Burçak Çerezcioğlu

Burçak Çerezcioğlu

8.3/10
520 Kişi
·
2.752
Okunma
·
53
Beğeni
·
6.340
Gösterim
Adı:
Burçak Çerezcioğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İzmir, 15.05.1979
Ölüm:
İzmir, 11.05.1995
15 mayıs 1979' da asik oldugu izmir'de dogdu... 11 mayıs 1995' de dogum gününe 4 gün kala izmir'de öldü.hep güzeldi.. hep melekti..Sonsuza kadar güzel kalmak isterdi..Hala güzel..


Burçak hayata gülen gözlerle bakabilen, hayata bağlı, neşeli bir kızdır.Ve hayatta iki hedefi bulunmaktadır.birincisi sinema sanatçısı, tiyatro oyuncusu veya manken olmaktır.Yani tanınmış, ünlü biri olmak istemektedir.Burçak'ın ikinci arzusu ise Amerika'ya gitmektir.Burçak çok küçük yaştan beri Amerika'da yaşamak, orada okumak istemiştir.Bu hedefi gerçekleşir ama Amerika'ya orada yaşamak için değil, son günlerini iyi geçirmesi için gider.Çünkü Burçak lösemi hastalığına yakalanmıştır.14 yaşında iken sırt ağrıları, halsizlik gibi nedenlerden dolayı hastaneye giden Burçak'ın önce sınav stresinden dolayı psikolojik bir rahatsızlığı olduğu söylenir, aynı belirtilerin artmasıyla hastaneye giden Burçak'a bu kez bir tür kemik hastalığına yakalandığı söylenir.

Rahatsızlığının artmasıyla hastaneye tekrar giden Burçak'ın lösemi olduğu anlaşılır.Ailesi perişan olur, çok üzülürler ve bu hastalığı Burçak'a anlatmaya karar verirler.Burçak hastalığını öğrenince önce şaşırmış, inanamamıştır, ancak hiçbir zaman yılmamış, her zaman kurtulacağını düşünmüştür.Ve doktorların iki ay ömür biçtikleri Burçak yaşama azmi ile iki sene hayatını sürdürmüştür.

Ailesi Burçağın Almanya'da tedavi olmasının daha iyi olacağını düşünerek Burçak'ı Almanya'ya götürmüşlerdir.Ve herkes Burçak için seferber olmuş, her yerde yardım için çalışmalar yapılmıştır.Burçak'ın en büyük korkusu saçlarını kaybetmek olmuştur, ama hiçbir zaman saçları tam olarak dökülmemiş ve dökülen saçları da peruk yapılmıştır.Ve Burçak'ın rahatsızlığın arttığı bir dönemde doktorun tavsiyesi ile ailesi en büyük arzusunu yerine getirmek için Burçak' Amerika'ya götürmüşlerdir.Burçağa ise iyileştiği için kendisine bir armağan olduğu söylenmiştir.

Ancak yapılan tüm çabalara rağmen Burçak kurtarılamamış, rahatsızlığa daha fazla dayanamayan Burçak 16. doğum gününe 4 gün kala sonsuzluğa kavuşmuştur.


Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi bazen çok incelebilir. Bu çizgide yaşanan hayatlar vardır. Can yıkıcı hayatlar.

Emek emek büyütülen sevgiler vardır. Cesaret olmadan tek adım atılamayacak tehlikelerin içine sokar insanı. Acıya beklenmedik faturalar çıkarır. En umulmadık anda, renkler değişir.

Küçücük bir yaşamın ardında kalan, insanın kendisinden büyütüp sevdiği, korumaya yazgılı olduğu bağlılıklar vardır.

Burçak Çerezcioğlu,16 yaşında lösemiden öldüğünde, cesareti, sevgiyi ve yaşamı tanıyordu.


Ne yazık ki kurmaca olmayan bir hayat öyküsü.

Bir babaya, bu dizeleri yazdırmış bir hayatın.

Sabahları

Hasta uyanmanı istiyorum

Hastaysan eğer

Yaşıyorsun demektir.


"ister acıklı, ister mutlu; ister uzun,ister kısa ..
film bitiyor bir gün. olması gereken, olması gerektigi zamanda oluyor...
o an ısıklar yanıyor.. perdedeki görüntüler son'a eriyor.
seyrettikleriniz hayal oluveriyor."


kurt cobain'i ve jim morrison'u çok seven, istanbul'dan nefret eden, gerçekten meleğimsi bir kızdı...
"Hiçbir zaman, hiçbir yerde bulamam mutluluğu, çünkü o içimde. Boşuna aramamalı onu. Boşuna kaçmamalı. Kaçmak, sadece kendinden kaçıştır. Sadece... "
" İstanbul insanı yiyip bitiren bir şehir. Çok kalabalık, çok pis, çok gürültülü. Bir de sanki İstanbul'un üsütünde kara bir bulut varmış gibi, huzurlu bir şehir değil bence. İnsanları sürekli mutsuz. Sabah sokağa çıktığınız da yüzü gülen kaç kişi görebiliyorsunuz? "
" Bir güç var ve bu güç bizi bir araya getirdi. Ben yaşamdan bıkmış, hiç yaşama isteği olmayan biri, sen ise yaşama gücünle iyileşmiş, yaşam dolu birisin... "
“İster acıklı, ister mutlu; ister uzun,ister kısa..
Film bitiyor bir gün. Olması gereken, olması gerektiği zamanda oluyor..
O an ışıklar yanıyor.. Perdedeki görüntüler sona eriyor.
Seyrettikleriniz hayal oluveriyor..”
" Neden hepimiz hayatı dolu dolu yaşamak yerine, hayatı monoton bir halde yaşıyoruz. Eğer yaşamak buysa biz yaşamıyoruz. Muhakkak bir şeylerin elimizden kayması ve acı günlerimi yaşamamız gerek sanki? Bunlar ders olmadan anlayabilsek yaşamanın değerini, her şey çok daha güzel olurdu."
Bazen bir insanı çok iyi tanıdığımı sanıyorum. Ama yanılıyorum. Bir insanı tanımak için bazen beş yıl bile yetmeyebilir.
Lösemili genç bir kızın günlüğünü ve fotoğraflarını barındıran; yaşama sevinci, ölüm ve aşk konularını iç içe işleyen ve kitabın yazarının kitabın kahramanı olduğu eserdir.

Sarsıcıdır. Uzun süre sizi düşünmeye iter. Yaşamı sorgulatır. Etkisinden kurtulmak haftaları; hatta ayları alabilir.

Mavi Saçlı Kız, ablamın ergenlik dönemindeyken eve getirdiği ve aylarca okuyup bitiremediği kitaplardan yalnızca biriydi. Tıpkı Bir Genç Kızın Gizli Defteri gibi. Ben ise kitap okumayı seven, her bulduğunu okuyan, tipik yaramaz erkek kardeşler gibi ergenlik çağındaki ablamın eve getirdiği kitapları gizlice alarak gece yarıları okuyordum. Ablam 19, ben 17 yaşındaydım. Burçak Çerezcioğlu ile tanışmam da bu şekilde gerçekleşmişti...

Mavi Saçlı Kız’ı da diğer kitaplar gibi ablam uyuduktan sonra gizlice alıp okumaya başlamıştım. Şu an kitabın içeriğinde yer alan hiçbir olayı ve hiçbir cümleyi hatırlamıyor olmama rağmen, beni nasıl sarstığını ve yastığımı sırılsıklam bırakacak derecede ağlattığını bugün dahi unutamam. Ağlarken, aynı odada yattığımız ablam uyanmasın diye yorganı üstüme çektiğim anlar ise hala hafızamda capcanlı bir şekilde korunmaktadır.

2-3 gün süren okumam neticesinde, içimi dışıma çıkaran ve hüngür hüngür ağlatan bu kitap aynı zamanda beni büyük bir çelişkide de bırakmıştı. Çelişkim; Burçak'ın ölmemesi için kitabı artık okumak istememem ve Burçak'ın kurtulma mucizesini içimde gizlice sakladığımdan kitabı hızlıca okumak istememdir. Unutamadığım bir zamana ait unutamadığım bir çelişkidir.

Kitabı okuyacak arkadaşlara tavsiyem, psikolojik olarak kendinizi zayıf hissettiğiniz bir dönemde bu kitaba başlamayın. Ama mutlaka bir gün okuyun.
Bu kitabı hiç okumak istemedim, yani aklım da yok idi..
Bir arkadaşım var, Sevda sürekli hastaneye gider, tedavi için. Hafta da iki üç kez konuşuruz, görüntülü olarak.(başka bir şehir de yaşıyor, o sebebten dolayı. ) hastalığının adı ise hemofili (kan hastalığı, kanaması olduğun da durmuyor, İlaçla durduruluyor.)
Yine bir gün konuşuyoruz. : ) benden jest yapmamı istedi (kitap okumamı) nasıl kırabilirim ki. : ) tamam dedim, hangi kitabı okuyacağım? Ona göre yarın alıvereyim. Mavi Saçlı Kız dedi. Düşündüm öylece.. Biliyorum çok duygulu bir kitap, üzmek istemem Sevda 'yı.
Okurum sadece bir şartla : ) ağlamak ya da duygulanmak yok, söz ver okuyacağım dedim.
Kabul etti. : )
Gittim ve aldım o gün içinde. O akşam okumaya başladım. Tabi 1 gün de bitmedi. Günlerce okudum.
Burçak, Sevda ve ben bir olduk bazen güldük, bazen üzüldük : )
Öff! bir anda herşey başladı. Okurken kendimi onların yerine koyup, okuyor, duygulanmamak için kendimi zor tutuyorum. (ara da bir su içmeye, kahve almaya gidiyorum Sevda, odaya geçip salya sümük falan.)


Burçağ'a Geçelim..

Kitap günlük şeklindedir. Burçak' ın hayalleri, umutları küçücük bir kızın günlüğü ile başlıyor.
Düşünün bu küçük kızı.. Hastalığıyla olan savaşını, küçücük yaşamını düşünün.
Okurken bazen üzülecek, bazen gülümseyeceksiniz. Sevda ' ya okurken, yaşadığımız her anın ne kadar kıymetli olduğunun farkına vardık. Ne kadar kıymetli imiş o geçirdiğimiz vakitler, ne kadar güzelmiş..

Ancak her şey güzel giderken, Burçak bir anda hastalanır. Tam en güzel yılların da. Bir baş ağrısı, elinde morluk, Aman Allah 'ım.
Orda koptum zaten. Hastaneye giderler orası da hastalığının en baş haline falan döndüğünü söyleyip, Almanya' ya giderler. Orada da bir çare bulamazlar.
En kötü yanı da,
doğum gününe beş gün kala
Mavi Saçlarıyla beraber gençliğinin baharın da ayrılıp gidiyor.

Kendimi Sevda ve Burçak 'ın yerine koydum. Hani diyor ya kitabın arka kapağında...

Sabahları
Hasta uyanmanı istiyorum
Hastaysan eğer
Yaşıyorsun demektir.

İnsan her defasında örnek almalı. Hayatı yaşıyoruz sağlıklı veya huzurlu işte bu yeterli olacaktır. Kitabı baskıyla okumanızı istiyorum. Burçak, Sevda ile çocuk olmanızı, hasta olmanızı...
" Sen hey günlüğüm`ü okuyan çok şanslısın. " diyor başlarken Burçak... Sanki yıllar geçecek günlüğü`nü okuyacaklarını biliyormuş gibi.

12 yaşından günlük tutmağa başlar Burçak. İlk başta her şey normaldir. Okurken de görürsünüz. Doğal genç kız düşünceleri. İronik olanı ne biliyor musunuz? Burçak ; günlük tutmağa Anne Frank`a özenerek başlıyor. Sonunun ona benzeyeceğini bilmeye bilmeye...

Kitab`ı eleştirmek gibi bir niyetim yok. Buna hakkım olmadığını da biliyorum. Nasıl eleştire bilirim ki, nasıl niye böyle yazmış diyebilirim ki, yaşadıklarını yazdığını bile bile...

Elimizde olanların, yanıbaşımızda duranların hatta bizden uzak duranların da kıymetini bilelim... Hayat çok kısa... Bugün yanımızda olduğunu bildiğimiz birini yarın göremeye biliriz... Onun için kimsenin kalbini kırmamaya çalışalım. Mavi Saçlı Kız bize bunları anlatmağa çalışıyor...

Keyifli okumalar.
7. Sınıf öğrencisi olduğum dönemde Türkçe ögretmeni bu kitabı tüm sınıfa zorla okutup bide sınav yapmıştı. Tüm sınıf harıl harıl okumuştu. Kitap sınavdan yüksek not alma aracına dönüşmüştü. Sırf baskıyla okutulduğu için o zamanlar okumamıştım kitabı. O zaman okuyanların hangisi, kitap hakkında ne hatırlıyordur; orasi meçhul. İyki bu dönemde anlayarak okudum. İyki o zaman sınavdan yüksek not alma kaygısıyla okumamışım. Okumamın tam yeri ve zamanı içinde bulunduğum zaman dilimi ve mekanmış.
Kitabın eleştirilecek veya bu şöyle oldu-böyle olsaydı diye yorumlanacak bir tarafı yok. İyki yazılmış bu kitap ki ölümünden seneler sonra bile birileri, arkasından onu rahmetle anabiliyor....

Benim ilgimi çeken başka bir hususta var. Evlat sahibi değilim. Lakin benim kızım bu hastalığa yakalansaydı bu kadar serbest bırakmazdım sanırım ya da yaşadıkları, gezdikleri yanına kar kalsın diye ailecek daha da dağıta bilirdik. Bilmiyorum... Allah'ta öğretmesin inşallah.
Mavi saçlı kız.
Yıllar önce okudum. Ve tekrar okumayı düşünüyorum. Lise yıllarım. Kitap okumaya geçmesinin en yoğun olduğu dönemler 100 temel eserin neredeyse hepsini bu dönemde okudum. Bir boşluk hissettiğim bir dönemde matematik hocam bir hediye ile geldi sınıfa. Hediye bana idi. Sebebi neydi hala bilmem. Sözel sınıfı idik sınıfın hepsi düzenli kitap okurdu. Ama hoca beni seçmişti bu özel kitap için. Neyse aldım kitabı biraz evirip çevirdim. İlk başta okusam mi diye tereddüt ettim. Lakin elimde bir kitap vardı o zaman. Neyse elimdeki kitabi yarım bıraktım hocam için. Kitaba başladım. Adım burçak diye başlayan bir günlük bı iki sayfa okuduktan sonra bağlandım kitaba. Kanser tedavisi gören bir çocuğun kendi kaleminden çıkan bir gunluk. Burçak seçtiği her kelimeyi özenle seçmiş. Paldır küldür yazmamış . Her kelime ayrı bir yürek ifadesi taşıyor. Burcagin kansere yenik düşmesi sonrası ailesi tarafından kitaba dönüştürülmüş. İyiki de dönüştürülmüş. Bir çok kanser mücadele hikayesi okudum ve ya dinledim ama asla ve asla direk birinin yaşayan birinin mücadeleyi veren birinin ağzından çıkan sözler kadar etkili olamayacağını fark ettim. Teşekkürler burçak teşekkürler ailesi.
Burcak cerezcioglu mavi saçlı kadin kitabını okudum kısa bir süre de bir çırpıda denilebilecek bir sürede . Sonra sınıfta sürekli el değişti. En son tekrar bana geldi kitap. Tabi beni etkileyen her kitapta olduğu gibi bunda da aynısı yaptım. Kitabı yolculuğa çıkardım. İlk sayfasında su sözleri yazarak tabi. Bu kitabı okuduktan sonra kitabı bir başkasına teslim edeceğim. Bunun için söz veriyorum. Bu imzaya kitap yola çıktı umarım bir gün tekrar bana döner
13 yaşımda okumuştum, ve çocukluk aklı ben de ölürsem arkamdan kitap yaparlar diye günlük tutmaya başlamıştım.
Kanser hastası hayat dolu bir kızın hayallerine ve yaşamına tanıklık ediyorsunuz. Gerçek bir hikaye özellikle babasının hastane odasındaki yazdığı şiirler, bana gerçekten baba sevgisi diye bir şey olduğuna inandırdı.
Herkesin kendinden bir şey bulacağı bir günce,kitap oldu benim için.
Burçak'ın aşkına,hüznüne,sevincine,hastalığına,sıkıntısına şahit olduk..onunla yaşamışçasına..
Başak“Hiçbir zaman hiçbir yerde bulamam mutluluğu, çünkü o içimde.. Boşuna aramamalı onu, boşuna kaçmamalı. Kaçmak sadece kendinden kaçıştır.” derken bile her şeyi özetliyor.
İyi ki basılmış bu günce.
Hayat çok kısa,bu klişe sözü buraya şuan düşünerek yazıyorum.Siz de bir düşünün hatta bu kitabı okuyun.O size çok güzel düşündürüyor..Bu kitabın sonunda ağlamayan yoktur sanırım..Ağlatan,öğreten.'
Yorumumu Babasının Burçak'a yazdığı bir şiirin dizeleriyle sonlandırmak istiyorum;
“Sabahları hasta uyanmanı istiyorum,
Hastaysan eğer, yaşıyorsun demektir. “
..
Ne güzel hayalleri vardı öyle... Inanıyordu hayallerinin elbet bir gün gerçek olacağına. Benim gibi... Ama çoğunu gerçekleştiremeden gitti.
Nasıl bir günlüktür o öyle gözyaşlarımı bir dakika bile tutamadım. içimi çeke çeke ağladım.
'Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi bazen çok incelebilir. Bu çizgide yaşanan hayatlar vardır. Can yakıcı hayatlar. Emek emek büyütülen sevgiler vardır. Cesaret olmadan tek adım atılamayacak tehlikelerin içine sokar insanı. Acıya beklenmedik faturalar çıkarır. En umulmadık anda, renkler değişir. Küçücük bir yaşamın ardında kalan, insanın kendisinden büyütüp sevdiği, korumaya yazgılı olduğu bağlılıklar vardır. Burçak Çerezcioğlu, 16 yaşında lösemiden öldüğünde, cesareti, sevgiyi ve yaşamı tanıyordu.Bu kitapta, kısa bir yaşamın kederini, güzelliğini, acısını, bir savaşı okuyacaksınız. Ne yazık ki kurmaca olmayan bir hayatın öyküsünü. Bir babaya, bu dizeleri yazdırmış bir hayatın. Sabahları hasta uyanmanı istiyorum. Hastaysan eğer yaşıyorsun demektir.' bu sözlerin üsütne daha ne yazılabilri ki :(
11 yaşından itibaren günlük tutan küçük bir kızın hayatına,isteklerine,aşklarına ve en son Lösemi'yle savaşına tanıklık ettim. Evet günce olduğu için çok sıkıcı bir kitaptı. Ama okunmaya değer diye düşünüyorum. Burçak'ın bu lanet hastalık karşısında en büyük şansı guzel bir aileye sahip olması.

Yazarın biyografisi

Adı:
Burçak Çerezcioğlu
Unvan:
Yazar
Doğum:
İzmir, 15.05.1979
Ölüm:
İzmir, 11.05.1995
15 mayıs 1979' da asik oldugu izmir'de dogdu... 11 mayıs 1995' de dogum gününe 4 gün kala izmir'de öldü.hep güzeldi.. hep melekti..Sonsuza kadar güzel kalmak isterdi..Hala güzel..


Burçak hayata gülen gözlerle bakabilen, hayata bağlı, neşeli bir kızdır.Ve hayatta iki hedefi bulunmaktadır.birincisi sinema sanatçısı, tiyatro oyuncusu veya manken olmaktır.Yani tanınmış, ünlü biri olmak istemektedir.Burçak'ın ikinci arzusu ise Amerika'ya gitmektir.Burçak çok küçük yaştan beri Amerika'da yaşamak, orada okumak istemiştir.Bu hedefi gerçekleşir ama Amerika'ya orada yaşamak için değil, son günlerini iyi geçirmesi için gider.Çünkü Burçak lösemi hastalığına yakalanmıştır.14 yaşında iken sırt ağrıları, halsizlik gibi nedenlerden dolayı hastaneye giden Burçak'ın önce sınav stresinden dolayı psikolojik bir rahatsızlığı olduğu söylenir, aynı belirtilerin artmasıyla hastaneye giden Burçak'a bu kez bir tür kemik hastalığına yakalandığı söylenir.

Rahatsızlığının artmasıyla hastaneye tekrar giden Burçak'ın lösemi olduğu anlaşılır.Ailesi perişan olur, çok üzülürler ve bu hastalığı Burçak'a anlatmaya karar verirler.Burçak hastalığını öğrenince önce şaşırmış, inanamamıştır, ancak hiçbir zaman yılmamış, her zaman kurtulacağını düşünmüştür.Ve doktorların iki ay ömür biçtikleri Burçak yaşama azmi ile iki sene hayatını sürdürmüştür.

Ailesi Burçağın Almanya'da tedavi olmasının daha iyi olacağını düşünerek Burçak'ı Almanya'ya götürmüşlerdir.Ve herkes Burçak için seferber olmuş, her yerde yardım için çalışmalar yapılmıştır.Burçak'ın en büyük korkusu saçlarını kaybetmek olmuştur, ama hiçbir zaman saçları tam olarak dökülmemiş ve dökülen saçları da peruk yapılmıştır.Ve Burçak'ın rahatsızlığın arttığı bir dönemde doktorun tavsiyesi ile ailesi en büyük arzusunu yerine getirmek için Burçak' Amerika'ya götürmüşlerdir.Burçağa ise iyileştiği için kendisine bir armağan olduğu söylenmiştir.

Ancak yapılan tüm çabalara rağmen Burçak kurtarılamamış, rahatsızlığa daha fazla dayanamayan Burçak 16. doğum gününe 4 gün kala sonsuzluğa kavuşmuştur.


Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi bazen çok incelebilir. Bu çizgide yaşanan hayatlar vardır. Can yıkıcı hayatlar.

Emek emek büyütülen sevgiler vardır. Cesaret olmadan tek adım atılamayacak tehlikelerin içine sokar insanı. Acıya beklenmedik faturalar çıkarır. En umulmadık anda, renkler değişir.

Küçücük bir yaşamın ardında kalan, insanın kendisinden büyütüp sevdiği, korumaya yazgılı olduğu bağlılıklar vardır.

Burçak Çerezcioğlu,16 yaşında lösemiden öldüğünde, cesareti, sevgiyi ve yaşamı tanıyordu.


Ne yazık ki kurmaca olmayan bir hayat öyküsü.

Bir babaya, bu dizeleri yazdırmış bir hayatın.

Sabahları

Hasta uyanmanı istiyorum

Hastaysan eğer

Yaşıyorsun demektir.


"ister acıklı, ister mutlu; ister uzun,ister kısa ..
film bitiyor bir gün. olması gereken, olması gerektigi zamanda oluyor...
o an ısıklar yanıyor.. perdedeki görüntüler son'a eriyor.
seyrettikleriniz hayal oluveriyor."


kurt cobain'i ve jim morrison'u çok seven, istanbul'dan nefret eden, gerçekten meleğimsi bir kızdı...

Yazar istatistikleri

  • 53 okur beğendi.
  • 2.752 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 519 okur okuyacak.
  • 26 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları