Dan Brown

Dan Brown

Yazar
8.5/10
11.106 Kişi
·
40.370
Okunma
·
3.710
Beğeni
·
44.774
Gösterim
Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Dan Brown
Sayfa 20 - Altın Kitaplar
Bu geceyi unutma... Çünkü sonsuzun başlangıcıdır.
Dan Brown
Sayfa 567 - Altın Yayınları
I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Dan Brown
Sayfa 510 - Altın Kitaplar
Her keşif, yeni keşiflere kapı açıyor. İnsanlığın tekerlekten arabaya geçmesi binlerce yıl almıştı. Ama arabadan uzaya geçiş arasında on yıllar var. Artık bilimsel gelişmeleri haftalarla ölçüyoruz. Kontrolden çıkmak üzereyiz.
"Dünyanın anlamının farkına varmadan dünyada yaşamak, kitaplara dokunmadan büyük bir kütüphanede dolaşmaya benzer."
Dan Brown
tüm çağların gizli öğretileri
Öncelikle incelememe başlamadan önce bu yazarla ve kitapla tanışma öykümü anlatmak istiyorum. Yazarı tabii ki tanıyordum ama henüz hiçbir kitabını okumamıştım. Hayatımdaki
en değerli insanlardan birisi'' ile hangi kitaba başlasam? diye kitaplardan sohbet ederken bana Robert Langdon'u tanıyıp tanımadığımı sordu ve kitaplığındaki Başlangıç kitabından bahsetti. Daha önceki okuduğu eserlerden ne kadar etkilendiğinden, benim de etkileneceğimden ve hoşuma gideceğinden. Güzel telkinlerde bulundu ve bu benim ilgimi çekti. Yazara ve kitaplarına olan ilgimi arttırdı. Araştırmaya başladım ve etrafımdaki kitapsever arkadaşlarımdan önce diğer kitaplarını temin edip okudum. Harika gitti okuma maceram. Her kitabında bir tık arttırdı heyecanımı ve okuma isteğimi. Kitapların içindeki karakterler, karakterlerin hikayeleri, hikayelerin geçtiği yerler, o yapıtların tasvirleri, çeşitli dini semboller, tarihi eserler, müzeler, bazilikalar, heykeller, tablolar sanki bana kitabı öneren kişinin marifetli ellerinden çıkmış, o hayat vermiş gibi güzel geldi bana. Bu yazarın kitaplarını benim okumama vesile olduğun için sana minnettarım BUTTERFREE.. Daha güzel kitaplarda buluşalım seninle.


Dan Brown'un son kitabı Başlangıç. Ülkemizde 2017 yılının en çok satan kitabı. Üzülerek söylüyorum ki bende istediğim etkiyi bırakmadı ve beklediğim heyecanı uyandırmadı. Öncelikle bilim insanı Edmond Kirsch buluşuyla hem din dünyasını hem de bilim dünyasını derinden sarsacağını söyleyerek merakımızı uyandırıyor. Kitap bu güzel cümlelerle başlıyor ama devamı o kadar durağan ki ilk 120 sayfa betimlemelerden resmen sıkıldım, sonra birkaç ufak hareketlilikle 'hadi şimdi başlıyor herhalde' dedim -kendi kendime ama yine hiçbir şey olmadı. Böyle güzel girişi olan bir kitabın devamının böyle sönük kalması beni çok şaşırttı. Allah'tan ilk sayfalarda Winston ile tanışıyoruz da kitabın biraz akışını değiştirip bizi farklı düşünmeye ve durağan akışından uzaklaştırmaya yarıyor. İyi ki varsın Winston, kitaba çok farklı bir renk katıyorsun. Yoksa bu kitap için söyleyecek pek olumlu şey bulamayabilirdim. Kahramanımızın dünyanın en ünlü müzelerinden birinde başlayan macerasında yine çeşitli yerleri geziyoruz. Dan Brown'un başarı sebeplerinden birisi yeni yerler keşfetmeye sevk etmek. Ben okurken o yerleri keşfediyorum mesela. O müzeyi araştırıyorum ve kahramanımızın yanında yer alıyorum. Ardından yapımı hala devam eden bitmemiş kilise lakaplı Sagrada Familia'yı geziyoruz. Buralar muhteşem. Romanda geçen yerleri bilmesek dahi keşfetme arzusu bizi daha fazla okumaya itiyor bu sayede eserlere tutuluyoruz ve tutunuyoruz bence. Yazar bunu çok iyi yapıyor. Hiç umulmadık bir anda, ummadığımız bir yerde buluyoruz kendimizi. Bu sayede biraz da olsa canlanıyor umudumuz. Ard arda gelen koşturmaca, kovalamaca serüveni baya heyecanlıydı ama artık farklı yolların bulunması gerek. Tahmin edilebilir olunca aynı tadı vermiyor. Son sayfalar için ayrıca yorum yapacağım şu an. İlk sayfalar ve hafif kıpırtıdan sonraki durağanlıktan eser yok. Kitabın sonlarında hiç ummadığımız bağlantılar ve ilişkiler gün yüzüne çıkıyor. Açıklamalar ve bilimsel gerçeklerle süslü şaşırtıcı bir son bekliyor okuyacak olanları. Diğer romanları gibi bu romanın da sonunda her şey gün yüzüne çıkıyor ama hala etkisi altında kalıyorsunuz okuduklarınızın. Gerçekten etkisi oluyor insanda böyle derin düşüncelerin ve üretilen güzel eserlerin. Beklentim çok büyük olduğu için belki biraz hayal kırıklığıyla okudum ama tavsiye ederim.

İlgimi çeken güzel alıntıları ve sayfalarını incelememe eklemek istiyorum.

Dünyanın mütevazı kişilere miras kalması gerekirdi ama tam aksine gençlere kaldı. Kendi ruhlarına bakmak yerine bilgisayar ekranlarına bakan teknoloji bağımlılarına...
Sayfa 11

Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var.
Sayfa 20

Kurallarla yaşayanlara herkes saygı duyar.
Sayfa 25

Tanrı'yı kalplerimizin içinde aramalıyız!
Atomların içinde değil!
Sayfa 115

Cehalete izin vermek, ona güç vermektir.
Sayfa 343

En sevdiğim alıntısı..
***En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar!!!***
Sayfa 392

İncelememi okuyan herkese teşekkür ederim.
Robert Longdon macerasına bu sefer Paris'te, gece yarısına doğru öldürülen müze müdürü Jacques Sauniere'nin cesedindeki gizemin aydınlatılması için fikrine başvuruldu için (uzmanlığından dolayı) çağrılarak başlıyor. İşlerin görüldüğü gibi olmadığının farkında olan ve Longdon'ı bulunduğu durumdan kurtarmak isteyen Sophie Hızır gibi yetişip profesöre yardım ediyor. Olaylar iç içe geçmiş bir halde ilerlerken Opus Dei, bazı gizli ayinler, tarikatların sırları, bağlantılarının sınırlarının genişliği gibi ufkumuzu açacak ve ilgimizi çekebilecek bazı bilgileri de edinmiş oluyoruz. Kahramanlarımız Hristiyanlık ve dünya tarihi için önemli bir bilginin gerçekliğinin ve yerinin doğruluğunu arayışı sırasında bir çok tehlikeyle yüz yüze geliyor ama hepsini atlamayı başarıyorlar. Eserin son sayfaları ise hiç beklemediğiniz gizemleri açığa çıkarıyor ve duygusal anlar yaşatıyor. Her sayfasını ayrı keyifle okudum. Tavsiye ederim.
KIŞKIRITICI, AKIL KARIŞTIRICI, DÜŞÜNDÜRÜCÜ, SOLUKSUZ BİR ROMAN

Dan Brown okurları, Dan Brown’ın yeni bir kitabını okumadan önce hemen hemen ana hatlarıyla hatta ara hatlarıyla da dahil olmak üzere ne okuyacaklarını, kurgunun kısmi olarak da kollarını bilirler. Robert Langdon bir kurumdan veya bir kişiden bir davet alır, cinayet ile olaylar başlar, cinayetin arkasında tarih, bilim, sanat ve dini öğeler yer alır ve Langdon baştan sona suçlu durumunda gözükürken, olaylar ve şifrelerin çözülmesi ile de konu sonuçlanır ve okur da kendini heyecanın içinde bulur. Başlangıç da bu şekilde olup, tüm diğer kitapları gibi konuya girdikten sonra her bir sayfasının final havasında heyecanlı olduğu bir kitap. Tabii bunların yanında Langdon her bir defasında da bir kadın ile tanışır, beraber ortak bir şekilde de maceralarına devam ederler. Tanışılan kadın da Dan Brown’ın tasvirleri ile öğreniriz ki güzel ve çekici bir kadındır. Genelde bu tarz romanlarda kadın ile erkek arasında istemsiz bir şekilde aşk başlar hatta devam kitaplarında da aynı kişi devam kitaplarına tekrardan dahil olur; ama Dan Brown kitaplarında bu durum hiç yoktur. Kitap içerikleri unutulmayacak, kitap içindeki dünyada çok ses getirecek kadar önemli bir olay olsa da bu durumla karşılaşmayız, o kadından ses seda çıkmaz artık. Düşünüyorum da, Robert Langdon’ın yeni bir macerasına acaba Sophie Neveu ya da Vittoria Vetra bir şekilde dahil olsa ya da bambaşka kitabı olan, seri dışı romanı olan İhanet Noktası’ndaki Rachel Sexton filan dahil olsan nasıl olur? Bence çok güzel olurdu hatta diğer kitaplara yapılan ufak göndermeler ile de bu güzelliğin keyfi artardı. Bunun ufak örneklerini Greg Iles kitaplarında görsek de bana göre en başarılı şekilde yapan Michael Connelly ‘dir. Bu benzerliklerle beraber Brown’ın kitaplarında olmazsa olmazı artık alışageldiğimiz katilidir, Langdon ve yanındaki kişiyi sürekli kovalayanıdır. Cehennem’de bu kadar net olarak yoktu ama genelde katilin farklı bir özelliği olur, fiziksel bir kusur ya da değişiklik gibi ve katilin acılarla olan geçmişi gibi. Bu kitapta da Dan Brown’ın bu özelliklerinin hepsini görüyoruz. Kısaca özet geçmem gerekirse Dan Brown okurları, yeni bir kitabı çıkmadan önce kitabı için ne şekilde işleyeceğini, ne şekilde ilerleyeceğini bildiklerinden dolayı merak ettikleri Brown’un bu sefer hangi tarihi unsuru kullanacağı, hangi tarihi gerçeklere bağlantı yapacağı ve bunları günümüze ne şekilde bağlayacağı esas merak konusudur. Tipik Harlan Coben kitaplarının biraz farklı beklentisi olarak da denilebilir. Coben kitaplarında da okur ne okuyacağını bilir, sadece bana göre hiç kimsenin tahmin edemeyeceği sürpriz finalini merak eder, çünkü bilindiği üzere Coben romanlarında da bir aile üyesi kaybolur/kaçırılır/ölür ve gelişme kısmında bu kişi sanki suçlu ve kötü olarak görünür ve okur bu durumu artık kabul de eder. Final de Coben kitaplarının isimlerine yakışacağı şekilde hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı anlaşılır ve mükemmel bir final ile de kitap sonuçlanır.

İki yazarı kurgu olarak olmasa da kendi usüllerine göre yazım tarzı olarak aynı kefeye koydum diyebilirim; ama Brown’ın Coben’e göre farklı çok güzel ve çok başarılı şekilde yaptığı bir şey daha var, o da hiç şüphesiz tabii ki reklam. Tek kelime ile desteklemek gerekirse mükemmel reklam. Dan Brown kitapları güzel, akıcı, okunması kolay olmasına rağmen çoğu gerilim/macera romanları gibi içi boş da değildir ama dünya gündeminde çıkarttığı ses kadar da dolu değildir demem gerekiyor; ve bu işi de, yazarlığı da çok iyi yaptığını söylemem gerekiyor. Bu kitabının çeviri aşamasında bile takdire şayan bir şekilde ülkemiz dahil aynı zamanda yayınlanacak ülkelerin çevirmenlerinin bilinmeyen bir şehirde bir bina içinde kilit altında tutulmaları bile gerekli olduğu kadar bana göre kitap için de mükemmel bir reklam oldu. Düşünsenize çeviri odanıza girerken cep telefonlarınızdan, saatlerinize kadar her bir şey dışarıda bırakılıyor ve çoğu şeyden bihaber şekilde çeviri yapıyorsunuz, aynı Dan Brown kitaplarının içeriği gibi çevirisi de süper gizemli bir organizasyon.

Başlangıç’ta Dan Brown, Melekler ve Şeytanlar’dan sonra tekrardan sürekli karşı karşıya gelen bilim ve dini karşı karşıya getiriyor. Teist olan ya da olmayan biraz düşünen hemen hemen herkesin sürekli düşündüğü iki soru vardır, “Nereden geldik?” ve “Nereye gidiyoruz?” sorularını düşünür, fikirler üretir ve üzerine yorumlar yaparız. Bu kitapta da yazar bu iki soruyu temeline alarak kurgusunu oluşturmuş. Burada, bu sitede bile bu ve benzeri konular sürekli tartışılır, sürekli de her yerde gündemimizde olacak sorulardır. Dediğim gibi kitaba bu riskli belki de kışkırtıcı sorulardan temel oluşturup ortaya mükemmel bir roman çıkartmış. Ve bana göre de kitapta olan sunum kısmında gördüğüm en sağlam, en gerçekçi sorgulamanın yapıldığı, aynı şekilde düşüncelerin barındırıldığı bir kitap. Sorgu yapan tarafa da hak vermemek gerçekten çok zor. Yeni moda ateist dalgasının yaptığı gibi basit bir şekilde, basitliğinden insanı sinir edici seviyede tespitleri kullanmayan karakterlerin olduğu bir sunum. Bu kısımlar ise aklın karışıp ve düşünmeye şevk ettiği en başarılı kısım, yapılan sunum ise kesinlikle izlemek istediğim, gözlerimde adeta canlanan, sunumda verilen efektleri duyabilmem kadar güzeldi. Nereden geldik ve nereye gidiyoruz soruları kitap için esas soru olsa da benim için kitapta daha zor olan iki adet başka bir soru var: #24671301 Bilim ve din romanda karşı karşıya geldiği için de adından anlaşılacağı üzere romanın baş konusu “yaratılış”, bir tarafta din adamlarının anlattığı tek seferde yaratılış kısmı var, diğer tarafta ise bilim insanlarının anlattığı bir sürece dair olan başlangıç kısmı var, maalesef ki olması gerektiği ama maalesef bir türlü olmayan, var diyenlerin de tepki gördüğü bir sürecin dair olduğu yaratılış kısmı tabii ki de yok, her ne kadar Langdon bunun olabileceğini söylese de genel olarak bu düşünce ne romana hâkim ne de dünyamıza. Nereden geliyoruz ve nereye gidiyoruz sorusu gerçekçi bir şekilde tarafların sadece kendi düşündüğü taraflarından tek taraflı olarak baktıkları için kısır bir döngüye de girmemesinin imkânsız olduğu bir durum. Aslında Edmond’ın dediği gibi, bu iki soru, aynı hikâyenin iki yarısıdır. Çok öncelere gitmemiz lazım cevap için, İsa’dan 4 milyar öncesine kadar gitmemiz lazım ki tam olarak net cevabı ancak o zaman bulabiliriz ya da dini gerçeklerle bilimin şimdilerde harmanlanması lazım. Konu bu şekilde olunca da sürekli aklıma Miller-Urey deneyi geldi ve tabii ki Dan Brown da kitabında bu konuya ayrıntılı şekilde giriş yapmış. Bazı incelemelerde de kitabın içinde bahsi geçen buluşla ilgili denildiği kadar büyük ve önemli olmadığı söylenmekle beraber tüm dinleri yıkacağı sözünün altında ezildiği söyleniyor. Asıl olan bu söylemlerin büyük bir yanlış olduğu, yapılan buluş denildiği kadar yer yerinden oynatacak bir buluştur ve böyle demek de ya kitaptaki ve gerçek hayattaki gibi bazı kişilerin dini bilgilere kayıtsız, şartsız ve sorgusuz şekilde bağlı olmaları ya da bu tarz bilgilere uzak olup olayın büyüklüğünü kavrayamamaktır. Yapılan buluş gerçek olsun, emin olun dinler gerçek bir darbe yer, ortaya başka bir soru daha çıkar ama bu darbenin büyük olmadığının bir göstergesi de değildir ve tabii ki de önemli bir başka şey bu buluş yapıldıktan sonra kişilerin bunu ne kadar dinleyip anlamak istedikleri de olacaktır. Hatırlatmak isterim hâlâ günümüzde dünyanın dönmediği ve yuvarlak olmadığını söyleyen Müslüman din adamları hatta Hristiyan din adamları var, hatta bir Müslüman din adamı Güneş dünyayı aydınlatıyorsa eğer uzay neden karanlık diye sorduğu 1 byte etmeyecek beyni ile konuşması da var.

Kitap içeriğinde ara ara bir internet sitesinden haber başlıklarını ve kısa kısa haber içeriklerini okuyoruz. Bu kısa bölümler hem heyecanı arttırıyor hem de çapı büyük olan bu kovalamacanın kısa bir özeti gibi oluyor. Kitaptan unutamadığım bir başka karakter de Winston. Bu kitabı okuyup da Winston karakterine hayran olmayacak, onu sevmeyecek bir okur yoktur diye düşünüyorum. Dikkatli ve düşünerek okuyan bir okursanız kitabın sonunu aslında çok rahat şekilde tahmin edebilirsiniz, Dan Brown eklentisini de bolca merak edersiniz.

Altın Kitaplar, acele olarak hızlı bir şekilde kitabı bastığı için Kayıp Sembol’de olduğu gibi imla hataları bu kitabın da birkaç yerinde mevcut. Meksika dizilerini biliriz, karakterlerden biri bir mektup vs. alır ve o mektubun çok önemli bir yazı yazdığını, konuyu çözüp başka boyutlara taşıyacağını biliriz, heyecanı ve merakı yüksek tutmak için de mektubun hemen okunduğunu göremeyiz, okunsa da içeriğini bilemeyiz hatta öyle bir durum olur ki 3 – 4 bölüm sonra mektubun okunduğunu görürüz, kısa bir an olsa neyse kabul edilebilir de süreç uzatılınca maalesef bu durum izleyiciyi sıkar ve maalesef ki Dan Brown da bir durum için 3 bölümde bu tekniği kullanmış, ilk bölüm sonunu anlarım, ikinci bölümün de sonunda açıklanmasını anlarım ama dediğim gibi süre uzayınca maalesef heyecan ve merakın artmasından ziyade okura, en azından bana sıkıcı geliyor.

Kitap içinde diğer tüm Langdon maceraları gibi birçok sanat eseri hakkında bilgiler mevcut, bu sefer modern sanattan da bilgiler alıyoruz, resim olduğu kadar bestelerden de bilgiler geçiyor. Kitap içinde geçen beğendiğim bir notayı da buraya bırakayım, sessiz ortamda dinlemenizi tavsiye ederim.

https://www.youtube.com/...LPIfgzi0E&t=575s
Herkese merhaba öncelikle bu kitapla olan bir anımı anlatarak incelememe başlamak istiyorum. Ben ortaokuldayken Da Vinci Şifresi ile Melekler ve Şeytanlar hediye olarak gelmişti. O zamanlar tüm dünyada satış rekorları kıran popüler kitaplardandılar. Ben ise kitaplığıma koymuş ve hiç ilgilenmemiştim. Çünkü neden ilgilenecektim? O sıralar Alacakaranlık serisi ile kafayı bozmuş, Edward ile aşk yaşamak ile meşguldüm. Gerçekten vampirler var mı? Olsa ne iyi olurdu. Türkiye'de de böyle şeyler olsaydı ve ben de böyle bir aşk yaşasam vs vs. düşünmekten kafayı yiyordum. Odamın duvarlarına Edward posterlerini ben asıyor, annem ise indiriyordu. Ilk aşkımın katili! Neyse efendim en son aldım Dan Brown kitaplarını götürdüm kitapçıya ve saçma vampir kitapları ile değiştirdim. O dönemler piyasadaki tüm vampir kitaplarını okumakla meşguldüm çünkü Dan Brown ne yazmış ne etmiş umrumda değil. Hala kitaplıgımda kırmızı, mavi duruşlarını hatırlar ve hüzünlenirim. Ondan sonra büyüdüm tabii :D lise çağımda insanların hep bu kitaplardan bahsetmeleriyle falan nasıl kötü oluyorum anlatamam. Ama içimden para verip almak da gelmiyor bu kitaplar hediyeyken güzeldi çünkü kıymetini bilmesem de. O yüzden Yusuf Çorakcı ' ya buradan da ayrıca bir teşekkür ediyorum. Bu kitabı bana hediye ettigi için. Sanki kaybettiğimi sandığım eski bir dostuma kavusmus gibi oldum!

Dan Brown ile ilk tanışmam oldu ve bilgisine, araştırmalarına hayran oldum. Gerçekten işini titizlikle yapan biri. Genelde macera, aksiyon, polisiye türü insana geçirdiği hoş vakitten başka bir şey katmaz. Bitirdigin anda unutulur gider, bir iz bırakmaz. Ancak Da Vinci Şifresi'nde yok yok! Sanat olsun, tarih olsun, macera, aksiyon, gerilim... Sayesinde bir çok yeni bilgi ögrenip bu da yetmezmis gibi duygudan duyguya koştum. Da Vinci gibi bi deha hakkında ögrendiklerim zaten benim için oldukca sasırtıcıydı. Bir de şunu fark ettim okurken sanattan ki ozellikle resim sanatından bir sey anlamıyormuşum! Da Vinci'nin yaptığı resimlere internetten bakıyorum kitapta deginmesi üzerine mesela öyle bön bön hiçbir şey ifade etmiyor, bir şey çagrıştırmıyor, ana fikri vs. hiiiç anlayamadım ve dedim ki bırak bu işleri İlgen sen sadece oku! :)) Eger incelememi sonuna kadar okuyanınız varsa çok teşekkür ederim lafı bayagı uzattım sanırım işsizligime denk geldi!! :)) Özetle okuyun, okutun efendim. Herkese keyifli okumalar olsun :)
İncelememe başlarken okumama vesile olup, bu incelemeyi yapmama yardımcı olan Damla Köseoğlu arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. :)

Dan Brown'dan her sayfası aksiyon dolu bir eser. Melekler ve Şeytanlar. Din ve bilim, kilise, fizik, tarih ve gizli bir örgütün akıl almaz sırları. Melekler ve Şeytanlar olağanüstü bir çalışma, mükemmel bir araştırmanın ürünü. Harvard Üniversitesi'nin dünyaca ünlü Simgebilim Profesörü Robert Langdon sabaha karşı bir telefon alır. Ardından, arayan kişi bir de fax gönderir ve faksta Langdon'dan karmaşık bir yazıyı çözmesi istenir. Bu yazı İsviçre'de öldürülen bir fizikçinin göğsüne dağlanmıştır ve çok uzun zamandan beri Katolik Kilisesi'ne karşı olan gizli bir kardeşlik örgütü Illuminati'nin sembolüdür. CERN'de çalışan ve aynı zamanda öldürülen fizikçinin kızı olan Vittoria Vetra ve Langdon kendilerini amansız bir oyunun içinde bulurlar. Roma Vatikan ve CERN'de geçen olayların temelinde, İlluminati ve Katolik Kilisesi arasında yüzyıllar süren çekişme vardır. Vittoria ve Langdon'ın zamanları da oldukça sınırlıdır. Çünkü birileri Katolik Kilisesi'ni yerle bir edecek bir silahı çoktan devreye sokmuştur.


İncelemenin bu bölümünde çoğunlukla yüzeysel bilgi sahibi olduğunuz İlluminati hakkında detaylı bilgiler yer almaktadır.

Tarih boyunca kendi gerçeklerini arayan din ile bilim arasında hep derin bir uçurum olmuştur. Her iki kesim de kendi yöntemlerini kullanarak bir sonuca varmaya çalışmıştır. Özellikle Orta Çağ'da, Avrupa'da egemen olan Skolastik düşüncenin de etkisiyle kilise dine karşı geldiği ve dini yapıya zarar verebileceğini düşündüğü bazı bilimsel gerçekleri açıkladığı için bilim adamlarını cezalandırdı. Birçok bilim insanının cezası ölüm oldu. Kilisenin gerçeği tekelinde bulundurma isteği ise bazı bilim adamlarında dünya akademik aydınlanmasında ilerleme olmayacağı endişesini doğurdu. Bu sebeple ilk bilimsel beyin takımı kurulmuş oldu: İLLUMİNATİ

Kilisenin tekeline son vermek icin faaliyetlerini büyük bir gizlilikle yürüten bu gizli kardeşlik örgütünün üyeleri bir süre sonra Katolik Kilisesi tarafından zalimce katletildi. Roma'da toplantılarını yürüten bu bilimsel ve akademik beyin takımının tek bir amacı vardı: Kiliseden intikam almak. Ancak onları durduran kişi diğer bir Illuminati üyesi Galileo Galilei oldu. Galileo din ile bilimin düşman olamayacağını, Tanrı'nın cennet ve cehennem, sıcak ve soğuk fikir simetrisi olduğunu anlatmaya çalıştı. Ancak bu birliği istemeyen kilisenin Galileo'ya cevabı günahkâr ilan edilmesi ve öldürülmesi oldu. Ardından bir kısım bilim adamı idam edilirken hayatta kalanlar Roma'dan kaçtılar.Bu olaylardan sonra iyiden iyiye gizli bir örgüt haline gelen ve daha karanlık, daha Katolik karşıtı bir tutum sergileyen Illuminati oldukça güçlendi. Bunun üzerine kilise onları İngilizce'de "Satan" olarak bilinen "Şeytan" kelimesini kullanarak tanımladı...

Bu bilgiler daha uzun uzadıya yazılabilirdi ama bazı bilgileri bu muhteşem kitabı okuyunca öğrenmeniz daha iyi olacaktır. Yazar Dan Brown en sevdiklerim arasına girdi bile. Kesinlikle öneriyorum. Uzun araştırmalar sonunda yazılmış kaynak niteliğinde bir kitap. Keyifli okumalar.
Kitabımız dünyadaki dinlerin ortaya çıkışını konu alan bir cinayet romanı ancak diğer Dan Brown kitapları gibi etkileyici ve güzel değildi. Yani en güzel kitabı değil. İlk başlarda çok sıkıldım. Sonrasında konuyu anlamaya çalıştıkça kitap eğlenceli hale gelmeye başladı. Fazla da merak uyandırıcı değildi.
Ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biridir Dan Brown... Her kitap öncesi yaptığı incelemelerle ve araştırmalarla okuyucuyu daha çok bağlıyor kitabına. Hem okuyor hem de onunla birlikte hayal ediyoruz her an...

Kitap, 12 ülke ile aynı anda ülkemizdeydi ve çeviri iki ay boyunca Barcelona'da sıkı güvenlik önlemleri eşliğinde yapıldı. Konu ise hepimizin aslında merak etmekten kendini alamadığı "Nereden geldik?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevapları ve bu cevapların dini açıdan yıkıcı etkileri...

Yine bir Robert Langdon klasiği ile karşımızda yazar. Hangimiz hayran değiliz ki Langdon'a! Bu kez İspanya'da Guggenheim Müzesi'nde başlıyor her şey. Robert'ın eski öğrencilerinden biri olan Edmond Kirsh'ün insanlığın yaşayışını ve tüm bildiklerini değiştireceği tahmini imkansız buluşunu açıklamak üzere yaptığı davet ile başlayan macera; Kirsh'ün ani ölümü ile bulduğu yanıtın ortaya çıkarılma serüvenine dönüşür. Ve bu yanıtı ortaya çıkaracak kişi Robert'tan başkası değildir elbette.

Benim şahsi fikirlerime gelince, Dan Brown'dan kutsal kâse, Dante, Cehennem, Da Vinci, Michaelangelo okumaya alışık biri olarak şaşkınlığımı gizleyemedim bir süre... Kitap yine sanat tarihi ile ilgili birçok bilgiden oluşuyordu ancak kendi tarzının dışına çıkmıştı Brown. Modern sanat ile ilgili fazla bilgim olmadığı için de bu şekilde düşünmüş olabilirim. Bunun dışında, her eser ve eserin sahibi ile ilgili fikir edinme şansını buluyoruz Başlangıç'ı okurken.

Ayrıca, kitapta bir şeyler eksik geldi bana... Sanırım daha fazla heyecan ve karmaşa bekledim ben. Sonuçta Cehennem okurken yaşadığım heyecanı okuduğum birçok kitapta yaşamadım. E yazar da Dan Brown olunca aksiyon beklememek elde değil dostlarım.

Okuyucunun ilgisini çeken ve merak uyandıran konuya sahip olan kitap, dini yönden de tartışmalara neden olacak gibi. Zaten yazar Dan Brown ise bu tartışmalar da kaçınılmaz oluyor :)
Kitabın güzelliği konusunda birçok arkadaşımla aynı fikirde olsam da, Dan Brown'ın en iyi kitabı olduğunu düşünmüyorum. Yine de okunmayı hak eden, birçok yeni şey öğreneceğimiz bir eserdi.

Ve kitapta bahsedilen yerleri görmek isteyenler için bir site bırakıyorum aşağıya. Umarım işinize yarar, iyi okumalar... :)
https://www.google.com.tr/...-ve-eserler.html/amp
Macera-gizem-gerilim üçgeninde tekrardan savrulmaya hazır mısınız?

Bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyümüş olan Dan Brown, Robert Langdon serisinin ilk iki kitabı olan Melekler ve Şeytanlar ve Da Vinci Şifresi’nde yetiştiği çevrenin özelliklerini sonuna kadar kullanıyor. Gizli toplulukların ve sanat eserlerinin özelliklerini; tapınakların, müzelerin, kutsal yerlerin çevre tasvirlerini büyük bir ustalıkla gözümüzün önüne seriyor. Bu kitabında da saydığım şeyleri çokca görebilirsiniz.

Dan Brown, Mason olan dedesinden etkilerek yazdığı Kayıp Sembol’de, Farmason Kardeşliği’nin bilinmeyenlerini, spekülasyon olmuş safsatalarını tüm yönleriyle açıklıyor. Bunu yanında Invisble College, CIA Güvenlik Ofisi, Noetik Bilimler Enstitüsü hakkında da ilginç bilgiler bulacaksınız. Olayların direk kitabın başından başlaması sizi beklemekten kurtarıyor. Tüm olayların bir gecede geçmesi zaten akıcı olan romanı daha da akıcılaştırıyor.

Konusundan kısaca bahsedersek; Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon’dan, bir sabah yakın arkadaşı Peter Solomon’un düzenlediği konferansta açılış konuşması yapması istenir. Daveti kabul eden Langdon konferansın yapılacağı salona vardığında kendini büyük bir oyunun içinde bulur. Salonun ortasına bırakılmış kesik bir el Langdon’a Antikçağlarda kullanılan sembolik bir çağrıdır. Arkadaşının hayatı için bu çağrıya uymak zorunda olan Langdon bizi masonik sırların, kayıp yerlerin, Antikçağ saklı bilgilerinin olduğu bir maceraya sürüklüyor. Peki Antikçağların gizemli sırları ortaya çıkıp, dünya büyük bir değişimle mi karşı karşıya kalacak ya da bu bilgiler sonsuza kadar kayıp mı olacak?

Düşüncenin ya da ruhun kütlesi var mıdır? Varsa, ölçülebilir mi? Düşünce gücüyle madde etkileşimine geçilebilir mi? Zihinsel ve ruhsal yetilerimizin tamamını kullanabilir miyiz? Kitabın ana kurgusunu oluşturan Noetik Bilim bu soruların cevabını arıyor. Son on yıldır adını duyduğumuz, düşünce gücünün maddeye olan etkisini inceleyen bu bilimin temeli Antikçağların yüksek bilgeliğine dayanıyor. Asırlardır dini, batıl inanç olarak ele alan bilim Noetik ile birlikte kendi yarattığı inanç boşluğunu doldurmaya çalışıyor. Bu tezat neler doğuracak henüz bilmiyoruz.

İyi okumalar.
Melekler ve Şeytanlar
Din ve bilim çatışmasını çok güzel anlatan bir kitap.
Dan bu kitabında da Yine sağ gösterip sol vurdu, iyiler kötü, kötüler iyi çıktı. son 100 sayfa kala artık kimin ne olduğunu anlıyor ve şaşırmaya başlıyor insan.
Dan Brown favori yazarlarimdan biri , kitaplarını büyük titizlikle yazıyor. Ve sonunda okuyucuyu mutlaka şaşırtıyor.
Çok sayfalı olmasina ragmen sıkılmadan kendini okutuyor ,kitabin her bölümünde gizem ,heyecan ,aksiyon ve bolca bilgi var.
Yazarını bilmeden okumaya başlasaydim Dan Brown'un yazdığını anlardim , yazım sekilinden ve şimdiye kadar okuduğum tüm kitaplarinda
-Langdon'un yanında ölen kişinin yakını var bu hep kadın oluyor ve Langdon'a yardım ediyor sonunda aralarında duygusal bağ oluşuyor.
-Katil baskasi gosteriliyor ama aslında başından beri onlara yardım eden kişi çıkıyor
- Hristiyanlık dinini çokça anlatıyor .
Vs ... Bu tür şeyler langdon serisinin tüm kitaplarında var.
Harvard Üniversitesi simgebilim profesörü Robert Langdon'dan nefes kesen bir macera daha. Dan Brown gizemin, bulmacaların, birbirini takip eden olayların ve merakın doruk noktasında birleştiği bir kitap ile karşımızda.

Louvre Müze Müdürü Jacques Sauniere, dünyayı yerinden sarsacak belgeleri elinde bulunduran gizli bir kardeşliğin son temsilcisidir. Belgelerin açıklanmasını kendileri ve Katolik Kilisesi için tehlikeli bulan bir tarikat Sauniere'i öldürür. Sauniere belgelerin yerinin kendisiyle birlikte mezara gitmesini istememektedir ve ölmeden önce vücuduna bazı semboller, yanına da bir şifre yazar. Robert Langdon ve Fransız Kriptoloji Uzmanı Sophie Neveu'nun burda dahil olduğu olayların akışı sizi hayrete düşürecek.

Sanat ve din tarihinden genişçe bahsedilen kitapta özellikle Hıristiyan dini açısından tartışmaya açık ve kesinliği bilinemeyecek olan bilgiler yer alıyor. Ama beni bu kitaba çeken bundan çok sanat eserlerindeki ince ayrıntılar ve tarihi mekânların zihnime kazınan tasvirleri oldu. Soluk kesici bir kitap okumak istiyorsanız tam aradığınız kitap olacaktır. İyi okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Dan Brown
Tam adı:
Daniel Brown
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Exeter, New Hampshire, ABD, 22 Haziran 1964
Dan Brown, 22 Haziran 1964 doğumlu ABD'li yazar.

Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisi’nden mezun olduktan sonra bir süre eğitim gördüğü bu okullarda İngilizce öğretmenliği yaptı. Şifre çözme ve gizli hükümet örgütlerine duyduğu ilgi, 1996'da ilk romanı Dijital Kale'nin ortaya çıkmasını sağladı.

Roman, yayımlanmasından hemen sonra Dan Brown bir anda elektronik kitap listelerinde 1 numaraya yükseldi. Amerika Ulusal Güvenlik Teşkilatı'nı (NSA) konu alan roman sivil halkın mahremiyeti ile ulusal güvenlik arasındaki ince çizgiyi irdeliyordu.

Başkanlık Ödülü'nü kazanmış bir matematik profesörü ile ilahiyat müzisyeni bir annenin oğlu olan Dan Brown, bilim ve din gibi paradoksal felsefelerin egemen olduğu bir ortamda büyüdü. Bu birbirini tamamlayıcı görüşlerden aldığı esinle ünlü romanı Melekler ve Şeytanlar'ı 2000 yılında yazdı. Bu yapıt da bir İsviçre fizik laboratuarı ile Vatikan kenti arasında geçen, bilim ve din odaklı bir gerilim romanıdır.

Yazar 2001'de yazdığı tekno-gerilim türündeki ikinci romanın İhanet Noktası'nda da politikada ahlak, güvenlik ve gizli teknoloji konularını işledi.

Dan Brown, büyükbabasının da mason olduğunu pek çok programda açıklamıştır. Evlerinde garip önlükler ve beyaz eldivenler bulduğunu söylemiştir.Kayıp Sembol adlı romanını da bu yüzden yazdığı düşünülmektedir. Kitabın konusu da masonluktur.

Ayrıca, 2003 yılında çıkardığı ve tüm dünyada satış rekorları kıran Da Vinci Şifresi kitabının da yazarıdır. Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar kitaplarının filmi de çekilmiştir.

Sanat tarihçisi ve ressam olan eşi de araştırmalarına yardım etmekte ve eserlerine fon sağlamaktadır.

Romanlar:

- Dijital Kale (1998)
- İhanet Noktası (2001)

Robert Langdon Serisi

- Melekler ve Şeytanlar (2000)
- Da Vinci Şifresi (2003)
- Kayıp Sembol (2009)
- Cehennem (2013)
- Başlangıç (2017)

Yazar istatistikleri

  • 3.710 okur beğendi.
  • 40.370 okur okudu.
  • 741 okur okuyor.
  • 14.599 okur okuyacak.
  • 603 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları