Dan Brown

Dan Brown

Yazar
8.6/10
22.995 Kişi
·
92.727
Okunma
·
5.665
Beğeni
·
71687
Gösterim
Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown
Sayfa 20 - Altın Kitaplar
I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Dan Brown
Sayfa 510 - Altın Kitaplar
"İnsan aklının hiçbir şey düşünmemesi fizyolojik olarak imkansızdır. Ruhun duyguya ihtiyacı vardır ve ister iyi ister kötü olsun, bu duygu için yakıt aramaya devam eder.Senim sorunun ona yanlış yakıtı vermen... Bence, senin sorunun sorununun üzerinde düşünmek."
Dan Brown
Sayfa 437 - Altın kitaplar yayınları
536 syf.
·3 günde·7/10
Öncelikle incelememe başlamadan önce bu yazarla ve kitapla tanışma öykümü anlatmak istiyorum. Yazarı tabii ki tanıyordum ama henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Hayatımdaki
en değerli insanlardan birisi'' ile hangi kitaba başlasam? diye kitaplardan sohbet ederken bana Robert Langdon'u tanıyıp tanımadığımı sordu ve kitaplığındaki Başlangıç kitabından bahsetti. Daha önceki okuduğu eserlerden ne kadar etkilendiğinden, benim de etkileneceğimden ve hoşuma gideceğinden. Güzel telkinlerde bulundu ve bu benim ilgimi çekti. Yazara ve kitaplarına olan ilgimi arttırdı. Araştırmaya başladım ve etrafımdaki kitapsever arkadaşlarımdan önce diğer kitaplarını temin edip okudum. Harika gitti okuma maceram. Her kitabında bir tık arttırdı heyecanımı ve okuma isteğimi. Kitapların içindeki karakterler, karakterlerin hikayeleri, hikayelerin geçtiği yerler, o yapıtların tasvirleri, çeşitli dini semboller, tarihi eserler, müzeler, bazilikalar, heykeller, tablolar sanki bana kitabı öneren kişinin marifetli ellerinden çıkmış, o hayat vermiş gibi güzel geldi bana. Bu yazarın kitaplarını benim okumama vesile olduğun için sana minnettarım BUTTERFREE.. Daha güzel kitaplarda buluşalım seninle.


Dan Brown'un son kitabı Başlangıç. Ülkemizde 2017 yılının en çok satan kitabı. Üzülerek söylüyorum ki bende istediğim etkiyi bırakmadı ve beklediğim heyecanı uyandırmadı. Öncelikle bilim insanı Edmond Kirsch buluşuyla hem din dünyasını hem de bilim dünyasını derinden sarsacağını söyleyerek merakımızı uyandırıyor. Kitap bu güzel cümlelerle başlıyor ama devamı o kadar durağan ki ilk 120 sayfa betimlemelerden resmen sıkıldım, sonra birkaç ufak hareketlilikle 'hadi şimdi başlıyor herhalde' dedim -kendi kendime ama yine hiçbir şey olmadı. Böyle güzel girişi olan bir kitabın devamının böyle sönük kalması beni çok şaşırttı. Allah'tan ilk sayfalarda Winston ile tanışıyoruz da kitabın biraz akışını değiştirip bizi farklı düşünmeye ve durağan akışından uzaklaştırmaya yarıyor. İyi ki varsın Winston, kitaba çok farklı bir renk katıyorsun. Yoksa bu kitap için söyleyecek pek olumlu şey bulamayabilirdim. Kahramanımızın dünyanın en ünlü müzelerinden birinde başlayan macerasında yine çeşitli yerleri geziyoruz. Dan Brown'un başarı sebeplerinden birisi yeni yerler keşfetmeye sevk etmek. Ben okurken o yerleri keşfediyorum mesela. O müzeyi araştırıyorum ve kahramanımızın yanında yer alıyorum. Ardından yapımı hala devam eden bitmemiş kilise lakaplı Sagrada Familia'yı geziyoruz. Buralar muhteşem. Romanda geçen yerleri bilmesek dahi keşfetme arzusu bizi daha fazla okumaya itiyor bu sayede eserlere tutuluyoruz ve tutunuyoruz bence. Yazar bunu çok iyi yapıyor. Hiç umulmadık bir anda, ummadığımız bir yerde buluyoruz kendimizi. Bu sayede biraz da olsa canlanıyor umudumuz. Ard arda gelen koşturmaca, kovalamaca serüveni baya heyecanlıydı ama artık farklı yolların bulunması gerek. Tahmin edilebilir olunca aynı tadı vermiyor. Son sayfalar için ayrıca yorum yapacağım şu an. İlk sayfalar ve hafif kıpırtıdan sonraki durağanlıktan eser yok. Kitabın sonlarında hiç ummadığımız bağlantılar ve ilişkiler gün yüzüne çıkıyor. Açıklamalar ve bilimsel gerçeklerle süslü şaşırtıcı bir son bekliyor okuyacak olanları. Diğer romanları gibi bu romanın da sonunda her şey gün yüzüne çıkıyor ama hala etkisi altında kalıyorsunuz okuduklarınızın. Gerçekten etkisi oluyor insanda böyle derin düşüncelerin ve üretilen güzel eserlerin. Beklentim çok büyük olduğu için belki biraz hayal kırıklığıyla okudum ama tavsiye ederim.

İlgimi çeken güzel alıntıları ve sayfalarını incelememe eklemek istiyorum.

Dünyanın mütevazı kişilere miras kalması gerekirdi ama tam aksine gençlere kaldı. Kendi ruhlarına bakmak yerine bilgisayar ekranlarına bakan teknoloji bağımlılarına...
Sayfa 11

Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.
Sayfa 20

Kurallarla yaşayanlara herkes saygı duyar.
Sayfa 25

Tanrı'yı kalplerimizin içinde aramalıyız!
Atomların içinde değil!
Sayfa 115

Cehalete izin vermek, ona güç vermektir.
Sayfa 343

En sevdiğim alıntısı..
***En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar!!!***
Sayfa 392

İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim.
536 syf.
·6 günde·9/10
Da Vinci Şifresi'nin yazarı Dan Brown'dan sürükleyici bir roman.

Açıkçası yazarın Da Vinci Şifresi kitabını ilk okumak isterdim ama artık bununla başladım.

Kitabın konusu oldukça merak uyandırıyor.
Baştan sona sürükleyici bir roman.

Biz insanların başlangıcı bazı şeylere dayandırılıyor örneğin; Adem ve Havva'dan geldiğimiz ya da Darwin teorisi gibi... Tabi bunlar bilindik şeyler.
Peki bir ihtimal daha varsa?

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?
Eminim bir çoğunluğunuz "Allah'tan geldik ve yine Allah'a gideceğiz." Diyeceksiniz (Bende bunu diyorum ve inanıyorum.). Peki bu cevabı vermeden önce kitabı okumaya ne dersiniz?

Edmond Krisch bu sorunun cevabını verebilecektir ve bunu tüm dünyayla paylaşmayı hedefliyor.
Tabi bunu tüm dünyaya duyurmadan önce, insanların bu duruma nasıl tepki vereceğini merak ettiği için önce üç büyük din olan İslam, Musevi ve Hristiyan din alimleriyle paylaşır. Bulduğu şey din adamlarını bile şaşırtmıştır çünkü Edmond'un bulduğu şey dinleri bile sarsacaktır.

Peki bu bulduğu şey nedir?
İşte asıl soru bu.

Mekanların gerçek, olayların kurgu olduğu çok başarılı bir kitap.

Kitabın kalın olduğuna bakmayın, o kadar sürükleyici ve merak uyandırıyor ki siz bile nasıl bittiğini anlamicaksınız.

Okuyacaklar için keyifli okumalar ;)
533 syf.
·9 günde
*Kitap Hakkında Bilgi İçermez!

Bu kitap tam woow'luk olmuş! -Kerem Bursin cosplay.-

Harika, harika, harikaydı... Gözlerimi kırpmadan, bazen nefes bile almayı unutarak okudum kitabı. Dan Brown, yine kendine yakışanı yapmış.

1)Kitabın ana temasını oluşturan Edmond'ın girişteki konuşmasında söyledikleri kitabı ilk elime aldığım sıralarda mantıklı gelse de, sonrasında oturup düşündüm. Sürekli bilimle gelişen bir dünya bize ne getirirdi? Yapay insanlar, bilgisayarlar, samimiyetten eser olmayan bir dünya... Peki dertlerimiz? Neden ibaret olacak dertlerimiz? Dertlerimiz olduğunda kimi hatırlayacağız? Sığınacak bir Tanrı olmaması düşüncesi bana büyük bir boşluğa itilme durumu gibi gözüküyor. Kendimden örnek vereyim: Bir kaç gün önce ameliyat oldum ve şifa verici, yardım edici tek varlık olarak Allah'ı hissettim yanımda, O'nun yokluğu büyük bir boşluk bırakırdı içimde diye düşünmeden edemedim, Edmond'ın enstantanesini okuduğumda.

2)Dünyanın dengeleri Sultan Abdülhamid Han tahttan indikten hemen sonrasında tamamıyla değişmişti zaten. Artık ne dinler yönetecekti dünyayı, ne de krallar... Hiç bir zaman tükenmeyecek bir metaydı yerlerine gelen şey: PARA! Yani kapitalizm... Yeni bir dünya düzeni aramamıza gerek yoktu aslında Edmond, bu dünyanın para babalarının düzenin değişmesine izin vereceklerini sanmıyorum çünkü...

3)İşin içinde Robert Langdon olunca, dinlerin de işin içinde olması kaçınılmaz oluyor elbette. Her kutsal inancın, kendine göre çarpıklıkları var. Hristiyanların içinde de bir sürü cemaatler, ayrışmalar, tefrikalar gırla gidiyor. O onu kabul etmiyor, diğeri ise diğerini. Gülün Adı kitabında da çok net görmüştüm bu hizipleşmeyi. Herkes kendini "en doğru" olarak kabul etmiş. Tıpkı bizdeki cemaatler gibi, görünürde herkes aynı Allah'ın kulu, ama "Allah'ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin!" diyen ayetler bile "bir edemedi" bizi... Herkes kendi düşüncesini ilah edinmiş durumda, herkes "en doğru" herkes "en haklı..."

4)Ayrıca şu piskoposa da acayip kıl oldum arkadaş. Sürekli içimden: "Ulan bu adamda var bir şey amaaa..." diye kurulan cümleler geçti durdu. Haklı olup olmadığımı tabii ki okuduğunuzda göreceksiniz. :)

5)Bu sefer kitapta sanatsal ve dini mekanlardan çok, kişiler ön plandaydı. Çok fazla kişi, çok fazla olay vardı içerisinde. Açıkçası bir kaç bölüm sonrasına geçtiğimde "Allah Allah bu adam kimdi yahu?" diye kendi kendime sorduğum bile oldu. Onun için kitabı elinize aldığınızda, bir çırpıda okumanızda fayda var.

*Şu bir gerçek ki, kim ne derse desin bu dünyada bir "ölüm" gerçeği var. Bakın bir dedenizin dedesi yaşıyor mu? Ölü oğlu ölüyüz biz. Hepimiz ölülerin torunlarıyız. Ne kadar bilimsel olarak açıklamalar yapmaya çalışsak da, her dinde farklı, her mistik inançta farklı bir var oluş biçimi varsa da, ölüm hep aynı. "Bizim yokluğumuz." Bir düşünün! Siz yoksanız bu dünya yok. O zaman kendinize iyi bakın, çünkü bu dünya sizinle anlamlı. Ve şunu da unutmayın, unutmayalım: Ölü oğlu ölüyüz biz. İster toprağa gömülerek, ister yakılarak, ister cesedimiz bir nehre atılarak, hepimiz o gerçeği yaşayacağız. Bunu asla aklımızdan çıkarmamamız ve ona göre yaşamamız temennisiyle...
Bol okumalı, aydınlık günlere dostlar...
495 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10
Herkese merhaba öncelikle bu kitapla olan bir anımı anlatarak incelememe başlamak istiyorum. Ben ortaokuldayken Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar hediye olarak gelmişti. O zamanlar tüm dünyada satış rekorları kıran popüler kitaplardandılar. Ben ise kitaplığıma koymuş ve hiç ilgilenmemiştim. Çünkü neden ilgilenecektim? O sıralar Alacakaranlık serisi ile kafayı bozmuş, Edward ile aşk yaşamak ile meşguldüm. Gerçekten vampirler var mı? Olsa ne iyi olurdu. Türkiye'de de böyle şeyler olsaydı ve ben de böyle bir aşk yaşasam vs vs. düşünmekten kafayı yiyordum. Odamın duvarlarına Edward posterlerini ben asıyor, annem ise indiriyordu. Ilk aşkımın katili! Neyse efendim en son aldım Dan Brown kitaplarını götürdüm kitapçıya ve saçma vampir kitapları ile değiştirdim. O dönemler piyasadaki tüm vampir kitaplarını okumakla meşguldüm çünkü Dan Brown ne yazmış ne etmiş umrumda değil. Hala kitaplıgımda kırmızı, mavi duruşlarını hatırlar ve hüzünlenirim. Ondan sonra büyüdüm tabii :D lise çağımda insanların hep bu kitaplardan bahsetmeleriyle falan nasıl kötü oluyorum anlatamam. Ama içimden para verip almak da gelmiyor bu kitaplar hediyeyken güzeldi çünkü kıymetini bilmesem de. O yüzden Yusuf Çorakcı ' ya buradan da ayrıca bir teşekkür ediyorum. Bu kitabı bana hediye ettigi için. Sanki kaybettiğimi sandığım eski bir dostuma kavusmus gibi oldum!

Dan Brown ile ilk tanışmam oldu ve bilgisine, araştırmalarına hayran oldum. Gerçekten işini titizlikle yapan biri. Genelde macera, aksiyon, polisiye türü insana geçirdiği hoş vakitten başka bir şey katmaz. Bitirdigin anda unutulur gider, bir iz bırakmaz. Ancak Da Vinci Şifresi'nde yok yok! Sanat olsun, tarih olsun, macera, aksiyon, gerilim... Sayesinde bir çok yeni bilgi ögrenip bu da yetmezmis gibi duygudan duyguya koştum. Da Vinci gibi bi deha hakkında ögrendiklerim zaten benim için oldukca sasırtıcıydı. Bir de şunu fark ettim okurken sanattan ki ozellikle resim sanatından bir sey anlamıyormuşum! Da Vinci'nin yaptığı resimlere internetten bakıyorum kitapta deginmesi üzerine mesela öyle bön bön hiçbir şey ifade etmiyor, bir şey çagrıştırmıyor, ana fikri vs. hiiiç anlayamadım ve dedim ki bırak bu işleri İlgen sen sadece oku! :)) Eger incelememi sonuna kadar okuyanınız varsa çok teşekkür ederim lafı bayagı uzattım sanırım işsizligime denk geldi!! :)) Özetle okuyun, okutun efendim. Herkese keyifli okumalar olsun :)
495 syf.
·8/10
Robert Longdon macerasına bu sefer Paris'te, gece yarısına doğru öldürülen müze müdürü Jacques Sauniere'nin cesedindeki gizemin aydınlatılması için fikrine başvuruldu için (uzmanlığından dolayı) çağrılarak başlıyor. İşlerin görüldüğü gibi olmadığının farkında olan ve Longdon'ı bulunduğu durumdan kurtarmak isteyen Sophie Hızır gibi yetişip profesöre yardım ediyor. Olaylar iç içe geçmiş bir halde ilerlerken Opus Dei, bazı gizli ayinler, tarikatların sırları, bağlantılarının sınırlarının genişliği gibi ufkumuzu açacak ve ilgimizi çekebilecek bazı bilgileri de edinmiş oluyoruz. Kahramanlarımız Hristiyanlık ve dünya tarihi için önemli bir bilginin gerçekliğinin ve yerinin doğruluğunu arayışı sırasında bir çok tehlikeyle yüz yüze geliyor ama hepsini atlamayı başarıyorlar. Eserin son sayfaları ise hiç beklemediğiniz gizemleri açığa çıkarıyor ve duygusal anlar yaşatıyor. Her sayfasını ayrı keyifle okudum. Tavsiye ederim.
536 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
KIŞKIRITICI, AKIL KARIŞTIRICI, DÜŞÜNDÜRÜCÜ, SOLUKSUZ BİR ROMAN

Dan Brown okurları, Dan Brown’ın yeni bir kitabını okumadan önce hemen hemen ana hatlarıyla hatta ara hatlarıyla da dahil olmak üzere ne okuyacaklarını, kurgunun kısmi olarak da kollarını bilirler. Robert Langdon bir kurumdan veya bir kişiden bir davet alır, cinayet ile olaylar başlar, cinayetin arkasında tarih, bilim, sanat ve dini öğeler yer alır ve Langdon baştan sona suçlu durumunda gözükürken, olaylar ve şifrelerin çözülmesi ile de konu sonuçlanır ve okur da kendini heyecanın içinde bulur. Başlangıç da bu şekilde olup, tüm diğer kitapları gibi konuya girdikten sonra her bir sayfasının final havasında heyecanlı olduğu bir kitap. Tabii bunların yanında Langdon her bir defasında da bir kadın ile tanışır, beraber ortak bir şekilde de maceralarına devam ederler. Tanışılan kadın da Dan Brown’ın tasvirleri ile öğreniriz ki güzel ve çekici bir kadındır. Genelde bu tarz romanlarda kadın ile erkek arasında istemsiz bir şekilde aşk başlar hatta devam kitaplarında da aynı kişi devam kitaplarına tekrardan dahil olur; ama Dan Brown kitaplarında bu durum hiç yoktur. Kitap içerikleri unutulmayacak, kitap içindeki dünyada çok ses getirecek kadar önemli bir olay olsa da bu durumla karşılaşmayız, o kadından ses seda çıkmaz artık. Düşünüyorum da, Robert Langdon’ın yeni bir macerasına acaba Sophie Neveu ya da Vittoria Vetra bir şekilde dahil olsa ya da bambaşka kitabı olan, seri dışı romanı olan İhanet Noktası’ndaki Rachel Sexton filan dahil olsan nasıl olur? Bence çok güzel olurdu hatta diğer kitaplara yapılan ufak göndermeler ile de bu güzelliğin keyfi artardı. Bunun ufak örneklerini Greg Iles kitaplarında görsek de bana göre en başarılı şekilde yapan Michael Connelly ‘dir. Bu benzerliklerle beraber Brown’ın kitaplarında olmazsa olmazı artık alışageldiğimiz katilidir, Langdon ve yanındaki kişiyi sürekli kovalayanıdır. Cehennem’de bu kadar net olarak yoktu ama genelde katilin farklı bir özelliği olur, fiziksel bir kusur ya da değişiklik gibi ve katilin acılarla olan geçmişi gibi. Bu kitapta da Dan Brown’ın bu özelliklerinin hepsini görüyoruz. Kısaca özet geçmem gerekirse Dan Brown okurları, yeni bir kitabı çıkmadan önce kitabı için ne şekilde işleyeceğini, ne şekilde ilerleyeceğini bildiklerinden dolayı merak ettikleri Brown’un bu sefer hangi tarihi unsuru kullanacağı, hangi tarihi gerçeklere bağlantı yapacağı ve bunları günümüze ne şekilde bağlayacağı esas merak konusudur. Tipik Harlan Coben kitaplarının biraz farklı beklentisi olarak da denilebilir. Coben kitaplarında da okur ne okuyacağını bilir, sadece bana göre hiç kimsenin tahmin edemeyeceği sürpriz finalini merak eder, çünkü bilindiği üzere Coben romanlarında da bir aile üyesi kaybolur/kaçırılır/ölür ve gelişme kısmında bu kişi sanki suçlu ve kötü olarak görünür ve okur bu durumu artık kabul de eder. Final de Coben kitaplarının isimlerine yakışacağı şekilde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılır ve mükemmel bir final ile de kitap sonuçlanır.

İki yazarı kurgu olarak olmasa da kendi usüllerine göre yazım tarzı olarak aynı kefeye koydum diyebilirim; ama Brown’ın Coben’e göre farklı çok güzel ve çok başarılı şekilde yaptığı bir şey daha var, o da hiç şüphesiz tabii ki reklam. Tek kelime ile desteklemek gerekirse mükemmel reklam. Dan Brown kitapları güzel, akıcı, okunması kolay olmasına rağmen çoğu gerilim/macera romanları gibi içi boş da değildir ama dünya gündeminde çıkarttığı ses kadar da dolu değildir demem gerekiyor; ve bu işi de, yazarlığı da çok iyi yaptığını söylemem gerekiyor. Bu kitabının çeviri aşamasında bile takdire şayan bir şekilde ülkemiz dahil aynı zamanda yayınlanacak ülkelerin çevirmenlerinin bilinmeyen bir şehirde bir bina içinde kilit altında tutulmaları bile gerekli olduğu kadar bana göre kitap için de mükemmel bir reklam oldu. Düşünsenize çeviri odanıza girerken cep telefonlarınızdan, saatlerinize kadar her bir şey dışarıda bırakılıyor ve çoğu şeyden bihaber şekilde çeviri yapıyorsunuz, aynı Dan Brown kitaplarının içeriği gibi çevirisi de süper gizemli bir organizasyon.

Başlangıç’ta Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra tekrardan sürekli karşı karşıya gelen bilim ve dini karşı karşıya getiriyor. Teist olan ya da olmayan biraz düşünen hemen hemen herkesin sürekli düşündüğü iki soru vardır, “Nereden geldik?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularını düşünür, fikirler üretir ve üzerine yorumlar yaparız. Bu kitapta da yazar bu iki soruyu temeline alarak kurgusunu oluşturmuş. Burada, bu sitede bile bu ve benzeri konular sürekli tartışılır, sürekli de her yerde gündemimizde olacak sorulardır. Dediğim gibi kitaba bu riskli belki de kışkırtıcı sorulardan temel oluşturup ortaya mükemmel bir roman çıkartmış. Ve bana göre de kitapta olan sunum kısmında gördüğüm en sağlam, en gerçekçi sorgulamanın yapıldığı, aynı şekilde düşüncelerin barındırıldığı bir kitap. Sorgu yapan tarafa da hak vermemek gerçekten çok zor. Yeni moda ateist dalgasının yaptığı gibi basit bir şekilde, basitliğinden insanı sinir edici seviyede tespitleri kullanmayan karakterlerin olduğu bir sunum. Bu kısımlar ise aklın karışıp ve düşünmeye şevk ettiği en başarılı kısım, yapılan sunum ise kesinlikle izlemek istediğim, gözlerimde adeta canlanan, sunumda verilen efektleri duyabilmem kadar güzeldi. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz soruları kitap için esas soru olsa da benim için kitapta daha zor olan iki adet başka bir soru var: #24671301 Bilim ve din romanda karşı karşıya geldiği için de adından anlaşılacağı üzere romanın baş konusu “yaratılış”, bir tarafta din adamlarının anlattığı tek seferde yaratılış kısmı var, diğer tarafta ise bilim insanlarının anlattığı bir sürece dair olan başlangıç kısmı var, maalesef ki olması gerektiği ama maalesef bir türlü olmayan, var diyenlerin de tepki gördüğü bir sürecin dair olduğu yaratılış kısmı tabii ki de yok, her ne kadar Langdon bunun olabileceğini söylese de genel olarak bu düşünce ne romana hâkim ne de dünyamıza. Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorusu gerçekçi bir şekilde tarafların sadece kendi düşündüğü taraflarından tek taraflı olarak baktıkları için kısır bir döngüye de girmemesinin imkânsız olduğu bir durum. Aslında Edmond’ın dediği gibi, bu iki soru, aynı hikâyenin iki yarısıdır. Çok öncelere gitmemiz lazım cevap için, İsa’dan 4 milyar öncesine kadar gitmemiz lazım ki tam olarak net cevabı ancak o zaman bulabiliriz ya da dini gerçeklerle bilimin şimdilerde harmanlanması lazım. Konu bu şekilde olunca da sürekli aklıma Miller-Urey deneyi geldi ve tabii ki Dan Brown da kitabında bu konuya ayrıntılı şekilde giriş yapmış. Bazı incelemelerde de kitabın içinde bahsi geçen buluşla ilgili denildiği kadar büyük ve önemli olmadığı söylenmekle beraber tüm dinleri yıkacağı sözünün altında ezildiği söyleniyor. Asıl olan bu söylemlerin büyük bir yanlış olduğu, yapılan buluş denildiği kadar yer yerinden oynatacak bir buluştur ve böyle demek de ya kitaptaki ve gerçek hayattaki gibi bazı kişilerin dini bilgilere kayıtsız, şartsız ve sorgusuz şekilde bağlı olmaları ya da bu tarz bilgilere uzak olup olayın büyüklüğünü kavrayamamaktır. Yapılan buluş gerçek olsun, emin olun dinler gerçek bir darbe yer, ortaya başka bir soru daha çıkar ama bu darbenin büyük olmadığının bir göstergesi de değildir ve tabii ki de önemli bir başka şey bu buluş yapıldıktan sonra kişilerin bunu ne kadar dinleyip anlamak istedikleri de olacaktır. Hatırlatmak isterim hâlâ günümüzde dünyanın dönmediği ve yuvarlak olmadığını söyleyen Müslüman din adamları hatta Hristiyan din adamları var, hatta bir Müslüman din adamı Güneş dünyayı aydınlatıyorsa eğer uzay neden karanlık diye sorduğu 1 byte etmeyecek beyni ile konuşması da var.

Kitap içeriğinde ara ara bir internet sitesinden haber başlıklarını ve kısa kısa haber içeriklerini okuyoruz. Bu kısa bölümler hem heyecanı arttırıyor hem de çapı büyük olan bu kovalamacanın kısa bir özeti gibi oluyor. Kitaptan unutamadığım bir başka karakter de Winston. Bu kitabı okuyup da Winston karakterine hayran olmayacak, onu sevmeyecek bir okur yoktur diye düşünüyorum. Dikkatli ve düşünerek okuyan bir okursanız kitabın sonunu aslında çok rahat şekilde tahmin edebilirsiniz, Dan Brown eklentisini de bolca merak edersiniz.

Altın Kitaplar, acele olarak hızlı bir şekilde kitabı bastığı için Kayıp Sembol’de olduğu gibi imla hataları bu kitabın da birkaç yerinde mevcut. Meksika dizilerini biliriz, karakterlerden biri bir mektup vs. alır ve o mektubun çok önemli bir yazı yazdığını, konuyu çözüp başka boyutlara taşıyacağını biliriz, heyecanı ve merakı yüksek tutmak için de mektubun hemen okunduğunu göremeyiz, okunsa da içeriğini bilemeyiz hatta öyle bir durum olur ki 3 – 4 bölüm sonra mektubun okunduğunu görürüz, kısa bir an olsa neyse kabul edilebilir de süreç uzatılınca maalesef bu durum izleyiciyi sıkar ve maalesef ki Dan Brown da bir durum için 3 bölümde bu tekniği kullanmış, ilk bölüm sonunu anlarım, ikinci bölümün de sonunda açıklanmasını anlarım ama dediğim gibi süre uzayınca maalesef heyecan ve merakın artmasından ziyade okura, en azından bana sıkıcı geliyor.

Kitap içinde diğer tüm Langdon maceraları gibi birçok sanat eseri hakkında bilgiler mevcut, bu sefer modern sanattan da bilgiler alıyoruz, resim olduğu kadar bestelerden de bilgiler geçiyor. Kitap içinde geçen beğendiğim bir notayı da buraya bırakayım, sessiz ortamda dinlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/...LPIfgzi0E&t=575s
495 syf.
·9/10
Merhabalar polisiye kitapları herkes beğenmeyebilir ancak meraklıların bağımlı olduğu kitap türlerindendir.Da Vinci Şifresi de bu tarzda yazılmış en iyi kitaplardan birisidir.İlk basımı 2003 yılında yayınlandığından beri her zaman en çok satan kitaplar arasında yer buldu.Gizemin,maceranın ve merakın doruk noktada olan kitapta,dini ve sanat tarihi açısından birçok bilgi içermektedir.Tartışmaya açık konular işlendiğinden popülerliğini arttırmıştır.Kitap konu olarak Harvard Üniversite profesörü Robert Langdon Paris’te iş gezisindeyken müdürünün ölü bulunduğu haberinin gelmesiyle ve müdürün cesedinin etrafındaki izlerle dünyaca ünlü tablolardan biri olan Mona Lisa’ya kadar uzanan olağanüstü bir kurguyla yazılmış muazzam bir eserdir.Okurların her sayfasında yeni bir şeyler öğreneceği ve kendilerini bir araştırmanın içinde bulacakları bir eserdir.Kitabın en beğendiğim yanı Gizem ve macera unsurlarını çok iyi sentezlenmiş bir biçimde yer almaktadır kitapta, tarih ve sanata da gerektiği şekilde hatta fazlasıyla değinip, kitabın okurlarına bir şeyler katmasını sağlamasıydı.Filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda okumaya çalışacağım.
Keyifli Okumalar Dilerim
576 syf.
·9/10
Merhabalar Dan Brown beğenerek okuduğum yazarlardan biridir.Bu eserinide çok beğendim.Cehennem Dante Alighieri’nin epik şiir tarzındaki İlahi Komedya da yeraltı edebiyatı tasvirler vardır.Ancak Dan Brown’un Cehennem eserinde Gölge ismindeki varlıkların yaşam ve ölüm arasındaki bedensiz vücutların bulunduğu detaylı bir yolculuk vardır.Üslup olarak akıcı ve merak uyandırıcı bir şekilde kaleme alınmıştır.Hiç görmediğimiz yerleri sanki görüp gezmişiz gibi bir hava vermektedir.Eserde bilim ve sanatsal konular üzerinde durulmuştur.Konu olarak hafızasını yitirmiş Prof.Robert’ın Venedik’te bir hastane gözlerini açmasıyla başlayıp Floransa ve son olarak İstanbul’da sonlanan soluksuz bir maceraya tanık oluyorsunuz.Diğer eserlerinde olduğu gibi şaşırtıcı,ters köşe yapıcı ve merak uyandıran unsurlar barındırmaktadır.Kitabı okuduktan sonra filmi olduğunu da öğrendim onu da en kısa zamanda izlemeyi düşünüyorum.
Gerilim,macera,bilim ve sanatın birlikte işlendiği muhteşem bir kitaptır.
Keyifli Okumalar Dilerim
576 syf.
·Beğendi·10/10
Bu nasıl bir senaryodur arkadaş ya... Çoğu filmde bile bu kitaptaki tadı alamiyorum... Olayların gelişimi çok müthiş bir şekilde işlenmiş... Zaten konuyu geciyorum o bambaşka bir olay...İstanbul dahil 2 farklı ülkenin 3 farklı şehrinde geçiyor olaylar...finali İstanbul da tabi... Konusu: bir adamın dünya nüfusunu çok fazla gormesi ve azaltılmasının insan nesli açısından en iyisi olduğunu düşünmesi ile yaptıkları...

Aslında size doyurucu bir yorum yapmak isterdim çünkü beğendiğim kitapları herkese okutmayı istemek gibi bir huyum var fakat sorun şu ki çok beğendiğim şeyleri açıklamakta yetersiz kalıyorum bu da beni çok çaresiz kılıyor...

Sürükleyici bir gerilim isteyenler için müthiş bir seçim olacaktır...
536 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Dan Brown’un diğer eserlerinde olduğu gibi Başlangıç’ta Robert Langdon çevresinde olaylar gelişmektedir.Günümüzün en tartışılan ve önemli konularından olan teknoloji,din,sanat,modernizm ve örgütler gibi konular üzerinde durulmuştur.Konu olarak olaylar İspanya’da geçmektedir.İspanya kraliyet ailesi,hristiyanlık,müzeler,sanat eserleri ve mimarisinden bahşetmiştir.Kitapta en çok ilgimi çeken bölüm Yapay Zeka’ya yer verilen bölümdü.Kitap bana göre daha çok bizlerin Nereden Geldiği ve Nereye Gittiği üzerinde durmaya çalışmıştır.Dan Brown severlerin kesinlikle okuması gereken bir eser.
Keyifli Okumalar Dilerim

Yazarın biyografisi

Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)

Yazar istatistikleri

  • 5.665 okur beğendi.
  • 92.727 okur okudu.
  • 1.478 okur okuyor.
  • 28.954 okur okuyacak.
  • 1.384 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları