Giriş Yap

Celaleddin Vatandaş

Yazar
9.1
475 Kişi
Tam adı
Prof. Dr. Celalettin Vatandaş
Unvan
Türk Akademisyen, Sosyolog, Yazar.
Doğum
Kırşehir, Türkiye, 1962
Yaşamı
Celalettin Vatandaş (d 1962, Kırşehir) Sosyolog İlk ve orta öğrenimini Kırşehirde tamamladı 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünü kazandı 1985 yılında Milli Eğitim bünyesinde Felsefe Grubu dersleri öğretmeni olarak çalışmaya başladı Bir süre Besni, Adıyaman ve Bozkır, Konyada öğretmenlik yaptı Öğretmenliği sırasında sosyoloji alanında yüksek lisans ve doktora programlarını tamamladı Yüksek Lisans ve Doktora tezlerini Türk Modernleşmesi üzerine yaptı Yüksek Lisans tezinde Türk Modernleşmesinin Osmanlı dönemini, Doktora tezinde Türk Modernleşmesinin Cumhuriyet dönemini araştırdı Bir süre Kanadada bir toplumsal uyum politakası olarak çokkültürlülük üzerine araştırmalar yaptı Doç Dr Celalettin Vatandaşın yayınlanmış çok sayıda makalesinin yanısıra Aile ve Şiddet (Türkiyede eşler arası şiddet), Çokkültürlülük ve Ulusal Kimlik (Türk Ulusçuluğunun Doğuşu) isimli kitapları bulunmaktadır

İncelemeler

Tümünü Gör
475 syf.
·
Puan vermedi
İki ciltlik siyer kitabını sadeleştirerek tek cilt hâlinde yayınlamışlar. Hâliyle hızlı geçişler, genel bakışlar, ayrıntısız yazımlar.. Esasında bu eksikleri bile olsa "felsefeci" kimliğiyle tanınmış bir akademisyenin Hz. Peygamber’le ilgili bir kitap yazmış olmasından beklentim; o devirdeki insanların ve toplumların düşünce yapılarını, ayet ve hadislerin ışığında yaşanan olaylarla Yesrib'den Medine'ye dönüştüren düşünsel süreci ön plana çıkartmasıydı. Bunu yapmış olsa bence gayet başarı olurdu tek cilt bile olsa. Fakat beni tatmin etmedi. Yer yer bu konuları ele almış fakat o kadar çok olaydan bahsetmiş ki hangi düşünce yapısına nerede ve nasıl odaklanıldığı karışır hâle gelmiş.. Siyer kitaplarında geçen bahisleri, kronolojisiyle beraber ele almış. Çoğu siyer kitabında zaten aynı şeylerden bahsediliyor.. Aynı şeylerin tekrarına düşmek, İslâmî câmiada en büyük eksiklik olarak karşımıza çıkıyor maalesef. Yeni bir söylev oluşturmak, yeni bir şeyler ortaya çıkartmak gerek.. Ama tabiki hakkını yememek lazım; hiç siyer okuması yapmamış bir insan için gayet faydalı olacak, siyere giriş hükmünde bir eser denilebilir..
Hz. Muhammed'in Hayatı
10.0/10 · 8 okunma
Reklam
536 syf.
Kitap daha çok okunsun diye amme hizmeti
Celaleddin Vatandaş'ın okuduğum ilk kitabı. Cumhuriyetin tarihine eleştirel bakan ideal kitaplardan biri. Akıcı bir dile sahip olduğu için sıkmadan okutuyor kendini. İlk meclisten başlayıp da 2000li yıllara kadar getiriyor kitabı yazar. Ama Atatürk dönemi diğer dönemlere nazaran çok daha uzun ele alınmış. Kitabın kaynakları noktasında diğer kitaplardan çok farkı olduğu pek söylenemez sanırım. Sık sık meclis kayıtlarına yer verilmiş. Atatürk'ün Nutuk'u dışında Falih Rıfkı Atay, Şevket Süreyya Aydemir gibi yazarlardan yararlanılmış. İnönü, Karabekir, Cebesoy gibi dönemin etkin isimlerinin hatıralarından alıntılar çokça yapılmış. Yine zaman zaman Bernard Lewis'ten, Lord Kinross'tan, Feroz Ahmad'dan yapılan alıntıları da görüyoruz. Bunlarla birlikte dönemin gazetelerinden de birçok alıntı yapılmış. Örneğin Cumhuriyet Gazetesinin de önemli bir yer bulduğunu görüyoruz kitapta. Yani alternatif bir tarih yazımına gerek yok dönemin eleştirisini yapabilmek için...Peki bu kitapta Cumhuriyetin Tarihi olarak neler var? Bazı yazarlara göre Abdulhamid devrini bile aratacak kadar ortadan kaldırılan fikir ve basın özgürlüğü, muhalif siyasilerin demokrasi arayışları, Türkiye'ye özgü dünyada olmayan bir laiklik biçimi, insan hakları arayışları, halk için halka rağmencilerin baskı rejimi, halkın halk partisinden kurtulayım da karşıda hangi parti olursa olsun seçimlerde ona vereyim diyeceği kadar bıkması, Arapça fatiha okumayı bile gericilik sanan ilericiler, İslami değerlere önem veren bir siyasetçinin karşısında içki içmeyi laiklik sanan komutanlar, darbe ile demokrasi getirenler, şaibeli seçimler, halk fakirlikten kırılırken milletvekilleri ve ağaların zenginliği, bankalar ve fabrikaların yönetiminde etkin rol alan milletvekilleri, muhalif düşüncenin vatan haini görülmesi, yazı yazdığı için gazetesi kapatılıp İstiklal mahkemelerinde yargılanan suçsuz bulununca bile yazı yazmasına izin verilmeyen gazeteciler, insanların kıyafetlerine dini görüşlerine göre değerlendirilmesi, alan hakkında herhangi bir yetkinliği olmamasına rağmen üst kademelerde görev yapan siyasetçiler, Türk tarih tezi gibi önemli çalışmalarda tarih bilginleri yerine etkin rol alan ve bilim adamlarını eleştirip dışlayan milletvekilleri, dil ve din devriminde söz hakkı bulunup da konu hakkında en fazla ortalama denecek seviyede bilgisi olan iktidara yakın alkışçı yazarlar, mahkemelerde yaşanan hukuksuzluklar, Chp rozeti takılınca birçok kapının açıldığı yerler vs... Bugün neyi eleştiriyorlarsa var bile denilebilir belki... Kitabın seyri içinde 2000lere gelene kadar aklımda kalan içerik böyle. Burada bazı başlıklar evrensel bakışı gerektiriyor. Birileri zenginleşirken halk fakirleşiyor ise eleştirel bakmak gerekiyor. Bakanlık yapan adam entelektüel anlamda koltuğa oturacak kadar yetkin değil ise ona da eleştiri getirmek lazım. Halk açlıktan kırılırken milletvekilleri ülkedeki fabrikaların hemen hepsinde kendilerine önemli yerler buluyorsa bir sorun var demektir.Yine seçimlere şaibe karıştırılmışsa, silah zoruyla insanların seçim özgürlüğü elinden alınıyorsa bir şeyler söylemek lazım. Mesela basın özgürlüğü savunucusuysanız o zamanı da bu yönden eksik görmeniz gerekiyor. Abdulhamid dönemi, ittihad terakki dönemi, Menderes dönemi bu konuda eleştirilirken Atatürk ve İnönü döneminde sanki farklı düşünceye tahammül varmış gibi bir hava oluşturuluyor. O zaman öyle gerekiyordu bu gibi durumlarda bence kaçış açıklamasıdır. Basın ve fikir özgürlüğü konusunda Abdulhamid dönemi de aynı şekilde savunuluyor ama hala sertçe eleştiriliyor. Biri savunulup öteki es geçiliyorsa objektiflik olmaz. Sahibini hatırlamıyorum ama doğru bulduğum bir söz vardı:" Eğer bir şey sen yaparken yanlışsa, ben yaparken de yanlıştır, sen yaparken doğruysa ben yaparken de doğrudur." Ama böyle olmuyor işte. Sen yaparken fikir özgürlüğü ben yaparken gericilik. Gericilik ve fikir özgürlüğü demişken #83333798 Burada bazı maddeleri sanırım Fikret Başkaya'nın Paradigmanın İflası kitabından da okumuş olabilirim. Bu kitabı okuyup da bazılarını göremeyenler o kitabı da okuyabilir. Ülkenin fikir özgürlüğünden bahsetmiştik aklıma geldi:Mustafa İslamoğlu 1996 senesinde Siyaset Meydanı programına katılmıştı ve o gün henüz hapisten çıkmıştı. Neden mi içerdeydi? Bir yazısında "Sistemi kuranlar sistemi kurdukları yıllarda dikta ile idare ettiler" cümlesini kurduğu için. Cümlesindeki "dikta" sözcüğü için 1.5 yıl hapis yattı adam. Sonra bu tespit kabul görmeye başlayınca "Dahi Diktatör" yazıldı işte. Özetle çok partili sisteme kadar olan dönem özel olarak basın özgürlüğü, demokrasi, laiklik gibi kavramlar açısından değerlendirilirse görülecek şey evrim mekanizmasında ara form canlılarının geçişini andıran bir ara form süreci gibi olduğudur. Laiklik dünyada uygulandığı şekliyle yok da laikliğe geçiş. Demokrasi değil de demokrasiye geçiş. Hatta cumhuriyet olup olmadığını bile tartışan yazarlar var kitapta. Bu bakımdan İnönü için de "son Osmanlı padişahı İsmet İnönü" diye nitelemelerde bulunan insanları görmek hayli ilginç. Atatürk ve İnönü'yü kastedip padişahların kulluğundan şeflerin kulluğuna geçtik diyen insanlar dahi var. Bu arada sadece Türkiye'de değil tabi diğer devletlerde de aynı zamanda tek adam rejimlerinden başka bir şey yok. Bu yüzden değerlendirmeler buna göre olmalı bence. 2020'den bakınca ilginç gelir ama muhalefetin olmamasını ülkenin ilerleyişinde devletin gücüne güç kattığı bu yüzden en doğru yönetiliş biçiminin tek sesli olması gerektiğini savunan gazetecilere şaşırmamak gerek bu yüzden. Bir de yaşasaydı muhtemelen Ahaber yazarı olurdu diyeceğiniz bolca adam mevcut ve gerçekten sinirlendirici bir durum. Yine Osmanlı'nın son dönemlerine bakılmadan cumhuriyetin Batı'ya yönelmesi hakkında yapılacak her eleştiri eksik olacaktır. Yapılmış hemen her yeniliğin Osmanlı aydınları tarafından da tartışıldığı görüyoruz diğer okumalarımızda. Harf devrimini şapkadan çıkarmadı Atatürk. Abdulhamid döneminde de gündeme gelmişti. Medreselerin yetersizliği de ilk defa cumhuriyet ile ortaya atılmamış. Çoğunlukla din ilimlerine yönelip pozitif ilimlere gereken değeri vermeyen hoca kadrosu ve yetersiz bir medrese sistemi çağdaş dünyada kendine yeterli yer bulamaz. Medreselerin şaşalı dönemlerini geride bıraktığı kabul edilmelidir, ha eğer kapatılması yine eleştirilecekse ilk eleştiri oku Müslümanlara yönelmelidir bence. Ali Fuad Başgil de bu gerilik yüzünden kapatılmasını doğru bulur mesela. Ali Ulvi Kurucu da bunun suçunu iktidarda değil Müslümanlarda görür. Yine Laiklik de Osmanlı son dönemlerde aynı şekilde tartışılıyor idi. Eğer uygulamalar eleştirilecekse tarihi süreç gözden geçirilmeli. Celaleddin Vatandaş da sanırım kitabın birkaç yerinde bunu vurguluyordu ve eleştirilerini Osmanlı'nın son dönemlerinden itibaren yapıyordu. Bakış bence de bu olmalıdır. Yine kitaba ve onun gösterdiği hakikatlerle günümüze döneceksek denilebilir ki Chp artık özeleştiri yapmalıdır. Şikayet ettiği şeyleri kendileri yapmamış gibi insanları kandırmayı bıraksınlar. Gücü eline alınca diğer yönetimlerden farkının kalmadığını görmek için iktidar yıllarına eleştirel bakan kitaplardan faydalanılabilir. İhsan Fazlıoğlu'nun güzel bir lafı var #54564466 Çapraz okumalar yaptıkça bunlara neden oy verilmediğini daha iyi anlıyor insan. İyi okumalar.
Cumhuriyetin Tarihi
9.4/10 · 96 okunma
·
5 yorumun tümünü gör
400 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Eser tek kelimeyle Muazzam 10/10 Daha önce nasıl olurda bu Vatandaşı okumamışım? nasıl olurda hiç karşıma çıkamamış? diye düşünüyorum. Oysa yazar gerçek bir sosyolog. Kitap; -Kölelik -Cinsellik -Metalaşan insanlık modern dünyada kadın olmak -Katledilen masumiyet modern dünyada çocuk olmak -Şiddet, Modern inançlar -Farklı olana Tahammülsüzlük, Ayrımcılık, Irkçılık ve Yabancı düşmanlığı olmak üzere altı bölümden oluşmaktadır. Kitabın en etkili bölümleri ilk iki bölüm olsada genel olarak her bölümden ayrı zevk alınacağından eminim. Kitabı özetlemeye kalksak ortaya yeni bir kitap çıkacak kadar değerli ve önemli bilgiler barındırmakta. Kölelik bölümünden biraz bahsederek devamını meraklarınıza arz ediyorum. KÖLELİK Antik yunan ve roma toplumunun yüzde 35'i kölelerden oluşuyordu. Kölelik Antik Yunan'da felsefi temel ve inanç boyutunu kazandı. Zira onlara göre yunanlı olmayan herkes potansiyel köledir. Platon ideal devlet tasarımında köleliği doğal ve gerekli görmüştür. Aynı şekilde Aristoteles'e göre toplumun bazı kesimleri itaat etmek ve bazı kesimleri de itaat ettirmek için yaratılmışlardır. Köle düşününebilen fakat akıldan mahrum bir varlıktır . Köleliğin yakın tarihteki en önemli örneği Amerika'ya, özellikle Portekizli ve İspanyol tüccarlar tarafından ölü taşıyıcıları dedikleri gemilerle götürülen Afrikalı köleler oluşturmaktadır. Bu gemilerden birisiyle denizi aşan bir İtalya'nın vaziyeti anlatmasıyla gemideki durumun ne kadar içler acısı olduğunu göstermektedir: "Erkekler güverte altına üst üste yığılmış, ayaklanıp gemideki tüm beyazları öldürürler korkusuyla da zincirlerle bağlanmışlardır. Kadınlar için, ikinci güverte arası ayrılmıştı. Hamile olanlar arka kamerada toplanmıştı. Çocuklar birinci güverte arasında balık istifi gibi sıkıştırılmıştı. Uyumak istediklerinde birbirlerinin üstüne düşüyorlardı. Doğal gereksinimlerini gidermek için sintineler vardı, ama çoğu yerini kaybetmek korkusuyla bulunduğu yerde rahatlıyordu. Özellikle erkekler acımasızca üstüste yığılmış oldukları için, bulundukları yerde koku ve sıcak dayanılmazdı. Atlantik Okyanusu 35-40 gün arasında aşılmaktadır. Ölüm oranı havasızlıktan boğulma ve salgın hastalıklar yüzünden çok yüksekti. Bu oran yüzde elliye ulaşabilir. Çoğu zaman salgınlarla baş edebilmek için hastalar öldürülür." Hiç şüphesiz Orta çağdaki bu kölecilik faliyeti gücünü Tevrat ve İncilin kölelik düzenini onaylıyor olmasından almaktaydı. Yine ünlü filozofların köleliği onaylamış olmaları dikkat çekici olmuştur Hegele göre siyah insanların medeniyeti öğrenebilmeleri için kölelik gerekli bir süreçtir. Kant, beyazların insanoğlunun ulaştığı zirve diye nitelemiştir. John Lock ise köle ticaretine bizzat iştirak etmiş ve ona göre vahşilerin, zeka özürlülerin ve kadınların ortak noktası kavrayışlarının kıt olmasıdır. David hume: siyahların beyazlardan daha aşağı olduğunu düşünmeye meyelliğim demiştir. Marxa göre köylülerde bir sınıf bilinci oluşturma koşulları yoktur. Günümüze geldiğimiz vakit, İnsanlar eskiden köleleri ellerinde zincirlerle hayal ediyorlardı oysa asıl şimdi bu zincirler modern kölelerin düşüncelerin atılmış. Eskiden köleler şuanki modern kölelerden daha çok hakka sahiplerdi. Modern kölelerinin önemli bir kısmı biyolojik anlamda bile hayatını sürdüremeyecek kadar yoksullaştırılmış durumdadır. Bu yoksullukla da dünün kölelerinin dahi sahip olmadığı olumsuz yaşama koşullarını sürdürebilmenin çabası içerisinde yer almaktadırlar. Bugünün dünyasında her gün 84 bini 5 yaşın altındaki çocuklar olmak üzere 100 bin insan yoksulluğa yetersiz beslenmeye bağlı sebeplerden ölmektedir. 1960 yılında en zengin 20 ülkenin geliri en fakir 20 ülkenin gelirinden 18 kat fazla iken 1995'te bu oran 37 ile ikiye katlanmıştır. ABD ve AB ülkelerinde bir yılda sadece parfümler için harcanan toplam para ile tüm Dünya nüfusunun açlık sorununun çözülebileceği söylenmektedir. Eski kölelerin tamamı istemedikleri halde köle durumuna düşerken modern köleler ise bunu gönüllü bir şekilde yapmaktadır. Üstelik insanların çoğu köle olma hayali ile yaşamaktadır. ........ ........ ......
Modern Çöküş
8.8/10 · 253 okunma
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42