Charles Baudelaire

Charles Baudelaire

Yazar
8.1/10
571 Kişi
·
2.000
Okunma
·
538
Beğeni
·
21bin
Gösterim
Adı:
Charles Baudelaire
Unvan:
Fransız şair
Doğum:
Paris, Fransa, 9 Nisan 1821
Ölüm:
Paris, Fransa, 31 Ağustos 1867
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.

1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 YaşındaHindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.

1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı.

1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğimüzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü.

Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır.

Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'danMallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.
Şu yıldız olmasa ,ey Gece! Işıkları
Bildik bir dille konuşan, bayılırdım sana!
Tutkunum ben çünkü boş, kara, çıplak olana!

Karanlık öyle perdeler ki, dışarı
Fışkırır da gözlerimden akın akın, yaşar
İçlerinde herkese görünmeyen varlıklar.
Hiçbir şey bilmemek, hiçbir şey öğrenmemek,hiçbir şey duymamak,yalnızca uyumak, uyumak hep, bu gün tek dileğim bu.

Utanılacak, rezil bir dilek, ama yürekten.
208 syf.
·Beğendi·8/10
Charles Baudelaire, hayatındaki trajik olayları şiirlere bu denli güzel anlatan başarılı şairlerdendir. "Kötülük Çiçekleri"ne aktaracak olduğu şiirleri 1846'dan sonra kaleme alır ve bunlardan altı adet şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açılır. bunun nedeni kitaptaki şiirlerin ana konusu genel olarak erotizm ve şeytan üzerine olduğu için fakat daha ötesi Fransa ikinci imparatorluk rejimi döneminde eserin toplumsal değerleri aşağılamasındandır.

Eser gayet başarılı ve şairin sanki bohem hayata geçmeden önce ki kötü hayatından kurtuluş zaferini anlatıyor, bohem yaşam tarzının güzellikleri bir bir sıralanmış dizelere. Güzel ormanların ve duygulu hoş kadınların barındığı bir peri sarayı kurması belkide bunun bir kanıdı.

Fakat eserdeki şiirler daha sonra Romantizm temalarından arınıyor ve kentin hüzün dolu anlarını anlatmaya başlıyor Charles. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·1 günde·9/10
Bir sanat eseri meydana getirirken bana göre iki kavram önemlilik arz ediyor; “Soyutlama ve Empati”... Eserinde bu iki unsuru insanların beynine ve kalbine hitap ettiren bir sanatçı, sanatseverlere o eseri kabul ettirmiş sayılır. Eğer ki insan yaşadığı anı sorgular ise soyutlama yapar ve huzursuzluklarının yada mutlu anlarının sebeplerini empati kurarak bulmaya çalışır. İşte bir eseri inceleyen insan, o eser için “Beni kendimden geçirdi adeta!” diyebiliyorsa, o eser sanatseverin soyutlama ve empati kurma duygudurumuna hitap ediyor demektir.

Yazar Charles Baudelaire, bu eserinde yukarıda anlatılanlara paralel bir edebi sanat yaratmış. Öyküleme ile şiirsel anlatım tekniğini harmanlayarak okuyucuya, soyutlama ve eşduyum yapabilmek için bir adeta bir ruh devinimi imkanı sağlamış. Öyle ya, kitabı okurken bölümden bölüme geçtiğinizde yeni bir düşünce biçimini ister istemez alıyorsunuz.

Kelime hazinelerini geliştirmek için de çaba sarfeden okuyuculara, Fransızca menşeli kelimeleri tanıma imkanı da cabası. Zaten bana göre yazar Fransız Edebiyatı’nın kökleşmiş kalıplarını fazlasıyla yansıtmış. Felsefe içine katılmış sosyoloji ve toplumsal olguları kendi şiirsel diliyle ustaca yorumlamış.

Kitabı okuyan kişi, eminim ki kendi ile yüzleşme fırsatına nail olacaktır ve kendi iç dünyasındaki serüvenlerine şöyle bir göz atacaktır. İleri ki zamanlarda bu eseri tekrar okuyarak belki bir inceleme güncellemesi yapar mıyım bilmiyorum ama bu eseri tekrar bir kere daha okumam gerektiğini biliyorum. Eminim bu eserde kaçırdığım çok nokta halen mevcuttur. Fransız edebiyatını benimsemiş ve şiirsel düz yazı anlatımının keyfini sürüp, empati ve soyutlama hazzını yaşamak isteyen değerli arkadaşlarıma mutlaka önerdiğim bir eserdir.
Bu arada bana eseri öneren https://1000kitap.com/AnnaHeymes ‘ye daha önce önermediği için teessüflerimi iletirim. :)
Saygılarımla…
197 syf.
Ooo kimler gelmiş kimler diyerek iştah kabartan bir kitap daha, usta yazarın elinden çıktığı daha ilk sayfalarda belli ediyor kendini.
İnsanın zaafları üzerine kurulu da diyebiliriz eser için. Malum şarap ve esrar (türevleri) insan iradesiyle dans eden iki zevk aracı.
Once şarap ve esrar hakkında genel bilgiler veriliyor kitabın hemen hemen yarısı bunlarla ilgili bilgilerle geçiyor ve sonra macera basliyor.
Macera dedimse vurdulu kırdıli değil, akicilik üzerine çöküyor kitabın, sizi de Seyhan Irmağı sularında serin serin Akdeniz'in ılık sularına taşıyor usul usul. Arada bir sazliklar var oranızı buranızı kanatan ama asla acı hissetmiyorsunuz.
Yer yer bulduğu tespitler, ruh hallerini betimlemeleri, insan tabiatina dair imgelemler daha önce düşünmediğiniz şeyleri düşündürüyor.
Yazara ait ikinci kitabımdi, bir üçüncüsü kısa zamanda gelecek diye umuyorum. Begenldi ve tavsiyeyi hak etti. Mersinli her ne kadar sen kim Badi'yi eleştirmek kim dese de.. :)
128 syf.
Baudelaire'ın Paris şehrini bir tımarhane gibi görerek bu tımarhanede yaşanan gündelik trajediler üzerinden, hangi şehirde olursa olsun, insanlar için bağlayıcılığı olan varoluş sorunlarını ele aldığı muazzam kitap. Aslında Paris şehri bu noktada bir imge sadece. Şehir yaşamları hemen hemen birbirine benzer bir formda oldukları için Paris'in adını yaşadığınız şehir olarak yorumlayabilmek mümkün.

Kitap çok parçalı bölümlerden oluşuyor. Dolayısıyla alıştığımız o olay akışı yok. Bu yönüyle de tıpkı şehirler gibi belli sınırları olan kentler yaratmış diyebiliriz yazınsal anlamda. Okur bir şehirden* diğerine , bir sıkıntıdan* diğerine kolaylıkla geçebiliyor.

''Her insan kendine yetecek ölçüde afyon taşır içinde, durmamacasına yenilenen bir afyon...'' der Baudelaire. sıkıntının içinde kimi zaman bir koltuk köşesinde, kimi zaman bir cam kenarında, kimi zaman ise bir kaldırım üzerinde yürürken ortaya çıkarır afyonunu. Düş, insan için kaçınılmaz bir kurtuluş reçetesidir çünkü.

Baudelaire kent içinde kendisini yalnız hisseder sürekli ve sıkıntının özünü bu duygusundan alır. Gündelik rutin içinde gizlenmiş olan detaylar Baudelaire'ın her fırsatta anlatım için başvurduğu yoldur ve kitabı bize ait hissettiren kısmı da burada başlar. Çünkü artık bir rutini değil, bir düşü yaşıyoruz Baudelaire ile birlikte.

Aslında bir yönüyle de Bergson'un zaman kavramı ile de ilişkili bir karaktere bürünüyor kitap. Çünkü her şey döngüsel anlamda birbirini tekrar ediyor kent yaşamında. Geçmişin birikerek birbirini tekrar etmesi meselesi yani. Zaman da keza öyle, bunu tüm şehirlere atfederek yaşayabildiğimiz, okuyabildiğimiz için döngünün geçerliliği bir kez daha kanıtlanıyor.

Zamansız alan olarak da düşlerimizi söyleyebiliriz Baudelaire'a göre... Bu alan bizi varoluşumuzun yarattığı sorunların üstesinden gelmemize katkı sağlayan bir nefes alama alanı olarak okuyor Baudelaire. Kitap bu yüzden oldukça nitelikli bir kimliğe sahip. Tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
208 syf.
·8 günde·9/10
Notos Dergisi'nin en iyi çeviriler listesinde görüp de okumak istediğim bir eser olarak kitaba başladım. Gerçekten öylesine büyük bir şairle karşılaştım ki... Hatta bu kitabın çevirileri tez konusu bile olmuş. 2 farklı tez ile karşılaştım internette. Çok çok zor bir eser. Gerek anlaşılması, gerek dili, gerekse çevirisi... Zor anladığımı, hatta bazen başka bir çevirisi ile kıyas ederek pdf'den okudum.

Kötülük üzerine yazılmış, bazen kötüyü öven bazense yeren satırlardan oluşuyor. Açıklamalar ve önsöz kısmı kitabın yarısı kadar olmasa da büyük bir yer kaplıyor. Farklı farklı bölümler var eserde. Yazar Fransız ve Fransa'nın laşkalaşmasını, kötüye doğru gitmesini konu alarak kitaba başlamış farklı duygulara hitap eden zor bir şiir kitabı. Tavsiye ederim ama gerçekten boş, sakin bir kafayla okumanızı da yine tavsiyeme iliştiririm.
197 syf.
İnsanın umut ve sonsuzluk hissine duyduğu müthiş açlık üzerinden şarap ve esrara olan eğilimini çok güzel anlatmış Baudelaire.

Başlamadan önce şunu belirtmek gerekir ki, belki de kitaplar içinde en güzel kapağa sahip kitap diyebilirim. Şarap ve esrarın insana nasıl bir sahte cennet yaratıp onu sonsuzluk ve umutla donatıyorsa kapakta kullanılan kadın imgelemesi de bunun üzerinden müthiş işlenmiş.

Baudelaire, şarap ve esrar ile aslında ölümü anlatmaktadır bizlere. Tasarım ve simgenin bir arada kullanılması bir düş anlatımıdır. ve Baudelaire, diğer eserlerinde ölümü düş ile yorumlar. Bu eserinde ölümü ana tema olarak almayıp düş anlatımının içeriğini esrar ve şarapla anlatması oldukça etkileyici. Yapma cennet ile insanı yaşarken öldürüyor Baudelaire. Aslında daha detaylı bir tanımlama yapmak gerekirse düş ile ölümü, ölüm ile özgürlüğü ve ölüm üzerinden gelen bu sahte özgürlükle bizlere derin bir yalnızlığı anlatmaktadır. Tasarlanan görüntüler bu yüzden hep soyuttur.

Açıkçası Baudelaire çözümlemesi yapabilmek için yazdıklarını daha derin düşünmek gerektiğini düşünüyorum. Belki bu çıkarımlarım yolun henüz yarısıdır, ancak öylesine güzel bir imgelem var ki kitap çözümlemesi yapmak için en ideal kişi Baudelaire diyebilirim.

Daha basit bir anlatımla şöyle söyleyeyim, hepimiz üzüm asmasını biliriz. Bu asmalarda yetişen çiçekler pek de dikkat çekmez. Apartmanında üzüm asması olanlar bile dikkat etmemişlerdir açan çiçeklerin renklerine. Bu yönüyle diğer meyve bitkilerinden farklı olan üzüm asması kışın büründüğü o ölüm havasıyla da farkını bir kez daha gösterir. Çünkü her baharda yeniden doğmaz için sonbahar ortasında ölmeye yatar üzüm asmaları. Kışın, üzerinde bir ölü çirkinliği vardır. Dokunduğunuz vakit kuruyup gittiğini, parçalarının elinizde kaldığını görürsünüz. Ancak o üzüm asması bahar geldiğinde yeniden doğar. İşte Baudelaire'nün anlatımlarında da bu durum vardır. yeni söz dizimleri, yaratımcı sözcükleriyle yeni anlamlar doğurmaktadır. Ölü gibi görünen anlamın yeniden doğduğuna tanık olursunuz. Bu kitapta da şarap ve esrarın insanın ölümüyle yeniden doğuşu işlenmekte. İnsanın sanatsal aşmışlığı, düşünce devrimi yaratımı gibi konularda şarap ve esrarın etkilerini anlatır. Tabi her ikisi için bir güzelleme yoktur. Esrarın kötü yanını da anlatır ama yine bir ölümden bahsederken başka bir noktada doğuşu da işler. Okurken ''işte buna içilir.'' dediğim çok bölüm oldu. Baudelaire'nün bu şaheserini anlamlandırabilen okusun derim kısacası. Keyifli okumalar.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kötülük üzerine yazılmış olan şiirler bazen kötüyü öven bazen de yeren dizelerden oluşuyor. Kitapta açıklama, önsöz ve sonda ek bölümüne epey yer verilmiş. Şairin sembolist şiirlerinin yanısıra Dandyciliği de bu açıklamalardan öğrendim. Ayrıca yazar birçok Türk şairini de etkileyip şiirlerine ilham kaynağı olmuş.

Fransız dilini en iyi kullandığı belirtilen şairin pek çok şiirini beğeniyle okudum. Çevirisi de fena değildi hatta bazı mısralarda öyle bariz kafiye uyumu vardı ki gerçekten etkileyiciydi.
Daha önce okuduğum birkaç eserde Baudelaire’in kötülük çiçekleri adlı kitabı geçiyordu. Böylelikle merakımı gidermiş oldum hem de şiirin bambaşka halini okumuş oldum.


Şiirler, kitabın adından da anlaşılacağı üzere daha çok karamsar, melankolik tarzda yazılmış. Duygu yüklü bir eser, kelimeler çok iyi kullanılmış. Farklı farklı bölümler ve başlıklar var eserde. Anlaşılması zor şiirler de...Bu nedenle boş ve sakin bir kafayla okumanızı tavsiye ederim.
208 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Böylesine güzel kitapları seviyorum. Kötülük mü bilmem ama kesinlikle karanlık tarafın şiirleri yer alıyor bu kitapta. Ve kesinlikle karanlık bir ruhun kaleminden çıkmışlar.
128 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Baudelaire'in metaforik düzyazılmış şiirlerinden oluşan bu eser, "Birileri, bunun ne başı ne kıçı belli demeye kalkarsa doğrusu haksızlık etmiş olur, çünkü tam tersine her parça çalışmanın bütünü içinde art arda ve karşılıklı, hem başı hem sonu oluşturur." diyerek farklı konuları işlediği kısa bölümlerden oluşan eserindeki uyumu baştan garanti ettiği bir giriş yazısı ile başlıyor.
Neden Paris Sıkıntısı? Kitabı okumadan cevap verilebilecek bir soru değil. Şairin yazdığı bölümleri okurken duyguların, merakın, imgelemin, şaşkınlıkların, kaçışların, yaşama dair ne iz kalmışsa ruhunda, az ya da çok her nesnenin arka planda verdiği sıkıntıyı duyumsuyor insan.
Eserde görünenin arkasındaki mesajları almaya çalıştım daha çok, o şairane ifadelerin güzelliğinde gözlerim ve zihnim bambaşka zevkleri tadarken, amacım şairi  yakından tanımaktı her şeyden önce, bunun için bağışlayabilir beni kendisi. Hatta belki satır aralarını okumamı kendisi istemiştir, birçok Fransız aydınının kaygısı bu değil mi zaten? O, kendisine haksızlık edilemeyecek kadar iyi zaten.
Şair; yaşlı kadınlar, yoksullar ve çocuklar konusunda duyarlı bir yapıya sahip daha önemlisi birçok büyük sanatçıda gördüğüm aşırı duyarlılık hali, gözlem yeteneği, ışıltının, gürültünün ve debdebenin içindeki o arayış isteği onda da var. Yoksul Soytarı, Dul Kadınlar, Yoksulların Oyuncağı, Yoksulların Gözleri gibi bölümleri okuyan biri tespitimi gayet anlaşılır bulacaktır. Gizemin büyüsüne, yalnızlığın, yalnız olabilmenin gücüne, insanın zayıflığına, kadınların duyarsızlığına -hatta bu fazlasıyla değindiği bir konudur- dair düşüncelerini büyük bir inanç ve anlatım yeteneği ile birleştirerek sunuyor bize.
Bir arayışta bu şair, bir aydın huzursuzluğunda, insan Paris'te sıkılır mı desen, işte sıkıntıda. Sanki dünya bir kadın ya da dev bir sulu meyve. Şair, onu dişlemiş de yetmemiş gibi.
Bir iblis bile ister yanına, Socrates'in Damon'u gibi. Rüyalarda reddeder tüm çekici teklifleri de uyanınca Tanrı'ya dua eder iblisle pazarlığını garantilemek için.
Gitmek ister, ruhuna seçenekler sunduğu bir bölüm bile vardır kitapta. Sonunda ruhunun isyanına sebep olacak kadar sorar.
Fransız ya işin siyasi kısmına bakmamak olmaz bir sosyo-politik eleştiri yapmış mı diye? Fransız toplumunun kendini beğenmiş ve çıkarcı yapısına atıfta bulunduğu noktalar çok. Bunun yanında özellikle Köpek ve Şişe bölümünde halkın değerli şeyleri bilmek ve benimsemekten ne denli uzak olduğunu sağlam bir benzetme ile anlatarak ironide tavan yapar. Buna o dönem Fransız milletinin edindiği haklar konusuna yaklaşımını alaycı bir dil kullanarak  anlattığı Ayna bölümünde de rastlanabilir.
Şairin İki Oda adlı bölümde betimlemede sınırları zorlayan başarısı karşısında hayranlık duydum, zaten birçok yerde tatlı, yumuşak, ılık bir iklimin güzel kokulu odaları ve o odalarda yarattığı tembel bir mutluluğu, zevki ifade edişi o kadar gerçeğe yakın ki gözlerimi kapatsam ruhum bir anda orayı bulabilir.
Ruhumun en tatlı hülyalara dalmasina sebep olanları, tabii ki bir kadın olarak, bir aşk daveti, bir yolculuk çağrısı, bir düşsel ülke özlemi içeren Yolculuğa Çağrı. İkincisi de Saçlarındaki Yarımküre. Tüm bu düşsel sözlerin içinde ruhumu kaybetmenin eşiğinde, şairin bizden biri olmadığını bile düşünmeye başladım. Belki bir iblis'tir. Kendisine istediği türden. Damon'dan farklı tabi, eleştirmeyen, vazgeçirmeye çalışmayan, yoldan çıkaran. 

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Baudelaire
Unvan:
Fransız şair
Doğum:
Paris, Fransa, 9 Nisan 1821
Ölüm:
Paris, Fransa, 31 Ağustos 1867
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 – 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.

1821’de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 YaşındaHindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842’de Fransa’ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.

1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlâkına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dâvâ açıldı.

1860’da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan Çırılçıplak Soyulan Yüreğimüzerine çalıştığı ve 1862’de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika’dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos tarihinde Paris’te 46 yaşındayken öldü.

Mezarı Paris Cimetière du Montparnasse'dadır.

Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'danMallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.

Yazar istatistikleri

  • 538 okur beğendi.
  • 2.000 okur okudu.
  • 98 okur okuyor.
  • 1.799 okur okuyacak.
  • 30 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları