Brandon Sanderson

Brandon Sanderson

Yazar
9.0/10
975 Kişi
·
1.838
Okunma
·
256
Beğeni
·
6.751
Gösterim
Adı:
Brandon Sanderson
Unvan:
Yazar
Doğum:
Lincoln, Nebraska, ABD, 19 Aralık 1975
1975’te, Lincoln, Nebraska’da doğdu. Biyokimya bölümünde bir dönem okuduktan sonra kendine geldi ve asıl eğiliminin yazarlık alanında olduğunu fark etti. İngilizce bölümüne geçti ve Brigham Young Üniversitesi’nden mezun oldu, sonra okuluna geri dönerek yaratıcı yazarlık konusunda yüksek lisans yaptı. O zamandan bu yana hem yetişkinler hem de genç okuyucular için kitaplar yazmıştır. Bunların arasında Mistborn üçlemesi, Warbreaker ve Alcatraz dizisi bulunmaktadır. Karısı ve çocukları ile birlikte Utah’da yaşamaktadır, sık sık Magic: The Gathering oynamaktadır, düzenli olarak peynirli makarna yemektedir ve zaman zaman da BYU’da yazarlık öğretmektedir.
"Bu dünyada iki çeşit insan var, oğlum," dedi babası sert bir şekilde. "Can kurtaranlar. Ve can alanlar."
"Peki ya koruyan ve savunanlar? Can alarak can kurtaranlar?"
Babası homurdandı. "Bu bir fırtınayı daha güçlü üfleyerek durdurmak gibi. Saçmalık. Öldürerek koruyamazsın."
Duygu sahibi olmamak ölü olmaktır ama her duygu ile hareket etmek de bir çocuk olmaktır.
Brandon Sanderson
Sayfa 338 - Akılçelen Kitaplar
912 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Kralların Yolu...
Fırtınaışığı Arşivi Serisi'nin ilk kitabı olan Kralların Yolu için onlarca paragraf yazsam ve bu paragrafları yüzlerce kez "mükemmel" yazarak doldursam yine de bu kitap için az kalacakmış gibi hissediyorum. Olağanüstü bir kurgu, olağanüstü bir hayal gücü,olağanüstü bir yetenek... 900 sayfalık, ortalama bir kitap boyutundan daha büyük, puntoları normalden daha küçük bir roman olan Kralların Yolu bir 1000 sayfa daha olsa rahatlıkla okuyacağım bir kitaptı. Kitabı bitirmemin üstünden saatler geçse de o evrenden henüz çıkamadım ve uzun bir süre de çıkamayacağıma eminim.

Kralların Yolu, diğer tüm Brandon Sanderson kitapları gibi Kozmer Evreni'nde geçiyor. Kitap ise ismini Roshar'da (Roshar Fırtınaışığı Arşivi Serisi'nin geçtiği dünya) bulunan bir kitaptan alıyor. Yani kitabımız ismini romanda yer alan bir kitaptan alıyor.

Kitapta 4 ana karakterimiz var: Kaladin, Shallan, Szeth ve Dalinar.

-> Kaladin kitapta kuşkusuz en sevdiğim karakter. Bir hekimin oğlu olan ve babasının onun da hekim olmasını istediği Kaladin kendini vahşi bir savaşın içine atarak asker olmayı seçiyor. Cesur, mükemmel bir kalbe sahip, yardımsever, muhteşem bir karakter.

-> Shallan, bu kitapta biraz daha geri planda kalan ama ilerleyen kitaplarda daha fazla yer alacağını düşündüğüm bir genç kadın. Alim olmak için Prenses Jasnah'ın yanına giden ve Jasnah'ın kendisine güvenmesini sağlayan Shallan'ın asıl amacı ise çok farklı: Evi ve ailesinin hayatta kalabilmesi için, Jasnah'ın elinde olan nesneyi çalmak.

-> Szeth bir katil. Tabiri caizse bir kiralık katil. Beyaz kıyafetler içinde, zamanın en önemli isimlerine suikastler düzenleyen ve efendisi ne isterse onu yapan bir ölüm makinesi.

-> Ve son olarak Dalinar. Alethkar Kralı Elhokar'ın amcası Dalinar Kholin. Uzun yıllar süren savaşlar ve intikam hırsına artık farklı bir açıdan bakan bir Yüceprens. Güvenilir, sadık, güçlü bir adam.

Kralların Yolu'nda ana karakterlerimize eşlik eden yan karakterler de bir o kadar çarpıcı. Yazarımızın kurgu yeteneği ve olayları anlatmadaki başarısı sayesinde kitaptaki tüm duygu ve olayları iliklerinize kadar hissederken, bu karakterlerin kiminden nefret ediyor kimine ise fazlasıyla bağlanıyorsunuz. Ayrıca kitapta çok fazla karakter ve terim olmasına rağmen kısa sürede hepsine alışıyorsunuz.

Kitap türü olarak polisiye vardır, aşk vardır, dram vardır, gerilim vardır, klasikler vardır ancak bana göre fantastik türü bambaşka bir yere koymamız gerekiyor. Bu tür içindeki kitap Kralların Yolu gibi bir kitap ise yapabileceğimiz şeyler evimizin ya da kütüphanemizin en güzel köşesini ona ayırmak, zaman zaman sayfalarını açıp kendimizi bu olağanüstülüğe bırakmak ve yeni bir evren, yeni bir tarih, yeni yaratıklar, yeni insan soylarını yaratan bu hayal gücünün önünde saygıyla eğilmek.

Kralların Yolu, Brandon Sanderson'un okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen yazar şimdiden en sevdiğim yazarlar arasında üst sıralardaki yerini almış bulunuyor. Ayrıca bu serinin beyaz perdeye aktarılması için Brandon Sanderson'un, yapım şirketiyle anlaştığı ve Kralların Yolu için çekim hazırlıklarına başlanmış olduğu haberini görmek de beni son derece mutlu etti. Yazarımız üçüncü kitabı yazmaya devam ederken ben en kısa zamanda ikinci kitap olan Parlayan Sözler'i okumayı düşünüyorum. Ve kitabı gerçekten hakkını vererek okuyabilecek okurlara tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar...
1016 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Cosmere Evreni'nde yer alan Roshar isimli bir dünya. Bu dünyada birbirleriyle siyasi, askeri, toplumsal çeşitli ilişkiler içerisinde yer alan krallıklar. Alethkar, Jah Keved, Shinovar, Azir, Herdaz ve diğerleri. Alethkar Kralı Gavilar'ın öldürülmesiyle başlayan askeri manevralar, savaş, yıkım. Tek hedefi Alethkar Kralı Gavilar olmayan beyazlar içindeki bir suikastçi: Shinovar'ın Hakikatsizi Szeth. Kendisine verilen görevleri yerine getirmeye ant içmiş suikastçinin şimdiki hedefi ise, Kral Gavilar'ın kardeşi, mevcut Alethi Kralı Elhokar'ın amcası Dalinar Kholin.

Fırtınaışığı Arşivi Serisi'nin ilk kitabı olan Kralların Yolu'nun ardından Brandon Sanderson'dan mükemmel bir devam kitabı. Uzun soluklu bir seri olacağını düşünürsek Kralların Yolu'nu küçük ama sarsıcı bir giriş olarak değerlendirebiliriz, Parlayan Sözler ise o girişin üstüne inşa edilmiş bir şaheser. Parlayan Sözler 1016 sayfalık oldukça hacimli bir kitap. Detayı bol, bazı sayfalarda aksiyon yok denecek kadar az ancak bu sizi yanıltmasın, o detaylar o kadar önemli ki ve sonrasında diğer olaylarla öyle bir şekilde bağlanıyor ki hayran kalıyorsunuz. Yazarın mükemmel hayal gücü, yaratılan evrenin cümlelere dökülüşü gibi alt alta sıralayabileceğim birçok olumlu durum var ve eminim ki hangi beğeni sözcüklerini kullansam düşündüklerimi tam anlamıyla yansıtamayacak.

Parlayan Sözler ile, özlediğim karaktelere kavuşmuş bulunuyorum. Köprücü Kaladin, Yüceprens Dalinar ve oğulları Adolin, Renarin, Bilge Prenses Jasnah ve öğrencisi Shallan. Kaladin ile cesareti, Dalinar ile asla eğilmemeyi, adaleti, Adolin ve Renarin ile dış görünüşün altında yatan, çeşitli şekillerde maskelenmiş mükemmel kişiliğin kırıntılarını, Jasnah ile bilgeliği, Shallan ile azmi, duygusallığı bol bol hissediyorsunuz.

Brandon Sanderson'un yarattığı Roshar'da yer alan krallıklarda toplum çeşitli katmanlardan oluşuyor. İnsanlar göz renklerine göre farklı ayrıcalıklara sahipler ya da değiller. Açıkgözlü insanların koyugözlü insanlara karşı doğuştan gelen bir üstünlükleri var. Sanderson bu yolla içinde yaşadığımız dünyaya göndermeler yapıyor. Açıkgözler üst sınıf olarak nitelendirilen yöneticiler, patronlar, zengin ve elit kesim; koyugözler ise alt sınıf olarak adlandırılan işçiler, köleler, yani fakir kesim. Tabii ki açıkgözler ve koyugözlerin kendi aralarında da çeşitli katmanları mevcut. Brandon Sanderson bize bu seri aracılığıyla şunu da gösteriyor: Koyugözler olmadan açıkgözler, alt sınıf olmadan üst sınıf da varolamıyor. Bir bireyin göz rengi koyu olarak doğduğu için alt seviyede olduğunun düşünülmesinin hiçbir mantıklı yanı olmayacağını anlatan Sanderson, toplumda yer alan bu kırmızı çizgilerin ne şekilde yumuşatılabileceğinin sinyallerini veriyor.

Değişik ırk isimleri, bu ırkların özellikleri, çeşitli yaratıkların isimleri ve betimlenme şekilleri sınırı olmayan bir hayal gücünün somut örnekleri. Brandon Sanderson buram buram olağanüstülük kokan sayfaları, Jasnah gibi karakterler aracılığıyla felsefi anlatılarla da süslüyor. Fantastik bir kitapta olması gereken tüm noktaların yanında, işin içine farklı alanlar da girdiğinde ortaya bambaşka bir seri çıkıyor. Aksiyon dozunun ilk kitaba oranla gözle görülür biçimde artış gösterdiği Parlayan Sözler'de özellikle son kısımlarda oldukça şaşırtıcı olaylar da mevcut. Bazı bölümler o kadar heyecan uyandırıcı ki kendinizi seri sinemaya uyarlandığında o bölümlerin ne şekilde aktarılacağını düşünmekten alıkoyamıyorsunuz.

Ayrıca kitabın girişinde yer alan Roshar haritası, iç sayfalarda yer alan birbirinden güzel illüstrasyonlar ile anlatılanları gözünüzde daha kolay canlandırmanız mümkün. Zaman zaman o kısımları açıp incelemek son derece keyifli oluyor. İnternette, kitapta yer alan karakterlerin, toplumların da çizimleri mevcut, bu çizimler de seriyi okuyan bizler için oldukça aydınlatıcı.

Sırada serinin üçüncü kitabı olan "Oathbringer"ın yazılmasını ve dilimize çevrilmesini beklemek var. Uzun bir süreç olacak gibi görünüyor ancak zaman zaman yazarımızın resmi internet sitesinden devam eden projeler kısmına bakıyorum. Oathbringer'ın %85'lik kısmı tamamlanmış ve sanırım biz Fırtınaışığı Arşivi Serisi severlere beklemek düşüyor. Sanırım bu serinin yeri benim için çok ayrı olacak. Karakterlerle aramda oluşan bağ, seriye duyduğum saygı ve sevgi tarifsiz. Sizlere de bu olağanüstü seriyi tavsiye ediyorum. Ben bu yolculuğa çıkmış olmakla çok doğru bir karar vermişim. Bu seriyle ve Brandon Sanderson'la tanışmak harika bir deneyim.
530 syf.
·20 günde·8/10
Kitap daha ilk sayfasında son derece karışık ve anlamsız bir şekilde başlıyor. Okudukça anlamsızlıklar artıyor ve kafada sadece soru işaretleri oluşuyor, tamam fantastik edebiyat türlerinde bu durum genelde olan bir durumdur ama Sissoylu’da ise fazlası ile bu durum mevcut. Sanki bu sayfalarda çeviri de ekstra bir şekilde kötü geldi gibi. 30 sayfa kadar bu şekilde okuduktan sonra kitap içinde küçük basit bir olay oluyor ve çeviri birden akmaya başlıyor ve kitap da inanılmaz bir tempo kazanıyor, oluşan soru işaretleri oluşan tempo içinde cevaplanıyor, yeni, yeni ama çok kaliteli başka soru işaretleri oluşmaya başlıyor ama bu soru işaretleri kitabın başındaki gibi okura anlamsız gelen soru işaretlerinden değil aksine anlamlı ve merak seviyesini zirvede tutan cinslerdendi, tamam her şey rayına oturdu kitap beni içine aldı derken kitap birden tekrardan yavaşlıyor hatta artık o kadar yavaşlıyor ki, Vin sadece arka arkaya asillerin düzenlediği o balodan çıkıp başka baloya gidiyor ve sadece balolara hazırlanıyor balolar hakkında nezaket derslerine giriyor. Bu sayfaları okurken maalesef çok sıkıldım hatta içimdeki bir duygu kitabı yarım bırakmamı da söyledi ama 100 sayfa kadar daha ilerledikten sonra kitabı iyi ki de yarım bırakmadığıma sevindim. Okudukça kitap daha çok kendine geldi ve güzel bir final ile de ilk bölümü sonlandı. Kitap içindeki karakterler çok güzel, hayran olunası hatta taklit edilesiler, yaşanılan dünya da bir o kadar hayranlık duyulası ve taklit edilesi ve kesinlikle de orijinal. Gökten yağmur gibi kül yağdığını düşünün, geceleri etrafa sislerin hâkim olduğunu düşünün, geceleri sislerin içinde sadece ölümün olduğunu düşünün ve o sislerin içinde de insan veya hayvan cesetlerinden beslenen ve beslendikleri leşlerden şekillenen “sishortlakları” olduğunu düşünün ve yeterince orijinal bir fikir olduğuna hemfikir olacağız. Ama içinde bu kadar güzel karakterler olmasına rağmen, bu kadar güzel, ilgi uyandıran bir evren bir şehir olmasına rağmen kitap betimleme konusunda çok zayıftı daha doğrusu hiç yoktu. Ne Venture Kalesi’ni hayalimde canlandırmama izin verdi, ne Kredik Shaw’ın nasıl bir şey olduğunu canlandırabildim, ne Vin’in fiziksel güzelliğini, ne de Kelsier’in veya diğerlerinin fazlası ile giyimlerini ve fiziksel görünüşlerini zihnimde oluşturabildim. Bana göre fantastik bir roman için bunların olmaması çok büyük bir eksiklik, bu serinin yarısı uzunluğunda olan Yüzüklerin Efendisi’nde ise içinde olan o kadar olayın, kurgunun yanında hem kişilerin fiziksel özellikleri, giyim şekilleri aklımıza kazınırken hem de her bir yerin adı, görüntüsü fazlası ile zihnimizde rahatlıkla canlanabiliyor, Yüzüklerin Efendisi’nde harita bile kolaylıkla insanın zihninde yer edebiliyor. Zaman Çarkı serisine başlamadan önce sanırım Yüzüklerin Efendisi gibi bir seriye içimde oluşan özlemi giderecek bir seri buldum demiştim ama Zaman Çarkı çok güzel olmasına rağmen yanına dahi yaklaşamayacak bir seri olduğunu anlamıştım, sonra aynı şeyleri Sissoylu için de dedim ama sonradan Sissoylu’nun da aynı şekilde her ne kadar çok güzel olsa da yanına bile yaklaşamayacak bir seri olduğuna karar verdim ama artık şunu çok iyi biliyorum ki hiçbir seri Yüzüklerin Efendisi olamaz hiçbir seri onun yanına dahi yanaşamaz.

Dediğim kısımların eksikliğine rağmen, okuduğum her bir fantastik romana göre içinde olmayan bir fazlalık vardı, Brandon Sandersson evrenlerinde en çok duyduğum bir beğeni unsuru ise her bir kitabına, serisine göre içindeki büyülerin orijinalliği ve anlatış şekliydi. Allomanserler kesinlikle çok orijinal, bununla beraber ustaca bir şekilde büyülerin o kadar güzel tarifi yapılıyor ki okurken insanın içinden gerçekliğini sorgulamak bile gerekmiyor hatta geçtiğimiz gün koşarken bile bana güç versin diye içimden lehim yakma isteği duydum. Büyüler yani kitap içindeki allomansilerin anlatım şekilleri ise fizik dersi niteliğinde, “itme” ve “çekme” kavramları momentuma uygun bir şekilde anlatılıyor, metallerin ağırlıklarına göre, yoğunluklarına göre itme ve çekme ile ilgili yöntemlerinin anlatılması akılda en ufak bir soru işareti bırakmıyor ve etrafınızdaki metallere daha farklı şekilde bakıyorsunuz.

Oluşturulan evrenin bir başka güzel tarafı da oluşturulan evrenin ve şehrin yönetim şekli. Tolken’in oluşturduğu o mükemmel dünyadaki gibi beyaz ile siyahın, iyi ile kötünün destansı mücadelesi yok aksine yaşadığımız dünyaya daha benzer bir evren var hatta şüphesiz dünya tarihinden olan olgular ile benzerlikler göstererek. Yazarın kendine özgü kurgusu ile baskın olan teokrasi yönetimi olması serinin güzelliğini arttırmış, bu yönetim şekli içinde proleteryadan bir tık belki de daha fazla tık olarak ileride olan skaa sınıfının yaşadıklarına ortak olmak, Kelsier ile onlara yardımcı olmak, asiller ve skaalar arasında ayrımcılığı okumak serinin ana konusunu oluşturuyor. İçinde beğenmediğim, sevmediğim birkaç unsur olmasına rağmen kitabın kapağını kapatır kapatmaz Vin’i, Kelsier’i özellikle de Sazed’i özlediğimi fark ettim. Fantastik seven herkesin okumasını istediğim, fantastik edebiyata polisiye gibi üvey evlat gözüyle bakanların da okuyup en azından giriş yapmayı deneyebileceklerini düşündüğüm bir seri.
530 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Brandon Sanderson günümüzün en başarılı fantastik edebiyat yazarları arasında hiç kuşkusuz. Yazarla Fırtınaışığı Arşivi serisi ile tanışmış ve serinin ilk iki kitabını okumuş, her iki kitaba da bayılmıştım. Bu serinin üçüncü kitabı henüz dilimize çevrilmediği için yazarın kaleme aldığı bir diğer seri olan Sissoylu serisine başlayayım dedim, iyi ki de demişim. Serinin ilk kitabı olan Sissoylu: Son İmparatorluk'u okudum ve çok beğendim. Brandon Sanderson inanılmaz bir hayal gücü ve zekaya sahip kesinlikle. Yazarın bir hayli hacimli olan iki serisi hakkında da bilgi sahibi olmuşken kendimce "Bir yazar, içinde bu kadar detay barındıran iki seri yazar da iki seride de okuru nasıl bu kadar hayrete düşürebilir?" diye düşündüm. Demek istediğim Tolkien daha çok Yüzüklerin Efendisi, J. K. Rowling Harry Potter, George R.R. Martin Buz ve Ateşin Şarkısı serileriyle tanınırken Brandon Sanderson birden fazla seri yazıyor ve hepsi belli bir seviyenin üstünde; Sanderson'un kitap yazma konusunda inanılmaz bir verimliliği var ve birden fazla kitabı aynı anda yazıyor.

Son İmparatorluk'un başlarında kitaba alışmaya çalıştım çünkü çok ilginç şeyler var ve fantastik kitaplar zaten başlangıçta okurda bir kafa karışıklığı yaratabiliyor. O evrene ve olaylara alıştıktan sonra ise kitap aktı gitti. Lord Hükümdar tarafından yönetilen bir toplum düşünün, Lord Hükümdar kendini tanrı olarak tanıtıyor bu topluma. Sınıfsal ayrılıkların olduğu bu toplumda skaalar yani köleler, asiller, obligatörler ve sorgucular var. Bir skaa grubu ise Lord Hükümdar'ın bu totaliter yönetimine son vermek istiyor. İsyancı skaalar kendilerine bu iş için bir çete kiralıyorlar, başlarında ise Kelsier var, "Hathsin Firarisi Kelsier." İşte kitabımızda bu grubun Lord Hükümdar'ı tahtından indirmek için yaptıkları anlatılıyor tabii bu sadece genel bir konu. Bir sürü yan olay, yan karakter, birçok değişik mekan da mevcut Son İmparatorluk'ta. Sonu ise son derece heyecanlı, şaşırtıcı ve merak uyandırıcı. Yazarın hayal gücüne ve yazma yeteğine saygı duymamak olanaksız.

Brandon Sanderson kitaplarında günümüzün toplumsal sorunlarına da değinen bir yazar. Sissoylu serisinde de bunu bolca göreceğim çok belli ki kendisinin en sevdiğim yönlerinden biri de bu. Örneğin bu kitabında sınıf ayrılıklarını görüyoruz, baskıcı bir yönetimin topluma yaşatabileceği sıkıntıları görüyoruz, güç-zayıflık, iktidar, din gibi birçok konuda yeri geldiğinde felsefik konuşmalara şahit oluyoruz. O yüzden bu tür kitapların yeri bende çok ayrı. Hem olayların içinde okuru yaşatan, karakterlerle okuru bir bütün haline getiren, hem de insanı çeşitli konularda düşünmeye sevk eden kitaplar çok fazla okunmayı hak ediyor. Tabii ne yazık ki ülkemizde fantastik edebiyat gibi alanlara bakış açısı oldukça sığ olan bir "okur kitlesi" var.

Sonuç olarak ben Sissoylu serisinin bu ilk kitabına bayıldım. Muhteşem bir kitap okudum diyebilirim. Özellikle bu türden hoşlananlara gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum Son Imparatorluk'u. Kitabın hacmi kesinlikle gözünüzü korkutmasın. Bense en kısa zamanda serinin ikinci kitabı olan Sissoylu: Kuşatma'yı da okuyacağım.
912 syf.
·10/10
Bu adam bi harika dostum!

Fantastiğe Brandon Sanderson’la başladım. Fantastiğin çıtasını Allahuekber dağlarına çıkartmış durumda. Türünün yeni Tanrı’sı diyorlar, haklılar. Okunmayı sonuna kadar hak ediyor!

Kralların Yolu’nu anlatmaya kelimelerim yetmez. Muhteşem bir kitap. Dahiyane... Müthiş bir zeka ürünü... Konusu, kurgusu, olayları, karakterler, zaman, mekan, bütün olgular kusursuz şekilde tasarlanmış. Tek kusuru, çok ağır. Gerçekten okurken kitabı nereye koyacağımı, nasıl okuyacağımı bilemedim. Bakmayın 912 sayfa olduğuna. Oldukça geniş bir kitap. Tek sayfadan normal boyutta iki sayfa çıkabilir. Ve puntosu
da oldukça küçük. 10 kitaplık bir seri olmasını planlıyormuş yazar.

Alethkar kralı Gavilar’ın öldürülmesi ile başlıyor olaylar. Krallığın başına ise oğlu Elhokar geçiyor.
Dört ana karakter üzerinden gidiyor.
Szeth, bir katil. Öldürürken acı çeken ve ölülerine ağlayan bir katil. Öldürmeye mecbur bırakılan.
Dalinar, öldürülen kralın kardeşi. Abisinin son anda söylediği sözleri çözmek için uğraşıyor bir taraftan da genç, bilgisiz, güçsüz kişilikteki Elhokar’ı ve krallığını korumaya çalışıyor. Tek amacı var, duyduğu bir ses, “Onları birleştir.”
Shallan, babası ölüyor. Ölümün ailesini güçsüz duruma düşüreceğini düşünüyor, bunun için yola çıkıyor ve durumu planladığı bir hırsızlıkla kurtarmaya çalışıyor.
Ve Kaladin, babası bir hekim. Aslında asker olmak, savaşmak istiyor lakin öldürme fikrine tahammül edemiyor. Öldürmek yerine hayat kurtarmayı ve babasının izinden gitmeyi tercih ediyor. Fırtına kapasıca kadere bakın ki kendisini bir savaşın ortasında buluyor.

Dört kişi birbirlerinden bağımsız görünseler de hepsini kusursuz şekilde birleştiriyor Sanderson. Arka kapak;
Bu dört kişi bunun anahtarı. Bir tanesi bizi kurtarabilir. Ve bir tanesi de bizi yok edecek.

Bambaşka bir evren. Yokelçiler, Parlayanlar, Ruhdökümcüler, Parshmenler, Sprenler... Yaratılan farklı canlılar, yaşam alanları... Hayal gücünün sınırlarını sonuna kadar zorluyor Sanderson. Kitabı okurken yaşattırıyor. Sayfalar hızla akıp gidiyor.
Beni kesinlikle tatmin eden bir sonu vardı. Aklınızda bir çok soru oluşuyor ve bunların cevaplarını tek tek alıyorsunuz. İlk kitapta bir şey bilmiyordum, öğrenerek okudum, yine heyecanlıydı lakin şimdi yarım kalan bir şeyler var ve ikinci kitap çok ayrı bir heyecan.

Okursanız pişman olmayacağınızı garanti ediyorum. :)
530 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bu kadar güzel bir kitabın bu sitede bu kadar az okunmasına üzüldüğümü belirtmek istiyorum, bu kadar güzel kitabı daha çok kişi okusun isterim açıkçası.
Karakterleri ve kurgusu gerçekten çok şahaneydi ve okurken bunu sürekli hissediyorsunuz. Kitabı okurken hayal gücü ve zekanın birleşiminin muhteşemliğini somut bir şekilde hissediyorsunuz. Sanderson hem bir dünya kurmuş, çok farklı bir büyü stili geliştirmiş, yepyeni kavramlar katmış ve sonra bunları öyle zekice kurgulayıp kullanmış ki okurken bambaşka bir dünyada hissediyorsunuz ve sürekli hayran kalıyorsunuz yazara.
Kısacası çok güzel bir kitap ve bunu okuyun, okumalısınız.
http://yorumatolyesi.blogspot.com/...atorluk-brandon.html
530 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Eveet.. Fantastik severler toplanın :)
Eğer okumadıysanız bu seriyi, birazdan aşırı övgüler, methiyeler görebilirsiniz :)
Brandon Sanderson, fantastik aleminin Stephen King'i. Makinalı gibi yazıyor, maşallah :)
Lejyon serisini okuyup bayılmışım, ki Lejyon serisini de bu diğer serilerini yazarken, kafasını dağıtmak için yazmış :) öyle bir yazar ;)
Spoiler içerebilir şimdiden uyarayım..

Kurgusu o kadar orjinal ve o kadar akla mantığa uygun ki. Şimdi fantazi kurulan evrenler genelde ütopik durumlar olaylar içerebilir. Ancak bu kitabı okurken acaba olabilir mi diye içinizden geçiriyorsunuz.
11 metal kullanarak itme, çekme, duyuları açma, güçlenme, gizlenme, hızlanma ne ararsanız yapabilen, özel soydan gelen Sissoylular, ve bunlardan sadece birini yapabilen Siskanlar, ve normal skaa halktan oluşan bir evren var.
Tabi olmazsa olmaz diktatör bir rejim, bu rejimi yıkmaya çalışan devrimci gruplar.
Aslında distopik bir epik fantastik kitap.
Baş karakterimiz Kelsier, (aşık olunası adam) ve gruba sonradan katılan küçük kız Vin ile macera başlıyor.
Kitabın orta kısımlarında balo sahneleri ne kadar Anna Karenina'yı andırsa da olayların akışı muazzam.
Sonlarına doğru uğradığım şokla yarım saat boş boş duvara bakmış olsam da küsmeden okudum.
Harika bir kitaptı. Bu serinin 6 Kitap olması da harika, bitmesin istiyorsunuz.
Lakin burdan Akılçelen kitaplara seslenmek istiyorum. Kitabın boyutu o kadar büyük ki, ve sayfalar kalın olduğu için 528 sayfalık kitap 1000 küsür gibi yoruyor insanı. Yeni basımlarında boyunu küçülteceklerini söylediler. Ya hepsini büyük boy alın ya da hepsinin yeni basımını bekleyin derim ben.
Taşıması zor olduğu için pdf olarak da okudum arada.
Harika harika harika!
Kral Katili Güncesini okurken nasıl keyif aldıysam aynı hazzı yaşadım.
Kesinlikle tavsiye ediyorum,
Lehim harlayıp diğer kitaba koşuyorum :)))
510 syf.
·51 günde
Elantris bir zamanlar tanrıların şehri imiş... Büyünün, gücün, ışığın zirvede olduğu .. Bir zaman oluyor ki o şehri Tanrı Domi yıkıma uğratıyor. Artık çürümüş, kokuşmuş acıyla, açlıkla yoğrulan Elantrianlarla dolu yıkık bir şehir olmuş. Kitap üç baş karakterin anlatımıyla ilerliyor. Prens, prenses, rahip. Yer yer rahipli kısımlarda sıkıldım. Hatta oraları atlama isteği bile duydum ilk başlarda. Ama yılmadan devam etmekti büyüsü.. Mücadele etmek. Buradan yola çıkarak kitabın içerdiği en en güzel mesajın da umut ve mücadele olduğunu söylemek isterim, okurken etkileyici bir şekilde hissediyoruz.

Prens’in acıya dayanıklılığı, şikayetlenmeden sonuna kadar mücadeleyi bırakmaması, iyimserliği, düşünceli oluşu , Prensesin de kendine güveni, sadakati, politikada, eskrimde iyi oluşu, cesareti, boyun eğmeyişi, zekası okurken öyle hissettiriyor ki kitabın sağlamlığı karakterler üzerinden fark ediliyor.

Din uğruna yapılan mücadeleleri, politikayı, saray enrikalarını da birleştirerek okuyucuyu bağlayan, hayal gücü zengin bir kurguyu, komik anları,
karakterlerin yaşadığı mücadeleyi, inancı, umudu derinlere kadar hissetmek istiyorsanız bu yolculuğu kaçırmamanızı önerebilirim.

Arada sıkılmalar, gereksiz ayrıntılara boğulmalar, isimlerin yoğunluğundan karıştırmalar meydana gelebilir söylemeden geçmeyim . Puan kırmamın sebeplerinden biri bu ayrıntılardı. Diğeri de bazı karakterlerin yaşamını sorgulamak , detaylı tanımak istedim . Onların kitap boyunca az bahsedilmesi ve detaylı bilgilerin verilmemesi, soru işaretleri bıraktı kafamda . (0.5 şeklinde kırdım puanları :))) Bence kitabın 2.si olmalı.

Elantris kurtarılacak mı? Okurken bunu düşünmenin verdiği heyecanla sayfaları çevirmek ayrı bir zevk.

Bu arada Elantris, yazarın yazdığı ilk kitabı imiş. Acemilik vs hiçbir şekilde hissedilmiyor. Kitabın çevirisi de iyi idi epey.
Yine kesik kesik oradan oraya atlayan bir incelemenin daha sonuna geldim . Keyifli okumalar dilerim. ^_^

Not : Fantastik edebiyatının büyülü dünyasını, burada tanıştığım bal bir dostum gösterdi. Onun vesilesi ile adım attım, hayal gücünün önemini, o dünyada olmanın lezzeti bence bambaşka. Bu anlamlı hediye için de çok teşekkür ederim güzel dostum. Okurken birlikte yorumlamak çok güzel idi. Hayatımda olman anlam üzerine anlam.Var ol hep inşallah^_^
510 syf.
·3 günde·8/10
Sanderson okumak insana nasıl iyi geliyor! Dili, dünyası ve karakterleri sizi alıp götürüyor ve o dünyadan çıkmak çok aco verici oluyor. Elantris de okuması güzel ama bitirmesi kötü kitaplardandı, bitirdim ama içim acıyarak. Serinin diğer kitapları ne zaman çıkacak ya?

Sanderson'ı bilen bilir, Elantris de türündeki diğer kitaplara göre hem iyi hemde okuması zevkli. Elnatris'i çok sevsem de yazarın Fırtınaışığı Arşivleri ve Sissoylu serilerini daha çok sevdim. Yine de diğer kitabı iple çekiyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Brandon Sanderson
Unvan:
Yazar
Doğum:
Lincoln, Nebraska, ABD, 19 Aralık 1975
1975’te, Lincoln, Nebraska’da doğdu. Biyokimya bölümünde bir dönem okuduktan sonra kendine geldi ve asıl eğiliminin yazarlık alanında olduğunu fark etti. İngilizce bölümüne geçti ve Brigham Young Üniversitesi’nden mezun oldu, sonra okuluna geri dönerek yaratıcı yazarlık konusunda yüksek lisans yaptı. O zamandan bu yana hem yetişkinler hem de genç okuyucular için kitaplar yazmıştır. Bunların arasında Mistborn üçlemesi, Warbreaker ve Alcatraz dizisi bulunmaktadır. Karısı ve çocukları ile birlikte Utah’da yaşamaktadır, sık sık Magic: The Gathering oynamaktadır, düzenli olarak peynirli makarna yemektedir ve zaman zaman da BYU’da yazarlık öğretmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 256 okur beğendi.
  • 1.838 okur okudu.
  • 68 okur okuyor.
  • 1.695 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları