Darmin Hadzibegovic

Darmin Hadzibegovic

YazarÇevirmenEditör
8.3/10
4.814 Kişi
·
18,6bin
Okunma
·
1
Beğeni
·
859
Gösterim
Adı:
Darmin Hadzibegovic
Unvan:
Yazar
Kara Kitap, modern Türk edebiyatının en tuhaf, en değişik ve en özgün romanlarından biridir. Yapı, üslup ve konu zenginliği bakımından hem Türk edebiyatında hem de Pamuk’un bütün eserleri içerisinde en çarpıcı ve en benzersiz romanların başında gelir. Romanın okurdan talep ettiği dikkat karşılığında okura verdiği başdöndürücü derinlik ve şaşkınlık duygusu benzersizdir.
●Kitaba bol bol, elimden geldiği kadar çok Türkiye koymam gerektiğini biliyorum.
●Türkiye. Türk gibi. İki Türk nasıl konuşur. Bıyıkları nasıldır. Nelerle ilgilenir. İlgilenmezler,vb.vb.
●"Taklit. Teyzeleri, amcaları taklit! Kültürel taklit."
gerektiğini biliyorum.
●Başka bir şeylerden bahsederken başka bir şeylerden söz etmek.
●Mekanik olma! Kurgu yok: kolay okunur. Tuhaf bir kitap.
Bir süre sonra, işlerin düzelmediğini görecekler. Ellerindeki ekmek büyümediği için senden aldıkları umut da tükenmeye başlayacak.
516 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
ANLAŞILAN ALIŞMIŞIM, SENSİZ OLMAZ!..

Hayat hem uzun, hem çok kısa. Gerçek aşk mı? Ömürde bir başa gelir, o da belki...
Kimi zaman hepimiz karşımızdakini idealize etme eğilimini gösterebiliyoruz. Bize bağdaştırmak, kendimize benzetmek uğruna müthiş çabalar sarfediyoruz. Ehh.. Yaşamak istiyoruz o tutkuyu.Eskimeyen, bitmeyen gerçek sevda öyle herkesin başına gelmez. O ateş hep de en olmaza, en zoruna düşer. Öyle bir şey olur ki hiç olmayacak bir dönemde; onca işin, yoğunluğun, hayat mücadelesinin, kurulu düzenin içinde öyle bir çiçek belirir ki sanki dünyada bir o bir biz varmışız gibi.. Ondaki bizde olmayan özellikler çığ gibi büyür gözümüzde. Ona sahip olma arzusu ile yanıp tutuşuruz. Onun sahip olduğu güzelliklerle, kendi hayatımızdaki boşlukları doldurmaya çabalarız.İlahlaşır nazarımızda. Dopdolu anlamlar yükleriz ve onu, tutar kalbimizin taaa en güzel yerine koyuveririz. Sonra mutlaka onsuz kalırız. Eyvah.. Kuş uçmaz, arı bal yapmaz, su akmaz, dünya dönmez, kainat bayrağını yarıya indirir adeta.Bastığımız kaldırım taşına "O da buradan geçmiş midir acaba?" diye basarız. Şehrin en kalabalık caddesinde çok işimiz olur hep nedense (!) O gözler fıldır fıldırdır. E onu arar napsın,bir umut.. Olur ya. Milyon defa birilerini ona benzetiriz, o olmadığını anlayınca, nabız alabora, boğaz düğüm düğüm... En kalabalık etkinliklere katılma arzusu baş gösterir.. Konser, tiyatro ne varsa.. Umut dünyası,,, belki gözler bir kez daha buluşur diye. Aradan seneler geçer yine de düşünmeden edemeyiz.
Evet!.. Elbette bahsettiğim şey TAKINTILI AŞK!
Üüf.. Beladır, yaradır.. Bit dersin bitmez, git dersin gitmez. Yakandan bir türlü düşmez. Hiç olmadı bir şarkıda sinsice sızlatır yüreciğini. Yaşamını meşgul edip, bir ömrü ziyan eden o mel'un duygu. Kemal'in Füsun'a hissettiği şey tam da buydu.
SPOİLER! KAÇARI YOK :)
Şanzelize Butik'te müstakbel nişanlısı Sibel ile gittiği o dükkanda Kemal Füsun'u görür. Orada çalışan o kızcağızın, bir ömür peşinde koşacağı aşkın muhatabı olacağını bilemezdi elbette. Kemal nişanlanacağı Sibel'e rağmen Füsun'a aşık olur.
O GÜNLER İÇİN "Ömrümün en güzel anlarıymış, bilemedim." DER, KEMAL.
Gizli buluşmalar başlar. Tutkulu beraberlikler... Tenlerinin, ruhlarının birbirine karışmasıyla aşk sarhoşu iki aşıktır Füsun ve Kemal. Verilmiş onca söze rağmen toplum baskısı ve cesaretsizliğinden ötürü Kemal Sibel'e yüzük takar. İşte o nişanı duyan Füsun o gün ortadan kaybolur. Kemal kahrolur..Yanar,didinir bulabilmek için. Çok pişman olur ve herkesi, her şeyi silip kendini Füsun'u bulmaya adar. Seneler sonra bulur da. Füsun artık evlidir ama Kemal için ne bu evlilik ne de onca imkansızlık bu aşka engel değildir. Burukluk, kırgınlık, aşk, tutku, hasretin alasını bulacaksınız bu eserde.
KAVUŞTULAR MI DERSİNİZ?
Kavuşsalardı aşk olmazdı ki.. Kara Sevda uğruna yitirilen koca bir ömür. Buna rağmen "Herkes bilsin ki çok mutlu bir hayat yaşadım." diyen Kemal.. Bir anlık gafletle vazgeçtiği Füsun'u kaybetmesi, evli bulması, buna rağmen içindeki sevdayı büyütmesi, bütün onurunu hiçe sayıp; sırf Füsun'a yakın olabilmek uğruna onun kocasıyla kurduğu ahbaplık.. Aşkının büyüklüğüne Füsun'u inandırabilmek için yaşadığı onca gurursuzluk..
Füsun 'un evinden gizlice aldığı ona ait elbise, saç bağı, diş fırçası, toka, ruj.. Onun kullanıp attığı peçete, içip söndürdüğü sigara izmaritleri. Evet.. Sırf dudakları değdi diye tam 4213 adet izmarit biriktiriyor.
Kemal bu hastalıklı aşk yüzünden evini müzeye dönüştürüyor. Koca, evde sadece bir odada yatıp kalkıyor, evin olanca kısmını sevdasına müze yapıyor. MASUMİYET MÜZESİ...
AŞK LAFTAN ANLAMAZ Kİ!...


Füsun un ölümü, Kemal'in masumiyet müzesinde, onun anılarıyla ömür tüketmesi. Hikayenin neresinden tutsanız kırıklık, burukluk, özlem...
Müthiş bir eserdi...
Bu aşk hikayesini Orhan Pamuk o kadar ustaca kurgulamış ki, yürekten alkışlıyorum. Kaleminin gücüne bir kez daha ağzım açık kaldı. Hayranlığım arttı.
ESERİNE YAZARINDAN JEST ®
Bu tamamen kurmaca romanına Orhan Pamuk hiç rastlanılmamış bir jest yapmış. Kitabında tanrılaştırdığı o aşk için bir ev almış, içine o aşkın yaşanmışlığının havasını vererek müze haline getirmiştir. Bütün ayrıntılarını düşünüp çok samimi, gerçek bir atmosfer yaratmış. İlk İstanbul seyahatimde Beyoğlu'ndaki o müzeye gitmek ve bu kitabın havasını bir de orada solumak isterim ve ve... Aşka aşıklara bu kitabın okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
*****
Bunu da buraya bırakayım... Okurken dinlediğim tek şarkıydı
https://youtu.be/l-KmnqbT3ZA
Çok mu çok yakıştı...
506 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10 puan
Herkes bilsin çok güzel bir kitap okudum…

Nereden, nasıl, hangi şekil kitap hakkında düşüncelerimi anlatacağımı bilemiyorum. Bir kentteki bir devrin başarılı bir şekilde anlatılmasını mı anlatayım, takıntılı, hayatını güzel bir kadına indekslemiş ve çevresindekilerin ne diyeceğini artık hiç önemsemeyen aşık bir adamı mı anlatayım, yoksa güzel, hafif de inatçı olan aşkın sembolü olan kadını mı anlatayım bilemiyorum. Var mı aramızda Füsun’u tanıyan, en azından bir kere görmüş olan veya büyüklerinden onu tanıdığını duyan, onun hakkında birkaç cümleyi birinci ağızdan duyan veya Füsun’a, Çukurcuma’daki o evlerine komşu olan? Kemal’i tanıyan, Kemal hakkında çevresinden onun yaptıklarıyla ilgili bir şeyler duyan, Kemal’in topladığı şeyleri duyunca, Zaim gibi şaşıran ve “Gerçekten de bu Kemal, Füsun Hanım’ın her bir şeyini toplamış mı?” diye şaşırıp tepki gösteren?

Kırık bir aşkın hikâyesini içindeki en ufak şeylere kadar sunuyor Orhan Pamuk ve o her bir şeyin de masumiyetini, anısını okutuyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun aşkın, aşkın devamında gelip açığa çıkan baskın cinsel isteğin, kavuşamamanın ve kıskançlığın hayatları değiştirdiği bir aşk hikâyesi Masumiyet Müzesi. Aynı zamanda da İstanbul’un değişiminin, bir devrin anlatıldığı bir roman. 1960’lar ve devamında gelen Nişantası ve çevresindeki varlıklı ailelerinin (şimdilerde bu ailere yüksek sosyete de diyebiliriz) etrafında gelişen, modernleşme ve batılaşma isteklerinin hem haklı olarak gösterilip hem de eleştirildiği, bazı kısımlarda ise ahlak olarak sorgulanıp harmanlandığı bir eser de Masumiyet Müzesi. Romandaki ana üç konuyu Orhan Pamuk’un romanlarında yaptığı gibi madde madde sıralamam gerekirse eğer:

a) Kırık bir aşk hikâyesi olarak Orhan Pamuk aslında çok bilindik bir konu üzerine bu başarılı romanının inşasını kurmuş. Çok bilinmesinin sebebi de Yeşilçam filmleri tabii, ama Yeşilçam filmleri diye de burada okur Türk filmi havasında basit bir roman mı okuyacağız diye düşünmesin. Zaten Orhan Pamuk da bu benzerliği kitabın içinde saklamıyor, hem Kemal üzerinden hem de Feridun üzerinden Türk sinemasına, Yeşilçam filmlerine eleştirilerini yapıyor, en başta da bu yıllarda (konunun geçtiği tarih) neden bir sanat filmimiz yok diye sorgusunu da oluşturuyor. Masumiyet Müzesi’ndeki Yeşilçam benzerliği ise zengin bir işadamının sosyetik oğlunun tezgahtar bir kızla aşk yaşaması, yaşanılan aşkın hem sonuna gidilmesinin istenip aradaki farklardan ve belki de cemaatten gelecek tepkilerin fazlaca olması iken hem de yaşanılan aşkın özel aşk anlarının da sonuna kadar gidilmesi (burası b maddemiz) diyebiliriz. Ana hatlarıyla ne kadar da çok filmlerimize benziyor değil mi? Ama işte sanki burada Orhan Pamuk hem okura hem de o zamanların film yapımcılarına ders veriyor gibi. Zengin erkek ve tezgâhtar kızın aşk hikâyesi, cinsellikte sonuna kadar gidilip, kızın bekâretini kaybetmesi (filmlerde tabir böyle) ile sonuçlanmış olsa da çekilen filmlerimiz gibi değil de bu şekilde işlenmiş olmalıydı der gibi. Bu kısımlarda romanı kuvvetlendiren kısımlar ise en başta tabii ki de Kemal’in takıntılı ve yoğun aşkı ile Füsun’un güçlü (ama naif) kişiliği iken cemaatin de batılılaşma ve batılılaşmanın yanında gelecek dedikleri modernleşme.

b) Bu maddede ise Orhan Pamuk'un özellikle kitap içinde çokça yaptığı bekâret vurgusu diyelim. Hem kitabın geçtiği tarih olsun hem de yaşanılan aşkta maddi fark ve diğer zorluklar olsun bu konunun vurgusunu birkaç kez işlemiş. Bu maddede yazdıklarım belki bazı arkadaşlar için “spoiler” olarak görünebilir, ben yine uyarısını vereyim ama bana göre de “spoiler” sayılmaz, çünkü genel olarak kitabın ilk başlarında olan ve işlenen konular. Kim ne dersin desin, bence okuyan her kişi Füsun’u Kemal’in dairesine gittiğinde kendini Kemal’e bırakmasına bir yadırgama yani en azından neden bu kadar “kolay” ve çabuk olmuştur diye düşünmüştür. Zaten kitabın önemli parçalarından birinin, sorgularından birinin de bekâret konusu olduğu için esas olarak karşımıza çıkan konular, kızların kendilerini erkek arkadaşlarına herhangi bir gelecek düşüncesi olmadan teslim etmeleri, ya da gelecek düşünceleri olup evlilik sözünü teminat olarak görüp teslim etmeleri veya hiç etmemeleri de diyebiliriz. Ve tabii cemaatin yani dönemin burjuvazisinin de bu konuya bakışının işlenmesi diyebiliriz. Aslında OP burada aşk romanının içinde sosyolojik bir konuyu da ele alıp masaya yatırmış ve Kemal üzerinden hatta Kemal’in üzerinden birçok farklı görüşü vermiş. Yanlış anlaşılmasın Orhan Pamuk bu kısımda asla tek bir görüş verip kendi görüşünü okura empoze etmeye çalışmıyor, her romanında dediğim gibi her bir tarafın görüşünü kendi ağızlarından, hatta kısım kısım katı bir şekilde de verip kararı okura bırakıyor. Öncelikle ben burada teslim etme filan derken herhangi bir şekilde kendi düşüncemi belirtmiyorum, hiç yok hatta incelememde, sadece kitaptaki geçen havayı birebir vermek istiyorum.

c) Saplantılı aşk ise bana göre kitabın en büyük gerçeği. Takıntılı da aşk da diyebiliriz. Güzel, gerçekçi hatta naif bir aşk hikâyesi ama içine başarılı bir şekilde de Kemal’in saplantıları, takıntıları hatta kıskançlıkları da işlenmiş. Hele aslında kafasına en büyük şekilde takıp aslında yokmuş gibi düşündüğü olayların verdiği kıskançlık tanımlamaları ise çok başarılıydı. Kemal Füsun’u çok seviyor ve giderek de âşık olduğu kişinin sahip olduğu, dokunduğu ve kullandığı nesneleri çalması, o şeylerle özel anlar geçirmesi bu takıntının, bu saplantı aşkın başarılı bir şekilde kağıda dökülmüş. Kulağa pek normal gelmiyor aslında Kemal’in yaptıkları. Belki de hiç sevmeyeceğimiz hareketler de sergiliyor olabilir Kemal Basmacı. Fetişt bir aşkı da var diyebiliriz Kemal’in. Ama aslında çok iyi bir şekilde anlaşılıyor da Kemal, hak da veriliyor kendisine, aynen Merhamet Apartmanı’na gelen Füsun’a verilen, verilmesi gereken hak gibi. Sevdiğimiz kişinin kullandığı bir şey, ne kadar süre bizde olursa olsun, onu elimize aldığımızda koklamaya çalışıp, o ana, o duyguya geri dönmek istemez miyiz?

Ne dersiniz b maddesindeki görülen kızların sorunsalı ile c maddesindeki erkeklerin sorunsalı karşı karşıya derinlemesine incelenecek, aslında hak verilecek konular değil mi?

Orhan Pamuk, farklı bir eser ortaya çıkarmış. Roman olarak farklı olması kadar her bir eşyaya ayrı bölüm yazılması ile beraber romanın müzesinin kurulması da en büyük ve esas farklılığı. Dünyada yazar müzelerinin örnekleri var olsa da ülkemizde bir romanın müzesinin olması ve müzenin de aslında romanın içeriğine uyumlu olması hem edebiyat olarak çok güzel bir şey hem de ülkemiz adına çok güzel bir şey, tabii o da kıymetini biliyorsak. Tabii hem müze hem de roman olması hikâyenin boyutunu çift anlama taşıyor. Objelerle ruhu olan, şeylerin masumiyetini hissettiğimiz başarılı ve çok güzel bir roman.
465 syf.
·10/10 puan
Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un 10 yıllık çalışma sonucunda 2008 yılında yayımladığı Masumiyet Müzesi eserinde kurmuş olduğu muazzam dünyasınıyla aynı ismi taşıyan bir müze açmıştır.Müze ayrıca İstanbul’da açılan ilk şehir müzesidir.Müzede romanda anlatıldığı döneme ait objeler yer almaktadır.Ziyaret etmek isteyenler olursa Beyoğlu Firuzağa’da bulunmaktadır kitabı almamış olanlar müzeden de temin edebilirler.Ayrıca Masumiyet Müzesi New York Times tarafından en iyi kitaplar arasında yer alan listede yer verilmiştir.
“Hayatımın en mutlu anıymış,bilmiyordum.”cümlesiyle başlayıp “Herkes bilsin,çok mutlu bir hayat yaşadım.”cümlesiyle son bulan kitabın ilk ve son cümlelerinden de anlaşılabileceği gibi acı,hüzün,sevinç ve heyecan gibi duyguları konu almaktadır.Kitap 1970’li yıllardan 2000’li yıllara kadar olan uzun bir zaman dilimini anlatmaktadır.Uzun bir zaman dilimi içerdiğinden kitapla birlikte büyüyüp yaşlandığınızı hissediyorsunuz.Konu olarak 1970’li yıllarında geçen yoksul kız zengin bir erkek arasında geçen muazzam aşkı anlatmaktadır.Aşkın başkahramanları olan Füsun ve Kemal’in yaşamları,ilişkilerinde yaşadıkları ve çevrelerinde yaşananları hissederek okuyacaksınız.Üslup olarak gerçekleşten muazzamdı yazar sanki kalemle yazmamışta suya yazar gibi akmaktadır yazdıkları.
Kitaptan sonra “Hatıraların Masumiyet ” isminde filme uyarlanmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
465 syf.
·28 günde·Beğendi·7/10 puan
Herkesin bu kadar beğenip yere göğe koyamadığı bir yazar ve kitap hakkında nasıl inceleme yazacağım bilmiyorum. Linç edilmekten korktuğumu da belirtmek isterim :D Bu linç kültürünü bırakalım hanımefendiler ve beyefendiler :))

Orhan Pamuk’un okuduğum ilk kitabıydı. Yazar hakkında bir hükme varmak için çok erken olsa da, en iyi eseri olarak adlandırılan Masumiyet Müzesi’ni sitedeki bir çok okurun aksine ben yavan buldum. Bir şeyin eksikliğini ciddi anlamda hissettim. Onun ne olduğunu tam çözemedim hala. Konusunu aslında çok orijinal buldum o ayrı. Kendim de bir çok şeyi biriktirmekte takıntılı olduğum için ve hayatımın geride kalan bir zaman dilimini takıntılı bir insanla paylaştığım için o takıntılı aşk ve eşya biriktirme, eşyayla kendini tedavi etme çabaları beni çok kötü etkiledi. Evet gerçekten çok kötüydü..

Kemal’e kızarak başladığım hikayede, Kemal’e acıyıp Füsun’a kızarak bitirdim. Kemal’e kızmamın sebebi aşırı korkak davranmasıydı. Bu acıyı sevdiğini biliyorum. Bunu açıkça hissettim. Hatta ben bir noktadan sonra Füsun’a kavuşmaktan da korkacak diye bekledim. Bana gerçekçi gelmeyen ilk şey, dönem olarak darbe ve siyasi hareketliliğin olduğu bir dönemde politik olarak hiç suya sabuna dokunmadan hikayeyi bitirmiş olması. Duvarlarda yazan sloganları okurken görülüp gözaltına alınan insanların olduğunu bildiğimiz bir dönemde, “normal” insanlara göre bu kadar “anormal” davranan birinin nasıl fark edilmediğini, yanlış anlaşılamadığını aklım almadı.
80 darbesinde yaşadığı en büyük zorluğu sokağa çıkma yasağı sebebiyle Füsunların evinden erken kalkmak olarak anlatan Kemal beyi boğmak istedim açıkcası. Kemal’in kitabın sonlarında O P ile konuşurken Kar romanından bahsedip siyaseti sevmediğini söylemesi bile benim için yeterli olmadı açıkçası ne kahramanı ne de yazarı temize çıkarmak için. Siyasetten bahsetmemek için ve apolitik karakterler yaratmak için çok zorladığını düşünüyorum. Bu da benim kitapta bir eksiklik hissetmeme sebep oldu.
İkisi çok farklı yazarlar olsalarda takıntılı aşk kısmı hariç benzer bir hikaye yine İstanbul’da Vedat Türkali tarafından da yazıldı. Bir Gün Tek Başına kitabını okurken dönemin bütün ruhunu hissettiğimi hatta o kitabın karakteri olan Kenan’la birlikte uykusuz kaldığımı ve korkuyu bu kadar net işleyip bu kadar net hissettirdiği için Vedat Türkali’ye çok kızdığımı hatırlıyorum. Evet O P kasti olarak politik olmaktan kaçınmış ama dönemin olaylarını bu kadar görmezden gelip basit bir iki cümleyle anlatması beni çok incitti. Yani “artık sokaklarda bombalar patlıyor, ülkücülerin elinde olan kahvehanelerde katliam planları yapıldığı söyleniyordu” diyor “kahramanımız” Kemal. Eee Kemalcim sonra ne oluyor ? Sen ne yapıyorsun ? Füsunlardan erken kalkmak zorunda olduğuna mı üzülüyorsun ? Diye soruyordum bende ona bu satırları okurken. Sonra senin neden bu kadar tuzun kuru aşık olmak, takıntılı derecede aşık olmak insanı bir gerçeklikten bu kadar uzaklaştırabilir mi gerçekten diye düşünüyordum. Sonra hayır diyordum. Bunlar benim düşüncelerim tabi. Hatta bir ara Kemal’in apolitik olduğu için bu kadar korkak olduğuna karar verip kendimce bende onu cezalandırdım ve 1 hafta okumadım kitabı yarım bıraktım. Sonra yeniden başlayıp, bitirip kendimi de Kemal’i de kurtarmaya karar verdim.

Kitap ilerledikçe Kemal’e acımaya Füsun’a kızmaya başladım. Füsun’un Kemal’i sevdiğinden bile emin değilim şu an. Bu konuda da Füsun’a çok kırgınım. Yaptığı hiçbir şeye anlam veremedim bu kadının son yaptığı da dahil. Ve Füsun’un en az Kemal kadar takıntılı olduğunu düşünüyorum.

Bekaret konusu kitapta sıkça işlenmiş. Orhan Pamuk’un bu konuda da ne mesaj vermek istediğini tam kavrayamadım. Aşılmış bir konu olarak mı gösteriyor yoksa en azından kendisini olmasa da konuşulmasını tabu olmaktan çıkarmak mı istiyor bilemedim.

Kitabın yine en beğendiğim kısmı eşyalar biriktirmesiydi bu anlamda kendime benzettiğim için belki de. Eşyaya yüklenen anlamlar çok güzeldi. Aşk acısını bunlarla somutlaştırmaya çalışması beni çok etkiledi. Resmen acı çektim Merhamet Apartmanında Kemal’le beraber.
Zaman zaman antropoloji ve antropologlardan bahsetmesi çok hoşuma gitti severek antropoloji okumuş biri olarak. Beklediğim şey eşyalara yüklenen anlamlara ve biriktiriciliğe antropolojik bir yorum getirmesiydi, o da olmadı..

Esasen kitap çok övüldüğü için çok yüksek bir beklentiyle kitabı okumama da bağlıyorum hayal kırıklığımı.

Yine de küpe konusunun çözülmüş olması ve onca şeyden sonra Kemal’in mutlu bir hayat yaşadım demesi içimi rahatlatmadı değil. Kemalcim bu şarkı sana : https://youtu.be/5cpE6wX5w3c
Son olarak Metin T.’nin bu kitaba gönderme yazarak yazdığı hikayesini daha keyif alarak okuduğumu itiraf etmeliyim. Yorumda bizimle paylaşırsa çok sevinirim. Bütün Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk severlerin alınmamasını ve çok acımasız davranmamalarını rica ediyorum.

İlk taşı günahsız olanınız atsın lütfen. Teşekkürler :)
516 syf.
·Puan vermedi
MASUMİYET MÜZESİ - ORHAN PAMUK

*Kemal, "sosyete" kısmına dahil olan bir ailenin çocuğudur. Yine o çevrelerden Sibel ile evlenecek ve şaşalı bir düğünle tüm sosyete kısmına duyuracaklardır. Bir gün gittiği bir bütikte hayatını baştan aşağıya değiştirecek olan Füsun'u görür. Sonra hayatının en mutlu ve aynı zamanda birçok kaybına da neden olan yılları başlar. Benim bu romanda en çok sevdiğim şey ise eşyanın hükmüdür. Kemal, Füsun'un içtiği sigara izmaritlerinden, elinin değdiği her şeyi toplamaya başlar. İnsanın eşyaya veya "şey" e biçtiği değeri görürüz. Bu konuda çok sevdiğim yönetmen Nuri Bilge Ceylan şöyle der: "Biri ölür üzülmezsiniz, sonra asılı hırkasını görürsünüz, o hırkanın duruşu kalbinize oturur." Füsun, Kemal'den daha alt tabakadadır. Onun kurduğu, düşlediği hayaller ve umutlar vardır. Kemal ise, bu dünyada sahip olunabilecek çoğu maddi şeye sahip olduğu için onun aradığı başka bir şeydir. Füsun'dur yani. Aşk veya takıntı. İkisi de birbirinin ikizi zaten. Zamanla Füsun'la buluşmaya başlarlar. Bir gün evdeyken ikisi, Kemal kulağını dışarıya verir. Dışarıda çocuk sesleri, rüzgâr sesi, anların sesi vardır. O sesleri kaydetmek ister hafızasının en ucralarına. Sonra Füsun başka biriyle evlenmiştir. Kemal aşık ya veya takıntılı, gider kocasıyla da ahbaplık kurar. Sırf Füsun'a yakın olabilmek için. Akşam otururlar ailece televizyon seyrederler, Kemal de onlarladır. Bir Füsun'a bakar, bir televizyon sehpasındaki biblo köpeğe. Aşkına yakın olabilmek için birçok nüfuzdan vazgeçmiştir, birçok mertebeden de. Sonra Füsun'ların kaldığı evden de eşyalar almaya başlar. Bir oda dolusu eşya, bir oda Füsun, bir oda an biriktirir. Yazar, bu eşyaları müzeleştirmiş ve kitabın içine de bir bilet yerleştirmiştir. Tavsiye ederim..
465 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Derin, manalı, hafizalara kazınan bir cümle ile başlıyor Masumiyet Müzesi. Ama başlarken birçok hissi de beraberinde sunuyor okuyucuya...
On yıllık bir emek ve çalışmanın ürünü bu güzel eser. Kitap ile birlikte müze fikri de çok önceden düşünülmüş ve Orhan Pamuk bunun için çok sayıda müze gezmiş.

Kemal'in anlatımından okuduğumuz kitabın bazı bölümlerinde Orhan Pamuk da dahil oluyor hikayeye. Kemal ve çevresi ile olan anılarını kendi ağzından anlatıyor bizlere.

Yakın zamanda nişanlanacağı Sibel adında sevgilisi olan Kemal, bir butikte rastlıyor Füsun'a. Uzaktan akraba olmaları, yaşlarının farkı, bir ilişkisinin olması gibi nedenler engelleyemiyor hislerini ve Füsun'a sırılsıklam aşık oluyor Kemal. Dolu dizgin geçen Füsun'lu günlerin sonrasında, saplantıya dönüşen bir aşk kalıyor geriye.
Her görüşmede bir eşyasını çalıyor Füsun'un ve yılların sonunda Merhamet Apartmanı'ndaki o daire 'müzelik' eşyalarla dolup taşıyor. Kavuşma ümidini hiçbir zaman yitirmeyen Kemal, her geçen yıl daha da artan bir aşkla seviyor 'güzelini'.

Okurken bu kadar da olmaz Kemal, vazgeç artık dedirtti bana Masumiyet Müzesi. Aşk uğruna bunca şeye katlanılır mı? Bazı aşklar 'hastalıklı' boyutlara ulaşırsa hangi taraf daha çok üzülür? Kötü başlayan her şey kötü mü biter? Kararlar insanın hayatını ne ölçüde değiştirir? Okuyan birçok kişi bu soruları sormuştur kendisine, inanıyorum. Bu nedenle sadece bir aşk hikayesi değildir Masumiyet Müzesi.

"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Tüm o sayfalardaki duyguları, aşkı, çaresizliği, pişmanlığı anlatan tek bir cümle ile sonlanıyor Masumiyet Müzesi ve üzüyor bizleri.

1999 yılında müze yapma düşüncesi ile bir bina satın almış Orhan Pamuk. Ve kitapta Füsun'un oturduğu ev adresini verirken bu binanın adresini kullanmış. Füsun'un düşürdüğü kelebek figürlü küpeyi de müzenin logosuna taşımış. Füsun'u ziyaretlerinden topladığı 4213 adet sigara izmaritini, giydiklerini, takıları, mendili her şeyi biriktirmiş Kemal ve müzede hepsi sergileniyormuş. Mutlaka ziyaret edeceğim bir müze olacak Masumiyet Müzesi.
Yorumlarda, okuyanların sıkıldıklarını gördüm. Ancak tasvirler, açıklamalar renk veriyor kitaba bence. Devam edip, ilerledikçe okuduğuza pişman olmayacağınızı göreceksiniz.
516 syf.
·2 günde·9/10 puan
-spoiler-
Başlangıç cümlesiyle -Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.- çok ilgimi çeken kitap 1970-2007 arasında dönemin doğu-batı ilişkisini, cinsellik, bekaret, zengin-fakir gibi kavramları aşk üzerinden anlatıyor. Sibel ile nişanlı olan Kemal, nişanlısına çanta hediye etmek için girdiği butikte uzaktan akrabası olan Füsun’u görür ve ondan çok etkilenir. Çantayı aldıktan sonra onu bir daha görmeyeceğini düşünse de çantanın sahte çıkması, tekrar butiğe gitmesi ve para iadesi için evinin -Merhamet Apartmanının- adresini vermesiyle ilişkileri başlar. Fusün 18 yaşına yeni girmiştir ve bekaretini Kemal’e verir. Füsun’un sorusu üzerine Kemal Sibel ile çok fazla birlikte olmadıklarını söyler. Kemal Füsun ile birlikteliğini ‘modern ve cesur’; Sibel ile birlikteliğini de ‘avrupai’ ve ‘batılı’ adı altında ama aslında evleneceklerine olan güveniyle gerçekleştiğini düşünerek kıyaslama yapar. Nişan günü gelmeyeceğini söylediği halde gelen Füsun’un duydukları (Kemal ile Sibel’in yazıhanede sevişmeleri alay konusu olur) ve ertesi gün girdiği üniversite sınavının kötü geçmesiyle Kemal’e söz verdiği halde evine gitmez ve Kemal’in onu görmediği, herkesten uzaklaştığı, nişanlısıyla ayrıldığı, aşk acısı çektiği bölüm başlar.
Bu bölümde Kemal yoğun bir şekilde aşk acısı çeker ve Sibel’e her şeyi anlatır. Sibel onun bu durumundan hastalık olarak bahseder ve yardım etmek ister. Sibel’in evine taşınırlar ve Sibel zaten ‘evlenecekleri’ için ailesinin buna tepki göstermeyeceğini düşünür. Yani avrupai ve modern oldukları için aynı eve çıkarken zaten ‘evlenecekleri’ için tepki gösterilmeyeceğini düşünür. Burada da aslında Sibel’in de gelenek ve modernizm çatışmasını görüyoruz. Fakat Kemal’in durumunda bir ilerleme olmaz ve ilişkileri sonlanır. İlişkilerinin sonlanmasıyla Füsun’u arayıp bulduğu bölüm başlar ve nişanı da bozulduğu için artık Füsun’la evleneceğini düşünen Kemal, Füsun’un evlendiğini öğrenir.
Kemal’in Füsun ve ailesinin taşındığı Çukurcumadaki evine 8 yıl boyunca sürekli oturmaya gittiği bölüm benim Kemal’i affedip Füsun’a kızmaya başladığım bölüm oldu. Kemal 1 yıldır çektiği acıların sonunda Füsun ile evlenerek sonlanacağını düşünürken Füsun’un evlendiğini görür ama yine de onu görmeye devam eder çünkü aralarında bir şey olmasa da onu görmenin acısını dindirdiği düşünür. Aslında evde herkes -Füsun’un annesi Nesibe hala, babası Tarık bey- durumları biliyordur fakat bilmiyormuş gibi yapar. Artık Kemal’in şöförü Çetin oradaki insanlarla kaynaşmasını, komşuların Kemal’i tanıması ve zaten Füsun’un evli olması, evde kocası Feridun’un bulunması Kemal’e göre oraya sürekli gitmesinin yanlış olmadığını gösterir. Ben kitabın bu kısmını başarılı bulmadım çünkü 8 yıl boyunca o eve gidip gelmesinin sorun olmayacağını Kemal gelenek ile açıklasa da günümüzde ya da o dönemde böyle karşılanmayacağını düşünüyorum. Bu 8 yıl süreçte ileride Masumiyet Müzesine konulacak eşyalar birikir. Kemal Füsun’un elinin değdiği şeyleri takıntılı bir biçimde toplar. Aile de bunu farkındadır ve Kemal aldığı şeyler yerine başka hediyeler getirir. Eğer kitabı üç bölüme ayırırsak Füsun ile Feridun’un ayrılıp, Kemal ile Füsun’un evlenme kararı almasıyla 3. bölüm başlar.
Kemal acıyla, beklentiyle, umutla geçirdiği yıllardan sonra artık mutlu olacağını düşünür. Birlikte gidecekleri yurt dışı tatilinin molasında kaldıkları otelde sarhoş olurlar ve evlenene kadar birlikle olmama kararı alan Füsun Kemal ile birlikte olur. İlişkinin sabahında kırgınlıklarını dile getiren Füsun otele dönerken kullandığı araba da trafık kazası geçirirler ve ölür.
Kemal onun ölümünden sonra binlerce müze gezer ve topladığı eşyalarla Füsun’la geçirdiği zamanı ölümsüz kılmak için müze açar.
Çok güzel başlangıcı olan kitap, yine çok güzel bir cümle ile biter: “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım.”
Orhan Pamuk günümüzde de hâlâ devam eden bekaret sorununa taraf tutmadan hem üst sınıfın bakış açısını hem de alt sınıfın bakış açısını göstermiş. ‘Modern ve gelenek’ çatışmasını Sibel üzerinde, ‘’geleneği’ 8 yıl boyunca Füsun’ların evine gidip, evli olduğu için yanlış anlaşılmamasıyla ‘aşkı’ da Füsun ile Kemal üzerinden anlatmış.
Sonsözünde kitap için aşkı çok güzel bir duygu ile anlatmak istemediğini, bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatmak istediğini söyleyip Masumiyet müzesi için “Her şeyden önce aşk hakkında bir düşünmedir.” demiş. Bence aşk ile başlayıp takıntı ile biten bir kitap olmuş. Aşktan daha çok üzerinde durulması gereken konular ile genel itibariyle güzel bir kitaptı.
516 syf.
·17 günde·Beğendi
YKY, 505 sayfa.

2019 yılı içinde düzenlediğim #heraybirorhanpamuk etkinliğimizin son kitabı Masumiyet Müzesi. 8 yıl önce üniversitedeyken okumuştum, etkinlik kapsamında ikinci okumamı yapmış oldum ve iyi ki de yapmışım. Birçok olayı, detayı unutmuşum. 12. eserine sıra gelmişken çok verimli oldu benim için.
Kemal Basmacı ve Füsun’un aşkı etrafında kurgulanan ve bu aşkın yanısıra İstanbul’u, Türk insanlarının 1970’ler zamanı ilişkilerini, hem sosyolojik yer yer de psikolojik olarak gözlemliyoruz. Özellikle kadının, cinselliğin, kadın erkek ilişkilerinin o dönemde toplumdaki konumunu işliyor alt metinde. Burada yer alan aşk Orhan Pamuk’un deyimiyle bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatılıyor. Birçoğumuzun tasvip edemeyeceği takıntılı bir aşk hikayesi. Türk kültürüne ait tespit ve detaylarla da harmanlanması en sevdiğim yönlerinden biri. Nispeten diğer romanlarına göre daha akıcı ve kolay okunan bir eseri. Özellikle Pamuk okumak zor diye okumayanlara tavsiye ederim

Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
516 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Çok duyduğum, etrafımdaki insanların bana önerdiği bir kitaptı. Bir hevesle okumaya başladım ama malesef okurken yorulduğumu hissettim.
Eserde bir konu üzerine gereğinden fazla ayrıntı olması beni deyim yerindeyse boğdu, sık sık okumaya ara vermek zorunda kaldım.
Kemal'in ilk başta masum bir aşk yaşayıp daha sonra bunu saplantı haline getirmesi ve kendine çektirdiği eziyet beni ziyadesiyle üzdü diyebilirim. Belki de aşkına sahip çıksa tüm bunlara gerek kalmayacaktı.
Her şey bir kenara ortada büyük bir emek olduğu inkar edilemez bir gerçek. Müze beni oldukça meraklandırdı. Hayatta yapılacaklar listesine Masumiyet Müzesi'ni gezmeyi de ekleyelim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Darmin Hadzibegovic
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 18,6bin okur okudu.
  • 1.096 okur okuyor.
  • 8,9bin okur okuyacak.
  • 918 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları