Cemil Kavukçu

Cemil Kavukçu

7.5/10
126 Kişi
·
454
Okunma
·
33
Beğeni
·
3.364
Gösterim
Adı:
Cemil Kavukçu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İnegöl, Bursa, 1951
1951 yılında İnegöl'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi (1976). Öyküleri, 1980 yılından başlayarak çeşitli dergilerde yayınlandı.

Cemil Kavukçu, son yılların en usta öykücülerinden. Küçük insanların dünyasını başarıyla betimlemesini, onların iç dünyalarını olanca derinliğiyle vermesini biliyor. Eleştirmen Fethi Naci, Cemil Kavukçu için “Elini neye değdirse öykü oluyor, tam bir anlatı ustası” diyor. Gerçekten de Cemil Kavukçu'nun öyküleri, sıradan insanları, sıradan yaşamları, küçük olayları alıp zengin dünyalar yaratıyor. Ayrıntılar ve diyaloglar (özellikle de kişiliklere özgü argo dil), onun öykülerinin vazgeçilmez öğeleri. Temiz, yalın bir Türkçeyle, kendi üslubunu yaratmayı başararak yazıyor Cemil Kavukçu. Bir başka deyişle, tutarlı bir dil ve üslup, bütün öykülerinde açıkça kendini gösteriyor. Okuru, öykünün içine çekip alıyor, sarıp sarmalıyor. Karşıdan değil, içinden okunan öyküler yaratıyor Cemil Kavukçu. Öykülerin bir kısmı da bir yap-boz'un parçaları gibi kırılıp yeniden bir araya geliyor. Son yıllarda tıkanır gibi görünen öykücülüğümüze yeni bir soluk getiren Cemil Kavukçu, 2000'li yıllarda da öykünün yollarında yürümeyi sürdürecek.

ESERLERİ
Patika adlı kitabıyla 1987 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazandı. Yayınlanmış öykü kitapları: Pazar Güneşi (1983), Patika (1987), Temmuz Suçlu (1990), Uzak Noktalara Doğru (1995), Yalnız Uyuyanlar İçin (1996), Bilinen Bir Kitapta Kaybolmak (1997), Dört Duvar Beş Pencere (1999). İlk romanı Dönüş, 1998 yılında yayınlandı.
Artık ölsem, yaşamanın bir tadı kalmadı falan deriz ya, hepsi laf yiğit, boş laf. Ölümü bir gören yaşama deli gibi sarılır.
Hiçbir şey tesadüfi değildir ve bazen bir musibet bile beklenmedik bir hayra vesile olur.
Cemil Kavukçu
Sayfa 46 - Can Yayınları - 1. Baskı
"Kitaplığımız hafızamızın arşividir. Okuyup raflarına yerleştirdiğimiz kitapların her biri, düşünce coğrafyamızın, düşsel yolculukların belgeleridir."
Varış noktanı tasarlama ki, oraya geldiğinde sen de şaşırasın.
Cemil Kavukçu
Sayfa 56 - Can Yayınları - 1. Baskı
Açıktaki gemilerin hiçbirinin onu beklemediğini bilir. Hiçbir zaman, hiçbir yere gidemeyeceğini düşünür; bugüne kadar nasıl yaşamışsa, bundan sonra da öyle yaşayacaktır.
Şimdi düşünüyorum da, bizler için hiç önemi olmayan küçücük şeyler, bir yaşamı nasıl da altüst edebiliyor.
Sessizlikte bir şeylerin değişebileceği ihtimali hep vardır.
Cemil Kavukçu
Sayfa 65 - Can Yayınları - 1. Baskı
Uzun bir aradan sonra hizlandırılmış okuma moduna almışken kendimi şu ara mevsimlerden olsa gerek kisa kitaplara ağırlık vermek istiyorum.Aklımda belirledigim listeyi bitirmek için çabalarken liste dışındaki yazar "Cemil Kavukcu" ısrarla okumam gerektiği noktasında göz kırpmaya başlamisti,israrlara dayanamadım okudum ben de :) Erhan
Bey de sağ olsun etkili oldu bu konuda farkında olmadan öncülük ederek.. İyi ki okumuşum.İlk defa tanıştığım bir yazar için bu şekilde yorumda bulunmak belki tuhaf gelebilir size ama "SEVDIM".Cemil Kavukcu ne yazarsa okurum gerçekten.Öyle üst üste değil ama ara sıra oykulerinde kekremsi bir tat almak için ,bazen otekilestirilmis, dışlanmış yaşamlarin hanesinde dinlenmek ,dinlenirken de demlenmek için.Öyle uzaklarda aramayın yazari kendi içimizde ,Anadolu'nun bağrindan yani kesfedilmesi gereken güçlü bir kalem .

Kendinize yakın hissettiğiniz kişileri her anlamıyla tanımak,baginizi kuvvetlendirmek istersiniz ya ;ben de az da olsa Cemil Kavukcu'yu araştırmaya, anlamaya, tanımaya çalıştım.Bundan dolayı biraz kendisini tanıtmak istiyorum öncelikle.Çünkü yazdığım incelemeler benim için çok kıymetli ve arsivim oluşsun istiyorum geleceğe yönelik.Bundan dolayı kendime iyilik etmek için emek vermeye de çabalıyorum.Henüz yeni de olsam edebiyatı seviyorum ya.Yazar küçük yaştan beri kitap okuyan ve okumayı çok seven birisi.Okuduğu her kitapta roman karakterlerini kendisine yakın bulduğunu,kendisini onların yerine koyduğunu,onlardan etkilendiğini ifade ediyor kendisini dinlediğim bir oturumda.Hatta düşünün "Rüzgar Gibi Geçti" kitabı var ya meşhur benim hala okumadığım tabiki,16 yaşında okumuş olduğunu ve oradaki Rhett karakterini kendisine yakın bulduğunu söylüyor.Fakat yazar okuduğu kitaplarda bir sürü dünya,bir sürü insanla karşılaşmış olmasına rağmen;
"Benim tanıdığım insanlari orada göremiyorum.Içinde yaşadığım toplumdaki insanlar bir türlü karşıma çıkmıyor,yaşadığım coğrafyada gözlemlediğim çok farklı yaşamlar vardı toplum dışına itilmis,fakat bir türlü karsilasmiyordum ."serzenisiyle okuduğu kitapların kendisini tatmin etmediğini ,eksik bir şeyler olduğunu ileri sürerek içinde yaşadığı toplumun sorunlarını kurgulayarak öyküye dönüştürmeye karar veriyor .Bir elestirmenin ifadesiyle "içinde yaşadığı dili öykü dili" haline getiriyor.

Bundan dolayı yazar oykulerinde otekilestirilmis,dışlanmış ,toplumun kıyısına suruklenmis,kistirilmis yaşamları,üzerinde pek durulmayan önemli sorunları keskin gozlemiyle edebiyatimiza kazandırmıştır.Aynı zamanda roman da yazmasına rağmen yazar kendisini oykucu olarak görmek istediğini ,öykünün daha cazip olduğunu ve keyif aldığını belirtiyor.Neden roman değil de oykuculuk diye sorulunca kendisine ; "Bir romancı taslagini hazırladıktan,yol haritasını çizdikten sonra masasının başına geçer ,oturup her gün çalışabilir.Ben bu tarzı sevmiyorum yani bir metnin benim üzerimde baskı yaratmasini,otur bugün de çalış demesini sevmiyorum.Öykü öyle bir zorlama getirmiyor bana .O bir coşku anidir.Bazen bir cümle ,bazen bir paragraf,bazen bir sayfa coşku bittiği an bırakıyorum kalemi günlerce birşey yazmıyorum.Benim edebiyatimin en hoşlandığım yani da disiplinsiz olması canımın istediği zaman yazmam."şeklinde açıklıyor .

Yazar öyküyü kediye benzettigini söylüyor.Kedi kendisini sevdirmek isterse seversin, istemiyorsa tırmalar seni.Öykü yazdırmak istiyorsa yazarsın, istemiyorsa tırmalar yazamazsın.

Yazarın oykulerinde kadın karakterlerin neden daha az,erkeklerin dünyasının ise neden daha yoğun işlendiği elestirmenlerce sorulunca;aslinda kadın karakterine dolaylı olarak (anne,abla vs.)degindigini ancak oykulerinde "Aşk " konusunu islemediği için okurların bu şekilde hissetmiş olabileceğini belirtiyor .Erkeklerin dünyasına yoğun olarak deginme sebebini ise ;"Kadın karakterini,erkek karakteri kadar canlı cizebilecegimi sanmıyorum.O konuda bir endişem var.En iyi bildiğim, en iyi tanıdığım zaaflarini,hayattan beklentilerini kirginliklarini,kırıklıklarını en iyi bildiğimi düşündüğüm bir dünyayı yazmak istiyorum."tanımış oldugu bir dunyayi daha kolay resmedebilecegini ifade ediyor.

Yine yazar önceleri oykulerinde surekli kasaba konusunu ele alma sebebini de kasaba korkusunun olduğunu,orada yasamak,orada kalmak ,oradan çıkmamak korkusunun oldugunu;orada kalırsa anlattığı kişiler gibi olacagi endişesini taşımış.Kasaba saplantisi kendisine 7 kitaba mal olmuş.

Tasmali Güvercin eserine gelince 11 oykuden oluşan kasabanın kamera arkası yasamlarina ışık tutulan ayni zamanda fantastik unsurlarla kurgulanan yazarın ustalık eseri.Yazar öyküyü "Görünmeyen " ve "Defter" olarak iki kısma ayirmis.Birinci kısımdaki Teferiç,Tasmali Güvercin,Eran Kaptan,Madalyon öykülerini sevdim.Defter kısminda da Gölge Içindeki Orman,İş konusu,Sarıkız Olayı öyküleri güzeldi.Genel olarak yazar kültürel yabancilasma,otekilestirilmis,dışlanmış,itilmis,
yaşam hakkı elinden alınmış,hor görülmüş,toplumun kıyısına suruklenmis,parsellenmis,
robotlasmis,simarmis,özgürlüğüne körü körüne baglanmakla boynuna tasma takılmış pek asinasi olmadığımız veya görmezden geldiğimiz yasamlarin,varoslarin içine çekiyor okurlarini.Görünmeyen yaşamları görünür hale getiriyor.Bu açıdan çok kıymetli buldum kendisini.Adeta onların yerine koyuyor yazar sizi düşündürüyor.Fethi Naci'nin “Elini neye değdirse öykü oluyor, tam bir anlatı ustası” ifadesiyle Sıcak Üçlemesi öyküsünde olduğu gibi çok rahatlıkla öykü cikarabiliyor yazar tebessümle.Acı hayatlara degindigi için buruk tatlar bırakıyor sizde yazar.Defter kısmında da öyküyü parçalıyor ,kesitlere ayırıyor sonra bir şekilde birleştiriyor.Postmodernsi bir tarz uyguluyor.Yazarın dili yalın,anlaşılır gayet akıcı.Gözlem gücü yüksek.Duyarlı.Diyaloglar mükemmel.Yer yer --bu kitapta çok fazla yoktu-- argo tabirlerle karsilasabilirsiniz.Yazarın ictenligi,samimiyeti,sıcaklığı kalemine yansımış.Adeta okurlarini okumaya ve de yazmaya {beni bile (!)} teşvik ediyor .Hatta kafamda öykü ile ilgili soru işaretleri vardı çoğunun cevabını buldum yazarın öykünun konusunu işleme tarzıyla .Öykü konusunda hatta sembolik ,dussel ogelerle ufkumu açtı,yol gösterdi diyebilirim.

Velhasıl efendim siz de benim gibi hala geç kaldiysaniz daha fazla bekletmeyin kendisini.

Meraklisina yazarı tanimak icin faydalandigim linkleri bırakıyorum .

https://youtu.be/NtNzMu15Lf4

https://youtu.be/GMh41pIrXrI

Keyifli okumalar ....
Cemil Kavukçu günümüzün önemli öykücülerinden. Öykücü denince insan bir durup düşünüyor. Çehov ve Sait Faik'ten başka öykücü var mıydı ki? Bin kitaptaki en beğenilen ya da en popüler öykü kitaplarına baktığımızda, direkt öykücü diyebileceğimiz bir yazar göremiyoruz (Zweig belki, ama o da gazeteci aslında) Hemen hepsi çeşitli türlerde eserler veren yazarların hikayeleri. Peki var mı gerçekten öykücü diye bir şey?

Burada Örümcek Kapanı'na dönelim isterseniz. Cemil Kavukçu'nun öykü hakkında yazdığı anı, anlatı ve denemelerinden oluşuyor kitap. Anı, anlatı diyorum ama yazıların hemen hepsi öykü ve öykücülük hakkında. Kendisini öykü yazmaya nelerin ittiğini, nasıl öykü yazdığını, ilham ya da öykü konusunun nasıl gelip onu bulduğunu, kendi öyküleri ve kendisini etkileyen öyküleri, yazma sıkıntısını, yazmayı bırakmayı, hayattan hikayelerin öykü olup olamayacağını ya da nasıl olduğunu daha bir çok şeyi anlatıyor Kavukçu bu kitabında hayatından film kareleri sunarken. Hikayelerdeki o yalın keyifli dil olunca okuduğunuz, sıkılmıyorsunuz hiç.

Öyküleri, daha doğrusu öykü olacak hikayeleri kediye benzetiyor Cemil Kavukçu, biz istediğimizde değil kendisi istediğinde yanııza geliyor öykü – geldiğinde ise kaçmadan sıcağı sıcağına yazıya dökmek, başlayıp bitirmek gerekiyor, bu kadar kaprisli öykü.

Başka bir yazıda, eserin ortaya çıkış yolculuğunu anlatıyor mesela. Döllenme ile başlıyor her şey, o kedinin gelmesi , ya da örümceğin yakalanmasıyla (#31333625), daha sonra zorlu hamilelik süreci geliyor. Bazen iki üç saat, bazen yıllar, bazen ölü doğum. Ama sonunda doğum geliyor ve eser dişil yazardan (her yazar dişil Kavukçu'ya göre) çıkıp gidiyor. Bir parça huzur ama daha çok boşluk ve hüzün var yazarda.

Kitabın sonlarına doğru farklı yazarların öykülerine giriyor Cemil Kavukçu; Alice Munro, Hemingway,Joyce, Gide, Tabucchi, Salinger ve Cortazar'ı bir de onun değerlendirmeleri ile görüyoruz. Muzaffer Hacıhasanoğlu, Fadime Uslu ve İranlı Rıza Baba Mukaddem'in öykülerini tanıyoruz.

Türk öykücülüğünün önemli bir ismi Cemil Kavukçu ve bu kitap da öykü sanatı üzerine yazılmış en güzel kitaplardan biri bence -fazla okumadığım için de böyle düşünüyor olabilirim tabii. Ama öykü yazmak , hatta okumak isteyen insanların faydalanacağı çok şey var kitapta.

Baştaki soruya gelirsek , evet – öyküyü roman yazmak için ilk adım görmeyen insanlar da var ülkemizde bolca ve emin olun öykülerini okuyunca, bunların sadece tadımlık lezzetler olmadıklarını anlayacak ve belki bir romanın vereceği hazzın kat be kat fazlasını alacaksınız. İyi okumalar şimdiden.
Cemil Kavukçu'nun ilk okuduğum kitabı- herkes gibi Yalnız Uyuyanlar İçin ile başlamayı düşünüyordum okumaya. Ama önüme bu düştü ilk önce- başkalarının sürüklemesindense, rüzgarı tercih ettiğimden başlayıp bitirdim hemen. Başlayıp bitirdim diyorum özellikle; bilen bilir, oldukça tembelimdir özellikle kitap okurken. 6 aydır devam etmediğim kitap var hesabımda. Niye böyle oldu peki, inceleyelim bakalım.

Cemil Kavukçu öyküleriyle tanınan bir yazar. Hatta öykücü – 1990, 2000'li yılların önemli isimlerinden biri. Hala okunuyor kitapları, ama ben bilmiyordum fazla- bir kaç incelemede dikkatimi çekmişti gerçi, Metin hoca da tavsiye etmişti sanırım bir ki yazısında.

Kitaba başladığımda en başta yazarın sade, sıkmayan üslubu ile karşılaşıyoruz. İlk hikayede kitabın adına uygun olarak bir çocuğun rüyası anlatılıyor daha çok. İyi güzel diyoruz, çok fazla etkilenmesek de beğeniyoruz yazarın dilini. İkinci hikayede ise ablasıyla küçük bir çocuğun bağını görüyoruz, bir şeyler uyanmaya başlıyor içimizde.

Üçüncü hikaye “Solgun” ablasını kaybeden orta yaşlı bir adam hakkında- işte burada hikayelerin birbiriyle ilintili olduğunun farkına varıyoruz, acaba yaşanmış mıdır kuşkusu çöküyor içimize.

Diğer hikayeler “O Kadın Fatma Girik Değil”, “Fiyasko” ve “Çiçekler”le konudan biraz ayrılıyor gibi göründe de “Başkasının Rüyası”nda her şeyin bir bütün olduğunun farkına yeniden varıyoruz. Her okuduğumuz hikayede biraz daha giriyoruz Kavukçu'nun rüyalarına. Kitabın sonunda bütün bunların başkalarının rüyaları olduğunu söylese de kahramanımız eşine, biz farkındayız her şeyin.

Başta söylediğim gibi hikayeler tek başlarına güzeller, ama hepsi birleşince insan ne olduğunu anlamadan bitiyor kitabı ve bütünün parçaların toplamının çok ötesinde olduğunu görüyorsunuz. Genel olarak bir burukluk hakim tüm öykülere. Ama öyle yılışık bir şey değil, Cemil Kavukçu sizi melodramlarla vurmak istemiyor. Zaten hayatın kendisi yetiyor o burukluk için.

Öykü seven ya da öykü yazmaya çalışanların okumasının faydalı olacağını düşündüğüm bir kitap “Başkasının Rüyası”. Zaten bir günde bitecek bu kitabı okuyacağınıza pişman olmayacağınızı düşünüyorum. İyi akşamlar.
Aynadaki Zaman, on tane birbirinden güzel öyküden oluşuyor. Cemil Kavukçu yine daha önceden tanımadığım bir yazardı. Kendisiyle, benim klasik 'kütüphaneden rastgele aldığım bir kitaptı' faaliyeti ile tanışma imkanı buldum. Kitaptan tek kelime ile söz edecek olsam, "deniz" kelimesini seçerdim. Şahsen, denizi ve denizciliği çok seven bir insan olarak söyleyebilirim ki, Cemil Kavukçu burnuma deniz kokusunu getiren yazar olmuştur.

Öykülerin tümünün genel teması deniz üzerine kurulu değil tabii ki; deniz, öykülerinde birleştirici bir etmen görevi görüyor. Bu açıdan, benim için Cemil Kavukçu'nun diğer öykücülerden farkı, öyküleri arasında bağlantılar kurması diyebilirim. On tane öykünün hepsi de birbiriyle ilgili; birbirleriyle kimi yerlerde kesiştiğini fark ediyorsunuz, kimi yerlerde ise daha önceki öykülerde karşınıza çıkan karakterlere rastlıyorsunuz. Bu, aslında bütünleyici bir etmen görevi görüyor. Öyle ki, kimi öyküler tek başına hiçbir anlam ifade etmez iken başka bir öykü onu tamamlayabiliyor.

Yazar, yazım dili olarak sokak dilini kullanmış. Argo kelimelere rastlanabiliyor. Bu, elbette ki kitabın gerçekçiliğini artırıyor. Hayatın gerçekçiliğini bir tek bununla değil birçok 'yansıma' ile yansıtmış (ki sadece argo dili ile hayatın gerçekçiliğini yansıtmış olsaydı herhangi bir yazardan farkı kalmazdı.). Hayatın insanlara küçük gelse de aslında ne denli geniş olduğu anlatılmış. Hayatta bizler için hiçbir önemi olmayan bir ayrıntının bir başkası için hayata tutunma kaynağı olduğu gözler önüne serilmiş.

Deniz ve denizcilik konusuna gelecek olursam: Deniz kavramı, hikayeler arasında ayrılmaz bir yere sahip. Öykülerin birbirleri ile kesişim noktası deniz diyebilirim. Bu, hem bildiğimiz "deniz" kavramı ile, hem de insanın iç dünyasını yansıtan, insanın kendi 'yaşam denizindeki' git - gel kavramları kastedilerek yapılmış. Hem zaten, en büyük deniz insanın içindeki deniz değil midir? Okyanusları aşan insan, kimi zamanlar bir başka insanın içindeki denizleri aşamamıştır. Belki de aşamayacaktır da. Ve yine bir ihtimal insanın içindeki denizdeki gel - gitlerin sırrını asla çözemeyecektir. İşte bu 'çözemeyişleri' de anlatmış Kavukçu bizlere.

Diğer kitaplarını da en kısa zamanda okumak istiyorum. Kendi adıma yeni bir öykücü daha keşfettiğim için çok mutluyum. Cemil Kavukçu'yu herkese tavsiye ederim. Sizleri kimi zaman gerçek denizlerde yolculuklara, kimi zaman da insanın iç dünyasındaki denizlerdeki fırtınalarda keşfe çıkarıyor. Kendi denizlerimizde usta bir kaptan olmamız dileğiyle...
Cemil Kavukçu değerli bir öykücü. Keyifli bir kalemi var ve okutuyor kendini. Yalnız Uyuyanlar İçin kendisinin erken dönem kitaplarından. Başkasının Rüyaları gibi buruk bir tat bırakan sade güzel hikayeler. Yalnızlık ana tema diyeceğim, ama değil o kadar çok. Bir yalnızlık var, ama yazarın o kadar önemsediğini söyleyemem, alışmış, şikayetçi değil. Üslubu güzel, erkek hikayeleri bir parça galiba- ben kendimden bir şeyler buldum ama herkese hitap eder mi, bilemeyeceğim doğrusu. Hayal gücü, kendine yabancılaşma, sıradan ama o kadar da sıradan olmayan insanlar. Ya da iç dünyalarını gördüğümüzde aslında hiç kimsenin sıradan olamayacağını anlıyoruz kitap boyunca. Bazı hikayelerde doğa üstüne kaçış, bazılarında ölüm özlemi, bazılarında ise pişmanlık var.

Hikayeler içine alıyor bu kitapta da insanı, ama Başkasının Rüyalarını okuyunca yazardaki gelişimi fark edebiliyor insan. Dili daha sadeleştirip zekice açılımlar yapmış o kitapta. Hatta oradaki düğünde geçen “Dört Örümcek Şov Orkestrası” bu kitaptan alınmış. Öykü okumayı sevenler için okunası bir kitap yine de Yalnız Uyuyanlar İçin
Cemil Kavukçu yalın anlatımda en önde olan öykücülerden. Bu kitabında 11 öykünün ana sorunu yalnızlık gibi görünüyor. Görünüyor diyorum, bazılarında somut bir belirti olsa da bazılarında yalnızlık soyut bir şekilde anlatılmış. Kitaba adını veren öyküde ramazan davulcusundan dolayı çocukluğumun ramazanlarına gitmedim, aksine beni çocukluğumun ramazanlarına götüren karakterin sokakta geçe bekçisi ile karşılaşmasıydı. Eskiden var olan gece bekçileri. Ayrıca "Hangi çağdayız son teknolojilerle geliştirilmiş iletişim araçlarının yaygın bir biçimde kullanıldığı dönemde davulcunun işi ne? Çalar saate güvenmeyenler için PTT'nin telefonla uyandırma servisi var." cümlesi de ergenliğime götürdü beni.
Eskilerden, mektuplardan, arabaların kelebek camlarından, nostalji olan şeyler şimdiki zamanda...
Aşk, ölüm, pişmanlık, acı öykülerin içinde geçen temel unsurlar. Yalnızlıktan kaçışta kiminde hayali aşklar, kiminde alkole bağlı kaçışlar. Cemil Kavukçu'nun şimdiye kadar okuduğum kitaplarında alkol hep vardı. Malı Baba, Kuzeydeki Kum Kosterleri, En Eski Güvercin, Yalnız Uyuyanlar İçin daha çok beğendiklerim arasında yer aldılar.
Kütüphanede kitaplara bakarken bir anda gözüme nasıl iliştiğini bilmediğim minik cep boy hikaye kitabıydı Nolya. Eğlenceli, farklı ve bir o kadar da fantastikti sona doğru.
Konusunu anlatsam hikaye bitecek diye yalnızca ucundan çıtlatacağım.
Dostların Yeri adındaki meyhanede başlıyor olay. Ve hikaye boyunca bu yerin ve karakterlerin el değiştirmesine şahit oluyoruz.
Yazarın kendine özgü anlatımı ile okumak daha güzel bir hâl aldı. Kesinlikle tavsiye ederim.
Bir günde okunabilecek eğlenceli, enteresan bir kitap. Cemil Kavukçu okumamıştım daha önce, tanımış oldum. Ben sevdim. Okursanız çok şey kazanmazsınız belki ama bir şey de kaybetmezsiniz.
Kitap almak için kütüphaneye gitmiştim, kapanma saati çok yakındı. Hemen alabilmek için dolaplara yöneldim. İki tane Yakup Kadri kitabı aldıktan sonra üçüncü kitap hakkım için aceleyle öteki dolaplara, raflara bakmaya başladım. Görevli, 'Kapatıyoruz.' dediği anda sırf üçüncü kitap hakkımı doldurmak için elimi kitaplara attım ve ne gelirse o, dedim kendi kendime. Çektiğim kitap da 'Cemil Kavukçu - Üstü Kalsın' kitabıydı. İlk defa ismini duymuştum yazarın da kitabın da. Can Yayınları'nı görünce iyidir herhalde, diye düşündüm. Kitabı okudum ve çok beğendim. Dokuz farklı hikâyeden oluşuyor kitap. Çok sade. Birkaç hikâye 'karga' konulu idi. En çok sevdiğim hikâyeler, bu hikayelerdi. Bir beldeye karabulut olan ve tarlaları yağmalayan kargaları, kargalara karşı insanların aldığı önlemleri anlatıyor. Yazarı ve kitaplarını listeme aldım. Hikâye sevenlere kesinlikle tavsiye edilir.
Bir dergide tanıtımını görünce kitabı almaya karar vermiştim. İtiraf edeyim ki yazarın varlığından haberim yoktu. Henüz hiçbir öykü kitabını da okumuş değilim. Yazarla tanışmam bu deneme kitabı ile oldu. Öykü nasıl oluşur, nasıl ortaya çıkar, nasıl yakalanır, gerçek yaşamlar her zaman öykü olur mu, öykü adları nasıl ortaya çıkar dan başlayarak, bir sürü yazarı ve kitapları tanımaya giden bir yolculuk yaptırıyor Cemil Kavukçu bu denemesiyle. Kitap sever olarak çok şey öğrendim, bir edebi hazine, her okuyucunun kitaplığında olması gereken bir kitap. Alıntılar ekledim, belli bir noktadan sonra alıntı eklemez oldum, benden sonra kitabı okuyacakları düşünerek. Bir okur bir kitaptan daha ne bekleyebilir ki; yeni yazarlar ve yeni kitaplar tanıdım, bir yazarın iç dünyasında dolaştım, bir yazarın gözüyle diğer yazarları gördüm, bir yazarın yalnızlığına şahit oldum ve tüm bunları öğrenirken kendimi bir yazar gibi hissettim, hissettiğimden ziyade hayal ettim. Ortak noktalar aradım, Cemil Kavukçu’nın babası ile olan ilişkisinin birebirini benim babamla yaşamış olduğumu gördüm. Yeni nesil romanlar yerine içinde kendimizi bulacağımız öyküleri yüceltmesini de kendimle yazar arasında ikinci ortak nokta olarak yakaladım. Burada yazmayı uygun görmediğim bir kaç ortak noktanın olduğunu da fark ettim. Sonuçta da kendim adıma bir acı gerçeği su yüzüne çıkardım, benden bir ----- olmaz. Daha insan bir kitaptan ne bekler. Şiddetle tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cemil Kavukçu
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
İnegöl, Bursa, 1951
1951 yılında İnegöl'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü'nü bitirdi (1976). Öyküleri, 1980 yılından başlayarak çeşitli dergilerde yayınlandı.

Cemil Kavukçu, son yılların en usta öykücülerinden. Küçük insanların dünyasını başarıyla betimlemesini, onların iç dünyalarını olanca derinliğiyle vermesini biliyor. Eleştirmen Fethi Naci, Cemil Kavukçu için “Elini neye değdirse öykü oluyor, tam bir anlatı ustası” diyor. Gerçekten de Cemil Kavukçu'nun öyküleri, sıradan insanları, sıradan yaşamları, küçük olayları alıp zengin dünyalar yaratıyor. Ayrıntılar ve diyaloglar (özellikle de kişiliklere özgü argo dil), onun öykülerinin vazgeçilmez öğeleri. Temiz, yalın bir Türkçeyle, kendi üslubunu yaratmayı başararak yazıyor Cemil Kavukçu. Bir başka deyişle, tutarlı bir dil ve üslup, bütün öykülerinde açıkça kendini gösteriyor. Okuru, öykünün içine çekip alıyor, sarıp sarmalıyor. Karşıdan değil, içinden okunan öyküler yaratıyor Cemil Kavukçu. Öykülerin bir kısmı da bir yap-boz'un parçaları gibi kırılıp yeniden bir araya geliyor. Son yıllarda tıkanır gibi görünen öykücülüğümüze yeni bir soluk getiren Cemil Kavukçu, 2000'li yıllarda da öykünün yollarında yürümeyi sürdürecek.

ESERLERİ
Patika adlı kitabıyla 1987 yılında Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü'nü kazandı. Yayınlanmış öykü kitapları: Pazar Güneşi (1983), Patika (1987), Temmuz Suçlu (1990), Uzak Noktalara Doğru (1995), Yalnız Uyuyanlar İçin (1996), Bilinen Bir Kitapta Kaybolmak (1997), Dört Duvar Beş Pencere (1999). İlk romanı Dönüş, 1998 yılında yayınlandı.

Yazar istatistikleri

  • 33 okur beğendi.
  • 454 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 239 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları