Can Gürses

Can Gürses

YazarÇevirmen
8.0/10
114 Kişi
·
231
Okunma
·
22
Beğeni
·
1785
Gösterim
Adı:
Can Gürses
Tam adı:
Can Kartoğlu Gürses, Can Kartoğlu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1989
Can Gürses, 6 Temmuz 1989’da İstanbul’da doğdu. 2003-2007 yılları arasında yatılı okuduğu VKV Koç Özel Lisesi’nden Cervantes’in Don Kişot’u, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ve Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı üzerinden ironi-yazar-toplum ilişkisini tartıştığı tezinden tam not alarak, International Baccalaureate (Uluslararası Diploma) ile mezun oldu. 2007-2010 yılları arasında okuduğu İngiltere’de The University of Kent’te Karşılaştırmalı Edebiyat ve Film Bölümleri’ni Krzysztof Kieślowski’nin Aşk Üzerine Kısa Bir Film, Mavi ve Veroniqué’in İkili Yaşamı filmleri üzerinden gerçekliğin kurmacalığını tartıştığı tezi ile en yüksek ikinci dereceyle bitirdi. 2010-2011 yılları arasında İskoçya’da The University of Edinburgh’ta Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini, Orhan Pamuk’un Beyaz Kale romanı ve Amin Maalouf’un Afrikalı Leo romanı üzerinden kimliğin Doğu-Batı ve ben-öteki parçalanmasını çözümlediği teziyle tamamladı. 2010-2011’de Edinburgh ve İstanbul’da En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın adını taşıyan ilk romanını yazdı. 2011-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde Eleştirel Düşünce ile İngiliz Dili ve Edebiyatı derslerini verdi. 2013’ün ilk altı ayında Öyle Bir Geçer Zaman Ki adlı televizyon dizisinin diyalog yazarlığını yaptı. İkinci romanı Kırık Beyaz’ı 2013’te tamamladı. 2011-2014 yılları arasında İnce ile Uzun serisinin ilk üç kitabını küçük ve büyük çocuklar için kaleme aldı. 2011’den başlayarak Bir+Bir dergisinde “Edebiyat Gardırobu” adlı köşesinde yazıyor. Kitap-lık dergisinde soruşturma dosyaları yayımlanıyor. İlk uzun metraj sinema senaryosu üzerinde çalışıyor. Üçüncü romanını yazıyor.
Yanmadan ışık olunmuyordu. Acı çekmeden göz bilenmiyordu. Derler ya insanın neresi acırsa canı orda atar. Demek insan, ona acı vereni canı sayar. Acıymış meğer sevginin derinlik birimi.
İnsanlar birbirleriyle dert yarıştıran karamsar yaratıklardı ve daha iyi bir hayat için kıllarını kıpırdatmazlardı. Onlar için devrimler yapılsın isterlerdi; devrim yapmak dahası devrim olmak akıllarına gelmezdi.
Acıyı anca kendinde bulursun. Acı kimseye verilmez, kimseden alınmaz. Acıyı paylaşmak için aşık olmak gerekir. İnsan aşık olduğu insanı acıtabilir yalnızca. Acıtmak acı vermek değildir. Acıtmak, fiziksel olarak ruhunu deşmektir.
480 syf.
·4 günde·9/10
Can Gürses benim için kelimelerin kadını olma yönünde hızla ilerliyor. Kelimelerle öyle cümleler kuruyor ki bazen hissiz kalıyorsunuz.
Kitap 1930'larda başlayıp 2020'lerde bitiyor. Ve siz okurken 1930 yılından başlayıp günümüze kadar olan siyasi olayları, İstanbul'un değişimini ve aşkın içimizdeki yerini sorgularken biliyorsunuz kendinizi. Aşıkların bir günü kaç güne bedeldir. Aşıkken zaman nasıl akıp gider buna şahit oluyorsunuz.
Ben kitabı büyük bir hayranlıkla okudum. Ve kendisini en iyi kadın yazarların arasına koydum.
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Bilimkurgu/fantezi, feminizm adına gelmiş geçmiş en iyi yazarlardan biri Ursula K. Le Guin
Ya da biriymiş demeliyim çünkü yazarı çok iyi tanımıyorum..

“Şiir, bir ağacın yahut taşın yahut nehrin ne olduğunu söyleme çabasıdır, ya da insanca konuşmadır ve her anlamda “için”dir.” diyen bir yazarın, pek haz almamama rağmen bilimkurgu kitaplarını da merak etmedim değil.

Gelelim “Günün geç vakitleri” ne, yazarın seksenli yaşlarında kaleme aldığı bu kitap çocukluğundan beri yazdığı, yıllarca biriktirmiş olduğu şiirlerin toplamı.

Şiirler ise çoğunluğu doğaya ve insana dair, ilk okuyuşta değil sonrakilerde daha iyi kavrayabileceğimiz, ne demek istediğini anlayabileceğimiz şiirler.

Bence mi? Kişisel gelişiminizde etkili olacaktır.
Okuyun.
480 syf.
·Beğendi·10/10
Bu kitap herhangi birinin elinde görmediğim için korkunç üzüldüğüm yine de burada birkaç kişinin okuduğunu görerek teselli bulduğum çok anlamlı bir kitap. Ben hayatımı şekillendiren kitaplar için bir sıralama yaptığımda bu kitabı o sıralamaya almadan devam edemem. Realist bir şekilde Türkiye’nin hem siyasi hem kültürel değişimini okurken değişmez ölümsüzlüğünü arzuladığım bir aşkın içinde buldum kendimi. Gerçek olan her şeyin içinde mutlaka var olduğu düşündüğüm imkansızlığı da okudum bu kitapta. Türk yazarlar arasında mutlaka parlamasını beklediğim ve istediğim bu yazarın kitabı hayatınızı bir süreliğine ele geçirecektir. Ben uzun süre etkisinden çıkamadım bu naifliğin. Gerçek sevgilerin varlığına inancımı ancak edebiyat veriyor bugünlerde. Bu kitap da beni yerden yere vursa da sevginin kutsallığını bana yeniden öğretti. Hayatım boyunca adını anacağım benim için gerçek bir başyapıt.
480 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
Ben romanlarda eski İstanbul’un hallerini ; Beyoğlu’nu ,Galata’yı,İnci Pastanesi’ni, Moda’yı, Karaköy’üokumayı seviyorum hatta bayılıyorum...Biraz dram,biraz da o dönemin Türkiye’sini olunca kitabın tadından geçilmiyor ...
Her sayfasında altını çizecek bir şeyler buldum️
Bana biraz kendimi sorgulattı..
“Tavsiye Kitap” listeme eklendi bile ...
480 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Yazarın okuduğum ilk kitabı, kitapla ilk karşılaşmamda kapak fotoğrafı çok hoşuma gitmişti ama kitabın ismi pek ilgimi çekmedi. Alıp almamakla kararsız kaldığım bir durumla karşı karşıyaydım alıp okuyup boşa zaman harcamak istemeyerek aldığım bir kitap oldu açıkçası.. :)) ama okududuğum için ve Can Gürses ile tanıştığım için çok mutluyum..
Kitap alışagelmiş roman tarzından oldukça farklı, kitabı okurken kendimi zaman makinasında hissettim, okudukça Türkiye'nin içinden geçmiş olduğu, Türkiye halklarının yaşamış olduğu acıları bir kez daha yaşadım. 1930'ların Türkiyesinden 2020 lere günümüze kadar gelen bir zaman yolculuğuna çıkıyorsunuz , çevremde herkese tavsiye edebileceğim romanlar arasına girdi..
Okuyun derim -kapak fotoğrafının güzelliğine ve naifliğine kanarak-
232 syf.
·8 günde·10/10
"Ben anlıyorum seni anne. Babam çok inceydi. Yemeyi severdi ama birlikte yemekten pek anlamazdı. Öyle değil mi? Birlikteysek yemek yemeye gerek duymazdı. Huzur dıygusu doyururdu insanı. Ya babam öyle düşünürdü sanki. Sen ona çok yettiğin için giderdi, değil mi? Acıkmak için."



Kitap yıllar önce aile evinden giden Koza karakterinin dönüşü ve annesinin onun şerefine bir yemek düzenleyişiyle başlıyor. Bütün aile bir arada ve bütün kitap bu akşam yemeğinde geçiyor. Yıllar sonraki buluşma, iç hesaplaşmalar, ailenin arasına giren hayat ve zaman... Kimi zaman bir antika aynadan dinliyorsunuz olanları, kimi zaman bir yemekten. Her karakterin kendi bakış açısı da verilmiş ve bu da hikayeyi herkesin gözünden görüp anlamamızı sağlıyor.


Her bir karakteri çok ama çok benimsedim. Bir cümlenin altını çizmeden geçtiğim tek bir sayfa yok. Can Gürses'in ilk romanı olmasına karşılık hiçbir acemilik görmüyorsunuz, hatta usta bir yazarın kitabını okuyorsunuz. Müthiş bir aile hikayesiydi. Herkesin karakterlerden birinde kendini bulabileceği bir kitap kesinlikle. Ben bu kitabı İstanbul gezim sırasında okudum ve o gezi o kadar anlamlı hale geldi ki kitapla... İstanbul'a bir kez daha aşık oldum. Her yer gözüme daha farklı görünmeye başladı. Herkesin ama herkesin okumasını istediğim bir kitap En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın. Şimdi Ayrıntı Yayınları baskısıyla çıkacakmış. Onu da almadan edemem heralde. Mutlaka okuyun, Can Gürses ve onun muazzam karakterleriyle tanışmanız gerek. Umarım bir gün ben de Can Gürses'le tanışırım. Ülkemizde böyle değerli bir yazarın olması büyük şans bence. Sizi morluyorum.
480 syf.
·55 günde·9/10
Ölüyordum Geçerken Uğradım sadece bir aşk romanı değil. Aşıkların bir günü on yıla bedeldir diyor Can Gürses ve 1930'larda başlayan aşk hikayesi 2020'lere kadar sürüyor. Nafiz ve Mahur'un aşkını okurken aynı anda Türkiye'nin tarihine de el atıyor yazar ve Atatürk'ün ölümünden günümüz olaylarına kadar değiniyor. Olayın güzelliğine bakar mısınız?

Can Gürses kelimelerle öyle bir oynuyor ki şaşıp kalıyorsunuz. Açıkçası bu kitap bence yazarın en son okumanız gereken kitabı çünkü ağır bir dili var ve okuması diğer kitaplarına göre bir tık daha zor. Yine de Mahur ve Nafiz'i tanımak, aşklarına eşlik etmek muazzamdı. Kitapta müthiş bir emek var ve üstünde çokça çalışıldığı belli. Yazarın bu kadar gençken böyle bir kitap yazmasına şaşırmış diğer yorumcular ama ben gurur duydum ve neden olmasın ki dedim! İyi ki Can Gürses gibi bir yazara sahibiz. Bu kitabı dediğim gibi diğer iki kitaptan sonra okumanız daha iyi olacaktır. Mutlaka ama mutlaka okuyun. Daha fazla geç kalmayın bu kalemle tanışmak için.
232 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Kitabı bu kadar uzun sürede okumamın tek sebebi araya giren final haftası ve ödevlerimdi maalesef.
Kitapta 27 yıl sonra ülkesine, evine dönen Koza’nın ve ailesinin bir akşam yemeği için bir araya gelmesiyle başlayan içsel yolculukları anlatılıyor. Yazar bize de bu sofrada yer ayırmış. Her kişinin hatta evdeki her bir eşyanın ağzından yaşananları okuyoruz.
Ben kitabı severek ve hissederek okudum. Başlarda çok fazla karakter olması kafamı biraz karıştırdı. Kim kimin neyi diye sürekli soruyordum ama kitabı okudukça herkes yerli yerine oturdu.
Tüm karakterlerle bir bütün olabiliyorsunuz ama ben kitabı okurken en çok Kor’u ve Haziran’ı sevdim. Onlarla daha bir bütün olabildiğimi hissettim.
Can Gürses’in ilk kitabı olmasına rağmen gerçekten başarılı bir kitap. Okurken o ilk kitapta hissedebildiğiniz acemiliği hissetmiyorsunuz. Altını çizdiğim bir sürü yer oldu.
232 syf.
·8/10
Kitap bir yemek masasında başlayıp bitiyor karakterlerin masada iç sesleri geçmişleri karşımıza çıkıyor eşyaların insanları anlatması farklı bir kurgu okunması kolay bu kadar genç bir yazarın kurduğu cümleler sizi etkileyecek
480 syf.
·Beğendi·8/10
Kitabı sırf Mahir karakteri için okuyabilirsiniz ilginç fobileri olan bir karakter ve en çok aşkını tasvir biçiminden seversiniz.Siyaset ve aşkın bir arada geçtiği gezi olaylarına kadar uzanan geniş bir yelpazesi var.

Yazarın biyografisi

Adı:
Can Gürses
Tam adı:
Can Kartoğlu Gürses, Can Kartoğlu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 6 Temmuz 1989
Can Gürses, 6 Temmuz 1989’da İstanbul’da doğdu. 2003-2007 yılları arasında yatılı okuduğu VKV Koç Özel Lisesi’nden Cervantes’in Don Kişot’u, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ve Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı üzerinden ironi-yazar-toplum ilişkisini tartıştığı tezinden tam not alarak, International Baccalaureate (Uluslararası Diploma) ile mezun oldu. 2007-2010 yılları arasında okuduğu İngiltere’de The University of Kent’te Karşılaştırmalı Edebiyat ve Film Bölümleri’ni Krzysztof Kieślowski’nin Aşk Üzerine Kısa Bir Film, Mavi ve Veroniqué’in İkili Yaşamı filmleri üzerinden gerçekliğin kurmacalığını tartıştığı tezi ile en yüksek ikinci dereceyle bitirdi. 2010-2011 yılları arasında İskoçya’da The University of Edinburgh’ta Karşılaştırmalı Edebiyat dalındaki yüksek lisans eğitimini, Orhan Pamuk’un Beyaz Kale romanı ve Amin Maalouf’un Afrikalı Leo romanı üzerinden kimliğin Doğu-Batı ve ben-öteki parçalanmasını çözümlediği teziyle tamamladı. 2010-2011’de Edinburgh ve İstanbul’da En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın adını taşıyan ilk romanını yazdı. 2011-2012 yılları arasında Bilgi Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde Eleştirel Düşünce ile İngiliz Dili ve Edebiyatı derslerini verdi. 2013’ün ilk altı ayında Öyle Bir Geçer Zaman Ki adlı televizyon dizisinin diyalog yazarlığını yaptı. İkinci romanı Kırık Beyaz’ı 2013’te tamamladı. 2011-2014 yılları arasında İnce ile Uzun serisinin ilk üç kitabını küçük ve büyük çocuklar için kaleme aldı. 2011’den başlayarak Bir+Bir dergisinde “Edebiyat Gardırobu” adlı köşesinde yazıyor. Kitap-lık dergisinde soruşturma dosyaları yayımlanıyor. İlk uzun metraj sinema senaryosu üzerinde çalışıyor. Üçüncü romanını yazıyor.

Yazar istatistikleri

  • 22 okur beğendi.
  • 231 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 188 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.