Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı

Yazar
8.6/10
1.247 Kişi
·
4.866
Okunma
·
1.398
Beğeni
·
25202
Gösterim
Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 2 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 13 Ekim 1956
Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana), Türk şair, yazar.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

Hayatı

2 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır. Ailesi, ona “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde Soyadı Kanunuçıktığı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır.

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Karabük, ZonKarabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile [Üniversite yüksek öğrenimini] tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'teyken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı;bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.[4]Askerliğini 1941-1943 yıllarında Ege'nin küçük kentlerinde yaptı. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa'ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında 2İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı.Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.
MEMLEKET İSTERİM

Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
Desem ki
Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı senden esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.
280 syf.
·67 günde·9/10
Doğup büyüdüğü evi bugün müze haline Cahit Sıtkı Tarancı bende yeri ayrı olan şairlerden biridir. Diyarbakır'a yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Şiirlerinde hayat, aşk doğa ölüm kavraarının boy gösterdiği bu kitabında derin bir hüzün buldum kendimce. Ayrıca çok akıcı idi hangi ara bitti anlamadım. Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir. Bazı cümleler bilerek mi yarım bırakılmış onu anlamadım. Herhalde kalanını bizim düşünüp yorumlamamız için.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
280 syf.
·10/10
Sene 1900lerin sonu milenyuma gireceğiz. Ortaokuldayız. Çok sevdiğim, gecemizin günümüzün bir geçtiği, sevdiğimiz yemeklere kadar her zevkimiz ortak olan arkadaşımla tek farkımız; ben kitap okuma delisi o ise hiç sevmezdi.

Ona kitap okumayı sevdirmek istiyordum ki hiç farklı yanımız kalmasın. Okul kütüphanesinde iki adet Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiir kitabı vardı. Şiir kitabını okunması kolay olduğu için seçtim. Her gün okuldan eve dönerken sesli bir şekilde bir mısra o, bir mısra ben okuyoruz sokakta yürürken.

Bir gün ders ortasında arkadaşım bir kelimenin anlamını bulamadığını söyledi. Cebimizde telefon yok tabi bilgiye kolay ulaşamıyoruz. Sıranın altında kitabı açıp kelimeyi gösterirken öğretmene yakalandık. Kızdı bağırdı. Kitabı aldı yırttı paramparça etti bizi de disipline verdi.

Müdürün yanına gittik. Müdür de aynı şekilde kızıyor bağırıyor neden rahat durmuyorsunuz diyordu. Arkadaşım çok ağlıyordu. Bense ona karşı mahcup olmuştum. SUÇ!! benimdi. Onu okumaya ben teşvik etmiştim. Biz sustukça müdür daha çok bağırıyordu. "Vereceğim elinize tastiknamelerinizi
sizi okuldan atacağım" dedi. Okuldan atılırsam babam çok kızardı. Cümle aleme rezil olurdum. En son dayanamadım. "Biz ne yaptık, neden okuldan atılıyoruz, kitap okumak suç mu hem derste okumadık sadece bir şey gösterdi" dedim. Ayağa kalkıp gömleğinin kolunu yukarıya sıyırdı. Bizi dövecek zannettim. Feci bir yara gösterdi. Evet suç, kitap okumak suç. Ben de gençliğimde kitap okuduğum için bana bunu yaptılar dedi. Korktuk. Ağladık. Kitap okuyana neden öyle yaparlar hiç anlamadık.

Müdür, okul öğretmenin yaptığı salaklığı savunmak adına bizi harcıyordu, kısaca "derste başka şeyle ilgilenmeyin" diyebilirdi ama kitap okumayı kötüleyip kalbimizde derin yaralar açıyordu farkında değildi. "Bu seferlik sizi affediyorum. Okul kütüphanesine girmeniz yasak. Okuyacaksanız sadece ders kitaplarınızı okuyun" dedi.

Arkadaşım bir daha eline kitap almadı. Bense uzun bir süre okuyamadım sonra dayanamadım evde gizli gizli okudum, okudum, okudum. O kitap hala bende durur. Öğretmen arkadaşın kitabını yırtmıştı ama bendekini saklamıştım. Kütüphaneye girmem yasaklandığı için iade edememistim. Hala saklarım o günün anısına.

Kitap o zaman için yarım kalmıştı şimdi tekrar baştan okudum ama içimdeki o sızı hala devam eder. Kitap incelemesine gelince yaş 35 yolun yarısı eder deyip 46 yaşında ölen bir şairin kitabı için neler yazılır bilemedim.
504 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bir ben vardır ben'den içeri"
Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir.
Şiir yalnız duymakla değil,sevgiyle dikkatle yazılmalıdır. İşte şairlerden beklediğimizde budur.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın_Otuz Beş Yaş,şiir kitabı muhteşemdi.
280 syf.
·1 günde·9/10
Kitabı
Listen to Yedi Güzel Adam - Özlem - Entrümantal by Yedi Güzel Adam #np on #SoundCloud
https://soundcloud.com/...edi-guzel-adam-ozlem
müziği eşliğinde okumak ayrı bir huzur verdi.

Ölümden korkanlar asla bu tip şiirler yazamaz ancak ölüme seranad yazanlar bu hislerle şiir yazıp okuruna hissettirir.

46 yaşında hayatını yitirmiş. Otuz beş yaş yolun yarısı etmemiş onun hayatı için. Fakat Otuz Beş Yaş şiiri ile hayatını sonsuza çevirdiği kesin.

Her bir şiirinde ayrı yaşlara geçtiğim, şairin ağlamasını hissettiğim ve ağladığım, bunalmışlığın arasında huzuru keşfettiğim bu şiir kitabını okumak ve okutmak gerek.

Bazen diyorum. Lisede bize bu insanların hangi akıma mensup oldugunu anlatmak yerine kitaplarını okutup hislerimizi sorsalar, daha sonra hislerimizi alevlendiren yazar ve şairlerin hayatlarını merakla biz araştırsaydık edebiyata olan ilgimiz daha derin olurdu sanırım.

Ne yazık ki Lys sınavinda edebiyat sınavına girecek öğrenciler mecburen ezbere bilgileri bilmek ve bıktırıcı soğuk testleri çözmek zorundalar.

Bir öğrencim neredeyse edebi eserlerin çoğunu okumuştu, yazar ve şairlerin hayatını okuduğu kitaplara duyduğu ilgiden dolayı kendiliğinden öğrenmişti. Ben ona matematik çözerken "edebiyatı yetiştirebiliyor musun? Aran nasıl?" diye sorduğumda yukarda anlattıklarımı cevap olarak almıştım. Sonuç ne oldu: bu öğrencim edebiyat sınavından sadece bir boş bıraktı gerisi doğru idi.Bunları neden anlattım yaşayarak yaşatarak öğrenmenin önemini göstermek için.

Kendi hayatıma bir göz atacak olursam bir öğretmenimin bize Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirini okurken ki hislerini yaşatması, adeta kendi yazmışcasına hissettirmesi, sesinin tonundaki titremeler... Beni şiirle tanıştıran bu öğretmenimdi. Branşı edebiyat da değildi. Hayatımda bir yol çizmeme sebeptir bu olay. Demek ki edebiyata ilgili olmak için edebiyatçı olmak zorunlu değil. Ve yaşayan bir kitap olup öğrencilere anlatmak gerek.

Keyifli okumalar.
158 syf.
·Beğendi·9/10
Öncelikle hepinize güzel akşamlar dilerim dostlarım. Epey zaman oldu inceleme yapmayalı bir şiir kitabına üstelik. Çok düşündüm nasıl bir giriş yapsam diye Sevgili Cahit Sıtkı Tarancı'nın en bilindik şiirinin adı verilen bu kitabını sizlere anlatmaya. Hiç dinlenmeden ara vermeden yazmak istiyorum içimden gelen bu satırları. Zira dinlenmedikçe ömrün artarmış, öylesi güzelmiş Cahit'ciğime göre. Sense "kulak ver ki" o diyor böyle, bir anlamı olsun bu satırların. Şiirlerinin çoğunda bir şekilde değiniyor Sevgili Cahit ölüme hem de gayet tatlı bir dille çiçekler için mesela ölülerin sükunu diyor ne güzel bir tabir!
"İnsanlar bilseydiniz ne bekler 
Bir gün açmak için bu çiçekler;"
Ne bekler sizce çiçekler açmak için sevgili okurlar, baharın gelmesini mi, dallarından koparılıp birine verilmeyi mi ya da bir ölünün mezarında yeşerebilmeyi mi?

Şarkılar yarıda ne zaman kalır peki biliyor musunuz? Bahar gittiği ölüm geldiği zaman Cahit'cim için.
Sadece ölüme değindiği mısralarında değil sevgilisine, sevdiğine seslendiği dizeleriyle de vurdu beni Cahit.

Yanan alnımı elinin gölgesi soğutur, suya eğil bir bak senin güzelliğin benimse gençliğim orada diyor
ve evlilik teklifi ediyor sanki şu cümleleriyle müthiş bir şirinlikte:
"Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim; 
Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın."
Evet benim tasımı da çesmemizden sen doldurucaksan :))
"Ne yardan geçilir, ne serden; 
Korkuyoruum bu gecelerden."
Bunu okuyunca geceden korkmak bile bana güzel geldi o söyledi diye sadece.

Güzel memleketim için bile hissiyatını öyle bir içtenlikle dile getirmiş ki aşık olunası cidden yazacağım şu cümleler de:

"Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;"
Olsun be Cahit'cim ölmek sonrası gibi kederli değil. Şehit haberlerinin duyulmadığı, aç ve üşüyen, başlarını sokacak bir evi bile olmayan insanların, mendil satan minik çocukların olmadığı, insanlar tarafından hayvanların eziyete maruz kalmadığı, ağaçların kesilmediği, kuşların gökyüzünde özgürce uçabildiği, fabrika dumanlarının gökyüzünü hiç kirletmediği, deniz sularının masmavi ve tertemiz kaldığı, çiçeklerin hiç solmadığı ve hasretin hiç olmadığı bir memleketimiz hatta dünyamız olsun, haklısın :))

Şiirleri aynı zamanda çok yalın sade ve anlaşılır şairimizin. Bu kadar basit cümleler bir araya gelince şiir olur mu derseniz olur en güzel tanımıyla Cahit'cimde.

"Ne yapsam, gün doğmuyor gönlümce;
...
... ümitler sende ölüm"

"Ne isterseniz benden
Bilmem ki hatıralar"
Hatıralar ne ister sahi insandan tutar yakasına da bırakmaz ya da öyle güzeldir ki insan onu düşünmeyi bırakmaz, bazen yumuşacık bir dokunuş yarı mutlu yarı hüzünlü, bazen sert ve acı bir çarpış yüreğe...
"Alıştığımız bir şeydi yaşamak"
Alışmak tehlikelidir, bırakamazsın öyle kolay alıştığın şeyi, ondan mıydı yaşamaya bu denli bağlılığın onu bırakamayışın ve bunu şiirlerinle bizlere yansıtışın Cahit'ciğim?

"Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki...
İnan bana sevgilim inan,
...
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
...
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum."

En çok bu şiiri sevdim galiba en çok bundaki cümlelerin altını çizdim zira. Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor diyor sevdiğine, denizlerin en mavisini sende izliyorum, çiçeklerin en solmazını senden kopardım diyor.
Ben de ona diyorum ki mısraların en sıcağını sende hissettim, sevgilerin en bitmezini senden öğrendim Tarancı...

"Aşkımı kuşlara sor sevgilim;
Öleceğim günü kuşlar bilir."
Sen ölsen bile aşkın ölmesin ama değil mi? Bak burada bizimle, kalbimizde :)
"Şayet ölürsem,
Helâlleşmeye vakit kalmadan, 
Hatırdan çıkarmayın beni;
Dünyaya benden selam olsun.
Her nefes alıp verişiniz."

Öldün, her daim hatrımızda olmasan da hatırdan da çıkmadın, dünyadan sana çok selam olsun, aldığım ve verdiğim her nefes şiirlerini okurken şaircim...

"Güneşin batmak istemediği belli."
Çok belli ama işte güneş batmadan olmaz insan ölmeden sonsuza kadar kalamaz, çiçek kurumazsa bir gün, atan kalp de durmazsa olmaz Cahit'ciğim zira her güzel şeyin bir sonu vardır, okuduğum şiirlerin gibi.

Aşk nedir ona göre ay buluta girdiği gece en yanık türküleri söyletendir, yanmak da olsa onunla yaşar Cahit :)
"Ben sevda çekerim, hepsinden beter" diyen de o "Senden uzak olduktan sonra. Nerde olsa yaşıyor insan;" diyen, "Sensiz doğan günü neyleyim" diyen de o.
Sevgilisinin bir gülümsemesi dünyayı gözden çıkarmasına bedel imiş, o bir gülümsese dinecekmiş yağmur :)
Bakın ne diyor
"Sevmeğe geldim insanları,
Gönlümle, elimle, kafamla sevmeğe; 
Hesapsız, karşılıksız,
Ayrılık gayrılık gözetmeden, 
Gün gelip gidersem şayet,
Öyle severekten gideceğim ki,"
Dedim ki ben de keşke herkes böyle içten ve çıkarsız sevse ve gidecekse şayet bir gün böyle güzel gidebilse..

Ölüm de bir şey varmış ki hayattan daha da güzel bunu diyordu rüyasında onu çağıran ölüler o ise
"İstemem o dehşet gün gelip çatsın;  Bana kimseler anam kadar yanmaz,." diyordu. Haklıydı en çok anne yüreğiydi yanan gerisi elbet bir gün unuturdu.

"Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?" Diye yazdığın bu satırlara verdiğim cevabı duyamayacaksın biliyorum ama
46 yaşında, Viyana'da uyudun sonra uyanamadın... :(
Bir yolculuktayım şimdi uyuyacağım birazdan, sonra uyanabilecek miyim meçhul? Şimdi ben de diyeyim kimbilir nerde, nasıl kaç yaşında öleceğim diye... Belki sayılı saatler kaldı belki yıllar var daha ama teşekkür ederim sana bunu düşündürdüğün için bana bir kez daha şaircim.

Son olarak şu mısralarınla bitirmek isterim incelememi sana dair
"Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün."
20'me girmeme sayılı günler kalmışken 15 yıl sonramı görür müyüm bilmem ama Cahit'ciğim bildiğim bir şey varsa
"Hayat kısa, kuşlar uçuyor." der Cemal Süreya. Değerini bilelim yaşamanın nefes almanın, sevdilerimizin yanında olmanın, gökyüzünü görebilmenin, yıldızları izleyebilmenin güzelliğini ve hâlâ nefes alıyor olduğumuzun, kalbimizin her bir atımı ve yaşadığımız her an için şükredelim. En güzeli de şiirle kalalım. Şiir olalım hatta. Bir gün ölsek bile bir bulut olamasak da gökyüzüne, yağmur olup kalplere yağmış olalım yaşarken.

Buraya kadar okuyan güzel kalbinize içten sevgilerimi yolluyorum. Çok yoruldum daha da yazamacağım. :))

Kitaba dair sevdiğim birçok mısranın yanısıra ısınamadığım mısralar da yok değil tabi :))
Hepinize bol şiirli geceler dilerim dostlarım
158 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Cahit Sıtkı Tarancı tipini beğenmediği için evindeki bütün aynaları kaldırdı. Sevgilim var sansınlar diye 6 ay kendisiyle mektuplaştı. Yaş 35 yolun yarısı deyip, 46 yaşında hayata veda etti.

Bence önemli olan insanların düşünce yaşı ve ruh yaşıdır. Normal yaşı birer başlıktan ibarettir. İsmi gibi yapışıp kalır.

Şiir kitapları insanlara karşı görünemez hisslerin yansımasıdır. Cahit Sıtkı Tarancı bunu bir kez daha kanıtlamış oldu. Ölüm şairimiz aslında yaşarken ölmeyi çok güzel özetlemiştir. Keyif alarak okdum. Cahit Sıtkı Tarancı'yı ancak yazdıklarında anlayabilirsiniz. Çünkü kelimeleri birer silah özelliği taşıyor. Tek önerim şiirleri sesli okuyunuz anlamı, hissiyattı ve etkisi daha büyük olur....
216 syf.
·10 günde·Beğendi·9/10
Çok severek, beğenerek okuduğum bir hikaye kitabı oldu. Şair olarak tanıdığımız Tarancı, keşke daha fazla öykü yazsaymış dedim. Özellikle eski kelimeler ile kurulmuş cümleler hoşuma gittiği için midir bilinmez ama eski yazarlarımızı okumaktan ayrı bir lezzet alıyorum.

Tabi öyküyü yazan şair olunca cümlelerde vurucu betimlemeler ile karşılaşıyorsunuz. Kendi adıma naif, yalın ve etkileyici bir üslubu olduğunu söyleyebilirim yazarın.

Çok sıradan gibi görünse de bir çok hikayenin altında derin manalar yatıyor. Farklı bakış açıları ile ele alınmış öyküler insanı zenginleştiriyor. Ayrıca o dönemin Türkiye'si, İstanbul'u da hikayeler içinde karşımıza çıkıyor. Örneğin, 1936 yılında kaleme alınmış bir öyküde neredeyse 100 yıl evvel ki şehri hissetme şansınız oluyor. Ve bazı durumlar için de, "Günümüzde de aynı, değişmemiş" deme şansınız oluyor ve ayrıca bir farkındalık sahibi olmuş oluyorsunuz.

Hülasa, Tarancı'nın öykü kitabı kaçırılmaz... Okuyalım, güzelleşelim azizim. :)
280 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Aşk, doğa, ölüm temaları etrafında şekillenen şiirlerini , akıcı ve anlaşılır bir üslupla yazmış Üstad.
Şiir seven sevmeyen herkes, okumaktan zevk alacağı, kendinden bi şeyler bulacağı, sıcacık mısralar bulacak bu sayfalarda.
"Desem Ki " şiiri, Cemal Süreya 'nın " Aşk" ı ile birlikte en çok hangisini sevdiğime karar veremediğim iki şiirden biridir.
Ve "Sevdalı" ve "Memleket İsterim" ve "Otuz Beş Yaş Şiiri" ve daha niceleri tadı damakta bırakan, elden bırakılmayacak şiirler.
Pdf ' ten okudum ve gidip almaya karar verdim kitabı .Kitaplığımda olmasını istediğim- tıpkı Nazım' ın Henüz Vakit Varken Gülüm'ü gibi- şiir kitaplarından birisi oldu bu eser.
Okumalısın...
114 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Cahit Sıtkı Tarancı'yı halk içinde çoğu insan "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder" dedikten sonra 46 yaşında ölen şair olarak bilir. Doğrusu bende böyle biliyordum. Çünkü bu bana böyle empoze edildi. Okulda Cahit Sıtkı Tarancı'nın ismini bir kere duydum. O da işte "Yaş otuz beş, yolun yarısı eder" dedikten sonra 46 yaşında ölen bir şair olarak bize öğretildi. O sınıfta 20 öğrenci vardı. Hepimiz bunu böyle öğrendik. Sonra televizyon izlerken hangi kanal, hangi proğram hatırlamıyorum ama Cahit Sıtkı Tarancı'nın ismi yine aynı şekilde geçti. O proğramı izleyen kişiler ne yazık ki 20 kişi değildir sadece. İzleyen herkes bunu böyle öğrendi. Daha sonra misafirliğe gittiğimiz bir gün yaşıtım olan bir kızın elinde gördüm Cahit Sıtkı Tarancı'yı. Amcalardan biri okuma saçma sapan kitaplar dedi. Akrabalar bir ağızdan hurraa onay verdiler. O kız sonra o kitabı okudu mu bilmiyorum. Umarım okumuştur..
O amcalar, o proğram, o öğretmen yüzünden kitaba sıfır beklentiyle başladım. Ve bu kitabı okuduktan sonra diyorum ki, Cahit Sıtkı şairlerin üstatlarından. Her şiirinde ayrı bir tat var. O tadı alabilene ne mutlu..
Keyifli okumalar..

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Unvan:
Türk Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 2 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 13 Ekim 1956
Cahit Sıtkı Tarancı (2 Ekim 1910, Diyarbakır - 13 Ekim 1956, Viyana), Türk şair, yazar.

Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

Hayatı

2 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır. Ailesi, ona “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde Soyadı Kanunuçıktığı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır.

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1931 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Karabük, ZonKarabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile [Üniversite yüksek öğrenimini] tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'teyken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı;bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.[4]Askerliğini 1941-1943 yıllarında Ege'nin küçük kentlerinde yaptı. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurtçapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba-evinde bakıldı. 1956 yılında tedavi ettirilmek üzere devlet tarafından Avrupa'ya götürüldü; zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında 2İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı.Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır.Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 1.398 okur beğendi.
  • 4.866 okur okudu.
  • 111 okur okuyor.
  • 1.687 okur okuyacak.
  • 31 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları