1000Kitap Logosu
Brandon Sanderson

Brandon Sanderson

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
6,7bin
Okunma
550
Beğeni
14,7bin
Gösterim
Unvan
Amerikalı Yazar
Doğum
Lincoln, Nebraska, ABD, 19 Aralık 1975
Yaşamı
1975'te, Lincoln, Nebraska'da doğdu. Biyokimya bölümünde bir dönem okuduktan sonra kendine geldi ve asıl eğiliminin yazarlık alanında olduğunu fark etti. İngilizce bölümüne geçti ve Brigham Young Üniversitesi'nden mezun oldu, sonra okuluna geri dönerek yaratıcı yazarlık konusunda yüksek lisans yaptı. O zamandan bu yana hem yetişkinler hem de genç okuyucular için kitaplar yazmıştır. Bunların arasında Mistborn üçlemesi, Warbreaker ve Alcatraz dizisi bulunmaktadır. Karısı ve çocukları ile birlikte Utah'da yaşamaktadır, sık sık Magic: The Gathering oynamaktadır, düzenli olarak peynirli makarna yemektedir ve zaman zaman da Brigham Young Üniversitesi'de yazarlık dersleri vermektedir..
736 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Savaş Ritmi; Kozmer Evrenine dair pek çok bağlantıyı gözler önüne sermesi , doğa güçlerinin biçim bulmuş hali olan sprenleri ve onların ait olduğu bilinçsel alem Shadesmar'ı yakından tanıtması, yüce varlıklar olarak görülen Tanrılarla bağlanan ırklar arasındaki ayrımları ayrıntılı işlemesi, dalga bağlama olarak bilinen büyü türlerinin açıklanması açısından yine soluksuz okuduğum , bitmesini istemediğim bir yapıya sahipti. 4. kitabın konusu; İnsanların Tanrı Garaz ve emrindeki Kaynaşıklara karşı kurduğu ittifak, Antik Parlayanlar'ın şehri Urithiru'da varlığını sürdürmektedir. Urithiru Kralı Dalinar, Alethkar'ı geri almak istemekte, fakat Taravangian'a olan güvensizliği ve Rüzgar Koşucuların sayısının azlığı sebebiyle büyük çaplı bir saldırı planlamakta sıkıntılar yaşamaktadır. Bu sebeple Adolin ve Shallan önderliğinde bir grubun bilinçsel alem Shadesmar'a gitmesine karar verilir. Amaç şeref sprenlerini insanlar ile bağ kurmaları açısından ikna etmektir. Ancak bu görev; şeref sprenlerinin Hıyaneti yani insanların bağ kurduğu sprenleri ölüme terkettiği dönemi unutmaması sebebiyle büyük zorluklar ve tehlikeler içermektedir. Shallan ve kişilikleri arasında kurulan denge ise Shallan'ın suçluluk duyguları sebebiyle sallantıdadır. Kaladin savaş yorgunluğu ve gördüğü kabuslardan kaynaklanan yeni bir yol ayrımına gelmiştir. Navani fabriallerle ile ilgili çalışmalarına devam ederken, fırtına ışığı ve yokışığı konusunda şaşırtıcı keşiflerde bulunur.Halkına ihanet eden dinleyici Venli'nin emrinde olduğu Kaynaşık ise Urithiru için tehlikeli planlar yapmaktadır. Ana karakterler kadar yan karakterlerin de olaylar karşısındaki bakış açılarını ve yaşantılarını anı unutturan , zihinde görselleştirmeyi sağlayan bir anlatım ve engin bir evren kurgusu ile sunan bu seri kesinlikle önerimdir.
Savaş Ritmi 2.Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
656 syf.
·
9 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Malum, Akılçelen dördüncü kitabı iki cilt olarak basmayı seçti. Kitabı bir futbol mücadelesine benzetirsek ilk yarı çok büyük heyecanlar vaat ediyor , ikinci yarının tam bir şölen havasında geçeceğini okuyucuların kulağına muzipçe fısıldıyordu. Ve öyle de oldu. Önceki kitaplardaki birçok soru artık tam anlamıyla cevabını bulmuş durumda. Tabii Sanderson sağ olsun asla tam bir cevap olmuyor ama bu okuma kalitesini düşüren değil arttıran bir unsur benim için. Kendi hayal gücüm tamamlıyor o boşlukları. Bazen yazarla aynı sahneleri hayal etmenin mutluluğu bazense ters köşe yakalanmanın keyfi... Az önce birçok soru cevabını buldu desem de özellikle son on - on beş sayfada yine birbirinden önemli birçok soruyu kucağımıza bırakıp gitti yazar. Garaz şimdi ne yapacak? Kaladin, tam olarak iyileşebilecek mi? Moash? Akıl artık Akıl değil mi? Maya ve diğer ölügözlere ne olacak? Dinleyiciler kendilerine yeni bir toprak bulabilecek mi?.. gibi gibi Beşinci kitap da yazılıp bizleri tekrardan meraka ve heyecana davet edinceye kadar şimdilik elveda. Okuduğunuz için teşekkürler.
Savaş Ritmi 2.Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
548 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Skyward serisinin ikinci kitabı Starsight; olay örgüsünü ön plana çıkaran sade anlatımı, zengin bilimkurgusal öğeleri, yaratıcı varlıkları, renkli karakterleri, mizahi diyalogları ve yüksek macera temposu ile çok keyifli ve heyecanlı bir okuma süreci vaat ediyor. İlk kitabın sonunda zihnimde oluşan tüm soru işaretlerinin cevaplanması, hikayeye eklenen yeni karakterler, özgün fikirler ve özel yetenekler ile kurgunun evrildiği, derinleştiği bir yapı sergiliyor. Skyward filosunda pilot olan Spensa, babasının izinden gitmiş,hayallerine kavuşmuştur. Sahip olduğu yeteneğin sınırlarını keşfedemese de, ulaştığı bilgiler gezegene ve tüm galaksiye dair bakış açısını değiştirmiştir. İnsanlar; Kreller ile yapılan Alta Savaşı'nı kazanmışlar, Spensa ve uçağı yapay zeka M-Bot sayesinde teknolojik anlamda gelişme göstermişlerdir. Ancak Detritus Gezegeni'nden çıkıp, galakside yeni yerler keşfetmek için gerekli güç ve teknoloji henüz bulunmamıştır. Detritus Gezegeni'ni çevreleyen ana platformda mühendis olarak çalışan Rodge ve ekibinin 100 yıl önce gezegende yaşayan insanların ölümüne dair buldukları kayıtlar bir çözüm yolu bulmanın gerekliliğini net bir şekilde göstermiştir. Tam bu sırada gezegene düşen bir uçak ve içindeki yabancı bu konu hakkında bir şey yapılabileceğini gösterir. Spensa; üstü Jorgen ile yaptığı plana bağlı olarak; düşmanları Kreller'in ve Dione'larin yönettiği, birbirinden farklı ırkların yaşadığı Üstyapı Yönetim Merkezi Starsight'a doğru yola çıkar. İnsanların öldürme yanlısı vahşiler olarak görüldüğü bu merkez; geçmişte gezegenleri yok etmiş, insanların ve farklı ırkların kökünü kazımış, gizemli güçlere sahip bir varlığa karşı savaşta yeni pilotlar aramaktadır. Kendini düşmanı olarak tanıdığı ırklarla çevrelenmiş, savaşa hazırlanırken bulan Spensa sevdiği insanları yaşadıkları hapishaneden kurtarabilecek midir? Zihinsel yönlendirme ve ışınlanma gücüne sahip varlıklar, farklı bir gerçekliğe açılan boyutlar ile içinde yaşayan gezegen boyutunda canlılar,birbirinden renkli ırklar, yapay zekaya sahip uçaklar, gerilim yüklü savaşlar gibi unsurları yaratıcı ve hareketli bir kurgu ile işleyen bu seri önerimdir.
Starsight
8.0/10 · 3 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
640 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Sınırsız Arcanum; bilimsel temellere dayanan büyü sistemleri, toplumsal yapılara dair düşündüren tahliller ve Brandon Sanderson’ın anı unutturan anlatımı ile 9 etkileyici öykü içeriyor. Bu öykülerden; İmparator’un Ruhu, Beyaz Kum,Cehennem Ormanlarında Sükut ile Gölgeler ve Alacakaranlığın Altıncısı bağımsız okunabilecek yapılara sahipken, diğer 5 öykü için Elantris, Fırtınaışığı Arşivi ve Sissoylu serilerini okumak gerekiyor.Kurulan bağlantılar ve bu kitapların geçtiği evren olan Kozmer’e dair bir çok gizemi aydınlatması açısından çok beğendiğim ve iz bırakan bir kitap oldu. Her hikayenin sonunda bulunan notlar ile Brandon Sanderson kurguyu nelerden ilham alarak yazdığını açıklıyor. İmparatorun Ruhu; varlıkların geçmişini ve yapısını değiştirme yeteneği olan büyü sistemi “Sahtecilik” üzerine odaklanıyor. Nesnelerin görünümünü değiştirebilen ve kopyalayabilen bir Sahteci olan Shai, daha önce denenmemiş bir görevle karşı karşıya geliyor. İnsan ruhu kopyalanabilir mi? Elantris’in Ruhu; Elantris’te geçen hikayenin sonunu farklı bir bakış açısından, seon Ashe’nin anlatımı ile yansıtıyor. 11. Metal; Sissoylu serisinin öncesini; Kelsier’in Allomanser Gemmel’den eğitim aldığı, yeni Sissoylu olduğu zamanları konu alıyor. Allomanser Jak ve Eltania Çukurları; Sissoylu serisinin 4. Kitabı Kanun Alaşımı’nın geçtiği dönemlerde Jak isimli Allomanser’ın kolosslarla yaşadığı mizahi bir hikaye içeriyor. Sissoylu: Gizli Tarih; Sissoylu serisinin sonuna farklı bir yorum getiren, önemli bağlantıların kurulduğu ve Kozmer Evrenine dair gizemli noktaları aydınlatan etkileyici bir hikaye içeriyor. Beyaz Kum; grafik romandan bir bölüm ve dayandığı taslağı içeriyor. Uçsuz bucaksız kumlardan oluşan bir diyarda Kumlara hükmedebilen Kum Üstatları yeteneklerine göre sınıflara ayrılıyordu. En üst sınıflardan biri olan Mastrell olmak için tehlikeli bir yolu yürümeye karar veren Kenton’ ın mücadelesi etkileyici bir hikaye ile resmediliyor. Cehennem Ormanlarında Sükut ile Gölgeler; Tanrıların savaşı sebebiyle kötülüğe maruz kalmış bir gezegende geçiyor. Bu diyarda Gölge olarak isimlendirilen varlıklara yakalanmamak için belli kurallara uymak gerekiyordu.Peki bu Gölgeler neydi ve nasıl ortaya çıkmıştı? Alacakaranlığın Altıncısı; hayvanların zihinsel iletişim kurabildiği, insanların farklı yeteneklere sahip olduğu bir adada geçiyor. Bu adanın canlıları benzersiz özellikleri sebebi ile güçlü insanların dikkatini çeker.Adanın ele geçirilmesini istemeyen bir Tuzakçının hikayesi heyecanlı bir macera ile işleniyor. Hudutaşar; Fırtına ışığı Arşivi serisi ikinci kitapta geçen Lift’e dair macera dozu yüksek bir hikaye içeriyor. Azimir’den ayrılmaya karar veren Lift ve spreni Wyndel daha önce karşılaştıkları “Karanlık”ın peşine düşüyor. En beğendiklerim; Sissoylu serisine dair bir çok bağlantıyı açığa çıkarması ve Kozmer Evrenine dair gizemli noktaları aydınlatması açısından “Sissoylu: Gizli Bir Tarih”, özgün büyü sistemleri, etkileyici kurgusu ile “İmparatorun Ruhu” ve barındırdığı gizem unsurları ve karanlık yanı ile “Alacakaranlığın Altıncısı”oldu. Kitapta bulunan 9 hikayenin her biri ayrı bir roman olabilecek altyapıya ve kurgusal derinliğe sahip. Sissoylu ve Fırtınaışığı Arşivi serileri ve Elantris’i okuyan herkese öneriyorum. Okuma sürecimi keyifli hale getiren
angelsbooks
angelsbooks
a teşekkür ederim.
Sınırsız Arcanum- Bir Kozmer Derlemesi
Okuyacaklarıma Ekle
656 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Fırtınaışığı Arşivi serisi; derin ve zengin bir evren kurgusu, karakter gelişimlerinin ve içsel dünyalarının gerçekçi boyutlarda yansıtılması,birbirine bağlı Bilinçsel-Ruhsal- Fiziksel düzlemleri konu alması, olayların geçtiği dünyanın ayrıntılı tarihine yer verilmesi, farklı alemlerde yaşayan ve bulunduğu aleme göre farklı mevcudiyet gösteren varlıkları, çok çeşitli ırkları ve doğa güçlerinin varlıklarla kurduğu bağdan kaynaklanan özgün büyü sistemleri ile Brandon Sanderson'ın en sevdiğim epik fantastik eseridir. Brandon Sanderson önsözde; seriyi beşer kitaptan oluşan iki ana olay örgüsü, iki set olarak planladığını söylüyor. Bu sebeple 4. Kitap olan Savaş Ritmi, ilk kitaptan itibaren sunulan olguların altında yatan öğelerin açıklandığı, bağlantıların kurulduğu, karakterlerin davranışlarının arka planının işlendiği, vurucu, şaşırtıcı ve bir çok farklı duyguyu aynı anda yaşatan bölümler içeriyor. Özellikle Adolin, Kaladin, Shallan'ın bölümleri ve Dinleyici Venli ile ilgili kısımlar bir çok gizemi açığa çıkarması açısından en çok etkilendiklerim oldu. Roshar gezegeninin ritimlerini duyan- duygularını ritimlerle ifade eden- görevlerine göre formlara bürünebilen Dinleyiciler, bedenleri ve zihinleri ele geçiren Kadim ruhlar, Tanrılar ve her bir Tanrının özüne, yapısına göre farklılık gösteren ışıklar; bu kitapta ayrıntılı ve soru işareti bırakmayacak bir şekilde işleniyor. Dini inançlar, teknolojik keşifler, farklı kültürlerin benimsediği yaşantı biçimleri yaratıcı ve derin bir evren kurgusu ile yansıtılıyor.
Savaş Ritmi 1.Cilt
Okuyacaklarıma Ekle
640 syf.
·
26 günde
·
10/10 puan
Bilim kurgu eskiden çokça okuduğum bir türdü ama artık nadir okuduğumu farkettim ‍️ Sanırım o yüzden de ilaç gibi geldi bana Türünün çok güzel örneği, Brandon’ın kalemiyle buluşunca tadından yenmedi Zamanım bol olsaydı 1-2 günde bitirirdim fakat yine de 640 sayfa kitabı kısa sürede bitirdiğimi düşünüyorum . Kitabımıza gelecek olursak, biraz konudan bahsedeyim. Geçmişte yaşanmış bir savaş sonrası uzaylılar tarafından küçük bir gezegende mahsur kalmış, gökyüzüne hasret bir insan topluluğu. Onları sürekli rahatsız eden bir uzaylı ırkı Kreller. Krellerle savaşmak için yetiştirilen gemi pilotlarından Chaser, bir savaş esnasından kaçtığı için kendi filosu tarafından vurulmuş ve ailesi de o gün bugündür korkağın ailesi olarak dışlanmıştır. Chaser’ın kızı Spensa’nın da en büyük hayali babası gibi pilot olmaktır fakat bunu engellemek için her şeyi göze alan bir amiral varken ne kadar başarılı olabilir? Bir şekilde pilotluk okulunda eğitim alsa da bir korkağın kızı olmak onun yaşamını zorlaştırır. Fakat Spensa babasının korkak olmadığından emindir ve bunu da ispatlamaya da kararlıdır. Bir gün hiç girilmemiş bir mağarada bulduğu bir gemi ona bir amaç verir, 170 yıldır saklı kalan bu arızalı gemiyi onarmaya başlar fakat bu, hem konuşan hem de ruhu olan geminin de sırları olmadığı anlamına gelmemektedir. Spensa, geminin sırrını çözebilecek mi? Babası gerçekten de bir korkak mı? Krellerin sırrı ne? Hepsini ve çok daha fazlasını okuyup öğreniyoruz
Skyward
8.3/10 · 48 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
510 syf.
·
9/10 puan
ELANTRİS || YORUM
Brandon Sanderson fantastik türünde en sevdiğim yazarlardan ilk üçe girecek kadar kalitelidir benim gözümde. Yazım tarzı, okuyucuyu her kitabında dumura uğratması, karakter analizleri ve sizi kitaptakilerin gerçekliği konusunda şüpheye düşürmeyecek kadar inandıracak olmasına bayılıyorum. Tek kelimeyle müthiş bir yazar. Eğer fantastik okuyorsanız bu yazara mutlaka bir şans vermelisiniz. Neyse, biz konumuza dönelim. Kısaca kitabın içeriğinden bahsedeyim öncelikle. Arka kapakta da yazıldığı gibi Elantris aslında Tanrılar Şehri olarak anılan bir yerleşkedir ve muhteşem bir güzelliğe sahiptir. Elantris’teki bu muhteşem güzellikteki yapılarda yaşayan insanlar olan Elantrian’ların büyüleyici görünüşleri ve yetenekleri öyle inanılmazdır ki insanlar artık onları tanrı olarak atfetmektedirler. Elantrian’lar aslında taşı, toprağı yiyeceğe çevirebilmek, ölmekte olan bir hastayı iyileştirebilmek gibi çok çeşitli özel güçlere sahip insan topluluğunu ifade etmektedir. Elantrian olmak için ise soy bağına veya başka bir nedene ihtiyaç duyulmamakta, rastgele bir biçimde herhangi bir insan Elantrian’a dönüşebilmektedir. Hatta bu durum da kitapta Shaod, yani dönüşüm olarak ifade edilmektedir. Elantrian’lar oldukça fedakar ve yardımsever oldukları için diğer insanlar tarafından da çokça sevilmektedir. Ancak, 10 yıl önce sebebi bilinmeyen bir biçimde Elantris şehri ve Elantrian’ların büyülü güzelliği yerle yeksan olur ve Elantris, artık kendilerine dahi faydası dokunmayan hastalıklı Elantrian’ların yaşadığı bir çöplüğe dönüşür. Lekeli deriler, asla iyileşmeyen yaralar, atmayan bir kalp ve hiç geçmeyen bir açlık hissiyle cebelleşen Elantrian’ların bu ani düşüşü insanlarda çok acı bir değişime sebebiyet vermiş ve ülkede yönetim Elantrian’ların elinden alınmış, sıradan insanların eline geçmiştir. Halk ise yeni yönetimin birçok Elantrian’ı katletmesine şahit olmuştur. Bizim asıl konumuz ise bu yönetimdeki kral Iadon’un oğlunun Shaod’a yakalanarak hastalıklı Elantrian’a dönüşümüyle alakalı. Baş karakterimiz olan Iadon’un oğlu Reoden, halk tarafından oldukça sevilen bir insandır. Bir sabah uyandığında Shaod’un onu aldığını aynadaki yansımasında görünce dumura uğrar. Tenindeki kahverengi lekeler bu hastalığın en büyük belirtisidir. Tamamiyle politik bir evlilik olsa da düğününden birkaç gün öncesinde böyle bir olayla karşı karşıya kalmak karakterimizi oldukça etkiler. Reoden, babasının emriyle yaka paça Diğer Elantrian’ların olduğu Elantris’e gönderilir. Ancak kralın itibarının sarsılmasını önlemek için halka, Reoden’in öldüğü haberi yayılır ve sahte bir cenaze töreni düzenlenir. Reoden ile evlenecek olan ve diğer asıl karakterimiz de Sarene. Kendisini oldukça çirkin bulan ve asla evleneceğine ihtimal vermeyen karakterimiz bu evlilikle nihayet mutlu olacakken yaşanan talihsiz olay neticesinde tüm neşesi söner, yapılan evlilik sözleşmesi gereği eğer taraflardan birisi nişanlılık döneminde ölürse evliliğin muteber olacağı gerçeğiyle baş başa kalır. Dolayısıyla Sarene Iadon’un halkının prensesi olma mertebesine erişir. Sarene politika ve siyaset konusunda kendini oldukça geliştirmiştir ve bu konulara ilgisi olan çok zeki bir kadındır. Reoden’in sahte ölümü aklında büyükçe soru işaretleri bırakır ve Reoden’in ortadan kaybolmasının asıl sebebini araştırmaya koyulur. Kitabın konusu gerçekten çok orijinal. Zaten yazarı tanıyorsanız muhtemelen kitabın orijinalliği sizi pek fazla şaşırtmamıştır. Ben nedense Sissoylu serisinin farklı bir versiyonu gibi hissettim Elantris’i. Aslında aşırı bir benzerlikleri yok, sadece yazarın anlatımından ötürü benzetmiş de olabilirim ya da Sissoylu serisine karşı çokça özlem duyduğum için de böyle düşünmüş olabilirim. Ama kitabı çok sevdim. Benim için tek sıkıntısı kısa olmasıydı. Bence tek kitapla yetinilecek bir kurgusu yoktu kitabın. En azından iki veya üç kitaplık bir seri çıkarılacak kadar kaliteliydi. Mesela sıkça adı geçen bazı karakterleri tanıyamadık bile kitapta, en azından onlarla yüz yüze gelme fırsatı tanınsaydı fena olmazdı bence. Karakterlerden ise en sevdiğim açık ara Reoden oldu. O kadar tatlı ve okurken içinizi bir hoş eden bir karakterdi ki Reoden’li bölümler gelsin diye sayfaları hızlı hızlı çevirdim. Gerçek hayatta tanımaktan mutluluk duyacağım kadar içten ve karakterli bir insandı Reoden. Bu kadar Reoden’den bahsetmek yeterli sanırım. Gelelim Sarene’e. Sarene de ne istediğini bilen, çok kararlı, kişiliğini samimi bulduğum ve okumaktan keyif aldığım bir karakterdi. Reoden ile karşılaşmalarını ise dört gözle bekledim. Sarene’in de artık mutlu olmasını okurken öyle çok istiyorsunuz ki bir an önce bir olağanüstülük olsun da Reoden ile evlenebilsinler diye içinizden geçiriyorsunuz sürekli. Kısaca, Sissoylu kadar olmasa da okumaktan gerçekten çok keyif aldığım ve tekrar okumak isteyeceğim kitaplardan birisi oldu Elantris. Bu kadar kısa anlattığıma bakmayın, gerçekten anlatmadığım onlarca terim, fantastik yaratıklar ve olaylar bulunsa da onları da sizin okuyup deneyimlemeniz daha keyifli olacaktır eminim. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyor, hepinize sağlıklı günler diliyorum. Puanım: 5/5
Elantris
8.8/10 · 409 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.