Charles Baudelaire

Charles Baudelaire

8.3/10
161 Kişi
·
436
Okunma
·
208
Beğeni
·
10.192
Gösterim
Adı:
Charles Baudelaire
Unvan:
Fransız şair
Doğum:
Paris, Fransa, 9 Nisan 1821
Ölüm:
Paris, Fransa, 31 Ağustos 1867
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.

1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 YaşındaHindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.

1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı.

1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğimüzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü.

Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır.

Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'danMallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.
Yalnızlığı kalabalıkla doldurmasını bilmeyen kişi telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilmez.
Bu dünyanın mutlularına bazı bazı kendi mutluluklarından daha üstün, daha derin mutluluklar bulunduğunu anımsatmakta yarar vardır, yalnızca budala gururlarını sarsmak için bile olsa.
"Dışarıdan, açık bir pencereden içeriye bakan kişi, kapalı bir pencereye bakanın gördüğü kadarını göremez hiçbir zaman."
Charles Baudelaire, hayatındaki trajik olayları şiirlere bu denli başarılı aktaran sayılı ve hayran kalınası şairlerdendir. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Kötülük çiçekleri kitabına aktaracak olduğu şiirleri 1846'dan sonra kaleme alır fakat içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açılır bunun nedeni kitaptaki şiirlerin ana konusu genel olarak erotizm, melankoli ve şeytan üzerine olduğu için fakat dahada ötesi Fransa ikinci imparatorluk rejimi döneminde eserin toplumsal değerleri aşağılamasındandır.

Eser gayet başarılı ve bence şairin sanki bohem hayata geçmeden önceki kötü hayatından kurtuluş zaferini anlatıyor, bohem yaşam tarzının güzellikleri sıralanmış dizelere. Güzel ormanların ve duygulu hoş kadınların barındığı bir peri sarayı kurması belkide bunun bir kanıdı.

Fakat eserdeki şiirler daha sonra Romantizm temalarından arınıyor ve kentin hüzün dolu anlarını anlatmaya başlıyor sevgili Charles. Devrimcilik-tutuculuk, tensel hazlar-gizemcilik, toplumsal yaşam-içe kapanış, dindarlık-tanrıtanımazlık gibi karşıtlıkları sınırsız bir içtenlik ve çarpıcılıkla işleyerek farklı yaklaşımda bulunuyor şiire.
Öncelikle ön yargılı olmamak gerek. Ilk kez yabancı bir şairin şiirlerini okuyorum . Bana bu fırsatı veren kitabı hediye edene minnettarım. Çokça seviliyorsun .
Gel gelelim kitaba ; Farkli bir seslenis var. Sonra saitin önsöz tasarilarini okuyarak daha da belirginlesiyor farklılığı. Kitapta yabancı kelimeler oldukça fazla bunlarin açıklamalarını sonunda vermesi de ayri bi detay gözümden kaçmadı. Bir süre sonra cekip götürüyor seni
Notos Dergisi'nin en iyi çeviriler listesinde görüp de okumak istediğim bir eser olarak kitaba başladım. Gerçekten öylesine büyük bir şairle karşılaştım ki... Hatta bu kitabın çevirileri tez konusu bile olmuş. 2 farklı tez ile karşılaştım internette. Çok çok zor bir eser. Gerek anlaşılması, gerek dili, gerekse çevirisi... Zor anladığımı, hatta bazen başka bir çevirisi ile kıyas ederek pdf'den okudum.

Kötülük üzerine yazılmış, bazen kötüyü öven bazense yeren satırlardan oluşuyor. Açıklamalar ve önsöz kısmı kitabın yarısı kadar olmasa da büyük bir yer kaplıyor. Farklı farklı bölümler var eserde. Yazar Fransız ve Fransa'nın laşkalaşmasını, kötüye doğru gitmesini konu alarak kitaba başlamış farklı duygulara hitap eden zor bir şiir kitabı. Tavsiye ederim ama gerçekten boş, sakin bir kafayla okumanızı da yine tavsiyeme iliştiririm.
Dünyanın en önemli şairlerinden olan, önünde saygı ile önümü iliklediğim Baudelaire'ın en güzide eseri. Bir eser hem bu kadar açık sözlü hem de bu kadar hermetik olabilir. İmgelerin gücünü, Edgar Allan Poe gibi bir şairi çevirmekle yetinmeyip onu anlamış ve kendi sembolizm furyasını yüceltmiş Baudelaire, bu kitapta tanrı moduna ulaşmıştır gözümde. Dünyanın bir kadına ve yeşil gözlerine en güzel iltifatlarının yer aldığı bir kitap aynı zamanda aksi yönde esen rüzgarlar ile de hakaret boyutunda yermiştir. İronik görünse de Baudelaire anlaşıldığında bu eser de insanın gözünde ayrı bir değer görüyor. Fransız devrimi sonrası klasik bir hal alan Fransız romantizmini avcunun içine almış ve kendi gerçekçi sembolizmi ile apayrı bir boyuta evirmiştir. Bana Fransız şiirini Verlaine ve Rimbaud'dan daha çok sevdiren Baudelaire gözüme hep en uzak en soğuk ama en çok merak uyandıran gezegen Plüto gibi görünmüştür. 1977'de fırlatılan Voyager uydusu nasıl Plüto'ya ulaştıysa azimle, onu okuyan kişi de sert ama gerçek hislere ulaşacaktır aynı azimle. Dali'nin The Persistence of Memory tablosundaki gibi tahtaboşa akan zaman gibidir, okunması elzemdir.
Üniversitede Baudelaire'i tercüman olarak tanıdım. Poe'nun metinlerini fransızcaya çevirmiş bir tercüman olarak kaldı aklımda. Bir de şu olaylı şiir kitabı var tabi. Kötülük Çiçekleri -Les Fluers Du Mal-. Ahlaki sınırları zorladığı gerekçesiyle bir süre yasaklı kalmış, edebiyatçıya türlü davalar açılmış. (Kendisinin frengiden öldüğünü belirtmek lazım mı? Bilemedim.) Sonuç olarak Baudelaire'in çeviri dışında hoşuma gideceğini hiç düşünmedim. Ama Paris Sıkıntısı yüzümü kara çıkardı. Fransız sanatçılarının huyudur; eserlerinde alttan alta ideolojik, dini, kültürel vs. birçok konuyu fark ettirmeden eleştirirler. Baudelaire düz yazıyı kullanarak, şiir sanatında bile bir insanın zekasının ne kadar kıvrak olabileceğini gösterdi bana. Kitabı okumaya zamanınız yoksa bile içini açıp; İki Kişilik Oda, Yoksulun Oyuncağı, Perilerin Armağanları, İp, Sarhoş Olun, Ne Çabuk!, Ayna, Çorba ve Bulutlar metinlerini ve sonuç bölümündeki şiiri okumanızı tavsiye ederim. (Şiir bir kısım kısaltılmış.) Çerez kitaplardan kendisi...
Baudelaire'in eşsiz anlatımını bu kitapta yazmış olduğu 116 sayfalık kısa şiirsel anlatımı ile imgelemeler, alttan alta metaforlar, göndermelerle olsa da düzyazı olarak yazdığı yaşadığı hayata dair müthiş gözlem yeteneği ile kendisinin yanında Fransa halkının sorunlarına değiniyor. Bu yönüyle hem anlatım tarzı, hem de değindiği konular ile etkili bir kitap.

"Paris Sıkıntısı" kitabın ilk yayınlandığı andan itibaren insanların ve edebiyat dünyasının etkisi altına almış önemli tartışmalara neden olmuş. En büyük amacı anlaşılmak olan yazarın anlaşılmaması bu yüzden onu üzmüştür.

Kitapta cümlelerin ve tartışmalara neden olmasının en büyük nedeni; insanın dehşetle, sıkıntıyla, yaşadığının düşmanın ölümsüz isteğiyle anlatan bir üsluba sahip olmasıdır. O dönemde Fransa da bulunan romantizm akımının etkisi Baudelaire bu tam tersi kullandığı gerek üslubu gerekse anlatılan konuların tam tersi özelliklerde olması büyük bir problem teşkil ediyordu. Nesne özneleştiğinde, ben kendisini eritir. Ruh öyle mutsuzdur belki de bu dünyada yaşam yaşar, yaşamı düşe dalar, ama yaşamı her zaman günün birinde mutlaka acı çeker. İnsan düşleyen bir varlıktır. Tutku beslediği için düşleyen bir varlık olan insan, bütün dünyayı tutkusunun görüntüsüne dönüştürme gücüne sahiptir. BAUDELAİRE'in gerek şiir dünyasında gerekse felsefesinde bu tutkulu düşüncelerini rahatlıkla görebiliyoruz. Bunu yaparken de okuyucusuna insanın kendisini gizlemekten hoşlandığı en önemli şey olan varlığını gün ışığına çıkartmasına yardımcı oluyor.
Charles Baudelaire: Paris'te 1821 yılında dünyaya gelir. Yedi yaşındayken babasını kaybeden şair, daha sonra annesinin ikinci bir evlilik yapmasıyla üvey babasından nefret etmesi ve babasından kalan mirasla evden ayrılıp yalnız yaşaması şiirini büyük ölçüde etkilemiştir. Edgar Alan Poe'dan çeviriler yapmış Fransa'da onun hakkında ilk deneme yazısını o yazmıştır. Baudelaire daha genç yaştayken bir çok edebiyatçıyla tanışmış ve kendinden sonra gelen büyük şairlere modernist şiir alanında örnek olmuştur. Şiirlerinin yapısı genellikle mitlerde geçen figürlerle doludur. Onu anlamak için mutlaka bu mitleri bilmek gerekir çünkü şiirlerinde çokça kullanır. Tanrıya olan inancı çok sıkıdır hatta ilahi tarzında şiirleri de vardır ama çok fazla eleştiriyi de yapar. Türkiye'de tanınmasının en büyük etkenlerinden biri Yahya Kemal'dir. Onun hakkında yazdığı "Eski Paris" şiiri de mevcut. Toparlamak gerekirse Baudelaire şiirlerinde modernist şiirin öncüsü olmuş, kendinden sonra gelen Rimbaud gibi şairlere örnek olmuş, hayatı hep bir arayış içinde geçmiş, hatta bir seferinde; "başkaları için gereksiz benim için tehlikeli olan yaşamıma son veriyorum," notunu bırakıp intihara teşebbüs etmiş, şiirlerinin çoğunda tanrıya olan inancını dışa vurmuş 19. Yy'ın en önemli şairlerindendir. Bilinmesi gereken şairlerdendir. Herkese iyi okumalar diliyorum.
Düz yazı şiire ancak bu denli yakisabilirdi. Ve bu kitap bir insanın 116 sayfalık nesir boyunca şairine üslubunu koruyabileceginin kanitiydi...
Çok güzel ve kısa bir aşk hikayesi.
Nedense bu kitap bana Balzac'ın "Sarrasin" adlı kitabını hatırlattı.
İlk defa Baudelaire okudum ve çok hoşuma gitti.
Aslında, Çevirmen Mehmet Cemal Issı'nın şu cümlesi kitabın ne kadar özel olduğunu açıklıyor: Bu öykü - roman ,yazarın şairliği henüz seçtiği tarih olan 1847 yılında yayınlanmıştır ve sanki şiire başlayacağının altını çizmek istenircesine paradoksal olarak nesir halinde bir anlatı mevcuttur.

Bu kitabı okurken, betimlemelerin şiirselliğinden çok tad aldım.
Kısa öyküyü, edebiyat severlere tavsiye ediyorum.
Hayatımda hiçbir çeviri şiirden bu kadar lezzet almamıştım. Bu Baudlaire'den mi yoksa Erdoğan Alkan'dan mı bilmiyorum. Şiddetle tavsiye edilir.

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Baudelaire
Unvan:
Fransız şair
Doğum:
Paris, Fransa, 9 Nisan 1821
Ölüm:
Paris, Fransa, 31 Ağustos 1867
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.

1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 YaşındaHindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.

1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı.

1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğimüzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü.

Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır.

Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'danMallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.

Yazar istatistikleri

  • 208 okur beğendi.
  • 436 okur okudu.
  • 19 okur okuyor.
  • 504 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları