Charlotte Brontë

Charlotte Brontë

8.6/10
502 Kişi
·
1.823
Okunma
·
160
Beğeni
·
5.670
Gösterim
Adı:
Charlotte Brontë
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Thornton, Yorkshire, İngiltere, 21 Nisan 1816
Ölüm:
Haworth, Yorkshire, İngiltere, 31 Mart 1855
Charlotte Brontë, 1816 doğumlu İngiliz yazar. İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasına yerleşmiş eserleriyle tanınan 3 kardeşin (Charlotte Brontë, Emily Brontë, Anne Brontë) en büyüğü. En ünlü eseri “Jane Eyre”, bir asırdan fazla geçmişiyle halen büyük ilgi görüyor. Ayrıca ailenin kısa ve acıklı hayat hikâyesi de birçok esere konu oluyor.

Charlotte Brontë, 21 Nisan 1816’da Yorkshire, İngiltere’de doğdu. Annesi Maria Branwell idi. Babası Partick Brontë, İrlandalı bir rahipti. Charlotte Brontë, çiftin 6 çocuğundan 3. olanıydı. Nisan 1820’de aile Haworth’a taşındı. Anneleri Maria, 15 Eylül 1821’de kanserden ölünce, 5 kız ve bir erkek çocuğuna bakma görevi teyzeleri Elizabeth Branwell’e düştü. 1824 yılında 3 kız kardeşiyle birlikte Clergy Daughters’ adlı okula başlayan Brontë, buradaki sağlıksız koşullar dolayısıyla okuldan hiç hoşlanmadı. Yazarın sağlığı bozuldu, hatta kardeşleri 1814 doğumlu Maria’yı ve 1815 doğumlu Elizabeth’i de okuldaki koşullar yüzünden 1825’te tüberküloza kurban verdi. Bir yıl sonra okuldan ayrıldı. Gençlik yıllarında, sağ kalan 4 kardeş; Charlotte, Branwell, Emily ve Anne, babalarının kütüphanesinde bolca vakit geçirmeye başladılar. Kurgusal krallıklar kuruyorlar ve bu krallıklarla ilgili hikâyeler ve şiirler yazıyorlardı. Edebiyata karşı ilgileri de bu yıllarda başlamış, hayal güçleri kardeşlerin tümüne ileride geliştirecekleri araçlar sunmuştu.

Brontë, eğitimine Mirfield’daki Roe Head adlı okulda devam etti. 1831 ve 1832 yıllarında burada okudu ve bu okul, en iyi arkadaşları Ellen Nussey ve Mary Taylor ile tanıştığı yer oldu. Eğitimini tamamladıktan sonra bu okula öğretmen olarak döndü ve 1835 – 1838 yılları arasında burada öğretmenlik yaptı.

1839’da Yorkshire’daki birçok ailenin evinde mürebbiyeliğe başladı ve 1841’e kadar bu işle uğraştı. 1842’de kardeşi Emily’yle Brüksel’e, Constantin Heger ve karısı tarafından işletilen okulda Almanca ve işletme dersleri almaya ve çalışmaya gitti. Önceleri öğrenci olarak katıldıkları okulda daha sonra bir miktar para ve kalacak yer karşılığında Brontë İngilizce, Emily de müzik öğretmenliği yapmaya başladı. Ancak Brüksel’de yeni kurdukları bu hayat, teyzelerinin ölümüyle yarıda kesildi. 1842’de bu yüzden İngiltere’ye döndüler ancak Brontë, 1843’te tekrar Brüksel’e gitmeye karar verdi. Brüksel’deki serüveninin 2. yarısı yazar için pek de iyi geçmedi. Yalnız kalmıştı, evine ve kardeşlerine karşı büyük bir özlem duyuyordu ve okulun sahibi Constantin Heger’e aşık olmuştu. Burada geçirdiği günleri, kitapları “The Professor” ve “Villette”ye ilham kaynağı oldu. Yazar, Ocak 1844’te İngiltere’ye geri döndü.

1846’da 3 kız kardeş Charlotte, Emily ve Anne, “Currer Bell”, “Elise Bell” ve “Acton Bell” isimlerini kullanarak ortaklaşa “Poems by Currer, Elise and Acton Bell” isimli bir şiir kitabı çıkarttı. Kitap sadece 2 adet satarak büyük bir hayal kırıklığı yaratsa da kardeşler yılmadı ve ilk romanlarını yazmak için kolları sıvadı. Charlotte Brontë, ilk iki romanında “Currer Bell” ismini kullanmaya devam etti.

Ailenin tek oğlu olan Branwell, 1848’de bronşit yüzünden öldü. Aynı yıl Emily Brontë ve 1849’da Anne Brontë tüberkülozdan hayatını kaybetti. Charlotte Brontë, babasıyla kalmıştı. “Jane Eyre”in gördüğü büyük ilgi üzerine bir yayıncı, yazarı sık sık Londra’ya davet ediyordu. Bu ziyaretler sırasında Brontë geniş bir sosyal çevre edinmiş, Harriet Martineau, Elizabeth Gaskell gibi isimlerle tanışmıştı. Ancak sürekli olarak yaşlı babasının yanında olmak istediğinden Londra seyahatlerini birkaç haftadan daha uzun tutmadı.

Haziran 1854’te Charlotte Brontë, babasının yardımcısı Arthur Bell Nichollsla evlendi. Hamileliğinin dokuzuncu ayında, 31 Mart 1855’te öldü. Ölüm nedeni tam olarak bilinmese de tüberküloz, tifüs ya da hamileliğin ilk safhalarındaki bir rahatsızlıktan dolayı öldüğü sanılıyor. Brontë’nin eserleri halen büyük ilgi görüyor ve İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasında sayılıyor. Aynı zamanda “On the Death of Anne” ve “Brontë” isimli iki şiir kitabı bulunuyor.
Yerime dönerken aynanın önünden geçtim. İstemeyerek derinliklerine baktım; orada aslında her şey daha soğuk, daha karanlıktı. Beyaz yüzü, beyaz kollarıyla, bir nokta gibi görünen küçücük garip bir yaratık, korkudan parlayan gözlerle bana bakıyordu.
"Bütün dünya senden nefret etse ve hepsi yalancı olduğunu inansa bile eğer senin Vicdanın rahatsa başını dik tutmalisin."
"Bir kadın, geleneklerin kendisi için yeterli saydığı şeylerden daha fazlasını yapmak, öğrenmek isterse onu kınamak, alaya almak düşüncesizliktir. "
Charlotte Brontë
Sayfa 135 - Can Yayınları
Ben bir kuş değilim ve hiçbir ağ beni kapana kıstıramaz: Ben kendi bağımsız iradesine sahip, özgür bir bireyim!
Şu ana kadar, Jane tamamen benim diye düşünüyordum! Beni terk ettiğinde beni sevdiğine inanıyordum. Tek tesellim buydu acılarımın arasında. Ayrıldığımızdan beri gözyaşı döküyorum. Sevdiğimin başkasına gönül verdiğini bilmeden!
Charlotte Brontë
Sayfa 566 - Martı
Charlotte Bronte 'den okuduğum ilk kitap. Zaten yazarın kısa ömründe yazdığı sadece dört eseri var. Bunlardan ''Vilette isimli eserini de aldım ve sırası gelince okuyacağım.Ama diğer iki eseri olan ''Profesör'' ve ''Shirley'' in maalesef Türkçe baskılarını şu anda kitap sitelerinde bulamadım. Eğer baskıları yapılırsa onları da mutlaka okumak isterim.

Jane Eyre, yazarın en ünlü eseri olarak kabul edilmektedir. Kitap, her ne kadar roman özelliğini taşısa da, yazım tekniği olarak direk okuyucuya hitap eden bir günlük veya anı kitabı özelliğine daha yakın görünümde kaleme alınmıştır. Konu itibariyle ise, anne ve babasının ölümüyle yalnız kalan küçük bir çocuğun, dayısının himayesi altına girmesi, ama maalesef dayısının ölümünden sonra ise ailenin onu kabullenmemesi sonucu büyüyüp yetişkin olana kadar ki başına gelenlerin, kendi ağzından anlatımından ibarettir. Tabii ki yetişkinliğinin ilk dönemleri de bu anlatıma dahildir.

Kitapta ayrıca, yazıldığı dönemdeki ve yerdeki sosyal ve çevre yapısı ile ilgili geniş bilgiler verilmektedir. Jane 'nin dünyaya geldiği andan beri süren kadersizliğini okurken, tesadüflerin insan hayatında olumlu veya olumsuz ne kadar etkili olduğunu yazarın bize vurguladığına şahit oluyoruz. Jane Eyre ' nin, temkinli ve mantıklı hareket eden, sağlam ve güçlü bir karaktere sahip olması, olumlu veya olumsuz tüm olaylar karşısında aynı tutumundan taviz vermemesi, bence o dönemde olmayan güçlü kadın imajına bir özlem olarak değerlendirilmelidir. Yazarın bu durumu özellikle bilerek ve isteyerek kurguladığını düşünüyorum.

Dünya Edebiyat Tarihinin bu önemli klasiği hakkında çok daha fazla yazmaya gerek görmüyorum. Kisaca , mutlaka okunması gereken kitaplardan biridir diyorum.
Evet,nadiren yaptığım incelemelerden biriyle daha sizlerle karşı karşıyayım.

Jane Eyre aslında World Romance Classıcs (Dünya Romantizm Klasikleri) kapsamında bir eser ama kitap yalnızca romantizm içeriğine sahip bir kitap değil.Pek çok klasik gibi anlatmak istediği hadiseler ve vermek isteği mesajlar var.Kitapta bir kadının çocuk yaştan itibaren türlü zorluklardan geçerek,tek başına verdiği yaşam mücadelesi anlatılıyor.
Daha bebekken anne ve babasını kaybeden Jane,verildiği akrabasının yanında da kısa zaman içinde kaybettiği dayısıyla bir kez daha ölümle karşılaşır.Hayata hep kayıplarla başlayan Jane çocuk yaşta sevgisiz büyümenin de ne demek olduğunu yengesi ve bencil kuzenleri sayesinde öğrenir.
Bu kötü şartlar altında hayata tutunmayı bir şekilde başarır ve kendisini o dönemdeki pek çok kadından daha iyi yetiştirir.Zamanla hayat ona,ele avuca sığmaz karakterinin de katkısıyla bambaşka pencereler açar ve farklı insanlarla tanışır. Hayatında iyi bir mürebbiye,çevresi tarafından sevilen, sayılan bir insan ,sevgi dolu anlayışlı eş rollerini üstlenir.Yaşadığı ağır şartlar onu acımasız bir insana değil de tam tersine daha anlayışlı ve olgun bir şahsiyete çevirir.


Roman 1.tekil şahıs ağzından yazıldığı için,benim gibi Mr.Rochester'ın ya da diger karakterlerin duygu ve düşüncelerini öğrenmek isteyebilirsiniz.Ama bu anlatım tarzının faydaları da olmadı diyemem.
Karakteri daha kolay anlamamı sağladı ve onunla empati kurabilmemi kolaylaştırdı.
Victoria döneminin İngilteresi'nin anlatıldığı bu kitapta sınıf farklılıklarıda göze batıyor.Jane Eyre'nin,yazarın kendi hayatından esinlenerek kaleme alınmış bir eser olduğu söyleniyor.Hatta Jane'in okuduğu okulun,yazarın ablalarıyla birlikte öğrenim gördüğü Cowan Bridge'deki gittikleri şartları pekte iyi olmayan okul olabileceği,romandaki ölüm sahnesinin ablasının ölümüyle bire bir olduğuda da söylentiler dahilindedir. (Bronte kız kardeşlerin hayatını anlatan kitapta/The Bronte Sisters) Kadın yazarlar Viktorya döneminde ciddiye alınmadığı için yazar, eseri bir erkek ismi olan "Currer Bell" adıyla yazmış,takma isimle başarı yakalayamayınca kendi ismiyle eseri tekrar basmış ve başarıyı yakalamıştır.Tabi bu başarı diğer Bronte kardeşlere de yaramıştır.

Ayrıca kitabın en hoşuma giden kısımlarından biride yazarın ara ara "Sevgili Okuyucum" diye okura hitap etmesi oldu.Yazar bu şekilde bir deneme havasında okuyucuyla sık sık iletişime geçiyor ve dikkati sürekli kitaba topluyor.

Jane Eyre'yi okumanızı naçizane tavsiye edebileceğim bir eser olarak görüyor ve kendisinden ders alınılabilecek sağlam bir karakter olduğunu düşünüyorum.

Okumak isteyenlere şimdiden,İYİ OKUMALAR DİLERİM...
Charlotte Bronte' den Jane Eyre'yi aratmayacak düzeyde yazılmış yine muhteşem bir eser. Aynı zamanda da yazarın son kitabı.

Yazar bu kitabında, hayatta hiç kimsesi olmayan İngiliz bir genç kızın (Lucy Snowe), İngiltereyi terkederek , Fransa'nın Vilette adlı şehrine gelmesinı ve orada tek başına verdiği yaşam mücadelesini anlatıyor. Konuyu esas itibariyle değerlendirirsek; anlatılmak istenen şey, o dönemdeki kadınların güçsüzlüğünün kırılması ve güçlü, kendi başına ayakta kalmayı başarabilen kadın tipine duyulan özlemin dile getirilmesinden ibarettir. Aynen Jane Eyre'de olduğu gibi.

Lucy'nin verdiği hayat mücadelesi, tüm zorluklarıyla gözler önüne serilirken aynı zamanda konu ümitsiz aşkın verdiği duygulanımla desteklenmiş , ayrıca da konu içerisine gizemli olaylar katılarak kitaba , son sayfalara kadar devam eden akıcılık ve sürükleyicilik kazandırılmıştır.

Yazarın en önemli kitabı olan ''Jane Eyre '' nin gölgesinde kalarak fazla tanınmaması bence kitaba yapılan en büyük haksızlık olarak değerlendirilebilir. Kesinlikle her bakımdan yüksek düzeyde yazılmış bir kitap. Sadece, dram ve aşk yönü çok ağır basmadığı için belki okuyucunun ilgisini çekmemiş olabilir diye düşünüyorum. Ama her kitabın kendine has bir özelliğinin olması gerekir ki, farklılık taşısın ve okunabilsin. Aksi takdirde okumanın bir anlamı kalmazdı.

Ben, 'Jane Eyre'' kadar etkili ,akıcı ve sürükleyici olarak yazılmış bu kitabın da mutlaka okunması gereken dünya klasiklerinden biri olduğu kanaatindeyim.
Caharlotte Bronte'un ilk yazdığı kitap. Dönemin yayıncıları, yazarın bu kitabını kesinlikle yayınlamak istemediklerinden dolayı ancak ölümünden iki yıl sonra baskısı yapılarak yayınlanabilmiştir.

Kitaptaki ana karakter yine bir öğretmen, fakat bu defa diğer kitapların aksine bir erkek öğretmen. Yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi ana karakter, annesiz ve babasız aynı zamanda da hayatta hiç bir şeyi olmayan yoksul biri. Yine var olma ve hayata tutunma için verilen yaşam mücadelesi.

Ana karakterin bir erkek olması ve yazarın da kadın olmasından dolayı, karakterle cinsiyeti konusundaki uyum yönünden zaman zaman olumsuzluklar hissedilse de, kitabın bütünü ele alındığında , yazarın ilk kitabı olmasına rağmen aşırı bir uymsuzluğa fırsat vermediği görülüyor. Bunu yaparken de ana karaktere fazla duygu yüklemeyerek başarılı olduğu düşüncesindeyim.

Kitaptaki konunun genelde Brükselde geçmesi ise yazarın kendi hayatında öğrenci ve öğretmen olarak bulunduğu Brüksel günlerinin etkisi altında kalarak kitabı yazdığını bize göstermektedir.

Bu kitaptaki farklı bir özellik ise yazarın yer, zaman, kişi tasvirlerine ve karakterlerin fiziksel ve psikolojik analizlerine diğer kitaplarının aksine çok daha fazla ve ayrıntılı olarak yer vermesidir. Ama bu durum akıcılığı pek fazla etkilememektedir.

Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen oldukça başarılı bulduğum bu kitabın, dönemin yayıncıları tarafından inatla yayınlanmamasına da bir anlam veremedim.

Bir ''Jane Eyre'' gibi olmasa da , Charlotte Bront'un elinden kaleme alındığı, her sayfasında hissedilen bu kitabı ben beğenerek ve keyif alarak okudum. Özellikle Charlotte Bronte okumak isteyenlere , yazarın bu kitabını da okumalarını tavsiye ederim.
Bu kitabı 5 sene önce okumuştum.Okadar güzel bir kitap ki sizleride içine çekeceğine eminim.Zorlukla başlayan bu mücadelede en sonunda zafere ulaşmış bir kızın hikayesi...
Jane Eyre, belki de benim bu hayatta koşulsuz kalbimi açabildiğim nadir insanlardan biridir. Bakmayın öyle, onu yalnızca bir kitap karakterinin içine sıkıştırmak çok ayıp olur.
Peki kimdir bu Jane? Sahi, insanların ya da benim gönlümde nasıl taht kurmuştur?
Haydin başlayalım.
Romanın ilk cümlesi şöyleydi, yanılmıyorsam 'o gün yürüyüş yapmak olanaksızdı.' Ve işte bu cümle ile bütün bir roman boyunca kolunuz Jane'in kolunda dağları tepeleri aşıp zorluklara göğüs gerip kırık bir çanak misali olan hayatı alabildiğin dolduruyorsunuz.
Jane Eyre için bir aşk romanı demek yasaklanmalı, evet içinde belki de 'ideal koca adayı' ismine hak kazanıp size her fırsatta tebessüm hediye edecek bir Bay Rochester var mamafih Jane Eyre gibi bir romanı aşk teması içerisine sıkıştırmak hem Jane'e hemde onunla birlikte yaşanılan her anıya hakaret niteliği taşır.
Karışık kuruşuk yazımı hafiften şöyle kenara itecek olursak bir de yazım diline değinelim.
Birinci ağızdan yazılmış olması Jane'i dost bellerken çok etkili oluyor, inkar etmeyelim. 'Sevgili okuyucularım' diyerek başlanan cümleler sizi Jane'in hayatında gizli bir gözlemciden ziyade olayları ilk elden öğrenen en önemli kişiye dönüştürüyor. Bur'da yadsınamaz bir şekilde gönlünüze taht kuracak olan yazarımızı unutmamak lazım sanırım.
Charlotte Bronté!
Bir süre sonra olan şey şu, Jane ile çay içerken Charlotte tarafından yapılmış enfes kurabiyeleri tatmak!
Velhasıl kelam, ne Jane Eyre yalnızca bir roman, karakter, genç bir bayan değil, ne de sevgili yazarımız Charlotte Bronté alelade bir yazar değil. İkisi de uzun bir süre, sol omurganızın altında ki o şeyi avuçlarında yüceltip size güzel tebessümler hediye edecek iki harika kişi.
Kalbiniz kadar zarif iki leydi.
''Jane Eyre'' küçüklüğümde kısaltılmış halini okuduğum klasiklerden biriydi ve okuduğum vakit umduğumu bulamamış, beğenmemiştim. Kardeşim kitabı almamış olsaydı, bir daha da okumak için yelteneceğim eserlerden biri olmayacaktı belki de.

Çocukluğundan yetişkinliğine kadar hayatını okuduğumuz Jane Eyre'i kendi ayakları üstünde durabilen, kararlı, akıllı bir kitap karakteri olarak hatırlayacağım. Tek kusuru fazla iyi yazılmış olmak bence Jane'in, biraz daha gri bir karakter olmasını istedim okurken. Charlotte Bronte'un yarattığı Jane karakterini, ister istemez kardeşi Emily Bronte'un ''Uğultulu Tepeler''inin Catherine Earnshaw karakteri ile karşılaştırdım. Hatta sadece karakterleri değil, kitabın bütününü de birbiri ile mukayese ettim ve Jane Eyre aşağılarda kaldı gözümde. Ancak bunu yaparken belki biraz adil davranamamış olabilirim, çünkü ''Uğultulu Tepeler''e olan sevgim bambaşka. Neyse, zaten kitapları kıyaslamak çok da doğru değil...

Jane'in çocukluğu ve Thornfield'de geçen kısımlar okumaktan keyif aldığım bölümler oldu. Kitabı kendi gözümde bölümlere ayırdım zaten, fakat kitap hakkında sürprizi bozacak herhangi bir ayrıntı vermemek adına bunları paylaşmayacağım. Thornfield'da misafirlerin ağırlandığı bölümlerde de ''Gurur ve Önyargı'' geldi aklıma. Misafirlerin ağırlandığı o bölüm, dönemin sosyal yaşantısını gösteren ufak çaplı bir aynaydı bence. Çoğunluğu kendilerini başkalarından üstün gören asil, zengin ve kibirli insanların; sosyal statüsü düşük fakat kendilerinden çok daha akıllı ve yetenekli olan insanlardan nasıl da üstün tutulduğunu görebiliyoruz bu bölümlerde. Sosyal statü durumu, eserin tamamına yayılmış bir biçimde işleniyor zaten. Özellikle de Bay Brocklehurst karakteri ile bu durumun net bir şekilde gözler önüne serildiğini düşünüyorum. Yetimler okulunun müdürü olan Brocklehurst, okuldaki çocukların kısıtlı imkanlarla yetişmesi gerektiğini, ancak bu şekilde iyi bir eğitimden geçeceklerini söylerken kendi eşi ve kızının kürkler ve mücevherlerle dolaşması keskin bir tezatı gözler önüne seriyordu. Ayrıca Brocklehurst, okurken en sinir olduğum karakter oldu. Bunların dışında din olgusu da kitapta baskın bir şekilde etkisini gösteriyor.

Kitapta Jane Eyre, Edward Rochester, St. John belli bir profil çizilmiş ve başarılı şekilde anlatılmış karakterler. Kitap aslında akıcı, fakat bazen aşırıya kaçan detaylar okumama ket vurdu. Kurgu konusunda ufak tefek zayıflıklar olduğunu düşünsem de okumaktan keyif aldım.

Evet, ''sevgili okuyucu'' (burada Jane Eyre'e selamlar...) hepinize keyifli okumalar diliyorum...
Yazıldığı dönem göz önüne alındığında feminizm öğelerinin böylesine yoğun olduğunu görmek insanı şaşırtıyor.
Güçlü bir kadın karakterini, onun çocukluğundan başlayan zorlu hayat hikayesini ve her zaman ahlaklı kararlar verdiği aşkını okuyoruz.
Kitap boyunca tüm yaşadıklarını, hissettiklerini Jane ile beraber yaşıyoruz okuyucu olarak.
Hiç yorucu olmayan aynı zamanda çok içten, güzel bir dili var yazarın diğer kitapları gibi.
Karakterimiz bağımsız bir kadın her açıdan.
Bu da benim kitabı daha fazla sevmemi sağladı.
Karşılaştığı gerçeği, sevdiği adamın ona yalan söylemesini sineye çekmiyor.
Belki yaşadığımız bu çağa rağmen bazılarımızın cesaret edemeyeceği kararlar alıyor.
Kitaptaki aşk da sade ama etkileyiciydi.
Okumanızı tavsiye ederim.
Bir kadın karakter düşünün! Her şeyi ile sizi büyüleyen, her yaptığını düşünüp taşınarak yapan, hem kendine hem de dış etkenlere elinden geldiğince karşı koyma gücü bulan, yalnız, kimsesiz. Yalnızsınız, sığınacak kimseniz, derdinizi anlatacak, sizi anlayacak kimseniz yok ve bir de görünüşünüz ve kişiliğiniz yüzünden size ön yargı ile yaklaşıldığını, eleştirildiğinizi, kimsenin sizi beğenmediğini düşünün! Nasıl yaşardınız, ne yapardınız?

Jane Eyre, bir kitaptan daha fazlası. Eşi benzeri bulunmayan gerçek bir karakter. Onun gibi kişiliği daha başka yerde bulunmayan iki karakter daha var ki; Mr. Rochester ve St. John! Bir kitapta ki benzersiz üç karakter! Üçü de birbirinden müthiş tasvir ediliyor hayalinize.

Mr. Rochester ve Jane Eyre kadar birbirini tamamlayan iki eş daha okumadım.

Jane Eyre'ın belki buruk ama tebessüm ettiren, düşündüren, hırslandıran hikayesi...
Belki de beklentim yuksek oldugu icin istedigim tadi alamadim bu kitaptan. Ama yine de kotu diyemem.

Jane Eyre ailesini kaybedip akrabasinin yanina verilen bir kiz. Onu sevmeyen yengesi, Jane’i yatili okula gonderdiginde hikaye basliyor. Jane burada aslinda yengesinin dedigi gibi uyumsuz, aksi bir cocuk olmadigini kendince kanitlamaya calisiyor. Yillarca yasadigi haksizliklar karsisinda kotu olan yurt kosullari bile onu cok etkilemiyor. Ogrendikleri sonucu o yatili okulda ogretmen oluyor buyudugunde ama bu ona yetmiyor. Gelismek, yeni seyler gorup ogrenmek istiyor. Murebbiye olarak bir evde ise basliyor bu sefer. Kendisinden yasca buyuk ev sahibiyle arasinda gecen ask, yasadiklari karsisindaki tavri sanirim beni karaktere en cok ceken kisim. Yaptigi fedakarlik ve duydugu sevgi, ailesini kaybedip sonradan kavusmasi da kitabin bugunlere tasinip klasik olmasindaki en onemli sebeplerinden biri.

Yazarın biyografisi

Adı:
Charlotte Brontë
Unvan:
İngiliz Yazar
Doğum:
Thornton, Yorkshire, İngiltere, 21 Nisan 1816
Ölüm:
Haworth, Yorkshire, İngiltere, 31 Mart 1855
Charlotte Brontë, 1816 doğumlu İngiliz yazar. İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasına yerleşmiş eserleriyle tanınan 3 kardeşin (Charlotte Brontë, Emily Brontë, Anne Brontë) en büyüğü. En ünlü eseri “Jane Eyre”, bir asırdan fazla geçmişiyle halen büyük ilgi görüyor. Ayrıca ailenin kısa ve acıklı hayat hikâyesi de birçok esere konu oluyor.

Charlotte Brontë, 21 Nisan 1816’da Yorkshire, İngiltere’de doğdu. Annesi Maria Branwell idi. Babası Partick Brontë, İrlandalı bir rahipti. Charlotte Brontë, çiftin 6 çocuğundan 3. olanıydı. Nisan 1820’de aile Haworth’a taşındı. Anneleri Maria, 15 Eylül 1821’de kanserden ölünce, 5 kız ve bir erkek çocuğuna bakma görevi teyzeleri Elizabeth Branwell’e düştü. 1824 yılında 3 kız kardeşiyle birlikte Clergy Daughters’ adlı okula başlayan Brontë, buradaki sağlıksız koşullar dolayısıyla okuldan hiç hoşlanmadı. Yazarın sağlığı bozuldu, hatta kardeşleri 1814 doğumlu Maria’yı ve 1815 doğumlu Elizabeth’i de okuldaki koşullar yüzünden 1825’te tüberküloza kurban verdi. Bir yıl sonra okuldan ayrıldı. Gençlik yıllarında, sağ kalan 4 kardeş; Charlotte, Branwell, Emily ve Anne, babalarının kütüphanesinde bolca vakit geçirmeye başladılar. Kurgusal krallıklar kuruyorlar ve bu krallıklarla ilgili hikâyeler ve şiirler yazıyorlardı. Edebiyata karşı ilgileri de bu yıllarda başlamış, hayal güçleri kardeşlerin tümüne ileride geliştirecekleri araçlar sunmuştu.

Brontë, eğitimine Mirfield’daki Roe Head adlı okulda devam etti. 1831 ve 1832 yıllarında burada okudu ve bu okul, en iyi arkadaşları Ellen Nussey ve Mary Taylor ile tanıştığı yer oldu. Eğitimini tamamladıktan sonra bu okula öğretmen olarak döndü ve 1835 – 1838 yılları arasında burada öğretmenlik yaptı.

1839’da Yorkshire’daki birçok ailenin evinde mürebbiyeliğe başladı ve 1841’e kadar bu işle uğraştı. 1842’de kardeşi Emily’yle Brüksel’e, Constantin Heger ve karısı tarafından işletilen okulda Almanca ve işletme dersleri almaya ve çalışmaya gitti. Önceleri öğrenci olarak katıldıkları okulda daha sonra bir miktar para ve kalacak yer karşılığında Brontë İngilizce, Emily de müzik öğretmenliği yapmaya başladı. Ancak Brüksel’de yeni kurdukları bu hayat, teyzelerinin ölümüyle yarıda kesildi. 1842’de bu yüzden İngiltere’ye döndüler ancak Brontë, 1843’te tekrar Brüksel’e gitmeye karar verdi. Brüksel’deki serüveninin 2. yarısı yazar için pek de iyi geçmedi. Yalnız kalmıştı, evine ve kardeşlerine karşı büyük bir özlem duyuyordu ve okulun sahibi Constantin Heger’e aşık olmuştu. Burada geçirdiği günleri, kitapları “The Professor” ve “Villette”ye ilham kaynağı oldu. Yazar, Ocak 1844’te İngiltere’ye geri döndü.

1846’da 3 kız kardeş Charlotte, Emily ve Anne, “Currer Bell”, “Elise Bell” ve “Acton Bell” isimlerini kullanarak ortaklaşa “Poems by Currer, Elise and Acton Bell” isimli bir şiir kitabı çıkarttı. Kitap sadece 2 adet satarak büyük bir hayal kırıklığı yaratsa da kardeşler yılmadı ve ilk romanlarını yazmak için kolları sıvadı. Charlotte Brontë, ilk iki romanında “Currer Bell” ismini kullanmaya devam etti.

Ailenin tek oğlu olan Branwell, 1848’de bronşit yüzünden öldü. Aynı yıl Emily Brontë ve 1849’da Anne Brontë tüberkülozdan hayatını kaybetti. Charlotte Brontë, babasıyla kalmıştı. “Jane Eyre”in gördüğü büyük ilgi üzerine bir yayıncı, yazarı sık sık Londra’ya davet ediyordu. Bu ziyaretler sırasında Brontë geniş bir sosyal çevre edinmiş, Harriet Martineau, Elizabeth Gaskell gibi isimlerle tanışmıştı. Ancak sürekli olarak yaşlı babasının yanında olmak istediğinden Londra seyahatlerini birkaç haftadan daha uzun tutmadı.

Haziran 1854’te Charlotte Brontë, babasının yardımcısı Arthur Bell Nichollsla evlendi. Hamileliğinin dokuzuncu ayında, 31 Mart 1855’te öldü. Ölüm nedeni tam olarak bilinmese de tüberküloz, tifüs ya da hamileliğin ilk safhalarındaki bir rahatsızlıktan dolayı öldüğü sanılıyor. Brontë’nin eserleri halen büyük ilgi görüyor ve İngiliz Edebiyatı’nın klasikleri arasında sayılıyor. Aynı zamanda “On the Death of Anne” ve “Brontë” isimli iki şiir kitabı bulunuyor.

Yazar istatistikleri

  • 160 okur beğendi.
  • 1.823 okur okudu.
  • 38 okur okuyor.
  • 932 okur okuyacak.
  • 23 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları