Cevdet Kudret

Cevdet Kudret

8.2/10
25 Kişi
·
76
Okunma
·
7
Beğeni
·
1.530
Gösterim
Adı:
Cevdet Kudret
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1907
Ölüm:
1992
7 Şubat 1907 - 10 Temmuz 1992): Şair, yazar. İstanbul'da doğdu. Tam adı Süleyman Cevdet Kudret'tir. Soyadı kanunu çıktığında, 1934'te Solok soyadını almıştı. Bu soyadını 1959'da Kudret olarak değiştirmiştir. İstanbul Erkek Lisesini hastalığı yüzünden yarım bıraktı; sonra İstiklâl Lisesini (1930), İstanbul Darulfünûnu Hukuk Fakültesini (1933) bitirdi. Edebiyat öğretmenliği ve avukatlık yaptı.
Cevdet Kudret edebiyata şiirle girdi. İlk şiiri 1927'de Servet-i Fünûn'da Yedi Meşale şairlerinden idi. Sonra oyun, hikâye, roman türünde eserler verdi. İncelemeler yayınladı. Abdurrahman Nisarî imzasıyla ders kitapları hazırladı. Cevdet Kudret Solok, Nevzat Yesirgil, Suat Hızarcı, Mermi Ocaklı, Cevdet Baykara, Cevkud imzalarını da kullanmıştır.
Şiirleri: Yedi Meşale (Müşterek, 1928), Birinci Perde (1928). Hikâyeleri: Sokak (1974). Romanları: Sınıf Arkadaşları (1943; 1976), Havada Bulut Yok (1958; 1976), Karıncayı Tanırsınız (İlk iki romanıyla birlikte, 1976). Oyunları: Tersine Akan Nehir (1929), Rüya İçinde Rüya (1930), Kurtlar (1933): Bu üç eser Darulbedayi'de (İstanbul Şehir Tiyatrosu) oynandı, Varlık, Gündüz, Ağaç dergilerinde tefrika edildi. Danyal ve Sara, 1931'de yazıldı, 1938'de Varlık'ta tefrika edildi. Yaşayan Ölüler (1994). Denemeleri: Dilleri Var Bizim Dile Benzemez (1966), Bir Bakıma (1977), Benim Oğlum Bina Okur (1983), Kalemin Ucu (1991), Edebiyat Kapısı (1997). İncelemeleri-derlemeleri: Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman Antolojisi (1945), Tanzimat Edebiyatı Antolojisi (Suat Hızarcı adıyla, 1955), Divan Şiiri Antolojisi (Mermi Ocaklı adıyla, 1958), Yurt İçin, Ulus İçin (1958), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman I: Tanzimattan Meşrutiyete 1859-1910 (1965), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman II: Meşrutiyetten Cumhuriyete 1911-1922 (1967), Abdülhamit Devrinde Sansür (1977), Örneklerle Edebiyat Bilgileri (2 cilt, 1980), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman III: Cumhuriyet Dönemi 1923-1959 (1990), Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi (1995), Karagöz (3 cilt, 1968-1970), Ortaoyunu (2 cilt, 1973-1975).
İnsan odur ki âyine veş kalbi sâf ola
Sinende neyler âdem isen kine-i peleng

İnsan olanın kalbi ayna gibi saf olamalıdır,
Adamsan gönlünde kaplan kini ne arar?
Kadrini seng-i musallâda bilip ey Bâkî
Durup el bağlayalar karşına yâran saf saf

Ey Bâkî! Dostlar senin değerini sen musalla taşında iken bilecekler,
karşında saf saf durup el bağlayacaklar.
"Tahtakurusu" da sarayın lutfuna uğramış hayvanlardandır; gazetelerde adı geçmezdi, çünkü "tahtı kurusun" dileğini ses bakımdan uzaktan uzağa akla getirir gibiydi.
Sevdiğin her şey karşısında, kendi kendine onun ne olduğunu sormayı unutma. Bir çömleği seviyorsan, topraktan yapılmış bir çömleği sevdiğini bil; eğer kırılırsa üzülmezsin.
Bir küçük, bir küçücük evim olsa;
İçinde bir küçük, bir küçücük halım olsa;
Bütün bunlar benim öz malım olsa.
Süleyman, yolun ortasında, gözleri kapalı, düşündü; "İnsanlar kışın camın dışında kalan sinekler gibi düşüp düşüp ölüyorlar. Biz ise, camın arkasından, bunları sadece seyrediyoruz. Koca Türkiye'de bunlara elini uzatacak bir tek kurum yok."
Kemal Tahir gibi, yaşamadan yazmadım. Kemal Tahir'in ro­manları, köyde yaşamadığı için, köyü görmediği için, nazari yazılmış romanlardır. Kemal Tahir köyü bilmez. Hele köylüyü hiç bilmez. Sevmez onları. Çankırı, Malatya, Çorum hapishanesinde tanımıştır köylüyü. Oku "Köyün Kamburu"nu, "Yediçınar Yaylası "nı... Ben çok iyi bildiğimi yazmak isterim. Yazmak için, görmeliyim, yaşamalıyım ..
..kalbin bir kuyu; ben, her saniyemi sana hasretsem ve herkes, etrafındakiler, bastığın yerde başlarını koyup geberseler yetişmez, anladın mı kadın? Yetişmez. Sana aşk, muhabbet, dostluk, ne verilse altından sızan bir kuyu gibi kalbinden akar gider. Hodgâm ben değil, sen! Artık sevin, akşamımı başıma sıçrattın. Saat de geçiyor, Allah belanı versin, kadın! Gidiyorum
Meryemce ıssızlığın yamanlığını ta yüreğinin başında duydu. Dünyanın bomboşluğunu. Her şeyi var, ağzına kadar dopdolu, kıvıl kıvıl dünya, bomboş, ıpıssız, ölü gibi. insanlığı ta yüreğinin başında duydu. insansızlık ta yüreğine işledi, bir kara hançer gibi. Demek dünyayı dolduran insanmış. Her şey, her şey, bütün dünya insanmış. insan yoksa dünya yokmuş.
Abdülhamit tahta geçtikten dört ay sonra yayınlanan (23 Aralık 1876) Kanun-i Esasi’nin (Anayasa) 12. maddesinde “matbuat, kanun dairesinde serbesttir” denmekte ise de, padişah, yine Kanun-i Esasi çerçevesi içinde bunu işlemez hale getirmeği başarmıştır: Söz konusu kanuna göre meclisi toplamak, kapatmak, yeniden seçim yaptırmak yetkisine sahip olan padişah, Rus savaşının açılmasına sebep olduğu bahanesiyle Meclis'i kapatmış (Haziran 1877), yine aynı kanunun bir başka maddesinin:
"Genel Meclis toplantı halinde olmadığı zamanlarda devleti muhataradan ya da genel güvenliğin bozulmasından korumak için...Vekiller Heyeti'nin vereceği kararlar kanun hükmü ve kuvvetindedir."
hükmüne dayanarak da Vekiller Heyeti'ne bir sıkıyönetim kararnamesi yayınlatmıştır (2 Ocak 1877). Bu kararnamede şöyle bir madde vardır:
"Askeri hükümet, gerekli görünen kişilerin gece ve gündüz evlerini aramağa; şüpheli ve sabıkalı güruhundan olup hükümetçe tutuklananları, sıkıyönetim altına alınan yerde konutları olmayan kişileri başka bir yere uzaklaştırmağa;...zihinleri karıştıracak yayın yapan gazeteleri hemen kapamağa ve her türlü cemiyetleri (toplantılar, kurullar, dernekler) yasaklamağa yetkilidir." (m. 6)
Cevdet Kudret'in okudugum bu ilk romaninda bolca Aziz Nesin tadi aldim. Cevdet kudret, ulkemizde "meyve veren agacin, adi bir sekilde taslandigini" oldukca basarili bir sekilde anlatmis. Yazarin dili oldukca sade ve akici.
Kudret' i tanidigim bu ilk romanda; Ogretmen olarak gittigi ilk gorev yeri olan Kayseri'de yoksullugun ve fakirligin sona ermesi icin elinden geleni yapan, herkesin isi gucu olsun diye ugrasan Suleyman ogretmenin nasil gorevden alindigi anlatiliyor.
Abdülhamit dönemindeki sansürü resmi belgelerle ortaya koyan bir kitap yaratmış Cevdet Kudret. İçinde hem yerli hem yabancı dilde yazılmış kitaplara; gazete ve dergilere; tiyatro oyunlarına vb uygulanan sansür yer alıyor. Zaman içinde sansürün arttığını görüyorsunuz. Öyle ki, birçok yasaklı kelime mevcut ve bunlar bile sansüre uğruyor. "Burun" örneğin. Ne kadar komik değil mi? Daha doğrusu trajikomik...Hürriyet, vatan, millet vb kavramlara hiç değinmiyorum bile...

Sansürde curnalcilerin etkisini de uzun uzun anlatmış yazar. Şaşılacak seviyede olaylar...

Bulabilirseniz okumalısınız. Bulamazsanız da, Abdülaziz ve Abdülhamit döneminde basın ve matbaa ile ilgili çıkartılan kanun ve nizamnameler ile Kanun-i Esasi'yi incelemenizi tavsiye ederim.
Gelmiş geçmiş en iyi roman hakkında ne yazılabilir ki? Uzunca bekledim acaba hislerim beni yanıltıyor mu diye ama yok! Hala aynı şekilde hissediyorum. Bu kadar basit bir anlatımla bu kadar derin bir hissettirişi nasıl başarmış, hayret! 12 eylül sonrası yeni yeni başlayan eylemliliklerde, 80 yaşında nasıl ön saftaysa, romancılıkta da - maalesef çok az yazabildiği- öyle. Kitabın ilk kısımında işsizliği ve açlığı ve her şeye rağmen gururu iliklerine kadar hissediyorsun. İkinci kısmındaysa nihayet - 2.kitapta öğretmen arkadaşı Basri'nin dul karısıyla olamayan o ufak etkileşimi saymazsak- Süleyman'ın aşkına tanık oluyorsun. Tabi orada da gururu peşini bırakmıyor. Gururu zırh gibi giyinmiş Süleyman.

3 kitabın genel adı Süleyman'ın Dünyası. Bir film diyebiliriz. Hatta Arabistanlı Lawrence'dan sonra izlediğim en iyi film bile diyebilirim. 1.Dünya Savaşı'nın saman ekmeğinden, 1930'ların berbat sefil taşrasına ve 1940'ların soysuzlaşmış İstanbul'una bir panoramik fotoğraf. İşine gelirse.
Taşradaki memurun yaşadığı zorlukları anlatan çok eser var ama bu noktada belli şablonlardan ve kolaycılıklardan sıyrılıp sadece fotoğraf çekme yani sorgulamayı okuyucuya bırakma erdemi az eserde var. Bence onlardan biri. Bunu yaparken kullandığı malzemenin kendi yaşamı olması yazarın değerini daha da arttıran bir durum. Köyü, köycülük yapmadan anlatabilen az yazarımız var.
Anlamak için sevmeyi, kavramak için de dışarıdan bakabilmeyi bilmek gerekiyor. Cevdet Kudret oldukça sade ve gösterişsiz diliyle, büyük sorunlara işaret ediyorum havasında olmadan, çok büyük sorunlara işaret ediyor. Bu sade tarzın, anlatılan şeylerde yatan çarpıklıklardan kaynaklı olarak zaten derininde var olan mizah ögesini iyice parlatacağı çok açık sanıyorum. Ki en kaliteli mizah böylesidir bence.
Geçen Fahim Bey'de miydi nerede okuduğumu şimdi unuttum, insanın hayatı boyunca ne kadar kitap okuyabileceği üzerine birtakım sayılar vardı: Korkunç. Dolayısıyla bu tarz antolojilerin, derlemelerin kıymeti burada ortaya çıkıyor. En azından ufak bir fikir sahibi oluyorsun birçok kitap hakkında. Ortamlarda konuşacak fazladan iki çift lafın oluyor, ki çok iyi bence. Ekstradan bir de her okurun kendi yaşadığı memleketin edebiyatı üzerine böyle genel bir bilgi ve bakışa sahip olması gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca öncesinde ön yargılı olduğun kimi yazarlardan okuduğun pasajlar bundan kurtulmana yol açabiliyor, bu da gayet güzel. Mesela Sait Faik. Hiç okumadım. Çocukken okuduğum ya da okumaya çalıştığım Semaver kitabından kaynaklı olacak, bir çekincem vardı ama bu kitapta okuduğum alıntılar çok iyiydi. Okur muyum, yine okumam ama en azından ön yargı kırıldı.

Cevdet Kudret kitabı sürç-i lisan ettiysek affola diye bitirmiş. Kendine yakışır gibi.
Edebiyatı sevenlerin özellikle Türk Edebiyatına meraklıların okuması gereken bir çalışma. Evet roman, hikaye, şiir...okumak keyiflidir ama bu türlerin edebiyatımızdaki gelişimini görmek de bir o kadar önemli bence. Kısaca tavsiyedir efendim. Keyifli okumalar...
Cevdet Kudret iyi ki varsın. Türk sağının cebren ve hileyle gasp edip iğrenç kokusunu saldığı edebiyat tarihçiliği ve öğretimi alanında aydın bir ses olarak iyi ki yaşamışsın. Bu kadar özenli ve sade bir anlatımla uzun zamandır karşılaşmamıştım, çok iyi oldu. Sırf bizlere böyle bir eser sunabilmek için ne kitaplara maruz kaldın kim bilir. Respect kere respect.
"Abdülhamit döneminde gazetecilik iyice güç, iyice tehlikeli bir işti. İp üzerinde cambazlık belki bu kadar ustalık gerektirmezdi." diyor Hüseyin Cahit Yalçın... Kitabı okuduğumuzda görüyoruz ki yazıda noktalı yerler bırakılması, ya da yazı içinde büyük bir boşluk bırakılması dahi yasakmış. Oralara uygunsuz yazılar eklemek ihtimali olduğundan böyle bir tasarrufta bulunulmuş. Aradan bir asır geçti pek değişen bir şey yok gibi... Neyse...
Yasaklı kelimeler, konular.. Saray hakkındaki haberleri geçtim başka milletler hakkındaki gelişmeleri dahi görmek istemeyen, körleşmiş bir istibdat rejimi. Köhnemiş bir imparatorluğun son bir can çekişmeyle varını yoğunu nasıl da toplumdaki her ilerici hamleyi engellemeye harcadığını belgeleriyle gösteren bir kitap. Sansür uğruna istihdam edilen onlarca insan bir yana, yurt dışında basılmış bazı sakıncalı kitapların, başkası görmesin diye saray tarafından toptan satın alınması gibi akla zarar uygulamaları okuyunca, 2.abdülhamit ya da Mahmut Şevket Paşa'nın deyimiyle ''baykuş''un aslında psikolojik olarak ne kadar acınası bir halde olduğunu bir kez daha fark ediyorsunuz.
Meraklıları var ya hani, baykuşun mirası budur işte: Hastalıklı bir idare ve hastalıklı bir toplum.

1908 sonrası kartpostallardan: https://i.hizliresim.com/QVX3kk.jpg

Teodor Kasap'ın üç yıl hapis cezasına mahkum olmasına yol açan ünlü karikatür: https://i.hizliresim.com/G9nMnZ.jpg
Altındaki yazı:
- Nedir bu hal Karagöz?
- Kanun dairesinde serbestî Hacivat!
Gelmiş geçmiş en iyi roman değil belki ama gelmiş en underrated romanlardan biri olabilir. Keza yazarı da öyle. Cevdet Kudret hem edebiyat tarihçisi hem edebiyatçı özelliğiyle Zweig'ı andırıyor, tabi onun kadar edebiyat yapamadı çünkü hayat şartları ona derlemeler, incelemeler, ders kitapları yazmaktan biraz olsun uzaklaşıp ilhamının peşinde koşmaya vakit bırakmıyordu.

Roman teknik açıdan o kadar basit ki bana on yedi on sekiz yaşlarındayken on sayfa yazıp bıraktığım roman girişimlerimi andırdı. Kısa cümleler, kısa diyaloglar, kısa yargılar, sürekli sıralanan olaylar, adı geçen kişiyi, o sırada anlatılan konuyu bir kenara koyarak, çocukluğuna dek tanıtma, her şeyi ama her şeyi bilen tanrısal bir anlatım. Klasik bir biyografik nitelikli ilk roman. Bana çocukken okuduğum hikayeleri de andırdı bir parça. Başta Ömer Seyfettin hikayeleri ve de yazarlarını hatırlamadığım ama kurtuluş savaşını anlatan kimi hikayelerdeki o yoğun fakirlik, sefalet, yozlaşma. Sanki daha önce okumuşum gibi. Fakat romanın başından sonuna dek sinmiş olan sınıfsal bakış pek öyle hatırladığım cinsten değildi, eşsizdi. Sennur Sezer'in de kitabın sunumunu belki bu sebepten yaptığını tahmin ediyorum. Ömer Seyfettinlerde filan milliyetçilikle bezeli, biraz da sezgisel olan ve dolayısıyla adı koyulamayan sınıf kini bu romanda baş kahraman halinde. Mütareke dönemi ezilen ulusal gurur, savaş zenginleri, çocukların acımasız dünyası ve diğerleri de yan unsurlar olarak esas kahramanı parlatıyor.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cevdet Kudret
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
İstanbul, 1907
Ölüm:
1992
7 Şubat 1907 - 10 Temmuz 1992): Şair, yazar. İstanbul'da doğdu. Tam adı Süleyman Cevdet Kudret'tir. Soyadı kanunu çıktığında, 1934'te Solok soyadını almıştı. Bu soyadını 1959'da Kudret olarak değiştirmiştir. İstanbul Erkek Lisesini hastalığı yüzünden yarım bıraktı; sonra İstiklâl Lisesini (1930), İstanbul Darulfünûnu Hukuk Fakültesini (1933) bitirdi. Edebiyat öğretmenliği ve avukatlık yaptı.
Cevdet Kudret edebiyata şiirle girdi. İlk şiiri 1927'de Servet-i Fünûn'da Yedi Meşale şairlerinden idi. Sonra oyun, hikâye, roman türünde eserler verdi. İncelemeler yayınladı. Abdurrahman Nisarî imzasıyla ders kitapları hazırladı. Cevdet Kudret Solok, Nevzat Yesirgil, Suat Hızarcı, Mermi Ocaklı, Cevdet Baykara, Cevkud imzalarını da kullanmıştır.
Şiirleri: Yedi Meşale (Müşterek, 1928), Birinci Perde (1928). Hikâyeleri: Sokak (1974). Romanları: Sınıf Arkadaşları (1943; 1976), Havada Bulut Yok (1958; 1976), Karıncayı Tanırsınız (İlk iki romanıyla birlikte, 1976). Oyunları: Tersine Akan Nehir (1929), Rüya İçinde Rüya (1930), Kurtlar (1933): Bu üç eser Darulbedayi'de (İstanbul Şehir Tiyatrosu) oynandı, Varlık, Gündüz, Ağaç dergilerinde tefrika edildi. Danyal ve Sara, 1931'de yazıldı, 1938'de Varlık'ta tefrika edildi. Yaşayan Ölüler (1994). Denemeleri: Dilleri Var Bizim Dile Benzemez (1966), Bir Bakıma (1977), Benim Oğlum Bina Okur (1983), Kalemin Ucu (1991), Edebiyat Kapısı (1997). İncelemeleri-derlemeleri: Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman Antolojisi (1945), Tanzimat Edebiyatı Antolojisi (Suat Hızarcı adıyla, 1955), Divan Şiiri Antolojisi (Mermi Ocaklı adıyla, 1958), Yurt İçin, Ulus İçin (1958), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman I: Tanzimattan Meşrutiyete 1859-1910 (1965), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman II: Meşrutiyetten Cumhuriyete 1911-1922 (1967), Abdülhamit Devrinde Sansür (1977), Örneklerle Edebiyat Bilgileri (2 cilt, 1980), Türk Edebiyatında Hikâye ve Roman III: Cumhuriyet Dönemi 1923-1959 (1990), Örnekli Türk Edebiyatı Tarihi (1995), Karagöz (3 cilt, 1968-1970), Ortaoyunu (2 cilt, 1973-1975).

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 76 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 59 okur okuyacak.