1000Kitap Logosu
Cengiz Dağcı
Cengiz Dağcı
Cengiz Dağcı

Cengiz Dağcı

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.6
1.680 Kişi
5,7bin
Okunma
526
Beğeni
13,5bin
Gösterim
Unvan
Kırım Tatar Roman Yazarı
Doğum
Gurzuf, Yalta, Kırım, 9 Mart 1919
Ölüm
Soutfields, Londra, 22 Eylül 2011
Yaşamı
9 Mart 1919 tarihinde Kırım’ın Yalta şehrinin Gurzuf köyünde doğar. Çocukluğu kıtlık, yoksulluk, Rus emperyalizminin zulmü ve büyük baskılar altında geçer. İlkokulu köyünde, ortaokulu Akmescit'te bitirir. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken İkinci Dünya Savaşı çıkar. 1941’de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düşer. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığınır. 1946’da Londra’ya yerleşir. İngiltere’deki hayatı da hiç kolay olmaz; bir taraftan yazarken en vasıfsız ve ağır işlerde çalışmak zorunda kalır. “Türkçe bana anamın konuştuğu dil” diyerek yazı dili olarak Türkçeyi kabul eder. Türkiye Türkçesindeki ilk kitabı 1956 yılında Varlık Yayınları tarafından yayınlanan Korkunç Yıllar’dır. Yaşar Nabi ile mektuplaşarak tanışan Dağcı, eserlerini de posta yolu ile gönderir. Soğuk savaş şartlarının siyasi etkilerinin hissedilmesi, Sovyetler Birliği’nin sol entelijansiya ile kurduğu ilişkiler ve fikir hayatımızdaki çatlamalar yazarı yalnızlaştırmak üzereyken, Ötüken Yayınevi ile tanışır. Ötüken Yayınevi vasıtasıyla yirmiden fazla kitabı Türk okuyucusuyla buluşturur. Dağcı Türk edebiyatının büyük yazarları arasındadır. Romanlarında Kırım Türklerinin yaşadığı acıları hüzünlü ama berrak bir üslupla aksettirir. Kitapları yıllarca elden ele dolaşır. Kırımla olan ilgisini hiçbir zaman koparmaz ve Kırım Türklerinin vatanlarına dönüşlerini anlatmayı ihmal etmez. Hatıralarında “Ben yalnızca Kırım’ın yazarı değilim ama Kırım’ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim” der. Hayatının son yıllarında içerisinde bulunduğu muhitteki karakterleri ele alan hikâyeler de yazar. En büyük destekçisi savaş sırasında Polonya’da tanıştığı ve 1998 yılında kaybettiği kıymetli eşi Regina Hanım olur. Aralarında Yazarlar Birliği’nin ve İlesam’ın yılın yazarı, Türk Ocakları’nın üstün hizmet ödülü de olmak üzere sayısız ödül alır. En son 21.03.2011 tarihinde Marmara Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından düzenlenen "Türk Dünyasında Zirve Şahsiyetler: Cengiz Dağcı" sempozyumuyla yazarlık macerası ele alınan Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 tarihinde Londra’nın Soutfields bölgesindeki evinde saat 12:30 sıralarında vefat etmiştir.
ferda
Onlar da İnsandı'ı inceledi.
494 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Komalizma! İçten içe komünizme bir ısınamamışlığım vardı ve kitapla beraber daha çok soğudum. Düşüncenin temeli güzel olabilir fakat şuan ki dünyada başarılmayacak, ve hiç başarılmamış. Varı yoğu toprak olan insanlardan nasıl bunu isteyebilirler? Gerçekten insan mıydı bu ruslar? Kırım her zaman türklerle anılacak ruslar ise yaptıkları zulümle. Kitapta olaylar o kadar yakından anlatılmıştı ki her olayı anı anına yaşatılıyor. Dili gayet sade, vurucu alıntıları olan sevdiğim bir eser oldu tavsiye ediyorum herkese:)
Onlar da İnsandı
8.7/10
· 1.815 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
9
Naçiz'Hane
Onlar da İnsandı'ı inceledi.
494 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
69 Yıllık Memleket Hasreti
Kitabın içeriği kadar yazarın kısa bir özgeçmişinden bahsetmenin doğru olacağını düşünüyorum. Cengiz Dağcı Kırım Tatarı roman yazarı. (Gurzuf 1919-2011 Londra) Çocukluğu Kızıltaş (Kırım) köyünde geçti. Kırım Pedagoji Enstitüsü ikinci sınıfında iken II. Dünya Savaşı çıktı. 1941`de Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü. Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtularak müttefik devletler safına sığındı. 1946 Ekiminde eşi ve kızıyla birlikte önce Edinburgh'a geldi. 1947 yılı başında Londra'ya geçti. 1974 yılında Londra'da Wimbledon yakınlarındaki Southfields'e yerleşti ve vatanından ayrıldığından bu yana hiç Kırım'a gitmedi. Cengiz Dağcı, Türkiye'ye hiç gelmediği halde kitaplarını Türkiye Türkçesi ile yazmış, kitaplarının ilk redaksiyonunu da şair Ziya Osman Saba yapmıştır. Türkiye'de yayınlanan eserleri sayesinde Türkiye'de birçok insan Kırım’ı ve Kırım Tatarları'nın yaşantılarını öğrenmiş oldu. Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını anlatır. (Stalin dönemi) Hüzünlü bir üslûbu vardır. Öğrencilerin okullarda sadece ders almak dışında, oyun oynamasından yanadır. Cengiz Dağcı, 22 Eylül 2011 Perşembe günü saat 12.30 sularında Sauthfields'teki evinde vefat etti. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun girişimleri ile Türkiye'den katılan kalabalık bir topluluk tarafından, 2 Ekim 2011 Pazar günü 69 yıldır görmediği Yalta'ya bağlı Kızıltaş köyünde toprağa verildi. Yazar böylece ebedi uykusunu doğduğu topraklarda uyumak imkânına kavuştu Aşağı yukarı Türkiye' den sürgün yemiş nice düşünce suçluları gibi hayatı. Maalesef insanlarımız devlet ile mevcut hükmet arasındaki farkı anlamış değiller tam olarak. Her siyasi ideloji kendi düşmanını yaratır ve eğer bu düşmanlar (düşmanlıkları tartışılır) yüksek perdeden konuşuyorsa ya cezaevini boylar ya öldürülür ya da Cengiz Dağcı gibi sürgün hayatı sürer. Dünyanın her yerinde bu böyledir. E tabi onca mahpusluk, sürgün de memleket hasretini beraberinde getirir. Ya içine atarsın erkenden ölürsün ya da içindekileri mürekkebe dökersin. "Onlar da İnsandı" (!) Kitabın adı, Rus zulmüne uğrayan Türklerin dramına üzülen bir yazarın dış ses olarak bir yorumu olarak geldi fakat aldığım cevap, Hz. Muhammedin Taif' te onu taşlayan insanlar için allahtan taş atanları bağışlamasını istemesiyle aynıydı. Demek ki 69 yıl çekilen memleket hasreti, insanı böyle büyütüyormuş. Rus-köylü savaşı hepimizin malumudur. Aşağı yukarı 5 milyon insan bu savaşta ölmüştür. Savaşın nedenine dair tarihsel bir bakış açısı kazanmak için kısa bir özet geçelim ve bitirelim. Öncelikle şunu belirtmeliyim yeryüzünde gerçek bir komünizm uygulanamamıştır. Zenginlerin çok zengin fakirlerin çok fakir olduğu sisteme kapitalizm denir. Kapitalizmde insanlar otomatik robotlardır. Eşek gibi çalışır patronlarını zengin eder. Kendilerinin hiçbir sosyal hakları yoktur. Haftanın 7 günü ve 12-16 saat arası çalışır ve kazandıkları parayla üretilen ürünleri tüketmekle görevlidir. Kıdem tazminatı, işsizlik fonu, sağlık sigortası, haftasonu tatilleri, 8 saat çalışma süreleri, çocuk işçiliğin yasaklanması, kadınların doğum izinleri v.b. sosyalizm ve komünizmin getirdiği reformlardır. (İngiltere' de sanayi devriminden sonra Avrupa' nın kapitalizmi tam anlamıyla yukarıdaki zor şartlarla destekleniyordu. Kısacası kapitalizm, rekabetçi ve liberal ekonomiyle gelişen fakat sosyal ve hümanizma açısından tam bir felaketti. Diğer yandan sosyalizm&komünizm serbest piyasası olmadığı için teknolojik gelişmeler ağır ilerleyip refah olarak nirvanaya ulaşıyordu. Dipnot: En iyi sistem karma ekonomidir. Gelelim Rusya' ya. Lenin' cim toprak reformu yaptı. Nedir toprak reformu? Ülkede kaç kişiyiz? 100 Kaç birim toprak var? 100 Herkese 1 birim toprak verdim gitti. Ne güzel değil mi? Herkesin ekip biçeceği toprağı oldu. Maalesef o iş öyle olmuyor canlar. 100 birim toprağı ekebilecek nitelikte insan sayısı 30-40 arasında kaldı. (hastalar,yaşlılar,çocuklar, hamileler, çiftçi olmayanlar) Bu da demek oluyor ki 100 birim topraktan %30-40 mahsül alındı ve Rusya da kıtlık baş gösterdi. İnsanlar açlıktan kedi, köpek, sıçan, insan yedi. Evet insan yedi. Gelelim Staline, peki o ne yaptı? Köylüye verilen toprakları geri aldı ve sadece çiftçi olan insanlara toprak verdi. Makineleşmeye geçildi ve sorun çözüldü. Peki size bir soru. Siz dahil herkese 1 daire veriliyor. Aradan yıllar geçiyor ve daireniz elinizden geri alınıyor. Bir anda kiracı oluyorsunuz. Ne hissederdiniz? Evet Köylüler de buna itiraz etti ve Rus-köylü savaşları neticesinde 5 milyon köylü hayatını kaybetti. Lenin' in hatasını düzeltmek 5 milyon insanın ölümüne neden oldu. Toprak reformu iyi bir şeydir fakat herkesi toprak sahibi yapmak kötü bir şeydir. Charles de Gaulle ' nin de dediği gibi politika, politikacılara bırakılmayacak kadar önemli bir konudur. İşte yazarımız Cengiz Dağcı da, Stalin' in köylüden toprakları geri aldığında ortaya çıkan zulmün alegorisini bizlere sunuyor. Son söz olarak memleketine hasret kalmış bir vatanseverin mezarını doğduğu topraklara getiren Ahmet Davutoğlu' na teşekkür ediyorum. Siyasi ideolojisi kim olursa olsun, kimse memleketine hasret bırakılacak kadar kötü değildir. Hele ki bu düşünce suçuyla gerçekleşiyorsa... ~~Kitapla kalın~~
Onlar da İnsandı
8.7/10
· 1.815 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
113
Tuco Herrera
Korkunç Yıllar'ı inceledi.
284 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Korkunç Yıllarda Yurdunu Kaybeden Adam...
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku .. Başlamadan Not : İşbu inceleme Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam adlı kitaplarının şekersiz nescafe kıvamında yazıya aktarılmış İKİSİ BİR ARADA İNCELEMESİDİR.. Sabahın köründe kalkıp karga "bilmem nesini" yemeden yazmaya başladığım bir incelemeden daha alayınıza selam olsun .. Özellikle haftasonu çalışacaklar .. BEN Mİ GİDEYİM YAUVV?! =)) Kahvemden bir yudum alayım FÜTFÜT !!! Sen de bu arada yatağın altına attığın çoraplarını araya dur .. İşçi ailesiyiz kardeşim genlere işlemiş erken kalkmak .. Bu incelemeyi uzun ama baya uzun bir müddettir öteliyorum .. Sabah kalkıp BETON yün yorgan altında buz gibi havada kitapla gözgöze gelince ne olacaksa olsun yazıcam deyip sarıldım klavyeye .. 2018 senesi benim için baya baya karlı bir sene oldu .. Kitaplığımda olmasına rağmen şans vermediğim yazarlara ve kitaplara bir şans verince boğazda saltanat kayığı içinde çiğ köfteden yapılma bir tahtta oturup , serinlemem için marul yaprakları sallayan ve bir yandan da mangal yelleyen kölelere nazır tekila yuvarlayan modern osmanlı padişahlarına döndüm.. Bunlardan biri Cengiz Aytmatov idi .. Beni çok etkiledi .. 2 tane de inceleme yazdım .. İşte o günlerde bir gece bir msj düştü posta kutuma .. 1000kitap.com/pikacu_ diyordu ki bu adamı bunca sevdiysen Cengiz Dağcı' ya da bir şans ver .. Aytmatov Kırgızistan' dan katılıyorsa ortamlara , Cengiz Dağcı da Kırım' ın evladıdır...Alkolün bünyede top koşturduğu saatler .. Tamam dedim o an için .. Sabah uyanınca baktım ki zaten okunacaklar listesine almışım .. Az bi araştırma yaptım..Baktım kitapları Ötüken ve Varlık yayınlarından çıkmış .. Ötükeni oldum olası sevemedim bazı ideolojileri gereksiz yere sömürdüğü için .. Düştüm yollara , vurdum kendimi hurda pazarına .. 4 saat o hengamede çuvallarla altlı üstlü mücadele edip şansa bu ve diğer 4 5 kitabını daha almayı başardım Varlık Yayınlarından .. Geldim eve bir sevinçle .. Bu arada yazar hakkında hiçbir bilgiye sahip değilim Kırım Türkü olmasından hariç .. Az bi internette gezindim bir bilgiye rastgelebilir miyim diye , Vatanı Dilinde Cengiz Dağcı diye bir kitaba rastgeldim.. Aradım taradımsa da kitaba erişim şansım olmadı sonrasında.. Kitabın ismi aklıma kazındı yalnız .. Bir de bulamayınca .. Neyse efenim başladım bendeki varlık yayınlarından okumaya .. Esasen bu kitap tek parça halinde Yaşar Nabi 'ye gönderilmiş Cengiz Dağcı tarafından içerisinde bir mektupla .. Kağıdın altından pahalı olduğu dönemler tabii o günler .. Yaşar Nabi bakmış ki kitap çok uzun tek parça halinde yayınlaması mümkün değil , kitabı ikiye bölmüş Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam diyerek .. Korkunç Yılların başına da kitabın yazılış öyküsünü kendince yazmış .. O notun sonunda Cengiz Dağcı' nın öyle bir cümlesi vardı ki daha kitabı okumazdan evvel ben bu adamı ÇOK AMA ÇOK sevdim kardeşim dedim .. "Elhamdülillah -TÜRKÜM- , müslümanım ve bu notlarımda yazdıklarımın hepsinin de hakikat olduğuna yemin ederim." Hiçbir art niyet gelmedi şunları okuduğumda aklıma .. Çünkü sene 50 lerin ortası ve ne müslümanlık ,ne de Türklük o dönemlerde insanların bugünki gibi içi boşaltılmış söylemlerle savunduğu olgular değil .. Zaten şu adama bir bakın yahu !! Bu adam nasıl sevilmez !?!?! youtube.com/watch?v=zl9Nzs__lzg Kitabı okudukça kendisine olan sevgim yüze falan katlandı .. Kendime de baya kızdım bunca sene böylesi bir Türk büyüğünü nasıl atlayıp es gecmişim diye .. Az önce bahsetmiştim ya sizlere Vatanı Dilinde isimli kitaptan .. O kitabı bulup okuyamadım ama safi başlığı dahi bu adamın hakkını SONUNA KADAR vermiş .. Ben böylesine saf ve temiz bir milliyetçi , böylesine Türklüğe sarılmış bir adam daha görmedim .. Öyle çok , öyle içten ve öyle saf bir dille bahsetmiş ki Türk birliğinden ve Türklükten , yaşadığı acılardan , kaybettiği değerlerden ve vatanından.. Taşı alsam karşıma da okusam şu kitabı vallahi de billahi de tillahi de o dile gelir de ağlar yeter sus diye.. Burnumun direkleri sızladı.. Biliyorum çok uzadı ama bu inceleme de benim boynumun borcudur..Herkes tanısın , okusun sahip çıksın istiyorum Cengiz Dağcı' ya .. Ben kitabı Korkunç Yıllar ve Yurdunu Kaybeden Adam olarak tek bir kitapmış gibi anlatıcam sizlere .. Yani İKİSİ BİR ARADA OLACAK ! O yüzden inceleme esasen işte burda başlıyor eticin kemiren monçiçiler(tabii ki PORTAKALLI !) .. O dönemlerden , yani 2. Dünya Savaşı günlerinde Rusya 'da yaşananlardan haberdar olmayanlar için kısaca anlatayım .. Stalin'in Kırımlılara inanılmaz zulmettiği , dilini dinini ve benliklerini, Türklüklerini asimile etmeye and içtiği dönemler .. Traktörle çekerek camii minaresi yıkmak nedir arkadaş !?!?? Böyle manyaklık mı olur demeyin !! Okuyun daha nicesini göreceksiniz bu kitapta .. Neyse devam .. Her iki kitapta da anlatılanlar Sadık Turan isimli bir kırım türkünün anıları şeklinde verilmiş bizlere ama Cengiz Dağcı' nın ÖZ BE ÖZ hayat hikayesi bu yaşananlar .. Fakir bir aileyle hayata merhaba diyenlerden Sadık Turan .. Yokluk ve sefaletten kardeşlerini kaybetmesi , olan kardeşi ile de daha sonrasında düşman dediği , karşısında savaştığı bir ordunun üniformasını giyerek savaşmak zorunda kalması .. Anlatacak öyle çok şey var ki nasıl toparlıyacağımı bilemiyorum .. Dedim ya ruslar zulmediyor diye .. Ailesine aba altından sopa gösterip emrivaki ile rus ordusuna katıyorlar onu .. Soyunuzu yoketmeye yemin etmiş bir orduya mecburen girmek zorunda kaldığınızı aklınıza bir an için getirin .. Hayır dese ailesini buhar edecekler .. Teğmen olarak savaşa giriyor ama birgün Türkistan' ı kuracaklarının hayalini bir an bile aklından çıkarmadan ..Almanlara esir düşüp meşhur toplama kamplarına misafir oluyor .. Sade o toplama kampı anıları bile Anna Frank'in Anı Defterini Cin Ali kıvamına getirmeye yeter ..Şuraya kadar anlattığım tüm konu başlıklarının onlarca alt başlığı var kitapta .. Almanları 2. Dünya Savaşından tanımayanlar pek bilmezler ama Almanlar istihbaratın kitabını yazmış bir millettir.. Bizim Milli İtihbarat Teşkilatının temelleri bile ilkin almanlar tarafından atılmıştır .. Varın gelin gerisini siz hesap edin .. Hal böyle olunca kontrespiyonaj ile propaganda yaparak esasen rusların düşmanı olduğunu çok iyi bildikleri Sadık Turan 'ı kendi saflarına katmaya çalışıyorlar .. Katiyen karşı çıkıyor ilkten.. Ama daha sonra durum muhakemesini yapıp Stalingrad carpışmaları sürerken ve vatanım dediği Kırım da Nazilerin kontrolüne geçince Alman üniformasını giyip Nazilerin Türkistan Lejyonuna katılıyor Ruslara karşı savaşmak için .. Tonla 2. Dünya Savaşı araştırması ve romanı okudum , bu adamınki gibi bir hikayeye rastlamadım .. Hem ruslara hem de nazilere karşı savaşmış bir isim Türkistan birliğini kuracağız günün birinde diyerek .. Muadili yok bunun dünya üzerinde !! Bunun böyle olduğunu kitabı okuduğunuzda sizler de göreceksiniz .. Esas üzücü olan şu ki , her iki taraf içinde harcanabilir bir isim oluyor kendisi .. Niçin ? Çünkü vatanım dediği topraklar o günlerde rus işgalinden kurtulup nazi egemenliğine giriyor ..Ta en başından beri vatanım dediği topraklar ilhak edilmiş ! Hakan Günday ' ın bir sözü var : "Benimle savaşma. Çünkü kazanırsan, kaybedersin." Kiminle savaşırsa savaşsın kaybetmeye yazgılı .. Ruslar zaten ebedi düşmanları ... Ya Almanlar ? Bakın ben size o günlerde 1943 senesinde Hitler' e verilmiş bir rapordan bahsedeyim .. SS subayı Berger 'in incileri .. İyi okuyun ! 1940 yılının başında Nazilere bağlı bir Türk lejyonunun kurulması kararlaştırılır ..Tarih 24 Kasım 1943 ' ü gösterdiğinde SS subayı Berger , Hitler' in danışmanı Grothmann ' a bir rapor sunar .. Aynen aktarıyorum : "Türk lejyonu sorunu bizim için HAYATİDİR. Biz , BATI MÜSLÜMAN BİR ORDUYA KARŞI (YANİ TÜRKİYE ORDUSU!) , doğu müslüman bir ordu çıkarabilirsek , o zaman 220 milyon müslüman için de önemli bir MÜFTÜYLE birlikte çalışmamız başarı açısından selamlanacak bir durumdur." Bu oyunlarını o günlerde hayata geçiremediler .. Devam ediyorum : "Bu ÇAPULCULARIN (!) çetelerin bölgesinde devreye sokulması gerekir.Eğer başarısız olurlarsa onları KURŞUNA DİZERİZ ..BU BİZİM İÇİN KOLAY BİR İŞTİR." İşte BU, almanların kendilerinden olmayan , ari ırk mensubu olmayanlara bakış açısı o yıllarda .. Sonrasında Cengiz Dağcı' nın Londra'ya yerleştiği dönemler .. Son olarak Türkiye' ye hiç gelmemiş , adımını dahi atmamış ama kalbi bizden fazla Türklük için çarpan ismin karşılığı Cengiz Dağcı .. Küçük çocuklara asker elbisesi giydirip selam verdiren ve boş söylemler ardından medyayı karşısına alıp "BAHÇELİ" villalarda boy boy fotoğraf çektiren bir kısım zevata verilip okutturulması gerek .. "Türklük" , "Milliyetçilik" budur diyerek .. Al son cümleleri de ondan yapayım : Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Özbek diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! DENİZ PARÇALANMAZ ..BİZ TÜRK - TATARIZ! (İŞTE O KADAR!) Buraya kadar okuyanlar ve beni yazarla tanıştıran sevgili 1000kitap.com/pikacu_ ... AYEM SO TENK KU !! Okumayanlar , eviniz başınıza yıkılsın ulan sizin!!! O kadar yazıyoruz !! =))
Korkunç Yıllar
9.0/10
· 1.388 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
39
260
Tatar Merve
Korkunç Yıllar'ı inceledi.
254 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
2. Dünya Savaşı’nda Ukrayna cephesinde savaşmış, Almanlar tarafından esir alınmış, daha sonra ise Almanların yenilmesiyle müttefiklerin safına geçmiş, İngiltere’ye yerleşmiş bir yazar olan Cengiz Dağcı, Korkunç Yıllar adlı romanında Sadık Turan karakteriyle aslında kendi yaşadığı, şahit olduğu dönemleri yazmış. Kendi açımdan sadece önemli noktalara değinmek istiyorum. Öncelikle; yazara göre Tatarlığın bir alt kimlik, Türklüğün ise bir üst kimlik olduğunu romanda çok açık bir şekilde görebiliyoruz. Kazak, Özbek, Kırgız gibi boyları kan kardeşiyiz diyerek bir üst kimlik olarak Türklükte buluşturmuş. Zaten roman karakterinin adına bakıldığında da bu anlaşılabiliyor. Dolayısıyla etnik olarak Tatar, soy olarak Türk olduğunu dile getiren Cengiz Dağcı eserlerinde kendisini Tatar-Türk kimliğiyle bütünleştirmiş. Fakat eserlerinde ve kendi içerisindeki vatan aşkı ön plandayken Kırım’a dönmemesi gibi Türkiye’ye de hiç gitmemiş olması ve anadile bu derece önem veren yazarın eserlerini Türkiye Türkçesiyle yazması da ayrı bir olay. Romanın temeli elbette Tatarların Ruslar karşısındaki ölüm kalım mücadelesine dayanmakta. Uygulanan baskılar ve zulümler ele alınmakta buna istinaden de alfabe değişikliğiyle dilin önemi vurgulanmış. Rusların çıkarları için çalışmamak fikri de temel düşünceler arasında. Cengiz Dağcı, eserinde Rusların ve Almanların yaptığı zulmü anlatırken, yaşanmış olanla kurguyu mükemmel bir şekilde iç içe geçirmiş.Fakat aslında baktığımızda Cengiz Dağcı bir hikaye anlatmaktan ziyade gerçekleri yansıtmaya çalışmış. Çünkü Sadık Turan’ı okurken bile Cengiz Dağcı’nın kendi hayatı olduğunu anlayabiliyorsunuz. Ayrıca kitabın başında Cengiz Dağcı’nın “Ben sadece Kırım’ın yazarı değilim ama Kırım’ın faciasını bütün gerçeği ve içtenliğiyle yalnız ben yazabilirdim.” Sözüne yer verilmiş. Dolayısıyla Vatansız kalmanın acısı ve milli aidiyetin önemi romanın teması olarak işlendiğinden bu duygular okuyucuyu derinden etkiliyor. Her ne kadar kitaptaki kimlik konusundaki düşüncelere katılmasam da bir Kırım Tatarı olarak vatansız kalmanın acısını iliklerime kadar okurken tekrar tekrar hissettim...
Korkunç Yıllar
9.0/10
· 1.388 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
13