Charles Dickens

Charles Dickens

Yazar
8.4/10
8.099 Kişi
·
32.075
Okunma
·
2.300
Beğeni
·
43467
Gösterim
Adı:
Charles Dickens
Tam adı:
Charles John Huffam Dickens
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Portsmouth, İngiltere, 7 Şubat 1812
Ölüm:
Higham, Kent, İngiltere, 9 Haziran 1870
Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar.

Hayatı

Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens'ın ilk yılları refah içinde geçse de babasının borçları yüzünden hapse girmesiyle sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıylaBoz’un Karalamaları başlığında notlar yayımlamaya başladı.

1837'de ise esas onu ünlendirecek olan Bay Pikvik'in Serüvenleri adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

1840'ta Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama Genel Okur İçin Amerika Notları kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama sonunda çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretinin zirvesindeyken öldü. Mezarı Londra'daki Westminster Kilisesi'nde bulunmaktadır.
112 syf.
·3 günde·7/10
Charles Dickens. İlk olarak bu romanı bir genel kültür sorusu aracıyla öğrendim. Fransız devrimi ve etkilerini konu alan dünya klasiği nedir diye sormuşlardı.

Paris ve Londra'da geçen bu roman anlatıldığı kadar sürükleyici olmamakla birlikte sıradan bir eser sayılamayacak kadar da iyiydi.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
656 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı. Okumaktan büyük bir zevk aldığımı söyleyebilirim. Roman kahramanı "Pip" tesadüfen kaçak bir mahkuma rastlar ve yaşamı beklemediği bir şekilde değişir. "Pip" sonunda hayatta istenen şeyleri elde etmenin; başkalarına umut bağlayarak değil kendi azim, kararlılığı ve çalışkanlığıyla mümkün olabileceğini öğreniyor. Yazar bu kurgu üzerinden dönemin İngiliz toplumunun yaşantısını okuyucusuna etkileyici bir anlatımla aktarıyor. Kesinlikle tüm okurların kitaplığında bulunması gereken bir klasik olduğunu düşünüyorum.
464 syf.
Arkadaşların ricası üzerine bir inceleme yapmaya çalışacağız...

Bana kitabı hediye eden çok değerli arkadaşım, kardeşim olan Melek yeter 'e sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Şöyle bir not da yazmış: " Sozdar Bey'e hediyemdir
Melek Yeter"

Kitabı Melek ile beraber birçok insan övmüştü bana. Yani anlamadım çok övdükleri kadar bulamadım kitabı. Akıcı desen akıcıydı acaba kurgusunda mı hata vardı... Onu bir türlü çözemedim. Berbat bir kitaptı diyemem. Kesinlikle değildi. Bilâkis güzel bir kitaptı. Fakat övdükleri kadar benim zihnimde karşılığı yoktu.

Kayda değer bütün incelemeleri okudum. Yani biraz uzun olanları. Daha çok spoilerle anlattıkları için -hatta uzun olanların hepsi aşırı spoiler içeriyor incelemelerin- ben de az spoiler vererek anlatmak istiyorum. Kitabın kimi incelemeleri Sosyolojik kimi incelemeleri de Tarih bilimi bazında kaleme alınmıştır. Onlara diyeceğim yoktur. Hakikaten çok güzel incelemeydiler. Onların mecburen spoiler vermeleri gerekiyor. Çünkü bu işi masaya yatırarak adeta 'kılı kırk yararak' yapmaları gerekiyor. Açıkçası okurken büyük keyif aldım.

'İki Şehrin Hikayesi' adlı kitap ilk sayfalarında ikili zıtlıklarla (diyalektik) başlıyor. Âdeta kulak aşinası olsun diye iki şehri de bu düşüncenin tabanına alarak konuya giriş yapıyor. En İyi-En Kötü, Akıllı-Aptal, Karanlık-Aydınlık... "Bunlar tamam da Londra-Paris... Bunların zıtlıkla ne alakası var." Demeyin. Tarih boyunca sizin de malumunuz üzere İngiltere ve Fransa arasında birçok savaş yaşanmıştır. Bunlar günümüzde yok ama Fransız ihtilâli ve öncesinde hâlâ kinli zihinler adeta bu işin piyasası olup düşmanlıklarını devam ettirmişlerdi.

Tarih 1775... Fransa'da ihtilal temelleri atılıyordu. 1789'da bu temeller üzerine Milliyetçilik inşaa edilecekti. Diğer adıyla Ulusalcılık... Bunlar etrafında dönen ve insanların bedenlerinin sürekli ahirete irtihal ettiği bir dönem... Suçsuz insanların hapis yattığı bir dönem... Onlardan biri de Doktor Manette... Kızı Lucie ile yeni bir yaşam kurmanın peşindedir. Tabi bunu dönemin buhranlarından sıyrılarak yapmaya çalışacaklar. Charles Darney de... O da Lucie'yi seviyor. Zamanla evleniyorlar. Bunların etrafında birkaç karakter daha var. Fakat bu karakterlerden benim ilgimi çeken Defarge çifti oldu. Bana Sefillerdeki Otelci Tenardier çiftini hatırlattı. Okuyunca-veya okuyanlar- ne demek istediğimi anlayacaksınız. Âdeta başlarına bela oluyorlar. Kitaptan spoiler verme taraftarı değilim. Bu yemek yapmaya benzer; hangi baharatı fazla atarsan o baharat yemeğin tadını kaçırır. Bu benim ilkemdir.

Kitap üzerine yazılan incelemelerden bahsetmiştik. Tekrar dönecek olursak birkaç şey daha eklemek istiyorum. Daha doğrusu sade bir eleştiri değil. Aynı zamanda kitabı da ele alıp değerlendireceğiz. "Bir ülkenin yöneticileri halkına benzer diye bir söz hatırlıyorum. Kime ait olduğu aklıma gelmedi. Hakikaten çok doğru bir söz. Ya arkadaşlar bunların aristokratları ve yönetici sınıfına mensup olan insanları kadar halkı da zalimlik yapmıştır. Nasıl ki halk kalkıp ulusalcılığı savunarak ihtilal yapıp hatta bu işi çığırından çıkardıysa yansıma olarak demek ki bu yöneticiler ve aristokrat sınıfındakiler de aynı şekilde halka zulmetmişlerdir. Kısacası al birini vur ötekine. Milletin başı giyotinde giderken Fransa Millet'i dans edip zafer sarhoşluğu yaşıyordu. Kadınlar elinde iğne iplik bir şeyler örüyordu. Hayırdır ya film mi oynatıyorlar. (Çok heyecanlandım bırakın beni dalacağım) Bunlar bize medeniyeti öğretemezler! Bunların sarayında tuvaletleri dahi yoktu. O yüzden parfüm sektörleri gelişkindir. Bunlar yani bunlar dediğim Fransız ihtilâli... Milliyetçilik... Ulusalcılık... artık ne derseniz... onlara yaradı. Fakat dünyaya yansıyan haline ne demeli. İngiltere çabuk hissedip önlemini aldı. Dershaneye gittiğim zamanlardaki tarih hocamın deyimiyle: "İngiltere kendi sömürülerine 'otur oturduğun yerde' demiştir." Osmanlı parçalanmış ve diğer milletler de kendi bağımsızlığını kazanma peşime düşmüştür. Hâlâ da acısını çekiyoruz. Fransa İhtilali'ni çok iyi işlemiştir. Fakat her nedense bunlar bana çok basit geliyor. Acaba günümüzde yaşananlardan dolayı mı. Ki zaten esamisi okunan ülkeler sonrada kardeş olup 1. Dünya Savaşı ve öncesinde Osmanlı'yı perişan eden ülkelerdi. Belki de bu yüzden umurumda olmadı. Kitabın bir faydası daha var. Hani bize öğretilen tarih derslerinde sadece teknik bilgiydi. Burada neler yaşanmış bir göz atın derim. Bu yönüyle çok faydalı buldum. Adolf Hitler'in yaptığı da Ulusalcılık idi. İtalya da çıkan faşizmin de temeli buraya dayanıyor. Kalkıp Fransa'daki ihtilale sırf bu yüzden alkış tutamam. Bir tarihi veri olarak nazar-ı itibare alırım. Yani bize zararı olmuş faydası olmamıştır. Osmanlı döneminde imtiyaz denince İlk Fransa akla gelir. Ama bu ülke kalkıp çok sonraları başımıza bela oldu. Besledik kargayı oydu gözümüzü. Zaten ben de bir türlü anlam veremedim hâlâ da veremiyorum. Osmanlı en güçlü döneminde bile Fransa'ya ayrıcalıklar tanımıştır.


Kitap amaca bağlı bir şekilde iyi veya çok iyi olabilir. Bunu yukarıda da zikretmiştik.
Tekrarlamanın bir manası yoktur. Benim fikrimce okunması gereken bir kitaptır. Birçok ilimle alakalı bir romandır. Dönemi anlamak adına çok önemli bir yapıttır. Okuyunuz.
464 syf.
İki Şehrin Hikayesi, dünyada tüm zamanların en çok satan kitabı (200 milyonun üzerinde) Lisedeyken okumuş olmama, sonunu bilmeme rağmen tekrar heyecanla okudum. Kitap 1700 lü yılları, Fransız İhtilali' ' ni ve öncesini anlatıyor. İhtilal öncesi ezilmiş, sömürülmüş, sefalete sürüklenmiş halk, sefa içinde yaşayan asilzadelere, adaletsizliğe başkaldırmış ve devrimle birlikte yeni bir dönem başlatmıştır. Fakat yıllarca ezilip, sömürülen halk, bundan kaynaklı bir kin ve öfke biriktirmiştir. Bu öfke onları aslında asilzadelerden daha acımasız yapmış ve suçlu, suçsuz pek de ayırt etmeksizin yüzlerce insanı giyotinle idam ettirmiştir.

Haksız yere hapsedilmiş ve 18 yıl hapishanede kalmış, bundan dolayı da çıldırmış Dr. Manette, Dr Manette'nin kızı Lucie ve Lucie'nin eşi asilzadelerinden olan Charles Darnay, Dr. Manette' nin eski uşağı Defarge ve karısı, Dr. Manette' nin sadık dostu banka müdürü Lorry ' in Paris ve Londra arasında yaşanan hikayesi. Ama benim için bu kitabın en önemli karakteri Lucie ' ye platonik şekilde aşık olan Avukat Sydney Carton ' dur. Gerçekten kitabın seyrini değiştiren ve muhteşem bir finale sebep olan Carton, bu romanın olmazsa olmazı bana göre. Bunca vahşete ve zulme tanık olmuş insanların ruhsal değişimlerini ele almış yazar. Aynı zamanda kitaptaki tarihi bilgilerden de faydalanabilirsiniz. Ama kitapta İngiltere ve İngilizler bir tık üstün tutulmuş gibi. Bu da sanırım yazarın İngiliz ve biraz da milliyetçi olmasından kaynaklı. Kısacası dünyada en çok satan kitap ünvanını sonuna kadar hakkeden bir roman ve tavsiye ederim.
464 syf.
İngiliz yazar Charles Dickens’in çok beğenilen romanlarından biri olan 'İki Şehrin Hikâyesi' tarihi bir yolculuk yaşatıyor okuyucuya.

Romanda kapitalizmle beraber ivmesini son derece arttıran zengin ve yoksul arasındaki kutuplaşmadan gerçekçi bir üslupla bahsediliyor. Tarih boyunca hep zenginlerin yanında olan kanunlar ve imtiyazlar, Fransız Devrimi ile beraber şekil değiştiriyor. Ezilmiş olan kısmın bir süre öç almasını izliyoruz kitapta. Fakat fakirler de, tıpkı zenginler gibi fırsatı bulunca ölçüyü nasıl da kaçıracaklarını ispat ediyorlar.

Bu, kirli hikâyeye tertemiz bir sevda sığdırmış yazar.

Şimdilerde sevdadan anladığımız sadece karşı tarafı sömürmek, tüketmek ve bitirmek. Hemen ardından gelsin yenileri. Kapitalizmle şekillenen dünyada elbette bizler de birer kapitalist olmuşuz. Abarttığımı düşünenler ya da kendilerine haksızlık ettiğimi iddia edenler varsa: merkantilizm, fizyokratlar, kapitalizm, 'komünizm, sosyalizm', kurumsalcılık, modern dünya sistemi ve daha da ötesine gidip başta İngiliz iktisat okulu ve tarihçi Alman iktisat okulunu da okuyabilirler (daha çok var ama bu kadarı bilgi sahibi olmaya yetecektir). Komünizm ile sosyalizmi tırnak içine aldım çünkü özellikle sol görüşlüler bunların diğerlerinden çok farklı olduğunu iddia edebilirler. Bende onlara önce SSCB devrimini, sonra Çin ve Kuzey Kore iktisadi sistemlerini incelemelerini tavsiye ederim. Zira nasıl bir yanılgı içinde olduklarını kendi gözleriyle görmeleri daha inandırıcı olacaktır.

İyi bir okuma dilerim.
176 syf.
·10/10
Benim için en önemli eserlerden biridir çünkü ben daha çok küçükken babamın kuponla bana almış olduğu ilk kitap olan Bir Noel Şarkısı’nı ilk okuyuşumu hiç unutamam o kadar çok etkilenmiştim ki kitabı hem bitirmiş ve Noel babanın bana da armağanlar getirmesini dilemiştim ama sabah okula gitmek için uyandığımda hiç bir şey değişmemiş ve gelen bir armağanda yoktu.Hemen mutfaktaki annemin yanına koşarak odamda hiç kutu gördün mü ? diye sormuş annem de hayır demişti.Neden ne kutu oğlum demişti bende hiçbir şey demiştim.Annem bendeki tuhaflığı farkedince babama durumu izah etmiş babam benden önce kitabı okuduğundan kitaptan etkilendiğimi anlayıp neden kutu aradığımı da çözmüştü.O günde okulun bitmesini ve gecesinin olmasını istiyordum.Eve gelip yemek yiyip ödevlerimi yaptıktan sonra yatağıma girip yine aynı dileğimi yapıp erkenden uyumamaya çalıştım.Sabah uyandığımda büyükçe bir kutu gardırobun yanında durmaktaydı o an ne yapacağımı bilemeden kutuya yönelip açmaya çalışmıştım.Açtığımda dileğimin gerçekleştiğini görmüştüm istediğim tahtadan katlanabilir bir maşaydı o da tam karşımda durmaktaydı.Sevinçten ne yapacağımı bilemeden annemlerin yanına koşarak anne bu sefer dileğim kabul oldu istediğim masam gelmiş demiştim.Annem ve babam birbirlerinin gözlerine bakarak çaktırmaya çalışmışlardı.Ben de o zamanlarda anlayamamış ve çok sonra öğrenmiştim.Bu mükemmel kitabın bendeki anısı böyleydi.
....
“Şu dünyanın ikiyüzlülüğüne bak !”dedi
“Hiçbir şey yoksulluk kadar zor olamaz.Hiçbir şey de zenginlik peşinde koşmak kadar aşağılanamamıştır.”
Charles Dickens’ın en değerli eserlerinden biri olan bu eser insanlığa dair sıcak ve korkunç bir Noel öyküsüdür.Kitapta konu olarak Ebenezer Scrooge ismindeki huysuz,cimri,zengin ve yapayalnız bir bir ihtiyarın sıradışı öyküsü anlatılmaktadır.Etrafında olmasına izin verdiği tek kişi eski ortağı Jacob Marley yıllar öncesinde hayatını kaybetmiştir lakin bir gün Jacop Marley ortağına onu üç ruhun ziyaret edeceğini söyler ve o gece Scrooge ile beraber sırasıyla geçmişe, günümüze ve geleceğe gider.Başta hayaletin gösterdiklerine inanmak istemese de bu yolculukların sonunda hayatı ve kendisi sonsuza dek değişir.Scrooge bu yolculuktan sonra ölümünün ne kadar korkunç olacağının farkına vararak iyilik yapmaya başlar.
Gerçekten noel böyle bir şey olsaydı farklı din ve ırklar sahip olması hiç farketmez önemli olan fakirlerin karınlarını doyurması,hediyeler verilmesi ve mutlu olmalarına neden olduğundan çok güzel evrensel olarak derin anlamlar taşıyan bir gün olurdu.Son olarak şunu da belirtmek isterim kitabın filmi de bulunmaktadır.Kitabı okuduktan sonra filmini de izlemenizi tavsiye ederim.
“Dünya üzerinde kahkaha ve güler yüzlülük kadar kadar karşı konulmaz derecede bulaşıcı olan bir şey yoktur.”
Yüzünüzde gülümsemenin hiç eksik olmaması dileğiyle
Sevgiyle ve Sağlıcakla Kalın...
120 syf.
Oliver Twist, acıların çocuğu:) Küçük Emrah da neymiş:)

Şaka bir yana, gizem dolu bir dram çok hızlı içine alıyor insanı bu kitapta. Muhtemelen bir çocuğun başına gelebilecek en kötü şeyler bir bir sıralanıyor. Kaderim kötüymüş diyenler varsa buyursun bu kitabı okusun:)

Dram olmasına rağmen çok sevdim bu hikayeyi. Adalet ince ince işlenmiş konunun zeminine. Ağır acılarla başlayan kitap insanların kötülüğü ve acımasızlığıyla sürüyor epey bir müddet. Sonra az da olsa iyilerin de bulunduğunu hatırlatıyor dünyada. Her ne kadar tüm insanlar ağız birliği etmişcesine bu dünyada adalet yoktur dese de, bir yerden sonra görünmez bir el (invisible hand - Adam Smith) gizli gizli düzenliyor bir şeyleri.

Kitabın sonu da çok güzel. Yani her şey tek tek açıklığa kavuşuyor. Muğlak bir yer kalmadığı gibi, mutluluk ve ümit doluyor insanın içi.

Evet, çok kötü bir dünya çizmiz Charles Dickens ama ümidi de, güzellikleri de bir yerlere saklamış.
464 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Fransız ihtilalini Charles Dickens anlatımıyla buluşturan bu kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. İnsanlık tarihinde bu kadar derin izler bırakmış bir dönemi çok önem verdiğim bir yazarın kaleminden okumuş oldum. Bu açıdan memnunum. Ama yazmak öyle değil, bu kadar bilinen bir kitaba, hem de 457 tane inceleme yazılmışken niye bir şeyler yazalım ki!

Evet sadece sert bayana kalsa, Fransa’nın tepesindeki bir giyotinin hikayesini okumuş olurduk. Neler söylenmemiş ki giyotin için, sert bayan demişler önce, hatta “milli ustura” koymuşlar adına. İyice kanıksamışlar artık, şakaya vurmuşlar işi. Baş ağrısına iyi geldiği, saçların ağarmasını önlediği, cilde özel bir zarafet verdiğini söylemişler. Örgüsünü örüp, yemeklerini yerken, toplu idam kararları onaylanmış jürilerde. Belli sayı hedefleri koymuşlar kendilerine. Hep birlikte karar verirken vicdan sorun değil nasılsa! Coşkuyla verilen bir idam kararından sonra tekrar daha büyük bir coşkuyla bu kararın bozulmasına sevinebilirler. İnsanların duyguları o kadar değişken ki, nabzı yakalamak asıl mesele. İnsanların görüşünü topluca etkilemek, tek tek ikna etmekten daha kolay sonuçta. Anne, baba, eş, çocuk, arkadaş, komşu değil bunlar. Bir sayı sadece, 50,51,52…Tarihsel olarak önemli bir dönem, ama yazıyorsam bundan değil.

Neden yazmak istedim diye soracak olursanız; Lucie o duvarın kenarında bekledi ya günlerce dokundu yüreğime, yazmak istedim. Sait Faik gibi, deli olacaktım yoksa! Ben şimdiye kadar batıda bir aşkın böyle anlatıldığına şahit olmadım. Hayır, Zweig demeyin bana, bu başka! Kendi görmeden sevgilisinin görmesi için günlerce, saatlerce bir sokağın köşesinde dikilmek, hem de korkunun hüküm sürdüğü can pazarı kurulmuş sokaklarda! Böyle karşılıksız, fedakârca bir aşk Leyla ile Mecnun’a yakışırdı ve bunu en iyi Fuzuli yazardı!

Yine aynı şekilde Mr. Carton’ın kendini bu aşk için feda etmesi, (Ağrı dağı efsanesindeki zindancı gibi) yüreğe dokunan başka bir detaydı. Platonik aşk ve feda yerine ne kullanabiliriz? Az önce kaça kadar saymıştık, evet bir sayıydı sadece 52!!!

Başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum bu aşamadan sonra. Yazarın durduğu yer konusu benim için çok önemli. Birçok yazar; benim için ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı ve kurgu önemli dese de, nihayetinde ortaya koyduğu eserde bir yerde duruyor olması kaçınılmaz. İşte ben bu yerin neresi olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Bazen bir karaktere söylettiği, bazen de söyletmedikleriyle, yaptıkları ve yapmadıklarıyla yazar bize doğru anlayışının ne olduğu ve kimden yana olduğunu hissettirir. O anda davranışın etik olup olmadığından bağımsız şekilde, sebep-sonuç ilişkisi veya farklı yöntemlerle kendi arka planında olan doğruyu bize aktarmak ister. Eğer sorularla sıkıştırılmaya kalkarsa, konuyu kurguya veya kahramana yükleyerek işin içinden sıyrılma şansı bulur.

Bu anlamda; Fransız İhtilali gibi önemli bir tarihsel döneme ilişkin, yazarın son derece nesnel bir gözle ve edebi bir dille olayları aktardığını gördüm. İhtilal öncesi döneme ait adaletsizliği monsenyör ironisiyle etkili bir şekilde eleştirirken, ihtilal sonrası dönemin adalet ve insaniyet açısından daha beter bir hale geldiğini, insan canının her iki dönemde de ne kadar kıymetsiz olduğunu bize aktarma biçiminin tarafsız ve usta bir anlatım olduğunu düşünüyorum.

İsimlendirme ve benzetmelerdeki Charles Dickens ustalığı bu eserinde de devam ediyordu yazarın. Örnek vermek gerekirse;
- Söylenti zayıflığı ile köy sakinlerinin fiziksel zayıflığının benzetilmesi,
- Balıkçılık ve mezar soygunculuğu benzetmesi,
- Bankanın durumu ile ülkenin durumunun birbirine benzetilmesi
Bu tür benzetme ve kelime oyunları beni yazara bağlayan en önemli etken, bunu paylaşmak isterim. Daha önceki kitaplarında da bu eserinde de buna şahit oldum.

Bunların dışında en fazla dikkatimi çeken noktalara kısa değinmem gerekirse;
- Pırıl pırıl güneşli bir günde bozuk bir paranın bayır aşağı inişi gibi çabuk, bir ışık ya da gölge geçti Carton’ın yüzünden…
- Sanki kırk tane bacağı varmış gibi sık sık bacak değiştiriyordu ve her birini deniyordu…
- Miss Pross’un bir özelliği (ondan önceki ve sonraki pek çok insanda olduğu gibi) söylediği bir söz kurcalandığında bunu abartmasıydı. Vb…
Ayrıca, Sidney Carton ile casusun pazarlık yaptığı sahnelerde, Suç ve Ceza’daki Raskolnikov ile savcının zeka savaşının tadı vardı.

Kasvet kelimesi Kasvetli Ev ve Büyük Umutlar’dan beri ilgimi çekiyor. Ama burada kullanma sayısını abartmış, bir puan kırıyorum bu yüzden. (Saydım tam 19 defa kullanmış) Belki bu abartmayı da bilinçli olarak yapmış olabilir ama bundan emin değilim.

Geri kalan 9 puanda büyük bir ustalık eseri göreceğinizi düşünüyorum.

En sevdiğim alıntı, acı duygusunun altındaki kederli huzurla ilgiliydi, bunu çok değerli buldum. #61778657

Son sözüm Lucie için; Daha fazla bekleme orada, sert bayan tepede bekliyor seni de…

Keyifli okumalar…

Yazarın biyografisi

Adı:
Charles Dickens
Tam adı:
Charles John Huffam Dickens
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Portsmouth, İngiltere, 7 Şubat 1812
Ölüm:
Higham, Kent, İngiltere, 9 Haziran 1870
Charles Dickens (7 Şubat 1812 – 9 Haziran 1870), İngiliz yazar.

Hayatı

Memur bir babanın oğlu olarak 1812 yılında doğan Dickens'ın ilk yılları refah içinde geçse de babasının borçları yüzünden hapse girmesiyle sefaletle tanıştı. Henüz 11 yaşında iken bir boya fabrikasında çalışmak zorunda kaldı. 15 yaşında bir avukatın yanına giren genç Dickens, öğrenmeye meraklı olduğu için boş zamanlarında stenografi öğrendi. 1835 yılında Morning Chronicle gazetesine stenograf olarak girdi ve 1835’te “Boz” takma adıylaBoz’un Karalamaları başlığında notlar yayımlamaya başladı.

1837'de ise esas onu ünlendirecek olan Bay Pikvik'in Serüvenleri adlı kitabını yayımladı. Aynı yıl içinde Catherine Hogarth ile evlendi. 1840 yılında ölen baldızı Mary’e ithaf ettiği Antikacı Dükkanı romanını yayımladı.

1840'ta Amerika’ya gitti ve burada büyük bir coşkuyla karşılandı, ama Genel Okur İçin Amerika Notları kendisini o kadar içtenlikle ağırlamış olanlarda şiddetli tepkilere yol açtı. 1843 ile 1846 arasında bol bol seyahat eden Dickens, bu seyahatlerde dönemin ünlü yazarlarıyla tanışma fırsatı buldu. Bu dönemde yine Daily News gazetesini ve Household Words dergisini çıkardı.

1858 yılında karısından ayrılan Dickens, bu dönemden itibaren yine sık sık seyahate çıktı, konferanslar verdi. Ama sonunda çok yoruldu ve Gadshill’deki evinde istirahate çekilmek zorunda kaldı. 1870’te de şöhretinin zirvesindeyken öldü. Mezarı Londra'daki Westminster Kilisesi'nde bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 2.300 okur beğendi.
  • 32.075 okur okudu.
  • 1.117 okur okuyor.
  • 18.874 okur okuyacak.
  • 957 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları