Behçet Aysan

Behçet Aysan

Yazar
8.8/10
44 Kişi
·
104
Okunma
·
48
Beğeni
·
4.071
Gösterim
Adı:
Behçet Aysan
Unvan:
Şair ve Tıp Doktoru
Doğum:
Ankara, 1949
Ölüm:
Sivas, 1993
1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.

12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 37 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.
Ayrılıklar bildim acılar
yaşadım
Okudum
Tahir ile Zühreyi
Kerem ile Aslıyı
ve Ferhat ile Şirini
Ağlamadım da
Senin öykünün duyunca
Dayanamadım
Kendini zeytin ağacına asan
On iki yaşındaki kuma
''söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım
belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.''
Yanıyor yanıyor Madımak yanıyor!!!
Yansın Madımak , aydın diye geçinen aleviler ile dolu, yakın dinsizleri!!
Aziz Nesin yakın kafiri, Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri kitabının reklamını yapıyor Humeyni, Salman Rüşdi nin idamı fermanını verdi, siz de gebertin Aziz Nesin’i..

‘’Sen bu şiiri okurken
Ben belki başka bir şehirde ölürüm’’
Yıl 2018 Aralık ayı, 1988 –Mart ayı Eylül kitabının ilk baskısı var şu an elimde. Ben bu kitabı okuduğum zaman sen 1993 yılının Temmuz ayında Madımak’da yakılarak katledildin. Sen Madımak otelinde ateşler içinde iken de aynı şehirde değildik seninle. Ben Ankara’da senden 6 ay kadar önce aracına yerleştirilen bomba ile öldürülen Uğur Mumcu’nun şüphelilerin araştırıldığı artık kaldırılan DGM mahkemelerine görevli gidip geliyordum. Aynı mahkemeye senin yakılma olayının şüphelilerinin duruşması için de aylarca gidip geldim. İlk şark görevine gittiğim tarihlerde de devam etti duruşman hatta başka başka illere bile alındı güvenlik sebebiyle.
Duruşmalarda getirilen şüpheliler her mahkeme öncesi farklı kılıkta idi biliyor musun? İlk geldiğinde saçlı sakallı olan sonrakinde dımdızlak kel, traş kaydı sakalsız idi. Gözlüklü olan gözlüksüz, paçoz olan takım elbiseli sanki her mahkemede yeni imaj sergisi çabasında. Niye diye mi soruyorsun? Teşhis edilmekte tanıkları yanıltırız avallığı..
Doktormuşsun okudum hayatını şimdi değil ama taa o mahkemeler döneminde kimdi Madımak ateşine verilenler diye merak ettim de hepsinin hayatını okudum.
Yanık Ağıt başlıklı bir şiirin var;
‘’Beş işçi elektrik ceryanına
Kapılarak can verdi, behiç bey
İstasyonda hat bakımı yapan’’
Mısralarının olduğu. Bu dizeleri yazarken hiç aklına gelir miydi ateşler içinde seninle birlikte;
Muhlis Akarsu- 45 yaşında, sanatçı
Muhibe Akarsu - 45 yaşında, Muhlis Akarsu 'nun eşi
Gülender Akça - 25 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci, fotoğraf sanatçısı
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci- 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen- 62 yaşında, şair, sanatçı
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin- 22 yaşında şair, sanatçı
Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar- 37 yaşında, şair
Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya – 37 yaşında, şair

Emin Buğdaycı-18 yaşında şair
Asaf Koçak- 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 15 yaşında

Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Metin Altıok - 53 yaşında, şair, yazar, felsefeci
Carina Cuanna Thuijs - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari- 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında

33 aydın birlikte yakıldı. Gelmezdi değil mi nereden gelsin? Gelmiş olsa bu kadar kendinden emin
YARIN DİYE BİR ŞEY VAR başlığında;
‘’Bir yanı var ömrümüzün
Belki bir gün gülecek
Selam verip
Selam alacak
Barışa kardeşliğe’’ mısraları dökülür müydü yüreğinden?
Aziz Nesin’i bir kere mahkemede görme şansım oldu ama çok üzgün her biriniz için ayrı ayrı akıyor gözyaşları anlatırken yaşananları. Senden 2 sene kadar sonra o da vefat etti zaten.
Bir şiirin daha var kitapta ilgimi çeken; BİR YALNIZ NAR AĞACI başlıklı
‘’Bir başka çocuklar
Türkiye’yi konuşacaklar’’
Mısralarının olduğu. Arkandan arkanızdan çok şeyler yazıldı, konuşuldu belgeseller çekildi, tiyatro oyunları sergilendi. Anma günleri düzenlendi hatta senin adının verildiği Türk Tabipleri Birliği tarafından oluşturulan Behçet Aysan Şiir Ödülü yarışmaları da yapılıyor. Bunlar güzel şeyler unutmamak unutturmamak yaşatmak adına ama en kötü olarak gördüğüm hatırlatma ise Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ardından ‘’O dondu biz yandık’’ sloganlarının kullanıldığı afişler idi.
Ölümlere sevinebilmek acıları alaycılık ile ses duyurmak!!
Yıl evet 2018 değişen ne var bilmiyorum , neler değişecek bilmiyorum. Kalan ömrümde ırk, dil, din, mezhep ayrımı olmaksızın huzurlu yıllar yaşamak istiyorum.
Keyifli okumalar.
https://www.youtube.com/watch?v=_fNu6jgqUN8
"Yıllar yılı
aynı kitabı okudu durdu
Adı
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi
Acılar bilgisi"


1949 yılında Ankara'da doğar. Tıp fakültesini bitirip doktor olur. Sade ve hüzün kokan yüzlerce şiir yazar. Bir kaç şiiri, Ezginin Günlüğü grubu tarafından bestelenir. 1987 de Abdi İpekçi Barış Ödülünü alır.

"Sen bu şiiri okurken 
ben belki başka bir şehirde 
ölürüm."

der ve 44 yaşındayken Ankara değilde bir başka şehirde Sivas'ta 1993 yılında yakılarak öldürülen 37 kişiden biri olur. Böyle bir ölümü kendisi de düşünmemiştir eminim.

Şiirlerinde sanki hissetmiştir acı bir ölümü olacağını,
Bir masal yazar ve ölüsünü arar pencereler önünde, halbuki pencereler bile kül olmuştu.



Ve EYLÜL,
Benim ayım, hayata başlama ayım, güzel ayım.

Her gelişinde hazan dolardı içim. Yapraklarım solar, güneşim batar, yağmurlarım içime içime yağar..

Şiirlerde buram buram eylül kokuyordu, eylül kadar hüzün, eylül kadar çaresizlik ve eylül kadar yalnızlık kokuyordu. Kovulup, kovulup tekrar acılara dönülen şiirlerdi bunlar.

Şiirler içine çekiyordu birer birer.

Ansızın'la ay denize düşerdi ve birini hatırlarsınız sizde, eskilerden bir şeyler canlanırdı anılarda.

Ayna şiirinde o büyük aşkınız biterdi ve şarkılar yine hep yarım kalırdı.

Eski fotoğraflar şiirini okuyunca unutulmuş bir akşamda hüzün dolardı yüreğe.

Sonra sizlerde bir gökyüzü ararken anlardınız, acılarınızın aslında umutlarınız olduğunu.

Ve bilir misin sen yanıma gelince de "koşuşurdu yıldızlar karanlığa doğru"

"Neyse kapatalım sevda konusunu,
Bu böyle hüzündür
Bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka"



Ve KARŞI GECE

Tam kitabın ismine uygun (toplu şiirler kitabı olduğu için ayrı isim belirtiyorum) gece temalı şiirler ve şiirinde söylediği gibi ömrünün kozalaklarını çok erken zamanda yakmış daha doğrusu yakılmış bir şair.

Sen varsın şimdi bir türkü tutturup ölüme giden.
Yine hayat acıtıyordu seni ve beni ve herkesi...

Yıl 1968 olsun 1993'e gelmesin hayat dursun.

O işçi kız nerelerde acaba hala seni seviyor mu?

Hala karanlık yüzlü adamlar birilerini alıp götürüyor ve yine değişen bir şey yok dünyada

Ve benim içimde de "grev fırtınalarının
estirdiği uğultular var" artık senden sonra, ondan sonra.

''Her şey geçer,
Aşk da
Acı da geçer''
Dedin, dedin ama geçmedi."



Ve EFLATUN ÖLÜM
https://youtu.be/XvMHhMrpGwA
Tam kitabın ismine uygun gece temalı şiirler ve şiirinde söylediği gibi ömrünün kozalaklarını çok erken zamanda yakmış daha doğrusu yakılmış bir şair.

Sen varsın şimdi bir türkü tutturup ölüme giden.
Yine hayat acıtıyordu seni ve beni ve herkesi...

Yıl 1968 olsun 1993'e gelmesin hayat dursun.

O işçi kız nerelerde acaba hala seni seviyor mu?

Hala karanlık yüzlü adamlar birilerini alıp götürüyor ve yine değişen bir şey yok dünyada

Ve benim içimde de grev fırtınalarının
estirdiği uğultular var artık senden sonra, ondan sonra.

''Her şey geçer,
Aşk da
Acı da geçer''
Dedin, dedin ama geçmedi.
Eylül,
Benim ayım, hayata başlama ayım, güzel ayım.

Her gelişinde hazan dolardı içim. Yapraklarım solar, güneşim batar, yağmurlarım içime içime yağar..

Şiirlerde buram buram eylül kokuyordu, eylül kadar hüzün, eylül kadar çaresizlik ve eylül kadar yalnızlık kokuyordu. Kovulup, kovulup tekrar acılara dönülen şiirlerdi bunlar.

Şiirler içine çekiyordu birer birer.

Ansızın'la ay denize düşerdi ve birini hatırlarsınız sizde, eskilerden bir şeyler canlanırdı anılarda.

Ayna şiirinde o büyük aşkınız biterdi ve şarkılar yine hep yarım kalırdı.

Eski fotoğraflar şiirini okuyunca unutulmuş bir akşamda hüzün dolardı yüreğe.

Sonra sizlerde bir gökyüzü ararken anlardınız, acılarınızın aslında umutlarınız olduğunu.

Ve bilir misin sen yanıma gelince de koşuşurdu yıldızlar karanlığa doğru

"Neyse kapatalım sevda konusunu,
Bu böyle hüzündür
Bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka"
Behçet yüreğimde bir yangındır Metin gibi Asaf gibi İnci gibi ... Duello bir şiir aslında fakat aynı zamanda tüm kitabında adı.. Anlamı dışında kullandığı da aşikar , çünkü bir çok noktasında fark edeceksiniz duello bir çatışma anlamına gelir , fakat mühim şiirlerine bakıldığın da çatışma iki kişi arasında mı yoksa tek kişinin kendi içinde mi olduğundan emin olamıyoruz . şiirler bakış açısı çokluğundan hakikaten anlam karmaşasında bırakıyor insanı , alıntılarda da fark edeceksiniz ama ben bir örnek vereyim istiyorum .. ''Ben bir yanda rakip hayat / denizse köpürüyordu '', Rekabet, hayat ile ölümün, ölümcül olanın, ezeli çatışmasıdır belki. İkisi birbirini içerir .. diye bir anlam çıkardım ne kadar doğru oda tartışılır ... Umarım okumak adına geç kalmazsınız , Kaç insan kendi sonunu bir şiir de anlatmıştır ki ..
Kana boyandı kirmenimde yün
Kuşmarlara, tuzaklara düştüm
...

diyen ; şiirlerini çok sevdiğim ve 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen şairimiz.
Mekanı Cennet Olsun
ipince ipekten gece
hışırdasa yırtılır gibi
çalıyor sessizliğin kampanası
dışarıda, afiş asıyor çocuklar
uzaktan silah sesleri geliyor
kal diyor, bir kadın sesi–
gitme kal,
ve patlamaya hazırlanıyor
leylaklar...

kalbim de.
Madımak'ta hayatını kaybetmiş şairin hayatını merak ederek okumuştum bu kitabı. Şiirler bazen anlık bazen uzunca bir süreyi kapsayan etkilenmeler olduğu için bütün şiirleri bana hitap etti dersem yalan söylemiş olurum. Bazen şiirler içinde çok güzel cümlelerle kesişti yolum, 2-3 şiirini de gerçekten beğendim. En beğendiğim şiirinin Bir Eflatun Ölüm olduğunu söyleyebilirim.
Behçet Aysan’ ın tüm şiirlerinin bulunduğu tek kitap, maalesef tek kitap. Muhteşem bir şair, aramızdan oldukça erken ve talihsiz şekilde ayrıldı. Bu başkaca bir yazının konusu elbette. Bir Eflatun Ölüm, Ay Düşünce herkesçe bilinen bestelenmiş iki şiiri. Bestelenmiş başkaca şiirleri de var. Behçet Aysan’ı seviyoruz...
Behçet Aysanı “Düello” kitabı ile tanıdım. “Sesler ve Küller” kitabını “Düello”dan daha çok sevdim. Kendimle daha çok özleştirdim. Ruhumu okşayan bir çok şiiri ile karşılaştım bu kitapta.

Ruhu şad olsun!

Yazarın biyografisi

Adı:
Behçet Aysan
Unvan:
Şair ve Tıp Doktoru
Doğum:
Ankara, 1949
Ölüm:
Sivas, 1993
1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.

12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.

2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 37 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.

Yazar istatistikleri

  • 48 okur beğendi.
  • 104 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 59 okur okuyacak.
  • 1 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları