Claude Levi-Strauss

Claude Levi-Strauss

Yazar
8.2/10
99 Kişi
·
328
Okunma
·
58
Beğeni
·
3200
Gösterim
Adı:
Claude Levi-Strauss
Unvan:
Fransız Antropolog, Etnolog ve Yapısalcı Antropolojinin En Önemli İsmi
Doğum:
Brüksel, 28 Kasım 1908
Ölüm:
30 Ekim 2009
Claude Lévi-Strauss, (d. 28 Kasım 1908 - ö. 30 Ekim 2009), Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli ismi.

Yaşamı

Claude Lévi-Strauss, Yahudi asıllı Fransız bir ailenin çocuğu olarak, 28 Kasım 1908 tarihinde Brüksel'de dünyaya geldi. Sanat eğitimi almış olan babası Raymond Lévi-Strauss, portre ressamlığı ile uğraşıyordu, annesi Emma Lévi-Strauss ise eğitimli bir ailedendi. Lévi-Strauss'un çocukluğu, Paris'te elit bir çevrede geçti. Babasının 1914 yılında I. Dünya Savaşı nedeniyle askere gidişinin sonrasında annesi ile birlikte Versay Başhahamı olan dedesi Emile Lévy ile yaşamaya başladı. Her ne kadar istemese de, Paris Sorbonne Üniversitesi'nde hukukbilimi ve felsefe okudu. O dönem Lévi-Strauss, Marx ve Freud'u keşfetti. Leon'da bir lisede iki yıl kadar ders verdikten sonra, 1935 yılında Sâo Paulo Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı. 1935'ten 1939'a kadar, Amozonlar'da Etnografik Elcilige el attı. II. Dünya Savaşından kısa süre önce Fransa'ya geri döndü. Gönüllü askerlik hizmetini yaptıktan sonra, Nev York'ta bir okulda ders vermek için, tekrar Fransa'yı terk etme kararı verdi. Burada Roman Jakobson ile tanıştı ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kaldı.


Lévi-Strauss'un durgunluğu bende bir çekingenlik hissi uyandırıyordu, ama bunu ustaca kullanırdı o; bir ölü yüzü ve hiç ifadesiz bir sesle izleyicelirimize tutkuların çılgınlığını anlattığında onu çok komik bulmuştum.
—Simone de Beauvoir, Memoires d'une jeune fille


1944'te Fransız Dışişleri tarafından Fransa'ya çağrıldı ve ardından Fransız Konsolosluğunun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi icin New York'a gönderildi. 1949'da Paris'te Musée de l'Homme'un müdürlüğünü yaptı, 1959'dan 1982'deki emekliliğine kadar, Collège de France'da Sosyal antropoloji profesörü olarak görevde kaldı.

Düşünceleri


Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek.
​​—Claude Lévi-Strauss, 1955


Descartes ve Sartre'a şiddetle karşı çıkan yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropologudur. Levi-Strauss'a göre, biz öncelikle bilinç değil de, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız. Felsefeyi çokça meşgul eden özne-nesne ayrımı üzerinde hiç durmayan Levi-Strauss, yapısalcılığın bir bilim olduğunu söyler. Buna göre, yapısalcılık işe, insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini inceler; yapısalcılık, bundan dolayı her tür insan etkinliğiyle ilgili nesnel yasalara ulaşmayı amaçlayan bilimsel bir araştırmadır.

Yapısalcılıkla ilgili fikirlerinin temelini Ferdinand de Saussure’un modelinden alan Levi Strauss, aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuramcılara da önderlik etmiştir. Saussure yapısal analizi, "ezeli evrensel insan gerçeklerinin" keşfedilmesinde bir yöntem olarak sunmaktadır. Saussure Dil'i bir yapı olarak ele almakla, yani dili kendi içögelerinin işleyişi bakımdan değerlendirmekle bu yöntemi geliştirmiştir.

Levi-Strauss içinse, özellikle, evresensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelmektedir. Levi-Strauss, kültürel alanı Saussure'ün yöntemiyle değerlendirmeye girişir. Tıpkı, bir göstergeler sistemi gibi ele alır Kültür olgusunu.

Yapının farklı düzeylerinde ele alınma biçimlerinden biri ise Levi-Strauss'un bu yapı taşları arasındaki ilişkilerin benzerlik ya da farklılık prensibi dahilinde "çift kutuplar" (binary pairs/binary oppositions) etrafında gerçekleşmesidir. Bu çiftler, farklı olmalarıyla Saussure'ün paradigmalar fikriyle ya da aynı olmalarıyla sentagmalar ile "değiştirilebilir" duruma gelmektedir. Levi Strauss'a göre üniteler ya da ögeler arasındaki ilişkiler çiftler aracılığıyla anlaşılabilir. Elmanın elma olduğunu armut ya da kavun ya da karpuz ya da çilek olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın "ne" olduğunu elmayı bir başka ögeyle karşılaştırarak belirleyebilirsiniz. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Çünkü, yapısalcılık, bir şeyin başka bir şeyle ilişkisini temellendiren Sistemin ya da Yapı'nın kendisiyle ilgildir esas olarak.
Antropolog, “Böyle gelmiş,” dediğimiz için “doğal” addettiğimiz şeylerin, kendi kültürlerimize özgü kısıtlamalar ve zihinsel alışkanlıklardan ibaret olduğunu gözler önüne serer. Dolayısıyla at gözlüklerimizden kurtulmamıza ve bize hayal edilemez, hatta aşağılık gelen teamülleri başka toplumların nasıl da basit ve olağan şeyler olarak kabul edebildiğini anlamamıza yardım eder.
"Aynı daima başka’yı doğurur. Evrenin doğru işleyişi bu dinamik dengesizliğe bağlıdır, söz konusu dengesizlik olmasa evren her an bir ölgünlük, eylemsizlik haline düşme riskiyle karşı karşıya olurdu."
Aslında kendimizi, " bir gün insanlar arasında, çeşitlilikleri tehlikeye atılmadan eşitlik ve kardeşliğin hüküm süreceği hayaliyle oyalıyoruz".
Claude Levi-Strauss
Sayfa 12 - Metis Yayınları
XIX. yüzyılda temas kurduğumuzda karşımıza çıktıkları hal için “geri kalmış” ya da “azgelişmiş” dediğimiz toplumlar düşünüldüğünde, bariz bir olguyu gözardı ediyoruz: Bu toplumlar, bizim dolaylı ya da doğrudan yollardan sebep olduğumuz sarsıntı ve çalkantılardan sağ çıkabilmiş, kolu kanadı kırık kalıntılardan başka bir şey değildir. Zira Batı dünyasının gelişmesine imkân veren şey, XVI-XIX. yüzyıllar arasında egzotik diyarların ve buralarda yaşayan halkların sömürülmesi olmuştur. Azgelişmiş denen toplumlar ile sanayi uygarlığı arasındaki yabancılık ilişkisi öncelikle şu noktaya dayanır: Sanayi uygarlığı, söz konusu toplumlarda kendi eserini görür... – ama bir türlü kabul edemediği olumsuz bir kılıkta.

Bu toplumların görünürdeki yalınlığı, pasifliği kendi bünyelerinden kaynaklanan bir şey değil, bizim gelişmişliğimizin ilk sonuçlarıdır. Gelişmişliğimiz evvelce talan edilmiş toplumlara geri dönüyorsa, bu toplumların kalıntıları üzerinde doğup serpilmek için, kendini onlara dışarıdan dayatmak içindir.
Hammadde ve teknikler konusunda da benzer şeyler söylenebilir. Avustralya’da öyle toplumlar vardır ki demir baltayla tanışınca çalışma hayatları ve ekonomik faaliyetleri kolaylaşıp basitleşmiş, ama geleneksel kültürleri de yok oluşa sürüklenmiştir. Burada bahsetmeye vaktimizin elvermeyeceği kadar teferruatlı sebeplerle, metal aletlerin kullanılmaya başlaması, taş baltaların kullanımı ve aktarımına bağlı olan ekonomik, toplumsal ve dinsel kurumları yıkıma sürüklemiştir.
...öyle ki herkes, kazanmak istediği alanların bedeli olarak, bir ya da birkaç alanda kaybetmeyi göze almak durumunda kalır.
Claude Levi-Strauss
Sayfa 11 - Metis Yayınları
Bugün biliyoruz ki “ilkel” diye nitelenen, tarımı ve hayvancılığı bilmeyen ya da yalnızca ilkel bir tarımla uğraşan, kimi zaman çömlekçilik ve dokumadan da bihaber olan, esasen avcılık ve balıkçılıkla uğraşan, doğadaki şeyleri toplayarak geçinen halklar, ne açlıktan ölme korkusuna ne de düşman bir ortamda yaşamlarını sürdüremeyecekleri endişesine kapılır. Nüfuslarının az olması, doğal kaynaklar konusundaki olağanüstü bilgileri, bizim “bolluk” demeye dilimizin pek varmayacağı bir ortamda yaşamalarını mümkün kılar. Bununla beraber –Avustralya, Güney Amerika, Melanezya ve Afrika’da yürütülen titiz çalışmaların gösterdiği üzere– aktif aile üyelerinin iki ila dört saatlik günlük çalışması, besin üretimine katılmayan çocuklar ve yaşlılar da dahil bütün ailenin geçimini sağlamaya yetiyor da artıyor bile. Çağdaşlarımızın fabrikalarda ya da bürolarda geçirdiği sürelerle arada ne büyük bir fark var, değil mi!
94 syf.
claude levi-strauss, ''yapısalcı antropoloji'' kavramını ortaya çıkarırken bunun en çok yansımasının bulunduğu kitap, bu kısa ama öz kitaptadır diyebilirim. mitolojik öğelerin niteliği, varlığı-yokluğu, varsa anlamlarını, toplumun kültürel özellikleriyle açıklamış ve bu özelliklerin de toplum ve bireyin dilinin zenginliğiyle açıklamıştır. ve buradan hareketle, kültürü oluşturan unsurları, kültürün oluşması ve ilerlemesinin bağlı olduğu koşulları tek tek açıklamıştır.

daha anlaşılır bir şekilde söylemek gerekirse, farklılıkların olduğu yerde kültürün ilerleyebilmesinin mümkün olabileceğini öngörür. örneğin herkesin aynı fikre sahip olduğu yerde herhangi bir kültürel ilerleme gözlenemez. sadece belli sınırları olan bir kültür oluşur. bir başka örnekle anlatacak olursam marka değeri yarışı içerisinde kullanılan günlük eşyalar (elbise, telefon vb.) arasında tektipleşme, çağdaşlaşmayı değil yozlaşmayı getirir. dolayısyla bu kültürün oluşmasını değil, yok olmasına sebep olur der. keza kültürün ilerleyişi ise konunun henüz çok uzağındadır.

yazar, kültürü ilerleten; müzik, matematik, edebiyat, tarih, bilim olgular üzerine entelektüel analizler ve nasıl olması gerektiğini tek tek açıklarken bir yandan da ilkel ile uygar düşünce bağlamında kültür bağı oluşturuyor.

yapısalcı antropolojiyi öğreten bu eseri mutlaka tavsiye ederim. okumaktan ziyade anlaşıldığı vakit ''şeylere'' çok daha farklı bakacaksınız.
94 syf.
·10/10
Yapısalcı Antropolojinin babası Strauss ile belirli zamanlarda yapılmış söyleşileri içeren kitap, zengin bir içerikle kendisini gösteriyor. Mitolojideki anlam arayışına antropolojik verilerle güzel cevaplar veren Strauss, tezini şekillendirirken, dikkat çekici birçok bilgiyi okurlarıyla paylaşıyor. Mitolojik şifrelerin çözümü, kültürün doğasının anlaşılması, ritüellerin antropolojik argümanlarla analiz edilmesi gibi Strauss'a has yaklaşımlar eserde örneklerle sunuluyor. Diğer kitaplarında olduğu gibi Strauss bilim dünyasına getirdiği yeni solukla savunduğu fikirlerini bu kısa mülakatlarda doygun cümlelerle anlatıyor. Mülakat soruların ayrı bir yerde sunulması eseri normal bilimsel bir makaleye çevirme düşüncesinden kaynaklanıyor gibi görülse de pek mantıklı bir seçim olduğu söylenemez. Eserin önemli bir kısmını kapsayan çevirmenin kaleme aldığı zengin malumatın olduğu giriş kısmı ise Strauss'un daha iyi anlaşılmasını sağlıyor. Sonuçta Antropolojiye amatör ya da profesyonel düzeyde ilgi duyanların ilgisine matuf olacakları kadar kıymetli bir eser, küçük cüssesi dolu dolu içeriğiyle kendisini gösteriyor.
104 syf.
·10/10
Levi Strauss Antropoloji ilmine ömrünü adamış bir bilim adamı onun Japonya'da yaptığı üç konferansına kitapta yer verilmiş. Bu eşsiz bilgilerle bezenmiş konferanslarda Antropolojinin çerçevesinde insanı tanımak için eşsiz bilgiler paylaşılmış. İnsan ve geçmişi incelendiğinde Strauss'un ezberbozan tespitleri akıldan çıkmayacak kadar etkili... Özellikle ilkel pagan ve iptidai olarak yaftaladığımız geçmişteki insan gruplarının üzerindeki haksız yaftaları Antropolojinin yardımıyla kaldıran Strauss, günümüzde tıbbi teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni çocuk sahibi olma yöntemlerini -oluşturduğu ahlaki ve hukuki cepheyi yadsımadan- Antropoloji yordamıyla anlatmaya çalışmıştır.Tabii kitapla ilgili söylenecek çok şey olmasına rağmen bunlar ilk göze çarpanlar... Savunulan tezler Antropolojinin ne olup ne olmadığını apaçık ortaya koyar tarzda.
94 syf.
·Beğendi·10/10
Hacimce az görünse de nitelikli bir kitap. Levi Straus mitlerin oluşumunu ve mitlerin anlamlarını çözümlerken nasıl bir yöntem uygulayacağımızı ifade etmektedir.
176 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Zaman zaman kurgu dışı kitaplar okumak iyi geliyor bana.Tahsin Yücel'in Dil Devrimi Ve Sonuçları kitabıyla dilde yapılan devrimin etrafında dönen tartışmaların izini sürerken, Claude Lévi-Strauss'un Hepimiz Yamyamız kitabıyla da bir antropolog gözünden modern dünyaya ait pek çok kavramı, olayı anlamaya çalışıyorum.

Claude Lévi-Strauss'un 1989-2000 yılları arasında La Repubblica gazetesine yazdığı yazılardan oluşan Hepimiz Yamyamız kitabı, öncelikle kimsenin gözünü korkutmasın.Çok açık bir dille yazılmış.Bilimsel terminolojiye pek fazla yer verilmemiş bu kitapta.Belki de gazete yazıları olduğu için böyle.Ben bile anladım.
Konular çok ilginç.Noel Baba'dan, kadın sünneti ve suni döllenmeye, yamyamlık ve deli dana hastalığından, enseste, Lady Diana'ın ölümünden,kalkınma tiplerine kadar pek çok konuya antropoloji biliminin bakış açısıyla, yöntemleri ile bakmak ilginç geldi bana.
Özellikle bilimsel düşünce ve mistik düşünce arasındaki bağların ortaya konduğu bölümleri sevdim.️
94 syf.
·13 günde·Beğendi·9/10
Levi-Strauss hakkında kısa bilgi almak için ideal bir kitap. Sorulan soruların ve verilen cevapların öz nitelikte, zihinsel kapıyı aralayan yapısı ile sosyal alana ilgi duyan genel okuyucuya heyecan veriyor. Fakat kısa bir kitap olması nedeniyle derinlikli diğer kitapları okumak konusunda tahrik ediyor. (en azından beni +1)
178 syf.
Bu kitap ilk Türkçe baskısını 1985 yılında yapmış. Orijinal Fransızcası ise 1959 yılındadır. Aslında kitabın içeriği üç ayrı bölümden meydana gelir ki bu bölümler birbirinden bağımsız olarak farklı tarihlerde yayınlanmışlardır. İlk iki bölüm olan "Irk ve Tarih" ve "Irk ve Kültür" birer makaledir. Üçüncü ve son bölüm ise Levi-Strauss ile Georges Charbonnier tarafından yapılmış bir radyo söyleşisidir. Kitabın genel anlamda anlattığı şey ırk kavramının biyolojik bir tanımı ve dayanağı olmadığıdır. Kültürün tanımı, kültürler arası etkileşimler ve birbirine bakışlarının nedenleri gibi derin konular da var. Etnolojik araştırmalara ilgi duyanlar için eski fakat temel kabul edilen yazılardandır. Kitap hakkındaki olumsuz eleştirim çevirisi ile ilgilidir. Sonradan uydurulmuş felsefe terimlerinin çok yoğun kullanılması okumayı zorlaştırıyor.
94 syf.
·1 günde·7/10
Giriş kısmında belki de okuyucuyu Levi-Strauss ve fikri dünyası hakkına bilgilendirmek maksadıyla yazılmış yazıyı okumaya ısrar etmekten vazgeçmeseydim, bu kitabı bitiremeyebilirdim. Önsöz dahi okumaktan imtina etmeyen bir okur olarak, zaten ana metin ile ilgili sayfa sayısı pek azken, sanki sırf 100 sayfalık bir kitap çıkartabilmiş olalım gayesiyle uzatıldıkça uzatılmış giriş bölümü.

Yine de Mit ve Anlam başlığı gayet uygun olmuş. Bu kitabı benzer konularda yapılmış çalışmaları okuduktan sonra okumak çok faydalı. Anlamın kaybına dair tespitler hep orada olduğunu bildiğimiz ancak görmek ve duymaktan kaçındığımız şeyler. Kızılderili hikayeleri üzerinden yapılan inceleme eğer daha önce bu bölge ve mitlerine aşina iseniz daha lezzetli oluyor. Ancak kitabın kanaatimce en lezzetli bölümü mit ve müzik üzerinden anlatılmaya çalışanlardı. Hususi tavsiyem, tecrübeli okur için giriş yazısı atlanarak okunabileceği yönünde. Ancak bu konulara yeni yelken açan bir okursanız, giriş yazısından da bir fayda elde edebilmek mümkün olabilir.
488 syf.
Antropoloji ile ilgilenenler ve diğerleri, bu kitap Levi-Strauss'un yazdığı tek etnografi kitabıdır ve dolayısıyla etnografi gezisini ve tecrübelerini diğer birçok etnografik hikayeden farklı olarak hümanist bir biçimde yazmıştır, kitabın tamamında göreceksiniz ki Levi sürekli herşeyi sorguluyor ve bu sorgulamalarla kendisini bulmaya çalışıyor, şahsen benim hocam çok hüzünlü bir etnografi demişti fakat, yoruma açık, bambaşka bakış açısı deneyimlemek isteyen ve etnografi seven aynı zamanda bilen arkadaşlar okusunlar çok şey kazanacaksınız.
142 syf.
·17 günde·Beğendi·7/10
‘Ayın Öteki Yüzü-Japonya Üzerine Yazılar’, Japonya’ya aşık bir antropolog Levi-Strauss’un fikirlerini sunuyor.
Ancak denemeden ziyade akademik bir dile sahip olduğunu söylemeliyim.Japonya mitolojisi,karşılaştırmalı kültür incelemeleri gibi konuya dair bir fikri olmayanlar için uygun bir okuma olduğunu düşünmüyorum.Diğer bir nokta ise çevirmen notlarının yetersizliği idi.
Yazarın Junzo Kawada ile gerçekleştirdiği konuşma ise kitaba dair en sevdiğim yer oldu.

Yazarın biyografisi

Adı:
Claude Levi-Strauss
Unvan:
Fransız Antropolog, Etnolog ve Yapısalcı Antropolojinin En Önemli İsmi
Doğum:
Brüksel, 28 Kasım 1908
Ölüm:
30 Ekim 2009
Claude Lévi-Strauss, (d. 28 Kasım 1908 - ö. 30 Ekim 2009), Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli ismi.

Yaşamı

Claude Lévi-Strauss, Yahudi asıllı Fransız bir ailenin çocuğu olarak, 28 Kasım 1908 tarihinde Brüksel'de dünyaya geldi. Sanat eğitimi almış olan babası Raymond Lévi-Strauss, portre ressamlığı ile uğraşıyordu, annesi Emma Lévi-Strauss ise eğitimli bir ailedendi. Lévi-Strauss'un çocukluğu, Paris'te elit bir çevrede geçti. Babasının 1914 yılında I. Dünya Savaşı nedeniyle askere gidişinin sonrasında annesi ile birlikte Versay Başhahamı olan dedesi Emile Lévy ile yaşamaya başladı. Her ne kadar istemese de, Paris Sorbonne Üniversitesi'nde hukukbilimi ve felsefe okudu. O dönem Lévi-Strauss, Marx ve Freud'u keşfetti. Leon'da bir lisede iki yıl kadar ders verdikten sonra, 1935 yılında Sâo Paulo Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı. 1935'ten 1939'a kadar, Amozonlar'da Etnografik Elcilige el attı. II. Dünya Savaşından kısa süre önce Fransa'ya geri döndü. Gönüllü askerlik hizmetini yaptıktan sonra, Nev York'ta bir okulda ders vermek için, tekrar Fransa'yı terk etme kararı verdi. Burada Roman Jakobson ile tanıştı ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kaldı.


Lévi-Strauss'un durgunluğu bende bir çekingenlik hissi uyandırıyordu, ama bunu ustaca kullanırdı o; bir ölü yüzü ve hiç ifadesiz bir sesle izleyicelirimize tutkuların çılgınlığını anlattığında onu çok komik bulmuştum.
—Simone de Beauvoir, Memoires d'une jeune fille


1944'te Fransız Dışişleri tarafından Fransa'ya çağrıldı ve ardından Fransız Konsolosluğunun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi icin New York'a gönderildi. 1949'da Paris'te Musée de l'Homme'un müdürlüğünü yaptı, 1959'dan 1982'deki emekliliğine kadar, Collège de France'da Sosyal antropoloji profesörü olarak görevde kaldı.

Düşünceleri


Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek.
​​—Claude Lévi-Strauss, 1955


Descartes ve Sartre'a şiddetle karşı çıkan yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropologudur. Levi-Strauss'a göre, biz öncelikle bilinç değil de, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız. Felsefeyi çokça meşgul eden özne-nesne ayrımı üzerinde hiç durmayan Levi-Strauss, yapısalcılığın bir bilim olduğunu söyler. Buna göre, yapısalcılık işe, insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini inceler; yapısalcılık, bundan dolayı her tür insan etkinliğiyle ilgili nesnel yasalara ulaşmayı amaçlayan bilimsel bir araştırmadır.

Yapısalcılıkla ilgili fikirlerinin temelini Ferdinand de Saussure’un modelinden alan Levi Strauss, aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuramcılara da önderlik etmiştir. Saussure yapısal analizi, "ezeli evrensel insan gerçeklerinin" keşfedilmesinde bir yöntem olarak sunmaktadır. Saussure Dil'i bir yapı olarak ele almakla, yani dili kendi içögelerinin işleyişi bakımdan değerlendirmekle bu yöntemi geliştirmiştir.

Levi-Strauss içinse, özellikle, evresensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelmektedir. Levi-Strauss, kültürel alanı Saussure'ün yöntemiyle değerlendirmeye girişir. Tıpkı, bir göstergeler sistemi gibi ele alır Kültür olgusunu.

Yapının farklı düzeylerinde ele alınma biçimlerinden biri ise Levi-Strauss'un bu yapı taşları arasındaki ilişkilerin benzerlik ya da farklılık prensibi dahilinde "çift kutuplar" (binary pairs/binary oppositions) etrafında gerçekleşmesidir. Bu çiftler, farklı olmalarıyla Saussure'ün paradigmalar fikriyle ya da aynı olmalarıyla sentagmalar ile "değiştirilebilir" duruma gelmektedir. Levi Strauss'a göre üniteler ya da ögeler arasındaki ilişkiler çiftler aracılığıyla anlaşılabilir. Elmanın elma olduğunu armut ya da kavun ya da karpuz ya da çilek olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın "ne" olduğunu elmayı bir başka ögeyle karşılaştırarak belirleyebilirsiniz. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Çünkü, yapısalcılık, bir şeyin başka bir şeyle ilişkisini temellendiren Sistemin ya da Yapı'nın kendisiyle ilgildir esas olarak.

Yazar istatistikleri

  • 58 okur beğendi.
  • 328 okur okudu.
  • 12 okur okuyor.
  • 563 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.