Bertrand Russell

Bertrand Russell

8.3/10
365 Kişi
·
1.006
Okunma
·
285
Beğeni
·
9.535
Gösterim
Adı:
Bertrand Russell
Unvan:
Yazar
Doğum:
Trellech, Monmouthshire, Bk, 18 Mayıs 1872
Ölüm:
Penrhyndeudraeth, Galler, Bk Grip, 2 Şubat 1970
Bertrand Arthur William Russell, 3. Earl Russell.( 18 Mayıs 1872- 2 Şubat 1970), Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplumsal eleştirmen.
Hayatının çeşitli dönemlerinde kendisini liberal, sosyalist ve barışsever olarak tanıtmış ayrıca hiçbirine derinden bağlı olmadığını itiraf etmiştir. Monmouthshire'de İngiltere’nin önde gelen aristokrat ailelerinden birinin ferdi olarak dünyaya gelmiştir.

Russell 1900 lerin başında İnglizlerin “idealizme karşı isyanı” na öncülük etmiştir. Gottlob Frege ve Ludwig Wittgenstein ile birlikte analitlik felsefenin kurucusu kabul edilir. A. N. Whitehead ile birlikte Principia Mathematica adlı kitabı yayınlamıştır. Felsefi denemesi ''On Denoting''(İfade Üzerine) adlı eseri felsefinin paradigması olarak kabul görür. Aynı zamanda geniş bir çevrece 20. Yüzyılın önde gelen mantıkçılarından biri olarak kabul görür. Çalışmaları mantık, matematik, dilbilim, bilgisayar teknolojisi ve filozofiyi, özelliklede dil felsefesi, epistemoloji ve metafiziği önemli ölçüde etkilemiştir.

Russell önde gelen savaş karşıtlarındandır. Serbest ticareti ve anti emperyalizmi desteklemiştir ve barışsever tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşı sırasında hapishanede yatmıştır. Daha sonra Adolf Hitler’e karşı kampanyalar düzenlemiş, Stalinci totalitarizm’i eleştirmiş, Vietnam Savaşı’ındaki tutumu nedeniyle Amerikan hükümetini suçlamıştır. Aynı zamanda nükleer silahsızlanmanın dobra savunucularındandır. Son eylemlerinden bir tanesi İsrail’in Orta Doğu’daki ülkelere karşı izlediği tutumu eleştirdiği bir bildiri yayınlamasıdır.
İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.
“ Hiç kimseden, yaşamını başkası uğruna temelden değiştirmesini beklememeliyiz. “
Saygıdeğer kadınların arasında çekememezlik önemli bir yer tutar. Yeraltı treninde oturuyorsunuz, güzel giyinmiş bir hanım giriyor içeriye, vagondaki kadınların gözlerine dikkat edin. Göreceksiniz ki , her biri bu kadına kötü niyetli bakışlar fırlatmakta ve onda bir kusur bulmak için çırpınmaktadır.

Aynı şeye erkekler arasında da rastlanır; yalnız şu farkla ki, diğer bütün kadınları kendilerine rakip olarak gördükleri halde, erkekler bu duyguyu ancak kendi meslektaşlarına beslerler.
Gönlüme dedim ki, haydi bakalım biraz da neşelenelim,
zevkin tadına varalım.
Ve gördüm ki, o da boş.

Sonra gönlümden dedim ki, budalanın başına gelen benim de başıma geldi,
öyleyse neden budaladan daha akıllıyım?
Sonra gönlümden dedim ki, bu da boş.
İnsan kişiliğine saygı her sosyal problemde, ama özellikle eğitimde, bilgeliğin ilk koşuludur.
Bertrand Russell
Sayfa 229 - Tübitak Popüler Bilim Kitapları
Yaşam biçimleri ve dünya görüşleri, özellikle birlikte yaşadıkları kişiler tarafından iyi karşılanmayanların pek azı mutlu olabilir.
İnsanlar sadece başkalarının mutsuzluğu pahasına elde edilebilecek şeylere sahip olmayı istemekten vazgeçtiğinde, toplumsal özgürlük önündeki engeller de yok olacaktır.
Bertrand Russell
Sayfa 207 - Tübitak Popüler Bilim Kitapları
# Dikkat: İnceleme, mutluluk içerebilir.

Hani çok bilinen bir efsane vardır:
Tanrılar mutluluğu saklamak istemişler, diye başlar. Neden saklamak istemişler onu da anlamış değilim ya, canları çok sıkılmış olsa gerek. Ya da biz yarattık biz kayırmayalım, diye mi düşündüler artık :)
Her neyse... Tanrılardan ilginç ve yaratıcı cevaplar gelmiş. Biri ormanın derinliklerine biri de denizin dibine saklayalım, demiş. Aralarından en mantıklısı çıkıp, insanların kendi içlerine saklayalım, oraya bakmak hiç akıllarına gelmez, demiş. Bak sen şu işe...

Ondandır. Tüm kişisel gelişim kitapları, hani o meşhur meditasyon, yoga zımbırtıları da hep bunu söyler. İçinize yönelin. İçinizdeki mutluluğu dışa verin efendim. Bir ooommm daha alalım, kesin bu sefer çıkacak.

Hemen burada şu videoyu izleyip gelelim. Kısacık bir şey, 30 saniyecik, zararsız. Zira incelememizin daha iyi anlaşılması için gerekecektir:)

http://youtu.be/exh10VoN1FM

İşte Bertrand Russel tüm bu tezi çürütüyor. Diyor ki, kesinlikle içinize yönelmeyin. İnsan delirir yahu... Kendi kendine konuşmak gibi bir şey. İnsan kendini bu kadar kurcalamamalı. Ne varsa dışarda var. Tamamen dışa yönelmemizi öğütlüyor. Dışsal uğraşlar edinmemizi hatta bir iki tanenin bile yetmeyeceğini attırabildiğimiz kadar bu uğraşları fazlalaştırmamızı söylüyor. Tabii ki kendimizi ve çevremizdekileri olumsuz etkilemediğimiz ölçüde... Yani benim dışa yönelimim bu şekilde deyip, damacana damacana alkol tüketmemeliyiz ya da yolda yürürken gözünün üstünde kaşın var diyerek birine keyfi olarak zarar vermemeliyiz. Bunlar da mutsuzluk getirecektir.

Bakın dünya üzerinde ne kadar edebiyat ve sanatla uğraşmış insan varsa hemen hemen hepsi mutsuzluk hezeyanına kapılmıştır. Çünkü edebiyat da sanat da insanın kendi içine yönelmesiyle mümkündür. Oysa bir bilim adamı öyle midir? Sürekli kafası dışarıdaki işlerle meşguldur. Öyle ki, oturup varoluşsal sancılarını düşünecek ya da karısıyla kavga edecek vakti bile yoktur.

Aynı mantığı çocukların yetiştirilme süreci için de uyguluyor Russel. Eğitimci olduğumdandır, çocuk gelişimine ayrı bir ilgim var. O sebeple bu konuya da kısacık değinmek istiyorum. Özellikle son dönemlerde anne-babalar çocuklarını mutlu etmek için onlara olmadık aktiviteler, janjanlı yiyecekler, sürekli dışarıda geçirilen sözde eğlenceli vakitler sunmaktadır. Oysa bizler doğanın bir ürünü olarak daha sakin bir hayata programlıyızdır. Bu şekilde büyütülen çocuk tahammülsüz olur. Düşünmeye, yaratmaya fırsatı olmaz. Dikkati dağınık olur. Ona kendi kendine de bir şeyler yapabileceği, sabredebileceği, can sıkıntısıyla baş edebileceği zamanlar ve fırsatlar yaratılmalıdır. Çünkü en değerli, en yaratıcı tohumlar sakin bir hayatın içinde filizlenecektir.

Russel, matematik ve mantık üzerine uğraşmış bir filozof olduğu için her şeye akıl yürütmeyle yaklaşıyor. Kendisi bile şu zamana kadar intihar etmediysem daha fazla matematik öğrenmek istediğim için demiştir. Varın gerisini siz düşünün.

Bunlar benim kitaptan cımbızla çekip aldığım düşüncelerim. Normalde kitapta daha birçok konuda birçok güzel örnek var. Öyle kişisel gelişim kitaplarındaki gibi boş beleş tavsiyeler yok. Daha mantıklı, daha yere basan deneyimler için denemelisiniz, der giderim.

Mutlu okumalarınız olsun. <3
İlk defa Bertnand Russel’ in kitabını okudum ve benim için çok keyifliydi. Sanki yazar konuştu bende onu dinleyerek notlar aldım gibi oldu. Kişisel gelişim kitaplarında sıkça olan ve benim de pek hoşnut olmadığım şunu yapmayacaksın, bunu yapmayacaksın gibi maddelerden ziyade hayatımız içinde olan gerçekliği acısıyla ve tatlısıyla önümüze sürüyor. Tüm kitapseverlere tavsiye ediyor ve mutlu yaşam diliyorum.
Bir eserin daha sonuna geldik. Bu sefer de mutlu olmanın yollarını aradık, püf noktalarını. En başta 'Mutlu Olma' nın bir sanat olduğunu öğrendik. Şu anda kahvemi yudumlarayak, yüzümde bir tebessüm ile kapağını da çok beğendiğim bu eser üzerine nacizane değerlendirmemi paylaşacağım sizinle.

Her zamanki gibi öncelikle ilk defa bir kitabını okuduğum için yazardan bahsetmek istiyorum. Tam adı Bertrand Arthur William Russell olan yazarımız, Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi ve toplumsal eleştirmen. Principia Mathematica adlı kitabın yazarlarından birisi. Çalışmaları özellikle felsefe alanını önemli ölçüde etkilemiş. Ayrıca önde gelen savaş karşıtlarından. Tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşıd öneminde hapis cezası almış ama düşüncelerini savunmaktan hiç vazgeçmemiş. Adolf Hitler vb diktatörlere ve yanlış bulduğu tutumlara karşı hep savaşmış, eylemde bulunmuş. İnsan hak ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. (Yararlanılan kaynak Vikipedi)

Mutlu Olma Sanatı kişisel gelişim ile felsefe alanlarının yoğrulmasıyla oluşturulmuş bir eser. İki ana başlığa ayırmış yazar içeriği. Mutsuzluğun nedenleri ve mutluluğun nedenleri olarak. Bunlarda kendi içinde ilgili alt başlıklara ayrılmış. Klasik gelişim kitaplarından daha farklı. İçine felsefeyi de katıp yoğurarak güzel bir hamur sunmuş bize Russell. Tabii bu hamura son şekli nasıl vereceğimiz bize bağlı. Salt mutluluğun yollarını ve sırlarını vermemiş bize. Bile bile yaptığımız hataları ve de bazen dile getiremediğimiz bazen de uygun kelimelerle dışa vuramadığımız durumları bize sade ve akıcı bir dil ile aktarıyor. Güzel tahliller ile pekiştirmiş. Diğer kitapların bize verdiği içinize yönelme tavsiyesinin aksine dışa yönelmemizi söylemiş Russell. Kendimize mutlu olabileceğimiz uğraşlar edinmemizi ve dış dünya ile ilgilenmemizi önermiş. Bence de bir noktada haklı. Çünkü insan her ne kadar olumlu düşünmeye çalışarak içine yönelse de, eğer içinde mutsuzluk, umutsuzluk, çaresizlik var ise yine aynı noktaya dönüyor.

Konulara gerçekçi bir şekilde değinmiş sevgili Bertrand. Görüşlerini kaliteli tahliller yaparak aktarmış. Dili sade ve anlalışılır. Bir çok somut örnekle de konuları pekiştirmiş. Kitap bittiğinde mutluluğun tüm sırlarını çözmüş bir insan olmuyorsunuz elbette. Russell sadece bize biraz yol gösteriyor. O yolda nasıl, ne zaman, kiminle ilerleyeceğimiz tamamen bize kalmış.

Aslında bu kitap elimde yokken ve e hiç okumayı düşünmediğim bir zamanda sevgili kitap arkadaşım ve kız kardeşim yerine koyduğum Betül tarafından hediye edildi. Teşekkür ediyorum kendisine. Böylelikle okumaya karar verdim, aramızda bir etkileşim oluştu diyebilirim. O zaman şundan emin oldum ki bazı kitaplar kendi zamanını belirliyor. Uygun zamanda karşımıza çıkıyor. Belki evrenin ya da karmanın bir oyunu ama seviyorum bunu. Bence okumalısınız bu kitabı. Kişisel gelişim kitaplarını sevmiyorum diyenler olacak ama bu önyargıyla yaklaşmayın derim. Russell filozof yönünü de konuşturmuş biraz.
Şimdiden keyifli okumalar kitap dostları :)
Adı üstünde Russell'dan mutlu olmaya dair bazı tespitler. Ama ben sadece en çok ilgimi çekeni paylaşmak istiyorum sizinle.

Russell'a göre mutlu olabilmenin en kolay yollarından biri ilgi alanlarınızın çok ve çeşitli olması. Örneğin ormanda sıradan bir insanın yürüdüğünü düşünelim. Başta ağaçlara, yeşile hayran kalır ancak bir süre sonra manzara ilgisini çekmemeye başlar. Yürüdükçe sıkılacaktır. Fakat böceklere ya da farklı bitkilere ilgi duyan bir insan mesela. Hem o yürüyüş sırasında aldığı haz çok çok daha fazla olacaktır hem de çok daha geç sıkılacaktır orada yürümekten.

Size yüzünden gülümseme eksik olmayan erkek arkadaşımdan bahsetmek istiyorum. Birbirinden farklı birçok ilgi alanı var. Köpekler, voleybol, tenis, müzik, arabalar gibi. Onunla sahilde yürürken mesela, gördüğü her köpeğin cinsine dikkat etmesi, duyduğu her şarkıdaki enstrümanları anlamaya çalışması, bu gibi küçük şeyler belki ama böyle ilgiler hem onun sahilde yürümekten bana göre daha çok zevk almasını hem de daha mutlu hissetmesini sağlıyor. (canım ben de çok zevk alıyorum da örnek olsun diye)

Eh toparlamam gerekirse: mutlu olmak için - mutluysanız da daha mutlu olmak için- ilgi alanlarınızı genişletin. Bir şeylere zorla ilgi duyun demiyor tabi Russell ancak bir şeylere biraz daha dikkatli bakarsanız onda ilginizi çeken bir şey mutlaka bulacaksınız.
Bernard Russell'ın kitabı - aslında bir söyleşisinin kitaplaşmış hali sadece bu- adından da anlaşılacağı gibi dünya görüşünü anlatıyor. Yazara belirli başlıklarla ilgili (Felsefe, Din, Savaş/Barış, Komunizm/Kapitalizm, tabu Aklakı, Kudret, Mutluluk, Ulusçuluk, Kişinin rolü, Dargörürlülük, Hidrojen Bombası ve İnsanlığın Geleceği) sorular soruluyor ve bunlara cevap veriyor Russsell. 1876-1970 yıllarında yaşamış, Dünya Savaşlarını, Soğuk Savaşı tam manasıyla geçirmiş bir İngiliz aristokratı Bertnard Russell. İngilterenin ilk savaşa girmemesi için çabalamış ve hapis yatmış. Aynı zamanda 20 yüzyılın en önemli filozoflarından biri, hatta yirminci yüzyıl felsefesine yön verenlerden biri demek daha doğru olur. Bu kitapta da oldukça yüzeysel olarak Russell'ı ve dünya görüşünü öğrenebiliyor insanlar. Genel kafa yapısını bu ve diğer kitaplardan yapılan alıntılardan bulabilirsiniz. Gerçekten zihin açıcı şeyler var çoğu kimse için. Şu konuda şöyle düşünüyor, bu konuda böyle düşünüyor dememin bir mantığı yok ayrıca. Görüşlerinin hemen tamamı, katıldığım şeyler benim de. Ama bu kitap nezdinde bir şey söylemek istiyorum sadece. Kitaplar, romanlar, düşünceler her zaman bulundukları çağ için yazılır bence. Birisi için yazdıklarına bakarak, ne kadar ileri görüşlü bir insan diye düşünebilirsiniz elbette. (Tarih tekerrür eder diye bir söz var zaten, göreceli de olsa) Kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz. Ama, örneğin, Dostoyevski Yeraltından Notlar'ı sizin için yazmamıştır. Türkiye'de, yirmibirinci yüzyılda birisinin, O'nu tabletinden okuyup kendinden bir şeyler bulacağını düşünmemiştir bile. Emily Dickinson, benden kaçmamıştır o şiirleri yazarken. Bertnard Russsel olsun, Nietzche olsun, ya da putlaştığımız başka bir karakter, şu anki koşullardan haberleri yoktur hiçbirinin. Sizi, beni günümüz insanını bilemezler. Onların döneminde internet yoktur, okunacak, bilinecek bu kadar çok şey yoktur, tanınacak bu kadar çok insan yoktur. Bu kadar çok saçma, ya da mantıklı görüş yoktur kafalardan çıkan.On onbeş yıl önce doğan çocuklarımıza komunizm bir şey ifade etmiyor artık. Ya da islamiyet öncesi arapların kızlarını gömmeleriyle ilgilenmiyoruz biz, şu anki kızlarımız önemli bizim için. Sonuçta değerli insanlar bunlar, tarihe altın harflerle yazılacaklar belki. Dünyanın şu anki durumu yüzünden suçlayamayız ama hiçbirini. Onları yanlış yorumlayan bizler sorumluyuz aslında dünyanın bu durumundan iyi ya da kötü. Herkesi ilahlaştırmaya çok meyilliyiz, kendilerinden bağımsız olarak. Kitapları, kişileri, fikirleri bulundukları çağa göre değil; kendimize, kendi zamanımıza göre yorumluyoruz. Bu insanların kitabından hoşumuza giden süslü bir bilgi alıyoruz ve hayatımız pahasına savunuyoruz belki de. Din ya da felsefe ya da sadece sevdiğimiz bir şey hayatımız oluyor birden, ideallerimiz oluyor, gözümüz başka bir şey görmüyor. Değil ama, biz aynı yüzyılda hatta aynı bin yılda bile yaşamıyoruz belki onları anlatan insanlarla. Bertnard'ın kitabında bir şey var bulduğu tasalanmaya, mutsuzluğa karşı, yeri gelmişken söyleyeyim. En kötü ihtimali düşünüyor başta, sonra yüz yıl sonrasını düşünüyor ve bu sorunun en ufak bir önemi olmayacağının farkına varıyor. Öyle, nasıl şu andaki problemlerimiz, sıkıntılarımız; belki yüz belki yirmi yıl sonra bir anlam ifade etmeyecekse, bin yıl önceki görüşler de şu an için o kadar önemli olmasa gerek. Neyse, yeterince, saçmaladım heralde. Bu kitaba gelirsek, Bertnard Russell'ı sadece tanımak isteyenlere tavsiye edebileceğim bir kitap. Diğer kitapları ya da görüşlerini içeren yazı/makaleler anlamanıza yardımcı olacaktır bu değerli insanı. Diğer şeyler gibi bu inceleme de, tabi ki, sübjektif. Teşekkürler.
Russell'ın bu kitabı yazmaktaki amacı kişisel gelişim bir kere. Şehirli insanın neden mutsuz olduğunu kendi gözlemlerine dayanarak açıklıyor. Ardından hayatındaki mutlu ve mutsuz insanlardan yola çıkarak, mantık çerçevesinde okura öneriler sunuyor. Meslek gruplarına göre, hobilere göre ve tabii ki eğitim seviyesine göre farklı örnekler vererek kendinizi mutlu hissedebilmeniz için tavsiyelerde bulunuyor diyebilirim. Kitapta biraz kadercilik var diyebilirim, siz sahip olduğunuz tek hayatla iyi bir iş çıkarmaya çalışın, olmuyorsa denemeye devam edin, baktınız ki iyice battı işte o zaman akışına bırakın diyor. Üstelik mutluluk göreceli de bir kavram. Bu sebepten tarifinin verilmesi de oldukça zor diyor yazar. Eğitimsiz bir bahçıvan da işini severek yapar ve bundan mutluluk duyar, aynı şekilde bir bilim adamı da başarısız olduğu zaman bile hayatından mutluluk duyabilir diyor. En mutlu insanlar bilimle uğraşan insanlardır diyor ayrıca. Sinir yorgunluğu, duygusal yorgunluk, çekememezlik, bulunduğumuz durumla başka durumları karşılaştırmak ve mükemmelliyetçilik gibi durumların mutsuzluk nedeni olarak detaylı bir şekilde anlatılmış.
Gereksiz şeyleri düşünmemenin mutluluğa neden olduğu konusu kitapta anlatılmış. İnsanlarla dostça ilişkiler içinde olmanın mutluluğa açılan bir kapı olduğu görüşünü savunuyor Russell. Dedikodunun mantıksızlık olduğu fikrinden bahsetmiş ki bence dedikodu konusuna oldukça farklı bir bakış tarzı getirmiş. Konuları işlerken çocuk eğitiminden de bahsetmesi özellikle dikkatimi çekti. 
Çok gerçekçi, mantıklı çıkarımlar vardı kitapta. O sebepten severek okudum. Tüm yazılanları kendimiz de düşünerek bulabiliriz aslında. Ancak çevreme bakıyorum tüm kendini bilmez, ukala, kibirli, narsist kişilikleri görüyorum ve böyle bir kitabın yazılması gerektiğini düşünüyorum. Russell'in bize bu kitapla kazandırmak istediklerinin farkında olabilirsek, yaşamda daha mutlu olabiliriz diye düşünüyorum. Bu yüzden kitabı tavsiye ediyorum.
"Komşunun ineğini çalma ki komşu da senin ineğini çalmasın" diyerek ahlak olgusunu "karşılıklı eylemlermiş gibi" gören Bertrand Russell'ın etik öğretilerini yanlış bulsam da bu kitapta mutluluk üzerine yapılmış olan tespitlerini haklı buluyorum.

Mutlu olmak için ilgi alanlarımızı genişletmemizi bize tavsiye ediyor. Bir şeylere zorla ilgi duyar gibi değil, o şeylere dikkatli bakarsak onda ilginizi çeken bir şey veya bir şeyleri mutlaka bulabileceğimizi düşünüyor.
Yani Russell'a göre mutlu olabilmenin en kolay yollarından biri; ilgi alanlarınızın çok sayıda ve çeşit çeşit olması gerektiğidir.

Russell bu kitabında felsefe, sosyoloji ve psikolojiyi çok iyi şekilde kullanarak meselelere veya hayata çok güzel dokunuşlarda bulunmuş.

Bana sorarsanız; söylediği şeyler hayata basit bakarak söylenmiş şeylerdir. Ama zaten sorun bu ya!
Bakmayın bize objelere farklı gözlerle bakmayı tavsiye ettiğine. Aslında "Basit bakın!" da diyebilirdi.
Biz bir şeylere basit bakmayı unutmuşuz. Doyumsuz olan insan, çağımızda doyumsuzluğunu en üst seviyeye çıkarmış. Hiçbir nesneden zevk alamaz olduk ya da onları hep yetersiz bulduk.
Ölçülerimiz, bizim belirlediğimiz ölçüler değil. Dış dünyadan içimize, ruhumuza, aklımıza, bilinçaltımıza...sokuşturulmuş ölçülerdir. Yani aslında biz kendimizin ne istediğini bilmiyoruz ama bizden ne istendiğini biliyoruz ve ona göre estetik, etik, sosyal, kültürel...davranışlarımızı biçimlendiriyoruz. Kendimize yabancılaşarak mutlu olma olasılığımızı mahvediyoruz.

SAYGILAR....
"Siyasetten uzaklaşan kitap, Batı medeniyetinin belirgin nitelikleriyle, insan ırkının böcekler tarafından yok edilmesi ihtimallerini tartıştıktan sonra, ruhun mahiyeti üzerine bir tartışmayla son bulmaktadır. Kitaptaki denemeleri birbirine bağlayan genel tez, dünyanın hoşgörüsüzlükten, bağnazlıktan ve yanlış yolda bulunsa bile canlı bir eylemin beğenilmesi gerektiği inancından çok çektiği; halbuki son derece karmaşık modern toplumumuzda ihtiyacı duyulan şeyin, dogmaların gerçekliğini araştırmaya hazır serinkanlı bir düşünüş ile en bağdaşmaz görüşlere bile hakkını verebilecek bir kafa özgürlüğü olduğu tezidir." (*)

Bertrand Russell'ın okuduğum ilk kitabıydı ve son zamanlarda okuduğum en iyi kitap olduğunu söyleyebilirim. Kitapta 15 adet deneme yer alıyor ve bunların dünya savaşları arasındaki dönemde yazıldığını akılda tutmak oldukça önemli. Russell, gündelik siyasetten uzaklaşarak hem siyaset teorisi, hem de eğitim, psikoloji, toplumsal sorunlar gibi bir çok konuya eğilmiş.

Denemelerin her birinin başlı başına övgüyü hak ettiğini ve belki de ayrı ayrı inceleme yapılması gerektiğini söyleyebiliriz. Ben, okuyucunun ilgisini çekerek kitabı okutmaya yönelik ilham verici olabilecek bir inceleme yapmayı umuyorum.

Öncelikle kitaba adını veren ilk deneme olan "Aylaklığa Övgü"den bahsedelim. Russell'a göre "Sürekli çalışmaya ve servetini arttırmaya yönelik hayat, anlamsız bir hayattır." Russell bu sistemin, toplumsal hastalıklar yaratmaya neden olacağını düşünüyor ki günümüzde de bunu görüyoruz zaten. Russell, üretmenin, tüketmeye göre üstün görüldüğü anlayışını yadsıyor. Çalışma saatlerinin uzunluğu meselesinin, sadece insanın zamanını çalmadığını, diğer taraftan insanı daha fazla yorduğunu ve toplumdan uzaklaştırdığını söylüyor. Bir başka açıdan ise toplumdaki işsizlik oranı artmış oluyor ve gelir dengesizliği artıyor. Bu da agresif toplum inşa ediyor. Buna karşılık çözüm önerisi ise çalışma saatlerinin azaltılması, böylece toplumdaki birçok soruna çözüm bulma şansımız olabilir.

Siyaset teorisi bölümüne gelecek olursak;

"Komünizm ve Faşizm şıklarını da aynı şekilde kabul edemem."

diyerek net bir tavır ortaya koyuyor. Yazarın, çalışma şartları, aile, toplum, ekonomi vs. görüşlerine bakarak komünizme daha yakın olduğunu düşünebiliriz ama daha derin bakarsak, 'demokratik sosyalist' gibi bir kavrama ulaşabiliriz. Yazarın en orijinal fikirlerinden biri de Sovyet Rusya denemesinin ve Stalinizm'in teoriye ihanet olmadığı Stalinizm'in aslında bir gereklilik olduğu görüşüdür. Stalinizm, bir gereklilik olduğu için, komünizm dünya siyasetinin geleceğinde bir rol oynayamaz. (tarih yine onu haklı çıkarmıştır)

"Sosyalizmden Yana Güçlü Kanıtlar" başlıklı denemesi belki de en iyi denemesidir, bu kitapta yer alan denemeler arasında. Büyük bir savaş karşıtı olmasına rağmen, II.Dünya Savaşı'nın çıkacağını net bir şekilde görüyordu ve bunun etkilerini azaltmak için veya en azından, savaş sonrası toparlanmak için sosyalizm vurgusu yapıyor.

Yine bu konuya paralel olarak, yani savaş sonrası dünyanın sağlığı için çocuk eğitimine, çocuğun toplum içindeki yerine çok büyük önem veriyor Russell. Bu nedenle, kapitalist/faşist eğitim düzeninin oldukça sakıncalı sonuçlar doğuracağı tehlikesini haber veriyor.

Russell'ın müthiş bilgisi yanında, tarih tanığı olarak da kendisini okumak harika bir deneyim. Kendisini tanımak için de oldukça nitelikli bir eser...




*Bertrand Russell'ın önsözünden
Russell'a göre mutlu olabilmenin en kolay yollarından biri ilgi alanlarınızın çok ve çeşitli olması. Örneğin ormanda sıradan bir insanın yürüdüğünü düşünelim.
İnanmak güzel şey ben seviyorum. Bazı şeylerin sorgulamasını yapmıyorum.(ayetler) Ama hadislerin sorgulamasını bilim ile yapıyorum. Hadisin sahih olduğuna yada olmadığına o şekilde karar veriyorum. Bu benim yöntemim. Din ile bilim birlikte gidebilirliği mümkün iki kavram ama nereden bakacağınıza bağlı tabiki. Bu eserde bir başka bakış açısı yaratabilecek düzeyde okunmasını tavsiye edebileceğim bir eser. Benim severek yaptığım bir okuma oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bertrand Russell
Unvan:
Yazar
Doğum:
Trellech, Monmouthshire, Bk, 18 Mayıs 1872
Ölüm:
Penrhyndeudraeth, Galler, Bk Grip, 2 Şubat 1970
Bertrand Arthur William Russell, 3. Earl Russell.( 18 Mayıs 1872- 2 Şubat 1970), Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi, toplumsal eleştirmen.
Hayatının çeşitli dönemlerinde kendisini liberal, sosyalist ve barışsever olarak tanıtmış ayrıca hiçbirine derinden bağlı olmadığını itiraf etmiştir. Monmouthshire'de İngiltere’nin önde gelen aristokrat ailelerinden birinin ferdi olarak dünyaya gelmiştir.

Russell 1900 lerin başında İnglizlerin “idealizme karşı isyanı” na öncülük etmiştir. Gottlob Frege ve Ludwig Wittgenstein ile birlikte analitlik felsefenin kurucusu kabul edilir. A. N. Whitehead ile birlikte Principia Mathematica adlı kitabı yayınlamıştır. Felsefi denemesi ''On Denoting''(İfade Üzerine) adlı eseri felsefinin paradigması olarak kabul görür. Aynı zamanda geniş bir çevrece 20. Yüzyılın önde gelen mantıkçılarından biri olarak kabul görür. Çalışmaları mantık, matematik, dilbilim, bilgisayar teknolojisi ve filozofiyi, özelliklede dil felsefesi, epistemoloji ve metafiziği önemli ölçüde etkilemiştir.

Russell önde gelen savaş karşıtlarındandır. Serbest ticareti ve anti emperyalizmi desteklemiştir ve barışsever tutumundan dolayı Birinci Dünya Savaşı sırasında hapishanede yatmıştır. Daha sonra Adolf Hitler’e karşı kampanyalar düzenlemiş, Stalinci totalitarizm’i eleştirmiş, Vietnam Savaşı’ındaki tutumu nedeniyle Amerikan hükümetini suçlamıştır. Aynı zamanda nükleer silahsızlanmanın dobra savunucularındandır. Son eylemlerinden bir tanesi İsrail’in Orta Doğu’daki ülkelere karşı izlediği tutumu eleştirdiği bir bildiri yayınlamasıdır.
İnsan Haklarını ve düşünce özgürlüğünü savunduğu yazıları dolayısıyla 1950 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görülmüştür.

Yazar istatistikleri

  • 285 okur beğendi.
  • 1.006 okur okudu.
  • 79 okur okuyor.
  • 1.615 okur okuyacak.
  • 32 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları