Demir Özlü

Demir Özlü

6.9/10
22 Kişi
·
57
Okunma
·
8
Beğeni
·
2.174
Gösterim
Adı:
Demir Özlü
Unvan:
Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Vefa, Fatih, İstanbul, 9 Eylül 1935
Demir Özlü (d. 9 Eylül 1935, Vefa, Fatih), öykü ve roman yazarı Tezer Özlü'nün ağabeyidir.
Ödemiş İstiklâl İlkokulu, Ödemiş Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'nde (1953) okudu. İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm Dergisi ve daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı. 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1961-1962 arası Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde Felsefe okuduktan sonra Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji Kürsüsü'nde 4 yıl asistanlık yaptı. Siyasal eylemleri nedeniyle işine son verilince avukatlık yapmaya başladı. 1969'da "Sakıncalı" olarak askere gitti ve yedeksubaylık hakkı elinden alınarak Muş'ta çavuş olarak askerlik görevini tamamladı.1971'deki askeri müdahaleden sonra bir süre tutuklu kaldı. 1979'da Stokholm'e yerleşti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarıldı. Türkiye'ye 1989'da dönebildi. Bu tarihten beri Stokholm ve İstanbul'da yaşıyor. İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm, daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı. Öykü, deneme, eleştiri ve çevirileri Mavi, A, Pazar Postası, Yeni Ufuklar, Soyut, Somut, Yeni Edebiyat, Gösteri ve Adam Öykü dergilerinde yayınlandı. 1980'den sonra roman, anlatı, anı ve gezi kitaplarına ağırlık verdi.
Baban bazen "ülkenin sorunları" tartışılırken:
"İyi ama Doğu'ya hiçbir yatırım yapılmıyor" derdi.
"Müdür Bey, Doğu'ya yatırım yapılırsa, bir gün oralar elden gidebilir yatırımlarla beraber."
"Tersine değil mi gerçek. Oralar olduğu gibi bırakılırsa asıl o zaman elden gitmez mi?"
Demir Özlü
Sayfa 19 - YKY/2. BASKI
Elbette nostalji bu. Bu duygu sadece yaşanmış bitmiş şeylere, yerlere karşı duyulmuyor. Hiç yaşanmamış şeylere de... İşte yaşam bu kadarcık bir şey. Sadece bir nostalji.
Demir Özlü
Sayfa 60 - YKY/2. BASKI
Bütün yaşam tek bir yanılsama ya da bir yanılsamalar dizisinden başka neydi ki? Bunun da böyle olması iyiydi. Çünkü yanılsamaları yaşamaksızın geçirilen bir yaşam, daha da, tatsızdı. Öyle sanıyordum ki, yanılsamaları yaşamaktan korkanlar, hayatın önünde sonsuzca ihtiyatlı olanlar, ikinci bir yaşammış gibi, zihinsel bir yanılsamayı büyütüyorlar, sonra da, o büyüttükleri yanılsamayla birlikte çekip gidiyorlardı dünyadan. Kaknem varlıklar! Eğer yanılsamasız bir yaşam, hayatın gerçeğini tanıyarak yaşamaksa, hiçbir şeydi bu. Evet, bu gerçek yaşam, gerçekten hiçbir şeydi
Artık anlıyorum, kişi için yalnızlıktan kurtuluş yok! Beraberliklerin, beraber olunduğu sanılan vakitlerin geçiciliğini öğrendim. Şimdi daha güvenliyim. —Ama aşk o kadar güzel ki! Aldatıcı bir oyun. Islak kaldırımlarda ayaklarının hafif, aldatıcı oyunu. (Seni gördüğüm zaman dünya benim olsun isterdim.) Yalanı, aldatıcı hayalleri bir yana bırakmalı. Bırakmalı mı?
Uçup giden yaşamda yakalanamaz bir şey vardı. Oydu kıvrandıran, yazmaya zorlayan yazarı.
Demir Özlü
Sayfa 16 - YKY/ 2. BASKI
İçimi tuhaf bir ateş basmıştı. Dönmeyi ve onunla konuşmayı düşündüm ardından. Ama hayır, geç kalmıştım işte; duygularımı düzene sokmakta cesaret göstermek açısından da.
