Cemal Süreya

Cemal Süreya

8.7/10
2.086 Kişi
·
7.296
Okunma
·
3.434
Beğeni
·
35.175
Gösterim
Adı:
Cemal Süreya
Tam adı:
Cemalettin Seber
Unvan:
Şair, Yazar, Maliye Müfettişi, Çevirmen, Genel Müdür, Sanat Yönetmeni
Doğum:
Tunceli, 1931
Ölüm:
İstanbul, 9 Ocak 1990
Asıl adı Cemalettin Seber'dir.

Cemal Süreya 1931'de o yıllarda Erzincan'a bağlı olan Pülümür ilçesinde doğdu. Çocukluğunun ilk yıllarını Erzincan şehrinde geçirdi. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirmiştir. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.

Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri Şarkısı Beyaz, Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.
''...Peki ya sizin hiç fotoğrafını açıp yüzünün en ince ayrıntısı kadar, incelediğiniz biri oldu mu...?''
"Kimse benimle oynamıyor diye ağlayan çocuk! Sen büyü hele, bak ne oyunlar oynayacaklar seninle."
KADIN DEDİĞİN PORTAKAL GİBİDİR, GÖRDÜĞÜN YERDE SOYACAKSIN.

Bilgisayarıma hiç kimseye okutmayacağım, sansürsüz yazılar klasörü açmaya karar verdim. Özgürce, karşıma çıkan ''kalıplara sokmaya çalışan'' insanların olmadığı, dolayısıyla benim için manasız ''ama''ların da olmadığı, zihnime dolan zehirleri kalemimle akıtacağım bir klasör... Çünkü ben ilk önce defterime yazarım.

Şairler, aydın kesimin bir parçasıdır. Onların zihnimize ve daha ziyade kalbimize paylaştıkları her fikir bizde bir iz bırakır, bizi değiştirir, bu az dahi olsa böyledir. Bu tür etsel şiirlere, zihin dünyamızın şekillenmeye daha açık ve müsait olduğu erken yaşlarda denk gelmek, iddia ediyorum kadın-erkek ilişkilerine bakışı değiştirip, bunu şekillendirecek kadar önemli ve korkunç. Kadını sevmeye bakış açısı... Kadının en çok etini, güzelliğini seven insan... Hani çok yerde, ''Cemal Süreya fiziksel aşkı en güzel anlatmış şairdir.'' denir ya, bir dakika, FİZİKSEL AŞK MI? Aşk kollara ayrılıyor muymuş ya? Hmm... Bunu duyduğum iyi oldu. Hiç kusasım yoktu, iyi geldi. Yüzüme çöreklenen ifadeyi görseniz, sanırım korkarsınız.

Ciddiyet çoğu zaman saygı uyandırır, bedeli de uzaklıktır. Samimiyet çoğu zaman yakınlık uyandırır, bedeli ise olmadık insanların, sizin gülen yüzünüzden aldığı cesaretle, size haddini aşmasıdır. Şimdi ciddi olma vakti. O yüzden silkelenin. Konu: KADIN.

Burada inceleme yazan arkadaşlara, kendisini bilirkişi ilan eden ve yorum yazanın kendi görüşlerini ifade edebilmesinin edebiyata kısıtlama değil, özgürlük getireceğini ve edebiyatın omuzlarda özgürlükle ve özgürlükte yükselebileceğini dilinin ucuyla kabul eden, ama iş eyleme gelince cellat kesilen arkadaşlar var. Hele bir soluklanın. Yorum hakkınızı, başkalarının hakkını da gözeterek kullanın. Mesela ben, neden bunları yazmak zorunda hissediyorum? Çünkü 1K tarlasında yeşerebilecek birçok çiçeği, varlığıyla sadece toprağı tutan nice ot darlıyor. Bazı arkadaşlar inceleme yapmıyor, bazıları incelemelerini gelen yorumlar doğrultusunda silebiliyor. Bunları görmek baskı olduğunun kanıtıdır. Ha benim umrumda değil kimse, olsa bu incelemeyi ve birazdan ejderha misali ağzımdan/ kalemimden çıkacakları yazmam. Gayem bir farkındalık oluşturmaya çalışmak. Kadın konusunu ele almak için bu tür kitaplar MÜKEMMEL. Herkesin bir şekilde kesiştiği, etkilendiği ama bir şeyler yapmak için ilk önce nazik, sonra idrakli olması gereken bir konu bu. Naziklikten kastım, arabasının kapısını açmak, sandalyeyi çekmek değil, BÜTÜN İNSANLARA KARŞI NAZİK OLMAKTAN bahsediyorum.

KADIN, MEME DEĞİLDİR. KADIN, KIVIRAN POPO DEĞİLDİR. KADIN, ONUN BUNUN BEDENİ ZEVKLERİNİ OYALAMAK İÇİN KULLANACAĞI BİR ET DEĞİLDİR. AYRICA BU DÜNYADA, GENELEV DİYE BİR ŞEY VARSA, BU İNSANLIĞIN AYIBIDIR.

İNSANA, İNSAN OLDUĞU BİLİNCİYLE YAKLAŞIN, kendinizi insan görüyorsanız tabi. Bu sözlerim çok mu sert oldu? Ben, hemcinslerimin bu kadar ELLENDİĞİ satırlar karşısında öfkeleniyorum.

Bir ömre kaç aşk sığabilir? Lütfen, bu soruyu bir düşünün. Bir ömre kaç sevme sığabilir? Bir ömre kaç bedensel birliktelik sığabilir bilmem ama sevmek o kadar basit bir eylem değil. Aşk sözcüğünü atların ayaklarına serseydik daha az tepinirlerdi üstünde. Lakin bu sözcüğün üstünde insanoğlu tepindi, birbirinin üstünde tepindiği gibi. İnsanın ayağı, bir attan da, bir filden de, bir eşekten de iyi teper, daha ağırdır. Bu yüzden aşkın kolu kanadı kırık çağımızda. Öyle yaralı, öyle hırpalanmış ki. Güçlenip de bir türlü çıkamıyor karşımıza çoğu zaman. Üzdüler onu, anlamının, muhteviyatının içine ettiler.

Ülkemizin aydın dediğimiz insanları da, kadına bu şekilde bakıyorsa, bu edebiyatta başka soruları da doğuruyor: Aydın kimdir? Aydın, kimlere denmelidir? Aydın, gerçekten aydınlanmış ve ışık veren kimselerse, bu insanların ellerinden, kalemlerinden çıkan ışık nerede? Yahut bunlar feneri nereleriyle tutuyorlar?

Birçok gözü açılmış kadının ve insan olmanın bilincinde olan erkeğin umut ettiği dünya ile gerçek dünya arasındaki farka bakıldığında, bizim umut ettiklerimizin bir hayalden öte gidemeyeceği apaçık ortadır. İnsan elbette her türlü şeyi yaşar. Mevzu bu değil, çarpıtan olursa. Aşkı bedene hapsedenlere, her yatıp kalktığını aşk diye bize anlatanlaradır bu tepki. Bizler de insanız. Ne zaman farkına varıcaksınız bilmiyorum ama bizler İNSANIZ! Kadını bu kadar etselleştiren, onu döven, onu severken dahi değersizleştiren herkese +18'lik beddular gönderiyorum. Burada dahi profil fotoğrafı koymadığımız için özgüvensiz diye yaftalayan gerizekalılar var. Bırakın da bari burada etimizle, suretimizle değil, zihnimiz ve kalbimizle yer alalım. Ama siz ne anlarsınız?

Bu kitapta ''Seni kucağıma alıyorum, tarifsiz uzuyor bacakların'' var. ''Dörtnala sevişmek lazım.'' Misal atlar gibi. Hep kadının elleri var, gözleri var, dudakları var. Utancını duvara asana ve sabaha kadar- neyse. ''Bak çocuğum kolların işte çıplak işte'' Giyinik mi olacaktı bir de? Kadın dediğin portakal gibidir, gördün mü soyacaksın. ''Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün/ Gözlerin sabahın sekizinde bana açık/ Ne günah işlediysek yarı yarıya'' Neden, siz mi evliydiniz, kadın mı? Yoksa ikiniz de mi? ''Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların'' , ''Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde/ Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra/ Sonrası iyilik güzellik'' Şair, son satırda yeşilçamdaki bazı filmlerde kamera ''o sahne''ye gelince yukarı kaydırılır ya onu yapmış. İyi ki yapmış. Bütün şiirlerde zaten biz gerçek bir aşk gördük.

''Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?'' şiiri gerçekten güzel bir şiirdir. ''Aşk'' isimli şiirin yer yer bazı cümlelerini gerçekten beğendim. ''Kanto'' adlı şiiri yine ''garson bira getir, rakı getir satırları olmasa güzel bir şiir. ''Gözleri yüzünün tenha bir köşesine çekilmiş'' mısrasını seviyorum. Ama Cemal Süreya'nın benim gözümdeki yeri malumunuzdur. ''Bir sürü çiçek ama saydırmaya kalkma/ Ayrı ayrı kadınlardan koparılmış/ Kadınlardan ya hem de bilsen nerelerinden'' Valla bilmek istemiyorum.

***EKLEME: Bu incelemede iki konu var. İlki: Aşk, dokunmayı da içine alan kutsal bir demdir. Sadece dokunmak, aşk değildir. İkincisi, kadını bu kadar etselleştirirsek, kadın daha çoook horlanır.

Güzel kitaplara, güzel günler eşliğinde denk gelmeniz dileğiyle...
Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar

Geçenlerde Cemal Süreya bir kez daha kurşuna dizildi, bizzat gözlerimle şahit oldum. Bu kurşunları atanların çoğu da arkadaşımdır, sevdiğim insanlardır. Hiçbirinin eli bile titremedi. Kör oldum. Onlardan ummazdım bunu kör oldum. Tam 254 kurşun…

“KADIN DEDİĞİN PORTAKAL GİBİDİR, GÖRDÜĞÜN YERDE SOYACAKSIN.”

“Şairler, aydın kesimin bir parçasıdır. Onların zihnimize ve daha ziyade kalbimize paylaştıkları her fikir bizde bir iz bırakır, bizi değiştirir, bu az dahi olsa böyledir.” Ey ahali duydunuz mu biz hayatın gerçekleriyle ilkin şairlerle, aydınlarla tanışıyormuşuz. İlkokulların sıra altlarında yahut çöplerinde bulunan erotik dergi modellerinin, yanağından makas aldığımız çocuğun telefonundan çıkan fotoğraflardaki çıplak kadınların da birer aydın olduğunu biliyor muydunuz? Bilmiyordunuz çünkü siz yazmaya gelince gerçekleri bertaraf edenlerdensiniz. Mesela buluğ çağına girmiş her bir çocuğun zihninde dönen fanteziler gerçeğini asla kabul etmek istemezsiniz.

Modellere aydın diyorum çünkü ülkemizde bu konular açıldığında kusası gelen öyle bir topluluk ve bu topluluğun öylesine katı bir baskısı var ki, bana da bu modellere aydın demek düşüyor. Buluğ çağına giren, girmeyen ve girmek üzere olan her bir bireyi bu modellerimiz aydınlatıyor. Neden? İşte bu baskı yüzünden. Cinselliği, fanteziyi ve buna bağlı aksiyonları bahsini ettiğim aydınlardan öğrenildiği gerçeği sizi de ürkütmüyor mu? Beni fazlasıyla ürkütüyor.

“Hani çok yerde, ‘Cemal Süreya fiziksel aşkı en güzel anlatmış şairdir.’ denir ya, bir dakika, FİZİKSEL AŞK MI? Aşk kollara ayrılıyor muymuş ya?” Aşk belki kollara ayrılmıyor ama her bireyde ayrı bir tanımı olduğunu açık etmek gerek. Daha kaçımız, ben asla fiziğe, güzelliğe, boya posa bakmam diye yalan söylemeye devam edecek. Hangimiz dışını beğenmediğimiz karşı cinsin, içini merak etmeyeceğimiz gerçeğinin üzerini yalanlarla örtmeye devam edecek? Sizi gerçeklerle yüzleşmeye davet ediyorum. Bir de şey vardı; “Bir insan kaç defa âşık olabilir?” diye hemen sözü CS’ye bırakıyorum.

Açılıp kapandıkça sevdam,
Kapanıp açılıyor bir mavi.

Gelelim Kadın konusuna. Ülkemizde dikkatin üzerinde toplanması en elzem konu belki de Kadındır ama böylesine hassas bir konuyu alıp, hayatın gerçeklerini bertaraf ederek üstüne üstlük çok değerli bir şair üzerinden algı yaparak değersizleştirmek, şairi kurşunlamak değil de nedir sorarım size. Özellikle bu husus zoruma gittiği için hemen bir kitabını alıp adından yorumlamak, içimdekileri kusmak istedim.

Kimi şairlerin yahut edebiyatçıların eserleri ile yaşadıkları arasında muhakkak bir bağ vardır. Bu ikisi adeta birbirine yapışık haldedir ve bu haliyle bağı görmezden gelemeyiz. Gelirsek şayet talihsiz yorumlarda bulunabiliriz. Bu sebeple CS’nin hayatına kısaca göz atmak gerek.

Hani diyorsunuz ya; “hemcinslerimin bu kadar ELLENDİĞİ satırlar karşısında öfkeleniyorum.” diye halbuki Ülkü Tamer CS’nin Kadın temalı şiirlerini okuduktan sonra ne demiş;

Tanrı
Bin birinci gece şairi yarattı,
Bin ikinci gece Cemal’i,
Bin üçüncü gece şiir okudu Tanrı,
Başa döndü sonra,
Kadını yeniden yarattı.

Cemal Süreya çocukluğunun ilk yıllarını geçirdiği Erzincan’ın Pülümür ilçesinde doğdu. Öldüğünde şimdi bile tüyleri diken diken eden adına şiir yazdığı babasının adıdır Hüseyin. Tüm kadınlarda aradığı anne şefkatine sebep olan olay Gülbeyaz Hanımın 23 yaşında hayatını kaybetmesindendir.

Kan görüyorum taş görüyorum
bütün heykeller arasında
Karabasan ılık acemi
– uykusuzluğun sütlü inciri –
kovanlara sızmıyor.
Annem çok küçükken öldü
beni öp, sonra doğur beni.

1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik’e sürgün edildi. Bilecik’te ilkokula başladı, İstanbul’da devam etti. Haydarpaşa Lisesi’nden mezun olup Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve iktisat Bölümü’nü bitirdi. Çeşitli devlet kurumlarında çalıştı. Erzincan’dan sürgün edildiklerinde bindirildikleri sürgün treni, nereye götürüldüklerini bilmeyen insanlarla doludur… Yedi yaşında çıktığı bu yolculuk Cemal Süreya’nın bütün hayatını etkiler, şiirini besleyecek bir dönemin başlangıcı ve ‘bir doğum anı’ olur.

Seniha Hanım, Cemal Süreya’nın ilk aşkıdır ve ortaokul yıllarında başlayan bu aşk evlilikle sonuçlanır. Hatta Süreya, Seniha Hanım’dan bahsederken, o yıllarda sınıfın tahtasına yazdığı kızıl mısralar adlı şiirinde ‘Seni sevdiğim anda her şeyim kızıl oldu, Masmavi defterime kızıl satırlar doldu’ der. 1955 güzünde Eskişehir’den İstanbul’a yardımcı maliye müfettişi olarak atanır. İstanbul’a yerleşmesiyle edebiyat çevrelerinde ve etkinliklerinde daha sık görünmeye başlar; ancak bu durum ailesini ihmal etmesine yol açar.

Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrediğimi?
Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi!

Aşkın onu bir menevşe kurusuna çevirdiği günler de Mülkiye yıllarına rastlar. Bu tutkulu âşığın yani şairin, karısına attığı tokadın pişmanlığı yüzünden, jiletle bileklerini kesecek kadar ileriye gitmesi, bu evliliğinin ömrü hakkında daha o günlerde ipuçları verir aslında. 1958 yılında ayrılan çift, yedi yıl sonra resmî olarak boşanır.

Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya
Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız
Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu
İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük
Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde
Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra
Sonrası iyilik güzellik.

İlk evliliğinden sonra ikinci evliliğini Zuhal Tekkanat’la, üçüncü evliliğini Güngör Demiray’la yapar, ondan ayrıldıktan kısa bir süre sonra tekrar Zuhal Tekkanat’la birlikte olur (tabii bu evliliklerin arasında sayısız gönül macerası, evlilikten dönen nişanlılıklar da vardır) ve bunlardan sonra Cemal Süreya Birsen Sağnak’la evlenir. işte bu şiir Birsen hanım için yazılmıştır.

Tomris Uyar, Ülkü Tamer ile evliyken âşık olur Cemal Süreya’ya… İkisi de evlidir, ikisi de birbirleri için boşanırlar eşlerinden ve bugün bile, ‘Türk edebiyatının en verimli aşkı’ tanımını hak eden üç yılı birlikte geçirirler. Tomris Uyar’ı “Aşkları Uğruna Yazılanlarla Edebiyatımıza Yön Veren Kadınlar” listesinden hatırlayacaksınız zaten.
Verimliydi aşkları, çünkü Cemal Süreya aşk dolu, cinsellik yüklü en güzel şiirlerini onun için yazdı.

Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,
Bir yanlışı düzeltircesine açmış;
Gelmiş ta ağzımın kenarında
Konuşur durur.
Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,
Güverteleri uçtan uca orman;
Aldım çiçeğimi şurama bastım,
Bastım ki yalnızlığımmış.
Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Tomris Uyar’ın Cemal Süreya ile olan ilişkisi hem enteresan, hem dillere destandır…
Her akşam işten çıkıp şıp diye eve damlardı Cemal Süreya. Bir gün Tomris Uyar, “Biraz gez dolaş, arkadaşlarınla falan buluş” der. Ertesi gün geç gelir Cemal Süreya, daha ertesi gün de, hep geç gelir. Bu akşamlardan birinde, örtü silkelemek için pencereyi açan Tomris, apartmanın girişinde oturan Cemal’i görür ve gerçek ortaya çıkar. Her akşam iş çıkışı eve geliyor ama aşağıda oturup ‘gecikiyordu’ Cemal Süreya… Tomris Uyar tarafından durumun adı derhal kondu: Şahsiyet Rötarı…

Tomris Uyar Cemal Süreya ile ilgili: “Tanıdığı kaç kişi varsa, o kadar Cemal Süreya vardır. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üçü de apayrı.” demiştir.

Üvercinka, kızının doğumunu karşıladığı anda hastanenin kapısında bekler onu. Hani şu meşhur şiiri ve aynı adlı kitabı Cemal Süreya’nın…

Üvercinka, Cemal Süreya’nın eşi Seniha Hanım hamile iken tanıştığı ve adını bilmediğimiz genç bir kızdır. Süreya’nın hayatında her daim bir sır olarak kalan bu kızın adını bilen olmamıştır. Türk şiirinin en güzel örneklerinden biri olan ‘Üvercinka’, bu genç kızın güzelliği sayesinde Süreya’ya şöhreti getirmiştir.

“Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük; barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram. Kitabımın adını Üvercinka koyarak , kelimeyi zorlayan şiirimden ufak ama anlamlı bir kesit vermiş oluyorum galiba.” der şair…

Ahmed Arif öylesine hayrandır ki Cemal Süreya’ya, yüzünü bile görmediği kız kardeşi Ayten ile evlenmek ister. Cemal Süreya’nın duyguları da ondan farklı değil. “Evlen kız, Türkiye’nin en iyi şairi!” der. Ayten önce şaşırır ama sonunda ağabeyinin sözünü dinler. Zafer çarşısında buluşmak üzere sözleşirler; gelin ve damat adayı tanışacak. Bekle bekle Ahmed Arif yok! Cemal Süreya ertesi gün öğrenir ki, temiz bir gömleği olmadığı için gelememiş Ahmed Arif…

Kırmızı bir kuştur soluğum
Kumral göklerinde saçlarının
Seni kucağıma alıyorum
Tarifsiz uzuyor bacakların
Kırmızı bir at oluyor soluğum
Yüzünün yanmasından anlıyorum
Yoksuluz gecelerimiz çok kısa
Dört nala sevişmek lazım

Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca, aldığın şu hayat
Fena değildir…
Üstü kalsın…
“On yedi dergi, birkaç evlilik, bir meslek, bir banka batırdı.”

Cemal Süreya’nın, şair Süreya ve denemeci Süreya’yı yan yana koyup değerlendirme yaparken şair tarafı için kendi kendine sarf ettiği sözlerdir bunlar. Ama arkasına eklemeyi de unutmaz:

“Hayatımı başka bir hayatla değiştirmek istemediğime göre demek ki mutsuz değilim.”

Not: İncelemenin serzenişten sonraki bölümlerini hazırlarken Feyza Perinçek ve Nusret Duruel’in Can Yayınları’ndan çıkan “Cemal Süreya – Şairin Hayatı Şiire Dahil” adlı eserinden ve bir web sitesinden faydalandım.

Cemal Süreyya’yı yedirtmem. Herkese keyifli okumalar.
‘’Çok şükür büyük şair değilim. Ama, bir sır söyleyeyim mi kulağına: Cins şairim ben’’

Türk edebiyatının usta ve cins şairlerinden biri. Cemal Süreya Az kelimeyle çok şey anlatmayı bilen biri.

‘’Daha nen olayım isterdin.
Onursuzunum senin’’

İşte burada benim istediğim şeyi az ve öz şekilde yazmış ise benim için olay bitmiştir.

Bazı hemcinslerime Nazım Hikmet şiirlerini sevdiğimi söylediğimde ama nasıl olur o karısını aldatmış sonra onu bile aldatmış derler. Yani sorsan tek bir Nazım Hikmet şiiri bilmezler. Karısını aldatmış ise şiirini sevmemeliyiz mi!!

Şair bu istediğini yazar. Okuyup okumamak bizim inisiyatifimizdedir. Nazım Hikmet belki eşlerini aldatarak şiir yazabiliyordur. Veya Cemal Süreya Kadın bedeniyle ilhama kavuşuyordur.

Cemal Süreya erotik şiir yazıyor evet. Ancak sadece Cemal Süreya yazmış diyemeyiz. Ve de bütün şiirleri erotik değildir. Bana göre Cemal Süreya daha çok yalnızlığını anlatıyor şiirlerinde.

Bazı şiirler

İlhan Berk
Ağzın, o alev, ağzımda
Sevgilim, sevişelim

Refik Durbaş
Memelerin ağzımda
Ballı badem salkımı

Necati Cumalı
Bereketli göğüslerin
Dudakların aşkla ıslak

Karacaoğlan Karanlık Kalbimin Çırası Kızlar kitabının ilk sayfasında Karacaoğlanın erotik şiirleri diye yazmışlar. Koskoca Karacaoğlan bu yani. 144 sayfanın tamamı erotik şiirlerden oluşuyor. Sadece erkeklere özgü bir durum değil. Kadın şair bilmediğim için ekleyemedim.

Bu isimler bizim şairlerimiz. Bir çoğu erotizmi kullanır. Romanlarda da bu durum mevcut. Sanatın çoğu alanında bu durumla karşılaşırız. Özellikle heykelde ve resimde. Şiir konusunda bazıları bu durumu daha estetik bir biçimde işlerken bazıları rahatsız edici derecede kullanır. Olsa daha mı iyi olma sa daha mı iyi bilemem. Herkesin kendi tercihi. Ben kimseye Cemal Süreya'nın en beğendiğim şiiri AŞK şiiridir diyemiyorum mesela. Aşk şiirinde olmasa iyi olurdu. Ben aşk şiirini ilk okuduğumda erotik bir şey yoktu sanırım sansürlenmiş hali çıkmıştı karşıma. Kitapta gerçeğini görünce şaşırmıştım ama sevgiden kolay vazgeçilmiyor.

Cemal Süreya biraz daha açık bir tavır sergiler. Üstü kapalı şiirleri de mevcut elbette mesela ‘’Elma’’ şiiri. O elma bildiğimiz elma değildir. Şairimiz bir kelime oyunu oynamıştır.

Ben severim kendisini devamlı açar okurum. Naber diyenlere "Hayat kısa kuşlar uçuyor" derim hep. Pirinçten taş çıkınca hepsini çöpe atmıyoruz. Çok titiz olanlar atabilir. Kim olursa olsun
beğenmediğim şiirleri atlar geçerim. Şairi beğenen beğenmeyen herkese sevgiler.
İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...ri-cemal-sureya.html

Cemal Süreya ile tanıştığım kitap olmuştur. Tanışma ki ne tanışma hem de...

Hayatımda ilk kez Cemal Süreya okuduğum için kitabın başlarında epey zorlandım açıkçası. Fakat sonra kendime göre bir yöntem geliştirdim. Evet... Cemal Süreya'nın beyninin içine girmek. Kitapta geçen o büyülü ve anlamları oldukça kapalı dizeleri başka türlü anlayamayacağımı düşündüm. İkinci Yeni akımını en iyi temsil eden bu alabildiğine özgür, alabildiğine serbest, alabildiğine İkinci Yeni olan ve şiirin anayasaya aykırı olduğunu söyleyen bu adamın beyninin hücrelerine kadar girmeye karar verdim. Turgut Uyar okurken anladığım satırları Cemal Süreya okurken anlayamıyordum ve bir insana böyle dizeleri yazdıran hücrelerin orada gerçekten neler yaptığına dair çok meraklandım. Ve başlıyoruz.

Beynini alıp içine baktığımda herkes gibi Cemal Süreya'nın beyninde de 5 duyuya ait merkezler vardı.

Bunlardan 1.si olan koklama merkezinde sigaraya karşı gelişmiş olan dehşet bir sinestezi vardı. Sanki Cemal Süreya sigarayla ve sigara içerek görüyordu dünyayı. Her ne kadar kendim olarak sigarayı sevmesem de bir insan sigarayı nasıl bu kadar sevebilir dedim ve beynindeki hücrelere baktığımda hepsi gerçekten de sigara içiyordu. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

2. merkezimiz olan duyma merkezinde "Ölüyorum tanrım / Bu da oldu işte. / Her ölüm erken ölümdür / Biliyorum tanrım." ve "Ama kadınlar, Tanrım, / Öyle sevdim ki onları, / Gelecek sefer Dünyaya / Kadın olarak gelirsem, / Eşcinsel olurum." gibi dizeleri Cemal Süreya'ya yazdıran ve Tanrı'yla arasındaki konuşmaları gerçekleştiren hücrelere bakmak zorundaydım. Evet, hücrelerin hepsi de namaz kılıyorlardı ve hepsinin de Tanrı inançları vardı. Onun dediği sözleri duymuşlardı ve bunlar artık Cemal Süreya'nın beyninde bir yakarış halini almıştı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

3. merkezimiz olan görme merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı nasıl gördüğünü anlamaya çalışırken kitabında kullandığı ve hakkında hiçbir fikir sahip olmadığım katırtırnakları, Alucra, Ceylanı bahri, tuyuğ, talvek, dulda, Dorothy Lucy, Prudhon sosyalisti, çağanoz, pavurya, Peleponez, Kişverkişan, Ağu, muhannetlik, mekkare, svidrigavlov, astrakon, siraküza, cürmümeşhut, ürüzger gibi kelimelere rastladım. Cemal Süreya'nın yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük ve çevirmenlik yaptığını bildiğim için bir insanın aslında bu kadar kelime haznesi olduğuna şaşırmıyordum. Çünkü beyninin içindeki görme merkezinde bütün hücreler gerçekten de kitap okuyordu. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

4. merkezimiz olan tatma merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı rakılarla, biralarla yani genel olarak alkolle tattığını gördüm. Hücrelerinde ise durum değişmiyordu. O merkezdeki bütün hücreler gerçekten de ölümüne içiyorlardı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

5. merkezimiz olan dokunma merkezinde Cemal Süreya'nın dünyayı ve zamanı erotizmle, cinsellikle ve tensel temasla açıkladığının farkına vardım. "Seni kucağıma alıyorum / Tarifsiz uzuyor bacakların" ve "Yoksuluz gecelerimiz çok kısa / Dört nala sevişmek lazım" gibi dizelerin sahibinin dokunma merkezindeki hücreleri görmek zorundaydım. Evet, oradaki bütün hücreler de gerçekten sevişiyorlardı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

Ben, Cemal Süreya'yı bir Jazz müzisyenine benzetiyorum. Neden mi? Çünkü Jazz müzik türü de alabildiğine özgür, alabildiğine serbest ve diğer türler arasında sivrilen bir türdür. Hiçbir kuralı dinlemeden bazen hızlı, bazen yavaş, bazen acıklı, bazen sevinçli olur o da. Yani Jazz da aslında müziğin anayasasına aykırı bir türdür diyebiliriz. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.

İşte ben de blog'umdaki çizimle Cemal Süreya'yı bir Jazz müzisyeni edasında, saksafon olarak kullandığı enstrümanı kocaman bir sigara olarak, bu kocaman sigaranın tuşlarını da hayatında birlikte olduğu kadınlar olan Tomris, Seniha, Güngör, Zuhal vs. olarak, bu sigaradan çıkan dumanların oluşturduğu görüntülerin de Cemal Süreya'nın şiirlerinde kullandığı imgeler olan minareler, üçgenler, coğrafi terimler, Dünya, Türkiye'nin hali olarak düşünmeye çalıştım. Cemal Süreya dili ve dizeleri gerçekten özgür kullanıyordu çünkü. Ona Jazz müziğini yapma yetisini anca böyle verebileceğimi düşündüm. Ayrıca Cemal Süreya'nın, Mülkiye kantini gibi gürültülü bir ortamda yazı yazmakla kendine yazı yazarken gürültülü ortam isteği gibi bir duyguyu aşılamış olduğunu öğrendim. İşte ben de onu bu çizimle böyle gürültülü bir ortama kavuşturdum aslında. Çünkü o alabildiğine özgür, alabildiğine serbest bir adamdı. Keşke yalnız bunun için çizseydim seni.
Bi' insanı sevmek nasıl olur?
Ya da bu, yalnız ruhların dolaştığı dünyada, bir kalp bir kalbe nasıl dokunur?
Yalnızlıktan, umutsuzluktan ve yokluktan bahsederken herkes, bir insanı sevmenin nasıl olduğunu kim anlatabilir?
Onu bunu boş verin de AŞK'ı bize en güzel kim anlatabilir haa?
Cevap oldukça basit. Sizlere, güzel okurlara, aşıklara, sevenlere, sevip karşılık bulamayanlara, yalnızlara, mutsuzlara, üzülenlere sesleniyorum!! Evet bu inceleme, Üvercinka'nın incelemesi ve bu şiirler sizlere sesleniyor!
Cevap Cemal Süreya...
Öncelikle incelemeyi okurken buyrunuz güzel bir dinleme olsun :) https://www.youtube.com/watch?v=ymMYzb2HBsg
Hadi, o zaman başlayalım :))
Benim gökteki tek yıldızım, hayatımı, sevgimi, yalnızlığımı, acılarımı paylaşan, bana yol gösteren İNSAN'dır Cemal Süreya.
Peki şiirlerimde bile etkisi gözüken bu insan neden benim için bu kadar değerli?
Cemal Süreya'dan bahsedelim hadi biraz :)
...
ÖNCELEYİN
Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda
Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar
Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların
Sonra her şey çıkıp geldi
...
Süreya yalnız bir insan. Kalabalıkların arasında... 27 yaşında henüz, genç, hayatı yeni yeni tadan birisi...
Bir düşünün! o yaşlarda Üvercinka yayınlanıyor.
Ama yalnız birisi dediğim gibi
Ve de yalnızlığının arasına giren birisi olunca da kabul ediyor.
Yalnızlıklarla dolan bir genç, güzel bir kadını hayatına, kalbine, dostluğuna kabul ediyor. Geç köşeye otur diyor...
Sonra tabi sevdiğine şiirler yazıyor her aşık ve her şair gibi...
Kollarından bacaklarından ve vücudunun güzelliğinden bahsediyor. Doyamamasından... (Güzelleme adlı şiirinde)
"Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde"
diyor. Söyleyin bana hanginiz ilk öpüşmesini unutabildi?
Zaten her zaman unutulmaz olanlar ilkler değil midir?
Peki, SİZİN HİÇ BABANIZ ÖLDÜ MÜ?
Cemal Süreya'nın öldü... Peki o ne yaptı?
KÖR OLDU...
Hayatını aydınlatan, yoluna ışık olan insanı kaybedince, kör oldu. Karanlıklarda kaldı Süreya...
Sonra AŞK oldu sevdiği kadın.
Ve o da gitti...
...
AŞK
Şimdi sen kalkıp gidiyorsun.Git.
Gözlerin durur mu onlarda gidiyorlar.Gitsinler.
...
Sonraları nerede bir çift göz görse ona tamamladı...(Kanto adlı şiiri)
Çünkü yalnızdı ve kör olmuştu.

Tabi Süreya da bir şair nede olsa. Her şair gibi aşkı başka kadınlarda aradı. Nazım misali...
Sonra noldu?
Bir sürü çiçek saydı başka kadınlardan
Ama ne kadar da denese diğer çiçekleri
Gül oluyordu onunki... (Türkü adlı şiiri)

Sonra birden ölmüştü.Aslında birden de değil yaşayarak ölmüştü...
...
HAMZA
Büyük bir ihtimalle ölmüştük ...
... Yaşıyanlar unutmuştu bizi
Biz öldüğümüzle kalmıştık
...

Eveti biz öldüğümüzle kalmıştık!
Peki, Üvercinka'nın içindeki şiirlerden örnekler vererek yazdım buraya kadar. Ama Cemal Süreya'yı beni kendisine aşık ettiren elbet sadece şiirleri değildi.
Neydi onlar?
Siz hiç DOSTOYEVSKİ okudunuz mu?
Süreya okudu biliyor musunuz?
Sonra da ne oldu biliyor musunuz, "O gün bugün huzurum yoktur..." dedi.
Annesini kaybetmesinin ardından dedi bunu Cemal Süreya.
İşte bu sözlerle diyor ki ben de yalnızım ben de mutsuzum. Ben de kitap okuyorum ve ben de aşklar yaşıyorum.
İşte o sözleri:
https://www.youtube.com/watch?v=AT4Fndf8Paw

Peki, başka?
Şairliği değildi tek aşık olduğum nokta! Konuşmalarıydı, ses tonuydu, oturuşu kalkışı ve her şeyiydi...
Şu konuşmayı bir dinler misiniz? Bu kadar güzel Türkçe konuşan kim var beeee!
https://www.youtube.com/watch?v=r4yCbKQbfco

İşte Cemal Süreya benim için bunlardı demek isterim ama olmaz. Neden mi?
Çünkü ne Cemal Süreya iki satıra sığar
ne de benim sevgim kağıda dökülür...
Benim Üvercinka ve Cemal Süreya için anlatacaklarım bu kadar.
Neden ve niçin kendisini sevdiğimi belirttim.
Son olarak da belirtmek isterim ki Güzellik, gören gözdedir.
Kimileri çok sever kimileri de nefret eder.
Kimileri büyük bir şair der kimileri de sapık...
Siz ne dersiniz bilemem ama ben ona ADAM derim.
Herkese keyifli okumalar dilerim :)

Haydi o zaman Süreya'nın da dediği gibi:
Bu ülke, bu topraklar ve bu Dünya,
Kendisine yetmeyen Güzel İnsanlar için,
"Laleli'den Dünyaya doğru giden bir tramvaya" atlayalım!
Hadi, tramvay kaçıyoooor!!
Hayatınız her zaman güzel olsun ve her zaman şiir yazabilecek aşklar yaşayınız...
"Biliyorum sana giden yollar kapalı.
Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni.
Ne kadar yakından ve arada uçurum
insanlar,evler ve aramızda duvarlar gibi..."
Kitabın son sayfalarındaki şiirinin birkaç dizesi bunlar.Karşılıksız tek taraflı bir aşk.Belki de en güzeli.Çünkü böyle uzaktan sevince fazla acı çekmek mümkün olmaz ya da enazından onun acı çektiğini görmek mümkün olmaz.Bir düş gibi sadece..O ki bilmez farkında değildir aslında; birinin bütün duygularına bütün hayallerine ve bütün dünyasına egemen olduğunu. Ve şiirlerinin her mısrasının ona ait olduğunu. Onun hiç haberi yokken bile onun için yaşayan, ve yalnızca ona bir kerecik uzaklardan bakıp kendini dünyanın en mutlu insanı sayan ve bu şekilde hayata tutunan birinin aslında varolduğunu bilemez. Ve karşılıksız sevilir ki; en güzeli de bu aslında.Sonuçta karşılıklı sevgi bir nevi "sevgi ticareti" yapmak değil midir?
Cemal Süreya da karşılıksız sevenlerin şairi.Sevda sözleri isimli kitabındaki birçok şiirde karşılıksız seven bir okuyucunun kendini bu mısraların içinde bulabileceğini düşünüyorum.
Eylem Okur ve Özlem iftiharla sunar...

Masmavi ve Dalgalı satırlardır yazdıklarımız.. Yüreğinizi yoklayarak okuyunuz..

Kelimelerin içinde bir yer, satırların arasındaki yağmur ve cümlelere sığmayan bir yaşam ve ardından gelen bir söz.. Siz, saatleri yaşadınız Henüz sözcük haline dönüşmemiş , ya da bir sözcük karşılığı oluşmamız durumlar yarattınız. Alçakgönüllüydü işte koparmıştı saatinin akrebini . Almıştı eline yüreğini bırakmıştı mürekkebinin son damlasını... Okudukça yaralar açtı kendince açılan her yarada bir kadın aradı belki de . Her sefernde keşke'lerle çoğalmıştı etrafı. Keşke bunun için sevseydim seni derken bilie Fazıl Hüsnü'ye bırakmıştı dizelerini.

Ve sadece Fazıl Hüsnüye de bırakmamıştı o dizeleri.. Saçlarının bir tek teline bakışlarıyla dahi dokunmaya korkan bir adamdı Cemal Süreya ve tutkusu, kalbimizi bir okyanusun sonsuz dalgaları gibi alıp götüren yağmur taneleri.. Kağıtların o okyanusta damla damla gemiler gibi olduğu, verilmemiş keşkelerle dolu bir mektup gibi..
Zamanın tiktakları şaire bilmediği limanlardan ve çağlardan gelen insan yüreğinin selamları gibi…
Okyanusu gözlerinde biriken bir şair ve gözleri yağmur taneli şiir.. Gözlerinde İnsanlığın ve Yüreğin sonsuzluk çizgisi…

Kapatsak herhangi bir kitabın kapağını ve farzedelim Cemal Süreyanın yok burada dizeleri.. Kapanmış olur muydu insanın içinden, gözlerinden o kitabın kelimeleri…
Kelimeler ki yağmur tanelerinin mavi gölgesi..

Şimdi her kelime yeniden can bulmaktadır maviliğin sesinde. Bu ses ki iki dostun uzaktan bağlı kalması özgürlüğe ..

Sayfalar uçuşsun dokunduğu her kalbe ve kuşatsın yeryüzü toprağını şiir dost dizeli bir mühürle..

O zaman daha fazlası zarar bu gökyüzüne diyelim ve "ÜSTÜ KALSIN" dizelerin üzerinde... Kardeşliğin ve okumanın sembolü ile geldik size Özlem Ve Eylem adı ile seslendik herkese şimdi ise gerisi siz okuyan gönüllerde...

Mutlu okumalar...

Sevgiyle..

https://soundcloud.com/...n-nilsson-arons-drom
Herkesin bildiği, öve öve bitirilmeyen şair, Cemal Süreya. Abartıldığını düşündüğüm, tavsiye ederken iki kere-üç kere düşüneceğim isim... Seni neden bu kadar sevdiler? Neden ilk akla sen geliyorsun? Diğer şairlere yapılan çok büyük haksızlıktır bu... Acılarını anlamak, sevdanı paylaşmak istedim de anlatamadın be Cemal. Aşk yalnızca karşı cinsi öpmek, onunla ilişkiye girmek değildir. Kadınlıkla, dişinin sosyal kimliğini birleştirmek bu değildir, böyle olmaz. Sevda, kuş, börtü böcek kelimelerini ekleyince de kaliteli şiir yazılmış olmuyor, bil istedim. Hayatı bölüşmeni, yüreğini paylaşmanı anlatabiliyor musun ondan haber ver... Ne "işte bu!" diyeceğim bir şiir vardı içerisinde ne de alıntı yapmaya değer bulduğum bir cümle. Bir tek herkesin bildiği "Sizin hiç babanız öldü mü?" adlı şiir vardı beğendiğim o da site sağolsun sürekli görmekten gına geldi zaten.

Sadeydi dizelerin, yormadın. "Sokak köpeklerinden öğreniyordum

Sevgisizliğin açık yarasını." der Şükrü Erbaş, bu da yalındır ama hissederim, canımı yakar ben bu kitapta bunu göremedim malesef. "Üstü Kalsın" kitabını da okudum, bundan daha güzeldi ama çok çok iyiydi diyemem yine. Bu kadar övgüyü hak etmediğini düşünüyorum 5 puanım da ondan.

Ne kadar doğru bilmiyorum bu da "Üvercinka" isminin hikayesiymiş. Bırakayım şuraya.
http://erkintura.blogspot.com.tr/...ayesi-cemal.html?m=1
Keyifle okuyacağınız bir şiir kitabı...

Cemal Süreyya'nın şiirlerinin bir çoğunda kafiye yok fakat okurken rahatsız.etmiyor. Üslubu biraz farklı olsa da yüreğe dokunuyor. Şiirlerinde sigara ve alkol konusunu sık kullanıyor...

Hayatın her kesitine, insan yaşamının içinde olan tüm olaylara dizeler yazmış olan üstadın şiirlerin yalın ve anlaşılır...
Mektup yazma eylemine o kadar uzak kalmışız ki insanın aklına bile gelmiyor doğrusu( benim aklıma hiç gelmiyordu açıkçası )

Halbuki samimiyetle, hissederek kağıda dökülen duygular, yeri gelir gözyaşları, o an yazarken içilen kahvelerin unutup kağıdın üzerine bıraktığı izler mektupla özümsenebilir değil mi ?
Hangimiz bu güzel eylemi yapmaya niyetli ve uygulamaya geçme potansiyelinde? Bu kitabı okuyana dek aklıma gelmemişti mektup yazmak, telefonlarla sabit yazı stiliyle mesaj atıyordum ya neden gelsin ki hem sabır da gerektirmiyor tık iletiliyor tık cevap geliyor efendim.Rutinleşmiş sıradan bir eylem…

Mektup illa edebi sözlerle ya ilanı aşk gibi mevzu bahislerle mi olmak zorunda hayır tabiki Cemal Süreya’nın mektuplarını da okuduğumuzda da göreceğimiz gibi sadece samimiyet söz konusu olmalı, içimizden ne geçiyorsa tüm netliğiyle aktarabilmeli. ‘’bugün sabah kalktım, şunu şunu yaptım, sen aklıma geldin yazmak geldi içimden, seni seviyorum diyerek kalbimizdekini serpiştirsek ne de hoş olur .Yaşıyoruz lakin çoğu zaman mekanikleşmiş, duygularımıza kilit vurarak, gurur ve kibirle geçiriyoruz günlerimizi arada durup mola versek bu durumlara da mektup yazsak sevdiklerimize yavaş yavaş esneyerek samimiyetimizi serpiştirsek etraflarımıza..


Kendimden küçük bir kesit paylaşmak istiyorum buradaki ailem olan sizlerle.

''Çocuklardan hayat dersi almak, onlardan çok şey öğrenmek mümkün gerçekten. Ben de kardeşimden çok şey öğreniyorum. Öğrendiğim şeylerden biri de:

Gurbetten eve gelince sımsıkı sarılır abla sana içimden bunu yazmak geldi der elime kağıt tutuştururdu. Yazdığı genelde ‘’abla seni çok özledim seni seviyorum ya da annemle problem yaşadıysa ona karşı söyleyemediği şeyleri kağıda aktarıp sonra bunu konuşalım olur mu yüz yüze diye belirtmesi gibi ‘’
Mesud olurdum okuduğumda, yüzüme tebessümüm yansırdı o da mesud olurdu bunu görünce.

Anneme de yazardı aynı evdeyiz ama yazardı lakin kıymet verdiğimiz şeyler günden güne değişip algımız daraldığı için fark edemeyişlerimiz çoğaldı maalesef buna ben de dahil. Önemsememizden ötürü kardeşim yazmayı bıraktı ,uğraş vermedi , o da teknolojiye ayak uydurdu.''

Bu kitabı okuyunca kalbim acıdı insanın verilen değere karşılık vermemesi ne de acı.. Tekrar kardeşimle yazma meselesini konuşacağım bu vesileyle *-*
Umm hikayem bu kadardı.:))


Kitaba dönecek olursak Erdal Öz’ün mektuba dair naif düşünceleriyle yoğrulmuş, mektubun samimiyetine dair, Cemal Süreya’nın Onüçüncü mektuplarının yazılış öyküsünü kısaca anlatmasıyla giriş yapmak oldukça tatlı idi.
Cemal Süreya’nın mektuplarında eşine duyduğu sevgiyi her defasında dile getirişi, gün içerisinde neler yaptığına dair samimi ve öz anlatışı, oğluna duyduğu pıtırcık sevgisi,

(bkz: ‘’Piliçleri kestim. Hepsini temizledim. İkisini buzluğa attım. Birini bu akşam bizim hayduda yedireceğim.
‘’Annem nerde?’’ diye soruyor sık sık.’’Annem yerde?’’
-‘’Annen hastanede, iyileşip gelecek.’’ ‘’Ben gidip bütün iğneleri kırcam.’’ ‘’Aferin, oğlum; Nice’ler de çok uslu durdun, çok beğendim seni.’’
- ‘’Çok mu hoşuna gitti?’’ ‘’Çok hoşuma gitti .’’)

gibi sımsıcak cümleler, eşine karşı hitap biçimi, eşini hastane yemeklerini yiyemediği için kendine dert edinmesi,

Basit gibi görünen ama önemsemediğimiz, (bkz: Simit ve çay.. Olsa da beraber içsek ) gibi içli serzenişlerle bezenmiş mektupları okumak keyifli ve duygu dolu idi.


Cemal Süreya’nın ilk kez bir eserini okudum kendisini geç tanımak hüzün verdi ama tanımak da nasip oldu ^_^Duru bir dili var, öz .

İçime mektup yazma eylemi doldurttu bu kıymetli eser. O isteği iyice uyandırıp :D içten gelen duygularımızı kağıda döktüğümüz, değer verdiğimiz insanlara neden biz de göndermeyelim değil mi? İçtenlik çokça mühim efendim.
Esenle kalın. Sevgilerimle.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cemal Süreya
Tam adı:
Cemalettin Seber
Unvan:
Şair, Yazar, Maliye Müfettişi, Çevirmen, Genel Müdür, Sanat Yönetmeni
Doğum:
Tunceli, 1931
Ölüm:
İstanbul, 9 Ocak 1990
Asıl adı Cemalettin Seber'dir.

Cemal Süreya 1931'de o yıllarda Erzincan'a bağlı olan Pülümür ilçesinde doğdu. Çocukluğunun ilk yıllarını Erzincan şehrinde geçirdi. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü'nü bitirmiştir. Maliye Bakanlığı'nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik, darphane müdürlüğü, Kültür Bakanlığı'nda kültür yayınları danışma kurulu üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği ve 25 yılı aşkın Türk Dil Kurumu üyeliği görevlerinde bulunmuştur. Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.

Ağustos 1960'tan itibaren yalnızca dört sayı çıkarabildiği Papirüs dergisini Haziran 1966- Mayıs 1970 arası 47, 1980-1981 arası iki sayı daha çıkardı. Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e Doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı.

İkinci yeni hareketinin önde gelen şair ve kuramcılarından sayılan Cemal Süreya'nın ilk şiiri Şarkısı Beyaz, Mülkiye dergisinin 8 Ocak 1953 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi. Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Ölümünden sonra adına bir şiir ödülü kondu. 1997'de de Cemal Süreya arşivi yayımlandı.

Yazar istatistikleri

  • 3.434 okur beğendi.
  • 7.296 okur okudu.
  • 208 okur okuyor.
  • 3.855 okur okuyacak.
  • 73 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları