Beşir Ayvazoğlu

Beşir Ayvazoğlu

YazarÇevirmen
8.3/10
131 Kişi
·
421
Okunma
·
67
Beğeni
·
3.273
Gösterim
Adı:
Beşir Ayvazoğlu
Unvan:
Edebiyatçı, Şair, Yazar, Gazeteci
Doğum:
Sivas, Türkiye, 11 Şubat 1953
Beşir Ayvazoğlu (1953 Zara, Sivas), edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci.
Asıl ismi "Beşir Ayvaz" olup 11 şubat 1953 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Sivas 'ta ilk ve orta öğreniminin ardından 1975'te Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü'nü tamamlamıştır. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmış, TRT’de uzman olarak çalışmıştır. Lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine Hergün, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Ufuk gazeteleriyle, Aksiyon dergisindeki köşe yazarlığı ve yöneticilik ile devam etmiştir. 1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin “Kültür-Sanat” yönetmenliği yapmıştır. Yeni Ufuk gazetesinde ise genel yönetmen olarak çalışmıştır. Dergâh, Kubbealtı Akademi, Hareket, Hisar, İzlenim, Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye gibi dergilerde birçok deneme ve makale yayımlamışltır. Bir ara Kültür Bakanlığı danışmanı olarak görev yapmıştır.[1]
ADTYK Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu, TDV İslâm Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez ilim ve Redaksiyon Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Ayrıca CNN Türk’te Hilmi Yavuz’la birlikte iki yıl “Gökkubbemiz” adlı kültür programını hazırlamış ve Kasım 2001-Temmuz 2005 tarihleri arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.[2] TRT 2’de “Bir Tepeden” adlı bir kültür programı hazırlayan yazar, halen Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği, iLESAM, Çocuk Vakfı ve Sezer Tansuğ Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alıp Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in de üyesidir. Şiir, deneme, araştırma, inceleme ve biyografi alanında yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.
Osmanlı şehirlerinde, taş, sadece ibadet yerlerinde ve hayrın gözetildiği han, hamam, medrese, kütüphane, imaret gibi kamu yararına yapılan binalarda kullanılmıştır.
Mimarinin nazarında ahşap faniliğin, taş ise ebediyetin sembolüydü.
N’olur artık çocuklar ağlamasın
uyusunlar, verin gülüşlerini.
Size binlerce masal devşireyim
getirin bir gecelik düşlerini.
Yalnızlık dağlardan koparılmış,
gelip içimde karar kılmış gibi
kısa, gayesiz, hantal adımlar..
Her divan şairi bir kelime kuyumcusu ve bir kompozisyon ustasıdır dersek, hiç de mübalağa etmiş olmayız.
Artık konuşma şair, sen bu çağa
yenilmiş girdin, sustu silahların!
işte kalbin tekliyor ikide bir.
Aşk böyledir işte, hayatla ölüm,
ilkyazla güz, gündüzle gece gibi
önce bir altın neş’e, sonra hüzün.
Hiçbir nesil, kendisinden önceki neslin zevklerine ve ihtiyaçlarına göre belirlenmiş bir şehirde yaşamak zorunda değildir.
Ömründe hiç Itrî yahut Dede Efendi dinlememiş, Mimar Sinan'ın herhangi bir eserine şöyle bir kere olsun alıcı gözle bakmamış, Fuzûlî 'nin tek mısraını bile ezbere okuyamayan ağabeyler '' Sinan'lar, Dede Efendi'ler, Fuzûlî'ler, milli kültürümüz, mefahirimiz... '' diye söze başlar, hamasi nutuklar atarlardı. Tamam da, bu büyük sanatkârlara bu muhteşem eserleri yaptıran güç nasıl bir güçtü? O ölçülere nasıl ulaşmışlardı? Eserlerini verirken hangi dünya görüşüne dayanmış, hangi estetik ölçüleri uygulamışlardı? Bana Mimar Sinan'dan şu somut yapılar dışında kalan ne?
Dış dünyada gözlerimize güzel görünen şey, aslında mutlak güzelliğin, ilâhî cemalin yansımalarıdır..
HAYATIYLA ROMAN YAZAN TRAJİK KAHRAMAN: PEYAMİ

Beşir Ayvazoğlu’nun Peyami Safa’nın doğumunun yüzüncü yılına armağan ettiği Peyami biyografisi, yazarı her önüyle tanımamızı sağlayacak bir hacme sahip. Ayvazoğlu’nun "Peyami Hayatı Sanatı Felsefesi Dramı" başlığını uygun gördüğü kitap, Peyami Safa’nın hayatının her safhasını en ince ayrıntılarına kadar gözler önüne seriyor.
Bizde pek fazla önemsenmeyen biyografi türü, Ayvazoğlu’nun kalemiyle hakiki fonksiyonunu yakalamış görünüyor. Stefan Zweig’ın Üç Büyük Usta’ sını hatırlıyorum da Dostoyevski’yi okurken yazarın sancılarını ben de birlikte yaşamıştım. Peyami Safa’nın romanlarından daha fazla roman olan hayatı Beşir Bey’in kalemiyle titiz bir araştırmanın neticesinde oluşturulmuş uzun soluklu bir romana dönüşmüş adeta. Kitap zihinlerimize öyle yerleşiyor ki , bitirdiğimizde zihnimizi her yönüyle kuşatan bir romanı bitirdiğimizde hissettiğimiz o mahrumiyet duygusunu yaşıyoruz.
Babasını iki yaşında kaybeden , çocuk yaşta sağ kolunda başlayan mafsal iltihabının acılarını hem psikolojik hem de biyolojik olarak ömrü boyunca hisseden , altı yaşında kendisine hediye edilen Petit Larousse’dan Fransızca öğrenmeye başlayan, on bir yaşında ilk hikayesini , on üç yaşında ilk roman denemesini yazan, on beş yaşında Posta Telgraf Nezareti’ne memur, on sekiz yaşında Rehber-i İttihad’a öğretmen olan , hızlı yaşadığı hayatını gittikçe artan bir tempoyla devam ettiren çok yönlü bir şahsiyet Peyami Safa.
Kitap yirmi iki bölümden oluşuyor. Her bölümün bir başlığı var ve her başlığın altına da epigraflar konulmuş. Bu epigraflar okuyucunun daha başlangıçta ilgisini çekerek konuya adapte olmasını sağlıyor. Ayvazoğlu’nun bu tarzı, Peyami Safa’nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanını da çağrıştırıyor. Bunun yanında, her bölümün sonunda ustalıkla seçilmiş fotoğraf ve karikatürler de yer alıyor. Fotoğraflar, Peyami Safa’nın hayat macerası içindeki farklı görünüşlerini aksettiriyor.
Kitabın önemli bir hususiyeti de Peyami Safa’nın yazı macerasını bütün ayrıntılarıyla aksettirmesi. Hayatını sadece kalemiyle kazanan, para kazanmak için yazdıklarını Server Bedi imzasıyla yayınlayan ve böylece edebi ve popüler eserlerini kendince bir ayrıma tabi tutan Peyami Safa’nın yazı hayatı da en az özel hayatı kadar çeşitlilik arz ediyor. Ve biz görüyoruz ki aslında Peyami Safa, hayatıyla ve acılarıyla en büyük romanı yazıyor. Kitabı okuduğumuzda Peyami Safa’nın romanlarındaki pek çok otobiyografik noktayı da keşfediyoruz.
Peyami Safa’nın hayatını bütünüyle okuduğumuzda hayretler içinde kalıyoruz. Bazen büyük bir şahsiyetin kendisini bitirircesine daldığı bohem hayatını tenkit ediyorsunuz. Bir an geliyor annesi Server Bedia Hanım’ın endişelerine ortak oluyorsunuz. Gece boyu kitap okuduğu için uykusuz kaldığını görüyor, hastalıklarına karşı gösterdiği inat ve iradeyi şaşırarak müşahede ediyorsunuz. Yine de ondaki bitmez tükenmez yazma aşkına imrenerek bakıyorsunuz. Kavgalarını okurken bazen Peyami’ye kızıyorsunuz ama yine de kızdığınız halde aşık olduğunuz bir sevgili gibi içten içe onun tarafını tutuyorsunuz. Aykırı düşüncelerini onaylamıyorsunuz, ama fikri derinliği ve farklı konulardaki vazıh bilgisi karşısında bir dehanın karşısında olduğunuzun ayrımına varıyorsunuz.
“Peyami” çarpıyor, sürüklüyor, düşündürüyor ve inandırıyor ve zaman zaman duygulandırıyor. Peyami’nin oğlu İsmail Merve’nin ölümü karşısındaki metaneti gözlerimizi yaşartırken, altmış iki yıllık bir hayatın kareleri bir bir zihnimizden geçiyor. Ayvazoğlu’nun "Peyami" kitabı, uzun soluklu bir roman, her karesi zihne nakşolmuş bir film, diyalogları ezberlenmiş bir tiyatro tadı bırakıyor zihinlerde.
Kitabı bitiriyorum ama zihnim hala Peyami'yle meşgul. Kalem kavgasına giriştiği nice insan tarafından bile faziletleri inkar edilemeyen Peyami Safa beni de tesiri altına almış görünüyor. Ayvazoğlu’nun sayesinde artık ben de kendimi Peyami Safa’ya "Peyami" diyecek kadar yakın hissediyorum ve dahası ömrü çalkantılar içinde geçen bu şahsiyetten çok şey öğrenmenin zihnimde bıraktığı o eşsiz tadla Peyami’yi kapatıyorum.
Beşir Ayvazoğlu, tam manasıyla kahvenin kitabını yazmış. İlginç olan ise şu, benim gibi ömrü hayatında içtiği kahve sayısı belki on fincan bile olmayan bir adamın bunu okuması!

Kahve kokusuyla, tadıyla hatta görünümüyle benim damak tadıma hiç uygun bir şey değil. Tabii bu kahvenin bir kusuru sayılmaz; sonuçta beğeniler farklı farklıdır. Buna rağmen bir kahve kültürü, adabı, geleneği olduğu çok açık. Mesela ben ilk kahvemi Bosna'da içtim. Boşnak kahvesi dediğimiz şey aslında Türk kahvesi. Onunla ilgili çok şey öğrendim orada. Kahvenin Balkanlardaki yerini bizzat gördüm.

Ayvazoğlu kitabına ilk kahve çekirdeklerinin Yemen illerinden Osmanlı döneminde İstanbul'a gelişiyle başlıyor. Sonrasında kahve müptelaları ile kahve(hane) düşmanları arasındaki çekişme ve kahvenin bütün bir ülkedeki yayılışını anlatıyor. Divan şairlerinden devlet adamlarına, kahvecilerden ecnebi seyyahlara kadar bir yığın örnekle donatmış kitabını... Kahve ve kahvehane geleneğine dair ne varsa anlatmış aslında.

Benim gibi kahveye uzak bir adam bile ilgiyle okumuşsa eminim kahve düşkünleri çok büyük lezzet alacaktır bu kitaptan; belki de bir fincan sade Türk kahvesi içmiş kadar hem de...
İncelemeye Mustafa Kutlu'nun bu kitap hakkındaki birkaç cümlesini yazarak başlamak istedim: "Etrafımız çelik ve beton yığınları ile kuşatılmışken, her yerde plastik egemenliği sürüp giderken, her sabah silah sesleri ve bomba gürültüleri ile uyanırken, baskı ve zulmün yaygınlaştığı bir dünyada çiçeklerden bahsetmenin ne alemi var diyeceksiniz. Cevaben şu söylenebilir: çiçeklerin ve çocukların kaale alınmadığı bir dünya nasıl tasavvur olunabilir, bu dünyada insanlar nasıl yaşayabilir?"
Beşir Ayvazoğlu, Güller Kitabında Türk çiçek kültürünü, çiçeğin kültürümüzü nasıl etkilediğini, sanatımıza nasıl yansıdığını ve bize özgü bahçe mimarisini anlatıyor. Kitap göçebe kültürün çiçeğe yaklaşımından modern zamanda plastik çiçeklerin çoğalmasının sebeplerine kadar uzanıyor. Göçebe hayatta daha çok hayvanlara önem verilmiş, hatta çiçekler hayvanlardan esinlenilerek isimlendirilmiştir; devetabanı, öküzgözü, katırtırnağı, kuzukulağı gibi. Türkler tarımla tanışıp yerlesik hayata geçtiklerinde ise çiçekler önem kazanmıştır. Orhun Kitabelerinde ve Oğuz Kağan Destanında çiçekten hiç bahsedilmemiş, ilk defa Dîvânü Lugati't-Türkte bahsedilmiş ancak onda da çiçek isimleri hiç geçmemiştir. Dede Korkud kitabında da çiçek kelimesi geçmiş ve atalarımız çiçekleri merhem olarak görürlermiş. Divan şairleri çiçeklerden genel olarak değil isimleri vererek söz etmişlerdir. Divanda daha çok bahar kış savaşları işlenmiştir. Gül tek başına baharı tasvir edebilecek güce sahiptir. Ve bu savaşları kazanan hep bahar olmuştur. Baharın galibiyetini de, Osmanlı ordusunun bahar mevsiminde sefere çıkması ve o seferlerden galibiyetle dönmesi ile bağdaştırmış Ayvazoğlu. Nevruz ve Erguvan Bayramlarının nasıl ortaya çıktığından da bahsetmiştir. Bunlar dışında çiçeklerin halk edebiyatındaki ve masallardaki yerinden, ne anlam ifade ettiklerinden de söz etmiştir.
Kısacası Güller Kitabı birçok çiçeğin kültürümüzle yaşayışımızla alakasını anlatıyor. Ayrıca kitapta çiçekler hakkında birçok mısraya yer verilmiş. Bu mısraların açıklamaları da kitapta yer alıyor. Bu sebeple konuya uzak olanların da okurken zorlanmayacağını düşünüyorum.

Gül devri ayş eyyâmıdır zevk u safâ hengâmıdır
Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem (Nefî)
Günümüz Türkçesi:
Çiçeklerin açtığı gül devri, yaşama yiyip içme günleri, zevku sefa zamanıdır, Bu mutlu mevsim, âşıkların bayramıdır.
Ateş Denizi, Güller Kitabı, Kahveniz Nasıl Olsun ve Divanyolu gibi kitapların yazarı olan Beşir Ayvazoğlu'nun kaleminden çıkmış ve kapı yayınlarından basılmış olan roman türünde bir kitap. Neler ve kimler yok ki kitapta? Tanburi Cemil Bey'den Peyami Safa'ya, Necip Fazıl Kısakürek'ten, Mesud Cemil'e onlarca yazar ve musiki erbababına değinen kitap ayrıca o dönemlerin Türkiye'sinde yaşanan sanat, edebiyat ve musiki alanında ki değişikliklere de değiniyor. Elinizi aldığınız zaman kolay kolay bırakamayacağınız nadide bir eser. Galip Tahiroğlu'nun Tanburi Cemil Bey'in hayatını yazmak için giriştiği serüven karşınıza hiç beklemediğiniz kişileri ve o dönemlerin acısını ve tatlısını çıkarıyor.

Matruşka gibi hikaye içinde hikayesi var Ateş Denizi’nin. Tarihin sadece bir dönemine değil, bir kaç dönemine dokunuyor kitabın sayfaları ve de nasıl incelikle… Cibali yangını, Hüsn-ü Aşk, Cemil Bey’in hikayesi, Devran’la Galip’in bitmeyen senfonisi ve daha neler neler.. Kitabın en güzel taraflarından biri de yazılanların kurgu olmaması, o zamanda yaşamış insanların kaleminden çıkması. Beşir Ayvazoğlu’nun da evraklarda sözü geçen makalelere ve gazete haberlerine kitabın arkasında yer vermesi iyice zenginleştirmiş kitabı. Cumhuriyetin ilanından sonra yaşanan tüm sallantılar, insanların yaşananlara verdikleri tepkiler, değişimin nasıl karşılandığı, o zamanki elit kesimin, yazarların ve şairlerin olanlar karşısındaki tutumu bir bir anlatılmış ve tekrar ediyorum kurmaca değil.

Şiir var kitapta, İstanbul var, tarih var, mutlu sonla bitmeyen aşklar, güzel adamlar, tambur çalan hüzünlü kadınlar, tekke ve zaviyelerin kapatılıp şapka kanunun çıkmasıyla, başlarına küçük gelen fötr şapkalarıyla, sinek kaydı sakal traşı ve takım elbiseleriyle hayatta kalmaya çalışan, eski heybetinin yerinde yeller esen sufiler, dervişler var.

Tarih, özellikle de yakın tarih çokça irdelenmeli ve bence Ateş Denizi iyi bir başlangıç olabilir bu noktada.
Bazı kitap isimleri okuma merakı oluşturuyor insanda. "Saatler, Ruhlar ve Kediler" bunlardan biri. Beşir Ayvazoğlu'nu da bu kitapla tanımış oldum.
Esasen bu tarzda bir kitap ilk kez okudum. Namık Kemal'in babası ve oğluyla tuhaf ilişkisini, Mehmed Akif'ın oğullarının dramını, Paris'ten dönerken parası bittiği için Venedik'te bir otelde mahsur kalan Ahmet Haşim'in nasıl bir panik yaşadığını vb. konuları ilk kez bir arada okuduğum bir kitap.
İnsan, şairleri ve ailelerini daha farklı tahayyül ediyor bu yüzden beni şaşkınlığa düşüren bir kitap oldu aslında.
Birçok yazarın, hayal bile edemedigim hayat hikayeleriyle karşılaştım.
Edebiyat tarihinin arka odalarında neler olup bittiğini merak eden okuyuculara tavsiyemdir :)
şeyh galib biyografisinin letafeti nasıl anlatılabilir ki, ben susayım siz anlayın. beşir ayvazoğlu çok başarılı bir iş çıkarmış, hayranım
başrol Mehmet Akif Ersoy a ait. Kitap Akif ve çevresindeki edebiyatçıların fotoğraf üzerinden hayatları ele almakta. Dönemin sosyal ve siyasal durumu göz önüne alınaraktan gayet başarılı bir eser ortaya konulmuş. Çelişki olmaksızın olaylar birbirini yapboz parçaları gibi tamamlamakta ve en sonunda bir bütüne dönüşmekte. Edebi kişilere yönelik bir kitap
" Sayılarla matematikçi niçin oynuyorsa, şair kelimelerle ,nakkaş şekillerle,hatta bestekar sesleOnun için oynamaktadır:
Eşyanın künhüne varmak !
Sanatçı ilk şekli ararken, birbirinden farklı sayısız kompozisyon elde etmiştir.
Fakat o nerede ?"


İslam sanatlarının estetiği üzerine bir deneme .
Felsefi,mitoloji ,ilmi anektotlarla zenginlestirilmis.
Aristo'yu ve Eric From'u anlayabilmek adına ,goruslerindeki yardimci unsurlari ve nerede tıkandıklarını farkedebilmek adına iyi ki okuyorum dedigim bir eser.
Aristo mantiğına göre Tanrı alemde hem gizli hem meydanda olamaz.
Ama Alem'de gizli olan Tanrının aynı zamanda meydanda olması ancak Vecd halindeyken kavranabilir.Bu Vecd mantığıdır.
Eric From'da Vecd mantığına "çelişik mantık" adını vermiştir.
Buna rağmen Aristo İslam dünyasından kovulmamıştır.
Çünkü Gazzali'ye göre ;mantık bilmeyenin ilminde sıhhat olmaz.

Harikaaa bir yolculuk yaptım bu kitapla.
Islamiyette mimari sanatın,muzigin,yazının aşkınlık boyutuna deginmis.
Mimari'nin arkasındaki manaları oyle guzel anlatmis ki,kitabi okurken şuna şahit oldum;aslında her şey "tevhid" altında toplaniyor ve farkinda olsun olmasin aslinda her sanatcinin,mutlak olana ulasma yolunda bir kaşif oldugunu ortaya koyuyor.
İçinde pek çok farklı kökenli ,danat tarihi ve tasavvuf okumayanların alışık olmadığı kelimeler geçiyor.
Ama bu inanilmaz keyif veren bir duruma vesile oluyor.
Çunku her kelime sizi farkli dusunce dehlizlerine sokuyor ve temaşa halinde okuyor,yorumluyorsunuz.
Entellektüel anlamda ruhunuzda bedii hisler uyandıran bir kitap olacagini tecrubeme istinaden soyleyebilirim.

Daha evvel sanat estetigi uzerine hic bir kitap okumamış olmama rağmen,oldukça keyif veren ve güzel kaynaklar çıkarmama vesile edilen bir kitaptı.
Yazarın diğer kitaplarını mutlaka okumak istiyorum.
Kelimeleri arastira arastira okudugum ve bittiginde sayfa datisindan çok daha fazla bir yogunlukta oldugu hissine kapilsam da ,bu yogunluk ruhen duydugum doygunlugun delili ve almis oldugum keyifin kaniti.
Iyi ki keşfedebildim dediklerimden.


Kıymetli okurlar,arzu ederseniz,ilknurcayazar ismiyle instagram hesabimdan da takip edebilirsiniz.
Not olarak belirtmek isterim ki,bu kitabı Prof.Dr.Fuzuli Bayat'ın "Türk mitilojisine giris" isimli kitabiyla okumak,verimi ve keyfimi daha da arttırdı.
Ne kadar baglantili oldugunu deneyimlediginizde farkedeceksiniz diye tahmin ediyorum.

6/2018
Peyami Safa hakkında kapsamlı bir bilgi edinmek isteyenlerin faydalanabileceği bir kitap. Beşir Ayvazoğlu hoca, gerek edebi yönüyle gerekse düşünce adamı yönüyle, P. Safa’yı tanımayan ve okumayan kitleye yönelik kapsamlı bir tanıtım yaptığını görüyoruz. Özellikle Safa’nın geçimini sağlamak için müstear işimle yazdığı romanları öğrenmek ilginç. Yine P. Safa’nın fikirlerini ifade ettiği dergi ve gazete yazıları üzerine kapsamlı değerlendirmeler ve incelemeler var.
Aşk, müştereken ve aynı zamanlarda hasıl olarak muhatabların kalbinde zuhur eden ve karşı konuşmaz nitelikte bir birbirine ulaşma şevkiyle mücehhez bir hiss–i rabbanidir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Beşir Ayvazoğlu
Unvan:
Edebiyatçı, Şair, Yazar, Gazeteci
Doğum:
Sivas, Türkiye, 11 Şubat 1953
Beşir Ayvazoğlu (1953 Zara, Sivas), edebiyatçı, şair, yazar, gazeteci.
Asıl ismi "Beşir Ayvaz" olup 11 şubat 1953 tarihinde Sivas’ın Zara ilçesinde doğmuştur. Sivas 'ta ilk ve orta öğreniminin ardından 1975'te Bursa Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümünü'nü tamamlamıştır. Çeşitli liselerde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yapmış, TRT’de uzman olarak çalışmıştır. Lise yıllarında mahallî gazetelerde amatör olarak yürüttüğü gazetecilik mesleğine Hergün, Tercüman, Türkiye, Zaman ve Yeni Ufuk gazeteleriyle, Aksiyon dergisindeki köşe yazarlığı ve yöneticilik ile devam etmiştir. 1985-1991 yılları arasında Tercüman gazetesinin “Kültür-Sanat” yönetmenliği yapmıştır. Yeni Ufuk gazetesinde ise genel yönetmen olarak çalışmıştır. Dergâh, Kubbealtı Akademi, Hareket, Hisar, İzlenim, Türk Edebiyatı, Türkiye Günlüğü, Yeni Türkiye gibi dergilerde birçok deneme ve makale yayımlamışltır. Bir ara Kültür Bakanlığı danışmanı olarak görev yapmıştır.[1]
ADTYK Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu, TDV İslâm Ansiklopedisi Türk Dili ve Edebiyatı Merkez ilim ve Redaksiyon Kurulu üyeliklerinde bulunmuştur. Ayrıca CNN Türk’te Hilmi Yavuz’la birlikte iki yıl “Gökkubbemiz” adlı kültür programını hazırlamış ve Kasım 2001-Temmuz 2005 tarihleri arasında Radyo ve Televizyon Üst Kurulu üyesi olarak görev yapmıştır.[2] TRT 2’de “Bir Tepeden” adlı bir kültür programı hazırlayan yazar, halen Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yayın yönetmenliğini yürütmekte ve Zaman gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Türkiye Yazarlar Birliği, iLESAM, Çocuk Vakfı ve Sezer Tansuğ Kültür ve Sanat Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında yer alıp Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'in de üyesidir. Şiir, deneme, araştırma, inceleme ve biyografi alanında yayımlanmış çok sayıda kitabı bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 67 okur beğendi.
  • 421 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 291 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları