Camilla Läckberg

Camilla Läckberg

Yazar
7.6/10
102 Kişi
·
233
Okunma
·
19
Beğeni
·
2.129
Gösterim
Adı:
Camilla Läckberg
Tam adı:
Jean Edith Camilla Läckberg Eriksson
Unvan:
İsveçli Suç Yazarı
Doğum:
Västra Götaland, Fjällbacka, İsveç, 30 Ağustos 1974
Camilla Läckberg 1974 yılında Fjällbacka’da doğdu. Gothenburg Ekonomi
Üniversitesi’ni bitirdi. Stockholm’de birkaç yıl ekonomist olarak çalıştı. Katıldığı
yaratıcı yazarlık kursunda ilk romanı Buz Prenses’i yazdı. Parlak bir yazarlık
kariyerinin başlangıcını oluşturan bu kitabı, dokuz polisiye roman, iki yemek kitabı
ve bir de çocuk kitabı izledi. Läckberg’in polisiye romanları sadece ülkesi İsveç’te
değil, Danimarka, Fransa ve İspanya’da çok satanlar listelerinde 1 numaraya çıktı.
Başını çevirip boş gözlerle pencereden dışarıya bakan Erica’yı incelediğinde, birdenbire onu ne kadar çok sevdiğini fark etti.

Bunu unutmak ne kadar da kolaydı,

işiyle ve ev işleriyle ilgilenirken, günler birer birer geçip gidiyor, hayat öylece akıyordu. Ama bunun gibi anlarda, birbirlerine ne kadar ait oldukları gerçeği en sarsıcı haliyle yüzüne çarpıyordu. Ve her sabah Erica’nın yanında uyanmayı ne kadar çok sevdiğini fark ediyordu.
Ve Kjell ilk defa babasının sonsuza dek yaşamayacağını fark etmişti. Babası bir gün ölecekti ve Kjell aynada kendine bakmak zorunda kalacaktı, içten içe biliyordu ki, öfke ateşinin böylesi- ne şiddetle yanmasının sebebi, hâlâ elini uzatıp barışma yolundaki ilk adımı atabilme olasılığıydı. Bunu yapmak istemiyordu. Böyle bir arzusu yoktu. Ama yine de böyle bir olasılık vardı ve bu Kjell’e bir tür güç hissi veriyordu. Babası öldüğünde çok geç olacaktı. Sonra da Kjell’in elinde nefret dolu bir yaşam dışında hiçbir şey kalmayacaktı.
Çocuk sahibi olanların, şakaklarına silah dayanmış gibi yaşadığım okumuştu bir yerde. Bunda haklılık payı
vardı. Korku hep vardır
Bazı kadınlar o kadar güçlü oluyorlardı ki, hiçbir şey onları yıkamıyordu. Belki biraz sarsılıyorlardı ama yıkılmıyorlardı.
"Sanırım pişmanlık, insanlığın bir tür dışa vurumu. Acaba pişmanlık olmasaydı... Ne halde olurduk?"
"Aslında esas mesele şu: Pişmanlık bir şeyi değiştiriyor mu?"
İnsanlar Katolikliği neşe ve kahkayla ilişkili görmeyebilirdi, ama Peder Silvio için din tam da buydu. Tanrı sevgisi, mutluluk verici bir şey değilse, neydi?
Bu yazarı okuyup okuyup beğenmemekten keyif almaya başladım sanırım. Her seferinde "bakalım yine ne saçmalamış iskandinav bacım" diyerek elime alıyorum ve daha kitabın ortasına gelmeden boğulma hissine kapılıyorum.

1. Çok fazla karakter var ve bu karakterler hakkında kim kimdir sorularından sıyrılamıyorsunuz. "Bu kimdi ayol?" Sorusu bir türlü peşimi bırakmadı.

2. Konu aşırı banal yaratıcılıktan eser yok. Klişe ötesi bir kitap.

3. Kitabın alt metni vs. hak getire. Hiçbir çözümleme okuyamadım kitap boyunca. Kitap bana hiçbir şey katmadı.

Bu kadına kim "iyi edebiyatçısın" diye gaz vermiş bilmiyorum ama gerçekten o yazmaktan bıkmadı ben beğenmemekten bıkmadım. Kalemindeki mürekkep kurusun a kadın :)
Çok beğendim çok, gerilimden ziyade gizemin bol olduğu heyecan ve merak'ın hiç azalmadığı bir kitap olmuş, karakterleri zaten seri olması itibariyle tanıdığımız için, hayatımızda gerçekten var olan kişiler olarak görmeye başlıyorsunuz bir süre sonra ve Mellberg sana bayılıyorum adamım. Erica ve Patrick sizi de çok seviyorum.. karakterlerin kimisine kızmakla acımak arasında kalacaksınız ama bence okuyun. kesinlikle zaman kaybı olmaz. türünü sevenler zaten bayılacaktır
Camilla sever olarak serinin bu kitabını da çok beğendim. olay örgüsü ve sonucu nasıl bağlayacaklarını düşünürken beklenmedik olaylarla karşılaştım yine. hemen devamı olan Saklı Çocuk'a geçiyorum
Harry Hole serisinin de büyük katkısıyla İskandinav polisiyesine ilgi duymaya başlamıştım, Lackberg de bu yüzden radarıma girdi.
Buz Prenses, İsveç'in küçük bir kasabasında işlenen bir cinayeti konu alıyor, yazar seriye ve karakterlere alıştırmak için olacak ki ilk bölümler polisiye olmaktan uzak bir çizgide ilerliyor. Aslında romanın genelinde de bu durum söz konusu, gizemli bir hava hakim ama o bildik deliller peşinde koşan, sorgulayan tavırlar yok.

Yazar sanırım seriyi klasik polisiye serilerden uzak tutmak için böyle tutumlar sergilemiş, karakterler de bu türde gördüğümüz karakterlerden biraz farklı. Polisiye ve gizem açısından zayıf bir kitap çıkmış ortaya, yazar bir gizem oluşturabilmiş ama şaşırtan bir tarafı yok, hatta bazı noktalar sırf yazarın gizem oluşturma çabaları gibi geliyor ki mutlu edici değil. Katilse şaşırtıcı olmadığı gibi gerekçeleri zayıf bir katil gibi geldi bana, anlayacağınız genel olarak tatmin edici bir polisiye olmadı benim için. Yazarı bir daha okumak için herhangi bir istek duymuyorum, dili akıcı, zaman geçirmek için okunabilecek kitaplardan.
Nasıl ki bizim ergen kız yazarlarımıza acımadan 1 yıldız yapıştırıyorsam bu yazara da kocaman bir 1yıldızı çakıyorum. Ya bir de utanmadan bu kadına iskandinav polisiyesinin kraliçesi diyorlar. Kadın daha iki cümleyi bir araya getirmekten aciz. O kadar kötü bir dili var ki okurken kafayı yememek elde değil. Kim kimdi kim nerede ne yapıyordu... çorba gibi oldu kafam 5 kere baştan başladım kitaba 6. Defasında bitirmeyi başardım ama resmen edebiyat işkencesi yaşadım.

Açık açık söglemek lazım: yeteneksiz bir yazar ve berbat bir kitap.

Hep yerlilere saydıracak değiliz biraz da elin yazarına hakettiğini söylemek lazım.
Ben bu kitabın nesinin bu kadar abartıldığını anlamadım. Kitabın daha ilk sayfalarında o kadar fazla karakter ismi bombardımanı var ki, odaklanmak çok zor. Yazarın anlatım dilinin herhangi bir özgün tarafı ya da yaratıcılığı yok. Belki de Doğan Kitap çevirisi çok kötüdür bilemiyorum ama yaklaşık 100 sayfa okuduktan sonra yazarın okuyucundan çok fazla efor beklediğini fark edip bıraktım. Yani kitabı okumak için gerçekten çaba göstermek gerekiyor. Konu bana ilginç de gelmedi. Zekice bir kurgudan bahsediyor diğer yorumcular da açıkçası ben kitapta en ufak bir zeka pırıltısı görmedim. Böyle bir çalışmaya 5'ten fazla puan verirsem pek çok yazara haksızlık ederim diye düşünüyor ve 5 verip nokta koyuyorum.
Katilin olduğu hikaye ile normal olay örgümüz ilerliyor. Aslında katil değil masum demek daha doğru olur. Özellikle küçük engelli kıza olanları okurken çok canım yandı be.
Kitabı beğendim tabi ama başlarda neredeyse gereksiz 150 sayfa var. Orayı 2 günde okuyup kalan kısmı bu saatte bitirmem bile durumu açıklar sanırım. Araya bir kitap daha sıkıştırdım bunu okurken.
Yazarın genel huyu olayları başta çok yavaş ve sıkıcı ilerletip bir anda hızlandırması ve sırf bunun merakı yüzünden bırakmadığım bir eseri daha. Polisiye romanlar gibi bir beklenti yok burada. Genellikle günlük muhabbet diyalogları var. Bu da sıkıyor haliyle lakin kendine bağlıyor. Ancak konuşmalar cidden sıkıcı, betimlemeler ise aksine oldukça komik.
Kitapta bir ara hikayeyi karıştırdım. Kim ölü kim diri şaşırdım ama sonradan yazar onu da toparlıyor. Gerçekten yazar çok başka. Kitaplarını okurken hep olumsuz düşünce besliyorum ama finale gelince gene mutlu bitiriyorum. Bu da öyle oldu.
Kendinize iyi bakın, kitapla kalın, başka yerde huzur yok..
Serinin dördüncü kitabı olan Yabancı, aynı diğerleri gibi çok zekice kurgulanmış. Hatta bu kitabında yazar fazla uzatmadan, gereksiz ayrıntılarla okuyucuyu sıkmadan konuya odaklanmış. Hele sonu, yine çok iyiydi. Eğer Camilla Lackberg ile tanışmadıysanız çok şey kaçırmışsınız derim. İlk kitabı olan Buz Prenses’ten başlayın, devamını zaten getireceksiniz.
Aksiyonu ilk sayfadan son sayfaya kadar sürüyor. Sonuç kısmına doğru katilin kim olduğu çok kolay bir şekilde anlaşılıyor. Önceki beş kitapla kıyasla bu biraz daha alt seviyede. Katilin neden ve nasıl katil olduğu o kadar klişe ki daha önce de karşıma çıktı. Üstelik gerçek hayatta da öyle bir katil yaşadı. Özetle bence sonu fiyasko olsa da okunabilir bir kitap. Adrenalini bol. Ayrıca geçen yıl bu zamanlar onuncusu basılmış bir serinin altıncı kitabı. Yani seriyi sürdürmekse niyetiniz, pas geçmemelisiniz.
Serinin 3.’üncü kitabı çok daha iyiydi. Yazar diğer bilindik polisiyelerden farklı ve katil tahminini o kadar çok kişi üzerinden yaptırıyorki, hayranlık duymamak elde değil. Camilla Lackberg, bahsedildiği gibi polisiyenin kraliçesi bence de. Merakla ilerleyen ve temposu düşmeyen bir kitap daha bitti. Okumayan varsa serinin ilk kitabından hemen başlayın derim. Sonunda şaşırtmaya başaran yazarlardan.

Yazarın biyografisi

Adı:
Camilla Läckberg
Tam adı:
Jean Edith Camilla Läckberg Eriksson
Unvan:
İsveçli Suç Yazarı
Doğum:
Västra Götaland, Fjällbacka, İsveç, 30 Ağustos 1974
Camilla Läckberg 1974 yılında Fjällbacka’da doğdu. Gothenburg Ekonomi
Üniversitesi’ni bitirdi. Stockholm’de birkaç yıl ekonomist olarak çalıştı. Katıldığı
yaratıcı yazarlık kursunda ilk romanı Buz Prenses’i yazdı. Parlak bir yazarlık
kariyerinin başlangıcını oluşturan bu kitabı, dokuz polisiye roman, iki yemek kitabı
ve bir de çocuk kitabı izledi. Läckberg’in polisiye romanları sadece ülkesi İsveç’te
değil, Danimarka, Fransa ve İspanya’da çok satanlar listelerinde 1 numaraya çıktı.

Yazar istatistikleri

  • 19 okur beğendi.
  • 233 okur okudu.
  • 94 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.