Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı

Yazar
8.7/10
622 Kişi
·
2.140
Okunma
·
813
Beğeni
·
15.480
Gösterim
Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 2 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 13 Ekim 1956
Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana), Türk şair, yazar.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

Hayatı

2 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır. Ailesi, ona “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde Soyadı Kanunuçıktığı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır.

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Karabük, ZonKarabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile [Üniversite yüksek öğrenimini] tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'teyken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı;bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.[4]Askerliğini 1941-1943 yıllarında Ege'nin küçük kentlerinde yaptı. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa'ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında 2İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı.Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.
MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Sonra baktım; ağlayacak tek bir omuz bile kalmamış.
Ben de koydum başımı kendi dizlerime, doya doya ağladım.
Desem ki
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
280 syf.
·10/10
Sene 1900lerin sonu milenyuma gireceğiz. Ortaokuldayız. Çok sevdiğim, gecemizin günümüzün bir geçtiği, sevdiğimiz yemeklere kadar her zevkimiz ortak olan arkadaşımla tek farkımız; ben kitap okuma delisi o ise hiç sevmezdi.

Ona kitap okumayı sevdirmek istiyordum ki hiç farklı yanımız kalmasın. Okul kütüphanesinde iki adet Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiir kitabı vardı. Şiir kitabını okunması kolay olduğu için seçtim. Her gün okuldan eve dönerken sesli bir şekilde bir mısra o, bir mısra ben okuyoruz sokakta yürürken.

Bir gün ders ortasında arkadaşım bir kelimenin anlamını bulamadığını söyledi. Cebimizde telefon yok tabi bilgiye kolay ulaşamıyoruz. Sıranın altında kitabı açıp kelimeyi gösterirken öğretmene yakalandık. Kızdı bağırdı. Kitabı aldı yırttı paramparça etti bizi de disipline verdi.

Müdürün yanına gittik. Müdür de aynı şekilde kızıyor bağırıyor neden rahat durmuyorsunuz diyordu. Arkadaşım çok ağlıyordu. Bense ona karşı mahcup olmuştum. SUÇ!! benimdi. Onu okumaya ben teşvik etmiştim. Biz sustukça müdür daha çok bağırıyordu. "Vereceğim elinize tastiknamelerinizi
sizi okuldan atacağım" dedi. Okuldan atılırsam babam çok kızardı. Cümle aleme rezil olurdum. En son dayanamadım. "Biz ne yaptık, neden okuldan atılıyoruz, kitap okumak suç mu hem derste okumadık sadece bir şey gösterdi" dedim. Ayağa kalkıp gömleğinin kolunu yukarıya sıyırdı. Bizi dövecek zannettim. Feci bir yara gösterdi. Evet suç, kitap okumak suç. Ben de gençliğimde kitap okuduğum için bana bunu yaptılar dedi. Korktuk. Ağladık. Kitap okuyana neden öyle yaparlar hiç anlamadık.

Müdür, okul öğretmenin yaptığı salaklığı savunmak adına bizi harcıyordu, kısaca "derste başka şeyle ilgilenmeyin" diyebilirdi ama kitap okumayı kötüleyip kalbimizde derin yaralar açıyordu farkında değildi. "Bu seferlik sizi affediyorum. Okul kütüphanesine girmeniz yasak. Okuyacaksanız sadece ders kitaplarınızı okuyun" dedi.

Arkadaşım bir daha eline kitap almadı. Bense uzun bir süre okuyamadım sonra dayanamadım evde gizli gizli okudum, okudum, okudum. O kitap hala bende durur. Öğretmen arkadaşın kitabını yırtmıştı ama bendekini saklamıştım. Kütüphaneye girmem yasaklandığı için iade edememistim. Hala saklarım o günün anısına.

Kitap o zaman için yarım kalmıştı şimdi tekrar baştan okudum ama içimdeki o sızı hala devam eder. Kitap incelemesine gelince yaş 35 yolun yarısı eder deyip 46 yaşında ölen bir şairin kitabı için neler yazılır bilemedim.
280 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Hayatımızda yaptığımız en büyük hatalardan biri ertelemektir. Yaşamın hep süreceğini, ölümün kapımızı tıklatmayacağını düşünürüz oysa ki ne büyük yanılgı, sevdiklerimizi bir bir toprağa vermeye başladığımızda bizden ayrı olmayan "ölüm"ü acı da olsa fark ederiz...

Ölüm korkusu iliklerine kadar işlemiş bir adam, Cahit Sıtkı... Dini inancı pek kuvvetli olmamasından dolayı bir türlü ölümü benimseyememiş ve isyanını her dizede dile getirmiştir. Hep bir karamsarlık hakimdir mısralarında zaten ölümden bu denli korkan, derdini paylaşacak bir nefes bulamayan bir adamın şiirlerinde aşk, mutluluk, çiçek böcek temalarını işlemesine olanak var mı? Dost konusunda yüzü hiç gülmeyen Tarancı arkadaşlığı, mutluluğu, bir ağaçtan, kuştan ve hatta bazen eşyalardan beklemiştir.
"Can yoldaşı olmadı mı neylersin
En güzel tabiat manzarasını?
Cennet bile olsa orda yaşanmaz."

Şiirlerinde genellikle karanlık, yalnızlık teması işlese de sevdasına ve vatan sevgisine de yer vermiştir zaman zaman, modernleşme süreci de değindiği konulardan. Kentleşirken büyük bir bedel ödedik malesef. Yaşama arzusuza yaptığımız en büyük darbeydi, kat kat duvarlar ardında yalnızlaştık iyice.
"Uzun olaydı o günler!
Yere düşen ekmek parçasını
Öpüp başıma götürdüğüm günler!"

Kitap, akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış. Bazen ruhunuz daralacak bazen durup uzun uzun düşüneceksiniz. Herkesin kütüphanesinde bulunması gereken şahane bir eser. Geçip giden şu kısacık ömürde, yaşama bu kadar aşık Cahit Sıtkı'yı okumadan geçmeyin...
280 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir kere misafire çıkmış adın
İstesen de istemesen de gideceksin

Kısa bir süreliğine konuk olduğum bu kitapta benim de yolculuğum buraya kadarmış. Bana müsaade sevgili Cahit abicim istemeyerek de olsa gidiyorum, misafirim nihayetinde.


...


Henüz liseye gidiyordum, şuan tam olarak aklımda değil kaçıncı sınıf olduğum, bir gün edebiyat dersinin birinde sayfayı boydan boya kaplamış bir şiir, bir siir ki Allah'ım bir insanın üzerinde böyle tesir eder. O gün o derste tekrar tekrar okunmakla kalmamış gün boyu zihnimin içinde kilitlenip kalmıştı siirin mısraları.

Desem ki sen benim için,
Hava kadar lâzım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;

 Gözlerimin baktığı her yerde sanki kitabın sayfası duruyordu. Geçen her gün bu şiirin etkisinden çıkamamıştım. Tabi insan düşünüyor neden böyle bir tesir etti, bir şey mi hatıra getirdi acaba?
Evet o günler fikrimden çıkmayan bir kişi vardı, bana sanki onu anlatıyordu dizeleri.

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini...
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,

Bir gün gidip kitabını bulup tüm şiirlerini okumak geldi aklıma. Kitabı karıştırırken otuz beş yaş şiirini gördüm. Henüz otuzlu yaşlarında olan  canım anneme bu şiiri okumuştum o kadar beğenmiş olacak ki ömrü hayatında eline kitap almamış annem bu şiiri ezberlemek istemişti. Beraber oturup ezberlemiştik.


Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Bu şiir onun çileli hayatına değinmiş olcak. "Benim mi Allahim bu çizgili yüz" derdim, o hemen "Ya gözler altındaki mor halkalar" derdi.Yaklaşık iki hafta önce aldığım kitapların arasından bu kitap çıkınca annemle yüzümüzde bir tebessüm oluştu. Yine mi dedi, evet annecim tekrar okumak istiyorum dedim.

Son olarak bu güzel sitede tanıştığım benim için gerçekten önemli bir dost ,sırdaş bazen bir yol gösterici tam bir incelik, naiflik örneği olan sevgili Kübra ile aynı anda okumaya başladık hem de birbirimizden habersiz. Görüyorsunuz işte bende bir çok  güzel hatırası olan bu kitabı inceleme konusunda kendimi yeterli bulmasam da bu kitap hakkında birşeyler yazmadan geçemezdim.


Cahit Sıtkı.

'Sanat için sanat' ilkesine bağlı olarak şiirler yazmıştır . Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır ve gercekten de  her iki türlü de çok güzel siirler yazmistir Açık ve sade bir üslubu vardır. Durup düşünmüyorsun acaba ne demek istiyor diye .Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere,kapalı anlatıma  başvurmuştur. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir.
Bu onu anlatan akademik cümleler bir de benim onda gördüklerim var. Bu güzel şair, sadece ölümü ve yaşama sevincini anlatmıyor; kaygıyı, umudu, denizi, gökyüzünü, kuşları, ağaçları...


Kitabı okurken kimi zaman Cahit Sıtkı bana yanlız olmadığımı söyledi, bir arkadaş gibi öğüt verdi. Yanlızlıktan şikayet ederken aşağıdaki şiiri bana bir ilaç gibi geldi:

Can yoldaşın olmazsa olmasın,
Yalnızım diye hayıflanmayasın.
Eğilmiş üstüne gökyüzü masmavi;
Bir anne şefkatine müsavi;
Üç adım ötede deniz;
Dosttur ne öfkesi ne durgunluğu sebepsiz.
Bir derdin varsa açabilirsin ağaçlara;
Ağaç yaprak verir sır vermez rüzgâra.
Ve kış yaz
Dalda kuş eksik olmaz.
Dağ başında duman..


Belki ölümü en güzel otuz beş yaş şiirinde anlatmış olsa da bu şiirde ölümü kendi nezdinde basitleştirmiş, ki ben nedense ölüm konusunu işlediği bu şiiri daha çok beğendim.

Selâ verildiğine göre
Câmi-i kebîr minaresinde,
Günlerden Cuma olmadığı halde,
 Muhakkak ölü var mahallede.
 İşte!
Olup olacağımız bu cenaze;
Geçiyor caddeden vakur ve sâde,
Dalgalar misâli omuzlar üzerinde

İnsanı en iyi kendisini bilir, o kendisini de anlatıyor bir şiirinde:

Ben aşk adamıyım,
Sevmeye geldim insanları,
Gönlümle, elimle, kafamla sevmeye;
Hesapsız, karşılıksız,
Ayrılık gayrılık gözetmeden.
 Gün gelip gidersem şayet,
Öyle severekten gideceğim ki,

Kimi zamanda onun kaygılarına tanık oldum:

Ben ölürsem ölürüm, bir şey değil;
Ne olursa garip eşyama olur.
Bir hayır sahibi çıkar mı dersin,
Mektuplarımı iade edecek?
Ya kitaplarım, ya şiir defterim?
Yanarım bakkal eline düşerse.
Kim bilir bu döşekte kimler yatar,
Hangi rüyaları örter bu yorgan!
El sırtında böyle zarif duramaz,
Ismarlamadır elbisem, pardösüm;
Her ayağa göre değil kunduram;
Bu kravat ben bağladıkça güzeldir;
Bu şapkayı kimse böyle giyemez.

Cahit Sıtkı sıcacık bir şair, bu kitabı onun bütün şiirlerini içinde bulunduruyor ben beğenerek okudum umarım siz de beğenirsiniz,
Sevgilerle kalın.
280 syf.
·1 günde·9/10
Kitabı
Listen to Yedi Güzel Adam - Özlem - Entrümantal by Yedi Güzel Adam #np on #SoundCloud
https://soundcloud.com/...edi-guzel-adam-ozlem
müziği eşliğinde okumak ayrı bir huzur verdi.

Ölümden korkanlar asla bu tip şiirler yazamaz ancak ölüme seranad yazanlar bu hislerle şiir yazıp okuruna hissettirir.

46 yaşında hayatını yitirmiş. Otuz beş yaş yolun yarısı etmemiş onun hayatı için. Fakat Otuz Beş Yaş şiiri ile hayatını sonsuza çevirdiği kesin.

Her bir şiirinde ayrı yaşlara geçtiğim, şairin ağlamasını hissettiğim ve ağladığım, bunalmışlığın arasında huzuru keşfettiğim bu şiir kitabını okumak ve okutmak gerek.

Bazen diyorum. Lisede bize bu insanların hangi akıma mensup oldugunu anlatmak yerine kitaplarını okutup hislerimizi sorsalar, daha sonra hislerimizi alevlendiren yazar ve şairlerin hayatlarını merakla biz araştırsaydık edebiyata olan ilgimiz daha derin olurdu sanırım.

Ne yazık ki Lys sınavinda edebiyat sınavına girecek öğrenciler mecburen ezbere bilgileri bilmek ve bıktırıcı soğuk testleri çözmek zorundalar.

Bir öğrencim neredeyse edebi eserlerin çoğunu okumuştu, yazar ve şairlerin hayatını okuduğu kitaplara duyduğu ilgiden dolayı kendiliğinden öğrenmişti. Ben ona matematik çözerken "edebiyatı yetiştirebiliyor musun? Aran nasıl?" diye sorduğumda yukarda anlattıklarımı cevap olarak almıştım. Sonuç ne oldu: bu öğrencim edebiyat sınavından sadece bir boş bıraktı gerisi doğru idi.Bunları neden anlattım yaşayarak yaşatarak öğrenmenin önemini göstermek için.

Kendi hayatıma bir göz atacak olursam bir öğretmenimin bize Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirini okurken ki hislerini yaşatması, adeta kendi yazmışcasına hissettirmesi, sesinin tonundaki titremeler... Beni şiirle tanıştıran bu öğretmenimdi. Branşı edebiyat da değildi. Hayatımda bir yol çizmeme sebeptir bu olay. Demek ki edebiyata ilgili olmak için edebiyatçı olmak zorunlu değil. Ve yaşayan bir kitap olup öğrencilere anlatmak gerek.

Keyifli okumalar.
280 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Aşk, doğa, ölüm temaları etrafında şekillenen şiirlerini , akıcı ve anlaşılır bir üslupla yazmış Üstad.
Şiir seven sevmeyen herkes, okumaktan zevk alacağı, kendinden bi şeyler bulacağı, sıcacık mısralar bulacak bu sayfalarda.
"Desem Ki " şiiri, Cemal Süreya 'nın " Aşk" ı ile birlikte en çok hangisini sevdiğime karar veremediğim iki şiirden biridir.
Ve "Sevdalı" ve "Memleket İsterim" ve "Otuz Beş Yaş Şiiri" ve daha niceleri tadı damakta bırakan, elden bırakılmayacak şiirler.
Pdf ' ten okudum ve gidip almaya karar verdim kitabı .Kitaplığımda olmasını istediğim- tıpkı Nazım' ın Henüz Vakit Varken Gülüm'ü gibi- şiir kitaplarından birisi oldu bu eser.
Okumalısın...
280 syf.
·2 günde·Beğendi
" Dante gibi ortasındayız ömrün"

Daha çocukken ki o kaygısızlığımızla, okul kitaplarında okuduğumuz o şiirin şimdilerde aklımda en çok dolanan dizesi.

Oysaki ömrümün ortasında da değilim.
Ama zaman geçtikçe , yazarın dediği gibi insan her doğan günün bir dert olduğunu anlıyor.

Çocukluksa, çocukluk işte.
Başlı başına bir özlem.
Geçti mi bir kere geri kalan tüm ömür sızısıyla kalıyor.

Cahit Sıtkı Tarancı ölümün, yalnızlığın, geçen ömrün, saçlarımıza kar misali düşen akların, yaş aldıkça insanın vardığı farkındalıkların, geç kalmanın , telafisi olmayan zamanın acısını anlatıyor şiirlerinde.

Bazen insanca isteklerinde de bahsediyor.

Tek şikayetin ölümden olduğu bir memleket istiyor mesela.
Ya da nimet gibi bir sevgiliye aşkını anlatıyor.

Ama daha çok umarsızca geçen yıllarının pişmanlığını geri kalan tüm ömründe yaşayan bir adamın şiirlerini okuyoruz.

Bu şiirler bizi derin derin düşündüren bir melankoliye düşürüyor.

"İnsan öleceğini
bile bile
nasıl yaşar?
Ya çıldırır
ya da öleceğini
unutur"


Ya da şair olur...
280 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bahar aylarında şiir okumak çok başka, kitabı bulur bulmaz diğerini yarım bırakıp başladım hemen. İki gülüm böceğim yazanlar yüzbinler satmalarına karşı Cahit Sıtkı Tarancı gibi isimlerin gereken değeri görmemesine çok üzülüyorum..
Kesinlikle okumalısınız, doyumsuz bir şiir ziyafeti sunuyor, mutlaka kendinize ait bir şiir bulacaksınız. Birsürü şiirim oldu benim kendimi keşfettiğim...
Sınav yoğunluğu dolayısıyla okuduğum son kitap olarak kalsın burda..
114 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Cahit Sıtkı Tarancı'yı halk içinde çoğu insan "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder" dedikten sonra 46 yaşında ölen şair olarak bilir. Doğrusu bende böyle biliyordum. Çünkü bu bana böyle empoze edildi. Okulda Cahit Sıtkı Tarancı'nın ismini bir kere duydum. O da işte "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder" dedikten sonra 46 yaşında ölen bir şair olarak bize öğretildi. O sınıfta 20 öğrenci vardı. Hepimiz bunu böyle öğrendik. Sonra televizyon izlerken hangi kanal, hangi proğram hatırlamıyorum ama Cahit Sıtkı Tarancı'nın ismi yine aynı şekilde geçti. O proğramı izleyen kişiler ne yazık ki 20 kişi değildir sadece. İzleyen herkes bunu böyle öğrendi. Daha sonra misafirliğe gittiğimiz bir gün yaşıtım olan bir kızın elinde gördüm Cahit Sıtkı Tarancı'yı. Amcalardan biri okuma saçma sapan kitaplar dedi. Akrabalar bir ağızdan hurraa onay verdiler. O kız sonra o kitabı okudu mu bilmiyorum. Umarım okumuştur..
O amcalar, o proğram, o öğretmen yüzünden kitaba sıfır beklentiyle başladım. Ve bu kitabı okuduktan sonra diyorum ki, Cahit Sıtkı şairlerin üstatlarından. Her şiirinde ayrı bir tat var. O tadı alabilene ne mutlu..
Keyifli okumalar..
280 syf.
·Beğendi·10/10
Şiir bir çığlıktır, bir ilan-ı aşktır, sallanan bir yumruktur, bir umuttur, bir kurtuluştur diyen Cahit Sıtkı Tarancı'da aramızdan erken ayrılan şairlerdendir. (Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi.Tedavi için götürüldüğü Viyana'da 12 Ekim 1956'da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi.) Sanki erkenden gideceğini hissetmiş gibi yazdığı şiirlerin çoğunda ölümden bahsetmiştir. Ölüm korkusu şiirlerinde bariz bir şekilde görülse de şiirleri tabiki de sadece bu temayla sınırlı değil.
Şiirlerinde dostluğu, aşkı, yaşama arzusunu, vatan sevgisini de zaman zaman işlemiş. Yine de Cahit Sıtkı Tarancı'nın kalemindeki tılsım bana göre hayata olan melankolik, karamsar bakışında ve yaşamından çıkardığı derslerde gizli...

Kitabı okumadan önce Cahit Sıtkı Tarancı'nın bilinen ve şiirlerine yansıyan karamsar havası beni hep korkuturdu.Ama kitabı okuyunca öyle olmadığını gördüm ve neredeyse her şiirinde beğendiğim noktalar oldu. Ahengini yakalayıp içinde kaybolabildiğiniz zaman şiir okumak güzeldir. Fakat her şair ve şiiri sizin o potansiyeli yakalamanıza olanak vermez, sizi düşünmeye, sorgulamaya yönlendirmez ,okurken duygulandırmaz.
Cahit Sıtkı şiirleriyle beni hem düşündürdü hem de duygulandırdı.Kısacık ömrüne güzel eserler sığdırabilen şairi rahmetle anıyorum.
Ve şiir severlerin, muhakkak kütüphanesinde bulunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
Şimdiden keyifli okumalar...
280 syf.
·Beğendi·9/10
30 yaşıma yeni girdim ve tekrar okuma ihtiyacı hissedip okudum. Yaş ilerledikçe eskiden okuduğum satırlar aynı olsa da; geçen yıllarla bakış açısının değişmesi, yılların kazandırdığı tecrübe ve ağırbaşlılıkla kelimeler farklı anlam kazanabiliyor zihnimizde.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 2 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 13 Ekim 1956
Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana), Türk şair, yazar.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

Hayatı

2 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır. Ailesi, ona “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde Soyadı Kanunuçıktığı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır.

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Karabük, ZonKarabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile [Üniversite yüksek öğrenimini] tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'teyken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı;bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.[4]Askerliğini 1941-1943 yıllarında Ege'nin küçük kentlerinde yaptı. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa'ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında 2İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı.Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 813 okur beğendi.
  • 2.140 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 838 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları