1000Kitap Logosu
Bedri Rahmi Eyüboğlu

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Yazar
Çizer
BEĞEN
TAKİP ET
1.049
Okunma
421
Beğeni
10,8bin
Gösterim
Unvan
Türk Ressam, Şair, Yazar
Doğum
Görele, Giresun, Türkiye, 1911
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 21 Eylül 1975
Yaşamı
1911 yılında babasının kaymakam olarak görev yapmakta olduğu Giresun'un Görele ilçesinde dünyaya geldi. Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım çiftinin beş çocuğundan ikincisi idi. Babası, Maçkalı Eyüboğlu ailesindendi. Asıl adı Ali Bedrettin iken zamanla Ali unutuldu ve ismi önce Bedir'e, sonra Bedri'ye dönüştü. Çocukluğu Anadolu'nun değişik yerlerinde geçti. Havza, Kütahya, Ankara, Artvin'de bulunduktan sonra babasının TBMM II. döneminde Trabzon milletvekili seçilmesi üzerine ailesi 1925'te Trabzon'a yerleşti. Trabzon Lisesi'nde öğrenim gördü. 1927’de okuluna resim öğretmeni olarak atanan ve yedi ay görev yapan ünlü ressam Zeki Kocamemi, yeteneğini keşfetti ve onda resme ilgi uyandırdı. Bir öğrenim bursu ile Fransa'ya gitmiş olan ağabeyi Sabahattin'in gönderdiği resim kitapları, ilgisinin devamını sağladı. Edebiyata da ilgi duyan Bedri Rahmi, ilk şiirlerini de lise yıllarında iken yazdı. 1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. Edebiyata ilgisini de sürdürerek Ahmet Haşim'den estetik ve mitoloji dersleri aldı. 1931'de diplomasını almadan, kendisiyle bursunu paylaşan ağabeyi ile beraber Fransa'ya gitti. Dijon ve Lyon'da Fransızcasını geliştirmek için çalıştı. Bu arada Gauguin ve El Greco gibi beğendiği ustaların resimlerini bulundukları müzelerden kopya etti. Van Gogh, Gauguin, Cezanne onu mesleğine bağlayan ustalar oldu. 1932 yılında, Paris´te bir ay kadar André Lhote Atölyesi´nde çalıştı; ilerde yaşamını birleştireceği Ernestine Letoni ile tanıştı. Matisse, Brague ve Chagal’ın resimlerini, Türk kilimlerini, minyatürlerini inceledi. 1933 yılında yaptığı Yavuzlu, Gülcemalli resimleri ses getirdi; o yıl Londra´ya gitti; yıl sonunda Türkiye´ye geri döndü. Bedri Rahmi, yurda döndükten sonra 1934 yılında, Yeni Adam Dergisi'nde ressam olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde şiirleri edebiyat dergilerinde yayımlanmaya başlamıştı. Akademi diploma yarışmasında “Yol İnşaatı” konulu resmi ile üçüncü olan Bedri Rahmi, bu sonuçtan memnun kalmayarak yeniden yarışmaya hazırlanmak için mezun olmayı istemedi. 27 Aralık 1934 tarihinde 30 resim ile D Grubu Sergisi´ne katıldı. Bazı resimlerini de Ernestine'in resimleri ile beraber sergilenmeleri için Romanya'ya yollamıştı. Böylece ilk kişisel sergisi 1 Ocak 1935 tarihinde Bükreş´te Hasefler Galeri´sinde kendi katılımı olmadan açıldı. Bir firmada çevirmenlik yapmak için geçici bir süre gittiği Çerkeş'te çocukluğunun manzaralarını yeniden keşfetti. Tan Gazetesi'nde yazmaya başladığı yazıları Çerkeş'ten döndükten sonra yoğunlaştrdı. Artık İstanbul'a yerleşen ve “Eren” adını alan Ernestine Letoni ile 16 Nisan 1936 tarihinde evlendi. Tekel Genel Müdürlüğü´nde işe girdi. Vitrin düzenleyici olarak göreve başladı ve Sipahi Ocağı sigarasının kapağındaki “Koşan Mızraklı Atlar” figürünü tasarladı. Güzel Sanatlar Akademisi´nin 1936 yılında diploma yarışmasında “Hamam” adlı çalışması ile birinci olarak diplomasını aldı. Sovyetler Birliği´ne götürülen ve Cumhuriyet devrinin ilk yurtdışı sergisi olan Türk Resim ve Heykel Sergisi´ne üç resim ile katıldı. 1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü başkanı olan Fransız ressam Leopold Levy´in kendisine asistan olarak seçtiği birkaç genç ressamdan biri Bedri Rahmi oldu, böylece uzun yıllar sürecek akademik kariyeri başladı. Akademi Başkanı Burhan Toprak o yıllarda Türk ressamları hakkında kitaplar hazırlatıyordu. Bedri Rahmi, eski öğretmeni Nazmi Ziya Güran üzerine bir inceleme kitabı hazırlayıpkitap haline getirdi. Bedri Rahmi, CHP Yurt Gezisi programı kapsamında Eylül 1938´de Edirne´ye gitti. Dönemin en önemli sanat atılımlarından olan bu gezi programını çok benimsemişti. Edirne'de insan figürü olmayan doğa resimleri çizdi., yöresel motifleri resmetti. 1 Kasım 1938 tarihinde çıkan Ses Dergisi yazarları arasında yer aldı. Resimlerini, desenlerini ve deneme yazılarını bu dergide yayımladı. 1939 ta Birinci Devlet Resim ve Heykel Sergisinde “Figür” adlı yapıtı ile üçüncülüğü Arif Kaptan ile paylaştı. 9 Kasım 1939 tarihinde, askerlik görevini yapmak üzere yedek subay okuluna alındı. Aynı yıl oğlu Mehmet Hamdi Eyüboğlu dünyaya geldi. 1941’de askerlik görevini tamamladıktan sonra ilk şiir kitabını "Yaradana Mektuplar" yayımlandı. Geleneksel halk sanatlarından seçtiği motifleri başarılı bir biçimde kullandığı gibi şiirlerinde de halk edebiyatının masal, deyiş gibi türlerine karşı duyduğu hayranlığı yansıttı. 1940’lardan sonra duvar resimlerine yönelen Bedri Rahmi, Paris’te İnsan Müzesi’nde ilkel kavimlerin sanatını inceledikten sonra güzelin yararlı, yararlının güzel olabileceği fikrini benimsedi ve eserlerinde bu görüşü yansıttı. 1942 yılında, CHP´nin yurtiçi gezileri programıns ikinci kez katılarak Çorum´a ve oradan İskilip'e gitti, İskilip'te iki hafta kaldı. Bu İskilip gezisi, onun resim anlayışını etkiledi ve değiştirdi. Resimlerinde yoğun olarak halay çekenler, han avluları, çocuk emziren kadınlar, saz çalan aşıklar temalarını işlemeye başladı. 31 Ekim 1942 tarihinde Dördüncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde ikincilik ödülünü kazandı. Zamanla duvar resimlerine yönelen sanatçı 1943 yılında, Ortaköy Lido Yüzme Havuzu için ilk duvar resimlerini gerçekleştirdi. Mimari ile diğer güzel sanatlar yapıtlarının bir arada kullanılmasının güzel sonuçlar doğuracağına, mimar-sanatçı işbirliğinin gerekliliğine inanıyordu ve hayatı boyunca bunu savundu. 1945-1947 yılları arasında “Mari´nin Portresi”, “Alis I”, “Alis II” gibi önemli portre dizisini oluşturdu. Portrelerini kâğıt, bazen de tahta üzerine yapıyordu. 1946 yılında, Ankara Büyük Tiyatro´nun (operanın) girişindeki kapıların üstüne ikinci duvar çalışmasını yaptı (“Kız kaçırma” konulu bir fresk). 1946 yılı Kasım ayında UNESCO´nun Paris´te düzenlediği uluslararası sergiye gönderilen resimleri ilgi çekti. Bedri Rahmi, asistan olarak akademik hayatına başladığı günlerden beri öğretmenlik görevini çok önemsemiş, usta-çırak ilişkisinin önemine inanmıştı. Bu düşünceyle 1947 yılında, genç sanatçılardan oluşan “10´lar Grubu”nun kurulmasına öncülük etti. Grubun üye sayısı bir yıl içinde otuzu geçti. Bedri Rahmi, kendisini tümüyle resme vermesi konusundaki telkinlere rağmen şiir yazmayı da hiç bırakmadı ve 1948 yılının Ağustos ayında ikinci şiir kitabı “Karadut” yayımlandı. Eren Eyüboğlu ile birlikte 1947 yılında D Grubu'ndan ayrılmış olan sanatçı, o yıl portrelerini sergilediği bir sergi açtı; 1950 yılında ise Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi´nde 150 resimden oluşan “Retrospektif” sergisi düzenledi ve büyük ilgi gördü. Serginin ardından birkaç aylığına Paris'teki eşinin yanına gitti. 1933'ten beri ilk defa yurtdışına çıkan Bedri Rahmi, müzeleri gezdi ve İnsan Müzesi´nden çok etkilendi. Başörtüsü veya kilimin hem güzel, hem işe yarar olması gibi sanat eserlerinin bir iş görmesi gerektiği düşüncesi sanat anlayışını şekillendirdi. “Güzel yararlı olmalıdır” düşüncesinden hareketle “Yazmacılık” geleneğine yeni bir yorum getirdi. Eşi ile birlikte 1950'de yurda döndükten sonra İstanbul'da Maya Sanat Galerisi'nde sergi açtı. Aynı yıl, Kariye Camii düzenlemesini yaptıve Bizans mozaikleriyle ilgilenmeye başladı. 1951 yılında, “Küçük Sahne”yi süsledi. ve ilk “Yazma Sergisi”ni açtı. 1953 yılında Yazmaları ve özgün baskıları Philadelphia Print Club da sergilendi. 14 Eylül´de Time dergisi iki renkli sayfa ayırdı. 1954 yılında Bedri Rahmi “Türk Tepsisi” adlı motifi ile Steuben Glass adlı bir firmanın tertiplediği yarışmada ödül kazandı ve motif kristale oyularak teşhir edildi. Yazı yazma tutkusunu ise 1951'de Yeni Sabah gazetesindeki yazılarıyla sürdüren Bedri Rahmi, yazarlığını bu gazetede sürdüremeyince Cumhuriyet gazetesine geçti ve 1952- 1958 yıllarında düzenli olarak yazdı. 1953'te üçüncü şiir kitabı "Tuz", 1956'da ilk düzyazı kitabı "Canım Anadolu", 1957'de “Üçü birden”adlı kitabını yayınladı yayımlandı. 1953-1960 arasında resim alanına çalışmalarını büyük boyutlu mozaiklerle sürdürdü. 1954-1957 yılları arasında Hilton ve Divan otellerinde ve KLM İstanbul merkezindeki panoları yaptı. 1957 yılında Tokyo özgün baskı Bienaline katıldı. 1958 yılında 1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için yaptığı 227 metrekarelik çalışmasıyla altın madalya aldı. 1959 yılında, Paris´te Nato merkezine 50 metrekarelik bir pano hazırladı. Bedri Rahmi, 1961'de aldığı Rockfeller Bursu ile iki yıl için eşi ile birlikte ABD'ye giderek çalışmalarını yurtdışında sürdürme fırsatı buldu. Bu dönemde zengin renklerle soyut biçimlere yöneldi. Görülmedik, bilinmedik renkler bulabilmek için denemeler yaptı, plastik tutkal - plastik boyalar – kum – talaş ve buruşturulmuş Japon kağıdı kullandı. ‘Amerika Dönemi´'nin sanatına başka bir boyut kazandırdığına ifade etti. Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley´de iki yıl misafir profesörlük yaptı. 1961 Ağustos´ta Unicef çocuklar yararına “Eşeğin Üzerinde Çocuklarını Taşıyan Anadolu Köylü Kadın” motifi Amerika´da kartpostal olarak basıldı. 1962 Aralık ayında New York Modern Sanat Müzesi “Zincir” adlı resmini satın aldı. ABD dönüşü soyut resim ve renk düzenlemelerini bırakıp yeniden eski konularına döndü; gecekonduları, kahvehaneleri, hanları resmetti. 1963-1964 yıllarında Vakko fabrikası, Karaköy tatlıcılar, İstanbul Manifaturacılar Çarşısı panoları yanında çeşitli malzemeleri denedi. Son panosu Etap Oteli girişinde ki “Güvercinler”'dir. Kardeşi Sabahattin Eyüboğlu'nun 12 Mart sürecinde gözaltına alınması onu çok etkiledi. 1970 yılında, yeniden toplumsal içeriği ağır basan resimler yaptı. 1972 yılında, 33´üncü Devlet Resim ve Heykel Sergisi´nde birincilik ödülü aldı. 21 Eylül 1975 tarihinde İstanbul'da pankreas kanserinden yaşama veda etti ve Küçükyalı Mezarlığı'nda defnedildi. Başlıca yapıtları  Resimleri  Paris, 1930 Mustafa Eyüboğlu, 1933 Yazılı Natürmort, 1936 Salı Pazarı, 1938 Eren, 1940 Nallanan Öküz, 1947 Düşünen Adam, 1953 Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon) Karadut Satıcısı, 1954 Çömelmiş Köylü, 1972 Ankara'nın Kavakları, 1973 Han Kahvesi, 1973 Mor Takkeli Hacı, 1974 Son Kahve, 1975 Anadolu hisarı Çıplak Ev İçi Han, 1975 (son resmi) Duvar resmi  Lido Yüzme Havuzu'nda duvar resmi İstanbul Hilton Oteli'nde duvar resmi Divan Oteli'nde duvar resmi Mozaik pano  1958 Brüksel Expo’sundaki Türk Pavyonu için mozaik pano, 1958 NATO yapısında mozaik pano, 1959, Brüksel İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ndeki seramik pano, 1959, Samatya/İstanbul Etibank yapısında seramik pano, Ankara Marmara Oteli'nde mozaik pano, Ankara Vakko Fabrikası'nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul Duvar kabartması  İstanbul Manifaturacılar Çarşısı'ndaki duvar kabartması, Unkapanı, İstanbul Aksu İşhanı'nda duvar kabartması, Karaköy/İstanbul Şiir kitapları  Yaradana Mektuplar, 1941 Karadut, 1948 Tuz, 1952 Üçü Birden, 1953 Dördü Birden, 1956 Karadut 69, 1969 Dol Karabakır Dol, 1974 Yaşadım, 1977 7 Tane Erik Ağacı Türküler Dolusu Gezi ve deneme  Cânım Anadolu, 1956 Tezek, 1975 Delifişek, 1975 Resme Başlarken, 1977 (ölümünden sonra) Monografi  Nazmi Ziya, 1937 Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977 (ölümünden sonra) Karadut, 1979 (ölümünden sonra) Babatomiler, 1979 (ölümünden sonra)  
Karadut
Okuyacaklarıma Ekle
Tezek
Okuyacaklarıma Ekle
484 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Bu kitabı 2.inci kez okuyuşum. Ve sanırım her okumamda ağlayacağım.. Çok seveceğiniz bir kitap.. her satırında aşk var, özlem var.. Bedri Rahmi Eyüpoğlu sevgilisi için yazdığı bir şiiri de var kitapta. Ve o şiirin çok açıklı, gerçek bir öyküsü var Bedri Rahmi Eyüpoğlu ve mari gerekmezyan aşkınız hiç unutulmadı, unutulmayacak
Dol Karabakır Dol
Okuyacaklarıma Ekle
484 syf.
·
10 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Hem ressam hem de şair olan Bedri Rahmi Eyüboğlu, dünyaca ünlü sanatçılarımızdandır. Daha çok "Karadut" şiiriyle tanınsa da, çoğu şiiri hiçte "Karadut"u aratmıyor doğrusu. Sıra dışı bir insan. Şimdi, "şairler zaten sıra dışı insanlardır" diyeceksiniz. Yok yok, Bedri Rahmi biraz daha sıra dışı bir insan. Kitap 8 bölümden oluşuyor. Her biri ayrı ayrı güzel şiirler. Aşk, tabiat, sitem, hüzün, mizah... Neyi ararsanız onun şiiri var. Çok sevdim. Kitabın son 46 sayfası şairin İngilizceye, Fransızcaya ve Almancaya çevrilmiş şiirlerinden oluşuyor. Kitapta şairin (aynı zamanda ressamın) çeşitli resimleri ve eski kitap kapakları da yer almakta. Gelelim Karadut şiirinin hikayesine... Şair evliyken, Mari Gerekmezyan isimli bir kadına aşık olur. Mari Hanım , Ermeni kökenli bir heykeltıraştır. Şair, Karadut şiirini onun için yazmıştır. Ve onunlada yetinmemiş, onun için bir çok resimde yapmıştır. Mari Hanım'da onun bronzdan bir büstünü yapmıştır. 484 sayfa.
Dol Karabakır Dol
Okuyacaklarıma Ekle
Bedri Rahmi Beyefendinin çizimlerini çok severim, az önce hayatını okuma şansını da buldum. Hayatına (bana göre) çok tezat bir şekilde Allah’la bağı sıkı olan bir adam. Yar Yüreğin Yar ve Karadutum şiirleri *çok* güzeldir ama kitabın genel halinde bulunan kadının yeri kocasının evidir, Rabbim şöyle Allah’ım böyle sözleri benimle çok uyuşan durumlar değiller. Bedri Rahmi okumayı düşünen ama kim olduğu hakkında hiç bilgisi olmayanlar için böyle bir yorumumu yapmak istedim. İyi okumalar…
Dol Karabakır Dol
Okuyacaklarıma Ekle
484 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Evde denk geldim. 2011 senesinde vefat eden babam bu kitabı bana 2006'da olur da okurum diye almış. Kapağının arkasına candan sözler not etmiş. Detayına inmeyeceğim. Peşinen söyleyeyim, kitaba taraflı başladım. Bedri Rahmi Eyüboğlu, aynı zamanda ressam. Bu yüzden şairlik sanki doğasının bir gereğiymiş gibi yazıyor. Betimlemeleri öyle güçlü ki, renklerin kokularını biliyor. Toprağa, göğe, denize saplantılı tutkuları var; insanlara olan tutkusu ise ikinci planda. Sanki insanları da topraktan ötürü seviyor. İnsan sevgisi ihtiraslı değil, şefkatli. Görenin görmeyene, bilenin bilmeyene duyduğu beklentisiz bir şefkat bu. Misafirliğe gitmiş bir hayvansever gibi, evin kedisi konumunda olan biz insanlarla, aralıksız, hevesle ve sıkılmadan oynuyor adeta. Ne bu eve kediyi görmek için gelmiş, ne bu dünyaya insanları. Ama nasıl bir sürpriz olmuş olsa gerek onun kafa yapısındaki biri için, nasıl bir lütuf. Bu adam bir dahi, arkadaşlar. Uçarı kaçarı yok bunun. Böyle tarihlerarası yaşayan insanlar var. Bütün insanlık tarihini aynı yaşamda hissedebilen şanslı, yetenekli, narin böylesi ruhlar aslında hep aramızdalar. Ne mutlu bize ki, bazen bu çizgideki insanlar içinden, nadir çevrilen bir piyango sonucu kendilerini ifade edebilenler de doğuyor. Yayımlanmamış şiirlerine ayrılan kısımda bile vuruculuğu yakalayabilen Bay Bedri, kesinkes bu istisnalardan biri. Aklım almıyor, bir sanatçı ki milliyetçi olsun, kültüründen utanmasın, vatanseverliğini şefkatle pekiştirip önümüze sunsun ve günümüzde ayrıştırıcı hale gelmiş o zamane canavarını öylesine farklı bir çerçeveden görelim ki, gözlerimiz dolsun. Gözlerimiz! Aklım almıyor, bir sanatçı ki düşünün, cehalete tuttuğu aynanın açısını o denli denk getirsin ki yansımada suç değil, nefret değil, öfke, töre, çürüme, aşağılık kompleksi değil de safi saflık görelim! Hiçbir art niyete gebe kalmamış katıksız bir saflık! Anlayamıyorum, anlatmaya da dilim varmıyor! Bir sanatçı düşünün, kaleminden pastoral güzellemeler akan ve bunlarla size her türlü duyguyu yaşatabilen! İncir yapraklarını okurken sizi kahredecek, beyaz gülleri okurken korkutacak; elma kabuklarıyla güldürüp servilerle ağlatacak bir sanatçı düşünün, kolay değil. Böyle bir kişilikle karşı karşıya gelişimiz ömür boyu kaç kere olur? Bazen şiirlerin arasında aldatmaya, çokeşliliğe dair şeyler gördüm. Üç dize okudum, hak verdim. Hayat hikayesine ve aşklarına da baktım ve dedim, ana sütü gibi tertemiz olsun sevgin, hakkındır. Kulağa cinsiyetçi gelen yerler oldu mesela, irdeledim, övüyor. Bunları açmayacağım, okursanız görürsünüz. Hem tartışmaya açık konular olduklarından buraya dahil etmem ne kadar mantıklı olur zaten? Şu noktaya değinmek istiyorum ama. Bu örnekleri sadece modern ahlak anlayışında bize tuhaf ve demode gelen şeyleri anlatırken bile sanatçının yazılarında hüsnüniyet olduğunu belirtmek için verdim. Bu kısımlar yok denecek kadar az. Okusanız belki, benden daha farklı bir açıdan bakıp fark bile etmeyebilirsiniz. Benim nezdimde bu insan soykırım yapsa üstüne tek bir günah yapıştıramayız. Okuyun. Okutun. Kişisel olacak şimdi yazacağım kısım ama ülkecek içinde bulunduğumuz atmosfer ortada. Bu atmosferde sanatın ezilmiş ve sindirilmiş konumu ortada ve bu hali hazırda elimizden akıp gitmekte olan sınırlı sanatta naifliğe, gerçekten görmeye ve şefkate karşı azalan ilgi de ortada. Saflık bizi elimizden kaçırdığımız bir uçurtma gibi ivme kazana kazana terk ediyor. İyinin anlamını evirdik çevirdik, "iyi" diye tamahkarlık ettiklerimiz boğucu bir sis oldu. Ne önümüzü görebiliyoruz, ne nefes alabiliyoruz. Hayali düşmanlara bıçak sallarken birbirimize vurur olduk. Sevginin yerini alaycılık, irdeleyişin yerini yalapşap hükümler alıyor. Vakurluk ve hoşgörü bizi terk ediyor. İhtiyacımız olan şeyler var. İmaların güzelliğine olan kavrayışı diriltmeliyiz. Söylenmeyenin uhreviliğini tekrar hissetmemiz lazım. Dakikada 500 tane espri ya da her saniyesi dram olan, duyularımızı her yönden her an durmaksızın harekete geçiren ve bunun bedeli olarak da bizi duyarsızlaştıran abur cubur sanat anlayışı olsa olsa toplum mühendisliğidir. Kimin yaptığının ne önemi var? Damarlarımıza tüm kanallardan pompalanan içi boş değerlerin beraberinde getirdiği yıkıcı şevk, elimize aldığımız herhangi bir gazetenin bize verdiği içi boş gurur ya da öfke, atalet, kıskançlık her neyse... Narinliğimizi, sadeliğimizi, kendi kendimize yetmesek de yetinişimizi, empati duyma kudretini yitirdik. Bu yüzden, bu kitabı okuyun. Varoş mahallelerin arasında bir bank bulun, köpekler gibi soğuktan titreyerek okuyun. Uykusuz kalın, kafanızı kurcalayan tilkiler dayanamayıp gözlerini kapadıklarında siz dayanın; bilinç ve bilinçsizlik arasında raks ederken beyniniz, siz dansa katılmayın arkadaşlar ve okuyun. İlk başta kafasına girmeniz zaman alabilir, sıkıntı değil, 30 sayfa sonra içselleştirmeye başlarsınız, işte tam o anda başa dönün, tekrar okuyun. Hazmedin; üstüne düşünmeyin, hissedin. Belki abartıyorumdur, belki yazdıklarım sadece benim şahsıma münhasır bir etki olmuştur ve ben öylesine gaza gelmişimdir. Ama düşünsenize, küçük bir ihtimal de olsa, böyle bir damarı yakalama şansınız varsa, okumaya değmez mi?
Dol Karabakır Dol
Okuyacaklarıma Ekle
72 syf.
·
Puan vermedi
KARADUT AS AN BIOGRAPHICAL CRITICISM
Biographical criticism originated in the nineteenth century. Sanit-Beuve is forerunner of this criticism. It's a sense of criticism that centers on the artist. In this approach, it is thought that the work of art will be clarified to the extent that the person who created it can be understood. For this reason, It turns to the life and personality of the artist. The first one is to clarify the life of the artist by examining the work of art. The second one is that ıt is to clarify the work of art by investigating and examining the life of the artist. Each work carries traces of the life, personality, and view of the world of the person who wrote it. Bedri Rahmi Eyüboğlu is a Turkish painter, writer, and poet. His poem Karadut also carries traces of the biographical criticism. It is impossible to understand the structure of art without being well understood the artist's life, his personal life, the books that s/he reads and influenced, his/her personality traits, and his/her relationships with his/her environment. The poem of Karadut was written because of an incident that the author experienced in his real life. It was written because of the love between a visiting student named Mari Gerekmezyan and Bedri Rahmi, who attended classes in the sculpture department. That is to say, Karadut was not written for Bedri Rahmi's wife, but for an Armenian girl he loved when he was married . Biographical texts generally reflect the problems of their time. Mari Gerekmezyan contracted meningitis-tuberculosis in 1946. The troubles of the war that had just ended is continued. Bedri Rahmi sold his paintings for drugs that were hard to find and expensive, but his efforts were not enough to prevent Mari's death. He expressed his sadness in the following lines: “Türküler bitti/Halaylar durdu/Horonlar durdu/Al damar, mor damar, şah damar sustu/Bahçeler put kesildi birer birer/Meyveler salkım saçak taş.” This incident reveals the extent of the post-war drug shortage . Bedri Rahmi Eyuboğlu, one of the leading figures of Turkish poetry in the Republican period, adopts the movement of turning from the dominant ways of the era to folk culture and works of art. He believes that not only new poetry but also modern Turkish art will be created by feeding on this source. In this way, he adds rich elements of Turkish folklore to Turkish poetry with great skill. His poems, as well as his paintings, were inspired by the rich motifs of Folk literature. He wrote sincere lyrical poems with simple language. If attention is paid to the idioms that create sincerity, it will be seen that they arise from the use of words and idioms related to village culture and life, more broadly, of interest in folk culture and life such as “Salkım saçak dalı olmak; günahı, vebali olmak; yoluna can koymak; gökte ararken yerde bulmak.” These idioms arouse glittering warmth in souls. In conclusion, In biographical criticism, it is not so difficult to find traces of the author and his life. Karadut's poem is created by staying under the influence of the author's characteristics and tries to indicate some relationships between the author's life and his work.
Karadut
8.0/10 · 121 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
240 syf.
·
127 günde
·
7/10 puan
Bedri Rahmi
Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun köşe yazılarından oluşan bir kitap. Olaylara onun gözünden bakıyorsunuz. Ara sıra başından geçenleri anlatıyor. Sıkıcı değil, okurken sıkmıyor.
Körolası
Okuyacaklarıma Ekle
295 syf.
Bazı yazarlara, şairlere geç kalmamak lazım. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nda ilk defa bu duyguyu hissettim. Hiçbir duygu dizelere aktarılırken israf edilmemiş, hiçbir fikir birilerini memnun etmek ya da rahatsız etmemek için eğilip bükülmemiş, hiçbir kadim değer ederinin altında işlenmemiş. Her cümlesine, her mısrasına samimiyet, sıcaklık, sorgulama, anlam arayışı ekilmiş. Biçmek biz okurlara kalmış. Keyifli okumalar...
Dol Karabakır Dol
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.