Lodos yağmur getirirdi, ardından da sis. Haliç'i ve limanı sis kaplardı sabah güneşi doğuncaya kadar. Çok koyu bir sis değilse, güneşle birlikte kalkardı ortadan. O zaman pırıl pırıl bir gün doğardı.
Sınırları yıkıp parçalayan azmış bir kapitalizmle, hırsızlığın, acımasızlığın elleri altında yaşamaya zorunluydular.
Demokrasi artık rüşvet, para devşirme özgürlüğü haline dönüştü. Sık sık yaşanan bu çeşit olayları herkes gibi sen de bilincinin derinliklerine atacaksın. Orada yığılan, sonra üstü örtülen yüzlerce, binlerce insanlık trajedisinin üzerine.
Demir Özlü
Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları
Elbette bir şehri sevmek için onun tarihiyle,orada yaşamış insanların tarihiyle de ilgilenmek gerekli.
Sadece Bir Beyoğlu Düşü'nü okudum, o yüzden inceleme ya da yorum o kitaba aittir. Kitabın eski baskılarını siteye eklettirme gereği hissetmedim. Metin T. ile olan bir konuşmamızda, anı ile anlatı arasındaki farka örnek vermek için bu kitabı önermişti. Deniz Özlü'nün (Tezer Özlü' nin abisi) bu kitapları anlatı olarak geçiyor. Gerçekten de yazar o dönemki yaşamını, üstüne bin katarak, hayallerini, fantezilerini ve duygularını da ekleyerek, Güney Amerika romanlarından alışık olduğumuz büyülü gerçeklik içinde anlatıyor ve türün ismi de anlatı oluyor. Bir Beyoğlu düşü bu kitap gerçekten de. Çoğunlukla Karaköy, Tünel, Galatasaray civarlarında geçiyor. Ben "Hayallerim, Aşkım ve Sen" filmini hayal meyal hatırlıyorum, ama o filmdeki, sepya tonlu senaryo kısımları bu kitaptan alınmış. Gerçekten de kitabı okuduğunuzda o sepya tonunu, eski İstanbul havasını hissedebiliyorsunuz. Dört bölümden oluşuyor anlatı, başlarda İstanbul'a gelip tünel çıkışında bir oda kiralayan bir gencin, Demir Özlü'nün yumuşak kaleminden Beyoğlu' nu dinliyoruz. Kasımpaşa'daki kışladaki kalk borusunu. tramvayların raylar üzerinde çıkardıkları o sesi, çan seslerini, sokak gürültülerini yaşıyoruz. Yavaş yavaş platonik ve tutkulu bir aşk hikayesine dönüyor sonra anlatı. Beyoğlu o eski ihtişamıyla hep baş rolde ama. Hayal ve gerçeğin karıştığı bir şekilde de sona eriyor hikaye. Aslında İstanbul'da, Beyoğlu'nda okumak gerek bu anlatıyı, kitaptaki havaya tam anlamıyla girmek için, sonra da Atıf Yılmaz'ın filmini izlemek. Neyse, iyi perşembeler herkese.
İşte Senin Hayatın, ismini hakkıyla yaşatan kitapların başında gelebilir bana kalırsa. Zira kitap boyunca o hayat size anlatılıyor; farklı bir anlatım tarzı. İlkokulda okuduğum macera kitaplarından sonra böyle anlatıma sahip başka kitap okuduğumu hatırlayamıyorum. Rastgele açtığım bir sayfadan örnek vereyim; "En güzellerini okudun. Yazarlarının çoğu erkek olduğu için, onların en estetik çizgilerle çizdikleri sevilen kadın figürlerine hayran oldun." (Sayfa 52) gibi. Otobiyografik bir anlatı olduğunu da düşünürsek sayın Demir Özlü sanki bize anlatıyor gibi değil de kendi hayatını kendine hatırlatmaya çalışıyor gibi bir hava oluşmuş doğrusu. Bana farklı geldi fakat sevmedim de diyemem. Güzel bir deneyim oldu benim için. Yalnız şunu söylemeliyim; sürekli kiraladıkları ve kaldıkları evlerden bahsediliyor. Bence yazar için ev konusu büyük önem teşkil ediyor. Bunu da çok güzel yansıtmış gerçekten.

Kitap otobiyografik olmasına rağmen belirli bir zaman çizelgesi yok. Olaylar belirli bir sıraya göre anlatılmıyor. Anlatıcının zihninde olduğumuz ve çağrışımlar yoluyla hareket ettiğimiz düşünülürse (yanılmıyorsam buna bilinç akışı tekniği diyorlar, yanlışsam düzeltin lütfen) bazen anlatıcının 13-15 yaşlarındaki haline bazen gençlik zamanlarına bazen yaşlılığına gidiyoruz. Zaman geçişleri biraz kafa karıştırıcı olmuş yer yer. Bir de Istanbul-Izmir-Paris-Stockholm arasında mekik dokuyoruz ve zaman çizelgesi olmadığı gibi mekanlar arası geçişler de bir parça kafa karıştırıcı.

Ayrıca çok yavaş bir kitap olduğunu belirtmek isterim. Her kitabın kendi dili vardır elbet, kimisini okurken kendinizi kaptırırsınız bir bakmışsınız 20 sayfayı geçmişsiniz bile, kimisini ise okursunuz okursunuz daha sadece 5 sayfa ilerlemişsiniz. Öyle bir kitap. Bu da benim açımdan kitaba yoğunlaşmamı engelledi. Kitapta zaman zaman savaşın ve baskıcı rejimin yazarda oluşturduğu yaraların izlerini görmek de mümkün.

Bir de ilgimi çeken bir şeyi daha paylaşmak istiyorum. Toplamda 3 ya da 4 kez yapmış yanılmıyorsam ama benim oldukça hoşuma gitti. Anlatım esnasında bir savaştan bahsederken sayfanın sonuna not olarak o olayın ona hatırlattığı şiiri yazmış. Daha çok yapsa da güzel olabilirmiş bence.
Ferit Edgü en sevdiğim yazarlardan biridir. Öyküyle arası pek iyi olmayan beni öykülerle barıştıran isimlerden biridir. Onun kalemiyle henüz tanışmayanlar varsa en kısa zamanda tanışmalısınız diyerek kitap yorumuma başlıyorum.

Ferit Edgü ismine ve kalemine aşina olsam da Demir Özlü adını ilk kez duyduğumu söylemeliyim. Biraz araştırınca kendisinin ünlü yazar Tezer Özlü’nün ağabeyi olduğunu(Mektuplarda Tezer Özlü'nün adı sık sık geçiyor.) ve yirmi üç kitap yazmış bir yazar olduğunu öğrendim. Kitap, iki yazarın 1962-2008 yılları arasında birbirlerine gönderdiği 139 mektuptan oluşuyor. 46 yıllık bu süreçte birçok mektup kaybolmuş, kimisi gönderilen adrese ulaşmamış. Bu yüzden kitapta iki mektup arasında bir yıldan fazla sürenin geçtiği bölümler var.

Ferit Edgü’yü çok sevdiğimi söylemiştim. Mektuplarını okurken birçok düşüncemizin ortak olduğunu fark ettim ve bu beni çok sevindirdi. İkimizin de en sevdiği mevsim sonbahar. Yazarın özellikle şu cümlelerinin altına imzamı atabilirim.

“Tüm yalnızlığıma ve hiç de sosyal olmayan bir yaşam sürmeme karşın, büyük kentlerin insanıyım ben. Çok sevdiğim güneş ve denizin, botaniğin on beş-yirmi gün sonra yetmediğini, hatta sıktığını görüyorum.”

Ancak yazarla aynı fikirde olmadığımız konular da mevcuttu. Ben yazarların günlüklerini, notlarını, anılarını, mektuplarını yani onlara dair her şeyi okumayı severim. Ancak Ferit Edgü benim gibi düşünmemiş ve günlüğünü yaktığını arkadaşına şu cümlelerle ifade etmiş:

“Bunların yalnız beni değil, yarının edebiyat tarihçilerini de ilgilendireceğini pek sanmıyorum. Böyle düşündüğüm için de o tarihsiz, talihsiz günlüğün büyük bir bölümünü okuyup okuyup ocaktaki ateşe attım. Hiç değilse böylece bir işe yaradı, bir an için olsun, odayı ısıttı.”

İki yazarın neredeyse yarım yüzyıla yayılan arkadaşlığını, arka fonda ülkenin içinde bulunduğu durumun ve edebiyatçı olmanın detaylarını fark edebileceğiniz kitabı başka Ferit Edgü-Demir Özlü hayranlarına ve mektup türünü sevenlere olmak üzere herkese öneriyorum.
İnsanın kalbi ile beynini aynı anda ısıtan mükemmel anlatımlı bir anlatı. Konunun geçtiği mekanları tanımamamdan dolayı her yer adı geçtiğinde araştırma gereği hissettim. Bu da bana i katkı sağladı. Kitabın içinde nokta atışı cümleler var ki, insanı okuduğu anda sersemletmeyi başarabiliyor. Kıyıda köşede kalmış, bilinmeyen bir kitap lakin beni ısıtmayı başardı.
Demir ÖzlüKendi Evine Varamamak

Düş Öyküleri

Demir Özlü 1953’te Kabataş erkek lisesi’ne 1959’da İstanbul hukuk fakültesini bitirmiş. Bir yıl Paris’te kalmış felsefe asistanlığı yapmış,Siyasal eylemleri nedeniyle işine son verilince avukatlığa dönmüş, 12 Mart 1971’den sonra tutuklanmış, 1979 İsveç’e yerleşmiş. 1980 darbesinden sonra yurda dön çağrısına uymadığı gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarılmış 1989’da Türkiye’ye dönebilmiş.
1009 50 kuşak’ı Türk edebiyatçılarının önde gelen isimlerinden Demir Özlü.


Kendi Evine Varamamak Düş Öyküleri’nde Minimalist öyküler yer alıyor.Bu öykülerde hiç bitmeyen bir iç yolculuk var,kök salamamak bir yere ait olamama duyguları ağır basmış,öyle gri bir renk sunuyor ki yazar ne beyazın iç açıcılığını ne de siyahın karamsarlığını yaşıyorsunuz.Boğuntulu ruh hali içinde bir yere sığamayacak sürekli gezinen öyküler.Yazarın sürgün yaşantısının adeta bir yansımasıydı öyküler.

️Sanki bir sanrı başlıyordu,İçimden gelen gizli bir çağrı belirsiz, çalkantılı, kavranmaz bir istek yokluğa götürüyordu beni.Sanki her şey şimdiden bilinemez olan gerçeğin belirsiz yüzünü ortaya çıkarabilmek için içimden zorluyordu beni ve bu derin iç sıkıntısı günümü karartıyordu.
️ kuşkusuz gençlik geleceğini bilememenin ölümcül sıkıntısıyla doludur. Düşünülemez bile bu yarı karanlık gelecek.
️ Ben sonsuz bir ıssızlığa doğru gidiyorum.
️ ya ben, ya ben evime dönebilecek miyim? Dönebilirsem, kardeşimle, kendi çocuğum saydığım yeğenim, benimle birlikte gelemedikleri için kendimi çok yalnız duymayacak miyim,?
️Sessiz Sokak gibi bir yere rastlayınca öz varlığını bulduğumu hissediyorum diye not etmeyeceğim buraya. Çok kullanılmış bir deyimdir bu öz varlığını ya da kendini bulmak bir şey bulmuş değilim. Amacım o değil. İnsan eğreti dokunuşlarla yaşadığı kendini büsbütün yabancı bir ülkede kendi varlığını nasıl bulabilir?O güne kadar görmediği bir sokağa rastlamaktan mutluluk duysa da.Düşlerimde kendi evime arıyorum. Kendi evime varmak amacım. O ev artık yokluğa karışmış olsa da.
1970'li yıllarda farklı şehirlerde yaşanan, birbirinden farklı konuları ele alan öykülerden oluşuyor. Genellikle bireysel konular ele alınıyor gibi gözükse de toplumsal sorunlar da dolaylı olarak ele alınmış. Prens Sebahattin ile ilgili olan öykü ise dikkat çekiciydi.
Demir Özlü'nün öykülerinin bir araya getirildiği bu kitapta birey-toplum arasındaki ilişki irdelenmiş daha çok.Bireyin yalnızlığından yola çıkarak,toplum içinde var olabilme çabası,toplumla olan çatışmaları sade,yalın,samimi,sıcak ve akıcı bir dil ile anlatılmış.Kıyıda,köşede kalmış bir yazar ama çok değerli.
Toplumu küflenmiş geriliklere çeken bir zebaniydi. Belki şöyle düşünmek gerekirdi: "Bu adamlar bir adım ötelerini bile göremiyorlar, sadece kendileri var, sadece küçük çıkarları. Ne bir toplumun parçası olduğunu algılayabiliyor ne de bir düşünme ulamı var kafalarında; ruh da vicdan da oluşmamış onların içinde. Din de onlara bir ruh vermiyor. Çünkü edinilemez bir din, içsellikten uzak. Doğrusu budalanın budalası bunlar Bir sualtı canavarı bile değiller."

Yazarın biyografisi

Adı:
Demir Özlü
Unvan:
Öykü ve Roman Yazarı
Doğum:
Vefa, Fatih, İstanbul, 9 Eylül 1935
Demir Özlü (d. 9 Eylül 1935, Vefa, Fatih), öykü ve roman yazarı Tezer Özlü'nün ağabeyidir.
Ödemiş İstiklâl İlkokulu, Ödemiş Ortaokulu, İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'nde (1953) okudu. İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm Dergisi ve daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı. 1959 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. 1961-1962 arası Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde Felsefe okuduktan sonra Türkiye'ye dönerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Felsefesi ve Metodoloji Kürsüsü'nde 4 yıl asistanlık yaptı. Siyasal eylemleri nedeniyle işine son verilince avukatlık yapmaya başladı. 1969'da "Sakıncalı" olarak askere gitti ve yedeksubaylık hakkı elinden alınarak Muş'ta çavuş olarak askerlik görevini tamamladı.1971'deki askeri müdahaleden sonra bir süre tutuklu kaldı. 1979'da Stokholm'e yerleşti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra vatandaşlıktan çıkarıldı. Türkiye'ye 1989'da dönebildi. Bu tarihten beri Stokholm ve İstanbul'da yaşıyor. İlk şiiri Kabataş Lisesi öğrencilerinin çıkardığı Dönüm, daha sonra Türk Dili dergisinde yayınlandı. Öykü, deneme, eleştiri ve çevirileri Mavi, A, Pazar Postası, Yeni Ufuklar, Soyut, Somut, Yeni Edebiyat, Gösteri ve Adam Öykü dergilerinde yayınlandı. 1980'den sonra roman, anlatı, anı ve gezi kitaplarına ağırlık verdi.

Yazar istatistikleri

  • 8 okur beğendi.
  • 57 okur okudu.
  • 2 okur okuyor.
  • 47 okur okuyacak.