendirdi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. Eşi ile birlikte 1950'de yurda döndükten sonra İstanbul'da Maya Sanat Galerisi'nde sergi açtı. Aynı yıl, Kariye Camii düzenlemesini yaptıve Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. ve ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Time dergisi iki renkli sayfa ayırdı. 1954 yılında Bedri Rahmi “Türk Tepsisi” adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi.
Yazı yazma tutkusunu ise 1951'de Yeni Sabah gazetesindeki yazılarıyla sürdüren Bedri Rahmi, yazarlığını bu gazetede sürdüremeyince Cumhuriyet gazetesine geçti ve 1952- 1958 yıllarında düzenli olarak yazdı. 1953'te üçüncü şiir kitabı "Tuz", 1956'da ilk düzyazı kitabı "Canım Anadolu", 1957'de “Üçü birden”adlı kitabını yayınladı yayımlandı.
1953-1960 arasında resim alanına çalışmalarını büyük boyutlu mozaiklerle sürdürdü. 1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan otellerinde ve KLM İstanbul merkezindeki panoları yaptı. 1957 yılında Tokyo özgün baskı Bienaline katıldı. 1958 yılında 1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.
Bedri Rahmi, 1961'de aldığı Rockfeller Bursu ile iki yıl için eşi ile birlikte ABD'ye giderek çalışmalarını yurtdışında sürdürme fırsatı buldu. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yaptı, plastik tutkal - plastik boyalar – kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi´'nin sanatına başka bir boyut kazandırdığına ifade etti. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley´de iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´ta Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın” motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Sanat Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı.
ABD dönüşü soyut resim ve renk düzenlemelerini bırakıp yeniden eski konularına döndü; gecekonduları, kahvehaneleri, hanları resmetti. 1963-1964 yıllarında Vakko fabrikası, Karaköy tatlıcılar, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi. Son panosu Etap Oteli girişinde ki “Güvercinler”'dir.
Kardeşi Sabahattin Eyüboğlu'nun 12 Mart sürecinde gözaltına alınması onu çok etkiledi. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında, 33´üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı.
21 Eylül 1975 tarihinde İstanbul'da pankreas kanserinden yaşama veda etti ve Küçükyalı Mezarlığı'nda defnedildi.

Başlıca yapıtları 

Resimleri 
Paris, 1930
Mustafa Eyüboğlu, 1933
Yazılı Natürmort, 1936
Salı Pazarı, 1938
Eren, 1940
Nallanan Öküz, 1947
Düşünen Adam, 1953
Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon)
Karadut Satıcısı, 1954
Çömelmiş Köylü, 1972
Ankara'nın Kavakları, 1973
Han Kahvesi, 1973
Mor Takkeli Hacı, 1974
Son Kahve, 1975
Anadolu hisarı
Çıplak
Ev İçi
Han, 1975 (son resmi)
Duvar resmi 
Lido Yüzme Havuzu'nda duvar resmi
İstanbul Hilton Oteli'nde duvar resmi
Divan Oteli'nde duvar resmi
Mozaik pano 
1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için mozaik pano, 1958
NATO yapısında mozaik pano, 1959, Brüksel
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki seramik pano, 1959, Samatya/İstanbul
Etibank yapısında seramik pano, Ankara
Marmara Oteli'nde mozaik pano, Ankara
Vakko Fabrikası'nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul
Duvar kabartması 
İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'ndaki duvar kabartması, Unkapanı, İstanbul
Aksu İşhanı'nda duvar kabartması, Karaköy/İstanbul
Şiir kitapları 
Yaradana Mektuplar, 1941
Karadut, 1948
Tuz, 1952
Üçü Birden, 1953
Dördü Birden, 1956
Karadut 69, 1969
Dol Karabakır Dol, 1974
Yaşadım, 1977
7 Tane Erik Ağacı
Türküler Dolusu
Gezi ve deneme 
Cânım Anadolu, 1956
Tezek, 1975
Delifişek, 1975
Resme Başlarken, 1977 (ölümünden sonra)
Monografi 
Nazmi Ziya, 1937
Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977 (ölümünden sonra)
Karadut, 1979 (ölümünden sonra)
Babatomiler, 1979 (ölümünden sonra)

 
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
ESKİCİ
Eskiden yeterdim kendime
Artardım bile,
Şimdi ne yapsam nafile
Ve
Kim demiş "can eskimez" diye,
Bu can tedirgin tende
Can da eskimiş,
Ben de.
240 syf.
Eyüboğlu'nu okumak gökyüzüne pedal çevirmek gibi, gâh sevdalı insanın elini yüzüne koyup, sevdiğinin hayaliyle yüzünün dört köşe olması, gâh yine aynı eli yüzüne koyup denizde takası batmış balıkçı edasıyla dalıp gitmek gibi, satırlarında gelin çıkan ev hüznünü yaşarken; dışarda davulla zurnayla bekleyen, 'gelin kızımızı alıyoruz' diye oynayan, mutlulukla el çırpan insanların sevincini yaşamak gibi uyumsuzluk içinde uyumun kendini bulması gibi...

Eyüboğlu, yaşam ve insan sevgisi gümbür gümbür bir yazar ve ressam. Okudukça baktığınız ama görmediğiniz bir perspektiften baktırıyor her şeye. Bir maydonoz tohumuna bile biçtiği anlamı sen satırlarca yazıp ifade ederken o iki cümleyle elinize veriyor.
Ressam olduğundan mıdır, yaratılan her şeye aşkından mıdır "Vay be! ben bir kayısıyı, kirazı, uçan kuşu niye böyle göremedim?" dedirtiyor. Bunu derken aklımda onun cevabı niyetine şu dizeleri çınlıyor:

"İş var işin içinde.
Ne güzel erimek aşk içinde
Neylersin
Zerresi kalmış benim içimde"

Aşk, illâ bir karşı cinse midir? Bakabilirsen daha doğrusu görebilirsen karınca da kayısı ağacı da oluyor sana Leyla. Yunus Emre'nin "sordum sarı çiçeğe" diyerek çiçekle sohbet etmesi gibi.

Bu eser, Bedri'nin oğlu ve Vedat Günyol'un Eyüboğlu'nun düz yazılarını düzenlemesiyle çıkmış. Onlar vermiş esere bu adı. Düz yazılarının oluşturduğu eserler arasından en beğendiğim eseri bu oldu. Bir daha okuma notu alacak kadar.

Anadolu üzerinden turna misali uçmuş. Allı turnam bizim ele varırsan...diyor ya Neşet, benim allı turnam Bedri bana Anadolu'dan selam getirmiş sanki.
Bir kilimdeki motifle bütün dünyayı bağdaştıracak kocaman bir selam. Hele Mernuş'uyla muhabbetleri her yerlere not ettim. Kim bu Mernuş? Bazen abisi Sabahattin Eyüboğlu oluyormuş, bazen kendisini Mernuş diye hikaye ediyormuş. (Başka bir eserinin önsözünde oğlu öyle diyor.) Aldığı konulardan hangi birini yazayım. Bedri benim narım. Tüm görünen içinde binbir mağrifetin, cevherin gizli olduğu bir nar.
Yazılarının bir yerinde 'Roman yazma yeteneğim olsaydı' diye hayıflanıyor. Ah keşke yazsaymışın Bedri! Nerden çıkardın yeteneğinin olmadığını... Kimler hevesini boğazına düğümlediyse püü onlara..:/

Tavsiye konusuna gelirsem Vedat Günyol ve oğlu onun yazılarının hiç bir noktasına müdahale etmeden -noktalama hariç, tarih sırasına göre düzenleyip yayınlamışlar. Eser, oldukça akıcı ve doyurucu deneme niteliğindeydi diyebilirim. Bedri'yi görmeyen kütüphane küser size söyleyeyim. Amma bu eserini amma başka bir eserini okumalısınız. Beğenmezseniz "püü"nüze yorum kapım açık:)
484 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bedri Rahmi Eyüboğlu. 1911 yılında doğmuş, teknik olarak iki dünya savaşına da şahit olmuş. Ressam, şair,âşık ve baba. Bir Ermeni kızına sevdalanır ve meşhur "Karadut"u yazar. O şiiri okuyan her kadın bir karadut olmak istermiş bir zamanlar. Resimlerine ve şiirlerine ilmek ilmek dokur bu sevdasını.
"Dol Karabakır Dol" ,şairin tüm şiirlerinin ve bazı resimlerinin bulunduğu muazzam bir kitap. Meyveler ve kadınlardan oluşan lirik dünyasına konuk oluyoruz şairin. Bazı şiirlerinde kendisiyle bile kavga ettiğini görürüz. Bazen küçük bir çocuk olur, bazense "Oğlu Mehmed"e öğütler verecek kadar baba olur.

"İçersine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum"

Her bir mısrası insan kokan,memleket kokan,sevda kokan bu güzel yürekli şairimizin dünyasına konuk olmak isterseniz bu kitabı okuyabilirsiniz. **
235 syf.
Hadi hadi çıkar pabuçlarını ve içindeki 8 yaşındaki çocuğu. Gidiyoruz dönem filmlerindeki o upuzun alabildiğine yeşil alanlara, okyanusların en derin mavilerinde kaybolacağız, pamuk topu olmuş sütbeyaz bulutların üstünden o çıplak ayaklarımızı şıpıdık şıpıdık vuracağız birbirine sebepsiz gülüşler savurarak.

Çıkardın değil mi o pabuçlarla o içindeki çocuğu? Karadut'un sayfalarında koşalım o halde. Çıplak ayak ve en yalın halindesin.. İlk bi garipseyeceksin alışmışsın çünkü, alıştırmışlar pembe bulut halüsinasyonlarına... Yürüyeceksin.. sonra sayfalarında ilerlerken başlayacaksın koşmaya, ağzını eline vura vura aaa diyeceksin. O da sana diyecek ki "En az üç dil bileceksin.." alabildiğine özgürlüğü vaad edercesine!

Kaç renge boyayabilir ruhunuzu bir eser?
Bi mest oluyorsunuz bi Abdülhak Hamit Tarhan gibi "mestim fakat ah neşe bulamam." diyorsunuz, koşuyorsunuz onun ufkun dört yanına kanat çırpan mavili, kiraz bahçeli dizelerine... Ve Charles Buko. gibi,
"bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan" diyerek, devam devam koşşşş!

Sen sekiz yaşında bir çocuksun dünya tek yâr aşkından ibaret değil, allı pulluyla işin olmaz ağaçtan sarkan bir elmaya bile ooo çok güzel diye ağzını ayıra ayıra bakarsın 24 ayar gülüşünle.

Hıhh yoruldun, dur! Bu anlattıklarım hepsi Bedri Rahmi'ydi. Hiç tanıdık gelmeyecek dizeler işte o elmalar; allı pullu olmayan organik benzetmeler ben niye buna hiç benzetmedim sevdiklerimi dedirtecek cinsten. Sanki doğumdan başlayış ve ölüme varış.

Asıl mesleği ressamlıktır Bedri Rahmi'nin. Bu eseri de sayfalarda değil de bir tuvalde sanki. Sanatçı burda ne demek istemiş diye düşüneceğiniz kübist dizeler yok,
Paul Cézanne'nin tabloları gibi doğaya, insan doğasına uyumlu dizeler var...

Tek sevdiği kadın aşkına müptela olmuş dizeleri sevmiyorum ben, romantizm bende kaşıntı yapıyor diyorsanız lütfen rafınızdaki şiir kitaplarını sağa doğru çekip usulca en başa Karadut 69 yerleştiriniz. Beğenmezseniz tuval üzerine sanat tartışmasına açığım o kadar söylüyorum hani:)
484 syf.
·57 günde·Beğendi·8/10 puan
Bu şiir kitabını kütüphaneden almamın sebebi Ankara'daki Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Sevmek Güzel Meslek adlı retrospektif sergisine gitmeden önce onu daha iyi tanımaktı. Hâlâ da gidemedim ama gideceğim kesin.. Asla kaçıramam!
Neyse tanıdın mı derseniz eğer tanıdım, Bedri Rahmi içinde samimiyeti yaşatan dolu dolu bir adam! Tam bahar adamı, çiçekler açsın, ortalık meyvelerle şenlensin ister. Toprağın, bereketin adamı.. En sevdiği renkler mor, kırmızı, yeşil, mavi gördüğüm kadarıyla. Resimlerinde kullandığı kadar şiirlerinde de baya yer etmişlerdi. Ve meyveler! O bir meyve kralı sanırsınız. Erik,kiraz, nar, üzüm, şeftali, yine erik bir daha erik ve karadut. Hayır Karadut deyince durmak gerek çünkü Karadut onun amansız aşkı

Mehmet Eyüboğlu ,yani Bedri Rahminin oğlu kitabın 63. Sayfasında bunu şöyle dile getiriyor.
" ‘Bedri Rahmi, Karadut şiir kitapçığını Karadut Hanımın (Asıl Adı Mari Gerekmezyan olan bir Ermeni heykeltraş) ölümünden iki yıl sonra, 1948’de kendi olanaklarıyla, can dostu, çocukluk arkadaşı rahmetli Rüknettin Resuloğlu’nun da aracılığıyla bastırmış, tanesini de yüz kuruştan satmıştır…

Bu kitap bir bakıma Karadut Hanıma adanmış bir kitabedir. Karadut Hanım 1940’lı yılların başlarında Bedri Rahmi’nin bir bronz büstünü yapmış, onu en “Delifişek” çağında ölümsüzleştirmiştir. Bedri Rahmi de Karadut kitabıyla Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1940’lı yılların başlarında tanıştığı heykel öğrencisi Mari Gerekmezyan Hanımı ölümsüzleştirmiştir."

Zavallı Eren Eyüboğlu (Bedri Rahminin eşi) bu saplantılı aşktan dolayı çok göz yaşı dökmüş. Herkes Karadutla Bedri Rahmi'nin dillere destan aşkını konuşurken nasıl dökmesin...

Neyse dedikoduyu bırakıp tekrar kitaba dönecek olursam eğer kitapta 6 şiir kitabı ve Bedri Rahmi'nin Yayınlanmamış şiirleri mevcut ondandır ki aylardır okuyorum kitabı ara ara :D ben sonlardaki şiirleri daha çok sevsem de baştaki bazı şiirleri de güzel. Bedri Rahmi'yle güzel bir tanışma oldu darısı sergiye..

Edit: Gitti.. :)
484 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Evde denk geldim. 2011 senesinde vefat eden babam bu kitabı bana 2006'da olur da okurum diye almış. Kapağının arkasına candan sözler not etmiş. Detayına inmeyeceğim. Peşinen söyleyeyim, kitaba taraflı başladım.
Bedri Rahmi Eyüboğlu, aynı zamanda ressam. Bu yüzden şairlik sanki doğasının bir gereğiymiş gibi yazıyor. Betimlemeleri öyle güçlü ki, renklerin kokularını biliyor. Toprağa, göğe, denize saplantılı tutkuları var; insanlara olan tutkusu ise ikinci planda. Sanki insanları da topraktan ötürü seviyor. İnsan sevgisi ihtiraslı değil, şefkatli. Görenin görmeyene, bilenin bilmeyene duyduğu beklentisiz bir şefkat bu. Misafirliğe gitmiş bir hayvansever gibi, evin kedisi konumunda olan biz insanlarla, aralıksız, hevesle ve sıkılmadan oynuyor adeta. Ne bu eve kediyi görmek için gelmiş, ne bu dünyaya insanları. Ama nasıl bir sürpriz olmuş olsa gerek onun kafa yapısındaki biri için, nasıl bir lütuf.
Bu adam bir dahi, arkadaşlar. Uçarı kaçarı yok bunun. Böyle tarihlerarası yaşayan insanlar var. Bütün insanlık tarihini aynı yaşamda hissedebilen şanslı, yetenekli, narin böylesi ruhlar aslında hep aramızdalar. Ne mutlu bize ki, bazen bu çizgideki insanlar içinden, nadir çevrilen bir piyango sonucu kendilerini ifade edebilenler de doğuyor. Yayımlanmamış şiirlerine ayrılan kısımda bile vuruculuğu yakalayabilen Bay Bedri, kesinkes bu istisnalardan biri.
Aklım almıyor, bir sanatçı ki milliyetçi olsun, kültüründen utanmasın, vatanseverliğini şefkatle pekiştirip önümüze sunsun ve günümüzde ayrıştırıcı hale gelmiş o zamane canavarını öylesine farklı bir çerçeveden görelim ki, gözlerimiz dolsun. Gözlerimiz!
Aklım almıyor, bir sanatçı ki düşünün, cehalete tuttuğu aynanın açısını o denli denk getirsin ki yansımada suç değil, nefret değil, öfke, töre, çürüme, aşağılık kompleksi değil de safi saflık görelim! Hiçbir art niyete gebe kalmamış katıksız bir saflık!
Anlayamıyorum, anlatmaya da dilim varmıyor!
Bir sanatçı düşünün, kaleminden pastoral güzellemeler akan ve bunlarla size her türlü duyguyu yaşatabilen! İncir yapraklarını okurken sizi kahredecek, beyaz gülleri okurken korkutacak; elma kabuklarıyla güldürüp servilerle ağlatacak bir sanatçı düşünün, kolay değil.
Böyle bir kişilikle karşı karşıya gelişimiz ömür boyu kaç kere olur? Bazen şiirlerin arasında aldatmaya, çokeşliliğe dair şeyler gördüm. Üç dize okudum, hak verdim. Hayat hikayesine ve aşklarına da baktım ve dedim, ana sütü gibi tertemiz olsun sevgin, hakkındır. Kulağa cinsiyetçi gelen yerler oldu mesela, irdeledim, övüyor. Bunları açmayacağım, okursanız görürsünüz. Hem tartışmaya açık konular olduklarından buraya dahil etmem ne kadar mantıklı olur zaten? Şu noktaya değinmek istiyorum ama. Bu örnekleri sadece modern ahlak anlayışında bize tuhaf ve demode gelen şeyleri anlatırken bile sanatçının yazılarında hüsnüniyet olduğunu belirtmek için verdim. Bu kısımlar yok denecek kadar az. Okusanız belki, benden daha farklı bir açıdan bakıp fark bile etmeyebilirsiniz. Benim nezdimde bu insan soykırım yapsa üstüne tek bir günah yapıştıramayız.
Okuyun. Okutun. Kişisel olacak şimdi yazacağım kısım ama ülkecek içinde bulunduğumuz atmosfer ortada. Bu atmosferde sanatın ezilmiş ve sindirilmiş konumu ortada ve bu hali hazırda elimizden akıp gitmekte olan sınırlı sanatta naifliğe, gerçekten görmeye ve şefkate karşı azalan ilgi de ortada. Saflık bizi elimizden kaçırdığımız bir uçurtma gibi ivme kazana kazana terk ediyor. İyinin anlamını evirdik çevirdik, "iyi" diye tamahkarlık ettiklerimiz boğucu bir sis oldu. Ne önümüzü görebiliyoruz, ne nefes alabiliyoruz. Hayali düşmanlara bıçak sallarken birbirimize vurur olduk. Sevginin yerini alaycılık, irdeleyişin yerini yalapşap hükümler alıyor. Vakurluk ve hoşgörü bizi terk ediyor. İhtiyacımız olan şeyler var. İmaların güzelliğine olan kavrayışı diriltmeliyiz. Söylenmeyenin uhreviliğini tekrar hissetmemiz lazım. Dakikada 500 tane espri ya da her saniyesi dram olan, duyularımızı her yönden her an durmaksızın harekete geçiren ve bunun bedeli olarak da bizi duyarsızlaştıran abur cubur sanat anlayışı olsa olsa toplum mühendisliğidir. Kimin yaptığının ne önemi var? Damarlarımıza tüm kanallardan pompalanan içi boş değerlerin beraberinde getirdiği yıkıcı şevk, elimize aldığımız herhangi bir gazetenin bize verdiği içi boş gurur ya da öfke, atalet, kıskançlık her neyse...
Narinliğimizi, sadeliğimizi, kendi kendimize yetmesek de yetinişimizi, empati duyma kudretini yitirdik.
Bu yüzden, bu kitabı okuyun. Varoş mahallelerin arasında bir bank bulun, köpekler gibi soğuktan titreyerek okuyun.
Uykusuz kalın, kafanızı kurcalayan tilkiler dayanamayıp gözlerini kapadıklarında siz dayanın; bilinç ve bilinçsizlik arasında raks ederken beyniniz, siz dansa katılmayın arkadaşlar ve okuyun.
İlk başta kafasına girmeniz zaman alabilir, sıkıntı değil, 30 sayfa sonra içselleştirmeye başlarsınız, işte tam o anda başa dönün, tekrar okuyun. Hazmedin; üstüne düşünmeyin, hissedin.
Belki abartıyorumdur, belki yazdıklarım sadece benim şahsıma münhasır bir etki olmuştur ve ben öylesine gaza gelmişimdir.
Ama düşünsenize, küçük bir ihtimal de olsa, böyle bir damarı yakalama şansınız varsa, okumaya değmez mi?
484 syf.
·10/10 puan
Kitaptaki şiirler oldukça keyiflendirici. İnsanın okudukça okuyası geliyor gerçekten. Tabi bir kasa domatesin içinden bir iki tane çürüğün çıkması da normal karşılanabilir bunu da belirtmek gerekir. Şiirlerin haricinde kitap içerisinde şair olduğu gibi aynı zamanda ressam olan üstadın resimlerine yer verilmesi de ilgi çekici olmuş bence. Şiir severlerin okuması gereken kitaplardandır.
484 syf.
·12 günde·10/10 puan
Nerden başlasam, nasıl anlatsam Bedri Rahmi'yi, onun şiirlerini, bu harika kitabı? İnanın bilmiyorum. Benim için fazlasıyla içselleştirdiğim, kalbimde çok farklı bir yeri olan biri Bedri Rahmi Eyüboğlu.

Hem şair hem ressam. Renkleri çizgileri sevdiği kadar mısraları kelimeleri de seviyor. 1911'de doğuyor, 1975'de gözlerini yumup o sürekli anlattığı toprağa kavuşuyor, toprak oluyor belki de meyve veriyor şimdi en renklisinden en sulusundan. Ardında sayfalarca şiir ve yüzlerce resim bırakıyor.

Renkler, meyveler, toprak, aşk onun ham maddesi. Öyle aşık oluyor ki "Karadut"una, karısını da çok üzüyor. Kendi de çok üzülüyor. Ama insanlara aşık bir kere, halktan besleniyor. Türkülere, memleketine, masallara, yaşama sevincine tutunuyor.

Onun şiirlerine şarkılarda, resimlerine duvarlarda denk gelmişizdir hepimiz. Ama bu harika kitap baştan sona derlemiş yazdığı her mısrayı. Herkese en içten duygularımla tavsiye ederim,
92 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Türk Edebiyatının ressam şairi Bedri Rahmi Eyüboğlu...
Bir çoğumuzun Karadut şiiri ile tanıdığı ama çok daha fazlası.
Kabusu olan liseden kurtulmak adına tırnaklarıyla kazıyarak ressam olan, geride bir sanat külliyatı bırakan büyük usta. Ressam, şair, mozaik ustası.

Kitaba gelecek olursak İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan kitapta Bedri Rahmi’nin kendi sesiyle bant kaydı yaptığı şiirlerinden seçkiler ve bir DVD bulunuyor.
Resimleri şiir, şiirleri adeta bir tablo gibi ince ince işleyen Bedri Rahmi, Anadolu’yu, Anadolu insanını doğanın güzelliği ile harmanlamış okuyucuya adeta görsel bir ziyafet sunmuştur.
Kitapta yer yer,
“Yaşadım!
Erik ağaçları şahidimdir.” diye içindeki çocuğa seslenirken, yer yer “Karadutta” Çatalkarasının özlemini çeker.
“En az üç dil bileceksin
En az üç dilde
Canımın içi demesini” derken insani duygularını dillendirir. “Türküler Dolusunda”, “Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım.” diyen şair Anadolu ozanlarını överken, “İstanbul Destanı” şiirinde Orhan Veli’ye ve Sait Faik’in küçük insanına selam yollamayı ihmal etmez.
Çakıltaşı’nda ne güzel seslenir aşka:
“Seni düşünürken bir çakıl taşı ısınır içimde.”

Gerek şiir ile gerek resim ile sanat dolu bir hayat yaşamış olan Bedri Rahmi; Türk resmine bir çok resim, Türk şiirine birçok mısra bırakmanın yanı sıra bir çok şiiri bestelenerek Türk müziğine de büyük katkılar sağlamıştır. Erol Evgin’in bestelediği “Sitem” şiiri ile Nâzım’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdiği; Livaneli’nin muhteşem bestesi “Yiğidim Aslanım” en çok bilinen bestelenen şiirleri arasındadır.

Kitabı okurken bir yandan içinizde bir çakıltaşı ısınacak; yaşama sevincinin, özlemin, Anadolu kültürünün içine dalacak, Bedri Rahmi’nin çizimleriyle gözleriniz çizginin güzelliğinde kaybolacak, bir yandan da içindeki ince duyarlılığı ile kurduğu küçük dünyaya hayran kalacaksınız.

Renkli ve güzel bir yolculuğun sonunu okuyucuya seslenerek bitiriyor Bedri Rahmi: “Biz dünyadan gider olduk
Kalanlara selam olsun
Ama hep böyle gidecekse bu dünya
Kalanlara haram olsun.”
264 syf.
Hece, aruz ölçüsü, kafiye, mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulup kullanmayarak yeni bir akım ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli ele aldığı konular, bahsettiği kişiler, kullandığı kelimelerle yalın bir anlatımı tercih ederek şiir dilini konuşma diline yaklaştırır...
İş bankası yayınları 2018'de başladığı günümüz Türkçesiyle Türk Edebiyatı Klasikler Dizisinden sonra yeni başladığı Modern Türk Edebiyatı Klasikler Dizisinin ilk kitabı olan Orhan Veli'nin bütün şiirlerini okuyacaksın…
.
.
.
#bütünşiirleri
#orhanveli
#fuatagram

Yazarın biyografisi

Adı:
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Unvan:
Türk Ressam, Şair, Yazar
Doğum:
Görele, Giresun, Türkiye, 1911
Ölüm:
İstanbul, Türkiye, 21 Eylül 1975
1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yapmakta olduğu Giresun'un Görele ilçesinde dünyaya geldi. Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım çiftinin beş çocuğundan ikincisi idi. Babası, Maçkalı Eyüboğlu ailesindendi. Asıl adı Ali Bedrettin iken zamanla Ali unutuldu ve ismi önce Bedir'e, sonra Bedri'ye dönüştü. Çocukluğu Anadolu'nun değişik yerlerinde geçti. Havza, Kütahya, Ankara, Artvin'de bulunduktan sonra babasının TBMM II. döneminde Trabzon milletvekili seçilmesi üzerine ailesi 1925'te Trabzon'a yerleşti. Trabzon Lisesi'nde öğrenim gördü. 1927’de okuluna resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressam Zeki Kocamemi, yeteneğini keşfetti ve onda resme ilgi uyandırdı. Bir öğrenim bursu ile Fransa'ya gitmiş olan ağabeyi Sabahattin'in gönderdiği resim kitapları, ilgisinin devamını sağladı. Edebiyata da ilgi duyan Bedri Rahmi, ilk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı.
1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. Edebiyata ilgisini de sürdürerek Ahmet Haşim'den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931'de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyi ile beraber Fransa'ya gitti. Dijon ve Lyon'da Fransızcasını geliştirmek için çalıştı. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlayan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı; ilerde yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanıştı. Matisse, Brague ve Chagal’ın resimlerini, Türk kilimlerini, minyatürlerini inceledi. 1933 yılında yaptığı Yavuzlu, Gülcemalli resimleri ses getirdi; o yıl Londra´ya gitti; yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü.
Bedri Rahmi, yurda döndükten sonra 1934 yılında, Yeni Adam Dergisi'nde ressam olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Akademi diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü olan Bedri Rahmi, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmayı istemedi. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. Bazı resimlerini de Ernestine'in resimleri ile beraber sergilenmeleri için Romanya'ya yollamıştı. Böylece ilk kişisel sergisi 1 Ocak 1935 tarihinde Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde kendi katılımı olmadan açıldı. Bir firmada çevirmenlik yapmak için geçici bir süre gittiği Çerkeş'te çocukluğunun manzaralarını yeniden keşfetti. Tan Gazetesi'nde yazmaya başladığı yazıları Çerkeş'ten döndükten sonra yoğunlaştrdı. Artık İstanbul'a yerleşen ve “Eren” adını alan Ernestine Letoni ile 16 Nisan 1936 tarihinde evlendi. Tekel Genel Müdürlüğü´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı ve Sipahi Ocağı sigarasının kapağındaki “Koşan Mızraklı Atlar” figürünü tasarladı. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci olarak diplomasını aldı.
Sovyetler Birliği´ne götürülen ve Cumhuriyet devrinin ilk yurtdışı sergisi olan Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı.
1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü başkanı olan Fransız ressam Leopold Levy´in kendisine asistan olarak seçtiği birkaç genç ressamdan biri Bedri Rahmi oldu, böylece uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. Akademi Başkanı Burhan Toprak o yıllarda Türk ressamları hakkında kitaplar hazırlatıyordu. Bedri Rahmi, eski öğretmeni Nazmi Ziya Güran üzerine bir inceleme kitabı hazırlayıpkitap haline getirdi.
Bedri Rahmi, CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de Edirne´ye gitti. Dönemin en önemli sanat atılımlarından olan bu gezi programını çok benimsemişti. Edirne'de insan figürü olmayan doğa resimleri çizdi., yöresel motifleri resmetti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan Ses Dergisi yazarları arasında yer aldı. Resimlerini, desenlerini ve deneme yazılarını bu dergide yayımladı. 1939 ta Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde, askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi.
1941’de askerlik görevini tamamladıktan sonra ilk şiir kitabını "Yaradana Mektuplar" yayımlandı. Geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı.
1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programıns ikinci kez katılarak Çorum´a ve oradan İskilip'e gitti, İskilip'te iki hafta kaldı. Bu İskilip gezisi, onun resim anlayışını etkiledi ve değiştirdi. Resimlerinde yoğun olarak halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar, saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı. 31 Ekim 1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı.
Zamanla duvar resimlerine yönelen sanatçı 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. Mimari ile diğer güzel sanatlar yapıtlarının bir arada kullanılmasının güzel sonuçlar doğuracağına, mimar-sanatçı işbirliğinin gerekliliğine inanıyordu ve hayatı boyunca bunu savundu. 1945-1947 yılları arasında “Mari´nin Portresi”, “Alis I”, “Alis II” gibi önemli portre dizisini oluşturdu. Portrelerini kâğıt, bazen de tahta üzerine yapıyordu. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma” konulu bir fresk). 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti.
Bedri Rahmi, asistan olarak akademik hayatına başladığı günlerden beri öğretmenlik görevini çok önemsemiş, usta-çırak ilişkisinin önemine inanmıştı. Bu düşünceyle 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. Grubun üye sayısı bir yıl içinde otuzu geçti. Bedri Rahmi, kendisini tümüyle resme vermesi konusundaki telkinlere rağmen şiir yazmayı da hiç bırakmadı ve 1948 yılının Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı.
Eren Eyüboğlu ile birlikte 1947 yılında D Grubu'ndan ayrılmış olan sanatçı, o yıl portrelerini sergilediği bir sergi açtı; 1950 yılında ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi ve büyük ilgi gördü. Serginin ardından birkaç aylığına Paris'teki eşinin yanına gitti. 1933'ten beri ilk defa yurtdışına çıkan Bedri Rahmi, müzeleri gezdi ve İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. Başörtüsü veya kilimin hem güzel, hem işe yarar olması gibi sanat eserlerinin bir iş görmesi gerektiği düşüncesi sanat anlayışını şekillendirdi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. Eşi ile birlikte 1950'de yurda döndükten sonra İstanbul'da Maya Sanat Galerisi'nde sergi açtı. Aynı yıl, Kariye Camii düzenlemesini yaptıve Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. ve ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Time dergisi iki renkli sayfa ayırdı. 1954 yılında Bedri Rahmi “Türk Tepsisi” adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi.
Yazı yazma tutkusunu ise 1951'de Yeni Sabah gazetesindeki yazılarıyla sürdüren Bedri Rahmi, yazarlığını bu gazetede sürdüremeyince Cumhuriyet gazetesine geçti ve 1952- 1958 yıllarında düzenli olarak yazdı. 1953'te üçüncü şiir kitabı "Tuz", 1956'da ilk düzyazı kitabı "Canım Anadolu", 1957'de “Üçü birden”adlı kitabını yayınladı yayımlandı.
1953-1960 arasında resim alanına çalışmalarını büyük boyutlu mozaiklerle sürdürdü. 1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan otellerinde ve KLM İstanbul merkezindeki panoları yaptı. 1957 yılında Tokyo özgün baskı Bienaline katıldı. 1958 yılında 1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı.
Bedri Rahmi, 1961'de aldığı Rockfeller Bursu ile iki yıl için eşi ile birlikte ABD'ye giderek çalışmalarını yurtdışında sürdürme fırsatı buldu. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yaptı, plastik tutkal - plastik boyalar – kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi´'nin sanatına başka bir boyut kazandırdığına ifade etti. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley´de iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´ta Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın” motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Sanat Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı.
ABD dönüşü soyut resim ve renk düzenlemelerini bırakıp yeniden eski konularına döndü; gecekonduları, kahvehaneleri, hanları resmetti. 1963-1964 yıllarında Vakko fabrikası, Karaköy tatlıcılar, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi. Son panosu Etap Oteli girişinde ki “Güvercinler”'dir.
Kardeşi Sabahattin Eyüboğlu'nun 12 Mart sürecinde gözaltına alınması onu çok etkiledi. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında, 33´üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı.
21 Eylül 1975 tarihinde İstanbul'da pankreas kanserinden yaşama veda etti ve Küçükyalı Mezarlığı'nda defnedildi.

Başlıca yapıtları 

Resimleri 
Paris, 1930
Mustafa Eyüboğlu, 1933
Yazılı Natürmort, 1936
Salı Pazarı, 1938
Eren, 1940
Nallanan Öküz, 1947
Düşünen Adam, 1953
Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon)
Karadut Satıcısı, 1954
Çömelmiş Köylü, 1972
Ankara'nın Kavakları, 1973
Han Kahvesi, 1973
Mor Takkeli Hacı, 1974
Son Kahve, 1975
Anadolu hisarı
Çıplak
Ev İçi
Han, 1975 (son resmi)
Duvar resmi 
Lido Yüzme Havuzu'nda duvar resmi
İstanbul Hilton Oteli'nde duvar resmi
Divan Oteli'nde duvar resmi
Mozaik pano 
1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için mozaik pano, 1958
NATO yapısında mozaik pano, 1959, Brüksel
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki seramik pano, 1959, Samatya/İstanbul
Etibank yapısında seramik pano, Ankara
Marmara Oteli'nde mozaik pano, Ankara
Vakko Fabrikası'nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul
Duvar kabartması 
İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'ndaki duvar kabartması, Unkapanı, İstanbul
Aksu İşhanı'nda duvar kabartması, Karaköy/İstanbul
Şiir kitapları 
Yaradana Mektuplar, 1941
Karadut, 1948
Tuz, 1952
Üçü Birden, 1953
Dördü Birden, 1956
Karadut 69, 1969
Dol Karabakır Dol, 1974
Yaşadım, 1977
7 Tane Erik Ağacı
Türküler Dolusu
Gezi ve deneme 
Cânım Anadolu, 1956
Tezek, 1975
Delifişek, 1975
Resme Başlarken, 1977 (ölümünden sonra)
Monografi 
Nazmi Ziya, 1937
Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977 (ölümünden sonra)
Karadut, 1979 (ölümünden sonra)
Babatomiler, 1979 (ölümünden sonra)

 

Yazar istatistikleri

  • 323 okur beğendi.
  • 722 okur okudu.
  • 30 okur okuyor.
  • 386 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları