Cahit Öztelli

Cahit Öztelli

YazarDerleyen
9.4/10
62 Kişi
·
218
Okunma
·
8
Beğeni
·
1264
Gösterim
Adı:
Cahit Öztelli
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Erzincan, 1910
Ölüm:
Ankara, 1978
Cahit Öztelli (d. 1910 - ö. 1978, Ankara), Türk yazar.

1910'da Erzincan'da doğdu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Denizli, Samsun, Mersin ve Konya liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Hasanoğlan İlköğretmen Okulu, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen okullarında da edebiyat öğretmeni olarak binlerce öğrenci yetiştirdi. Milli Eğitim Bakanlığı Milli Folklor Enstitüsü Müdürlüğü görevinde bulundu. Emekli oldu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde halk edebiyatı öğretim görevlisi olarak çalıştı. Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu'na girdi. Sözlük Kolu Başkanı oldu. 40 yıldan fazla bir süreyle Türk Halk Edebiyatı ve kültürüyle ilgili araştırmalar yaptı. Kul Nesimi, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre'nin şiirlerinin ortaya çıkarılmasına ve değerlendirilmesine öncülük etti. 24 Şubat 1978'de Ankara'da yaşamını yitirdi.
Hazreti Ali'yi gördüm batında
Zülfikar elinde Düldül altında
Erenler yanında pirler katında
Malım var n'eyleyim dünya malını
Cahit Öztelli
Özgür Yayınları
Şu karşı yaylada göç katar katar
Bir güzel sevdası gözümde tüter
Bu ayrılık bize ölümden beter
Geçti dost kervanı eyleme beni

Şu benim sevdiğim başta oturur
Bir güzelin derdi beni bitirir
Bu ayrılık bize ölüm getirir
Geçti dost kervanı eyleme beni

Pir Sultan Abdal'ım kalkın aşalım
Aşıp yüce dağı engin düşelim
Çok nimetin yedik helallaşalım
Geçti dost kervanı eyleme beni
Cahit Öztelli
Özgür Yayınları
Şu karşı yaylada göç katar katar
bir güzel sevdası serimde tüter
bu ayrılık bana ölümden beter
.. geçti dost kervanı
eyleme beni
Şu benim sevdiğim başta oturur
.. bir güzelin derdi beni bitirir
bu ayrılık bana zulüm getirir
geçti dost kervanı eyleme beni
ben gidersem sunam bana ağlama
ciğerimi aşk oduna dağlama
benden başkasına meyil bağlama
geçti dost kervanı eyleme beni
gider isem bu il sana yurt olsun
münafıklar aramızda kurt olsun
.. ben ölürsem yüreğine dert olsun
geçti dost kervanı eyleme beni
pir sultan abdal'ım dağlar aşalım
aşalım da dost iline düşelim
çok nimetin yedim helallaşalım
geçti dost kervanı
.....eyleme beni
Ne kadar bilirsen bilene danış
Danışan dağları aşar mı aşar
Danışmadan yola düşse bir kişi
Yorulup yollarda şaşar mı şaşar

Uzak ol cahilden kamile yakın
Sözümde mana yok darılma sakın
Hasmın karıncaysa merdane takın
Ummadığın taş başa düşer mi düşer

Altından bir pula olur mu kail
Konuş ki ehl ile olasın ehil
Konuşma cahille olursun cahil
Kişi itibardan düşer mi düşer

Abdal Pir Sultan'ım böyle mi olur
Herkes ettiğini elbette bulur
Alıcı kuşların ömrü az olur
Akbaba zararsız yaşar mı yaşar
Cahit Öztelli
Özgür Yayınları
Sordum sarı çiğdeme
-Sen nerede kışlarsın
-Ne sorarsın hey derviş
Yer altında kışlarım

Sordum sarı çiğdeme
-Yer altında ne yersin
-Ne sorarsın hey derviş
Kudret lokması yerim

Sordum sarı çiğdeme
-Senin benzin ne sarı
-Ne sorarsın hey derviş
Hak korkusun çekerim

Sordum sarı çiğdeme
-Anan baban var mıdır
-Ne sorarsın hey derviş
Anam yer babam yağmur

Sordum sarı çiğdeme
Asacığı elinde
Hak kelamı dilinde
Çiğdemde dervişlik var

Pir Sultan'ım erlerle
Yüzü dolu nurlarla
Ak sakallı pirlerle
Çiğdemde dervişlik var
Cahit Öztelli
Özgür Yayınları
Şu yalan dünyaya geldim geleli
Gönül senden özge yar bulamadım
Yaralandım al kanlara bulandım
Elimin kanını yur bulamadım

Güzel olan n'eyler altın akçayı
Arif olan düzer türlü bohçayı
Vücudumda seyreyledim bahçeyi
Dosta el değmedik nar bulamadım

Güzellerin zülfü destedir deste
Erenler Hak için oturmuş posta
Bir zaman sağ gezdim bir zaman hasta
Hasta halin nedir der bulamadım

Felek kırdı benim kolum kanadım
Baykuş gibi viranlara tünedim
Bugün üç güzelin nabzın sınadım
Can feda yoluna der bulamadım

Ey felek kurulu yayımı basdın
Her köşe başında yolumu kesdin
Keskin kadeh ile dolumdan içtin
Yandı yüreciğim kar bulamadım

Pir Sultan Abdal'ım dağlar ben olsam
Dağlarda biten laleler ben olsam
Alem çiçek olsa ballar ben olsam
Dost dilinden tatlı bal bulamadım
Cahit Öztelli
Özgür Yayınları
480 syf.
Ben Pir Sultan Abdal... Beni hapseden Sivas Valisi Hızır Paşa geldi yanıma dümbelek duymuş çingene keyfinde. Çünkü idam hükmüm verilmişti. Keyifle ve gururla haber etti idamımın vacib olduğunu şöyle dedi;

-Ne oldu rengin sarardı, af diler; yalvarırsan canını almam.

Ne Şah'a sevdamdan, ne yolumdan vazgeçmeye niyetim yoktu.

-Güneş batarken sararır Paşa.
Can için yalvarmam sana
Şehin Şah bana darılır.

Pir Sultan Abdal'ın kendi tabiriyle darağacında bir güneş battı..


Kim Pir Sultan Abdal?

Kitapta okuduklarımın hepsini yazarsam roman kılıklı bir inceleme yapmış olurum. Kısa-öz giriş, gelişme, sonuç niteliğinde birer cümlelik özet geçeceğim.

Pir Sultan Abdal yani asıl adıyla Haydar Türk asıllı Alevi Kızılbaş olarak bilinen ozanımızdır.
Şah İsmail'e hayranlığı, bu hayranlığın getirdiği iş birliği, kendisi gibi düşünenleri ayaklandırması, bunlardan mütevellit Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından hapsedilmesi ve idamıyla son bulan bir yaşam...

58 kaynaktan yararlanılarak yazılmış eserde Pir Sultan Abdal'ın detaylı biyografisini ve şiirlerini okuyacaksınız. Hatta bestelenen yirmi beş şiirini notalarıyla birlikte bulabilirsiniz bu eserde.Şiirlerde yer alan eski Türkçe kelimeler için on sekiz sayfalık bir sözlük de okurun anlamasını kolaylaştırmak için eklenmiş. Anlaşıldığı üzere hem cüsse olarak, hem mânâ olarak dolu bir eser.

Alevi olduğu için ön yargıyla bakmayınız Pir Sultan'a. Etraftan duyduğunuz efsaneler yerine bu halkın ozanını bu eserle tanıma fırsatı tanıyınız kendinize derim. O, Caferi mezhebindendi. Ama dili hep Hak'kın adını söyledi. Bir Bektaşi nefesiyle özetleyeceğimi düşünüyorum:

Zahid bizi tan eyleme
Hak ismin okur dilimiz
..
Sakın efsane söyleme

Hazrete varır yolumuz
Eyvallah

(Zahid:Bağnaz)



Edit: Yazdıklarım kimsenin inancını eleştirmek ya da övmek değildir. Kullanılan kelimeler herkes tarafından böyle tanındığı içindir. Siyasi olgulara bağlanmamasını rica ederim.
478 syf.
·Beğendi·10/10
Karacaoğlan şiiri ve hayatı üzerine yapılan güzel bir çalışma, büyük bir çaba olduğu aşikar.. Kitap Karacaoğlan'ın hayatına dair 40-45 sayfalık bir yazıyla başlıyor. Buraları okurken güzel bilgiler ediniyorsunuz ama yazıların mürekkebindeki bozukluklar acaba baştan sağma özverili olmayan bir çalışma mı gibi bir zan oluşturuyor. Biraz moral bozucu bir durum olsa da şiirlere geçince bu olumsuz hava dağılıyor. Ve kitabı kapadığınızda yazarın tüm imkanları kullandığına kani oluyorsunuz,elinden gelen bu kadarmış diyebiliriz.

Şiire geçer isek,
600'e yakın şiir üstelik doğaçlama ile yazılmış. Saf bir yetenek ve yoğun duyguların bir arada bulunduğu bir insanoğlu... Elinde kağıt kalem saatlerce yaz-sil, yaz-sil şiir yazmaya çalışan ve bir türlü evet bu şiir oldu diyemeyen bizler için imrenilecek bir şahsiyet. Hani hepsi mi güzel olur diyor, gıpta ile bakıyor insan.
Bazı mısraları sürekli tekrarlıyor, "Ala gözlerini sevdiğim dilber" sürekli bunu duymak biraz bıkkınlık verdi. Acaba 'alagöz' kelimesini sevmediğimden midir bilmiyorum neden sevmediğimi de bilmiyorum :) bunun dışında şiirleri okurken sıkılmıyorsunuz. Ve hepsi özel şiirler..
Şiirlerin; Koşma, Semai, Türkü, Destan gibi başlıklar altında düzenlenmesi de güzel olmuş.

Duygusal açıdan şunları da söylemek gerekir:
Şiirde samimiyet vardır, mübalağa vardır ama yalan yoktur.. Bir insan kendini en samimi ancak şiirle ifade eder çünkü şiirde duygularını gizleyemez, her şey dökülür kağıda 'çocuktan al haberi' misali.. Zaten kitabı okursanız göreceksiniz, düz yazı ile söylenemeyecek duygular var şiirlerde. Düz yazı ile söylenirse sapık denilesi şeyler var, o yüzden söylenemeyecek şeyler dedim. Öyleyse diyebiliriz ki şiir şairin kendini ele vermesidir bu sebeple. Şiirleri okurken heleki şiirin atmosferine kapılınca Karacaoğlan eline sazını almış siz de yanına oturmuş onu dinliyorsunuz, şair de size sırlarını, dertlerini açıyor. Arkadaş oluyorsunuz, tanışıyorsunuz ozanla. Bu açıdan bakınca Karacaoğlan'a ve 16-17 yy toplumunun kültürüne dair bilgiler ediniyorsunuz şiirlerden.

Mesela, 15 yaşında bir kıza yar gözüyle bugün kim bakabilir? Bugün böyle bişey görsek sapık, sıbyancı deriz. Fakat o dönem de o kadar normal ki.. 15'inde evlenemeyen kızlarda evde kalma telaşı olduğunu da görüyorsunuz Şiirlerde. Bunları okurken çağımızın garipsediği bir durum akla gelse de aklımıza, efendimizin evlatlarınızı genç yaşta evlendirin tavsiyesi geliyor. Bugün havsalanın almadığı şeyler bunlar. Burada sorunun çağımızda olduğunu bilsem de insan yine de kabullenemiyor bunu, bu da bilmenin zayıflığı ve inanmanın güçlüğü ile açıklanabilir
belkide. 15'inde sorumluluk almak sorumluluk vermek muazzam bir şey olsa gerek. Muhakkak bunun hikmetleri de var fakat bugün âlimlerimiz konuşamıyor bunları. O dönemlerin insanının kafa yapısını, realistliğini ve olgunluğunu görüyorsunuz şiirlerde.

Kısaca Şiirlerde, mânevî-dini konular, savaşlar, aşk, sıla, cinsellik, kahramanlık gibi konular işleniyor sürekli. Hayatın gerçekleri etrafında dönüp duruyor. Şiirler ayrıca erkeğin tabiatı hakkında sırlar veriyor, düşünebilen kişilere. Düşünün ki bir kadının kirpiğinden etkilenebilir erkek kitaplarda bunun çokca örnekleri va. Bu erkeğin tabiatında olan birşey. Varın gerisini siz düşünün. Kadınların bu yüzden davranışlarında tertipli, muhabbetinde mesafeli, oturup kalmasında özenli olması gerektiğini anlaması ve kabullenmesi gerekiyor.

Karacaoğlan aynı zamanda bir Gazi'dir arkadaşlar, Belgrad savaşında bulunmuş, şairlere göre. Dini konularda da epey bilgili okuma yazma bilmeyen şair. Burada iğneyi de çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor bu bilgi çağında..

Not: Karacaoğlan'ı lise yıllarımdan beri ismen bilmeme rağmen okumama vesile olan İsmet Özel ağabeyimin şiirinde geçen bir hadise idi:

Uçtum uçuşum radarlarla işlendi
Bu da geçti polis kayıtlarına
(İsmet ÖZEL)

Burada Karacaoğlan'ın atı Aşkar ile başından geçen bir hadiseye atıf yapıyor İsmet Özel. Kitabın başından sonuna kadar atıf yaptığı mısraların izini sürdüm ama ya kitapta yoktu ya da dalgın bir anıma geldi. Onu da bulsam tadından yemezdi, içimde kaldı diyebilirim..

Son söz: Rabbim ozanımızdan razı olsun. Ozanımızın yüreğine, bu şiirleri cönklere işleyenlerin kalemine sağlık
478 syf.
·Beğendi·10/10
Zülfü Livaneli'nin "Edebiyat Mutluluktur" kitabını okurken bir önerisini dikkate alarak almıştım bu kitabı. "Karacaoğlan'nın şiirleri baş ucu kitabı olmalı, ara sıra okumalıyız." diyordu yazar. Livaneli'nin bir çok şarkı ve türküsünü severek dinlediğim için ona ilham veren şairlerden birini daha yakından tanımak, şiirlerini okumak istedim.

Karacaoğlan'ın kahramanlık terennüm eden ve öğüt veren şiirleri de olmasına karşın şiirlerinin büyük çoğunluğu "aşk" ekseninde toplanır. Aynı zamanda "gezgin" de diyebiliriz şair için. Hemen hemen bütün Anadolu'yu, hatta Suriye, Mısır ve Rumeli'yi dolaştığını dile getiriyor araştırmacılar. Her gittiği yerde aşık olacak bir Elif bulmuş şairimiz. Bu anlamda ayran gönüllü diyenler olmuş onun için. Aşk anlayışı uzaktan Nedim'i andırırmış. Tasavvuf ya da ilahi aşkla bir münasebeti yok. Beşeri denilen bu aşkında kendine yüz veren güzelleri övmüş, kendisine tepeden bakanlara sitemler etmiş hatta beddualar etmiş. :)

Ahmet Kabaklı onun için şöyle diyor:
"Karacaoğlan iyimser bir insandır. Üzüntü ve ıstıraplarını bile tatlıya bağlamasını bilir. Tevekkül ve fanilik hisleri onu kemirmez. Gerçi dindardır,ölüm gününe inanır, arada bir günahlarını düşünüp dövünür ama, yaşamayı daha çok sevdiği, öte dünya korkusunu pek derinden duymadığı şüphesizdir. Tasavvuftan esip gelen bazı terim ve kavramlar Karacaoğlan'da da görülür. Ama bunlar onun tekke mensubu oluşundan değil, belki dolaştığı muhitlerden kulaktan dolma edindiği sözlü tasavvuf kültüründen dolayıdır. Samimi bir imandan öteye din bilgisi de yok sayılır."

Arı duru Türkçesiyle en az "Bizim Yunus" kadar millidir. Şiir kitabını alıp okumayanlar bile onu birçok türküden tanır ve bilir aslında.

"Ala gözlüm, ben bu elden gidersem
Zülfü perişanım, kal melil melil
Kerem et, aklından çıkarma beni
Ağla göz yaşını sil melil melil"
478 syf.
·Puan vermedi
Karacaoğlan 17. yy halk şiirinin önemli ozanlarından biri. Teninin esmerliğinden dolayı Karacaoğlan tapşırmasını (mahlâsını) kullanmıştır. Onun şiirleri hayale değil yaşanmışlığa, dayanır. Doğa ve insanı capcanlı gözler önüne sürer şiirleriyle. Sanki onunla dağ bayır dolaşırsınız.
"Yücesinde namlı namlı karın var,
Seni yaylayacak zamanım dağlar!
Başından aşmağa yoktur takatim,
Kalmadı dizimde dermanım dağlar!

Yağmur yağar, mor sümbüller bitirir;
Yel estikçe kokuların getirir.
Sarı çiçek sarvan kurmuş oturur;
Karışmış güllere çimenin dağlar!"

Aynı zamanda halk şiirinin en ayran gönüllü şairidir o. Gittiği her yerde başka bir güzele meyleder, kendine barınacak bir yuva kuramamış olan kuş misalidir gönlü. Onun şiirlerindeki kadar hiçbir ozanın şiirinde kadın adları zenginliği yoktur sanırım.
"Tatlı tatlı söyler dili Zeyneb'in

"İncecikten bir kar yağar,
Tozar Elif, Elif deyi...
Deli gönül abdal olmuş,
Gezer Elif, Elif deyi..."
"
Suna'm gurbet ilin kahrı
Ya çekilir ya çekilmez"...
Gün gelir kara diye kendini beğenmeyen dilbere cevap verir:

"Bana 'kara' diyen dilber
Gözlerin kara değil mi
Yüzünü sevdiren gelin
Kaşların kara değil mi

Boyun uzun belin ince
Yanakların olmuş konca
Salıverirsin kolunca
Beliğin ince değil mi

Utanırım akar terim
Güzellikte yok benzerin
En sevgili makbul yerin
Saçların kara değil mi

Beni 'kara' diye yerme
Mevlam yaratmış hor görme
Ala göze siyah sürme
Çekilir kara değil mi

Hind'den Yemen'den çekilir
Gelir Bağdad'a dökülür
Türlü taama ekilir
Biber de kara değil mi

Göllere konan kuğunun
Kanadı beyaz çoğunun
Çöldeki Arap beyinin
Çadırı kara değil mi

İller de konup göçerler
Lale sümbül biçerler
Ağalar beyler içerler
Kahve de kara değil mi

Evlerinde sular akar
Güzelleri göze bakar
Hublar yanağına sokar
Sümbül de kara değil mi

Karac'oğlan der maşallah
Bir gün görürüm inşallah
Kara donludur Beytullah
Örtüsü kara değil mi:

Diyar diyar dolaşırken kocamıştır artık beğendiği bir kızın ona emmi demesiyle bozulur, alınır ama yine de kabul etmez, sakalına bağlar kocamışlığını:))
"Değirmenden gelirim beygirim yüklü
Şu kızı görenin del olur aklı
On beş yaşında kırk beş belikli
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Bizim ilde urum olur uç olur
Sızılaşır bozkurtları aç olur
Bir yiğide emmi demek güç olur
Bir kız bana emmi dedi neyleyim

Birem birem toplayayım odunu
Bilem dedim bilemedim adını
Elbistan yanaklı Kürdler kadını
Bir kız bana emmi dedi neyleyi�m

Karacoğlan der ki noldum nolayım
Akar sularınan bende geleyim
Sakal seni makkabınan yolayım
Bir kız bana emmi dedi neyleyim"

Eee onca yaşanmışlık ve dolaşmanın sonunda tecrübeleri de artmış, kendimize ders çıkarmamız gereken çok hoş şiirler olmuş dile dökülmüştür:

"Evvel sen de yücelerden uçardın
Şimdi inginlere indin mi gönül
Derya deniz dağ taş demez geçerdin
Karadan menzilin aldın mı gönül

Yiğitliğim elden gitti yel gibi
Damağımda tadı kaldı bal gibi
Hoyrat eli değmiş gonca gül gibi
Bozulmuş başlara döndün mü gönül

Hasta oldun yastığını istersin
Kadir Mevlâ'm sağlığını göstersin
Cennet-i âladan bir köşk dilersin
Boynunun farzını kıldın mı gönül

Karacaoğlan der ki söyle sözünü
Hakk'a teslim eyle kendi özünü
Nâs işine karalama yüzünü
Yolun doğrusunu buldun mu gönül"
........
"Dinle sana bir nasihat edeyim
Hatırdan gönülden geçici olma
Yiğidin başına bir iş gelince
Onu yad ellere açıcı olma

Mecliste arif ol kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe eyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma

Dokunur hatıra kendisin bilmez
Asilzadelerden hiç kemlik olmaz
Sen iylik et de o zayi olmaz
Darılıpta başa kakıcı olma

El arifdir yoklar senin bendini
Dağıtırlar tuzağını fendini
Alçaklarda otur gözet kendini
Katı yükseklerden uçucu olma"

Muradım nasihat bunda söylemek
Size layık olan onu dinlemek
Sev seni seveni zay etme emek
Sevenin sözünden geçici olma

Karacaoğlan söyler sözün başarır
Aşkın deryasını boydan aşırır
Seni bir mecliste hacil düşürür
Kötülere konup göçücü olma"
XIV. yüzyılda Bağdat'ta doğmuş, Halep'te derisi yüzülerek öldürülmüş tasavvuf şairi Seyyit Nesimî ile XVII. yüzyılda yaşadığı sanılan Kul Nesimi'yi birbirine karıştırmamak gerekir.

Asıl adı Ali olan Kul Nesimi'nin yaşamı pek bilinmiyor. Cahit Öztelli'nin yaptığı son araştırmaya göre, "XVII. yüzyılın ünlü Bektaşî ve Hurufî şairidir. Soyu XIV. yüzyılın ünlü şairlerinden ve Yunus Emre izleyicilerinden Sait Emre'ye dayanır, iran Safavi şahlarının Anadolu üzerindeki egemenliğini sağlamak yolunda sürdürülen siyasal çabalara katılmış, bu yüzden Alioğlu ve Dedemoğlu'yla birlikte kovuşturmalara uğramıştır. Sonunun nasıl bittiğini gösterecek belge yoktur."

Kul Nesimi'nin doğum yeri ve yılı gibi ölüm yeri ve yılı da bilinmiyor. Ancak şiirlerinden 1668'de sağ olduğu, Bektaşiliğe bağlandığı, sağlam bir öğrenim gördüğü, tasavvuf ve din konularını iyi bildiği anlaşılıyor.

Kul Nesimi'nin hem hece, hem de aruzla şiirleri vardır. İki ölçüyü de beceriyle kullandığı, inancıyla sanatını atbaşı götürdüğü görülmektedir. Aşk konusuna da değinmekle birlikte, daha çok din ve tasavvuf inancını yansıtan lirik nefesleriyle ün kazanmıştır. Bunlardan bazıları bestelenmiştir.
480 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Pir Sultan Abdal hep merak ettiğim ve okumak istediğim bir ozandı. Bu yayınevinin kitabı tesadüfen karşıma çıktı ancak güzel bir tesadüf olmuş benim için. Cahit Öztelli, edebiyat birikimini kitapta başarılı bir şekilde yansıtmış. Pir Sultan'ın hayatını tarihsel bir örgü içinde açıklamakla kalmıyor yaptığı sınıflandırma ile konu konu her nefesin açıklamasını da yapıyor. Sırada kendisinin diğer büyük ozanlar için hazırladığı kitaplar var. İlgi duyan herkese tavsiye ederim.
480 syf.
Her mısrasında hayattan kendimize ait olanları çekip alacağımız deyişler... Sadece yapmanız gereken hani bir deyim vardır ya sindirerek okumak...
478 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Türkmen boylarında Karacoğlan, Dadaloğlu, Yunus’tan ezberinde birkaç dize olmayan çok az olurdu.
Sohbetin sonu da genellikle bu ozanların dörtlükleri ile biterdi ve benim çocukluğum da işte böyle bir Türkmen boyunda geçti.
Bir gün dayım lime lime olmuş bir Karacaoğlan kitabı verdiğinde galiba “o yaşlı gocaların tekrarlayıp durduğu manileri mi okuyacağım” diye düşünmüş olmalıyım ki, o kitabı okumadığım gibi, sahipte çıkmadım.
Fakat ondan sonra aldığım bütün şiir kitapları, okuduğum tüm şiirler ve şairlerin bir Karacoğlan, bir Dadaloğlu, bir Yunus bile etmediğini görünce Karacoğlan üzerine yazılan tüm kitapları aradım, buldum, okudum fakat o kıyametini bilmediğim kitabı hiçbir yerde bulamadım.
Bana göre Karacaoğlan’ı okumayan birsinin insanı, doğayı, çevreyi, dağları, ovaları, yer adlarını, Türkçeyi, bitkileri, canlı türlerini, insan ve doğa sevgisini yeteri kadar tanıması, bilmesi mümkün değildir.
Örneğin: Kömür gözlü, Küpeleri kulağında mum gibi yanan, Ceren bakışlı, Yanağı gamzeli, Boğum boğum al kınalı, Gül alıp reyhan veren, Ala gözlü, Başı al valalı, Seherde açılan gül gibi, Usul boylu, Gözleri sürmeli, Gerdanı benli, Ilgıt ılgıt esen yel gibi, Top zülüflü, Karakaşlı, Tomurcuk memeli, Eğik başlı, Evliya hırkası giyinen, Huri gibi, Boyu uzun, Kaşı kara, Ak saya giyinmiş, Nergis bakışlı, Ay yüzlü, Ayın on dördü gibi, Gül yüzlü, Al Yanaklı, Menevşe Bakışlı, Ak benizli, Kırmızı kolçalı, Altın burmalı, Garbi değmiş kavak gibi sallanan, Yanağı ay tekeri, Ağzı oğul balı gibi, İncecik belli, Ala gözü söbe, Ağca ceren gibi çölde gezen, Türlü libas giyinen, Tülü maya gibi salınan, Keman kaşlı, “Terlisin sevdiğim sil” diyen, Yüzü çifte benli, Dişleri inci tanesi, Bülbül gibi daldan dala konan, Çift memeleri koynuna iz eden, Tatlı dilli, Trablus şallı, Eğnine alınan mor giyinen, Sağ elinde tas ile suya giden, İnce belli, Frenk şekeri gibi, Zemheride gül gibi açılan, Günde beş kere zülfünü bağlayan, Cenneti âlânın nuru, Al şalvarlı, Halka halka zülüflü, Yaz olanda sıtma tutan, Güz olanda terlemeye yatan, Kokuya benzeyen, Ak elleri deste deste güllü, Melil mahzun gezen, Bacasında baykuşlar öten, Deli eden, Yeni doğan gün gibi, Kapısında çalılar biten, Ak topuklu, Has bahçe içinde top nergiz gibi, Halılar dokuyan, Bülbüller gibi şakıyan, Top yanaklı, Servi boylu, Gerdanı benli, Menekşe gözlü, İnce belikli, Altına al üstüne mavi giymiş, Diline doyulmaz, Karın üstüne kan damlamış gibi, Gayet nazlı, Ak göğsü yalaz düğmeli, Telli yemeni giyen, Atlas tumanlı, Kaşları göz ile cenk eden, Kirpiği hançer gibi, Keklik gibi taştan taşa seken, Kırmızı donlu, Çok merhametli, Binden ziyade beni olan, Bu gün dünden güzel olan, Öpülürken dişlenen, Sırma cepkenli, Hilal kaşlı, Dudağına diline bal bulaşmış, İnce kemerli, Eşi menendi olmayan, Güzel seven, Kıl ördek boyunlu, Habeş benli, Bir karış gerdanlı, Tavus kuşu gibi göğsü nakışlı, Göller içinde kuğuya benzeyen, Saçağı dizde bir kuşak kuşanmış, Laleden kırmızı gülden de güzel, Ak göğsünde namaz kılınan, Serçe gibi seken, Göğsün düğmesi sıkça dikilmiş, Ördek gibi yüzen, Kırk beş belikli, Elbistan yanaklı, Ak eline kan gibi kına yakan, Eline el değmemiş, Boyu uzun beli ince, Huma kuşu gibi, Ellenmiş bellenmiş olmayan, Sırma kaşlı, Reyhan gibi kokan, Salına salına gelen, Dostunun halini bilen, Sırma belikli, Koynunda çifte meme besleyen, Söyledikçe şirin dilleri ballanan, Göğsü çifte benli, Elma yanaklı, Uzun boylu, Çitte belikli, Dudu dilli, Kırmızı önlüklü, Turunç memeli, Çağırıp bergüzar veren, Siyah zülfünü mah yüzünde gezdiren, Suna gözlü, Kadife şalvarlı, Güvercin duruşlu, Entarisi Frenk renkli, Kaşın eğmiş, Elleri göğsünde, Göğsü ilikli, Kudretten sürmeli, Saçları topuğunu döven, Hüma bakışlı, Peynir dilli, Seherde suya giden, İnce bele cevahir kemer takan, Huriye benzeyen, Burnu hırızmalı, Ayağı halhallı, Topuğu benli, İnce bele kol isteyen, Ceylan bakışlı, Al yanağı bal gibi, Misk gibi kokan, İnim inim ağlayan, Kalem kaşlı bir güzel gördünüz mü?
Elbette gördünüz, hem de kaç kez. Belki de o güzel size göz süzdü, gerdan da kırdı ama Karacaoğlan okumadıysanız siz onu hiç fark etmediniz.
Sevgiliyi bu ve bunun gibi, daha yüzlerce eşsiz betimlemelerle anlatan ozan dere, ırmak, pınar, ova, yayla, gül, lale, nergiz, sümbül, zambak, bülbül, turna, hüma kuşu, ceren, at gibi, doğadaki tüm canlı ve bitkileri de sevgiliden ayrı tutmaz, onları da sevgiliyi övdüğü kadar över.
Yücesinde sığınlar gezen, Ah ettikçe dumanı tüten, Derin göllerinde bahriler yüzen, Mor sümbüllü, Pınarları çağlayan, Çimeni güllere karışmış, Başında dudu kumru öten, Lale sümbül biten, Başı karlı, Lalesi yetişmiş, Sümbülü taze, Kuzular meleşince gidilen, Engininde şahin süzülen, Kocaman ardıçlı, Soğuk pınarlı, Başında kaval çalınan, Garbi esince buzu eriyen, Başında can otu biten, Yücesinde koç yiğitler gezinen, Seyfisi top olmuş, Yükseği kartal yuvalı, Yel vurunca karları eriyen, Kuzu meleşen, Karları erimeyen, Kışın azgın yüzlü, Başında kurtlar uluyan, Türlü libas giyinen, Yükseğine çıkılmayan, Üstü boz topraklı, Kaplan meşeli, Toprağına taşına altın yağan, Menevşesi gülü kokan, Biri bin olan, Kışın yolu kapanan, Başı pare pare dumanlı, Cennete benzeyen, Kaplan gezen, Ceren meleşen, Kamalaklı, Karaardıçlı dağlar gördünüz mü?
Tabi ki gördünüz ama ne var o dağların yücesinde hiç merak etmediğinizden, muhtemelen önünden geçip gittiniz.
Oysa Karacaoğlan okusaydınız başında kartallar süzülen o dağları elbette merak eder, gider görürdünüz.
Annaç, Asrık, Aşkar, Babal, Balaban, Bahri, Baz, Libas, Bedir, Belik, Bergüzar, Bor, Boymul, Cığ, Cırnak, Cüda, Cündi, Çarh, Çeşm, Dağlamak, Davlumbaz, Devre, Didar, Domur, Dulda, Dür, Edik, Eğin, Eğmel, Eke, Emmi, Kayıl, Kavil, Keleş, Kelli, Kemha, Kerem, Kıcı, Kıvı, Kirmen, Kib ü Kar, Koçmak, Kulunç, Konalga, Kor, Koyak, Köşek, Göynük, Kutnu, Küffar, Leb, Libas, Mağrip, Mah, Mahana, Mahfi, Mail olmak, Manca, Maral, Maşrık, Maya, Meles, Melil, Menend, Mestane, Meyil, Mihman, Miri, Mizan, Muhannes, Mürde, Nâçar, Nâgehan, Name, Nar, Nas, Naşi, Nazar, Nevcivan, Nikap, Niyaz, Oflaz, Ola, Onmak, Onulmaz, Örd, Örek, Öşek, Özge, Penah, Perçem, Peyke, Pervane, Pervaz, Pohur, Pısmak, Pus, Pusarmak, Pür, Püren, Rasaf, Rayıha, Reyhan, Revan, ,Rüsvay, Sak, Sağrı, Sal, Salak, Sandal, Savran, Savat, Savay, Savsala, Saya, Senk, Sehil, Sıdk, Sufat, Sığın, Sıktırma, Seyfi, Sin, Siyeç, Sokunmak, Soyka, Suna, Söbe, Süllem, Şahbaz, Şakird, Şar, Şavk, Şekva, Şem, Şems, Şeyda, Şıvga, Şelek, Şitil, Şol, Şor, Taam, Tamu, Tatar, Tavk, Taylak, Tehne, Temren, Tezmek, Tımar, Toklu, Tor, Toy, Tuman, Turaç, Turalamak, Tülek, Tülümaya, Uğrun Uğrun, Uluk, Urd, Urum, Üryan Us, Uz, Ün, Üsküf, Üzülmek, Vala, Vuslat, Yad, Yağlık, Yalaz, Yele, Yalaf, Yanal, Yaşın, Yad, Yavıklamak, Yeğin, Yekte, Yelgin, Yemeni, Yerinmek, Yıkmak, Yıkışmak, Yitik, Yolak, Yoz, Yüğrük-Yörük, Yuka, Yumuşlu, Yunaklık, Yuvalamak, Zağlı, Zâr, Zeban, Zemheri, Zerbap, Zıbın, Zehgir, Zibil, Zulâl, Zülüf.
Ya bu kelimeler ile aşinalığınız nasıl?
Belki siz biliyorsunuz fakat siz Karacaoğlan okumazsanız, bunları çocuklarınıza kim öğretecek?
Şayet bir gün Karacaoğlan okumaya karar verirseniz, derleyicisinin kim olduğu da çok önemli.
Zira Karacaoğlan’ın şiirleri ile hiç ilgisi olmayan o kadar çok Karacaoğlan derlemesi var ki.
Bunlardan birini alır okursanız, okuduğunuza pişman olur Karacaoğlan şiirlerini sevemezsiniz.
Cahit Öztelli, Mustafa Necati Karaer ve Dr. Müjgân Cumbur’un derlediği Karacaoğlan derlemelerinin en iyilerindendir fakat bunlardan da iyisini bilen varsa beni de bilgilendirirlerse çok sevinirim.
Bilmem katılır mısınız ama şiiri sevmeyen insan, tabiat ve doğayı da yeteri kadar sevemez gibi gelir bana.
İyi Okumalar.
400 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Yunus Emre'nin derin, hikmetli şiirleri, esasında söylediklerini anlamak için Yunus olmak lazım.
Yine de alabildiğimiz kadar feyz almalıyız..........
400 syf.
·47 günde·10/10
Yunus Emre'ye dair gerçek bilgi ve araştırmalar ışığında yazılmış bir kaynak kitap. Kitabın girişinde 73 sayfa ile anlatılan Yunus Emre biyografisi ve incelemeleri Yunus'a dair çok güzel bilgiler içeriyor. Şiirlerini bitirmek öyle hemen mümkün değil tabi o anlamda okumalarım devam edecek. Yazar Rahmetli Cahit Telli büyük bir titizlik ve emekle hazırlamış. Çok değerli bir kitap.

Buradan Yunus Emre'nin Karaman Sarayında sözü geçen bir Türkmen Kocası olduğunu, siyasi olaylara karıştığını, Karamanoğlu Süleyman Bey'in bir hükümet devirme olayına karıştığını ve devrilmek istenen Alâeddin Ali Bey'in yokluğunda gerçekleşen darbeyi dönünce bastırıp yöntemini tekrar geri aldığını ve darbeye karışanlar arasında ismi sayılan Yunus Emre'nin idam edilerek öldüğünü öğrendim. Mezarı Karaman'dadır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Öztelli
Unvan:
Türk yazar
Doğum:
Erzincan, 1910
Ölüm:
Ankara, 1978
Cahit Öztelli (d. 1910 - ö. 1978, Ankara), Türk yazar.

1910'da Erzincan'da doğdu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldu. Denizli, Samsun, Mersin ve Konya liselerinde edebiyat öğretmenliği yaptı. Hasanoğlan İlköğretmen Okulu, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen okullarında da edebiyat öğretmeni olarak binlerce öğrenci yetiştirdi. Milli Eğitim Bakanlığı Milli Folklor Enstitüsü Müdürlüğü görevinde bulundu. Emekli oldu. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde halk edebiyatı öğretim görevlisi olarak çalıştı. Türk Dil Kurumu Yönetim Kurulu'na girdi. Sözlük Kolu Başkanı oldu. 40 yıldan fazla bir süreyle Türk Halk Edebiyatı ve kültürüyle ilgili araştırmalar yaptı. Kul Nesimi, Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Yunus Emre'nin şiirlerinin ortaya çıkarılmasına ve değerlendirilmesine öncülük etti. 24 Şubat 1978'de Ankara'da yaşamını yitirdi.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 218 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 180 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.