Cengiz Özakıncı

Cengiz Özakıncı

Yazar
8.9/10
311 Kişi
·
694
Okunma
·
125
Beğeni
·
9,2bin
Gösterim
Adı:
Cengiz Özakıncı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1954
1954 yılında doğdu. 1979 yılında yazdığı, yayımlamasına izin verilmeyen ve basılmadan önce el konulan ilk kitabı; Marksist Açıdan Kemalist Devrim, ardından yayımladığı Yeni Demokratik İşçi Birliği, imzalı bildiriler nedeniyle yargılanarak, 5 yıl hapse mahkum edildi. Beş yıllık tutukluluğun ardından serbest kaldı. Yazmaya devam etmekte.
"Yeryüzünün yasası şudur: Bilimde ileri olan , bilimde geri olana boyun eğdirir, köleleştirir, sömürür."
Cengiz Özakıncı
Sayfa 45 - Otopsi Yayınları 16. basım 2011
Biliyorum ki Müslüman başka İslamcı başka şeydir. Simit satan adama simitçi denildiği gibi, İslam’ı satan adama da İslamcı denir.
Cengiz Özakıncı
Sayfa 20 - Otopsi Yayınları
Gazi öyle bir şahsiyettir ki ebediyen asrımızın en büyük adamlarının en ön safında bulunacaktır. Bu mevki tarihin ona verdiği bir haktır.
İlginçtir ki Amerikan buyruğuyla Osmanlı'ya dönüp Dünya İslam Birliği kurma düşüncesini savunanlar ile Atatürk'e saldırıp Kürt ayrımcılığı yapanlar çoğu kez aynı kişiler olmuştu.
Mustafa Kemal, yalnızca bir ordu komutanı değil, aynı zamanda devletler arası güçler dengesini, güçler arasındaki ilişkileri ve çelişkileri an be an izleyip hangi zamanda ne yapılması gerektiği konusunda en doğru kararları veren bir “stratejist”ti...
En fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde, Türk ulusunu “inananlar ve inanmayanlar” gibi suni kamplara ayırmak ve ülkeyi ortaçağ karanlığına sürüklenmenin mazur görülecek bir yanı bulunmamaktadır
1949'dan sonra Milli Eğitim Bakanlığı'na yuvalanan Amerikalı danışmanların belirlediği öğretmenlerle beyinlere kazınan; Osmanlı'nın savaşlarda üstün gelerek yükseldiği ve savaşlarda yenilerek yıkıldığıydı.
400 syf.
·Beğendi·10/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

Selamın hello çokomeller .. Hepiniz iyisiniz , ben de iyiyim .. Öyleyse başlayalım .. Sayın cevizkabukları hep diyorum ki tarih bilmeyen bir adam KÖR olmuştur !! Geçmişini bilmeyen daha doğrusu geçmişte ne olmuş bilmeyen bir adam ileriye dönük adımları geçmişten ders alarak atamaz .. İmkanı yok bunun!! Tarih bilmeyen , ekonomi de bilmez , müzikten de anlamaz , sanattan da çakozlamaz, siyaseti saymıyorum bile =)) Neden mi ? ÇÜNKÜ HERŞEYİN BİR TARİHİ VAR DA ONDAN ! Bugün bizi de KÖKÜNDEN ilgilendiren bir durumdan , hatta bir komplodan bahsedicem size .. Amacım bilmişlik değil ..Ben kendi az bildiğimle ,dilimin döndüğünce açıklamaya çalışıcam sizlere .. Yanlışım , yanıldığım yer varsa buyrun inceleme açık kaynak kabul edilsin , bildirin düzelteyim ..

Hepimiz nerede yaşıyoruz ?
Kara parçaları üzerinde ..
Ne diye adlandırılıyor bu kara parçaları?
Coğrafya diyelim kaba taslak ...
Peki coğrafya ne içindir ?
Çok açık ve net söylüyorum SAVAŞMAK içindir ..İnsanın doğasında var bu aç gözlülük !! Sen istemesen de bu böyle .. Şimdi elinde papatyalar ,kafasında defne yaprakları ile savaş karşıtları doluşurlar buraya .. HAYIR EFENDİM !! Bizim gibi son derece önemli bir jeopolitik kara parçası üzerinde oturuyorsan savaş her daim seçenekler içerisinde..Kendin savaşmak istemeyebilirsin ama bir gün KAPINI ÇALARLAR ! Tıpkı bize yaptıkları gibi ..

Ne zaman başladı bu iş ?
Osmanlıdan ele alıcak olursak , bizim için döşenmiş mayın tarlasına bizim ayak bastığımız ilk tarih 1820... Mora isyanı .. İnceleme çok uzun ondan kelli google a sor anlatsın sana .. 2 inceleme daha yazmak zorunda kalıcam yoksa .. Aynı 1820 de Osmanlıya ilk defa Amerikalı misyonerler geldi.. 4 sene geçti geçmedi İzmir' e konsolosluk açıldı .. Vatan sathına yayılmalarına daha var o dönemlerde .. Sonra özel okullar , misyonerlik falan alıp başını gidecek..Bundan sonraki ayak Balkanlar .. Orda azınlıklar diyip bir kolumuzu kestiler .. Aşşağıda da araplara coşkuyu verip , ordaki işbirlikçilerle diğer kolu kestiler mi? Kestileeer !
Sonra ?
Sonrasında askerimiz yığıla yığıla , süpürüle süpürüle bugün vatan dediğimiz Anadolu' ya geldiler mi ?
Evet!
Daha sonra noldu ?
Aradan 100 yıl geçmiş..10 Ağustos 1920 ' de Sevr dedikleri bir antlaşma koydular önümüze .. Kalan son toprağımızı da elimizden almak amaçları .. Anadolu'nun bu şekilde parçalatılmasının temellerini kim attı ? İdeolojik fikir babası kim ? Kimin ağzından çıktı o meşhur maddeler?
Wilson... Woodrow Wilson!!
Ne zaman ?
8 ocak 1918 ' de..Amerikan Parlamentosunda.. Şu meşhur 14 maddelik , bugün MEB ' de görev yapan amerikalı uzmanlar sayesinde ( adnan menderes sağolsun!) ilkokul çocuklarımıza BARIŞ PRENSİPLERİ(?!?!?) diye öğrettiğimiz prensipler .. ULAN BU NASIL BARIŞ?!?!? Orada 10 ve 12. madde doğrudan doğruya bizi ilgilendiriyor .. Hedef o dönem Büyük Ermenistan ' ın kurulması..Osmanlının parçalatılması..Türklere de Anadolu'da ufacık bir toprak parcası verilip orta yerde hapsedilmeleri .. O maddelerde bir de araya "ulusların kaderini tayin hakkı vardır" diye bir madde sokuşturmuş bu emmi .. İmparatorlukları zaten böyle parcalamışlar ..Amaç bunların diline doladıkları ünlü şark sorunu.. Türklerin Viyana'dan tekrar Horasan' a geri atılmaları.. Her neyse .. Bu 100 YILLIK planlarını biri bozdu ..Tekere çomak soktu! Kim bu "ADAM" ?
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK ! Resmen darma duman etti !! Boğazlarına dizdi bizden koparıp aldıklarını .. Kalemi aldı ellerinden , son nokta öyle değil böyle koyulur diyip SON NOKTAYI KOYDU ! Bütün misyonerleri sınır dışı etti ...Tüm misyoner okullarını kapattı .. Emperyalizm bu ! ASLA UNUTMAZ !! Hele ki Kurtuluş Savaşı gibi bir savaşta İLK KEZ bakın burası çok önemli DÜNYADA İLK KEZ emperyalizmi şamarlıyorsun , üstüne üstlük yetmiyor adamları yeniyorsun.. Bütün mazlum halklara "ROL MODEL" oluyorsun .. Ne diyor Gandi o dönem ?
Ben diyor Mustafa Kemal Paşa İngilizlerle savaşmadan öncesinde ingizlileri TANRI zannederdim..Bu emperyal devletlerin kabul edebileceği bir realite asla olmadı .. Bakın yukarda rol modeli büyük yazdım .. Niçin ? Tüm ezilen halklar bu savaşı örnek alıp başkaldırdılar da o yüzden .. Atatürk onların elinden silahlarını alıp , kendi silahları ile vurdu.. Dedim ya unutmazlar diye .. Bugüne dek planları hiç değişmedi .. Şimdi esas konuya hafiften bir girelim ..

Benim tabirimle MEDENİYET KAVALI ÖTTÜRÜP ORAYA BURAYA TERÖR İHRAÇ EDEN TAKIM ELBİSELİ BU ÇOBANLARIN sürekli övündükleri şey ne ?
Biz avrupalıyız goygoyu .. Sanat , ilim bilim , felsefe pek çok şeyin mucidi bunlar .. Kuramların temellerini atanlar bunlar .. Yalnız aralarından öyle iki isim cıktı ki , bunların tüm karizmasını , yarattıkları tüm pozitif olguları negatife çevirdi !
HITLER VE MUSSOLINI ! İmaj yerlerde pek tabii! Avrupa dediğin ELİ KANLI 500 senelik kartoloz neneler topluluğu !! Silikon, gerdirme ,makyaj bir yere kadar.. Makyaj aktı , ESMER ATA ATLADI SİLİKONLAR PATLADI ( buraya kadar çok ciddi gelmiştim halbuki.. az daha başarıyordum ciddi bir inceleme yazmayı =)) mazur görünüz !) Ve bizimle de görülecek hesapları var..Bu çok açık !! Bu 15 temmuzlar , öncesindeki darbeler hele ki 80 darbesi falan dış desteksiz olacak işler değil .. SAVAŞ dediğin şey sadece elde silahla olmaz .. Bambaşka yolları var bu işin .. Bu incelemeye konu olan şekli Psikolojik savaşa dayalı dezenformasyon (bilgi kirliliği) ile yıldırma.. Ne yapmışlar bu amcalar ?
Arkadaşım ilim bilim yuvası dedikleri Cambridge Üniversitesinden bir prof açıkca görevlendirilmiş .. 2 ayrı şahıs bu adamdan tez konusu almışlar ..2 tez var ortada..

1. si nazizm islamcılıktan etkilendi...
2. si nazizm in rol modeli Kemalizmdir ..

1. tez için iddaaları şu : Bu tez Yale de üretilmiş .. TAM beyin yakan cinsinden .. Zamanında Kudüs müftüsü Hacı Emin el Hüseyni Hitler'le buluşmuş .. Bu buluşmadan öncesinde Hitlerin yahudileri kuzu kapama yapıp fırınlamak gibi bir niyeti yok imiş ... Tam tersine sürmek istiyormuş yahudileri Almanya'dan..Ama işe bakın ki Hitler'le konusup, Hitler müftüye ya ne yapayım ben bunları diye sorduğunda arka planda Mahmut Tuncer eşliğinde cevap veren müftü demiş ki hitlere : YAK ONLARI! KEBAP YAPSANA!! KEBAP YAPSANA!
GÜLMEYİN !! Cidden "yak onları!! " ibaresi var tezin içerisinde.. Hatta ve hatta , Natenyahu'nun 37. dünya siyonist kongresinde bu iddaayı uluslararası platformda dile getirip 3rd Reich ve Hitler'e rahmet okuması bile söz konusu..
Hitler bizi yakmak istemiyordu , müftü kanına girdi diyor adam !! Akılları sıra Kudüs'te kendi yaptıklarınının üstünü örtüp, kendilerine yönelen negatif algıyı islama kanalize edecekler =)) Biz şimdi bunları yapıyoruz ama Hitler' i yoldan çıkaranlar bunlar , islam olmasaydı tüm bunlar olmayacaktı diyecekler .. BUNA KARGALAR BİLE GÜLER !!

2. tez iddaaları ise şu : Hitler kendine Atatürk ' ü "ROL MODEL"
aldı.. NASIL ? GÜZEL Dİ Mİ ? Bu tez kitap haline getirilmiş ingilterede .. Amerika' da da Harvard Üniversitesi de kitap yapıp basmış .. Sitede Naziler ve Atatürk adı altında bulup okuyabilirsiniz .. Sağolsun https://1000kitap.com/AdemYesil muhteşem bir inceleme yazmış o kitaba ...Ondan dolayı ordaki tutarsızlıkları uzun uzun anlatmama gerek yok .. İncelemelerimi okuyor ve beni takip ediyorsanız biliyorsunuz ki ben bu YÜZSÜZLERİN yediği naneleri defalarca yazdım incelemelerimde ..
Kongo ' da ülkeyi işgal edip , çalışmak istemeyen işçilerin sağ ellerini kesip , ülkeyi sömüren , TOPLAMA KAMPLARI KURAN Belçika' nın yanında Atatürk mü vardı ? (bkz : #28491745 )

Milyonlarca KIZILDERİLİYİ öldüren , asimile eden Amerika' nın başında Atatürk mü vardı ? (bkz : #22777313 )

Jack London boşa mı yazdı o DEMİR ÖKÇE' yi , (bkz #25935136 ) UÇURUM İNSANLARINI (bkz : #18738047 ) ORDA ATATÜRK MÜ VARDI ?

Bakın hepsini geçiyorum .. Gelin size bambaşka bir olay anlatayım.. 1930 larda Berlin ' de Britanya büyükelçisi olarak bulunan Sir Nevile Henderson' ın anılarında Nazi Toplama kamplarının acımasızlığı konusunda Goering' e sitem ettiğinde , onun kitaplığının raflarından bir Alman ansiklopedisinin ciltlerinden birini çıkardığını aktarır:
" Konzentrationslager maddesinin bulunduğu sayfayı açtı ve yüksek sesle okudu: ÖNCE İNGİLİZLERCE GÜNEY AFRİKA SAVAŞI SIRASINDA KULLANILMIŞTIR." =)))

Kim kimden örnek almış acaba ? Bir türlü ispat edemediğiniz Ermeni muhabbetini soslayıp , tez hazırlatıp ,üstüne bu kitaba ekletince ELİNİZDEKİ KAN AKLANIR MI SANDINIZ ?

Şimdi hepiniz az buz incelemelere alıştınız .. Ben çok mecbur kalmadıkça spoiler vermem.. Bu kez de aynı ekolden yol alıcaz .. Bu kitap Atatürk' e atılan iftiralara verilmiş iddaa ediyorum ki en güzel cevaptır .. Esasen çok eğlenceli de bir kitap.. Bu tez yazarı kendi tezini haklı göstermek için bazı yerlerde kullandığı kanıtların tamamını aktarmamış .. Nasıl mı ? Misal veriyorum .. "Zöhre KIRMIZI TANGA ALDI.. Aldığı bu tangayı Satı' ya hediye etti .." Ne yapıyor Stefan İhrig denen bu vitaminsiz cin ali ? Alıyor "Zöhre KIRMIZI TANGA ALDI " cümlesini basıyor kitaba .. Zöhre' nin suçu ne ?!?! Zöhre sipariş üzerine almış bunu ama adı çıkıyor bir kere =)) Delil karartıp eksik bilgi veriyor anlayacağın ..Cengiz Özakıncı 'yı 20 seneye yakındır okurum .. İnanılmaz bir arşivcidir .. Belgesiz kanıtsız tek bir harf yazmaz .. 4 sene araştırmış , peşine düşmüş tüm belgelerin .. Yazarın yazdığı tüm kanıtları BİRER BİRER orjinal kaynaklardan ve belgelerden ispat ederek tek tek çürütmüş .. Kitabın adı boşa ATATÜRK DERSİ değil yani senin anlayacağın sayın kikirik!

Son olarak .. İşgale uğrayan yurdumuzu savunup Sevr' i yırtmak, Nazizme yol gösterir olmuş .. Şehitlerimize nazi damgası vuracaklarmış ...Buyrun canım kardeşim!!! İşte hendek işte deve .. İşte er meydanı.. Roketimiz , mühimmatımız elimizde ve sınırsız !! Ağzının ortasına 2 tane sallamadan , o roketi senin gırtlağına SOKMADAN girmem o mezara.. YAVUZ HIRSIZI BİZ ÇOK İYİ BİLİRİZ !! BİRİ YAZSIN , BİRİ BASSIN .. BİZ BOZARIZ =)) SIKINTI YOK !! BOZKIRDAN SELAM OLSUN ONLARA =))
400 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
> Evet, o beklenen güzel gün geldi arkadaşlar! Ben burada olan birçok arkadaşımın, benden özellikle Sn. Cengiz Özakıncı’nın, Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi kitabına yapacağım incelemeyi merakla beklediklerini biliyorum. Bu güzel tarihi araştırma ve karşı savunma kitabına nasıl bir inceleme yapacağımı inanın ben de bilmiyorum, ama sizler ve bu incelemeyi dikkate alıp okuyacak tüm okurlar için elimden gelenin en iyisini yapacağım arkadaşlar. Bu incelemem de biraz uzun olacağı için hepinizden şimdiden özür diler, sonuna kadar okuma gayreti gösterecek olan herkese çok teşekkür ederim. Evet, hazırsak ufak ısınma turu sonrasında yavaş yavaş kitabımıza geçebiliriz sanırım. Haydi, bismillah. Gazamız mübarek ola arkadaşlar!

> Ben buradan, konuya başlamadan önce birkaç arkadaşıma ufak bir teşekkür etmek isterim. Öncelikle beni bu yazarla tanıştıran, bu milli şuurun fikir babası Murat Ç’ye, süreç içerisinde bizlere ve konuya olan desteğinden ötürü değerli arkadaşımız Begüm(şimdi düşünmeliyim)’e ve çıkmış olduğumuz bu seferde bizimle birlikte kılıcı, kalkanı kuşanarak cenge katılan Tuco Herrera’ya çok teşekkür ederim.

> 1281 yılında Türkmen soyundan gelen Osman Bey'in, Küçük Asya'nın kuzeybatısındaki bir beyliği miras alıp, 16. yüzyıla kadar Doğu Avrupa’dan, Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika'ya kadar topraklarını genişleten Osmanlı Devleti, dünyanın en güçlü imparatorluğuydu. Fakat 19 yüzyılın sonlarına doğru, Avrupa güzel “la belle époque” dönemini yaşarken, “O” anlı şanlı Osmanlı Devleti ise 1881’de “Muharrem Kararnamesi” ile birlikte Düyun-u Umumiye Yönetimi tarafından ele geçirilmiş, para basma yetkisi elinden alınmış ve vergi almak gibi devlet olabilmenin koşulu bile Düyun-u Umûmiye’nin yönetimine geçmişti. Kısacası: Onca cephe ve toprak savaşları sonrasında, o ihtişamlı Osmanlı Devleti’nin ne parası, ne pulu, ne çulu ne de kul’u kalmıştı. Evet, Osmanlı hala vardı, ama artık sadece formalite de bir devlet olarak gözüküyor ve düşman ise yavaş yavaş, her koldan, iyiden iyiye yaklaşmaktaydı.

> Bu sürece nasıl mı gelindi? Gelin biraz buna ve ilerisine bakalım; Acaba kimler bilir ya da bunu okumuş ve zihninde bunun için yer ayırmıştır bilemem, ama siz hiç Osmanlı saltanatında, “Kafes Hayatı” diye bir şey duydunuz mu?! Vakti zamanın da, bunu ilk defa ben de duyup, araştırıp, okuyup öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Bu “kafes hayatı”dır ki, 17. yüzyılda dünyanın en geniş topraklarına sahip bu devasa imparatorluğun kaçınılmaz sonuna zemin hazırlayacak korkunç bir uygulamaydı. 1617-1695 yılları arasında, toplamda 106 yıl kafes içinde yaşama mahkûm edilen 5 padişahı ve diğerlerini bilir misiniz? Sizlerden ricam, merak edenler, aşağıda liste olarak vereceğim bu padişahların yaşamış oldukları bu dramı kendi çapınızda araştırabilir ve bilgi edinebilirsiniz. Bu konu hakkında geniş bilgiler, akademik çalışmalar ve kitaplar da mevcuttur.

Kafes hayatı yaşadıktan sonra padişah olan şehzadeler:
Padişah Mustafa I (1617-23) - 17 yıl kafeste.
Padişah İbrahim I (1640-48) - 22 yıl kafeste.
Padişah Mehmet IV (1648-87) - 5 yıl kafeste.
Padişah Süleyman II (1687-91) - 40 yıl kafeste.
Padişah Ahmet II (1691-95) - 22 yıl kafeste.
Kafeste geçen yaşam süresi Toplamı - 106 yıl kafeste.

Görmüş olduğumuz bu çizelge biz okurlara hemen her şeyi açıklamakta. Aşağıda olan diğer liste ise daha sonrasında padişah olan ve “kafes Hayatı” yaşamış şehzadelerdir.

Mahmut I (1730-54) - 27 yıl kafeste.
Osman III (1754-57) - 51 yıl kafeste.
Mustafa III (1757-74 ) - 27 yıl kafeste.
Abdulhamid I (1774-89) - 43 yıl kafeste.
Selim III (1789-1807) - 15 yıl kafeste.
Mustafa IV (1807-8) - 18 yıl kafeste.

> İşte onlarca yıl kafes hayatı yaşadıktan sonra, bir anda padişah olmanın vermiş olduğu şaşkınlık içinde, Osmanlı İmparatorluğu’nu idare edecek olan şehzadeleri kısaca hep birlikte gördük ve okuduk. Dünyada bu zamana dek başka bir devletin kraliyet ailesi, kendi soyundan gelene bu denli insanlık dışı dramı hak görmemiştir. Osmanlı’yı bu “yok oluş” sürecine sürükleyen başlıca etkenler arasında, işte bu Hanedan yozlaşmasının büyük tesiri olduğunu da bilmekte fayda var derim. Şehzade olarak yönetecekleri koca imparatorluk için sıra bekleyen ve bu sürenin bir bölümünü “kafes hayatı” içinde geçirmiş olan padişahlar, bırakınız devleti idare etmeyi, kendilerini bile yönetmekten yoksun hale düşmüşlerdi. Düyun-u Umûmiye’ye ve diğer egemen güçlere teslim olmanın altında yatan en önemli nedenlerinden biriydi bu “dram”. Dünyayı görememe ve dışarıda, Osmanlı’nın etrafında olan bitene uzak kalma, durum analizi yapamama ya da yanlış yönlendirmeler hatalı kararlara imza atmalar da cabasıydı.

> Tarihçiler tabiri caizse: “Tarihte bir kapı açıldıktan sonra şayet kapanmıyorsa artık orada bir devrimden bahsedilebilir” derler. İşte 17. yüzyılda en geniş topraklara sahip Osmanlı artık almakta ve uygulamakta olduğu yanlış kararlar doğrultusunda, kendi devrinin kapanmasına farkında olmadan böylesi bir “dram” ile yön veriyordu. Saraylarda dünyadan bihaber yaşayan şehzadeler her ne kadar gerekli terbiye, eğitim ve derslerini alıyor olsalar da, dünyanın ve Avrupa’nın yaşamakta olduğu askeri, bilimsel ve kültürel gelişmelere uzak kalmaktaydılar. Dışarıda yavaş yavaş gücünü yitirmekte olan bir Cihan Devleti, içerideki otoritesini yitirme korkusu ile şehzadelerine de izole olmuş bir hayat sunmaktan öte gidemez olmuştur artık.

> Ne demiştik?: “Tarihte bir kapı açıldıktan sonra şayet kapanmıyorsa artık orada bir devrimden bahsedilebilir”. İşte ilginç bir tesadüflere yorumlayabileceğim 1881 yılı da, ileride açıldıktan sonra kapanmayacak ve payidar kalacak bir devrimin liderine gebeydi. Mustafa Kemal Atatürk 1881’de dünyaya geldiğinde, çok uluslu Osmanlı imparatorluğu çatırdıyor ama işlevini hâlâ sürdürüyordu. O yıl içerisinde Finli filozof, yazar, diplomat Johan Vilhelm Snellman (4 Temmuz 1881) vefat etti ve yine aynı yıl Osmanlı Devletinin ödeyemediği iç ve dış borçlarını düzenlemek amacıyla, alacaklıların talepleri doğrultusunda II. Abdülhamid döneminde (15 Ekim 1881) Düyun-u Umûmiye sırtımıza kambur oldu. Neden Snellman diye soracak olursanız, Beyaz Zambaklar Ülkesinde kitabını az çok çoğumuz biliriz. Ben şahsen Atatürk’ün de bu eserde konu edilen Snellman’dan ve onun ülkesi adına yaptıklarından etkilendiğine eminim ve işte birisinin o sene ölüp bir diğerinin doğmasının bence bir tesadüften de öte diye düşünüyorum. Burada bir el, dünyanın tarihine ufaktan dokundu ve bizlere iltimas geçti diyebilirim. Bir diğer husus Düyun-u Umûmiye ve onun devamında resmen tepemize çöken emperyalist ve kapitalist güçleri ileride Kurtuluş savaşı ile ülkemiz topraklarından def edeceğini artık hepimiz şanlı tarihimizden biliyoruz. Üzerimize çökmekte olan bu karanlık bulutların arasından, gecenin karanlığında bir “yıldız” belirmekteydi ve zorda olsa, sabahına aydınlık bir geleceğin müjdesini vermekteydi 1881 yılı biz Türklere.

> 20 yüzyılın başlarına doğru İtalyanların Trablusgarp'a saldırısı Osmanlı Devleti üzerinde emeli olan birçok devleti cesaretlendirdi ve kısa süre sonra patlak veren Balkan Savaşları Osmanlı Devleti aleyhinde bir facia ile sonuçlandı. Bu savaşın getirmiş olduğu dezavantajı lehine çevirmek isteyenler de yok değildi. Cihan Devleti’nin Balkanlar üzerinde olan varlığına artık son vermek isteyen Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ, Rusya önderliğinde, Türkleri ebedi olarak Balkanlardan atma gayreti içerisine girdiler. Osmanlı, Trablusgarp Savaşı sonunda geri çekilmek ve Barış Antlaşması istemek zorunda kalmıştır. Takvimler 18 Ekim 1912 tarihini gösterirken, İsviçre'nin Uşi kasabasında İtalyanlar ve Osmanlı arasında yapılan bu antlaşma tarihte Uşi Antlaşması olarak bilinmektedir ve Balkanlar da emeli olan diğer ülkeleri de Osmanlı’ya karşı cesaretlendirmiştir. Böylesi kritik bir zamanda yapılmış olan bir hata daha vardı ki, bu daha da vahimdi. Bu gafletin bir başka boyutu da, o bölgede bulunan askerlerimizin terhis edilmesi şeklinde zuhur etmiştir.

“Balkan Devletlerinin Türkiye'ye saldıracakları gün gibi açık olmasına rağmen bu saldırıdan on gün önce Rumeli'de bulunan askeri birliklerden ve eski erattan yetişmiş 80 bin kadarı ordudan terhis edilip evlerine gönderilmişti.” (Apak, 1988:91) - ‘Ne kadar da acı ve hesapsızca alınmış bir karar değil mi?’

> Kader bu ya, tüm bu hadiseler zinciri tarihe nakış nakış işlenirken, şans bu sefer bizden yana olacaktı ve tarihin akışını, seyrini etkileyecek bir hadise uzaktan, 1917 Ekim Devrimi’nden hemen sonra Rusya’dan gelecekti. Birinci Dünya Savaşı esnasında, ABD 2 Nisan 1917 günü bu savaşta olan tarafsızlığını bıraktığını açıklamış ve Almanya’ya karşı İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın yanında savaşta yer alacağını tüm dünyaya duyurmuştur. Fakat hesapta olmayan bir hadise cereyan eder ve 1917 Ekim Devrimi ile sosyalistler Rusya’da yönetimi ele geçirirler. Kontrolü ele alan bu yeni söz sahipleri, Rus devlet arşivinde ilginç bir şey (antlaşma) bulurlar. Ele geçirdikleri bu gizli antlaşmanın adı Sykes-Picot Antlaşması’dır. Sosyalistler bu antlaşmayı 23 Kasım 1917 günü İzvestia ve Pravda gazetelerinde deşifre edip yayınladıktan sonra, İngiliz Manchester Guardian gazetesi de bunları 26 Kasım 1917 günkü baskısında tüm dünyaya servis eder. Bu haber ile birlikte, ABD’nin tarafsızlığını bırakarak bu savaş için yanında yer aldığı ülkelerin meğer Osmanlı topraklarını daha önceden kendi aralarında paylaşmak amacıyla anlaşarak savaşa girmiş oldukları gerçeği ortaya çıkmıştır. Artık dananın kuyruğu kopmuştur ve bu “skandal” sonrasında dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson, 8 Ocak 1918 günü Kongre’de bir konuşma yapar ve “On dört Nokta” olarak açıkladığı barış koşullarında bütün gizli paylaşım antlaşmalarının geçersiz olduğunu müttefikleri dâhil tüm dünyaya duyurur. (Bu tesadüf sayesinde ülkemiz ve üzerinde yaşamakta olduğumuz bu coğrafyada yüzyıllardır süregelen egemen olma isteğinin ne zamandan beri var olduğunu anlayabiliriz. Unutmamalı ki bu dün vardı, bugünde var ve yarında var olacak bir hadisedir.)

> Bizler için büyük önem arz eden ve tam bağımsızlığımıza kadar giden Milli Mücadele Savaşı’mıza sebep bazı ufak tefek detayları ele aldım ve olası hatam var ise sizlerden özür dilerim. Ben bir tarihçi değilim, ama amatör çapta severek tarihe eğiliyorum. Burada bilmişlik taslamak ve bir şeyler kanıtlamak gayreti içerisinde değilim ve eminim ki Osmanlı’ya ufaktan dokunduğum için burada beni yargılayanlarda olacaktır. Öncesi detaylara biraz olsun değindiysem de, işte Mustafa Kemal böylesi zorlu şartlar altında savaşmış, hamuru yoğurulmuş ve pişerek Başkumandanlığa kadar gelmiştir. Sizlere kendisi hakkında daha çok yazmak, sayısız savaşını, mücadelesini ve kahramanlığını anlatmak isterdim, ama buna ne vaktimiz yeter ne de buraya, duvarımıza sığar. Ben bu noktadan itibaren konuyu Sn. Özakıncı’nın Stefan Ihrig ‘in Naziler ve Atatürk kitabına cevaben yazmış olduğu konuya getirmek istiyorum ve buraya kadar size vermiş olduğum rahatsızlıktan dolayı tekrar özür diliyorum.

Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi

> Kitabımız, “Nun işte kalem ve yazdıkları” Kalem Suresinin 1. ayeti ile başlıyor ve ben de bu noktadan itibaren düşüncelerimi kalemle olmasa da, klavyem aracılığı ile siz okurlara aktarmak istiyorum. Kahvelerimiz ne âlemde? Konu, karşımızda duran “ruy-i garb”ın gerçeklerini ele alacağı için epey bir uzun ve çetrefilli. Gene de dişinizi sıkın ve tadını çıkarın isterim! :)) Evet, şimdi gelelim bizim oğlan Stefan’ın o kendince ortaya attığı konuyu ve tezini ele almaya. Kendisinin kökenini henüz araştırmadım, ama bir iki saat ciddi bir araştırma ile emin olun artık daha çok bilgiye erişebiliyor ve tuğlaları doğru yere koyduğumuzda sonuca daha çabuk ulaşabiliyoruz. Neyse, konumuz bizim göbelin kökeninden ziyade, kendisinin ahlaksızca bir kariyer uğruna, hazırlamış olduğu tezi ile Cambridge Üniversitesini ve bu da yetmezmiş gibi Harvard Üniversitesini kafalaması dır. Ben bu iki kurumun bu konuda pek masum olduklarını sanmıyorum, ama hadi varsayalım ki inandım ve bu tezi/kitabı okudum. Bizim göbelin yazmış olduğu ve okuduğum bu kitapta, kendisinin tarihin esaslarını oradan buradan kırptığını ve yalan yanlış yönlendirmeler ile çarpıttığını gördüm. Ve bu sahte senaryo aracılığı ile yirminci yüzyılda Avrupa’nın göbeğinde yaşanmış olan bir soykırımı Almanlardan, İtalyanlardan ve İspanyollardan alıp, bir imam aracılığı ile Müslümanlıkla bağdaştırıp, sonrasında da konuyu Atatürk’e, silah arkadaşlarına, kahraman şehit ve gazilerimize çevirmesine şahit oldum. Okudum ama konuya ilgimden dolayı bunu yedim mi? Tabii ki de yemedim ve kendisinin kitabına esaslı bir inceleme yazdım. İlgilenenler buradan bakabilirler. #36105287

> Kurtuluş Savaşı’mız, egemen koloni devletlerden oluşan emperyalist ve kapitalist güçlerin karşısında vermiş olduğumuz bir Milli Mücadele davasıydı. Bu mücadele, biz Türklere ve gelecek nesillerimize Sevr ile dayatılmış olan ağır kapitülasyon ve toprak paylaşımına dur demek adına verildi ve galip geldiğimiz bu savaşta hakkımız olanı Lozan Barış Antlaşması ile geri aldık. Fakat bu noktada Sn. Cengiz Özakıncı’nın söylediği şu önemli cümleyi de unutmamak gerekir:

“Sevr’de karşımıza dikilenler de, Lozan’da karşımıza dikilenler de hep ‘Milletler Cemiyeti’ üyesi devletlerdi.” (S. 154)

> Kurtuluş Savaşı’nın bitimine müteakip, Osmanlı İmparatorluğu’nun artık sadece tarih sayfalarında kalması, yeni genç Cumhuriyet'in kurulması ile birlikte laik, demokratik bir yönetim biçimine geçilmesi ve bununla birlikte Hilafetin tamamen kaldırılması çok önemli bir hadiseydi. Genç Türkiye Cumhuriyeti, 24 Temmuz 1923’te bin bir zorluklar ile kazandığı bu coğrafyadaki özgün konumunu, anlamak ve devletin bekası için korumak zorundaydı. Emperyalist ve kapitalist güçlerin bulunduğumuz coğrafya ve Türkiye toprakları üzerinde yürütmek istedikleri hain planları en az yirmi yıllık bir süre için son vermişti. Bunda Mustafa Kemal’in rolü çok büyüktür ve kendisinin stratejik, keskin zekâsı, Türk Milletini bu haklı davada yok olmanın eşiğinden sıyırıp, tekrar bir ulus devlet olma imkânı sunmuştur. İşte burada Atatürk ile ilgili olarak şu an hala okumakta olduğum ve bitince incelemeye alacağım yazar Andrew Mango’nun Atatürk: Modern Türkiye'nin Kurucusu kitabından bir alıntı örnek vermek isterim.

“Komşu ülkelerin milliyetçilerinin ise, onunla daha farklı sorunları vardı. Yunanlıları yenmiş, generalleri Ermenileri yenilgiye uğratmış, Arapları defterden silmiş ve Suriyeli Arapların kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bir bölgeyi ülkesinin sınırları içine katmıştı. Kürt milliyetçileri, onu kendilerini asimile etmeye çalışmakla suçlarlar. Türk-karşıtı milliyetçiler Atatürk'ün itibarını zedelemek için çabalamaktadırlar. Ayrıca Türk ya da Türk olmayan Marksistlerin de kendilerine özgü eleştirileri vardı ama bunların artık önemi kalmadı.” (S.2)

> Bir dünya lideri, bir Başkumandan, bir ülkenin kurucu kanaat önderi olmak öyle göründüğü gibi kolay değildi ve Atatürk, her ne yaşanırsa yaşansın, asla ülküsünden ve komşu ülkeler ile olan iyi münasebetlerinden, politikasından ödün vermedi. Birçok reformlar yaptı ve zorda olsa bunları hayata geçirmeyi başardı. Bu süreç yaşanırken, geleneklerini sürdüren İslam’ın dini kurumları tüm Müslüman topluluğu (ümmeti) için tesis edilmişti ve şimdi bu tam ortasından yükselmeye başlayan ulus fikrini bünyesinde barındırmıyordu. Ama her ne pahasına olursa olsun, yeni Türkiye artık eski yönetim tarzına dönemezdi ve dünya standartlarına, gelişime açık olmalı, demokrasinin ve bireysel özgürlüğün gerekliliklerini benimsemeliydi. Fakat işte bu yönetimi ve süreci ülkemize hak görmeyen, tüm planları alt üst olan garbın şark önünde eğilişi hiçbir zaman bu kadar zelilce olmamıştır. Ve elbet bunun hesabının, acı reçetenin kesilmesi gerekmektedir. Batı asla kendisine yapılanı unutmadı ve hesabı kesmek için yapmış olduğu planını öteledi ve yıllar sonra yeniden revize ederek tekrar sahneye koymaya hazırlanıyor.

> İşte geldik bizim bu tezgâha gönüllü olarak tez yazan ve yeniden sahnelemeye çalışan bizim göbel Stefan Ihrig’e! Aslen Polonya kökenli bir araştırmacı yazar olan göbelin söz konusu kitabı, önce Cambridge’de bilimsel ve akademik doktora tezi olarak onaylandı ve sonrasında ise Harvard Üniversitesinin desteği ile 20 Kasım 2014’de kitaplaştırılarak yayımlandı. Ihrig, kendince bu tezinde Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve Atatürk'ün Nazi’lerin hayalinde oynadığı sözde önemli rolü keşfetti. Bu kitabı/tezi ile ilk olarak 1920'lerin başlarına ve daha sonrasında Üçüncü Reich'e odaklanan Ihrig, önde gelen Nazilerinden oluşan şahısların yazılı ifadeleri üzerinden yola çıkarak ve yine dönemin Üçüncü Reich gazeteleri üzerinden Türkiye’nin Nazi’lere olan etkilerinin daha da ayrıntılı bir incelemesini konu alıyor. Kendisi, bunu yaparken propaganda taktiğini çok iyi kullanıyor ve tarihi arşivler ile ilgili olan kaynak araştırmalarında sadece kendi tezini haklı çıkaracak nitelikte ve türde yazışmaları, kayıtlı konuşmaları ve arşiv belgelerinde yer alan kısımları cımbızlayarak çıkarıyor. Bu özenle filtre edilmiş tarihi bilgileri kendi amacına yönelik kullandığı için tezini de doğrular nitelikte bir çalışmaya imza atmış oluyor. Bugüne dek sözde sadece kendisinin gördüğü ve ele aldığı bu konunun, aslında Avrupa’da vuku bulmuş olan bu soykırım hadisenin temelinde çok başka bir şey yattığını ifade etmekten ve karalama politikası yürütmekten geri kalmıyor. Göbel (Stefan), Mussolini, Franko ve Hitler’in kanlı diktatörlükleri ile Avrupa’nın bugüne dek bilinmiş tüm medeniyet ve uygarlık kavramlarına ters düştüğünü görmüştür. Avrupa’nın geçmişte kınadığı “barbar”lığın pençesine düşmüş olduğunu çok iyi görmüş, analiz etmiştir ve bu kitabı sayesinde Avrupa’nın gelişmiş, medeni uygarlık imajını kurtarma ve tekrar parlatma çabasına girmiştir.

> Aslında Tuco’nun da bu #36538787 incelemesinde bahsettiği gibi, Avrupa ve Amerika bu konuda asla masum değildi. Ben şimdi onların derin detay yaptıklarına girmeyeceğim, ama hepimizin yapacağı ufak bir araştırma ile türlü türlü koloni maceralarını ve bu süreçte yapmış, yaşatmış oldukları mezalimleri kolayca görebiliriz. Burada konumuz bu tez aracılığı ile biz Türk Milletine ve onun kurucu önderine yapılmak istenen çirkin iftira ve uluslararası kolektif bir yalan mekanizmasının asıl gerçek yüzünü ortaya çıkarmaktır ve bu çirkin propagandaya dikkat çekmektir. Kitapta özellikle yüzyıldır Ülkemize dayatılmak istenen Ermeni Soykırım yalanı dile getirilmektedir. Bu tez ile Türkiye Cumhuriyeti’ni soykırım, etnik temizlik uygulamaları üzerinde yükselmiş bir devlet olarak tanımlayan ve Nazilerce işlenen Yahudi Soykırımı gibi insanlık suçlarının ilk örneği kaynağı gibi gösterilmek istenilmektedir. Bu yalan korosuna, II. Dünya Savaşı esnasında en büyük mezalimi gören bir ülkenin Başbakanı Benyamin Netenyahu’da katılmıştır ve İsrail Devleti’nin ileriye dönük büyük Ortadoğu projesinin temelini esas kılabilmek adına şu gaflete düşmüş ve 20 - 22 Ekim 2015 tarihinde, 37. Dünya Siyonist Yahudi Konferansı’nda Holokost hakkında dikkat çekici iddialarda bulunmuştur:

“Hitler Yahudileri yok etmek değil sürgün etmek istemişti.” diyen Netenyahu, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Filistin Müftüsü Hacı Emin Hüseyni Berlin’e giderek ona, ‘Yahudileri sürgün edersen hepsi buraya (Filistin’e) gelir’ dedi. Hitler, ‘Peki ne yapayım onlara?’ diye sordu. Hüseyni ‘Onları yak’ dedi.” (S.22) (Buraya bir parantez açıyorum ve ben şahsen bir Alman parlamenter ya da milletvekili olsam, bu beyanatı delil olarak kabul eder, Almanya’ya bugüne kadar uygulanan maddi tazminat yaptırımlarını İsrail Devleti’nden faizi ile birlikte geri talep ederdim. Madem Almanya suçsuz, bizler neden yıllardır Yahudilere diyet ödüyoruz diye?!)

> Cambridge Üniversitesi, bu tezi akademik ve bilimsel açıdan onaylarken, kendi arşivlerinde yer alan Sir Percy Loraine ait olan, “Atatürk: Olağan Üstü İnsan” başlıklı yazısını (konuşma metnini) kasıtlı olarak göz ardı etmiştir. Bununla birlikte ilgili eğitim kurumu, aşağıda sıralayacağım tarihe geçen birçok konuşma ve yazışmaları bilinçli olarak görmezden gelmiştir. Bu sayede Faşizmin ilk örneği ve kaynağı olarak gösterdikleri bu mesnetsiz doktora tezi ile bilimsel ve etik ilkeleri çiğneyerek, böylesi gerçeğe aykırı bir sonuca vardıklarını görüyoruz.

Öncelikle, Tuco’dan ufak bir alıntı ile başlayalım. “1930’larda Berlin'de Britanya büyükelçisi olarak bulunan Sir Nevile Henderson'ın anılarında, Nazi Toplama kamplarının acımasızlığı konusunda Goering'e sitem ettiğinde, onun kitaplığının raflarından bir Alman ansiklopedisinin ciltlerinden birini çıkardığını aktarır: "Konzentrationslager maddesinin bulunduğu sayfayı açtı ve yüksek sesle okudu: ÖNCE İNGİLİZLERCE GÜNEY AFRİKA SAVAŞI SIRASINDA KULLANILMIŞTIR."

Lozan Konferansı’nda bulunan bir Japon delege: "Eski düşmanlarımız arasında savaştan saygınlığını yitirmeksizin ve barışçı gelişmelerin tüm olanaklarına sahip olarak çıkan tek devlet, Türkiye olacaktır." (S.94)

Hindu lideri Atatürk hakkında: “Biz bir Asya memleketinin kapitalist bir devlet hâkimiyetinden tamamıyla kurtulup müstakil olacağını düşünemezdik. Bizim parolamız otonomi (özerklik) idi. Böyle bir memleketin kapitalist bir devlet değil, bütün devletler hâkimiyetinden kurtulup tamamıyla müstakil olabileceğini Atatürk ispat etti. Bizi istikbalimize kavuşabileceğimize inandıran odur.” (S.123)

Prof. Dr. Hester Donaltson Jenkins: “Milliyetçi olan Türkiye daima demokrattır. İhtimal ki tabiatları itibariyle Türklerden daha demokrat hiçbir millet yoktur. Hatta eski sultanlık devirlerinde bile en aşağı tabakadan olan bir kimse, eğer istidat ve kabiliyet sahibi ise, en yüksek memuriyetlere kadar yükselebilmiştir.” (S.125)

Herbert Sidebotham (Araştırmacı Gazeteci - 1872/1940) “Kendisi için bugünkü Avrupa'nın en muktedir devlet adamıdır demek mümkün olan Atatürk, hiç şüphesiz, devlet adamlarının en cesur ve en orijinalidir.” (S.128)

BİLİNÇLİ YÜRÜTÜLEN PSİKOLOJİK HARP !!! “Führer sözcüğü II. Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın işlediği soykırım gibi insanlık suçları ortaya çıkmadan önce olumsuz bir anlam taşımıyordu. Fakat Hitler’in işlediği insanlık suçları ortaya çıktıktan sonra, “Führer” sözcüğü bu suçları çağrıştırdığı için, Ihrig’in Almanca metinlerde geçen “Türkische Führer” nitemini İngilizce’ye “Turkish Leader” olarak çevirmesi gerekirken “Führer”i aynen bırakıp “Turkish Führer” olarak aktarması; ve kitabının Türkçe’sinde “Türk Lider” olarak çevrilmesi gereken bu sözün “Türk Führer” olarak yazılması; Atatürk’ün Hitler’le özdeşleştirilmesini ve Hitler gibi bir insanlık suçlusu olarak algılanmasını sağlayıcı bir Psikolojik Savaş dalaveresidir.” (S.137)

İNGİLTERE BÜYÜKELÇİSİ, SİR PERCY LORİANE. BİR İNGİLİZ DİPLOMATIN GÖZÜYLE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK: http://www.atam.gov.tr/...ustafa-kemal-ataturk (Çok uzun olduğu için kaynağı iletiyorum.)

Resmi olarak Vatikan’ın İkinci Dünya Savaşı’nda tarafsız kaldığı varsayılsa da, Hitler'i ve Mussolini’yi destekleyen Papa XII. Pius’un Nazi yanlılığı açıkça belgelenmiştir. G. Lewy şöyle yazıyor: “Hitler egemenliğinin başından sonuna kadar, piskoposlar, inananlara, Hitler hükümetini itaat edilmesi gereken meşru bir otorite olarak kabul etmeyi öğütlemekten asla bıkmadılar.” (S.198)

“Hitler, tüm Hıristiyanları kendi önderliği altında birleştirerek önce bir Avrupa Birliği ve ardından Tek Dünya Devleti kurmayı amaçladığını söylüyor ve bunu NAZİ toplantılarında çeşitli simgeler kullanarak kitlelerin beynine kazıyordu.” (S.203)

Ancak Henry Ford, Hitler’in salt “destekçisi” olmamış, onu ve düşüncelerini var eden kişi olmuştur. (S.209)

“Faşizm’i bir Hitler adlı ne idüğü belirsiz bir delinin başının altından çıkmış bir ideoloji olarak görüp gösteren akademisyenler, Sutton’un kitabında yer alan belge ve bilgiler karşısında, Almanya’nın Faşizmi’nin Amerikan sanayicileri tarafından yaratıldığı gerçeğini o güne dek görememiş olmaktan dolayı utanmışlardır.” (S.213)

“George Orwell de Buchman’ın başını çektiği Oxford Topluluğu’nu iyi tanıyor ve “Hitler Tanrı’nın diktatörlüğü altında yeni bir toplumsal düzen kurmayı amaçlıyor” diyen Buchman’ı faşist olarak niteliyordu.” (S.221)

TIMOTHY SNYDER “Black Earth: The Holocoust as History and Warning” kitabında, Hitler’in "Kim anımsıyor Kızılderili yerlileri?" dediğini aktararak, Yahudi Soykırımında Hitler’in esin kaynağının, rol modelinin Amerika olduğunu, Nazilerin ABD’yi örnek aldığını gösteriyor. (S.236)

ALBERT EINSTEIN’IN MEKTUBU: http://www.hurriyet.com.tr/...atik-mektup-17233146

> İşte binlerce kanıt ve tarihi kayıttan bazı örnekleri verdim ve kitapta daha birçok kayıtlı belgeleri, konuşmaları, yazışmaları göreceksiniz. Ihrig’in, Atatürk'ün ve Türklerin devletin ve milletin bekası adına olan haklı mücadeleleri ile pek ilgilenmediğini hem kendi kitabında hem de bu kitapta göreceğiz. Bizlerin vermiş oldu Kurtuluş Savaşı mücadelesi, Avrupa diktatörlerinin amacı, hedefi ve misyonlarından çok daha farklı olan bir bağımsızlık savaşıydı. Ben buradan bir önceki incelememde yazdığımı Ihrig için yineleyeceğim. Bunu anlayabilmesi için Ihrig, en azından Hitler’in iki cilt olarak kaleme aldığı Mein Kampf (Kavgam) kitabını tekrar ele almalıdır ya da 24 Şubat 1920 tarihli, 25 maddelik Nazi Parti Programı’nı dikkatlice okumalıdır. Ben kendisinin bunları okuduğuna da eminim, ama maksatlı bir şekilde burada geçen ve önem arz eden bilgileri, tezini çürüteceği için tarihi yok sayarak işlemediğini düşünmekteyim. Atatürk için Nasyonal Sosyalizm türü bir düşünce kesin olarak anlamsızdır ve kendisi ömrü vefa ettikçe Nazi Almanyası'ndan uzak kalmayı tercih etmiştir. Atatürk ve Türkiye'nin Hitler ve Naziler'e ilham verdiği düşüncesi, kasıtlı ve maksatlı bir şekilde Türkiye’yi geçmişte yaşanan barbar Avrupa tarihini aklamak adına yürütülmekte olan bir kara propaganda olarak görüyorum.

Ne demişti Gazi Mustafa Kemal Atatürk?:
“Tarihini bilmeyen milletler, yok olmaya mahkûmdur.“ (Nutuk S.1)
-
“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.” (1931)
-
“Her şeyden evvel kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz vesikalara dayanınız. Bu vesikalar üzerinde yapacağınız tetkikâtla her şeyden ve herkesten evvel kendi insiyatifinizi ve milli süzgecinizi kullanınız.”
-
‘’Bilelim ki milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlere yem olurlar’’

> Eğer Sn. Cengiz Özakıncı’nın “Tarih Üzerinden Psikolojik Savaş ve Atatürk Dersi” kitabını okumaya niyetiniz varsa, elinizde olan tüm kitapları bir yana bırakmanızı ve hemen başlamanızı tavsiye edeceğim. Ben şahsen severek okudum ve bu konu ile ilgilenen tüm okurlara kesinlikle tavsiye ederim.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
160 syf.
·Beğendi·7/10
Efenim iyi akşamlar herkeşlere .. Kitabı alıp okumak isteyenler çıkabilir diyerekten bir kaç detay verip kısa keserek bitireceğim tanıtımı ..Yani umarım kısa olur =P Zamanın gerisinde kalan güç dengelerine ait dalavereleri ve yapılanları bilirseniz kitabı okumak sizin açınızdan daha zevkli olacaktır .. Bugün sizlere anlatacağım kesim KALPAZANLAR !! Çok uzatmadan girizgahı yapalım ki sizler de kimmiş bu KALPAZANLAR ve sırtları niçin YERE GELMİYOR bilesiniz ..

Olanları daha iyi anlayabilmeniz için az geriye gideceğiz saygıdeğer canikolar .. Tüm bu işlerin başladığı döneme .. 2. Dünya Savaşına .. Söz konusu savaşı Amerika, 2 adet nükleer silah kullanarak sonlandırdı .. Japonya' ya 2 adet atom bombası attı ... Savaşın bitimine denk gelen süreçte atılan bu atom bombaları, Dünya' ya Amerikan hegemonyasının kabul ettirilmesi açısından büyük önem arz ediyordu .. Verilmek istenen bir mesaj vardı ve bu mesaj gayet açık ve netti .. Çünkü galip saflarda yer alan devletler kendi aralarında sürekli konferanslar ve görüşmeler yaparak kurulacak olan YENİ DÜNYA DÜZENİNİ "kendilerince" yorumluyorlardı .. Amerikanın Japon semalarında servis ettiği NÜKLEER SOSLU "MANTAR" SOTELER tarafları kendine getirdi ... Amerika , taraflara kısaca nükleer kartını gösterdi ve kurulacak düzeninin "kendi isteği" doğrultusunda inşa edileceğini belirtmiş oldu.. Ne oldu kurulan bu düzenle beraber ? Birleşmiş Milletleri kurdular .. Dünya Bankası kuruldu .. Uluslararası Para Fonu yani hepinizin bildiği ismiyle IMF kuruldu .. Uluslararası Para Fonu neye endeksli ? Dolara endeksli ! Dediler ki, biz bu kurulacak yeni düzene hakim olacak finansal sistemde doları , Dünya rezerv para birimi yapıyoruz ve ALTINA endeksliyoruz .. Tarafların altına imzalarını çaktıkları Bretton Woods isimli bir antlaşma yapıldı sene 1944'te .. Böylece diğer ülke para birimleri dolara endekslendi , dolar da altına endekslendi .. O dönem 1 ons (yani 31 gram) altın 35 dolar idi .. İlk zamanlar Amerika için her şey güllük gülistanlıktı çünkü Avrupa savaştan yeni çıkmıştı..Harap haldeydi .. Altınlarına karşılık elinde tuttuğu dolarlar Amerika Merkez Bankası için sorun teşkil etmeyecek meblağlar idi .. Fakat zamanla , " alın kağıtlarınızı verin altınlarımızı" diyen Avrupa devletlerinin isteklerini yerine getiremez olan Federal Rezerve ' de neşeler kaçtı .. Amerika'daki altının da bir sınırı vardı pek tabii.. Avrupa 70 lere geldiğinde mali açıdan kendini düzeltmiş ve ihracata başlamıştı .. Elinde yüklü miktarda dolar birikimi vardı ve altınlarını istiyordu .. "Rahmetli başkan" Nixon baktı ki CORT BAYRAĞINI feci çekecekler , Amerika'yı Bretton Woods antlaşmasından çektiğini duyurdu .. Böylelikle doların altın karşılığı kalmadı ve dolar hızla değer kaybederek devalüe oldu.. Dolar tekrar sürekli kullanılan bir maden ya da meta ile endekslenmeliydi .. Bu duruma çözümü , şeytanın yeryüzündeki gölgesi, Nobel Barış Ödüllü (?!?!) Henry Kissinger buldu .. Akıl küpü arapları , Yom Kipor Savaşı'nda ortadoğunun başının belası olacak olan İsrail 'in üzerine sürdü.. Araplar ilk aşamada İsrail 'in ümüğüne çöktüler çökmeye ama sonrasında gelen Amerika desteğiyle bertaraf oldular .. Aldıkları yenilgi ve hezimet anlatılmaz boyuttaydı .. Konya kadar yüz ölçümüne sahip el kadar İsrail arapların totalini tokatlayıp dize getirmişti .. Bunun üzerine körfezdeki OPEC ( petrol ihraç eden ülkeler ) ülkeleri ile başı çeken Suudi Arabistan dediler ki ," biz bundan böyle batıya petrol ambargosu uyguluyoruz" ! Böylece uygulanan ambargo ile dünyada satılan petrolün fiyatı %400 (!) arttı.. Burada devreye Kissinger ile heyeti girdi ve Opec ülkeleri ile Suudi Arabistan' ın da içinde bulunduğu karşı cenah arasında bir antlaşma imzalandı .. Bu antlaşma uyarınca araplar petrolü dolar cinsinden satacak , Amerika da söz konusu ülkelerdeki "köhnemiş" monarşinin sürekli olarak iktidarda kalmasını garantileyecekti.. Yani sizin anlayacağınız dilden anlatacak olursak .. Sağda solda turuncu devrimler olurken söz konusu ülkelerde halkların gıkının ÇIKARILMAMASININ , her türlü insan haklarına aykırı davranışın yapılmasına rağmen Amerika'nın buralara demokrasi götürmeyişinin ve Trump denen zibidinin Arabistan' a gidip bilmem kaç milyar dolarlık antlaşmayı , yamyamlar gibi KILIÇ KALKAN DANSI YAPARAK imzalamasının sebebi esasen buydu .. Her neyse...Kurulan PETRO-DOLAR sistemiyle şaha kalkmış petrol fiyatları sütlü neskafe kıvamında bir araya gelince Dünya'da dolara inanılmaz bir talep oluştu.. Bu da petrole endekslenmiş dolara inanılmaz bir üstünlük sağladı .. Sürekli talep olan bir para biriminiz varsa ve merkez bankanız da (yani Amerika'daki ismiyle Federal Rezerve ) Rockefeller gibi para babalarının elindeyse sırtınız ASLA AMA ASLA yere gelmez .. Hiper-enflasyondan korkmaksızın KARŞILIKSIZ PARA basar hale gelirsiniz .. Amerika da böyle yaptı .. Bunun bizim gibi ülkelere etkisini kısa bir örnekle açıklayayım sizlere.. Pek severler "bazı kesimler" sana yağ ve tüp kuyrukları muhabbetlerini .. O dönemlerde Türkiye , GSMH 'sının %60'ını petrole yatırmak zorundaydı yukarda anlattığım muhabbetlerden ötürü .. Durum böyle olunca -ki dünya genelinde durum bu idi - , yapılamayan yatırımlar sebebiyle kredi almak zorunda kaldık ..

YANİ ?

Yanisi şu cicim : Yükselen petrol fiyatlarından ötürü , petrol alırken değer kaybeden para birimimizle Amerika'ya verdiğimiz paramızı, kredi yani BORÇ olarak bir de üzerine FAİZİ ile geri ödemek üzere almak zorunda kaldık .. Nasıl ? Güzel değil mi ? Buna mukabil Amerika sırf parası Dünya' da rezerv para birimi olduğundan ve itibar gördüğünden dolayı karşılıksız para basmaya devam etti .. Kafanızda daha iyi canlansın diye size bu durumu şöyle açıklayayım .. Amerika için karşı tarafa verilecek diyelim ki 10 milyon dolarlık bir borcun Amerika' ya maliyeti sadece bin dolardan ibarettir .. O da kağıt ve mürekkep parası !! Amerika' nın Irak ve Afganistan' a yaptığı askeri müdehalenin dolar cinsinden karşılığı tamı tamına ALTI (6) TRİLYON DOLAR !! Washington bundan etkilenmiş midir sizce ? =)) "KALPAZANLIK" YAPIP , KARŞILIKSIZ DOLAR BASARAK, DENİZLERDE İSTEDİĞİ GİBİ AT KOŞTURAN AMERİKA' NIN GÜNÜMÜZDE SÜPER GÜÇ OLMASININ ESAS SEBEBİ BUDUR .. YOKTAN PARA İMAL ETMEK ! KALPAZANLIK !!

Bu yöntemle hem yayılmacı politika izleyip , biz ve bizim gibi ülkelerden çaldıklarıyla ordularını -donanmasını finanse eden Amerika' yı durdurmanın tek yolu Petro -Dolar sistemini sonlandırmak .. Bu bağlamda geçen senelerde Amerika' nın tekerine çomak değil tam anlamıyla ROKETİ kim soktu? 2017 Aralığında Shangay Vadeli işlemler borsasında petrolü Yuan ile satmayı özendiren ÇİN !! Yuan 'a baktığınızda beş para etmez bir para .. Cazibesi yok .. Kim ne etsin Yuan'ı ? Bunu cazip hale getirmek için Çin ne yaptı peki ? İsteyen elindeki Yuanı Shangay ya da Hong Kong Borsasında altına cevirebilir dedi .. Çin yaklaşık 10 yıldır altın stokluyor .. Açık kaynaklarda 20.000 ton altından falan bahsediliyor .. Tutar mı ,tutmaz mı bilinmez.. Amerika'nın '44' te yaptığını bugün Çin tekrarlıyor .. Ve Amerika' nın ekonomisinin çatırdadığı da bir sır değil .. Azalan petrol rezervleriyle beraber piyasaya tokalanmak istenen ÇİP PARALAR DA öyle .. Velhasıl kelam az uzun oldu ama okuyacaklarınızla ilişkili ayrıntılardı bahsettiklerim .. Bilin istedim ..

Kitaba gelir isek .. Pek okunmayan kitaplardan birini seçeyim dedim tanıtmak için .. Kitabın başlığı gayet iddaalı.. Bir yanda Dünya'da geçer para birimi olan dolar ... Diğer tarafta Avrupa'nın sembolü Euro .. İki kıtanın , iki büyük gücün arasındaki rekabet kitabın konusu .. Ve bizim üzerimizdeki etkileri .. Madenlerimize kadar uzanabilecek bir komplo teorisi de kitabın içerisinde yer alan başlıklardan .. Şimdi komplo teorisi dediysem hemen ağız burun eğmeyesiniz .. Bu teorinin kimi ayakları çoktan yürürlüğe girdi bile ..YANİ GERÇEK OLDU !! Irak'ın başına örülen çorabın hikayesi misal MUHETEŞEM anlatılmış ... Ben burda anlatmayayım okuyunca sizlere sürpriz olsun.. Ayrıca kitabın başlığını taşıyan makale de yayınlanır yayınlanmaz büyük tepkiler çekmiş .. Bir kaç esaslı dava da atlatmış Cengiz Özakıncı .. YANİ BİRİLERİNİ ÇOK AMA ÇOK RAHATSIZ ETTİĞİ ORTADA !! Dolayısıyla okursanız zaman kaybı olmaz sizler için .. Pek tabii bu söylediklerim tarih ve siyaset severler için geçerli .. Yalnız hiç siyasi tarih okumayan bünyeler için dahi okuması keyifli ve rahat ... Türkçe meali : OKU İŞTE KARDEŞİM !!! Bu kadar anlattık yauw !! =))

Son Not : Tabii burda bankacılık sistemiyle milletten cukkalanan parayı da hatırlatmakta yarar var ..

1944' te Ons olarak karşılığı 35 dolar olan altının günümüzdeki karşılığı ne derseniz .. TAMI TAMINA 1500 DOLAR !! %98 DEĞER KAYBI ...

TÜRKÇESİ HEPİMİZİ MONATARY SİSTEM ADINI VERDİKLERİ BU SİSTEM İÇERİSİNDE AKŞAM SİMİDİ GİBİ "ÇITIR ÇITIR" YİYORLAR !!!
550 syf.
·2 günde
Toplumda biz Osmanlı torunlarıyız, büyük devletiz havaları eserken tekrar tekrar okunması gereken kitaptır. Ayrıca halkın içinde var olan Türk - İslam sentezciliği ve orta doğuda Osmanlı gibi olma isteğini madalyonun diğer tarafından gösteren kitaptır. Görsellerle sayfalar desteklenmiş ve bolca kaynakçalar sunulmuş, soluksuz okunacak ve okuduktan sonra bir daha okunacak kitap. Ülkemiz üzerine geçmişte ve günümüzde oynanan oyunları az çok hepimiz tahmin ediyoruz ama bu kitabı okuyunca bildiklerimizin yetersiz ve durumun sandığımızdan daha vahim olduğunu anlayacaksınız.
160 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitap bir harikaydı dostlar!
Yine Tuco Herrera/Duvar/ sayesinde okumaya başladığım bir yazar daha! Cengiz Özakıncı önerisini de güvenle dinleyip, yazarın tüm eserlerini edindim ve ilk kitapla anladım pişman olmayacağımı. (God bless you Tuco :D )
Donna adlı Amerikalı bir bayanla e-posta ve faks yoluyla yazışan yazarımız, çok geçmeden Bayan Donna ile ilgili gerçeği öğrenir ve bu sayede yeni edindiği arkadaşı olan Miriam ile yazışmaya başlar. Konu tabi ki Amerika, Bush, 11 Eylül, Dolar, Euro, petrol ve daha nice aklımızı kurcalayan sorulardır.
Kitapta kaynağı belli olan ve çok derin araştırmaların ürünü olan bilgiler bulacaksınız.. Örnek vermek gerekirse; Özakıncı'ya göre Amerika'nın Irak'ı işgal etme nedeni Saddam Hüseyin'in 2000 yılı Kasım ayında ürettiği petrolü dolar ile değil euro ile satmaya başlamasıdır. Ayrıca, Abd'nin hidrojen ile çalışan araçlar üretmek için ülkemizde bolca rezervi bulunan bor madenine ihtiyaç duyacağı ve bu yüzden ilerleyen zamanlarda bir işgal planı da yapabileceğinden de bahsediyor Özakıncı.
Bunun gibi birçok konudan bahsedilen yazışmalar mevcut kitapta.
Wesley Clark'ın ( 2004 demokrat parti başkan aday adayı emekli general) internet sitesinde yayınlanan "Irak savaşının gerçek nedenleri" makalesinin tam metnine de kitapta yer veriliyor. (Ki bu makale abd basını tarafından bir hayli eleştiri almış!)
Uzun uzun anlatmak yerine okumanızı tavsiye edeceğim bir eserdi. Yine şunu eklemek istiyorum 'tarafsız okunursa' herkesin beğeneceği, gerçekleri anlatan bir kitaptı..
İnceleme sonuna bir de kitapta bahsi geçen ve okurken aklımda melodisi beliren Donna Donna ve We Shall Overcome sizlerle :)
https://youtu.be/j1zBEWyBJb0
https://youtu.be/RkNsEH1GD7Q
576 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba zaten İblis'in Kıblesi adından farklı bir ad verilemezdi...1945'te SSCB'nin bizden üs ve toprak istemesinden sonra korkup ABD'den yardım istiyoruz.1945'te ülkemize giren ABD'dan gün yüzü görmüyoruz.İslamcı Mehmet Şevket Eygi'nin yarattığı provakosyonlarla Kanlı Pazar(6.Filo Olayları) olayını tetiklemesi.Sonradan müslüman olan Amerikancı Şule Yüksel Şenler'in ülkemize gelip siz nasıl müslümanlarsınız türban takmıyorsunuz provakasyonundan tutun gidip ABD'ya yemin etmesine şahit oluyoruz.Sonra ardılı Merve Kavakçı çıkıyor.Bu iki Amerikan vatandaşının amacı ABD isteğiyle Türkiye'nin bilimgüder bir anlayışı bırakıp dingüder bir Türkiye yaratılmasına çalışılması ve ABD başarılı da oluyor.Bu kitapta Necip Fazıl gibi Amerikancı-İslamcı adamların Türkiye'ye yaptığı zararları göreceksiniz.Nakşibendi çorbacısı Turgut Özal zamanına gidip ülkenin ayarlarıyla oynanmaya nasıl çalışıldığını göreceksiniz.Tansu Çiller'in ABD sevgisini görecek,Erbakan'ın aslında nasıl da ABD'ya destek verdiğini göreceksiniz.Daha da önemlisi kitapta ABD GÜDÜMLÜ SİYASAL İSLAMCILARIN TÜRKİYE'Yİ HİLAFETE VE ŞERİATA GÖTÜRMEK İÇİN NASIL ÇABALADIĞINI GÖRECEKSİNİZ...
MEHMET YILDIRIM
MEHMET YILDIRIM Türkiye'nin Siyasi İntiharı & Yeni Osmanlı Tuzağı'ı inceledi.
687 syf.
·48 günde·Beğendi·9/10
Keşke bu eseri herkes okusa !!!!. Bu kitabı okuyana kadar son 150 yıllık tarihimizi doğru bilmediğim ortaya çıktı.Çünkü bize doğru aktarmadılar. Kitap da yazılan tüm iddialar fotoğraf ve belgelerle desteklenmiş.Sn Cengiz Özakıncı'yı tebrik ederim.Atatürk ne büyük bir devlet adamı imiş ki ;1945 yılından beri uyguladıkları politikalarla bu cumhuriyeti yıkamadılar.Bize düşen bu yüce mirası da korumamız gerekiyor, Cumhuriyetimize daha sıkı sarılmamız gerekiyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cengiz Özakıncı
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
1954
1954 yılında doğdu. 1979 yılında yazdığı, yayımlamasına izin verilmeyen ve basılmadan önce el konulan ilk kitabı; Marksist Açıdan Kemalist Devrim, ardından yayımladığı Yeni Demokratik İşçi Birliği, imzalı bildiriler nedeniyle yargılanarak, 5 yıl hapse mahkum edildi. Beş yıllık tutukluluğun ardından serbest kaldı. Yazmaya devam etmekte.

Yazar istatistikleri

  • 125 okur beğendi.
  • 694 okur okudu.
  • 23 okur okuyor.
  • 831 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları