Cüneyd Suavi

Cüneyd Suavi

Yazar
8.6/10
154 Kişi
·
698
Okunma
·
31
Beğeni
·
2.726
Gösterim
Adı:
Cüneyd Suavi
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1948
1948 Yılında Adapazarı'nda doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. Daha sonra, günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi olarak bilinen Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ni yüksek mimar ünvanıyla bitirip Sakarya Üniversitesi'nde asistanlığa başladı. İleriki yıllarda profesörlüğe kadar yükselen Cüneyd Suavi, evli ve üç çocuk babasıdır.

Zafer Dergisi'nde 1982 yılından beri hikayeleri yayınlanan yazarın en tanınmış eseri, Hayatın İçinden adlı hikaye kitabıdır. Türk insanı tarafından büyük bir rağbet gören bu eserin tamamı Korece'ye; bir bölümü de İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça, Arnavutça, Tatarca, Özbekçe ve Makedonca'ya çevrilerek dünyanın dört bir yanına ulaşmıştır. Bu eserin devamı olan Hayatın İçinden-2 adlı kitap da, 2003 yılında basılmıştır.

Cüneyd Suavi'nin Kırk Gram Tebessüm, Mucizeler, Bilmeceler ve Çocuklar İçin Peygamberler Tarihi adlı eserleri dışında, .ocuklar için yazdığı İki Çuval Altın, Huzur Ormanı, Gökten İnen Balık, Cennete Davet ve Sevgi Marketi adlarını verdiği beş hikaye kitabı daha bulunmaktadır.
  • TOKAT

    Emektar Öğretmen, dersini bitirip sınıftan çıkarken; öğrencilerinden birinin diğerine çelme taktığını gördü. Düşen çocuk, en sevdiği öğrencisiydi ve canı yandığı için ağlıyordu. Öğretmen, onu yerden kaldırdıktan sonra üstünü temizleyip eve gönderdi ve öbür çocuğu kolundan çekerek öğrencilerin terk ettiği sınıfa soktu. Kendisi, aynı köyün ilkokulunda yirmi yıldan bu yana hizmet vermiş, o köyden evlenmiş ve tayini büyük şehirlere çıkmasına rağmen; bir yuva olarak bildiği okulunu terk etmemişti. Bu yüzden, öz evlatları gibi gördüğü öğrencilerin haylazlıklarına dayanamıyordu. Çelme takan çocuğu şiddetle azarladıktan sonra, onun korkudan tir tir titremesine aldırış bile etmeden suratına bir tokat patlattı.

    Küçük çocuğun cılız vüzudu, tokadın şiddetinden bir yaprak gibi savrulmuş ve yeni çıkmakta olan dişlerinden akan kan, öğretmenin ceketine sıçramıştı.

    Öğretmen, yedi yaşındaki bir çocuğa yaptığı bu hareketten hemen sonra pişmanlık duymasına rağmen, bunun kendisi için iyi bir ders olacağını düşünüyordu. Öğrencisini bırakıp gitmeye hazırlanırken, çocuğun elini cebine attığını görüp telaşa düştü.

    En yakın arkadaşını bile düşüren bir yaramaz, öğretmenine de bir çakıyla saldırabilirdi. Ona karşı korunmaya hazırlanırken, küçük çocuk teyzesinin bayramda hediye ettiği mendili çıkarttı ve düştüğü yerden kalkmaya çalışırken:

    - Ceketiniz kanlandı öğretmenim!. dedi. Sileyim isterseniz...
  • YEŞİL ELBİSE
    Yolda karşılaştığımızda ezan okunuyordu.
    -Gel seni camiye götüreyim, dedim. Bugün Cuma biliyorsun.
    -Sen de benim camiye gitmediğimi biliyorsun, dedi
    -Biliyorum ama, sebebini gerçekten merak ediyorum.
    -Ne bileyim olmuyor işte, dedi.Hem pantolonumun ütüsü bozulup, dizleri çıkar diye endişe ediyorum.
    Gayri ihtiyari gülmeye başladım.
    -Herhalde şaka yapıyorsun, dedim. Bunun için cami terk edilir mi?
    -Ciddi söylüyorum, dedi. Giyimime ve özellikle yeşile düşkün olduğumu bilirsin.
    Gerçekten öyleydi. Giydiği birbirinden güzel elbiseleri mutlaka yeşilin bir başka tonundan seçer ve her zaman ütülü tutardı.
    -Peki, dedim.Hayatında hiç camiye gitmedin mi?
    -Çocukken dedemle birkaç kere gitmiştim, dedi. Hem o yaşlarda dizlerim aşınacak diye herhalde endişe etmiyordum. Fakat artık camiye gidebileceğimi zannetmiyorum.
    Söyledikleri beni son derece şaşırtmış ve bu konuyu açtığıma pişman etmişti. Daha sonra el sıkışıp ayrıldık.
    Onunla konuşmamızdan 2 ay sonra, kendisinin camide olduğunu söylediler. Hemen gittim. Bahçedeki namaz saflarının en önünde duruyordu ve üzerinde yine yeşiller vardı.
    Yavaşça yanına yaklaştım ve kısık bir sesle:
    -Hani, dedim. Camiye gelmeyecektin?
    Hiç sesini çıkarmadı. Çünkü musalla taşının üzerinde, yeşil örtülü bir tabut içinde yatıyordu.
  • Şöhret, kalbi öldüren zehirli bir bala benzer.
    Cüneyd Suavi
    Sayfa 68 - Zafer yayınları
  • ANNE KALBİ
    Delikanlı,katı yürekli bir kızı sevmiş ve onunla evlenmek istemişti.Ancak kız,korkunç bir şart ileri sürerek:

    -Senin sevgini ölçmek istiyorum,dedi.Bunun için de köpeğime yedirmek üzere bana annenin kalbini getireceksin.

    Delikanlı,tüyler ürperten bu teklif karşısında ne yapacağını şaşırmış ve uzun bir tereddütten sonra hislerine mağlup olup annesini öldürmeye karar vermişti.Annesi,belki de durumu farkettiği için oğluna fazla direnmedi.Ve çocuk,annesini öldürerek kalbini bir mendile koydu.Delikanlı,kızın isteğini yerine getirmiş olmanın heyecanıyla yolda koşarken,ayağı bir taşa takıldı.Kendisi bir tarafa,mendil içindeki kalp bir tarafa fırladı.Canının acısından,ağzından ister istemez"Ah anacığım!"sözleri döküldüğünde annesinin tozlara bulanan ve hala soğumamış olan kalbinden bir ses yükseldi:

    -Canım yavrum,bir yerin acıdı mı?
  • NAMAZ
    Adam, bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla bir süre olduğu için, terminalin yarı aydınlık koridorlarını arşınlıyordu. Ellerini yıkamak üzere biraz ilerideki mescide yanaştığında, iş tulumları giymiş bir genç ona doğru gelerek:

    - Herhalde namaz kılacaksınız!. dedi. Abdest alma yerimiz de mevcuttur.

    Adam, elindeki sigaranın külünü delikanlının ayakları dibine silkelerken:

    - Sen herhalde görevlisin!. diye diklendi. Ne iş yaparsın burda?

    Delikanlı, köşedeki süpürgeyi gösterip:

    - Temizlikçiyim efendim!. diye kekeledi. Lavabo ve tuvaleti temizliyorum.

    Adam onu alaycı bir gözle süzerken:

    - Ben namazı senin gibi çulsuzlara bıraktım!. dedi. Bu iş size öyle yakışıyor ki!..

    Temizlikçi genç, adamın hakaretine aldırmayacak kadar olgundu. Fakat namaza karşı yaptığı saygısızlık, canını çok sıkmıştı. Vereceği cevabı bir süre düşündükten sonra, susmayı tercih ederek işine döndü.

    Adam, mağrur adımlarla uzaklaşırken, başının döndüğünü hissetti. Sırtından çıkartarak koluna aldığı kaşe paltonun ağırlığını da, sanki ilk defa fark ediyordu.

    Biraz önce yediği iki porsiyon kebap, herhalde tansiyonunu yükseltmiş ve kendisini halsiz bırakmıştı. Birkaç adım daha attığında, aniden fenalaşarak diz üstü çöktü.

    Allah'tan ki paltosu, ondan önce yere serilmiş ve yeni aldığı takım elbisenin kirlenmesini engellemişti. Adam, çömelmiş vaziyette olmasına rağmen fırıldak gibi dönen başını yere dayayarak bir müddet dinlendi ve doğrulduğunda, aynı rahatsızlığı duyarak hareketini tekrarladı. Fakat, başkaları tarafından görülmüş olmaktan endişe ediyordu. Bunun için başını yerden kaldırıp sağa sola bakındığında, terminalin çaycısı olduğu anlaşılan bir gençle karşılaştı.

    Çaycı onu saygıyla selamlayıp:

    - Allah kabul etsin bey amca!. dedi. Ama kıble biraz daha sağa doğruydu.
  • BOŞLUK


    Delikanlı, alaca karanlıkta yürürken, yumuşak bir şeye çarptığını fark etti. Hemen eğilip baktı.
    Aman Allah'ım!.. Ayaklarının arasında, yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp duruyordu.Tıpkı resimlerdeki gibi diri ve kanlıydı. Onu büyülenmişcesine avuçlarına aldığında, dehşetinden çıldıracak gibi oldu.

    Kalp tıp tıp atıyordu ve sıcacıktı.

    Delikanlı, sanki ellerine yapışıp bir başka uzvu haline geliveren kalpten kurtulmak istiyor, fakat ne olduğunu kestiremediği duygular tarafından engellendiğini hissediyordu. Bir müddet sonra sakinleştiğinde, onun sahibini bulmak için en yakındaki evin kapısını çaldı ve zincir aralığından bakan genç kıza:

    - Bu kalp sizin mi? diye sordu.Biraz önce yol üzerinde buldum.

    Kız, mahçup bir ifadeyle:

    - Ben kalbimi, üç ay önce rastladığım bir vefasıza kaptırdım, dedi. Yandaki eve sorun, onların olabilir.

    Kızın gösterdiği ev, göz kamaştırıcı bir villaydı. Kapıyı açan hizmetkar, onu üst kataçıkartıp evin beyine götürdü.

    Delikanlı, yumuşak halıların üzerine damlayan kanları ayağıyla örtmeye çalışırken:

    - Bu kalp sizin mi acaba? diye sordu. Hala atıyor da...

    Beyefendi, ışıl ışıl parıldayan kristal kadehinden höpürtülü bir yudum çekerek:

    - Ben kalbimi dünyaya sattım canikom!. diye sırıttı. Komşu evde bir mezcup var, o bilir sahibini...

    Delikanlı, soğumaya yüz tutan ve atışları gittikçe yavaşlayan kalbi bitişik kulubedeki ihtiyara koşturarak:

    - Bu kalpsizin mi? diye sordu. Çabuk olun, nerdeyse duracak.

    Yaşlı adam, okumakta olduğu Kur'an'ı yavaşça kapatırken:

    - Ben kalbimi, her şeyimle Allah'a verdim evlat, diye gülümsedi. Elindekinin sahibini, neden gidip anne ve babana sormuyorsun?

    - Her ikisi de yaşlanıp bunadı, diye üfüldendi genç. Bir bebek gibi ilgi görmek istediklerinden, üç gün önce kavga edip onları terk etmiştim.

    İhtiyar adam, büyük bir üzüntüyle:

    - Terk ettin ha!.. diye mırıldandı. Terk ettin demek.

    Delikanlı,söylenenlere karşı kayıtsız görünüyordu. Oysa ki yaşlı adam, beklediği cevabı çoktan almıştı. Delikanlıya doğru emin adımlarla ilerledi ve iki eliyle kavradığı gömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi.

    Delikanlının göğsünde, avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı...
  • Balon
    Küçük çocuk, baloncuyu büyülenmiş gibi takip ederken şaşkınlığını gizleyemiyordu. Onu hayrete düşüren şey, "bizim eve bile sığmaz" dediği o güzelim balonların, adamı nasıl havaya kaldırmadığıydı.

    Baloncu dinlenmek için durakladığında o da duruyor ve sonra yine takibe koyuluyordu. Bir ara adamın kendisine baktığını fark ederek ona doğru yaklaştı ve titrek bir sesle:

    - Baloncu amca!... dedi. Biliyor musun, benim hiç balonum olmadı.

    Adam, çocuğu şöyle bir süzdükten sonra:

    - Paran var mı? diye sordu. Sen onu söyle.

    - Bayramda vardı!. diye atıldı çocuk. Önümüzdeki bayramda yine olacak.

    - Öyleyse o zaman gel!. dedi adam. Acelem yok, beklerim.

    Küçük çocuk sessizce geri döndü. O âna kadar balonlardan ayıramadığı gözleri dolu dolu olmuş, yürümeye bile mecali kalmamıştı. Birkaç adım attıktan sonra onlara tekrar baktığında, gördüklerine inanamadı. Balonlar, her nasılsa adamın elinden kurtulmuş ve yol kenarındaki büyük bir akasya ağacının dallarına takılmıştı.

    Çocuk, olup bitenleri hayretle seyrederken, baloncu ona dönüp:

    - Küçüüük!. diye seslendi. Balonları ağaçtan kurtarırsan birini sana veririm.

    Yapılan teklif, yavrucağın aklını başından almıştı. Kalbi sanki yerinden çıkacaktı. Ağacın altına doğru yöneldi ve ayakkabılarını aceleyle fırlatıp tırmanmaya başladı. Hedefine yaklaşırken duyduğu sevinç, bacaklarını kanatan akasya dikenlerinin acısını hissettirmiyordu. Balonlara güç bela ulaştığında, bir müddet onları seyretti ve dallara dolanan ipi çözerek baloncuya sarkıttı.

    Ancak balonlardan biri gruptan kopmuş ve dalların arasına sıkışmıştı. Hemen yanında da dikenler vardı. Çocuk onu kurtarmaya çalışsa, bu dikenler onu patlatacaktı. Balona hiç dokunmayıp aşağı indi ve baloncuya dönerek:

    - Birini bana verecektiniz!.. dedi. Hangi balon o?..

    Adam, elinin tersiyle burnunu silip:

    - Seninki ağaçta kaldı ufaklık!.. dedi. Çıkıp alabilirsin.

    Çocuk, bu sefer ayakta bile duramadı. Ve kaldırım kenarına oturup baloncunun uzaklaşmasını bekledikten sonra, dallar arasında parıldayan balonuna bakarak:

    - Olsun!.. diye mırıldandı. Ağaç üstünde de olsa bir balonum var ya artık!.
  • Anlayamadı hiç kimse
    Çöldeki üç-beş çiçeğin nasıl canlı kaldığını.
    Bilemediler nedense
    Çiçeklerin arasında, bir şehidin yattığını..
  • Gelen gideni aratmaz, biz gideni çok abarttık.
  • Çalınan Rüyalar
    Sınıf öğretmeni, çocukların uykuları üzerine bir araştırma yapıyordu. Rüya görmenin insan ruhunu ne kadar rahatlattığını ve onlar için ne kadar gerekli olduğunu belirttikten sonra:

    - Söyleyin bakalım!. dedi. Bu gece ne gördünüz?

    Çocuklar, tek tek el kaldırarak rüyalarını anlatmaya başladılar. O haftaki rüyaların bir çoğu, üç gün önce meydana gelen bir uçak kazası ile ilgiliydi. Bir de, cinnet geçiren bir emeklinin, karısı ve çocuklarını yol ortasında bıçaklaması ile...

    Öğretmen, arka sıralarda oturan bir öğrencinin el kaldırmadığını görünce, ona doğru yaklaşıp:

    - Hayrola arkadaş? diye sordu. Yoksa sen hiç rüya görmüyor musun?

    Küçük çocuk, yanakları pembeleşirken:

    - Elbette görüyorum!. diye gülümsedi. Ama benim rüyalarım çok farklı.

    - O zaman, gördüğünü anlat!. dedi öğretmen. Aynı şeyleri görmen gerekmiyor.

    Küçük çocuk:

    - Ben, dedemle birlikte gittiğim balık avını gördüm!. dedi. Köyümüze yakın olan derede idik. Ve koca bir balık tutarak eve götürdük.

    Öğretmen, yaptığı çalışmayı, bir sonraki dersinde de sürdürdü. O hafta görülen rüyaların büyük bir çoğunluğunda, petrol zengini bir ülkenin bombalanması sırasında ölen yüzlerce çocuk vardı. Diğer rüyalar ise, meşhur bir şarkıcının ayağından vurulması ve iş adamlarından birinin kaçırılması ile ilgiliydi.

    Öğretmen, arka sıradaki öğrencinin bu sefer de el kaldırmadığını görerek yanına gitti ve ona ne rüya gördüğünü sordu.

    Küçük çocuk, dışarıdaki karlı dağlara bakıp:

    - Geçen hafta bir çok kuzumuz doğdu!. dedi. Rüyamda onları, dağın yamacındaki pınara götürmüştüm.Bu arada çiçeklerle konuşup, gökyüzündeki kuşlarla yarıştım. Onlar gibi uçuyordum havada.

    Öğretmen, araştırmasını biraz derinleştirdiğinde, çocuğun diğer kardeşlerinin de aynı türde rüyalar gördüğünü öğrendi. Hatta dedesi bile, onlar gibiydi.

    Sonunda merak edip:

    - Hep bu türden rüyaları görmeniz çok harika!. dedi. Sanki birer film gibi her biri. Yoksa bunun için bir formül mu var?

    Küçük çocuk:

    - Bilmiyorum öğretmenim!. diye gülümsedi. Televizyon alamayacak kadar fakir olduğumuz için. Allah bize bu filmleri gösteriyor olmalı.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cüneyd Suavi
Unvan:
Yazar
Doğum:
Adapazarı, 1948
1948 Yılında Adapazarı'nda doğdu. İlk ve orta öğrenimini bu şehirde tamamladı. Daha sonra, günümüzde Mimar Sinan Üniversitesi olarak bilinen Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'ni yüksek mimar ünvanıyla bitirip Sakarya Üniversitesi'nde asistanlığa başladı. İleriki yıllarda profesörlüğe kadar yükselen Cüneyd Suavi, evli ve üç çocuk babasıdır.

Zafer Dergisi'nde 1982 yılından beri hikayeleri yayınlanan yazarın en tanınmış eseri, Hayatın İçinden adlı hikaye kitabıdır. Türk insanı tarafından büyük bir rağbet gören bu eserin tamamı Korece'ye; bir bölümü de İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça, Arnavutça, Tatarca, Özbekçe ve Makedonca'ya çevrilerek dünyanın dört bir yanına ulaşmıştır. Bu eserin devamı olan Hayatın İçinden-2 adlı kitap da, 2003 yılında basılmıştır.

Cüneyd Suavi'nin Kırk Gram Tebessüm, Mucizeler, Bilmeceler ve Çocuklar İçin Peygamberler Tarihi adlı eserleri dışında, .ocuklar için yazdığı İki Çuval Altın, Huzur Ormanı, Gökten İnen Balık, Cennete Davet ve Sevgi Marketi adlarını verdiği beş hikaye kitabı daha bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 698 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 135 okur okuyacak.
  • 8 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları