Clive Barker

Clive Barker

Yazar
8.4/10
111 Kişi
·
179
Okunma
·
20
Beğeni
·
1.738
Gösterim
Adı:
Clive Barker
Unvan:
İngiliz yazar, yönetmen, ressam ve yapımcı
Doğum:
5 Ekim 1952
Clive Barker (d. 1952, Liverpool), İngiliz yazar, yönetmen, ressam ve yapımcıdır.

Barker gençlik yıllarında tiyatro oyunları yazmaya başladı. Liverpool'da bir tiyatro grubuyla iki yıl çalıştıktan sonra 21 yaşında Londra'ya taşındı ve sonraki sekiz yılını sosyal yardımla geçirdi. Her gün kendisi için yazıyor ve resim yapıyordu. Kendi tiyatro grubu için yazdığı oyunlarla adını duyurmaya başladı. Korku Edebiyatı ile ilgili hikâyelerinin toplandığı Kan Kitapları'nın (Books of Blood) ilk üç cildini 8 aylık bir zaman dilimi boyunca akşamları ve haftasonları yazdı. Ardından, Damnation Game (Lanetleme Oyunu) romanını tamamladı. 1987'deHellraiser'ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendi. Barker, yönetmenliğe Lord of Illusions ile devam etti.

Clive Barker'in romanlarının hepsi Epik Fantezi türünde yazılmış, bolca korku öğesiyle beslenmiştir. Başka Dünyalar'ı anlattığı romanlarında giderek korku türünün süslemelerinden kurtularak fantastik olarak adlandırılan kavrama yaklaşmıştır. Son romanlarında gizli boyut ve fiziksel dönüşüm temalarına olan düşkünlüğü ön plana çıkar.

Ayrıca 2001 yılında Electronic Arts firmasının piyasaya sürdüğü Clive Barker's Undying ve 2006'da piyasaya sürdüğü Clive Barker's Jericho bilgisayar oyununlarının yazarlığını ve yönetmenliğini yapmıştır. Şu an Beverly Hills'te yaşamaktadır.
"Ağlamaktan utanma... Bu harika bir şey. Ben de bir iki damla gözyaşı dökebilmeyi ne kadar isterdim."
“ “Bir miktar büyünün sonsuz yararı olduğunu duymuştum” diye yanıtladı babası “Doğru değil mi?” Harvey gülümsedi,elindeki toprağı babasının avucuna döktü. “Sonsuz,” dedi.”
Clive Barker
Sayfa 222 - Günışığı kitaplığı
Siz insanlar.. durumunuzda trajik birşeyler olduğunu hissetmedikçe kendinizi yaşıyor saymazsınız.
Kelimeleri hâlâ sesimizi kesen ve fikirleri bizi duygulandıran bir adama kim ölü diyebilir ki?
"Eh, sanırım hepimiz gemimizin bir şekilde gelmesini bekliyoruz. Kimimizin hala umudu var. Umut şart zaten, değil mi?"
237 syf.
Clive'ın ilk kez kitabını okudum. Bundan başka kitaplarını da aldım tavsiye üzerine ama ince olanla başladım. Ilk kez okuyacağım için uzun kitabı belki sıkacak diye çekiniyordum. Ama hiçte öyle olmadı sıkılmanın zerresini yaşamadım. Iyi ki tavsiyesini dinlemişim Berke Can 'ın
ıyi ki tanıştım yazar ile.

Kitaplarına göz atınca bir de baktım ki Stephen King zaten övüyormuş adamı. Kral birini övüyorsa bana da okumak yakışır dedim. Kolay kolay kimseyi övmez Kral ve söylediği buyurunuz:
"Korku edebiyatının geleceğini gördüm..."

Neyse kitaba gelirsem çok beğendim. Yazarın dilini çok beğendim. Kitap çok akıcıydı ve hikayesi ise değişik ve çok güzeldi. Olayı anlatımı, konudan konuya geçişleri çok başarılı. Anlattığı sahneler inanın bazen 2 3 defa aynı yeri okuyordum. Ne yazmış ama dedim... (fena korku filmi izlersiniz sahne bazen çok kanlı olur ya da bir sahneden gerildikçe gerilirsiniz aynen böyle yazmış.) Ustaca işleyiş.

Boone adlı ana karakterimiz ölmek ister ama başaramaz. Hastahanedeyken sesler duymaya başlar farklı alemden gelir bu sesler. Midian adlı bir yer burda ne yaratıklar var ama...  Asıl hikaye de burdan sonra başlıyor. Spoiler sevmiyorum. Yazmayı da sevmiyorum. Burda bırakıyorum okumanız lazım. Bu tarz sevenler yazarla tanışmamız lazım :)

Son olarak şunu da belirteyim. Yazar romantizm konusunda da çok başarılıydı. Adam bu işi cidden ıyi biliyormuş. Yazar ile kesinlikle tanışın...
420 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Clive Barker'ın eserlerini sallarsanız içinden binbir türlü renk dökülür. Romanları kadar masalları da farklı bir çizgide ilerliyor ve daha önce karşılaşmadığınız gerçeklikler sunuyor sizlere. Abarat'ın giriş cümlesinde sonu gelmeyen o hikaye hakkında bize kısa bir söz söyleyen Barker, ilk sayfalardan merakımızı çeliyor zaten. Okunması da çok rahat olan, mükemmel çizimlerle bezenmiş fantastik bir kapı Abarat. Ve elimizde tuttuğumuz eser, sadece ilk ayağı. Diğer ayakları nerede mi? Hiçbiri çevrilmedi. Hayal kırıklığımı hepinizin hissettiğinden eminim. Ama artık bu konuda yakınmaktan bıktım. Arkadaş Kitabevi sağ olsun Amazon üzerinden siparişle istediğimiz kitapları getirtebiliyor. Elbette, 8 dolar masum görünüyor fakat cebinizden çıkan 50 lira olunca işler değişiyor. Neyse, bu konuya girersek ben öfkemi boşaltana kadar çıkamayacağız. Bu yüzden üzerinde durduğum çizgiye bağlı kalmaya çalışacağım. Yine de söz veremiyorum.

Abarat, geniş bir dünya. Bu geniş dünyanın tanıtımı 420 sayfaya sığdırılmış. Karakterleri, mekanları ve bu dünyada işlerin nasıl yürüdüğünü anlatmaya gayet yetmiş. Masalımızın bir sonraki ayağına hazır bir şekilde kapatıyoruz ilk kitabın kapağını. Diğer Barker eserlerinde olduğu gibi kötü karakterimizi detaylı olarak tanımaya fırsatımız olmuyor, fakat eminim ki bir sonraki maceralarda bu eksiklik fazlasıyla giderilecektir.

Barker'ın masal anlatımı da diğer eserlerindeki karanlık atmosfere sahip. Zaten, daha önce bir incelememde masalların aslında ne kadar karanlık bir dünyadan çıktığından bahsetmiştim. Yani Clive Barker'ın yaptığı yalnızca masalı doğru anlatmak. Bunu yaparken de normal bir masalda karşılaşılandan çok daha geniş bir dünya yaratıyor bizlere. İçinde ürpertici sakinleri olan bir yer yaratıyor. En korkuncunun içinden sevimli birinin çıkabileceği gibi, en sakin ve masumu da şeytan olabilir Abarat sakinlerinin. Bu yüzden, ana karakterimiz Candy'nin hep diken üstünde durduğu bir macera okuyoruz. Candy, birçok Abarat'lı tanıyor, Abarat'ı tanıyor ve kısa bir süre sonra bir Abarat'lı gibi davranmaya başlıyor. Bizler de Candy gibi ortama uyum sağlamaya başlıyoruz satır satır.

Farklı masallar dinlemeye alışık değiliz. Bizim masallarımızın sonu hep mutlu biter. En azından bize aktarıldıkları şekilleriyle, öyleler. Fakat Barker kaleminden çıkmış bir masalı içiniz rahat bir şekilde dinleyemiyorsunuz. Barker'ın masallarında gezerken her köşe başında adımlarınızı yavaşlatırsınız, çalacağınız kapıları iki kere düşünürsünüz ve içinize çektiğiniz havadan bile şüphe duyarsınız. Clive Barker masallarında, başınıza gelecek her şeye hazırlıklı olmanız gerekir.
280 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Kan Kitapları'nı birkaç güne bölmek mümkün değil, dilimize çevrilmiş üç kitabın her birini birkaç saatte okumuş biri olarak söylüyorum bunu. Tamemen birbirinden bağımsız hikayelerden oluşsa da atmosferin içine kapılıp gideceğinizi garanti edecek bir baskı yapsalarmış üstüne yeriymiş.

Clive Barker öykülerinde olay örgüsüne ne kadar önem veriyorsa karakterlerine de o kadar önem veriyor, ki bu durum öyküleri baştacı yapabilecek unsurlardan yalnızca biri. Karakter derinliği okurun var olan materyalin içine tamamen dahil olması için tamamlayıcı unsurdur. Barker, yerine göre normal bir insan, yerine göre bir yaratık betimleyip iki tarafla da empati kurmamızı sağlayarak bu işte ne kadar başarılı olduğunu gösteriyor.

Arka arkaya iki Clive Barker kitabı okuduğumdan dolayı almış olduğum gazla ustanın web sitesine göz attım. Amacım iletişime geçmek ve "Abi hiçbir kitabını bulamıyorum, Allah aşkına mail atsana." gibi bir şey demekti. O sırada devam eden çalışmalarına gözüm çarptı ve gördüm ki Barker hiç boş durmuyor. Haliyle gaza geldim, acaba kitapların telif hakkını alıp ben mi çevirsem, kimsenin yaptığı yok çünkü. Ücretsiz verir umarım...

Şaka bir yana artık bu işin bir çözüme ulaşması lazım diye düşünüyorum. Durmadan yazabilen, hayal gücünün sınırı olmayan bir adamdan bahsediyoruz. Kan Kitapları'nın diğer üç cildini merak etmeden duramıyorum. O kadar devasa, o kadar güçlü hikayeler barındırıyor içinde bu seri. Fakat üzücüdür ki, bu şaheserleri de sahaflar hariç hiçbir yerde bulamıyorsunuz.
448 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
"Clive Barker" daha ne kadar ileri gidebilir ki?" diye, sonradan pişman olacağım bir düşünce düşmüştü aklıma okuduğum son kitabının kapağını kapatırken. "İleri gitmek"ten kastım, başarı değil. Şu ana kadar okuduğum her kitabında kalemini gayet başarılı bulduğumu belirtmiştim. Hatta, daha abartılı ve hayranlık duyarak söylemiştim bunu. Hayal gücü ve tüyler ürpertici unsurları ne kadar ileriye götürebilir, oydu kastettiğim. Demek ki, klasik korku figürlerinden Pinhead'in, yani Hellraiser filmlerinden tanıdığımız arkadaşımız nam-ı diğer çivi kafanın baş rolde olduğu bir eseri okuyana kadar beklemek gerekiyormuş konuşmak için.

Korku filmlerine az çok aşinaysanız Hellraiser filmlerini bilirsiniz. Clive Barker'ın temelini attığı belki de sinema tarihinin en tüyler ürpertici karakteri olan Pinhead'e sahip olan seri devamlı farklı isimler tarafından beyazperdeye defalarca uyarlandı. Clive Barker'ın elinden çıkmayan uyarlamaların başarısı tartışılır, fakat klasik Hellraiser'ların kendine has geniş bir hayran kitlesi olduğunu söylemek kesinlikle yanlış olmaz.

Fazlasıyla geniş Hellraiser film evreni olduğu gibi fazlasıyla geniş bir de kitap evreni var elbette, aksini düşünemezdik. Fakat maalesef, asla ve asla Clive Barker kitaplarını çevirmedikleri için bunlara ulaşamıyoruz. The Hellbound Heart adlı eser, orijinal Hellraiser filminin esin kaynağıdır ve ara ara asla bulamadığım bir kitaptır. Çevrildiyse de haberim yok. İngilizce olarak da ülkemize hiç getirilmemiş. Huyum değildir normalde fakat artık İngilizce pdf olarak da aramaya başladım, hala bir sonuca ulaşamadım. Çevrilse kazanacağı okur sayısının haddi hesabı yok buna emin olabilirsiniz. Atmosfer yaratmakta en iyilerden biridir Barker ve cehennem gibi tamamen dini veya mitolojik efsanelere dayalı bir mekanı bu kadar başarılı ve tüyler ürpertici bir şekilde tasvir etmesi klişenin tam anlamıyla "türe yeni bir soluk" getiriyor.

Belki de temeli olan kitapları okumamış olmamdan kaynaklanıyordur, kitapta gördüğüm tek eksik diğer Barker kitaplarına göre karakterler biraz daha zayıf. Güçlü olabilecekken zayıf. Kutsanma Ayini'nde, Kabal'da ve hatta Kan Kitapları'nın kısa hikayelerinde bile daha derin karakterlere denk geldim. Onun haricinde bir eksiğinin olmadığını hesaba katarsak elinizde gayet başarılı bir kitap tuttuğunuz gerçeği de ortaya çıkıyor. Hadi buyurun, Clive Barker okuyalım.
714 syf.
·7/10
Clive Barker'ın Galilee'si ilginç bir kitap. Barbarossalar ve Gearyler arasındaki kan davası ilginç ama keşke kitabın kapağında söylendiği gibi olup bitseydi olaylar. Kitabın ilk yarısı daha ilginç; çünkü Barbarossaların yaşamı anlatılıyor, ayrıca Gearylerin hikâyesi de anlatılıyor ve elbette kilit noktası olan Rachel'in hikâyesi de . Hikâyelerin çakışma noktaları , kitabın anlatıcısı Maddox'un öyküyü sürekli olarak kitabın kendisine çevirmesi, belli ki yazar üst üste, iç içe bir kaç hikâyeyi dolandırarak etkileyici bir karışım ortaya çıkarmış. Benim gibi hayatının yarısı kitap bırakarak geçmiş bir insanı 710 sayfa- hem de küçücük puntolarla yazılmış - bir kitabı okutmak da bir yazarın nadide başarılarından biri sayılmalı. Okuyabilmemi karakterlerin ilginçliğine, yazarın üslûbunun sıkıcı olmamasına, bir şekilde edebi bir dil tutturabilmesine, ilginç olayların akışına bağlıyorum. Ancak kitabın son 200 sayfası diyeyim, özellikle Charles'ın günlüğünden sonra, yani artık nihai olaylara varırken daha ilginç olması gerekirken bunu beceremediğini düşünüyorum. Bu yüzden 500 sayfa ilginç, arkası ise yokuş aşağı...neden? çünkü bu kadar çok karakterin olduğu, bu kadar katman katman olayların yaşandığı, geçmiş zaman-şimdiki zaman, kitaptaki kitabın zamanı arasında gelgitlerin yaşandığı bir eseri sona erdirmek de çok kolay olmasa gerek. Normalde yapmadığım bir şey ama 10 üzerinden not vermem gerekse bu kitaba 7 verirdim.
656 syf.
·23 günde·Beğendi·7/10
Bu kitap bugüne kadar, epik fantazi türünde okuduğum ilk kitaptı. Epik fantastik değil bakın Fantazi! , gerçekten yazar kendine yeni bir tür yaratmış.. Çok ilginçti.. Korku öğeleri baya fazla, dili yalın değil ama kitabı hem elimden bırakamadım hem de bazı yerlerde bu nasıl bir hayal dünyası bu kadar da olmaz deyip yarım bırakmak istedim.. Korku öğeleri fazla ama asıl beni iten şey, mide bulandırıcı unsurların çok olmasıydı..
Özetle; okumak isteyenler için, korku gerilim fantazi türüne hakim değilseniz bulaşmayın, kitap kalın ve puntosu küçük, +16.. @burcununkitapları okuma etkinliğinde Aralık 2018 için bu kitabı seçti Burcu abla, biraz da onun hatrına okudum.. Beyin yakar, dikkat! Clive Barker bu neyin kafası? Töbe yarabbim :))
248 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Sonunda arayışlarım sonuç verdi ve çok uzun zamandır aradığım kitaba ulaştım. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki; acayip güzel hissettiriyor. Bu kadar uzun süre bekleyip hiç beklemediğiniz bir anda istediğiniz bir kitaba ulaşmak elinizi ayağınızı birbirine dolandırabilir. En azından bende öyle oldu. Kitaba ulaşma sürecim de biraz fazla garipti. Bookmate adlı bir siteye denk geldim. Biraz araştırma yaptım ve İngiltere'de kurulmuş bu sitede baskısı olmayan ve dilimize çevrilmemiş birçok kitaba ulaşılabileceğini öğrendim. Elbette ilk yaptığım Clive Barker kitaplarını aratmak oldu. Ve işte oradaydı: Mister B. Gone. Sadece o da değil; Abarat'ın ikinci ve üçüncü kitabı, Coldheart Canyon, The Hellbound Heart, Imajica ve niceleri. Gözüm döndü elbette. Normalde aylık kırk liraya yakın bir ücreti olan site, üç aylık toplam dokuz lira şeklinde bir de kampanya yapmış. Tam son günlerinde de ben yakaladım. Yazının burasında çok hevesliyseniz ve hemen pdf'ten bastırıp okumak istiyorsanız (benim gibi siz de elektronik ortamdan okuyamıyorsanız bu yolu tercih edeceksiniz diye düşünüyorum) sizi orada durdurmak zorundayım. Bookmate kendi pdf okuyucusundan başka bir yerde okutmuyor ve oradan da çıktı almak imkansız. Üzüldüm, sinirlendim fakat bu beni durdurmadı. Sayfaları tek tek geçerek her birinin ekran görüntüsünü aldım ve bunları düzenleyerek bir kırtasiyede yaptım. Ve hayır, deli değilim.

Mister B. Gone bu zamana kadar okuduğum en "gerçek" kitap olabilir. Akla gelmeyecek olayları konu alan böyle bir kitap için neden "en gerçek" dediğimi elbette merak edeceksiniz. Mister B. Gone, mahallenizin dostu (Merhaba Spider Man hayranları) iblis Jakabok Botch'un ağzından yazılmış son derece samimi bir anı defteri. Fazlasıyla samimi ve fazlasıyla çarpıcı. Şunu söyleyebilirim ki sadece bir gece lambası eşliğinde okuyorsanız ve ortamda net bir sessizlik varsa, Jakabok'un nefesini hissetmeniz bile mümkün. Bu yüzden Mister B. Gone, benim okuduğum en samimi aynı zamanda en ürkütücü romanlardan biri. O kadar kuvvetli bir dili var ki, etkisine kapıldığınız andan itibaren kapıldığınız dalgadan kurtulmak imkansız. Birinci ağızdan anlatımlara çok denk geliyoruz. Belki de en çok kullanılan anlatım çeşidi. Fakat, böylesini görmediğimi burada itiraf edebilirim. Çünkü bahsettiğimiz roman, Jakabok Botch tarafından yazılmış ve çağlar boyunca sürüklenmiş bir eser değil. Jakabok Botch (kısaca Mister B. olarak anılıyor) burada, sayfalarda bizimle birlikte ve biz onun anılarını okurken satır aralarından bizi izliyor. Onun dehşet verici anılarını okurken bize ne kadar yakın olduğunu her defasında hatırlatıyor.

Mister B. anılarını anlattığı bölümler haricinde bizimle direkt olarak konuşuyor. Evet, kitap tamamen birinci ağızdan anlatım üzerine kurulu, fakat bu bahsettiğim kısımlarda Mister B. bize sinirleniyor, bizimle arkadaşlık kuruyor, bizi tehdit ediyor ve dengesiz duygu durumu ile sayfaları çevirirken her an diken üstünde durmamıza neden oluyor. Onun bizden istediği tek bir şey var: Kibriti çakıp bu kitabı ateşe vermemiz. Evet, tam olarak bu. Bunu anılarının arasında defalarca dile getiriyor ve bizimle kitabı yok edip onun acısına son vermemiz için bize yalvarıyor. Sadece yalvarmıyor elbette, öldürmekle de tehdit ediyor. Mister B. Gone, belki de denk geldiğim en çarpıcı açılış cümlesine sahip: "Burn this book!"

Normalde bir kitabın konusu hakkında bu kadar konuşmam. Ama emin olun hepsi bu değil, bunlar sadece bilmeniz gereken ana hatlar. Ürkütücü anılar ve akla mantığa sığmayacak vahşete tanık olmak için sizin de Jakabok'un sohbetine katılmanız gerekecek. Bunu yapmanız için çok uğraşmanıza gerek yok, giriş cümlesinden itibaren kendinizi kitabın içinde buluyorsunuz. Bu zamana kadar okuduğunuz sürükleyici kitapların çoğundan, belki de hepsinden daha sürükleyici bir macera bekliyor olacak sizi.

Son zamanlarda okuduğum en yaratıcı eser olan Mister B. Gone, aynı zamanda kesinlikle Clive Barker'ın da en iyi işlerinden biri. Romanının başından sizi nasıl kıskıvrak yakaladıysa devamını da aynı şekilde getiriyor. Kitap bölümlere bölünmemiş, bunun yerine sözü geçen anı sona ulaşınca Mister B. yine bize dönüyor ve direkt olarak gözlerimizin içine bakarak birkaç laf ediyor. Onun sohbetine alışıyorsunuz, hatta onu samimi buluyorsunuz. Ama yine de ondan ürkmeden edemiyorsunuz. Evet, Mister B.'ye sempati duyacaksınız. Aynı zamanda gerçek kötülükleri de göreceksiniz. O her zaman kendisinin ve kendi türünün kötülüklerin başı olduğunu savunuyor. Ama aynı zamanda karşılaştığı kötü insanlardan bahsederken, yaşayan en tehlikeli varlıkların yine insanlar olduğunu anlıyorsunuz.

Mister B. Gone, okurken bizi ürküten, kara mizahı ile iliklerimize kadar işleyen, dikkatli okuyanlar için yazarın kendinden kattığı sürprizleri yakalama imkanı sunan; teknik açıdan mükemmel bir eser olup bizlere akıl almaz bir macera sunuyor. Okurken kitabın elleriniz arasında titrediğini hissedeceksiniz. Son satırları okurken artık elinizdeki sayfaları cansız bir varlık olarak göremeyeceğinizi garanti ediyorum. Dehşet saçan bir iblis satırlar arasından size bakarken okumanın nasıl bir tecrübe olacağını mutlaka öğrenmelisiniz.

Not: Bildiğim kadarıyla hiçbir yayınevinin Mister B. Gone'ı çevirip basma gibi bir planı yok. Ben ulaşabildiğim herkese ulaşmaya çalışıyorum, daha önceki kitaplardan bazılarını çeviren çevirmene ve daha önceki baskıları yapan yayınevleri ile iletişime geçtim fakat hala dönüş alamadım. Sadece bu değil, diğer Clive Barker eserleri de umarım kısa zamanda herhangi bir yayınevinin planları arasına dahil edilir.
488 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Clive Barker karanlık atmosferini her seferinde derinlerimize işlemeyi bir şekilde başarıyor. Düşünüyorum da, korku edebiyatı ile içli dışlı olduğumdan beri konu bakımından en sıradışı eserleri Barker'ın kaleminden okudum. Şu zamana kadar da yaratıcılığının tavan yapmadığı bir eserine denk gelmedim.

Clive Barker muazzam bir hikaye anlatıcısı. Karakterlerini baz alarak birçok yöne bölüp ilerlettiği hikayesini takip etmek akıcı dili sayesinde mümkün. Ayrıca Clive Barker'ın bir imzası da kullandığı dil. Aynı durum Stephen King için de geçerli. İkisinin de dili eşsiz, satıra başladığınız an kimi okuduğunuzu anlıyorsunuz.

Ayrıca bahsettiğim iki ustanın bir ortak yönü daha var; kötü karakter kaleme almada usta olmaları. Sadece bu konuda tarzları ayrışıyor. King'in kötü karakterlerini zamanla iyice tanımaya başlarken, Barker'ın kötü karakerleri gizemlerini çoğunlukla koruyor. Bizler de böylelikle birbirinden farklı ve okuması keyifli kötülerle karşılaşıyoruz. Tadını alan bilir, kötü karakterin iyisi kendini çok güzel hatırlatır. Hatta iyiler belli bir kalıba otursa da bazen, her yazarın kötü karakteri içinde sahibinden dürüst parçalar barındırır. En dürüst yanımız kötü yanımızdır, kendimize bile itiraf edemediğimiz için asla değişime uğramaz.

Barker'ın kendi eserleri arasında cehennem tasvirlerinin değiştiğini görürsünüz. Tam anlamıyla kendimizi cehennemde bulduğumuz eserleri de var (bkz. Cehennemin Kızıl Hakikati), üstü kapalı verilen de. Ama değişmeyen tek gerçek; Clive Barker'ın kendi cehennemini yaratmakta usta olduğudur.

Lanetlenme Oyunu'nda ana karakterimiz her ne kadar "ana" karakter de olsa kendini içinde bulduğu olayla alakası pek yok. O olayları ne derece öğreniyorsa, biz de onunla eşzamanlı ve eş derecede öğreniyoruz. Yani bir nevi sır perdesini Martin Strauss ile birlikte kaldırıyoruz.

Clive Barker'ın bir başka vahşet dolu geriliminde buluşmak üzere diye kapatmak isterim fakat konu bu adam olunca bu söz beni üzüyor ve korkutuyor. Çünkü kaleminden çıkmış daha birçok eser varken elimi uzattığımızda ulaşabileceklerim az kaldı. Çevrilmeyen eserlerin korkusu yeni çıkacak kitapların da etrafını sardı. Evet, onun elinde olmadan bize ulaşamayan kitaplar haricinde Barker'ın bir de hala yazması gerekenler var. Sanat üçlemesinin son kitabını hala yazmadığı için korkuyorum ve seriye başlayamıyorum. Yani anlatmak istediğim şu ki; Clive Barker okumak güzel olduğu kadar korkutucu da. Fakat her güzel şey biraz da olsa korkutucu değil midir? Mesela, tatlı yemek.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Masalların dünyası her zaman karanlık olmuştur. Çocukluk masallarınızı hatırlayın, ne kadar mutlu sonla da bitse içinize birkaç karanlık darbe vurmuştur elbette. Masallar böyledir, çocuklar için yazıldığı düşünülse de dünyaları her zaman karanlıktır. Kırmızı Başlıklı Kız, psikanalitik incelemesiyle bizlere masalların karanlık dünyasının yanında arka planının da çok farklı olduğunu gösteren bir örnek.

Küçükken Clive Barker'dan masal dinlemiş olsam kabuslarım ne yönde şekillenirdi düşünmek bile istemiyorum! Zaman Hırsızı detaylı düşünülmüş, ürkütücü öğelerle bezenmiş, masallara özgü her türlü teknik özelliği içinde barındıran farklı bir Clive Barker dünyası. Barker'ın atmosfer konusunda ne denli başarılı olduğunu kendisine inanılmaz hayranlık beslediğimi de dile getirdiğim diğer yorumlarımda söylemiştim. Bu sebeple elinden çıkmış bir masala asla hayır diyemezdim. Anlatımı dışardan bakınca tam bir çocuk kitabı gibi hissettiriyor. Fakat dünyaya adımınızı attığınız an adeta kara bir büyüyle büyüleniyorsunuz. Barker bu şekilde bizleri çocukluğumuza döndürürken kabuslarımızı da en dehşet verici detaylarıyla hatırlamamızı sağlıyor.

Gerek karakterleri, gerek mekanları olsun Zaman Hırsızı bir masalın nasıl olması gerektiğini bizlere tekrar tekrar hatırlatıyor. Çocukluğun gücünü hem karakterleriyle hem de içimizdeki çocuğa dokunarak vurguluyor.

En karanlık düşlere çocuklar sahiptir. Bu karanlık düşler olmadan büyümek mümkün olur mu bilmiyorum, tahminim olmayacağı yönünde. Çocukluk kabuslarımın bugünkü kişiliğim üzerindeki etkisi hafifsenemez. Elbette çocukları kötü hatıralardan korumalıyız, yüksek dozda korkunun sağlıklı olmayan sonuçları olabilir. Fakat korkuyu hiç tatmamış bir çocuk, büyümüş sayılmaz.
582 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Clive Barker evreni çok geniş ve benim bu evrene attığım ilk adımın tarihi çocukluğuma kadar uzanıyor. Video oyunlarının korku ögeleriyle bezenmeye başladığı ilk zamanlar, Clive Barker's Undying adında bir yapıma denk geldim. İyi ki denk geldim. Oyun piyasasına aşina olan arkadaşlar mutlaka Clive Barker adını bu oyun vasıtasıyla duymuşlardır. O dönemin zayıf teknolojik imkanlarıyla, Barker bizleri dehşete düşürecek bir atmosfer yaratıp rüyalarımıza girecek bir oyun ortaya çıkardı. Mükemmel hikayesi ve baştan sonra insanı yerinden hoplatan görseller ile bezenmiş Undying, 2001 yılında çıkmış bir oyundur ve hala bilgisayarımda yüklüdür. Bundan altı sene sonra Tevrat'a göre dünya üzerindeki ilk yerleşim yeri olan yeri konu edinen ve adını da buradan alan Clive Barker's Jericho piyasaya sürülüyor ve Barker gelişen teknolojinin de nimetlerinden yararlanarak bizleri vahşet ve korkunun son derece ön planda olduğu aksiyonun içine sürüklüyor.Daha çok patır kütür aksiyona dayalı olduğu için korku ögeleri ve hikayesi Undying'in yanında biraz daha zayıf kalsa da Jericho da biz oyunseverleri tatmin etmişti. Bu yazdıklarımdan da anlaşıldığı üzere, Clive Barker tek yönlü bir insan değil. Yönetmenlik, senaryo ve roman yazarlığı, oyun yapımcılığı gibi daha birçok yönü olan Barker bana göre günümüzün en zeki ve en yaratıcı beyinlerinden. Bu yüzdendir ki, ülkemizde Clive Barker kitaplarına ulaşmanın zor olması beni deli ediyor. Yazarın birçok kitabı dilimize çevrilmemiş, çevrilenlerin de çoğunun baskısı yıllar önce tükenmiş. Ulaşabildiğim tüm kitaplarını da bu yüzden kıtlıktan çıkmış gibi aldım. Hatta ikisini sahaftan aldım. Bir süredir de çevrilmemiş kitaplar ile ilgili daha önce Barker kitaplarını basmış olan yayın evlerine ulaşmaya çalışıyorum, hala hiçbirinden dönüş alamadım. Amazon'dan çevrilmemiş kitapları getirtmeyi düşündüm fakat Euro şu sıralar maalesef ki pek masum değil.

Bu adamın kitapları için bu kadar koşturmam da Kutsanma Ayini'nin yaklaşık ilk elli sayfasını okumamdan sonra başladı. Clive Barker'ın dili tek kelimeyle mükemmel. Oturup sadece kullandığı dilin akıcılığıyla ilgili bile saatlerce konuşabilirim. Daha ilk sayfalardan konuyu ve olayların gidişatını çözmeye çalışırken dilin akıcılığına kapılıp gidiyorsunuz. Yaratılan karakterlerin detayları, her birinin eşi benzeri olmayan özelliklere sahip olması ve bunların bu kadar akıcı anlatılması muazzam bir değer katıyor esere. Will Rabjohns'un aklının derinliklerini kurcalarken bir yandan da içine çekildiğiniz atmosfere kapılıyorsunuz ve Barker bu karmaşayı sizlere öyle bir aktarıyor ki, parçalar bütünü oluştururken yalnızca durup hayran hayran okumak kalıyor geriye.

Kitaba başlarken konusu hakkında çok araştırma yapmamıştım. Zaten konuların gizemli kalması taraftarıyım; bir kitabın konusunu didik didik araştırıp derlenmiş alıntılarını okuduktan sonra ne anlamı var ki? O yüzden bırakıyorum kitap beni yavaşça içine çeksin ben de merakla okuyayım. Ki Kutsanma Ayini bunu gayet güzel başardı. Abartısız konuşuyorum, kitap kafamda dönüp durdu. Bazı noktalar o kadar gerçekçi kurgulanmış ki , egzistansiyalizsme farklı açılardan bakmamızı sağlıyor.

Ülkemizdeki ünlü yayın evleri için, bu denli kuvvetli, cesur ve büyüleyici bir kaleme sahip olan bir ustanın diğer kitaplarını da çevirmek çok da zor olmayacaktır. Piyasaya sürüldükten sonra okuyucu bulamayıp yayın evini yarı yolda bırakacak eserler de değil Clive Barker kitapları. Burada, gerçekten alanında ustalaşmış ve marka olmuş bir dehadan söz ediyoruz. Umarım, bu konuda en kısa zamanda kapsamlı bir çalışma yapılır biz de Clive Barker evreninin daha derinliklere ruhumuzu kaptırırız.

Yazarın biyografisi

Adı:
Clive Barker
Unvan:
İngiliz yazar, yönetmen, ressam ve yapımcı
Doğum:
5 Ekim 1952
Clive Barker (d. 1952, Liverpool), İngiliz yazar, yönetmen, ressam ve yapımcıdır.

Barker gençlik yıllarında tiyatro oyunları yazmaya başladı. Liverpool'da bir tiyatro grubuyla iki yıl çalıştıktan sonra 21 yaşında Londra'ya taşındı ve sonraki sekiz yılını sosyal yardımla geçirdi. Her gün kendisi için yazıyor ve resim yapıyordu. Kendi tiyatro grubu için yazdığı oyunlarla adını duyurmaya başladı. Korku Edebiyatı ile ilgili hikâyelerinin toplandığı Kan Kitapları'nın (Books of Blood) ilk üç cildini 8 aylık bir zaman dilimi boyunca akşamları ve haftasonları yazdı. Ardından, Damnation Game (Lanetleme Oyunu) romanını tamamladı. 1987'deHellraiser'ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendi. Barker, yönetmenliğe Lord of Illusions ile devam etti.

Clive Barker'in romanlarının hepsi Epik Fantezi türünde yazılmış, bolca korku öğesiyle beslenmiştir. Başka Dünyalar'ı anlattığı romanlarında giderek korku türünün süslemelerinden kurtularak fantastik olarak adlandırılan kavrama yaklaşmıştır. Son romanlarında gizli boyut ve fiziksel dönüşüm temalarına olan düşkünlüğü ön plana çıkar.

Ayrıca 2001 yılında Electronic Arts firmasının piyasaya sürdüğü Clive Barker's Undying ve 2006'da piyasaya sürdüğü Clive Barker's Jericho bilgisayar oyununlarının yazarlığını ve yönetmenliğini yapmıştır. Şu an Beverly Hills'te yaşamaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 179 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 200 okur okuyacak.
  • 2 okur yarım bıraktı.