Behçet Aysan

Behçet Aysan

Yazar
8.8/10
97 Kişi
·
260
Okunma
·
159
Beğeni
·
6308
Gösterim
Adı:
Behçet Aysan
Unvan:
Şair ve Tıp Doktoru
Doğum:
Ankara, 1949
Ölüm:
Sivas, 1993
1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.

12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 37 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.
Kar yağıyor dışarda
sokak lambasına düşüyor,
Ve serçeler üşüyor.
Kenarları hafifçe yanmış
Sayfalarına kan sıçramış bir kitapta
Nâzım hikmet okuyorum.
Dışarda kar yağıyor
Ve dağ lokantasına gidiyor zengin kasabalılar.
Kar yağıyor dışarda
Mektubun yeni gelmiş
İstanbul kokuyor.
Dışarda kar yağıyor
Seni seviyorum…
Unutulmuş bir akşamdı, anladım
Bir kez daha ne yazık ki yine
Olmayacak hayatımızda hiç o
Parlak sözcükleri
Mutluluğun.
ayrılıklar bildim , acılar
yaşadım
okudum
Tahir ile Zühre'yi
Kerem ile Aslı'yı
ve Ferhat ile şirini

Ağlamadım
da
senin öykünü duyunca
Dayanamadım

Kendini zeytin ağacına asan
On iki yaşındaki kuma...
Ayrılıklar bildim acılar
yaşadım
Okudum
Tahir ile Zühreyi
Kerem ile Aslıyı
ve Ferhat ile Şirini
Ağlamadım da
Senin öykünün duyunca
Dayanamadım
Kendini zeytin ağacına asan
On iki yaşındaki kuma
76 syf.
Yanıyor yanıyor Madımak yanıyor!!!
Yansın Madımak , aydın diye geçinen aleviler ile dolu, yakın dinsizleri!!
Aziz Nesin yakın kafiri, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabının reklamını yapıyor Humeyni, Salman Rüşdi nin idamı fermanını verdi, siz de gebertin Aziz Nesin’i..

‘’Sen bu şiiri okurken
Ben belki başka bir şehirde ölürüm’’
Yıl 2018 Aralık ayı, 1988 –Mart ayı Eylül kitabının ilk baskısı var şu an elimde. Ben bu kitabı okuduğum zaman sen 1993 yılının Temmuz ayında Madımak’da yakılarak katledildin. Sen Madımak otelinde ateşler içinde iken de aynı şehirde değildik seninle. Ben Ankara’da senden 6 ay kadar önce aracına yerleştirilen bomba ile öldürülen Uğur Mumcu’nun şüphelilerin araştırıldığı artık kaldırılan DGM mahkemelerine görevli gidip geliyordum. Aynı mahkemeye senin yakılma olayının şüphelilerinin duruşması için de aylarca gidip geldim. İlk şark görevine gittiğim tarihlerde de devam etti duruşman hatta başka başka illere bile alındı güvenlik sebebiyle.
Duruşmalarda getirilen şüpheliler her mahkeme öncesi farklı kılıkta idi biliyor musun? İlk geldiğinde saçlı sakallı olan sonrakinde dımdızlak kel, traş kaydı sakalsız idi. Gözlüklü olan gözlüksüz, paçoz olan takım elbiseli sanki her mahkemede yeni imaj sergisi çabasında. Niye diye mi soruyorsun? Teşhis edilmekte tanıkları yanıltırız avallığı..
Doktormuşsun okudum hayatını şimdi değil ama taa o mahkemeler döneminde kimdi Madımak ateşine verilenler diye merak ettim de hepsinin hayatını okudum.
Yanık Ağıt başlıklı bir şiirin var;
‘’Beş işçi elektrik ceryanına
Kapılarak can verdi, behiç bey
İstasyonda hat bakımı yapan’’
Mısralarının olduğu. Bu dizeleri yazarken hiç aklına gelir miydi ateşler içinde seninle birlikte;
Muhlis Akarsu- 45 yaşında, sanatçı
Muhibe Akarsu - 45 yaşında, Muhlis Akarsu 'nun eşi
Gülender Akça - 25 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci- 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen- 62 yaşında, şair, sanatçı
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin- 22 yaşında şair, sanatçı
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar- 37 yaşında, şair
Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya – 37 yaşında, şair

Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 15 yaşında

Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari- 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında

33 aydın birlikte yakıldı. Gelmezdi değil mi nereden gelsin? Gelmiş olsa bu kadar kendinden emin
YARIN DİYE BİR ŞEY VAR başlığında;
‘’Bir yanı var ömrümüzün
Belki bir gün gülecek
Selam verip
Selam alacak
Barışa kardeşliğe’’ mısraları dökülür müydü yüreğinden?
Aziz Nesin’i bir kere mahkemede görme şansım oldu ama çok üzgün her biriniz için ayrı ayrı akıyor gözyaşları anlatırken yaşananları. Senden 2 sene kadar sonra o da vefat etti zaten.
Bir şiirin daha var kitapta ilgimi çeken; BİR YALNIZ NAR AĞACI başlıklı
‘’Bir başka çocuklar
Türkiye’yi konuşacaklar’’
Mısralarının olduğu. Arkandan arkanızdan çok şeyler yazıldı, konuşuldu belgeseller çekildi, tiyatro oyunları sergilendi. Anma günleri düzenlendi hatta senin adının verildiği Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulan Behçet Aysan Şiir Ödülü yarışmaları da yapılıyor. Bunlar güzel şeyler unutmamak unutturmamak yaşatmak adına ama en kötü olarak gördüğüm hatırlatma ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ardından ‘’O dondu biz yandık’’ sloganlarının kullanıldığı afişler idi.
Ölümlere sevinebilmek acıları alaycılık ile ses duyurmak!!
Yıl evet 2018 değişen ne var bilmiyorum , neler değişecek bilmiyorum. Kalan ömrümde ırk, dil, din, mezhep ayrımı olmaksızın huzurlu yıllar yaşamak istiyorum.
Keyifli okumalar.
https://www.youtube.com/watch?v=_fNu6jgqUN8
248 syf.
·10/10
"Yıllar yılı
aynı kitabı okudu durdu
Adı
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi"


1949 yılında Ankara'da doğar. Tıp fakültesini bitirip doktor olur. Sade ve hüzün kokan yüzlerce şiir yazar. Bir kaç şiiri, Ezginin Günlüğü grubu tarafından bestelenir. 1987 de Abdi İpekçi Barış Ödülünü alır.

"Sen bu şiiri okurken 
ben belki başka bir şehirde 
ölürüm."

der ve 44 yaşındayken Ankara değilde bir başka şehirde Sivas'ta 1993 yılında yakılarak öldürülen 37 kişiden biri olur. Böyle bir ölümü kendisi de düşünmemiştir eminim.

Şiirlerinde sanki hissetmiştir acı bir ölümü olacağını,
Bir masal yazar ve ölüsünü arar pencereler önünde, halbuki pencereler bile kül olmuştu.



Ve EYLÜL,
Benim ayım, hayata başlama ayım, güzel ayım.

Her gelişinde hazan dolardı içim. Yapraklarım solar, güneşim batar, yağmurlarım içime içime yağar..

Şiirlerde buram buram eylül kokuyordu, eylül kadar hüzün, eylül kadar çaresizlik ve eylül kadar yalnızlık kokuyordu. Kovulup, kovulup tekrar acılara dönülen şiirlerdi bunlar.

Şiirler içine çekiyordu birer birer.

Ansızın'la ay denize düşerdi ve birini hatırlarsınız sizde, eskilerden bir şeyler canlanırdı anılarda.

Ayna şiirinde o büyük aşkınız biterdi ve şarkılar yine hep yarım kalırdı.

Eski fotoğraflar şiirini okuyunca unutulmuş bir akşamda hüzün dolardı yüreğe.

Sonra sizlerde bir gökyüzü ararken anlardınız, acılarınızın aslında umutlarınız olduğunu.

Ve bilir misin sen yanıma gelince de "koşuşurdu yıldızlar karanlığa doğru"

"Neyse kapatalım sevda konusunu,
Bu böyle hüzündür
Bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka"



Ve KARŞI GECE

Tam kitabın ismine uygun (toplu şiirler kitabı olduğu için ayrı isim belirtiyorum) gece temalı şiirler ve şiirinde söylediği gibi ömrünün kozalaklarını çok erken zamanda yakmış daha doğrusu yakılmış bir şair.

Sen varsın şimdi bir türkü tutturup ölüme giden.
Yine hayat acıtıyordu seni ve beni ve herkesi...

Yıl 1968 olsun 1993'e gelmesin hayat dursun.

O işçi kız nerelerde acaba hala seni seviyor mu?

Hala karanlık yüzlü adamlar birilerini alıp götürüyor ve yine değişen bir şey yok dünyada

Ve benim içimde de "grev fırtınalarının
estirdiği uğultular var" artık senden sonra, ondan sonra.

''Her şey geçer,
Aşk da
Acı da geçer''
Dedin, dedin ama geçmedi."



Ve EFLATUN ÖLÜM
https://youtu.be/XvMHhMrpGwA
76 syf.
·10/10
Eylül,
Benim ayım, hayata başlama ayım, güzel ayım.

Her gelişinde hazan dolardı içim. Yapraklarım solar, güneşim batar, yağmurlarım içime içime yağar..

Şiirlerde buram buram eylül kokuyordu, eylül kadar hüzün, eylül kadar çaresizlik ve eylül kadar yalnızlık kokuyordu. Kovulup, kovulup tekrar acılara dönülen şiirlerdi bunlar.

Şiirler içine çekiyordu birer birer.

Ansızın'la ay denize düşerdi ve birini hatırlarsınız sizde, eskilerden bir şeyler canlanırdı anılarda.

Ayna şiirinde o büyük aşkınız biterdi ve şarkılar yine hep yarım kalırdı.

Eski fotoğraflar şiirini okuyunca unutulmuş bir akşamda hüzün dolardı yüreğe.

Sonra sizlerde bir gökyüzü ararken anlardınız, acılarınızın aslında umutlarınız olduğunu.

Ve bilir misin sen yanıma gelince de koşuşurdu yıldızlar karanlığa doğru

"Neyse kapatalım sevda konusunu,
Bu böyle hüzündür
Bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka"
82 syf.
·10/10
Tam kitabın ismine uygun gece temalı şiirler ve şiirinde söylediği gibi ömrünün kozalaklarını çok erken zamanda yakmış daha doğrusu yakılmış bir şair.

Sen varsın şimdi bir türkü tutturup ölüme giden.
Yine hayat acıtıyordu seni ve beni ve herkesi...

Yıl 1968 olsun 1993'e gelmesin hayat dursun.

O işçi kız nerelerde acaba hala seni seviyor mu?

Hala karanlık yüzlü adamlar birilerini alıp götürüyor ve yine değişen bir şey yok dünyada

Ve benim içimde de grev fırtınalarının
estirdiği uğultular var artık senden sonra, ondan sonra.

''Her şey geçer,
Aşk da
Acı da geçer''
Dedin, dedin ama geçmedi.
262 syf.
·Beğendi·9/10
Kırgınım,
saçılmış bir nar gibiyim..

Kırgınız, dağılmışız, bir şeyler değişir umuduyla .
Acı, dinmeyen acı, bitmeyen acı… Dağılmış nar taneleri gibi oradan oraya savrulan acı. Coğrafyasız, yertsiz yurtsuz dolaşan acı.  Çopur bir hayatın içinde bizi yıkık viran eyleyen acı. Ah! şiirleri, dizeleri yarım kalmış adam. Yıllarca seslere, küllere zincirlere ve ölümlere seslenen ey şair, ey Behçet Aysan!
Behçet Aysan acıların şairi . Kısa ömrüne binlerce şiir sığdırmış.

Bir dize insanın ruhuna dokunduğu zaman gerçekten şiir olur. Bu kitap tüm benligimizle hissettiğimiz acılarımıza sesleniyor.
Bu kitabı okumamı ve Behçet Aysan'i tanımamı sağlayan arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Behçet Aysan' in dediği gibi,

Ve anladım ki her şey

Sevmekle başlar insanı.

Mezarında rahat uyu güzel adam . Herkese iyi okumalar diliyorum.
248 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Behçet Aysan’ ın tüm şiirlerinin bulunduğu tek kitap, maalesef tek kitap. Muhteşem bir şair, aramızdan oldukça erken ve talihsiz şekilde ayrıldı. Bu başkaca bir yazının konusu elbette. Sesler ve Küller, Karasevda, Kuşlar da Gitti, Bir Eflatun Ölüm, Ay Düşünce herkesçe bilinen bestelenmiş şiirlerinden bazıları. Bestelenmiş başkaca şiirleri de var. Behçet Aysan şiirlerinde sıklıkla rastladığımız sözcükler var. Örneğin “ilk kar”, “begonya”, “bir karın” “eflatun” ...
248 syf.
·2 günde
BU AŞK, BU ŞEHİR, BU KEDER
1.
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
kendine bir başka
gökyüzü büyüten
kardeşim
gece feneri
hoşça kal çaldığım
ıslık
söylediğim türkü
doludizgin karlarda.

hoşça kal
annemin
yüzü
hep beyaz yaşmaklı
sın dökülmüş bir yalnız
aynada.
hoşça kal
dolunayın
altında
ıhlamur ağaçlarına
kazıdığım
şey
hoşça kal uzaklarda yanan
anızların parıltısı hoşça kal.

bir gün gelecek bu gün de
bir anı olacak nasılsa
oturduğumuz bu masa
bu kum saati, bu rüzgar, bu eski
komodin
bu kırık
sandalye
bu kelepir yürek
bu aşk
nasılsa.

hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
yanın kalmış
duvar yazılan
hoşça kal
bir gün gelecek
akacak yeraltı sulan
hoşça kal
yakut, bezirgan, gön
hoşça kal eski zaman
ak tarlan
gidiyorum
bu şehri bu yağmuru
bu düşleri
bu aşkı bu kavgayı bu kederi
size bırakarak.

eylül '84

Behçet Aysan’ın Selimiye Askeri Ortaokulu için 1991 yılında yazdığı otobiyografisi.

Ben Behçet Aysan
1949 yılında Ankara'da doğdum. Babam Girit kökenli. Babamın babası, 1900'yü yılların başlarında Kandiya'dan gelmiş. Ailenin geliş nedeni bilinmiyor. Anne tarafım Saraybosna göçmeni. Ankara'da yerleşmiş bir küçük memur ailesiydik. Ekonomik sıkıntılar içinde. Babam kendi kendini yetiştirmiş bir teknik ressamdı ve şiir yazardı. 1960'lı yıllarda bu şiirlerin bazılarını Defne, Çaba, Hisar gibi dergilerde yayımladı. Halk şiirinden yola çıkmaya çalışan, F.Nafiz, Necip Fazıl, Orhan Seyfi karışımı, kiminde aruz kullanmaya çabalayan bir şiirsever.
İlkokulu 1960 yılında bitirdim. 1955-1960 yıllarıydı. Demirlibahçe ilkokulu. 27 Mayıs 1960, henüz yeniydi. Babam, benim gibi haylaz bir çocuğu okutamayacağı korkusuyla, beni askeri ortaokul sınavlarına soktu. 12 yaşından yeni gün almaya başlayan bir çocuk için sadece heyecan verici bir serüven.
Ve Selimiye Kışlası. 1960-63 Selimiye Askeri Ortaokulu. Ki yıllar sonra 12 Mart kapıyı çaldığında, öğrencilik yaptığım bu tarihi kışlada tutuklu kalacaktım. Selimiye Kışlası ve ilk edebiyat ilgileri. Arkadaşlar, haki elbiseler içinde şiir, arkadaşlardan Hulki Aktunç.
1963-1967 Kuleli Askeri Lisesi: Futbol, şiir, İstanbul. 1968, Ankara'da askeri öğrenci olarak Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi. Ve öğrenci olayları, girmemek balıklama ne mümkün. Hareketli bir dönem. Şiirin benim için daha gerilerde kaldığı.
1972-1973. Gözaltı. 141-142'ye muhalefetten tutuklanma. Harbiye, Selimiye, Kartal-Maltepe, Ankara Mamak ve Ankara Merkez Cezaevleri. Beş ay sonra aklanma. Oy birliğiyle bir sivil mahkeme tarafından, sıkı yönetim güvensizlik kararı ve 1973 seçimleri üzerine beraatle sonuçlanma.
1974-1979 yılları. İşsizlik, sıkıntılı günler, evlilik, 1976, biricik kızım, sevgili Eren'in doğumu. Yankı Dergisi, Türk Haberler Ajansı'nda gece sekreterliği, Sendika eğitimciliği, yine işsizlik. Ve şiire çok ciddi sarılma.
1979; yeniden tıp öğrenimine, 4. sınıftan dönüş.
Yayımlanan ilk şiir, Türk Dili mart sayısı ve yine 1979 Yusufçuk Mart sayısında bir şiir. Türk Dili, Yusufçuk, Yarın, Tan, Yazın dergilerine şiir yazma. 1979-1982 yılları.
1983; Yaşam İçin Şiir'in çıkışına katıldım. Şiir sorunları üzerine kısa yazılar ve yaşam için şiir, Yarın'da şiir yayımlama. Ve ilk kitap, Yeni Türkü şiir yayınlarından "Karşı Gece, Yeni Türkü, 1983"
1984, Yaşar Nabi Nayır şiir ödülü. "Sesler ve Küller, Varlık Yayınları, 1984". Varlık, Yarın, Düşün dergilerinde şiirler.
1986 Ceyhun Atuf Kansu şiir ödülü. "Eylül". Ve 1986 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü, "Deniz Feneri, 1987, Puhu Yayınları". Düşün, Broy, Milliyet Sanat, Gösteri, Sanat Rehberi, Su dergilerinde şiir yayımlama ve konuşmalar.
1984 Tıp Fakültesi'nin bitirilişi. İzmit ve Ankara'da hekimlik. Ardında Ankara Numune Hastanesi'nde psikiyatri ihtisası.
1990'da "Şiirler" adlı kitabın El Yazıları Yayıncılık tarafından basılışı. Şiirlerin İngilizce, çekçe, Almanca, Macarca, Yunanca, İsceççe'ye çevrilmesi ve yayınlanması. Ülkemizde de, bazı şiirlerin popüler müzik grupları tarafından bestelenmesi.
1991, psikiyatri ihtisasının tamamlanması ve SSK Yenişehir Dispanseri'nde psikiyatrist olarak hekimlik.

Kaynak: http://www.selimiyeaskeri.org/...z/behcet-aysan-1.htm

"bir gün başkaları da bizi anlatacak
hazır olalım sözlerin
pas tutmayanı için
çamura bulanmamış çığlıklara.
adımız buydu diyelim
yerimiz buydu, işte tarih"

Şair Behçet Aysan'ın Kızı Eren Aysan: Tek Duygu Kaldı Geriye, Çaresizlik..
Pazartesi, Temmuz 02, 2012 BEHÇET AYSAN, EREN AYSAN, RÖPÖRTAJ, SİVAS KATLİAMI

Sivas’ta yakılarak katledilen şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan böyle isyan ediyor, o kara güne. Yaşamı, hayata bakışı artık bir başka türlü oluyor 2 Temmuz 1993’ten sonra. Bir de 13 Mart’taki davada zaman aşımı kararı adeta 2 Madımak’ı yaşatıyor O’na…

Eren Aysan ile Sivas katliamının üzerinden geçen 19 yılı, değişen hayatını ve 13 Mart’taki kararı konuştuk.

-19 yıldır Sivas Katliamı ile ilgili basında çok fazla haber yayınladı. Türkiye ve dünyadan tepkiler yükseldi. Geriye dönüp baktığımızda 19 yılda değişen ne oldu?

Öncelikle şunu söyleyeyim: 2 Temmuz 1993’dan bu yana “yenilgi” duygusunu üzerimden atamadım. Sanki o ana kadar her şeyin çözümü vardı. Sıkıntı ne kadar ağır olursa olsun, küçücük hayale yol açan umut da vardı. Şimdiyse tek duygu kaldı geriye, çaresizlik… Çünkü 1993’de, özellikle boyalı basında, yananın provokatör, yakanın kahraman olduğu söylemlerine tanıklık ettik. Özellikle Sabah, Hürriyet, Milliyet, Türkiye, Meydan gibi yüksek tirajlı gazeteler, “olaylara Aziz Nesin’in yaptığı lüzumsuz konuşmanın neden olduğu”nu yazdı. Kendinden menkul köşe yazarları, orada öldürülen sanatçı, yazar ve şairlerin kimliğini gözetmeden, tek hedef olarak Aziz Nesin’i gösterdi. Kaleme alınanlar Madımak Oteli’nin önünde yükselen, “Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak”, “Kahrolsun Laiklik” nidalarından uzaktı. On altı yaşındaydım… Soluksuz bir biçimde bağırmak, bu ülkenin bir şairi, yazarı, bilim adamı yakıldı diye haykırmak istiyordum. Siz kalpten parmak uçlarına uzanan acının tırnakları bile titrettiğini bilir misiniz? Ben biliyorum… Süreç içinde kendimizi anlatmaya çalıştık. Her şey için mücadele ettik diyebilirim… Ölenlerin kimliklerini adeta yeniden kazandırmaya çalıştık. En sonunda mızrak çuvala sığmadı. Her şey bütün çıplaklığıyla ortaya saçıldı.

“ÜLKE DAHA ÇOK ERKEN ÖLÜMLERE GEBE”

-2 Temmuz 1993 günü hayatınızda bir dönüm noktası oldu. Behçet Aysan’ın kızı olarak o gün neler yaşadınız anlatır mısınız?

Küçük bir çocukken akasyalı sokağa bakan küçük bir evde otururduk. Her akşam masamızda aile sofraları kurulurdu. Zaman mavi benekli kelebek kanatlarında uçuşurdu. Ölüm öyle çok uzaktı ki, kimse bir mezar taşının yanından geçeceğini bile ummazdı. İşte tam o günlerden birinde, telefon çaldı. Babam Sivas’tan aradı, sesinde tuhaf bir tedirginlik: “Cuma gününe kalmak istemiyorum, geleceğim” dedi. Akşam televizyonda “Sivas’ta olaylar” başlığı. Önce “yirmi iki yaralı var”, dendi. Babamın hemen geleceğini düşündüm. Saat on haberlerinden sonra alt yazılar geçmeye başladı. Otel yandı bitti, kül oldu, işte şu kadar ölü... Bir bahçeye gittik annemle. Çok gördüğüm, babamla annemin hep götürdüğü, adı çiçek ismi olan bir yere. Boşuna geliyordu bana yaşadıklarımız. Babam ölmezdi ki. Peki, niye tanıdığım yüzlerde hep gözyaşı vardı? Önce babamın muayenehanesine gittik. Ve gece on iki haberlerini izledik. Ve televizyonda İçişleri Bakanı Gazioğlu’nun açıklaması:

“Ölenlerden ilk sekiz kişinin kimlik tespiti yapıldı, isimlerini sayayım.” Behçet Sefa Aysan dördüncü isim. Sessizlik deldi geçti bedenimi, hiçbir kıpırtı hatırlamıyorum. Spiker, “Sayın bakanım, ölenler arasında Behçet Aysan gibi yazarlarımız, sanatçılarımız var mı?” diye soruyor, bakan birkaç dakikalık susuştan sonra “evet” yanıtını veriyor. Ben daha çok korkuyorum. Sonra adımdan bir fazlasını hatırlamıyorum, annem beni eve götürmüş olmalı. Sabaha kadar odamda bekledim, babamı. Gelecek ve ben afacan bir mutlulukla koşacağım yanına. Hem niye ölsün ki! Yok, bunlar yalan. Ertesi gün anneme bir bardak çay uzattım. Gördüm gözünde yaş yerine kan var. Büyüdü gözündeki kan pıhtısı. Günlerce, aylarca gitmedi. Her gün kendini battaniyelerin altında sakladı. Bir kedi gibi incelikle mırıldanarak girdi odadan, çıktı odalardan. Bir gün ayağa da kalkamaz oldu, ağrıdan acıdan duramaz. Anladık ki her konulan teşhis “verilecek hesabı kalmamışlara” değilmiş. Defalarca ameliyat masasına götürdüler annemi. O gideceği yeri bilerek ince bir çizgi gibi gülümsedi. Ölümünden bir gün önce saatlerce konuştuk.

-Kendini niye bu hale getirdin anne?

İkimiz de biliyorduk artık geriye dönüşün olmadığını. Gittiği yolun çıkmaz bir sokakla birleştiğini daha önce bilseydi, kendini korur muydu, sanmıyorum.

-Babamı çok mu sevdin anne?

-Sen olsaydın sen de severdin dedi olanca mahcupluğuyla, sarıldım ona. Kara gözlerine baktım, kaşlarına. Son konuşmalarımızdı bunlar.

Annemi bir kefen içinde gördüğümde de yaz başıydı, babama yakın bir mezar bulduk ona. Şimdi sanki bir pencereden babama bakıyormuş da en azından onu gördüğü için iyiymiş gibi geliyor bana.

Benim için yaşam artık, annemin ağzından çıkan son sözcüklerde gizli. Sivas’ın anlamını soruyorsunuz ya, diyorum ki Sivas bir aile hikâyesinde gizli. Sanki çok uzak bir geçmişte kalmış, hiç yaşanmamış bir aile hikâyesinde.

Biri kırk üç, biri kırk dokuz yaşında ölen iki insandan kalanlardır bunlar. Bir romanda okunsa “Türk Filmi” gibi sulusepken, akıl başa gelince de bizim ülkemizde olası bir kurgusu var denebilir pekâlâ.

-Peki, biz bu ülkeye bütün bunları hak edecek ne yaptık?

Yanıtlayacak tek bir sözcük bile bulamıyorum, bundan sonra da kendim için de hiçbir şey istemiyorum. Bu ülke daha çok erken ölümlere gebe. Tek bildiğim bu.

-Son olarak ne söylemek istersiniz?

13 Mart’ta mahkeme kararını açıkladığı anda… Önce büyük bir boşluk hissettim kalbimde. Sanki elimi kalbime götürdüğümde yerinde durmuyor gibiydi. Soluksuz kalmıştım. Nefes almıyordum. Öylece gelip geçenlere bakıyordum. Üstelik hukukin sürecin derdime derman olmayacağını bile bile bunları yaşıyordum. Türkiye’de hangi siyasi cinayet çözüme ulaştı da babamınki tamamlansın? Üstelik yanı başımda hukuk defterinin çoktan kapatıldığı derin ailem de vardı. Onların bir kısmı platform kurulmadan önce de eş, dost, tanışık, kardeşti. Dışarı çıktım. Gökyüzüne baktım. Dünya dönüyordu. Şu bir gerçektir artık: Biz konuşuyorsak, adalet yoktur! Çünkü on dokuz yıldır hukuki mücadeleyi yıpranarak verdik. Şimdi artık bana düşen görev babamın yarattıklarını bu dünya döndüğü sürece yaşatmak için çalışmaktır.

Söyleşi: Deniz Toprak/Odatv.com

bilirim yarın diye bir şey var
çeliğin su katılmamış yanı
ırmakların geçilecek, fırtınaların
bir yanı var
ömrümüzün
dinecek
belki bir gün gülecek.
selam verip
selam alacak
barışa kardeşliğe
hep tok yatan
çocuklar görecek
el ele
aşklar, omuz omuza
dostluklar
ne dikenli teller olacak
ne tanklar tüfekler
ne tüberküloz kalacak
ne lösemi
ne işsizlik

Behçet Aysan - Beyaz Bir Gemidir Ölüm (Kendi Sesinden)
https://www.youtube.com/watch?v=OxFzlWuun9g

Bestelenen Şiirleri :

Ezginin Günlüğü Bir Eflatun Ölüm
https://www.youtube.com/watch?v=XvMHhMrpGwA

Ezginin Günlüğü - Kara Sevda
https://www.youtube.com/watch?v=I-6mRKRx4EI

Ezginin Günlüğü - Kuşlar da Gitti
https://www.youtube.com/watch?v=VQzQSERhHxU

Ezginin Günlüğü - Sesler ve Küller (1996)
https://www.youtube.com/watch?v=wGGwGDf5ROU
248 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Madımak katliamında vahşice öldüren Behçet Aysan'ın bol ödüllü şiir kitaplarını barındıran Düello isimli derlemeyi okudum. İmgeleri tarzı aşkı sevgiyi kardeşliği direnişi işleyişi oldukça başarılı. Okunmaya değer şiirler barındıran bir külliyat.
248 syf.
Behçet yüreğimde bir yangındır Metin gibi Asaf gibi İnci gibi ... Duello bir şiir aslında fakat aynı zamanda tüm kitabında adı.. Anlamı dışında kullandığı da aşikar , çünkü bir çok noktasında fark edeceksiniz duello bir çatışma anlamına gelir , fakat mühim şiirlerine bakıldığın da çatışma iki kişi arasında mı yoksa tek kişinin kendi içinde mi olduğundan emin olamıyoruz . şiirler bakış açısı çokluğundan hakikaten anlam karmaşasında bırakıyor insanı , alıntılarda da fark edeceksiniz ama ben bir örnek vereyim istiyorum .. ''Ben bir yanda rakip hayat / denizse köpürüyordu '', Rekabet, hayat ile ölümün, ölümcül olanın, ezeli çatışmasıdır belki. İkisi birbirini içerir .. diye bir anlam çıkardım ne kadar doğru oda tartışılır ... Umarım okumak adına geç kalmazsınız , Kaç insan kendi sonunu bir şiir de anlatmıştır ki ..
248 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Ah.Sözlerime bu nidayla başladım.Derin bir iç çekerek ve gönülden bir "ah"ederek incelemeye gayret edeceğim bu hazineyi.
Metin Altıok'un "Bir Acıya Kiracı"kitabını okuduğumda da,Behçet Aysan'ın "Düello"kitabında da aynı hisleri yaşadım.Ürperdim.İçim yandı.Anlayarak okumaya gayret ettim bu iki yanık yüreği,büyük insanı.Satır satır aradım neden cayır cayır yakıldıklarının sebebini.Bulamadım yanıtını.Siyasal İslamcılar tarafından 2 Temmuz 1993 günü 37 kişiyle birlikte Madımak Otelinde can verdi Behçet Aysan."Bu yanan ateş Allah'ın ateşidir.Yansın gavurlar"cümleleriyle kendilerini islamcı,dindar gösteren komprador uşaklarının kurbanı oldu bu zarif,beyefendi,mazlum,mağdur insan.Türkiye büyük bir aydınını kara bir lekeyle uğurladı.Bunları yazıyor olmaktan bir kez daha utanıyorum ve içim acıyor.Aydın olmak için yanlış coğrafyayı seçtiniz ağabeylerim.Işıklar içinde uyuyun.UnutMADIMAKlımda!

Her satırında Behçet Aysan'la büyük bir sırrın gizini çözmeye çalıştık sanki.Yıldızlarla belirtilen noktalardan nice kıymetli tarihi bilgiler edindim.Yanmak,kül,ateş kelimelerini çok kullanmış şiirlerinde.Ölümü ayan mı oldu acep güzel ağabeyime? Ah Behçet ağabeyim ah!Karşı Gece,Sesler ve Küller,Eylül,Deniz Feneri,Son Şiirleri ve yayınlanmamış şiirlerine yer verilmiş kitapta.Bütün şiirlerini bulabileceğiniz,şairle hemhâl olacağınız,gönül dostu olmaya talip bir kırık gözlüktür Behçet Aysan.Kıymeti bilinmedi.Bugün de herkes yerine ben utanayım bu acı gerçeğe.

Yazarın biyografisi

Adı:
Behçet Aysan
Unvan:
Şair ve Tıp Doktoru
Doğum:
Ankara, 1949
Ölüm:
Sivas, 1993
1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.

12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 37 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.

Yazar istatistikleri

  • 159 okur beğendi.
  • 260 okur okudu.
  • 6 okur okuyor.
  • 133 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları