Giriş Yap

Chuck Palahniuk

Yazar
8.1
7,3bin Kişi
Tam adı
Charles Michael Palahniuk
Unvan
Amerikalı Yazar
Doğum
Washington, ABD, 21 Şubat 1962
Yaşamı
Chuck Palahniuk 21 Şubat 1962'de Washington'da doğdu. Asıl adı Charles Michael Palahniuk'tur. Palahniuk Washington eyaletinin doğusundaki bir çiftlikte büyüdü. Bir süre Eyalet Üniversitesi'ne devam ettikten sonra Oregon Üniversitesi'ne geçti ve öğrenimini orada tamamladı. Otuzlu yaşlarına kadar herhangi bir edebi metin yazmayan, sanıldığını tam aksine, ilk romanı olan Invisible Monsters (Görünmez Canavarlar) dır. Bu romanı yayıncılar tarafından içeriği nedeniyle kabul görmemiştir ancak Palahniuk yayıncılara olan bu öfkesi nedeniyle içeriği çok daha "yok edici" olan Dövüş Kulübü'nü yazmıştır ve bu romanı yayıncılar tarafından zevkle kitaplaştırılmıştır. Palahniuk, üniversite yıllarından sonra üç yıl boyunca Freightliner adlı bir şirkette montaj hattında, ardından tamirci olarak çalıştı. İlk yazdığı metinler taşıt modifikasyon prosedürleri ve kamyonların onarımı üzerinedir. Dövüş Kulübü'nün ortaya çıkmasında büyük etkisi bulunan bir olayıda bu yıllarda yaşar. Arkadaşlarıyla birlikte tatildedir. Bitişikteki kamp yerinde müzik rahatsız edici derecede açılır ve bu nedenle başlayan tartışma yerini kavgaya bırakır. Bu olayda yaralanan Chuck tatil'den döndüğünde iş yerinde kimse tarafından ilgi görmez çünkü kimse korkunç derecedeki yüzü hakkında bir şey sormaya, yorum yapmaya cesaret edemez. Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder. Bu olayın ardından devam ettiği bir edebiyat grubu bünyesinde yaptıkları çeşitli gösteri ve eylemler "Kargaşa Projesi"ni esinler. Kısa bir süre sonra aynı isimle bir kısa öykü yayımlar ve bu öykü,üç ay içinde Fight Club (Dövüş Kulübü) romanına dönüşür. Romanlarındaki tavır isyan gibi görünse de, aslında varoluşumuza özlem duymamıza neden olur. Yarattığımız değer yargıları, para, şöhret, saygınlık, güzellik gibi tüm önemli şeylerin anlamsız yalanlar olduğunu söyler.

İncelemeler

Tümünü Gör
219 syf.
kayıtlarda bulunması açısından
Hey, ben vardım. Tabiat veresiye defterime ek bir satır yazamayacağını söyleyerek beni saprofitlere yem etmeden önce yani, evet, vardım. Doğdum. Senin için çok önemli mi bilemiyorum fakat senden yüzyıllar önce burada varolma görevini üstlendim. Evet, bu benim için önemli, bu dünyada bir süre varolduğumu bilmen yani. Unutulmak istemiyorum, sen de istemeyeceksin. Anlatılmak istiyorum, dostum, kimse unutulmak istemez öyle değil mi? Bu benim için önemli bir mesele, onlara da söyle, söyleyebildiğin herkese yani varolduğumu söyle. Onlara onlardan önce, benim varolduğumu söyle. Dünyaya iz bırakma meselesini bir süre daha anlayamayacağım, bunu tam olarak isteyip istemediğimden emin bile değilim. İnsanların bu arzuyu bu kadar şiddetli bir şekilde hissetmesi ürpertici ve ilginç geliyor. Herkes ister dediğimiz, düşünmeden evet denilen sorulardan biri, "Dünyaya iz bırakmak ister misin? Hatırlanmak ister misin?" Evet, kimse unutulmak istemiyor. Herkes hatırlanmak istiyor, anlatılmak . Misty de ister miydi? Emin değilim ama Peter kesinlikle isterdi. Bu hikâye Köleler kraliçesi Misty Marie’nin hikâyesi, daha önce görmediği yerleri fırça darbeleriyle tuvallerine aktaran küçük Misty'nin. Ünlü Ressam Misty'nin. Şişko Misty'nin. kendisi biraz içki, birkaç aspirinle mütemadiyen tekrarladığı kişisel komasında. Küçük kızı Tabbi de, Kayınvalidesi Grace de, herkes kendi kişisel komasında. Tabbi: Misty'nin küçük kızı. Bir çocuğa karşı bu kadar nefret dolmamın normal olup olmadığını sorgulamama sebep olduğu için ondan hoşlanmıyorum. Grace: Misty'nin çatlak Kayınvalidesi. Başlarda Misty'yi resim konusunda motive edici konuşmaları sebebiyle kendisinden hoşlanmıştım ve neden olumsuz bir üslup kullanıldığını anlayamamıştım. Kurgu ilerledikçe bana huzur evinde kalan eski bir seri katil izlenimi vermesi her şeyi açıkladı :D Peter: Küçük tatlı Peter, Misty'nin kocası. Kendisi şu sıralar komada, gerçek anlamda. Hiçbir koşul, yaşantı ve tecrübenin ona acımama olanak vermemesi biraz tuhaftı ama bundan rahatsız olmuyorum. Üzgünüm Peter, kişisel ve.. Her neyse komana devam et.
Chuck Palahniuk
'ten okuduğum ilk kitap, uzun süredir farklı kurguya sahip bir kitap okumamıştım, oldukça akıcı ve kendini yediren bir kitaptı. Kitabın dili hakkında okuması zor gibi birkaç yorum gördüm lakin ben zorlanmadım, yazarın okunan ilk eseri olmasıyla alakalı olabilir. Kitapta zaman kavramı sürekli değişiyor, birkaç sayfada bugünü, birkaç sayfada geçmişi okuyorsunuz. Bir kesintiye sebebiyet vermiyor zannımca. #176035864 :) Keyifli okumalar dilerim, tabi mümkünse. okuduğunuz için teşekkürler.
Günce
8.2/10 · 500 okunma
·
4 yorumun tümünü gör
Reklam
224 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Neden öneriyorum? Gören olmuştur sitede kitap ya da film önerisi istendiğinde bu eseri öneriyorum. Peki neden? Nedir beni bu kitapta bağlayan? Öncelikle defalarca kitabını okuyup, kitabın filmini de izlemiş biri olarak bir de üstüne üstlük bu kitabı inceleyen
Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü
kitabını da araştıran biri olarak yeterince bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum. Şimdi ben bu eseri keşfetmeden önce Camus'un varoluşçuluğu ile Dostoyevski'nin yeraltısıyla iki arada bir derede gidip geliyordum. Bu iki yazarın ortak ele aldığı akımlar "Kendini toplumdan soyutlama, ve dışlama" dır. Şahsen hayatımı da bu akımlar düzeyince geçirip gidiyordum. Ancak bu kitap ile tanıştıktan sonra böyle bir farklılık, böyle bir haz almadım. Şimdi yanlış anlayanlar elbet olacak; ben Dostoyevski ve Camus'u asla gömmüyorum. Onların eserleri hâlâ benim için bir başyapıt değerinde. Ancak bu eser gerek kurgusundan gerekse topluma yönlendirdiği sivri dilli göndermelerle gönlümde baş sıraya koyuyor. Evet, değiştirdi. Şu an bile bana deseler; "Sana bir kitap okutacağız ve hayatını değiştirecek." yine de inanmam. Ancak samimi olarak söylüyorum ki bu kitap benim topluma ve dünyaya olan bakış açımı kökünden değiştirdi. Tüketim kültürüne, markalara, popüler kültüre ve para babalarına nasıl köle olduğumuzu gördüm. Hayatımdaki birçok olaylara karşı gözlerim açıldı. Ahh! Evet, sizi biraz sıktım değil mi? Keşke baştan uyarsaydım içeriğe girmeyeceğim diye. Sıkıcı bir insanım ben! Her neyse nerede kalmıştık? (Kitabın içeriğine ve konusuna ulaşmak için diğer incelemeleri ve kitabın arka kapağını okumanız yeterli.) Öncelikle kitap bir yeraltı edebiyatı olduğu için bolca kara mizah, bolca argo bulunuyor. "Ayy! Ben küfür sevmiyorum." diyenlerden ve "İslam, dünyaya hakim olacak moruk!" diye geçinenlerdenseniz bu kitap sizlere asla uymaz! Kitapçılarda önünden bile geçmeyin. Şimdi, bu eserde cüzi derecede felsefe, profesyonel olmayacak düzeyde postmodernizm, biraz sosyoloji, gerektiği kadar topluma yönelik sivri dilde eleştiri, çoğu kitabı aratmayacak kadar duygusallık, eşsiz benzersiz bir kurgu, üç tane farklı kişilikleri temsil eden üç ayrı karakter, bolca yeraltı edebiyatı ve bir o kadar da kara mizah var. Evet, bunların hepsini karıştırınca karman çorman olmaması elde değil. İşte bu yüzden bu eseri bir düz metinmiş gibi sorgulamadan, aklını kullanmadan okuyanlar ya bir daha yeraltı edebiyatına girmemek üzere tövbe ediyor ya da "Sadece dövüşüyorlar ya!" deyip bir daha kitabın yüzünü açmıyorlar. Anlamaya uğraşarak okuyanlar ise böyle bir eseri okuyarak toplumdaki bu uyuşukluğumuzu görerek tabiri caizse "gözleri açılıyor". Eşsiz benzersiz kurgu dedim. Evet, çünkü bu eseri Dostoyevski'nin
Öteki
eseriyle kıyaslıyorlar. Şahsen iki eser de birbirinden apayrı eserler. Aslında bu konuda söyleyecek o kadar çok şeyim var ki... Ama susacağım. Siz yine de ikisini de anlayarak okuyun da. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Filmi mi? Kitabı mı? Eveet, tartışmalı konuya geldik sonunda. Aslında bu soruyu sormak için kendimize şunu sormalıyız; "Ne için kitap okuyorum?". Çoğunuzun cevabını tahmin edebilirim; "Kendimden bir şey bulabilmek için.". Peki filmden mi daha çok şeyler alırız yoksa kitaptan mı? Bunun cevabı bu eser için diğer filmi yapılan kitaplara oranla daha da zor. Çünkü filminde vermek istediği mesajı tamamıyla verdiğini düşünüyorum. Ayrıca muhteşem oyuncu kadrosu ile de gönüllere taht kurdu (en azından şahsıma). Ancak bir filmi izlerken o karakteri o oyuncu ile bağdaştırırsın. Kitapta ise tüm o olayları kendi hayalgücünde resmederek tüm o kurguyu kendi içinde yaşarsın. Hazır aklımdayken şunu da söyleyeyim; kitabında filminde yer vermediği birkaç bölüm de var, haberiniz olsun. Bunlar yüzünden önce kitabını yaşamanızı, sonra isteğe bağlı olarak filmini izlemenizi öneririm. Ya da unut, bu söylediklerimin hepsini unut! İnsanlar gerçekleri okumaya dayanamaz... Zaten her kim okusun ki böyle gerçekleri söyleyen ve herkesin kendine bir şeyler katabileceği bu gereksiz eseri... Eğer bana aldırmayıp okumayı hâlen düşünüyorsanız, hiçbir şey için daha geç değil, vazgeçebilirsiniz. Ancak eğer başladıysanız; aşağı tırmananların dünyasına hoşgeldiniz. Son olarak şunu da söyleyeyim; "YERALTI ASLA SEVİLMEZ.". Daha söyleyeceklerim bitmedi. Geliyorum. Kahvemi içip kafam yerinde olduğuna göre, bir cesaretlik yapıp, birçok kuralımızı çiğneyerek, hayalarımın kesilmesi uğruna sizlere bizlerden bahsedeceğim; Bizler her yerdeyiz, gündüz görebileceğiniz her meslekte olabiliriz; öğretmen, aşçı, polis... Ancak geceleri bizler apayrı kişileriz. Tüm bu topluma olan öfkemizi birbirimizden çıkarıyoruz ve dövüşüyoruz. Dövüşlerde kazanmak ya da kaybetmek umurumuzda değil. Yeter ki fiziksel acıyla tanışıp bu tüketim toplumunun uyuşturucu etkisinden kurtulalım. Etrafa zarar veriyoruz bu doğru ama bize asla bir şey yapamazlar. Bizler onların yemeklerini hazırlıyoruz, ulaşımlarını sağlıyoruz. Hatta güvenliklerini bile biz sağlıyoruz. Onlar bizlere her zaman bağımlı, tıpkı yaptıkları tüketimler gibi. Bizler sağcı ya da solcu değiliz. Görüşümüz, paranın yönettiği tüm şeylere karşıyız. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bizler büyük bir acı yaşamadık çünkü bizim acımız, hayatlarımız. "Televizyon programları izleyerek bir gün milyoner olacağımıza, film yıldızı, rock yıldızı olacağımıza inandık. Ama, hiçbirini olamayacağız." (180) Tanrının bizi sevmeme ihtimâlini düşündüğümüz için, kendimize çok öfkeliyiz...
·
21 yorumun tümünü gör
208 syf.
·
3 günde
EVDE DENEMEYİN :)
Tabularınızı bir bir yıkıyorum, sonra bulaşık ve çamaşırlara girişeceğim! Hazır mısınız? Aslında şu coğrafya denilen; yeryüzünü fiziksel, ekonomik, biyolojik, insansal ve siyasal yönlerden inceleyen bilim dalı KADER olmayaydı da biz de bu coğrafyada doğmayaydık bu kitap için çok rahatça düşünceler belirtilebilirdi. Ancak kitabı ve uyandırdığı düşünceleri AMSTERDAM Vatandaşı havalarında anlatmaya kalkarsam beni bir cemiyet pisliği olarak görür, adımı etiketler ve ''litfin şi sipiği bildirir misiniz yhaaa'' diyerek aforoz edersiniz. O yüzden bu çılgın pornoyu bir Anadolu çocuğu olarak yorumlamaya çalışacağım abilerim ablalarım :) Bizim sert yazıyor, iki küfür kullanıyor diye mırın kırın ettiğimiz yerli yeraltı yazarlarımızın testislerine kurban olsunlar ya! Millet neler yazıyor ABD Kültür Bakanlığı uyuyor mu kardeşim!? Bu ne rezillik demedi mi bu kitaba bandrol çakarrrken!? O coğrafya da onların kaderi mi? Kurban olaydım ben o kadere ya. Seviyorum seni emperyalist ve özgür ABD! Orgazmı bilmeyenlerin ülkesine, Klitoris'i Yunanistan'ın Dışişleri Bakanı sananların ülkesine bu kitap çok fazla. Yorgan altında kapağını kese kağıdıyla kapatıp okumak mümkündür anca. Bu kitap tabu yıkar, ocak yıkar, hayal yıkar sonra da çamaşır ve bulaşığa geçer. Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Dövüş Kulübü kitabı ve filminden sonra açıkçası konu olarak radikal olsa da, anlatış ve sunuş biçimi olarak çok konsantre olunamayan bir kitap. Rahatsız eder mi? Evet, cahil ve geleneksel yaşayan, yorgan altında tek pozisyonla halvet olan herkesi çok rahatsız eder. Rahatsız ederken de içten içe ahh ahhh çektirir! Palahniuk, ov yes bebeğim... Anne ve babası daha 14 yaşındayken ayrılan Palahniuk nevrotiğinin bütün kitapları karanlıktır. Yazdığı romanlar yayınevleri tarafından ilgi görmeyince daha daha karanlık yazmaya başlamış ve ilgiyi ancak o zaman üzerine çekmiş. Dünyanın para ve seks üzerine döndüğünü biraz geç keşfetmiş garibim ama olsun geç kalmamış. Her reddedilişinde daha karanlık yazması ve sonunda kendini kabul ettirmesi takdire şayan. Ben seviyorum bu adını söyleyemediğim yazarı. Ve bütün kitaplarını da okumak istiyorum. Kitaba gelirsek, Palahniuk bu kitapta hayallerini mi kabuslarını mı yazmış tam ayırt edilememekle birlikte bir porno yıldızı kadının kameralar önünde 600 damızlık erkekle birlikte olarak (aynı anda değil ama sırayla canım :)) bir rekor denemesinin anlatıldığı ve numaralandırılmış damızlık erkeklerin sıra sıra anlatımından oluşan bir roman. Sıranın kendisine gelmesini bekleyen Bay 72, Bay 137 ve Bay 600'ün gözünden aktarılıyor bu tarihi an. Okurken porno yıldızı Cassie Wrigh ablaya defalarca SKORCU OLMA! diye bağırdım ama dinlemedi. Olaylar o kadar porno ki, içinden çıkan dramları anlayıp hissetmek çok zor. Kitabın puanı da bunu hissettiremediği için düşük büyük ihtimalle. 600 erkekle rekor kıran Cassie Wrigh ablaya Tanrı'dan rahmet, sssevenlerine baş sağlığı dilerim. 601 i kimse denemesin! İyi okumalar :) hizliresim.com/3iGCyT
10 yorumun tümünü gör
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.47