Buket Uzuner

Buket Uzuner

Yazar
8.0/10
5.202 Kişi
·
19.989
Okunma
·
1.146
Beğeni
·
26398
Gösterim
Adı:
Buket Uzuner
Unvan:
Türk Roman, Öykü ve Gezi Notları Yazarı
Doğum:
Ankara, 3 Ekim 1955
Buket Uzuner (d. 1955, Ankara), Türk roman, öykü ve gezi notları yazarıdır.

Hayatı

Biyoloji ve Çevre Bilimi eğitimi alan Uzuner, Türkiye' de Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ' de, ayrıca Norveç, ABD ve Finlandiya'daki üniversitelerde çalışmalarda bulundu. Kitapları 1992'den bu yana Türkiye'de Ulusal En İyi Satış listelerinde yer almaktadır ve dört ayrı dilde yayımlanmıştır. Remzi Kitabevi için yabancı edebî yayımlar konusunda editörlük yaptı ve şu anda Alfa-Everest Yayınları için yabancı edebî yayımlar konusunda edebî danışmanlık yapmaktadır.

Balık İzlerinin Sesi romanı ile 1993 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü' ne lâyık görülen Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanı ile 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Yılın Romanı ödülünü aldı. Son dönemde Kumral Ada Mavi Tuna adlı romanı, Mediterranean Waltz adı ile İtalya, Yunanistan ve İsrail'de yayımlandı. Ayrıca İngiltere'de kısa öykülerden oluşan A Cup of Turkish Coffee adlı kitabı yayımlandı.

1996 yılında University of Iowa tarafından onursal akademisyen yazar seçildi.

Kuzey Afrika, Kuzey Amerika ve Avrupa'da uzun yıllar geçiren Buket Uzuner, şimdi İstanbul'da yaşamaktadır.
İlla ölmek mi gerekiyor bu memlekette senin de bir birey olduğunu, kadın olarak senin de insan olduğunu, bir tenin, bir kalbin ve miden olduğunu anlamaları için...
Eğer bu memlekette kadınlar günde beş erkek öldürseydi, çoğunluğu erkek olan parlamentomuzdan şimdiye kadar kadınlara karşı onlarca kanun çıkartılır, kadın islahevleri bile kurulur ve sorun çözülürdü.
560 syf.
·5 günde·Beğendi·Puan vermedi
Buket Uzuner’in dört kitaptan oluşacak serisinin ilk kitabı olan "Su"yu okumadan, Toprak kitabını okumuş oldum. Umarım sıralamayı bozduğum için pişman olmam. Bu kitabı gerçekten çok zevk alarak okudum. Yazarın, kitabın sonunda faydalandığı kaynakları belirtmesi ve anlatımına dayanarak çok iyi hazırlanarak yazmış olduğunu görüyoruz. Kitabında öyle bir kurgu oluşturmuş ki çok çeşitli konularda bilgi vermiş ve araştırmaya sevk ettirebilecek dürtüyü de sağlamış. Ayrıca günümüzün siyasal ve sosyal olaylarına çok güzel dokundurmaların yer alması da kitabın değerini arttırdığına inanıyorum. Özellikle demokrasilerde olması gereken vali ile olmaması gereken emniyet müdürü üzerinden anlatımları ve diyalogları çok sevdiğimi belirtmeden geçemeyeceğim. Özellikle gençlere çok şey katacağına inanarak, tüm okurlara öneriyorum.
500 syf.
·9/10
Edebiyatı sevdiğim kadar türküleri de severim ve nasıl romanları okurken anlatılanı yaşarsam içimde, türküleri de dinlerken yaşarım. Ne der türküler bilir misiniz? Deli gönlüm der, sevda der, sıla der, hasret der, ölüm der ve ille de ayrılık der. O ayrılık ki dertlerin en çaresizi en onulmazı ve en kahpesi...

Bu romanda okuduğumuz da Mavi Tuna ile Kumral Ada’nın türküsüdür. Öyle bir türküdür ki bu, müziğini duyan kah kalkıp oynar kah oturup ağlar. Asla tam ayrılmayan ama tam kavuşamayan ve ne yapsa nereye gitse aklı diğerinde kalan sevdalıların türküsüdür bu. Seven sevdiğine kavuşamadıktan gayrı, koynuna girip murat alıp murat vermedikten gayrı, yaşamak neee ölmek neee-sinin türküsü. Bu derdi çekene zor ya, çekene Allah kolaylıklar versin.

Roman kahramanı ve çoğu yerinde anlatıcısı Tuna, bir sabah uyandığında ülkede iç savaş başladığını öğrenir ve sefer görev emri gereği askere alınır. Aynı sabah gazetelerde sevdiği kadının, birisini öldürdüğü haberi de vardır ki bunun için sürekli askerden kaçıp o kadına yardım etmeyi amaçlamaktadır. Romanda bu askeri ortamda yaşayan Tuna’nın ruh dünyasından geriye dönüşlerle Tuna ve Ada’nın, İstanbul’un en güzel yerlerinden birisi olan Kuzguncuk’ta geçen çocukluk ve gençlikleri, aileleriyle birlikte anlatılmaktadır. Tuna’nın yaşadığı bu durum bir türlü uyanamadığı bir kabus mudur ya da acımasız hayatın kendisi midir ilerleyen sayfalarda öğrenilecektir. Yazarın hikayesini hemcinsinin bilincinden anlatması kolayken Buket Uzuner bunu yapmayıp erkek bilinciyle olayları anlatarak zor olanı başarmış ve esasen bir çok psikolojik mevzuyu da yazımına eklemiş. Aşk ağlatır, dert söyletir derler ya bu hikayede yaşanmışlık var mı diye çok merak ettim. Roman karakterlerinin ünlü bir aileye çok benzerliği olsa da yazar tüm anlatılanların kurgu olduğunu söylemiş.
Bu güzel öykünün içinde harmanlanmış, aydın kesimin tartıştığı bir çok sosyolojik olgunun içine okuyucu çekilerek bu olguların düşünmesi sağlanmış olsa da aslında yazarın anlatmak istediği bu sosyolojik olaylar ve ülkedeki iç savaş üzerinden insanın kendi iç dünyasında yaşadığı savaştır. Hangimiz bu duygu durumunu yaşamayız ki? Çocukluk anılarımız, değer verdiklerimiz ve sevdiklerimizle bilincimizdeki kocaman “acaba”lar hangimizde yok ki?
Naif ve bir o kadar da duru bir anlatımla yazılmış romanı okurken kimi zaman buruk, kimi zamansa dolu dolu bir gülümseme olacak okuyucunun dudaklarının kenarında. Okuyucu, roman karakterlerinin canlılığına kanıp onlarla dost olacak ve anlatımın samimiliğine kapılarak kendine dert edecek yaşananları. Ve bir çok satır arasında canlanacak kendi çocukluk ve ilk aşk anıları.

Çalıştığım şirkette düzenlediğimiz okuma grubu olarak seçtik bu kitabı ve toplantısını da Kuzguncuk’ta kahvaltıda yapmayı planladık ama olmadı. Ağır kitaplardan bunalan zihinlere iyi gelecektir bu okuma.

Kitap bitince dilime takılan türkü ise Kırıkkale/ Keskin’den.

Allı durnam bizim ele varırsan
Şeker söyle kaymak söyle bal söyle
Gülüm gülüm kırıldı kolum
Tutmuyor elim durnalar hey
Ah gülüm gülüm yar gülüm gülüm
Kız gülüm gülüm durnalar hey
Eğer bizi sual eden olursa
Boynu bükük benzi soluk yar söyle...
512 syf.
·Beğendi·9/10
Kumral Ada ile Mavi Tuna'nın lirik yaşam öyküsü. Bir iç savaş temi üzerine kurulmuş,yerinde ve muazzam bir içe bakış tekniğiyle süslenen akıllara kazınacak bir eser. Çocukluk,İstanbul'un mütevazı bir semti,biraz Yeşilçam biraz Attilla İlhan. Ve yıllara yayılan tutkulu bir o kadar da masum bir aşk. Derin bir hikaye. Mabel'in Bal Kız'a olan derin aşkı. Hayatı sorgulatacak olay örgüsü. Ölümler ve mucizeler.
Ah Mabel,ben şimdi nasıl unutacağım seni ...
***
Mutlaka okunması ve anlaşılması gereken bir kitap.
116 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Güneş Yiyen Çingene
İçerisinde dokuz öykü bulunan ince bir kitap. İlk öykü Mor ve Ötesi en beğendiğim öykü oldu. Öyküdeki babaanneye bayıldım. Şiirsel hoş anlatımıyla beni bağladı bir anda. Nazilerin geçit töreni sırasında pencerelere ve balkonlara bayrak asılmasını istediklerinde balkonuna donunu asan babaanne alın size bayrak deyişi gülümsetti beni. Kadınların da seçme hakları ve zevkleri olduğunu, zaman zaman feminist düşünceye evrilen düşsel öykülerde kadın gözüyle bakacağımız şiirsel anlatımlı hoş bir kitap.

Keyifli Okumalar...
500 syf.
·Beğendi·7/10
Dua ediyorum incelememi bitirmeden bilgisayarım bana yine oyun oynamasın diye. O da benim gibi yaşlanma yolunda bir hayli yol aldı.
Kumral Ada Mavi Tuna.....
Bu kitabı okumadan önce lütfen bir MABEL Çikleti alınız. Kabını kitabın 21. sayfasına güzelce yerleştiriniz. Ben yaptım.... Bu kitabın son sayfasına kadar çokça gel gittiler yaşadım. Bu anlatıldığı gibi bir karabasan mı yoksa bir iç savaşın düşsel, yaşanmışçasına yazarın eleştirisel bakışı mı? diye. Sonu bende zorlamayla gelmiş kanaatı uyandırsa da Yazar olası bir mezhep veya başka bir nedenle olabilecek iç savaşın açabileceği yaraları farklı barışçıl bir yürek dolgunluğu ile ele almış ve işlemiş.
Çocukluktan başlayıp evresel evrimler içinde yuvarlanıp giden onulmaz bir aşkı çerçeve olarak kullanmış yazar bu yapıtında İki kardeşin aynı kıza aşkını....
Bu kitabın daha ilk sayfalarında Kahramanların kumral olanı erkek mi kadın mı, ya da mavi tuna mı erkek veya kadın biraz bocaladım. Belki maviyi bayanlara, kumralı erkeğe yakıştırmış olama etken olmuştur. Tam tersi çıktı karşıma.
Zaman zaman kitap okurken düştüğüm bir algı yanılmasını burada da yaşadım... Yazar kadın ise kahraman erkek olduğunda ve anlatım dili birinci şahıs tarafından hikaye ediliyorsa hele hele bayan yazar o erkek ruhunun en inceliğini yakalamış kalemliyorsa hikayeyi ben bazen şaşırıyorum. Tabii bunun tam teside oluyor.
Kitapta çok güzel bir dil kullanmış, anlatım gayet sade, latif, naif çıkışlar, gözlemsel anlatımlarda var. Lakin bazı tarafları da eleştirmek zorundayım. Bir kere çok fazla abartı sanatına kaçmış yerler mevcut. Benzetmeler de yersiz olanlar olduğu gibi güzel can alıcı cümlelere yaratmak isterken yerinde olmayanlarda var, bu kitabın bana göre gereksiz uzamasına neden olmuş. Zaman zaman monotonluk sıkıntı da veriyor.
İlginç yanlarda var Kahramanların isimleri neredeyse tamamen nehir isimleri. Aras, Meriç, Tuna gibi. Ada ve Arasın doğum günleri 12 Mart, Tuna'nın 12 Eylül. Yani darbe tarihleri.
Aşkın o kadar güzel tanımlarını yapmış ki alıntılarda paylaştım. Yerli yerindeler.
Kitabın yazar tarafından teşekkür yazısında buradaki kahramanların gerçek olmadığı tamamen bir benzerlikten ibaret olacağını belirtse de bana Sadri Alışık ve Çolpan İlhan Ve de Atilla İlhanı çağrıştırdı. Gerçi onların kızı değil oğulları vardı. Yön şaşırtması mı?
Kısaca özetlersek diyebilirim ki Tanımlanması, tarifi imkansız bir aşkın hikayesidir bu. İki kardeşin aynı güzel kıza gönül kaptırması ki taaa! çocukluktan başlaya gelen bir sevda. Bu tehlikeli yolda yazar çok ince ve hassas rota belirlemiş ve doğru yolda götürmüş bu sevda masalını. Evrelerinde ilginç çocukluk, ergenlik, araya ölümde girse vazgeçilmeyen zaman birimi, olgunluk evresinde bir çok macera tüneline girip çıkmalar, inanılmazlık, tükenmişlik yokuşunu tırmanmalar olsa da tanımı henüz yapılmamış bir aşkı anlatıyor Ada ve Mavi Tuna'nın yüreğinden...
344 syf.
·6 günde
Başlangıçta sadece SU vardı.
Evvelce gök, ay, güneş, hava, ateş, toprak ve ağaç yoktu: Sadece SU vardı.
....
SU kaybolmaz. SU döner. SU dolaşır. SU akar.
SU gezer. SU uçar. SU yutar. Su uyur.
Ve SU bilir.


Buket Uzuner'in “Tabiat Dörtlemesi” olarak planladığı ‘Su, Toprak, Hava ve Ateş’ serisinin ilk kitabı Su. Dörtleme diğer kitaplar Toprak ve Hava ile devam ediyor, Son kitap Ateş'in ise ilerleyen yıllarda çıkması bekleniyor.

Kitap, Defne Kaman adlı bir kadının, Kadıköy'de "Barış Manço" adlı vapura bindikten sonra ortadan kaybolup, ailesi tarafından 39 saat sonra karakola kayıp müracaatı başvurusu ile başlıyor.
Defne Kaman mesleğinde çok popüler olmayan, ancak yazdığı toplumsal meseleler'den dolayı iktidar ve bazı kesimler tarafından sevilmeyen bir gazeteci.
Kitap,Defne Kaman'ın maceraları olarak adlandırılsa da,kurgusal olarak Defne Kaman'ı çok fazla göremiyoruz. Genel olarak 3 ana karakter üzerinden ilerliyor olaylar. Defne Kaman'ı bulmakla görevli polis memuru Ümit Kaman,ona bu konuda yardımcı olmaya çalışan sahaf Semahat ve Defne Kaman'ı yetiştiren, aynı zamanda bir Kam/Şaman olan ninesi Umay Bayülgen. Bu 3 karakter üzerinden ilerleyen olaylar silsilesinde, şifreler,gizemler ve birçok olaylar ile karşılaşıyoruz.

Buket Uzuner Su'da, Eski Türk kültürlere ait özellik olan günümüzde de yansıması devam eden, bir inanç biçimi olan "Şamanizm" kavramı üzerinde duruyor. Türkler içerisinde daha çok kam/kaman olarak da adlandırılan, şamanlar, zeki,olağanüstü özelliklerle donatılmış,birer şifacı olarak görülüyor.
Kitapta ki birçok olay, Şamanizm üzerinden şekilleniyor, bundan mütevellit de, birçok mitolojik öğeleri kitabın içerisinde sık sık görüyoruz.

Mitolojik ögeler ile harmanlanan Su'da 2000 sonrası Türkiye'sini görmekte mümkün, bir mesaj verme kaygısının güdüldüğü kitapta, karakterler üzerinden, toplumsal meseleler de analiz ediliyor,
Ümit Kaman'ın sevdiği kadın ile, mezhep farklılıklarından dolayı kavuşamaması, "Kadın Cinayetlerini" konu alan bir yazı yazan Defne Kaman'ın, toplumda kadının yerini irdelemesi,Kadın haklarını sorgulaması, Sahaf Semahat'ın yalnız bir kadın olarak toplum tarafından yaşadığı baskılar,Türkiye'de muhalif bir gazeteci olmanın güçlüğü, bireysel özgürlükler, "HES" projeleri, değişen doğa unsurları, iklim ve küresel ısınma gibi birçok konuda alt mesajlar veriliyor.

İncelemeyi bitirmeden önce kitapta gördüğüm,eleştirdiğim bir iki noktaya da değinmek istiyorum. İlk sayfalarda polisiye bir olay ile karşı karşıya kaldığımı düşündüğüm için,daha sağlam bir olay örgüsü bekliyordum,mantık hatalarının bazı yerlerde dikkat çektiğini söylemeliyim,kurgusal ve edebi yönden beklentimin altında kaldı kitap, dilin çok sade olması, yer yer yapay bir hava oluşturuyor, yazarın araya girip okuyucuya seslendiği bölümler de benim için birazcık dikkat dağıtıcı oldu. Ayrıca kitapta birkaç "Viral" reklamın olması ve yazarın birkaç yerde kendi kitabı "Kumral Ada Mavi Tuna'yı örnek göstermesini anlamsız ve gülünç buldum.

Genel hatlarıyla toparlayacak olursam, kitabı beğendiğimi söylemeliyim, ancak tavsiye konusunda çekimser kalacağım. Eğer daha önce Buket Uzuner okuduysanız tavsiye ederim, ama benim gibi yazar ile tanışma kitabınız olacaksa,şimdilik diğer eserlerine yönelmenizi öneririm.

Keyifli okumalar diliyorum...
330 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Yine sürükleyici bir kitap olmuş.Bu sefer hikayenin ucu açık bırakılmış.Bu sayede Ateş kitabının çıkmasını merakla bekliyor olacağız. Bu kitapta Defne Kaman olayın daha içinde yer alıyor ve sonlara doğru kayboluyor.Ve kayıp gazeteciyi bulmak Ateş kitabına kalıyor. İklim değişikliği ve doğal kaynakların tüketilmesiyle gelmek bilmeyen kışı ve nükleer enerjinin hayatımızı nasıl etkileyeceğini Anadolunun kadim geleneklerini kullanarak okuyuculara aktarıyor.Her kitabında olduğu gibi yeni şeyler öğrenip Kayseri'ye doğru bir yolculuğa hazır olun...
500 syf.
·Beğendi·10/10
Benim çok severek okuduğum bir kitap Buket Uzuner' in Kumral Ada Mavi Tuna'sı savaş, aşk, ölüm, hisler... Çok çok çok çok güzel bir roman, bence mutlaka okunmalı....
344 syf.
·6 günde·5/10
En son 7-8 sene önce İki Yeşil Su Samuru adlı kitabını okumuştum Buket Uzuner'in. Sevdiğimi hatırlıyorum.Keşke hep o şekilde
hatırlasaymışım.

Başlıkta da belirttiğim gibi kitap başladığında çok katmanlı derinliği olan bir
roman okuyacağımı zannetmiştim.Yüz sayfa
kadar geçtim, tekrarlardan ve klişelerden
usanarak zor bitirdim kitabı.

Kitabın edebi dili de zayıf ama bana göre
en temel sorunu bir çok şeyi anlatmaya çalışıp hiçbirini derinlemesine işleyememesi. Doğa
tahribatları,kadın cinayetleri, hayvan hakları,
Alevi-Sunni çatışması, eski Türk kültürünün
unutulmasi, kitap okumama, eğitim sistemi
ve daha bir çok soruna şöyle bir dokundurulup
geçilmiş,hiçbirine cesurca eğilim yok. Hani
az az hepsinden bahsedeyim ama kimseyi de
incitmeyeyim, der gibi olmuş.Keşke bu kadar
üst üste yığacağına birini ikisini ele alsaydı da
daha derinlikli anlatsaydı.Toplumsal mesaj
vereceğim diye boğulmuş kitap.

Yazarın post modern dokunuşlar yapmaya çalışması, okuyucuyla araya girmesi çok
göze batıyor,olmamış. Olayların çözümünü
Kutadgubilig'den şifrelere bağlaması biraz
Dan Brownculuk oynamak gibi geldi.

Hisleri gelişmiş,biraz da olağanüstü güçleri varmış gibi gösterilen Şaman torunları Umay Nine ve Defnenin olduğu bölümler için gerçekçi desem olmuyor,büyülü gerçekçi desem sırıtıyor. Mesela Umay Nine'nin katilin
bıçağını saklandığı yerden bulma gücü var
ama kayıp torunu için polisden yardım
istiyor.Polisten yardım istemesi polisin de iç
yolculuğuna katkı içinse hiç inandırıci değil.
Yok, başka bir sebebi varsa ben anlamadım.

Aynı Umay Nine kendi torununu çok güzel
yetiştirmiş ama romanda çok kötü gòsterilen
kendi kızının kötü yetişmesinde hiç payi yok
sanki.Bu Ayten neden sevgisiz ve sığ bir insan?Nedeni hiç belli değil.

Kitabın Şamanizm'den bahsettiğini duyunca
sevindim,kurgunun içine yedirilmiş sandım.
Ama ilerledikçe bu konuda da hayal kırıklığına
uğradım.Bilgi verme seviyesinde kaldı bu konu da.

Kitabın genelinde kendi sürekli tekrarlama
var.Hele "Istanbul'da yirmi birinci yüzyılın en
sıcak yazı" cümlesini okumaktan gına geldi.

Suan lisede olsaydım, Şamanizmi ilk kez duysaydım bu kitabı daha çok severdim.

Kitapta sevdiğim taraflar da oldu:

Defne'ni Su kitabında yazanlar inandıricıydı
ve etkiledi beni.Özellikle ilkokul okul ögretmeni
ile yaşadıkları.
Sahaf Semahat'ı çok sevdim,keşke böyle
biri gercekten olsaydı ve arkadaş olsaydık,
dedim.
Özellikle erkeklerin kadınlara bakışındaki
tespitler çok hosuma gitti.
Bazı betimlemeleri özgün buldum ve sevdim.
Kutadgu Bilig gibi önemli bir esere dikkat çekmesi cok hosuma gitti.
Ve en çok İstanbul'u anlatışını sevdim.
Özellikle Kadıköy'ü çok güzel anlatıyor yazar.
İstanbul özlemim kabardı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Buket Uzuner
Unvan:
Türk Roman, Öykü ve Gezi Notları Yazarı
Doğum:
Ankara, 3 Ekim 1955
Buket Uzuner (d. 1955, Ankara), Türk roman, öykü ve gezi notları yazarıdır.

Hayatı

Biyoloji ve Çevre Bilimi eğitimi alan Uzuner, Türkiye' de Hacettepe Üniversitesi ve ODTÜ' de, ayrıca Norveç, ABD ve Finlandiya'daki üniversitelerde çalışmalarda bulundu. Kitapları 1992'den bu yana Türkiye'de Ulusal En İyi Satış listelerinde yer almaktadır ve dört ayrı dilde yayımlanmıştır. Remzi Kitabevi için yabancı edebî yayımlar konusunda editörlük yaptı ve şu anda Alfa-Everest Yayınları için yabancı edebî yayımlar konusunda edebî danışmanlık yapmaktadır.

Balık İzlerinin Sesi romanı ile 1993 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü' ne lâyık görülen Uzuner, Kumral Ada Mavi Tuna romanı ile 1998 yılında İstanbul Üniversitesi Yılın Romanı ödülünü aldı. Son dönemde Kumral Ada Mavi Tuna adlı romanı, Mediterranean Waltz adı ile İtalya, Yunanistan ve İsrail'de yayımlandı. Ayrıca İngiltere'de kısa öykülerden oluşan A Cup of Turkish Coffee adlı kitabı yayımlandı.

1996 yılında University of Iowa tarafından onursal akademisyen yazar seçildi.

Kuzey Afrika, Kuzey Amerika ve Avrupa'da uzun yıllar geçiren Buket Uzuner, şimdi İstanbul'da yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 1.146 okur beğendi.
  • 19.989 okur okudu.
  • 380 okur okuyor.
  • 5.170 okur okuyacak.
  • 329 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları