Dan Brown

Dan Brown

Yazar
8.6/10
30bin Kişi
·
122,3bin
Okunma
·
6,8bin
Beğeni
·
86,2bin
Gösterim
Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown
Sayfa 20 - Altın Kitaplar
Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.
536 syf.
·3 günde·7/10 puan
Öncelikle incelememe başlamadan önce bu yazarla ve kitapla tanışma öykümü anlatmak istiyorum. Yazarı tabii ki tanıyordum ama henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Hayatımdaki
en değerli insanlardan birisi'' ile hangi kitaba başlasam? diye kitaplardan sohbet ederken bana Robert Langdon'u tanıyıp tanımadığımı sordu ve kitaplığındaki Başlangıç kitabından bahsetti. Daha önceki okuduğu eserlerden ne kadar etkilendiğinden, benim de etkileneceğimden ve hoşuma gideceğinden. Güzel telkinlerde bulundu ve bu benim ilgimi çekti. Yazara ve kitaplarına olan ilgimi arttırdı. Araştırmaya başladım ve etrafımdaki kitapsever arkadaşlarımdan önce diğer kitaplarını temin edip okudum. Harika gitti okuma maceram. Her kitabında bir tık arttırdı heyecanımı ve okuma isteğimi. Kitapların içindeki karakterler, karakterlerin hikayeleri, hikayelerin geçtiği yerler, o yapıtların tasvirleri, çeşitli dini semboller, tarihi eserler, müzeler, bazilikalar, heykeller, tablolar sanki bana kitabı öneren kişinin marifetli ellerinden çıkmış, o hayat vermiş gibi güzel geldi bana. Bu yazarın kitaplarını benim okumama vesile olduğun için sana minnettarım BUTTERFREE.. Daha güzel kitaplarda buluşalım seninle.


Dan Brown'un son kitabı Başlangıç. Ülkemizde 2017 yılının en çok satan kitabı. Üzülerek söylüyorum ki bende istediğim etkiyi bırakmadı ve beklediğim heyecanı uyandırmadı. Öncelikle bilim insanı Edmond Kirsch buluşuyla hem din dünyasını hem de bilim dünyasını derinden sarsacağını söyleyerek merakımızı uyandırıyor. Kitap bu güzel cümlelerle başlıyor ama devamı o kadar durağan ki ilk 120 sayfa betimlemelerden resmen sıkıldım, sonra birkaç ufak hareketlilikle 'hadi şimdi başlıyor herhalde' dedim -kendi kendime ama yine hiçbir şey olmadı. Böyle güzel girişi olan bir kitabın devamının böyle sönük kalması beni çok şaşırttı. Allah'tan ilk sayfalarda Winston ile tanışıyoruz da kitabın biraz akışını değiştirip bizi farklı düşünmeye ve durağan akışından uzaklaştırmaya yarıyor. İyi ki varsın Winston, kitaba çok farklı bir renk katıyorsun. Yoksa bu kitap için söyleyecek pek olumlu şey bulamayabilirdim. Kahramanımızın dünyanın en ünlü müzelerinden birinde başlayan macerasında yine çeşitli yerleri geziyoruz. Dan Brown'un başarı sebeplerinden birisi yeni yerler keşfetmeye sevk etmek. Ben okurken o yerleri keşfediyorum mesela. O müzeyi araştırıyorum ve kahramanımızın yanında yer alıyorum. Ardından yapımı hala devam eden bitmemiş kilise lakaplı Sagrada Familia'yı geziyoruz. Buralar muhteşem. Romanda geçen yerleri bilmesek dahi keşfetme arzusu bizi daha fazla okumaya itiyor bu sayede eserlere tutuluyoruz ve tutunuyoruz bence. Yazar bunu çok iyi yapıyor. Hiç umulmadık bir anda, ummadığımız bir yerde buluyoruz kendimizi. Bu sayede biraz da olsa canlanıyor umudumuz. Ard arda gelen koşturmaca, kovalamaca serüveni baya heyecanlıydı ama artık farklı yolların bulunması gerek. Tahmin edilebilir olunca aynı tadı vermiyor. Son sayfalar için ayrıca yorum yapacağım şu an. İlk sayfalar ve hafif kıpırtıdan sonraki durağanlıktan eser yok. Kitabın sonlarında hiç ummadığımız bağlantılar ve ilişkiler gün yüzüne çıkıyor. Açıklamalar ve bilimsel gerçeklerle süslü şaşırtıcı bir son bekliyor okuyacak olanları. Diğer romanları gibi bu romanın da sonunda her şey gün yüzüne çıkıyor ama hala etkisi altında kalıyorsunuz okuduklarınızın. Gerçekten etkisi oluyor insanda böyle derin düşüncelerin ve üretilen güzel eserlerin. Beklentim çok büyük olduğu için belki biraz hayal kırıklığıyla okudum ama tavsiye ederim.

İlgimi çeken güzel alıntıları ve sayfalarını incelememe eklemek istiyorum.

Dünyanın mütevazı kişilere miras kalması gerekirdi ama tam aksine gençlere kaldı. Kendi ruhlarına bakmak yerine bilgisayar ekranlarına bakan teknoloji bağımlılarına...
Sayfa 11

Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.
Sayfa 20

Kurallarla yaşayanlara herkes saygı duyar.
Sayfa 25

Tanrı'yı kalplerimizin içinde aramalıyız!
Atomların içinde değil!
Sayfa 115

Cehalete izin vermek, ona güç vermektir.
Sayfa 343

En sevdiğim alıntısı..
***En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar!!!***
Sayfa 392

İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim.
495 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10 puan
Herkese merhaba öncelikle bu kitapla olan bir anımı anlatarak incelememe başlamak istiyorum. Ben ortaokuldayken Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar hediye olarak gelmişti. O zamanlar tüm dünyada satış rekorları kıran popüler kitaplardandılar. Ben ise kitaplığıma koymuş ve hiç ilgilenmemiştim. Çünkü neden ilgilenecektim? O sıralar Alacakaranlık serisi ile kafayı bozmuş, Edward ile aşk yaşamak ile meşguldüm. Gerçekten vampirler var mı? Olsa ne iyi olurdu. Türkiye'de de böyle şeyler olsaydı ve ben de böyle bir aşk yaşasam vs vs. düşünmekten kafayı yiyordum. Odamın duvarlarına Edward posterlerini ben asıyor, annem ise indiriyordu. Ilk aşkımın katili! Neyse efendim en son aldım Dan Brown kitaplarını götürdüm kitapçıya ve saçma vampir kitapları ile değiştirdim. O dönemler piyasadaki tüm vampir kitaplarını okumakla meşguldüm çünkü Dan Brown ne yazmış ne etmiş umrumda değil. Hala kitaplıgımda kırmızı, mavi duruşlarını hatırlar ve hüzünlenirim. Ondan sonra büyüdüm tabii :D lise çağımda insanların hep bu kitaplardan bahsetmeleriyle falan nasıl kötü oluyorum anlatamam. Ama içimden para verip almak da gelmiyor bu kitaplar hediyeyken güzeldi çünkü kıymetini bilmesem de. O yüzden Yusuf Çorakcı ' ya buradan da ayrıca bir teşekkür ediyorum. Bu kitabı bana hediye ettigi için. Sanki kaybettiğimi sandığım eski bir dostuma kavusmus gibi oldum!

Dan Brown ile ilk tanışmam oldu ve bilgisine, araştırmalarına hayran oldum. Gerçekten işini titizlikle yapan biri. Genelde macera, aksiyon, polisiye türü insana geçirdiği hoş vakitten başka bir şey katmaz. Bitirdigin anda unutulur gider, bir iz bırakmaz. Ancak Da Vinci Şifresi'nde yok yok! Sanat olsun, tarih olsun, macera, aksiyon, gerilim... Sayesinde bir çok yeni bilgi ögrenip bu da yetmezmis gibi duygudan duyguya koştum. Da Vinci gibi bi deha hakkında ögrendiklerim zaten benim için oldukca sasırtıcıydı. Bir de şunu fark ettim okurken sanattan ki ozellikle resim sanatından bir sey anlamıyormuşum! Da Vinci'nin yaptığı resimlere internetten bakıyorum kitapta deginmesi üzerine mesela öyle bön bön hiçbir şey ifade etmiyor, bir şey çagrıştırmıyor, ana fikri vs. hiiiç anlayamadım ve dedim ki bırak bu işleri İlgen sen sadece oku! :)) Eger incelememi sonuna kadar okuyanınız varsa çok teşekkür ederim lafı bayagı uzattım sanırım işsizligime denk geldi!! :)) Özetle okuyun, okutun efendim. Herkese keyifli okumalar olsun :)
576 syf.
·28 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap daha ilk başından sizi içine alıp sürükleyen ve olaylar döngüsünün Dante"nin ünlü epik şiiri "İlahi Komedya" etrafında döndüğü bir macera kitabı.
Kitabı, dünyamızın güncel sorunu olan nüfus kalabalıklığı ve virüs komplo teorileri ışığında sonuna kadar merakla okuyacaksınız.

Dil sade ve anlaşılır. Karakterler oldukça canlı, Hikaye akıcı ve macera dolu. Macera severler için tavsiye olunur bir kitap.

iyi okumalar
495 syf.
·9/10 puan
Merhabalar polisiye kitapları herkes beğenmeyebilir ancak meraklıların bağımlı olduğu kitap türlerindendir.Da Vinci Şifresi de bu tarzda yazılmış en iyi kitaplardan birisidir.İlk basımı 2003 yılında yayınlandığından beri her zaman en çok satan kitaplar arasında yer buldu.Gizemin,maceranın ve merakın doruk noktada olan kitapta,dini ve sanat tarihi açısından birçok bilgi içermektedir.Tartışmaya açık konular işlendiğinden popülerliğini arttırmıştır.Kitap konu olarak Harvard Üniversite profesörü Robert Langdon Paris’te iş gezisindeyken müdürünün ölü bulunduğu haberinin gelmesiyle ve müdürün cesedinin etrafındaki izlerle dünyaca ünlü tablolardan biri olan Mona Lisa’ya kadar uzanan olağanüstü bir kurguyla yazılmış muazzam bir eserdir.Okurların her sayfasında yeni bir şeyler öğreneceği ve kendilerini bir araştırmanın içinde bulacakları bir eserdir.Kitabın en beğendiğim yanı Gizem ve macera unsurlarını çok iyi sentezlenmiş bir biçimde yer almaktadır kitapta, tarih ve sanata da gerektiği şekilde hatta fazlasıyla değinip, kitabın okurlarına bir şeyler katmasını sağlamasıydı.Filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda okumaya çalışacağım.
Keyifli Okumalar Dilerim
495 syf.
·7 günde·10/10 puan
Sizlere merhaba demiyorum ya da iyi akşamlar dilemiyorum. Çünkü bunu diyerek Melekler ve Şeytanlar'a 5 saniye de olsa geç kalmak istemiyorum. Eyvah, stresten bunu belirtip daha da vakit kaybettim galiba. Neyse...


Kitabı bitirdikten sonra kendimi 8 farklı yerden bıçaklamak istedim. Çünkü bu serinin ilk kitabını okumak yerine kuzenimle filmini izlemiştim. Film güzel olsa da asla okumanın yerini tutmuyor, hele okunacak olan Dan Brown ise..

Lise son sınıfta tanıştım bu değişik ama bir o kadar da merak uyandırıcı adamla. Dijital Kale'sini okudum. Olağanüstü bir kitaptı. Direkt diğer kitaplarını okumak için seferberlik ilan ettim kendimce. Yalnız diğer kitaplarının bir seri olduğunu öğrenince YKS sınavını atlattıktan sonra okumaya karar verdim. İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü bu garip adamı okumak zevkli olduğu kadar yorucu da. Beyniniz bir motor gibi çalışıyor. Yalnızca bir roman okumuş olmuyorsunuz.

Velev ki uzun süredir kitap okumuyorsunuz ya da kitap okuma alışkanlığınız olsun istiyorsunuz. O halde ne yapın biliyor musunuz? Bu değişik adamı okuyun. Sağlam kalemi ve o akıcı anlatımıyla kitaplara sarılıp uyumak istiyorsunuz. Lakin ilk kez Dan Brown okuyacaksınız bu kitapla başlamayın. Rotanız şu şekilde olsun:

1-) Melekler ve Şeytanlar
2-) Da Vinci Şifresi
3-) Kayıp Sembol
4-) Cehennem
5-) Başlangıç


Kitaba gelecek olursak; Robert Langdon serisinin ikinci kitabı olan bu kitap, seri içinde en çok okunan kitabıdır. Bu kitap sayesinde serinin ilk kitabı olan Melekler ve Şeytanlar kitabı daha çok adını duyurmuştur. Dan Brown,  eserinde anlattığı  bu konular nedeni ile  afaroz edilmiş, Vatikan’ın kara listesine de girmiştir. Dan Brown’un bu romanındaki iddialarının kimilerinin aksiispat edilmiş, kimi iddialarının ise gerçeği yansıtmadığı ortaya çıkarılmıştır. Buna rağmen eser üzerinde yapılan spekülasyonlar devam etmektedir. Bu tartışmalar yazarın ününü arttırmış ve kitaplarının da çok satılmasına neden olmuştur.

Da Vinci Şifresi bir cinayetle başlar. Bu cinayeti çözenler İsa'nın evlenmiş  olduğu ve soyunun yürümüş olduğu kannatine ulaşırlar.  Birbaşka iddia  ise  Leonardo da Vinci'nin, S. Maria delle Grazie Manastırında bulunan Son Akşam Yemeği adlı freskindeki  İsa'nın yanında oturan kişinin Havari Yuhanna değil; Magdalalı Meryem (Maria Magdalena) olabileceğidir.  Mecdeli Meryem ise   İsa'nın eşidir ve İsa’dan bir çocuğu olmuştur.

Bizans İmparatoru Konstantin, İznik'te toplanan Birinci Konsülde pagan toplumları Hıristiyanlık dinine  çekmek ve çatışmaları önlemek için İsa'yı Roma stili tanrılaştıran anlayışı  desteklemiş ve bazı gerçekleri de  perdelemiştir. Ama  bu sırlar Sion Tarikatı tarafından korunmaktadır. Kutsal Kase, Magdalalı Meryem'i simgelemektedir. Hikâyenin kurgusu içindeki  cinayetleri ise, Papa 2. Jean Paul döneminde gücünü arttıran  Opus Dei tarikatının üyeleri işlemektedir. Kitapta  Da Vinci ‘nin Son Akşam Yemeği ve  Kayalıklar Bakiresi adlı resimlerindeki Kırmızı Gül, İştar yıldızı olan Beşgen yıldız (Pentagram), Haç, Hilal, Piramit ve Ters Piramit ve Kutsal Kâse ile onları temsil eden simgelerin neleri anlattıkları üzerinde durmaktadır.  Bütün simgeler putperest kökenlidir. Kutsal Kâse,  zigguratlar, aya ve  yıldız tapınma ile ilgilidir.  Bu simgenin kadınlık simgesi olarak kullanıldığı iddia edilmektedir. İçerik ile ilgili bu kadar bilgi kâfi bence. Çünkü kitap adeta bir şifre gibi. Bunu sizin çözümlemeniz daha doğru olacaktır.

Dan Brown'a değişik adam dedim kaç kez. Gerçekten de öyle. Gezip beğendiği yerleri romanlarında mekân olarak işler. Öyle bir işler ki kitabı bitirdikten sonra kendinizi 40 senedir orda yaşıyormuş gibi hissedersiniz.

Bu kitapta yaklaşık 4-5 tane alıntıyı paylaşamadım. Kadınlar ve İncil hakkında bazı kısımları paylaşmak isterdim lakin burası adeta kurtlar sofrası olduğu için illaki karşı çıkan olacaktı. Bu benim için problem değil elbette ama Galatasaray puan kaybettiği için modumda değildim.

Bu başarılı kitap filme de uyarlanmıştır. Tom Hanks'in başrol oynadığı 2006 yılında çekilmiş bu film kitap kadar olmasa da güzel. Filmde daha çok Robert Langdon'u görseniz de olay sadece onun etrafında dönmediğini kitabı okuyunca anlayacaksınız.

Benden bu seferlik bu kadar. Diğer kitabında Daha çok Komplo teorilerine ve Dine değineceğim gibi duruyor. O zamana dek kendinize iyi bakın. Kitapla kalın..
576 syf.
·9/10 puan
Merhabalar Dan Brown beğenerek okuduğum yazarlardan biridir.Bu eserinide çok beğendim.Cehennem Dante Alighieri’nin epik şiir tarzındaki İlahi Komedya da yeraltı edebiyatı tasvirler vardır.Ancak Dan Brown’un Cehennem eserinde Gölge ismindeki varlıkların yaşam ve ölüm arasındaki bedensiz vücutların bulunduğu detaylı bir yolculuk vardır.Üslup olarak akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde kaleme alınmıştır.Hiç görmediğimiz yerleri sanki görüp gezmişiz gibi bir hava vermektedir.Eserde bilim ve sanatsal konular üzerinde durulmuştur.Konu olarak hafızasını yitirmiş Prof.Robert’ın Venedik’te bir hastane gözlerini açmasıyla başlayıp Floransa ve son olarak İstanbul’da sonlanan soluksuz bir maceraya tanık oluyorsunuz.Diğer eserlerinde olduğu gibi şaşırtıcı,ters köşe yapıcı ve merak uyandıran unsurlar barındırmaktadır.Kitabı okuduktan sonra filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.
Gerilim,macera,bilim ve sanatın birlikte işlendiği muhteşem bir kitaptır.
Keyifli Okumalar Dilerim
576 syf.
·7 günde·10/10 puan
"Dünyalılar,
birazdan okuyacağınız bu inceleme, ideolojisine körü körüne bağlanmış şahsiyetler için uygun olmayan cümleler içermektedir.
Bay K. keyifli okumalar diler."

Dünyalılar, Bay K. Cehennem'den korkmuyor. Sizler de korkmayın.
İnsanların, insanlara insanlık dışı olgularla hükmettiği bir dünyada yaşıyoruz,  neden Cehennem'den korkalım ki?
 

Cehennem, insanların karşılıksız sevgiden bihaber yaşadığı dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, insanların kitaplardan, Türkiye'nin adalete olan uzaklığından bile daha uzak kaldığı bu dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, insanların birbirlerinin inançlarına saygı duymadığı, bununla kalmayıp alay edip aşağıladığı bir dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, Twitter'da hastag'lerde kadın ismi görünce; yine mi bir kadın cinayeti oldu acaba diye hastag'e bakamadığımız; bunun üzerinden pirim kasanların kendi hayatındaki kadınlara( anne, kız kardeş, sevgili, eş) sanal alemde ayıpladığı her şeyi fazlasıyla yaptığı dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, toplum eşitliğinin olmadığı( Örneğin bir erkeğin kız arkadaşının olmasının şahlandırıldığı, bir kadının erkek arkadaşının olmasının aşağılandığı) bir dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, manav görünce aklına evladı gelen ve  içerleyen anne-babaların olduğunu bir dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, evine ayda yılda bir et giren birilerinin, patronunun evine her gün girmesi için çalıştığı bir dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem, asırlar boyu savaşmış, şu an oturdukları beldeyi döktükleri kan ile kazanmış ecdada  düşman büyüyen insanların olduğu;  milleti  küllerinden vâr edip ülke kuran Ata'ya, o ülkedeki yaşayan insanların kin tuttuğu bir dönemden daha ne kadar kötü olabilir ki?

Cehennem diyorum Dünyalılar, insanların bulunduğu yerden daha ne kadar kötü olabilir ki..

Bu arada merhabalar Sevgili Dünyalılar, biraz tatsız giriş yaptım farkındayım ama gerçekler hep böyle tatsız, tuzsuz.
Gelin biz tadımızı da tuzumu da kitaptan alalım.

Kayıp Sembol'de yaptığı finalle beni üzen Dan Brown hemen Cehennem kitabıyla gönlümü aldı. Hem de ne aldı ama.. 576 sayfa olan ve  klasik Dan Brown kitabı kalınlığında olan bu kitap, diğer kitaplarında olduğu gibi gözünüzü korkutmasın. Aksiyonu ve Dan Brown'un eşsiz hayal gücüyle kitabı ne ara okuyup bitirdiniz pek farkına varamayacaksınız. Benim bir haftada okuduğuma bakmayın. Vizelerim ve bir kaç işlerim olduğu için pazartesi günü başlayıp cuma bitirebildin. Hatta girmiş olduğum Havacılık Emniyeti vizesinde vizem erken bitince sürenin dolmasına 12 dakika kalmıştı ve ben direkt meraktan dolayı kitabı alıp okumaya başlamıştım. Tabi araştırma görevlisi 0336 Kadir bırak kitabı, ne yapıyorsun sen! diye ikâz edince bırakmak zorunda kalmıştım. Cehennem, böyle sınavların olduğu zamandan daha ne kadar kötü olabilir ki? :D 

Kitap adını ünlü yazar Dante Alighieri‘nin İlahi Komedya‘sının bir bölümü olan Cehennem’den alıyor; zaten kitap da cehennem tasvirleri sıkça yapılıyor ve bu da romanın iskeletini oluşturuyor. Bir çok tarihi gerçeği de kitap da görmek mümkün. Dante’nin neden bu ünlü eserine İlahi Komedya dediğinden tutun da, Dante’nin bu ünlü eseri konusunda büyük ustaların yaptıkları çalışmalara kadar bir çok ayrıntı kitap da yer alıyor.


Kitabın konusuna gelecek olursak, Profesörümüz Robert Langdon'ın kendini başından vurulmuş bir şekilde hastane odasında bulması ile başlıyor. Robert hiçbir şey hatırlamıyor ve peşinde bir suikastçi var.Hastaneden genç bir kadın doktor yardımı ile kaçıyor ve yine bu doktor sayesinde hem suikastçiyi hem de Amerikan hükümetinin profesyonel askerlerden oluşan timi defalarca atlatıyor! İlerledikçe öğreniyoruz ki dahi biyokimyacı Bertrand Zobrist dünyadaki tüm felaketlerin nüfus artışından kaynaklandığına ve mevcut  nüfusun yarısı kadarının ortadan kalkmasının dünyayı kurtaracağına karar vermiş. Bunun için bir salgın oluşturup nüfusu yarıya indirme amacına varan kişilerden oluşan insanlarla karşı kahramanız Robert Langdon kendi de nasıl olduğu bilmediği bir şekilde mücadeleye girmiş bulunuyor. Kitapta sayfa 441'de şu şekilde geçiyor:
"Dünyayı Kurtarabilirsin.Eğer sen kurtarmazsan, kim kurtaracak? Eğer şimdi kurtarmazsan, ne zaman kurtaracaksın?"


Kitapta çoğu yerde ters köşe oluyoruz. Misal 100 sayfa okuyoruz ve aslında bunun bir oyun olduğunu öğreniyoruz. Yani Dan Brown en iyi yaptığı işi yapıyor: sağ gösterip sol vuruyor.
 
Kitabın çoğunluğu Floransa ve Venedik'te geçse de son kısım İstanbul'da yaşanıyor. Final İstanbul' da oluyor. İstanbul'u o kadar güzel betimlemiş ki, sanırsınız 50 sene burada yaşamış. Özellikle sayfa 467'de bir kısım her şeyi özetleyen nitelikte.

"Burası ikiye bölünmüş bir dünya, karşıt güçlerin şehriydi: Dindarlar laikler; eski ile yeni; doğuyla batı...Avrupa ile Asya arasındaki coğrafi sınırda duran bu ebedi şehir, gerçekten de eski dünyadan daha da eski bir dünyaya uzanan bir köprüydü.
İstanbul."

Kafamı kurcalayan soru da şu; kitapta Dünya Nüfusunun yarıya indirilmesi için bir virüs hazırlanıyor ve bu biyolojik silah olarak kullanılmak isteniyor. Akla gelen ilk şey de koronavirüs. Yok artık Dan Brown desem de bunun koronavirüs ile ilgisi var mı yok mu merak ediyorum bayağı. Henüz ikna olmadım lakin Dan Brown'un o eşsiz hayal gücü ve ileri görüşlüğü tekrardan kendine hayran bıraktırıyor. Her okuduğumuz kitabında kendisini neden sevmemiz ve okumamız gerektiğine her defasında ikna ediyor yılmadan.

Benden bu kadar Dünyalılar. Vakit ayırıp buraya kadar okuduysanız teşekkürlerimi sunup müsadenizi istiyorum. Ve aynı zamanda akşam Hatay'ın Beşiktaş'ı yenmesi için dualarınızı da bekliyorum.

Kitapla kalın..
533 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10 puan
*Kitap Hakkında Bilgi İçermez!

Bu kitap tam woow'luk olmuş! -Kerem Bursin cosplay.-

Harika, harika, harikaydı... Gözlerimi kırpmadan, bazen nefes bile almayı unutarak okudum kitabı. Dan Brown, yine kendine yakışanı yapmış.

1)Kitabın ana temasını oluşturan Edmond'ın girişteki konuşmasında söyledikleri kitabı ilk elime aldığım sıralarda mantıklı gelse de, sonrasında oturup düşündüm. Sürekli bilimle gelişen bir dünya bize ne getirirdi? Yapay insanlar, bilgisayarlar, samimiyetten eser olmayan bir dünya... Peki dertlerimiz? Neden ibaret olacak dertlerimiz? Dertlerimiz olduğunda kimi hatırlayacağız? Sığınacak bir Tanrı olmaması düşüncesi bana büyük bir boşluğa itilme durumu gibi gözüküyor. Kendimden örnek vereyim: Bir kaç gün önce ameliyat oldum ve şifa verici, yardım edici tek varlık olarak Allah'ı hissettim yanımda, O'nun yokluğu büyük bir boşluk bırakırdı içimde diye düşünmeden edemedim, Edmond'ın enstantanesini okuduğumda.

2)Dünyanın dengeleri Sultan Abdülhamid Han tahttan indikten hemen sonrasında tamamıyla değişmişti zaten. Artık ne dinler yönetecekti dünyayı, ne de krallar... Hiç bir zaman tükenmeyecek bir metaydı yerlerine gelen şey: PARA! Yani kapitalizm... Yeni bir dünya düzeni aramamıza gerek yoktu aslında Edmond, bu dünyanın para babalarının düzenin değişmesine izin vereceklerini sanmıyorum çünkü...

3)İşin içinde Robert Langdon olunca, dinlerin de işin içinde olması kaçınılmaz oluyor elbette. Her kutsal inancın, kendine göre çarpıklıkları var. Hristiyanların içinde de bir sürü cemaatler, ayrışmalar, tefrikalar gırla gidiyor. O onu kabul etmiyor, diğeri ise diğerini. Gülün Adı kitabında da çok net görmüştüm bu hizipleşmeyi. Herkes kendini "en doğru" olarak kabul etmiş. Tıpkı bizdeki cemaatler gibi, görünürde herkes aynı Allah'ın kulu, ama "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin!" diyen ayetler bile "bir edemedi" bizi... Herkes kendi düşüncesini ilah edinmiş durumda, herkes "en doğru" herkes "en haklı..."

4)Ayrıca şu piskoposa da acayip kıl oldum arkadaş. Sürekli içimden: "Ulan bu adamda var bir şey amaaa..." diye kurulan cümleler geçti durdu. Haklı olup olmadığımı tabii ki okuduğunuzda göreceksiniz. :)

5)Bu sefer kitapta sanatsal ve dini mekanlardan çok, kişiler ön plandaydı. Çok fazla kişi, çok fazla olay vardı içerisinde. Açıkçası bir kaç bölüm sonrasına geçtiğimde "Allah Allah bu adam kimdi yahu?" diye kendi kendime sorduğum bile oldu. Onun için kitabı elinize aldığınızda, bir çırpıda okumanızda fayda var.

*Şu bir gerçek ki, kim ne derse desin bu dünyada bir "ölüm" gerçeği var. Bakın bir dedenizin dedesi yaşıyor mu? Ölü oğlu ölüyüz biz. Hepimiz ölülerin torunlarıyız. Ne kadar bilimsel olarak açıklamalar yapmaya çalışsak da, her dinde farklı, her mistik inançta farklı bir var oluş biçimi varsa da, ölüm hep aynı. "Bizim yokluğumuz." Bir düşünün! Siz yoksanız bu dünya yok. O zaman kendinize iyi bakın, çünkü bu dünya sizinle anlamlı. Ve şunu da unutmayın, unutmayalım: Ölü oğlu ölüyüz biz. İster toprağa gömülerek, ister yakılarak, ister cesedimiz bir nehre atılarak, hepimiz o gerçeği yaşayacağız. Bunu asla aklımızdan çıkarmamamız ve ona göre yaşamamız temennisiyle...
Bol okumalı, aydınlık günlere dostlar...
576 syf.
·8 günde·10/10 puan
"Dünyalılar,
Birazdan okuyacağınız bu inceleme, olumsuz örnek oluşturabilecek bilgiler içermektedir.
Olayların geçtiği yerler gerçek mekanlardan kurgulanmıştır. Yer alan bilgilerin çoğu gerçektir, İllimunati Kardeşliği de gerçektir..
Bay K. herkese keyifli okumalar diler."


Ilık havalı bir bahar gecesiydi. Bay K. bitirmiş olduğu kitabın etkisinden çıkamıyordu. Nitekim rüyasına kadar girmişti. Rüyanın ortasında birden uyandı. Yatağının yanındaki komidinde başlayacağı kitabı gördü. "Melekler ve Şeytanlar" Yüzünü bile yıkamadan kitaba başladı. Biraz okuduktan sonra saate baktı. Gecenin 3'ü. Evet evet, yanlış duymadınız, gecenin 3'ü..

Kitap da tıpkı bu şekilde başlıyor Dünyalılar.
Hardvard Üniversitesi Simgebilim Profesörü Robert Langdon’un bir gece yarısı, İsviçre’de bulunan bilim üssü CERN’ün kurucusu Maximallian Kohler’den telefon almasıyla başlıyor. O andan itibaren kitabın büyüsü gizemli olarak sayfalarda aralanırken Illuminati’nin, Masonların, ünlü ressamların, dinin ve birçok gizemli detayların tarihine Roma’da adım atıyoruz. Kitabı gizemli ve heyecanlı kılan bir diğer detay da, kitapta adı geçen, Michelangelo, Rafael, Bernini gibi en çok isminden söz edilen ressamların, gerçekten de Roma’da bahsi geçen eserlerinin olmasıdır. Öyle ki, Robert Langdon’un, öldürülen Leonardo Vetra’nın kızı, zerre fizikçi Vittoria Vetra ile Roma’da Vatikan şehrinde gittiği tüm mekânlar birebir aynı. Robert ve Vittoria ile birlikte Roma sokaklarında, hem geçmişi araştırıyor, bu sayede de korkunç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz hem de Vatikan Şehrinin altına yerleştirilerek şehri büyük bir tehlikeye atan karşı maddeyi aramaya koyuluyoruz. Papanın ölümü, Papa seçimi öncesi kardinallerin kaçırılıp öldürülmesi, şiirden yola çıkarak şifre çözümlemesi yapan Robert Landgon'ın arayışları ile kitap sürdükçe sürüyor. İçerik ile ilgili daha fazla bilgi vermek istemiyorum. 


Vatikan..
Dan Brown bu kitapta Vatikan'ı çok güzel anlatmış. Kitabın hemen başında Vatikan'ın haritasının olması henüz başlangıçta kitap beni içine çekmişti. Dolayısıyla Vatikan'ı bilmemiz gerekiyor. Biliyorsunuz Vatikan Roma şehri içersinde yer alan küçük bir devlet, özerk bir devlet. İçinde Papa, rahip, piskoposları barındır. Vatikan nüfusu çoğunlukla kilise görevlileri ve askerlerden oluşur (İsviçre Muhafızları). Bu yüzden, vatandaşların %95'i erkektir. Geri kalan ise İsviçreli Muhafızların eşleri ve çocuklarıdır. Sıradan bir kadının Vatikan'da yaşayabilmesi için 'İsviçreli Muhafızlar'dan biri ile evlenmesi gerekiyor. Ülkenin tamamı UNESCO'nun koruması altındadır. Bunların hepsini bu kitapta ve bu kitabı okurken araştırarak öğreniyorsunuz. Ayrıca Papa nasıl seçilir, kimler Papa olabilir, Papanın işlevi nedir çok iyi şekilde kavrıyorsunuz.


İllimunati...
Kitabın en önemli konularından biri de İllimunati.
İlk kuruluş tarihi 1 Mayıs 1776 yılında faaliyete başlayan örgüt; Kilise hukuku profesörlerinden olan Adam Weishaupt liderliği ile beş kişi tarafından kurulmuştur. Newton’cu fizik bilimini temel amaç olarak geliştiren örgüt; bu sayede insanların özgür bir düşünceye sahip olmasını sağlayarak birçok dogmatik düşünceden uzaklaşmalarını sağlayacak etkiler yaratmaktı.
İlluminati, aydınlanmışlar anlamına gelen Latin kökenli bir sözcük. İlluminatinin amacı dini inanışları ortadan kaldırmak, sosyal düzeni bozmak, hükümetleri ortadan kaldırmak ve yeni bir dünya düzeni kurmaktır. Yani örgütün böyle amaçlara hizmet ettiğine inanılmaktadır. Çeşitli komplo teorilerine göre örgüt 10 kişi tarafından yönetilmekte ve bu 10 kişi örgütün yanı sıra dünyayı da yönetmektedir.

Muhtemelen pelerin giyerek(!) gizlice bütün modern dünyayı kontrol eden güçlü ve vahşice korunan bir örgüt. Bu, esas olarak medyaya sızmak ve herkesin beynini yıkamak yoluyla yapılıyor. Şu an bile bunu yapıyor olabilirler.

Varlığı hala kanıtlanamayan illuminati örgütünün tarihteki önemli olayların arkasındaki gizli oluşum olduğunu söyleyenlerden tutun da bu örgütün pek çok ünlü kişiliğin ölümünden sorumlu olduğunu savunanlar bulunmaktadır. Ve söylenenlere bakılıp, üzerinde detaylıca düşünüldüğünde illuminati oluşumun gerçekliğine inanmamak gerçekten çok zor diye düşünüyorum. Madonna, Jay Z, Justin Bieber, Kanye West, Celine Dion, Lady Gaga, Rihanna Shakira, Drake, Katy Perry, Taylor Swift, Hayley Williams, Paris Hilton, Maroon 5, Britney Spears, Justin Timberlake gibi isimlerin de gizli örgütün üyesi olduğu söyleniyor. Bu iddialar ne kadar doğru bilmiyorum. Kliplerindeki gizli mesajları, tek göz pozları ve benzerleriyle ilgili daha detaylı araştırmalar yapabilirsiniz.

Din..
Bir önceki incelemede Dan Brown'un Vatikan tarafından Kara Listeye alındığını söylemiştim. Aslına bakarsak bu biraz ağır karar olmamış mı diye sorgulamıştım. Bu kitabın bazı kısımlarını okuyunca nedenini anladım. Çok sert ve keskin tespitleri ile eleştirileri bu olayın olmasına, ölüm tehditleri almasına sebep olmuş. Mesela kitaptaki bazı alıntılar şunlar.

"Bilim ile din arasında derin bir uçurum var olmuştur." (Sayfa 47)

"Kilisenin istediği dinle bilimin birleşmesi değildi." (Sayfa 48)

"Kitle imha silahları üretiyorsunuz, ama liderleri sükûnete davet ederek dünyayı dolaşan kişi Papa. Yaşayan canlıları klonluyorsunuz, ama yaptıklarımızın ahlaki etkilerini düşünmeye davet eden yine kilise. İnsanları telefonla, video ekranlarıyla ve bilgisayarlarla haberleşmeye teşvik ediyorsunuz, ama kapılarını açıp insanlara olması gerektiği gibi yüz yüze iletişim kurmayı hatırlatan yine kilise. Hayat kurtaracak araştırmalar adına doğmamış bebekleri öldürüyorsunuz. Bu mantığın kusurlarını ortaya koyan yine kilise." (Sayfa 388)

"Din yara aldı, sadece insanlar yara aldığı için." (Sayfa 389)


Roma...
Sayfa 122'de Roma macerası başlıyor. Robert Langdon  doların üzerindeki simgeleri görünce İllimunati'yi araştırmaya başlıyor. Doların üzerindeki göz ve piramit hepinizin dikkatini çekmiştir. Yunancadaki delta harfi da mevcut. Delta matematikte değişimi ifade eder. illamunati için göz ise her şeyi gördüklerini. Doların altında da  Novus Ordo Seclorum yazar. Yani, Latincede "Çağların yeni düzeni" anlamına gelir.

Robert Langdon Vatikan Arşivlerinde bir şiire rastlıyor.

"Şeytan gözlü toprak santi kabri.
Roma'da ara mistik öğeyi
Işık yolu hazır, kutsal sınav
Melek rehberliğinde yüce av."  Bu şifrelerden biri Pantheon'da. Biri Santa Maria Della Vittoria Kilisesi'nde. Biri Navona Meydanında. Biri San Pietro Meydanında. Biri Sant Angelo Kalesi'nde
Biri de Santa Maria del Popolo'da. Buraları bir bir gezmek şu günden itibaren sayılı hayallerimden. Öylesine harika anlatmış ki Dan Brown, her okuduğunuzda o sokaklardan geçiyormuş gibi hissediyorsunuz kendinizi.
 
Benim sizlere yönetmek istediğim soruyla aranızdan ayrılıyorum. Sorunun cevabını yorumlara ya da mesaj yoluyla bana ulaştırmanız beni mutlu edecektir. Selametle kalın, kitapla kalın, kitaplarla kalın..

"Siz İllimunati Kardeşliğine inanıyor musunuz?"
495 syf.
·8/10 puan
Robert Longdon macerasına bu sefer Paris'te, gece yarısına doğru öldürülen müze müdürü Jacques Sauniere'nin cesedindeki gizemin aydınlatılması için fikrine başvuruldu için (uzmanlığından dolayı) çağrılarak başlıyor. İşlerin görüldüğü gibi olmadığının farkında olan ve Longdon'ı bulunduğu durumdan kurtarmak isteyen Sophie Hızır gibi yetişip profesöre yardım ediyor. Olaylar iç içe geçmiş bir halde ilerlerken Opus Dei, bazı gizli ayinler, tarikatların sırları, bağlantılarının sınırlarının genişliği gibi ufkumuzu açacak ve ilgimizi çekebilecek bazı bilgileri de edinmiş oluyoruz. Kahramanlarımız Hristiyanlık ve dünya tarihi için önemli bir bilginin gerçekliğinin ve yerinin doğruluğunu arayışı sırasında bir çok tehlikeyle yüz yüze geliyor ama hepsini atlamayı başarıyorlar. Eserin son sayfaları ise hiç beklemediğiniz gizemleri açığa çıkarıyor ve duygusal anlar yaşatıyor. Her sayfasını ayrı keyifle okudum. Tavsiye ederim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)

Yazar istatistikleri

  • 6,8bin okur beğendi.
  • 122,3bin okur okudu.
  • 1.832 okur okuyor.
  • 35,6bin okur okuyacak.
  • 1.857 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları