Charles Dickens

Charles Dickens

Yazar
8.4/10
13,4bin Kişi
·
50,9bin
Okunma
·
3.149
Beğeni
·
62bin
Gösterim
Adı:
Charles Dickens
Tam adı:
Charles John Huffam Dickens
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Portsmouth, İngiltere, 7 Şubat 1812
Ölüm:
Higham, Kent, İngiltere, 9 Haziran 1870
Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar.

Hayatı

Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens'ın ilk yılları refah içinde geçse de babasının borçları yüzünden hapse girmesiyle sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıylaBoz’un Karalamaları başlığında notlar yayımlamaya başladı.

1837'de ise esas onu ünlendirecek olan Bay Pikvik'in Serüvenleri adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

1840'ta Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama Genel Okur İçin Amerika Notları kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama sonunda çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretinin zirvesindeyken öldü. Mezarı Londra'daki Westminster Kilisesi'nde bulunmaktadır.
“Her insanın bir başkası için sonsuz bir muamma oluşu, üzerinde düşünülmesi gereken muazzam bir hakikattir.”
Charles Dickens
Sayfa 15 - İş Bankası Kültür Yayınları
112 syf.
·3 günde·7/10 puan
Charles Dickens. İlk olarak bu romanı bir genel kültür sorusu aracıyla öğrendim. Fransız devrimi ve etkilerini konu alan dünya klasiği nedir diye sormuşlardı.

Paris ve Londra'da geçen bu roman anlatıldığı kadar sürükleyici olmamakla birlikte sıradan bir eser sayılamayacak kadar da iyiydi.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
464 syf.
·12 günde·9/10 puan
Öncelikle incelemeye geçmeden önce
bir şeyler söylemek istiyorum.

Kitabı https://1000kitap.com/avsar_kizi38 ile ortak düzenlediğimiz "Charles Dickens okuma etkinliği" dahilinde okudum. Biz etkinliği düzenleme kararı alırken güzel olacağına en başından inanmıştık,ancak katılımın bu kadar fazla olacağını ben tahmin etmiyordum açıkçası.Yaklaşık yüz-yüz beş okurun katılımı ile gerçekleşen güzel bir etkinlik oldu. Katılım sayısının bu denli fazla olması da etkinliği daha güzel kılan bir detay oldu bence. Ricalarımızı kırmayan, davetimize icabet eden ve bu etkinliği daha güzel kılan herkese çok teşekkür ediyorum ben.

Evet, teşekkür faslı bitti.Sıktıysam özür dilerim. Uzun bir inceleme olacak. Kitabı her yönüyle, sizin okuma hevesinizi kıracak cümleler(Spoiler) kullanmamaya özen göstererek incelemeye çalışacağım. Başlayalım.

İncelememe "Her şeyin kitabı" başlığını attım;çünkü kitabımız aşk, heyecan, dram, sefalet, açlık, gizem, korku ve savaş sahneleri ile dolu.

Fransız İhtilali ve öncesini konu alan kitapta kurgu sadece savaşa neden olan soylular sınıfı üzerine değil, toplumun her kesiminden insanlar üzerine yapılıyor. Savaşa yine her zamanki gibi zenginler neden oluyor.

Kitapta açlıktan ot ve çimen yiyen sefilleri, dini değerlerden nefret ettiği gibi başkalarının da dini yaşamasına engel olmaya çalışan abileri, kendisi ve ailesine dua etmesinden dolayı kocasından dayak diyen ablaları, dedikodu meraklılarını, kana susamış savaşçıları ve kafa koparan tonton teyzeleri göreceğiz.

Bozulmuş adalet yapısı; haksızlığa uğramış, nedenini bile bilmeden yıllarca hapis yatmış insanlar ve haksız yargılar ile idam edilen veya idamın eşiğine sürüklenen masumlar...
Dickens, kitapta dönemin bu ve bunun gibi tüm olumsuzluklarına değiniyor.

Gördüğümüz gibi kitabın içerik bakımından maşallahı var. Her şeyi içeriyor. Tabiki bu yazdıklarım sadece birkaç küçük örnek. Bunların çok daha fazlası var kitapta.

Dickens, kitabı 1859 yılında gazetelerde tefrika etmek amacı ile yazmış ve birçok tarihsel iz taşıyan kitabımız 200 milyonun üzerinde satışı yapılarak "Tüm zamanların en fazla satılan, en meşhur kitabı" ünvanını kazanmış.

Kitabımızın ismini belirleyen "iki şehir" de Paris ve Londra şehirleri bu arada. Fransız bir aristokrat ve İngiliz bir avukatın yolları bir aşk dolayısı ile kesişiyor ve ana ve yan karakterlerimiz bu şehirler arasında geçiş yapmış kişilerden oluşuyor. Kimisi Londra'dan Paris'e, kimisi de Paris'ten Londra'ya geçiyor...

"Zamanların en iyisiydi, hem de en kötüsü. Akıl çağıydı, hem de budalalık çağı. İnanç çağıydı, hem de inkar çağı. Bir taraftan aydınlık, diğer taraftan karanlık bir çağ yaşanıyordu. Umudun baharıydı, yeisin kışı. Her şeyimiz vardı ama hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz cennete gidiyorduk, hem de cehenneme" gibi tezatlar içeren cümlelerden oluşturulmuş bir paragraf ile başlıyor kitabımız.

Aslında bu tezatlar savaşa neden olan kesimin hangi kesim olduğunu az çok belli ediyor. Zenginlerin halkı sefalete sürüklemesi Fransız Devrimi'nin patlak vermesine neden oluyor. Halk artık açlığa, sefalete ve ezilmeye daha fazla tahammül edemeyip önüne geleni asıp kesiyor.

Halk, kendi göbeğini kendisi kesiyor kısacası. İhtilal sonuçları irdelendiğinde dünya çapında birçok farklılığın ortaya çıktığı görülüyor. Yeni Çağ'ı kapatıp, Yakın Çağ'ı başlatan bu ihtilal köleliği ve sınıflı toplum yapısını yok ediyor. Tüm insanların hukuksal eşitliğini sağlıyor. Milliyetçilik akımının ortaya çıkmasına neden olan devrim ayrıca insan haklarına verilen değerin artmasına ve bazı gelişmelerin yaşanmasına neden oluyor.

Çok kan akıyor, ancak ihtilal Fransa'da ve tüm dünyada birçok gelişmeyi ve değişmeyi beraberinde getiriyor.

Kitabın içeriğinden devam edelim...
Bunca açlık, sefalet ve savaş sahnelerinin yanında, insanın içini ısıtan aşk sahneleri kitabı daha da güzel kılıyor.

Bütün aşk mevzuları aslında bir kişinin etrafında gelişiyor. Doktor Manette'nin güzel kızı Lucie... Neredeyse ülkenin tüm avukatları bu kıza aşık :)

"Bir kızı bin kişi ister, bir kişi alır" sözü bu kız için söylenmiş sanki. Lucie, kocasına gönül rahatlığı ile"Beni ne doktorlar, ne avukatlar istedi de ben sana vardım."diyebilir yani.

Savaşın işlendiği sayfalara gelecek olursak...
Savaş sahneleri o kadar gerçekçi ki ihtilalin ateşi ile yanan insanları çok iyi hissediyoruz.İntikam arayışı içinde olan, kan isteyen insanlar bize savaşı yaşatıyor. Kırmalı, dökmeli, kesmeli, parçalamalı; kan dolu sahneler... Kadınlı, erkekli;gözlerini kan bürümüş insanlar sefaletlerine dur demek için adeta kan emici yaratıklara dönüşüyorlar. Ne açlık, ne de susuzluk durdurabiliyor onları... Bir ara kitaptan yüzüme kan fışkırdı.

Halk, sefaletlerine neden olan kişilerin vücutlarını "milli ustura" diye adlandırdıkları giyotin ile parçalıyor ve kellelerini mızrakların ucuna asıyor.Cumhuriyet destekçisi olmayanlar mahkemelerde hızlı bir şekilde, yeterli kanıta bile sahip olunmadan idama mahkum ediliyor ve parçalara ayrılıyor. Kısacası savaşlar ve ölümler çok gerçekçiydi.

Kişilere gelelim...
Kitapta iyiler çok iyi, kötüler de çok kötüydü. Herkes uçlarda yaşıyordu adeta. Benim en çok etkilendiğim karakter Sydney Carton oldu. Bu adam gerçek bir aşık, gerçek bir vefalı dost ve gerçek bir karizmaydı. Unutamayacağım roman karakterlerinden biri oldu. Bu adamı seveceğinize eminim. Carton kitaba muhteşem bir son hazırlıyor gerçekten. Kitabın son sayfaları çok etkileyiciydi.

Etkinlik başladığı günden itibaren kitapla ilgili bazı gözlemlerim oldu. Kitabı okumaya başlayan birçok kişinin yarım bıraktığını ve incelemesini yapan bazı kişilerin bu kitabı bitirmenin çok zor olduğunu yazdıklarına şahit oldum.
Kitabın ilk sayfalarının biraz sıkıcı olduğu ve kitabın tamamı değerlendirildiğinde de yer yer sıkıcılaştığı doğrudur. Bence kitabın bazı bölümlerde sıkıcılaşmasının nedeni içeriğinin çok geniş olması. Yazar sizi aniden farklı farklı olaylara götürebiliyor. Bu da okuyucularda odaklanma sorunu yaratıyor olabilir, ki ben de yer yer odaklanma sorunu yaşadım.

Kitabın, "Dünyanın en meşhur kitabı, en çok satılan kitabı" ünvanını ne kadar hak ettiği tartışılır."Acaba neden bu kadar fazla satılmış?" diye ben de sorguladım açıkçası.

Ben kitabın büyük bir edebi deha ile yazılmış, çok iyi bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bence yarım bırakanlar ayıp etmişler. Bu kitap yarım bırakılacak kitap değil. Konu, kişiler, tarihi olayların yansıtılması... Tüm bu detaylar çok iyi düşünülmüş ve yazılmış.

Her kitapta olduğu gibi ara sıra sıkıcı bölümler vardı ama olacak o kadar. Dediğim gibi, kitap çok iyi. En iyi olmadığı için 1 puan kırıyorum ve 9 puan veriyorum bu kitaba.

Klasikleri okumayı seven herkesin okuması gereken;benim severek okuduğum ve bitirdiğimde "İyi ki okumuşum." diye düşündüğüm bir kitap oldu. Öneriyorum bu kitabı.

İncelememi okuyan herkese çok teşekkür ediyorum. :)
656 syf.
·3 günde·Beğendi
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Okumaktan büyük bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Roman kahramanı "Pip" tesadüfen kaçak bir mahkuma rastlar ve yaşamı beklemediği bir şekilde değişir. "Pip" sonunda hayatta istenen şeyleri elde etmenin; başkalarına umut bağlayarak değil kendi azim, kararlılığı ve çalışkanlığıyla mümkün olabileceğini öğreniyor. Yazar bu kurgu üzerinden dönemin İngiliz toplumunun yaşantısını okuyucusuna etkileyici bir anlatımla aktarıyor. Kesinlikle tüm okurların kitaplığında bulunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
464 syf.
İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.
176 syf.
·10/10 puan
Benim için en önemli eserlerden biridir çünkü ben daha çok küçükken babamın kuponla bana almış olduğu ilk kitap olan Bir Noel Şarkısı’nı ilk okuyuşumu hiç unutamam o kadar çok etkilenmiştim ki kitabı hem bitirmiş ve Noel babanın bana da armağanlar getirmesini dilemiştim ama sabah okula gitmek için uyandığımda hiç bir şey değişmemiş ve gelen bir armağanda yoktu.Hemen mutfaktaki annemin yanına koşarak odamda hiç kutu gördün mü ? diye sormuş annem de hayır demişti.Neden ne kutu oğlum demişti bende hiçbir şey demiştim.Annem bendeki tuhaflığı farkedince babama durumu izah etmiş babam benden önce kitabı okuduğundan kitaptan etkilendiğimi anlayıp neden kutu aradığımı da çözmüştü.O günde okulun bitmesini ve gecesinin olmasını istiyordum.Eve gelip yemek yiyip ödevlerimi yaptıktan sonra yatağıma girip yine aynı dileğimi yapıp erkenden uyumamaya çalıştım.Sabah uyandığımda büyükçe bir kutu gardırobun yanında durmaktaydı o an ne yapacağımı bilemeden kutuya yönelip açmaya çalışmıştım.Açtığımda dileğimin gerçekleştiğini görmüştüm istediğim tahtadan katlanabilir bir maşaydı o da tam karşımda durmaktaydı.Sevinçten ne yapacağımı bilemeden annemlerin yanına koşarak anne bu sefer dileğim kabul oldu istediğim masam gelmiş demiştim.Annem ve babam birbirlerinin gözlerine bakarak çaktırmaya çalışmışlardı.Ben de o zamanlarda anlayamamış ve çok sonra öğrenmiştim.Bu mükemmel kitabın bendeki anısı böyleydi.
....
“Şu dünyanın ikiyüzlülüğüne bak !”dedi
“Hiçbir şey yoksulluk kadar zor olamaz.Hiçbir şey de zenginlik peşinde koşmak kadar aşağılanamamıştır.”
Charles Dickens’ın en değerli eserlerinden biri olan bu eser insanlığa dair sıcak ve korkunç bir Noel öyküsüdür.Kitapta konu olarak Ebenezer Scrooge ismindeki huysuz,cimri,zengin ve yapayalnız bir bir ihtiyarın sıradışı öyküsü anlatılmaktadır.Etrafında olmasına izin verdiği tek kişi eski ortağı Jacob Marley yıllar öncesinde hayatını kaybetmiştir lakin bir gün Jacop Marley ortağına onu üç ruhun ziyaret edeceğini söyler ve o gece Scrooge ile beraber sırasıyla geçmişe, günümüze ve geleceğe gider.Başta hayaletin gösterdiklerine inanmak istemese de bu yolculukların sonunda hayatı ve kendisi sonsuza dek değişir.Scrooge bu yolculuktan sonra ölümünün ne kadar korkunç olacağının farkına vararak iyilik yapmaya başlar.
Gerçekten noel böyle bir şey olsaydı farklı din ve ırklar sahip olması hiç farketmez önemli olan fakirlerin karınlarını doyurması,hediyeler verilmesi ve mutlu olmalarına neden olduğundan çok güzel evrensel olarak derin anlamlar taşıyan bir gün olurdu.Son olarak şunu da belirtmek isterim kitabın filmi de bulunmaktadır.Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemenizi tavsiye ederim.
“Dünya üzerinde kahkaha ve güler yüzlülük kadar kadar karşı konulmaz derecede bulaşıcı olan bir şey yoktur.”
Yüzünüzde gülümsemenin hiç eksik olmaması dileğiyle
Sevgiyle ve Sağlıcakla Kalın...
547 syf.
·9/10 puan
“Dünyada hiç kimsenin kendisi kadar yakın dostu yoktur.
...
Yalnız bazen de insanlar kendi kendilerinin en büyük düşmanı olurlar.”
Oliver Twist hemen hemen herkesin çocukluk döneminde okuduğu bir eserdir.Bende çocukluk döneminde okuduğum ve tekrar tekrar okumak istediğin bir eserdir.Charles Dickens usta kaleminden sadece yetim ve koca yürekli bir çocuğun yaşantısı anlatmamaktadır ayrıca Sanayi Devrimindeki İngiltere’sini de anlatmaktadır.Yazar o kadar etkileyici bir üslupla kaleme almış ki okurken 19.yüzyıl İngiltere’sinin çatılı evleri arasında gezecek,Londra’daki sefalete şahit olacak,zenginlik ve fakirlikleri görecek ve kurulmaya çalışılan fabrikalardaki durmaları soluyacaksınız.Oliver gibi bir kahramanı beğenip etkilenmemek imkansız.İlk bölüm olarak Oliver’in doğduğu yeri ve oranın koşulları anlatılmaktadır.Oliver’in annesi onu doğururken hayatını kaybetmiş.Evlilik dışı bir ilişkiden dünyaya geldiği için iyi bir gözle bakılmıyor ve ismi alfabe sırasına göre veriliyor.İnsanların onu işçi olarak çalıştırmaya başlamasıyla acımasız hayatı daha da karmaşık bir yola giriyor.Bundan sonra kötülükler,ahlaksızlıklar ve hırsızlık çetesi yakasını bırakmamaktadır.Onurundan taviz vermek için elinden gelen her şeyi yapıyor.
Keyifli Okumalar Dilerim
656 syf.
·9/10 puan
Gerçek Sevgi Anlatılabilir Mi ?
Yaşamınızdaki sayılı günlerden birisini silinse yazgımızda ne gibi değişiklikler olurdu ? Unutulmaz bir gün oldu benim için dediğimiz günlerden birisi halkada eksik kalsaydı o yaşantıyı hiç yaşamamış gibi olacaktır.Charles Dickens Büyük Umutlar isimli eseri Oliver Twist ‘ten sonra okuduğum ikinci eseridir.Okurken farklı insanlarla karşılaşıyorsunuz, yaşanan olayları hissedecek,duyacak ve insanların kendi kafalarındaki olumsuz yorumlarının nasıl sonuçlara neden olduğuna şahit olacaksınız.Yazar ayrıca Pip’in hayatı üzerinde yaptığı tespitlerde yer yer gülümseyeceksiniz.Kitabın üslubu başlarda esprili ve eğlenceliydi sonralara doğru ise heyecanlıydı.Konu olarak 19.yüzyıl Avrupa’sının sınıf ayrımını,bireylerin zaaflarını ve başarısızlıklarını gayet başarılı bir şekilde kaleme almıştır. Başkahramanımız Pip köyde ablası ve eniştesiyle birlikte yaşamaktadır.Ablası kötü bir karaktere sahipken eniştesi iyi kalpli birisidir.Yazar Kahramanımız Pip’in çocukluk yıllarındaki yoksulluklardan başlayarak yetişkinliğe ilk adımlarını atarken tesadüfler sayesinde hayatının değişmesiyle yaşananları okumaktayız.Pip’e büyük bir miras kalmasıyla Londra’ya gitmesiyle yaşamındaki değişikliklerle hayatı yeniden keşfetmesine tanık oluyorsunuz.Yazarın diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de iyi kötü karakterlerin karşılaştırmasına,dostluk,düşmanlık,pişmanlık ve vefa gibi duyguların harmanlandığı bir kitaptır.Severek okuyup bitirdiğim tekrardan okuyacağım klasiklerden birisidir.
Keyifli Okumalar Dilerim
464 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Fransız ihtilalini Charles Dickens anlatımıyla buluşturan bu kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. İnsanlık tarihinde bu kadar derin izler bırakmış bir dönemi çok önem verdiğim bir yazarın kaleminden okumuş oldum. Bu açıdan memnunum. Ama yazmak öyle değil, bu kadar bilinen bir kitaba, hem de 457 tane inceleme yazılmışken niye bir şeyler yazalım ki!

Evet sadece sert bayana kalsa, Fransa’nın tepesindeki bir giyotinin hikayesini okumuş olurduk. Neler söylenmemiş ki giyotin için, sert bayan demişler önce, hatta “milli ustura” koymuşlar adına. İyice kanıksamışlar artık, şakaya vurmuşlar işi. Baş ağrısına iyi geldiği, saçların ağarmasını önlediği, cilde özel bir zarafet verdiğini söylemişler. Örgüsünü örüp, yemeklerini yerken, toplu idam kararları onaylanmış jürilerde. Belli sayı hedefleri koymuşlar kendilerine. Hep birlikte karar verirken vicdan sorun değil nasılsa! Coşkuyla verilen bir idam kararından sonra tekrar daha büyük bir coşkuyla bu kararın bozulmasına sevinebilirler. İnsanların duyguları o kadar değişken ki, nabzı yakalamak asıl mesele. İnsanların görüşünü topluca etkilemek, tek tek ikna etmekten daha kolay sonuçta. Anne, baba, eş, çocuk, arkadaş, komşu değil bunlar. Bir sayı sadece, 50,51,52…Tarihsel olarak önemli bir dönem, ama yazıyorsam bundan değil.

Neden yazmak istedim diye soracak olursanız; Lucie o duvarın kenarında bekledi ya günlerce dokundu yüreğime, yazmak istedim. Sait Faik gibi, deli olacaktım yoksa! Ben şimdiye kadar batıda bir aşkın böyle anlatıldığına şahit olmadım. Hayır, Zweig demeyin bana, bu başka! Kendi görmeden sevgilisinin görmesi için günlerce, saatlerce bir sokağın köşesinde dikilmek, hem de korkunun hüküm sürdüğü can pazarı kurulmuş sokaklarda! Böyle karşılıksız, fedakârca bir aşk Leyla ile Mecnun’a yakışırdı ve bunu en iyi Fuzuli yazardı!

Yine aynı şekilde Mr. Carton’ın kendini bu aşk için feda etmesi, (Ağrı dağı efsanesindeki zindancı gibi) yüreğe dokunan başka bir detaydı. Platonik aşk ve feda yerine ne kullanabiliriz? Az önce kaça kadar saymıştık, evet bir sayıydı sadece 52!!!

Başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum bu aşamadan sonra. Yazarın durduğu yer konusu benim için çok önemli. Birçok yazar; benim için ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı ve kurgu önemli dese de, nihayetinde ortaya koyduğu eserde bir yerde duruyor olması kaçınılmaz. İşte ben bu yerin neresi olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Bazen bir karaktere söylettiği, bazen de söyletmedikleriyle, yaptıkları ve yapmadıklarıyla yazar bize doğru anlayışının ne olduğu ve kimden yana olduğunu hissettirir. O anda davranışın etik olup olmadığından bağımsız şekilde, sebep-sonuç ilişkisi veya farklı yöntemlerle kendi arka planında olan doğruyu bize aktarmak ister. Eğer sorularla sıkıştırılmaya kalkarsa, konuyu kurguya veya kahramana yükleyerek işin içinden sıyrılma şansı bulur.

Bu anlamda; Fransız İhtilali gibi önemli bir tarihsel döneme ilişkin, yazarın son derece nesnel bir gözle ve edebi bir dille olayları aktardığını gördüm. İhtilal öncesi döneme ait adaletsizliği monsenyör ironisiyle etkili bir şekilde eleştirirken, ihtilal sonrası dönemin adalet ve insaniyet açısından daha beter bir hale geldiğini, insan canının her iki dönemde de ne kadar kıymetsiz olduğunu bize aktarma biçiminin tarafsız ve usta bir anlatım olduğunu düşünüyorum.

İsimlendirme ve benzetmelerdeki Charles Dickens ustalığı bu eserinde de devam ediyordu yazarın. Örnek vermek gerekirse;
- Söylenti zayıflığı ile köy sakinlerinin fiziksel zayıflığının benzetilmesi,
- Balıkçılık ve mezar soygunculuğu benzetmesi,
- Bankanın durumu ile ülkenin durumunun birbirine benzetilmesi
Bu tür benzetme ve kelime oyunları beni yazara bağlayan en önemli etken, bunu paylaşmak isterim. Daha önceki kitaplarında da bu eserinde de buna şahit oldum.

Bunların dışında en fazla dikkatimi çeken noktalara kısa değinmem gerekirse;
- Pırıl pırıl güneşli bir günde bozuk bir paranın bayır aşağı inişi gibi çabuk, bir ışık ya da gölge geçti Carton’ın yüzünden…
- Sanki kırk tane bacağı varmış gibi sık sık bacak değiştiriyordu ve her birini deniyordu…
- Miss Pross’un bir özelliği (ondan önceki ve sonraki pek çok insanda olduğu gibi) söylediği bir söz kurcalandığında bunu abartmasıydı. Vb…
Ayrıca, Sidney Carton ile casusun pazarlık yaptığı sahnelerde, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov ile savcının zeka savaşının tadı vardı.

Kasvet kelimesi Kasvetli Ev ve Büyük Umutlar’dan beri ilgimi çekiyor. Ama burada kullanma sayısını abartmış, bir puan kırıyorum bu yüzden. (Saydım tam 19 defa kullanmış) Belki bu abartmayı da bilinçli olarak yapmış olabilir ama bundan emin değilim.

Geri kalan 9 puanda büyük bir ustalık eseri göreceğinizi düşünüyorum.

En sevdiğim alıntı, acı duygusunun altındaki kederli huzurla ilgiliydi, bunu çok değerli buldum. #61778657

Son sözüm Lucie için; Daha fazla bekleme orada, sert bayan tepede bekliyor seni de…

Keyifli okumalar…

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Dickens
Tam adı:
Charles John Huffam Dickens
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Portsmouth, İngiltere, 7 Şubat 1812
Ölüm:
Higham, Kent, İngiltere, 9 Haziran 1870
Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar.

Hayatı

Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens'ın ilk yılları refah içinde geçse de babasının borçları yüzünden hapse girmesiyle sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıylaBoz’un Karalamaları başlığında notlar yayımlamaya başladı.

1837'de ise esas onu ünlendirecek olan Bay Pikvik'in Serüvenleri adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

1840'ta Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama Genel Okur İçin Amerika Notları kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama sonunda çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretinin zirvesindeyken öldü. Mezarı Londra'daki Westminster Kilisesi'nde bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 3.149 okur beğendi.
  • 50,9bin okur okudu.
  • 1.986 okur okuyor.
  • 27,2bin okur okuyacak.
  • 1.662 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları