Desiderius Erasmus

Desiderius Erasmus

Yazar
7.8/10
974 Kişi
·
3.857
Okunma
·
331
Beğeni
·
9968
Gösterim
Adı:
Desiderius Erasmus
Tam adı:
Desiderius Erasmus
Unvan:
Kuzey Avrupa Rönesansı'nın Önemli Ustası ve Klasik Edebiyat Araştırmacısı, Hümanist Bilgin ve İlahiyatçı
Doğum:
Rotterdam, Hollanda, 28 Ekim 1469
Ölüm:
Basel, İsviçre, 12 Temmuz 1536
Yaşamı

Günümüzde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan "cüppe giymeme" iznini aldı. Paris Üniversitesi'ne devam etti. 1499'da İngiltere'ye gittiğinde, john Colet, Thomas More(Morus) gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.

Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hıristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aradı. Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa'da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Martin Luther'in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hıristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı.

1536'da Basel'de öldüğünde Avrupa'nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

Bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: "lieve God"

Deliliğe Övgü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae),Erasmus'un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya'dan İngiltere'ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere'de, dostu Thomas More'nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More'a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.

Düşünce yapısı ve eserleri

Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia) , kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir.

Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.

Yazınsal açıdan Deliliğe Övgü, Latin ozanı Horatius'un "hakikati gülerek söylemek" ilkesinin belki de en yetkin örneğidir. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios'tan da esinlenmiştir.
Savaş söz konusu oldu mu...
Hiçbir masraftan ve zahmetten kaçınmazlar,

Hiçbir sakınca önemli değildir onlar için;

ister hukuk, din
isterse barış çiğnensin,
hatta insanlık batsın, umurlarında olmaz.
Kendinden nefret eden biri başka birini sevebilir mi ? Kendi kendisinden canı sıkılan ,kendinden yorulmuş biri içinde yaşadığı topluma mutluluk verebilir mi?
Kim aşkın çekim alanına tutulursa,
artık kendinde değil 'maşukunda' yaşar,

üstelik kendini sevgilisine kaptırdığı,
ona nüfuz ettiği ölçüde
zaten sevinç dolu olan göğsü daha da kabarır.
En nihayet umudun son kıvılcımı da sönüp bir hiç uğruna telef olduklarını fark ettiklerinde şu lakırdı ile avunurlar:

"Büyük işlerde niyet etmek yeter!"
“Hayatımız boyunca her gün ve her saat, değişen ve değişmeyen benliklerimizi değişen ve değişmeyen şartlara uydurmaya çalışırız; aslında yaşam bir uyum sağlama sürecinden başka bir şey değildir; bu süreçte küçük bir hata yaparsak budala, göze batacak türden bir hata yaparsak deliyizdir; bu süreci bir süreliğine ertelersek uyur, çabalamaktan bütünüyle vazgeçersek ölürüz."
— Samuel Butler, The Way of All Flesh,
144 syf.
·3 günde·Beğendi
''Delilik en büyük özgürlüktür.''

(Alein Kentigerna)

Hazır, başlayalım.

Delilik, nedir bu delilik?

Önce kitap hakkında konuşalım. Erasmus delilik kavramını çok geniş bir biçimde aktarmış. Erasmus'a göre bilgelik delilik ile eşdeğerdir. Bilge bir insan, önce delilik sınavından geçmelidir. Tıpkı karanlığın en büyük aydınlık olduğunu anlamış biri gibi... Kitap içerisinde dini karşılaştırmalara, papazların giyim kuşamına ve gözlem yeteneğini konuşturması okuyucunun beğenmesi ve içerisine dahil etmesine yarayacak bir başka güzel konulardan biridir. Bildiğiniz gibi Thomas More ile yakınlığından dolayı, eski ve yeni Ahit'i birbiriyle tokuşturmuş ve bana sorarsanız bundan baya zevkte almış.

Kitapta Türk ve Arapların barbar olarak nitelendirmesi ve bu iki ırk'ın 'Hristiyanlardan' nefret ettiğini basa basa belirtmesi sözde 'hümanist' olarak nitelendiren Erasmus'u yadırgayanlar olacaktır. Okurken, daha ilk seferinde bununla, bu söylemle karşılaşan herkes yadırgayabilir ama dönemin ve dönemin algılanış biçimini pek bilmediğimiz için bize böyle gelmiş olması doğaldır. Dini vecihlere çok sık yer vermekte. Thomas More'ın yakın arkadaşı dedik ya, birbirlerini tamamlıyorlar işte. :)

Kitapta sık sık mitolojilere özellikle Yunan mitolojilerine yer vermektedir.

Şimdi gelelim delilik kavramına. Nedir bu delilik?

Delilik, varolan bir aklın yitirilmesi, yitirilmekte olması demektir. Aslında bana sorarsanız, daha anne karnındayken insanoğlu birer deli olarak nitelendirilmiştir. Anneyi kemiren ve sömüren bir deli.

Herkes deli doğar, sadece bazıları öyle kalır.

Delililiğini bil, belki o da seni bilir.

Şimdi söylüyorum sana, size. Bizi delirten şey bildiklerimiz değil, açlık hissimiz değil midir? Evet mi? Bingo! Doğru cevap. Ne kadar çok bilgi, o kadar çok delilik getirir.

İnsaları delirten şey nedir Erasmus?

''#37605065''

Bencil insanları severim, çünkü pek az kaybeder ve duygulara başvururlar. Öyle ya, ilgili değilse, ilgili olma!

Bakın bir insana yapılabilecek en büyük fenalık, onu fazlasıyla övmektir.

''Seni övdüklerinde kendi yolunda gittiğini sanma sakın. Başkalarının yolundan gidiyorsun.'' (Nietzsche)

Ancak şimdi 15. sayfada geçen bir alıntıyı paylaşmak istiyorum. Sahiden kafamı karıştırdı.

''Seni kimsecikler övmüyorsa, sen de kendi kendini öv!''

Sanırım bizim düşündüğümüz yapmacık pohpohlamalardan değil. Dedim ya, bu yüzden bencil insanları severim. Unutmayın ve tekrarlayın. ''İlgili değilse, ilgili olma!''

Ben seçimimi bildim bileli delilerden, psikolojik sorunları olanlardan yana kullandım. Birkaç dostum hep bu türden oldu ve olmasından da hiç şikayetçi olmadım. Sanırım seçimi yalnız delilerden yana kullanan ben değilmişim. Buyrun.

''Tanrı, seçimini delilerden yana kullanır. O, dünyayı delilikle kurtarmayı seçmiştir.''

Keyifli okumalar.
156 syf.
·1 günde·Beğendi
sevgide, ölçüde, bilgide oran ve herşeyi soran bir bilgenin en büyük mutluluğunun delilik olduğu düşüncesi mükemmel bir tespit. İnsan akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli olsun dünya onun kahrını çeksin mantığındaki güzide bir deli arkadaşımız Erasmus bazen sıksa da genelde haklı olma özelliğini sırtlanmış. Diyojenin bilgeliğini haklı çıkaran birçok örnek, yergi ve hakikat ile tezini savunmuş bir mololog. seversiniz sevmezsiniz ama ben çoğu yerinde hak verdim. espirili tavır, kinayeli üslup tam totomatıyla okuyucuya aktarılmış. Aslında HAsan Ali Yücel Serisinden okuyacaktım ama fuarda gördüm aldım pişman olmadım beğenerek okudum.
152 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kankasını eğlendirmek için adamın biri bir haftada bir kitap yazmış. Adam Erasmus, kankası Thomas More… Sonra sen bizim miskin ergene “ Fatih’in İstanbul’u…”

Hadi canım sen de!!!

Kitap önsöz açıklama falan derken otuzuncu sayfada ancak başlayabiliyor. Ve otuzuncu sayfadan itibaren de sizi bir sürpriz bekliyor: Pre- İntermediate düzeyinde Latince bilenler simultane çeviri yapsın dermişçesine tüm çift sayı olan sayfalar Latince, tüm tek haneler ise biz “serf” ler için Türkçe.

Sürpriz ama iyi mi kötü mü bilemedim? Sonuçta Latince gizli tarikatların dili. Sakın bu bir İlluminati kriptosu falan olmasın?

Olmasın mı?

Peki olmasın.

O zaman, Latince sayfalarda kesin anamıza bacımıza sövüyorlar!

Biz tedbiri elden bırakmayalım.

Önsözde deliliği hem övüyor hem de yeriyor denilse de bence kitap boyunca sadece övüyor.

Tüm dünya karşılarında dursa da davasını için, aşkı için, inandığı için “mecnun” olanları övüyor.

Bir Tanrıçanın ağzından, toplumdaki tüm bozuklukları, cahillikleri, yalanı, ikiyüzlülüğü ve bunları yapan insanları alaya alıp koskoca insanlar bu iğrençlikleri bilerek yapacak değiller ya (!) “kedidir o kedi” diyor anlayana. https://www.youtube.com/watch?v=stbS2LJssWQ

Erasmus kitapta çok fazla atıfta bulunuyor. Özellikle Yunan mitolojisine, Roma uygarlığına, Eski ve yeni Ahit’e.

Hadi yazarı anladık deli. Sanki sadece kankası okuyacak, hem bencil hem deli…

Tamam da, çevirmene ve Kabalcı Yayınlarına ne oluyor. Hadi biz de kitabın adına yaraşır delilik yapalım dercesine neye atıfta bulunsa bir not maddesi koymuşlar. Dipnot da değil kitabın 287. sayfasından 334. Sayfasına kadar 680 madde açıklama var.

Örneğin; cümle içinde “Sisyphos Kayası” denildiğinde buna bir not koymuş, diğerini de açıklayacağım diye bir not koymuş derken olmuş sana 680 madde.
Eğer çok merak ediyorsa, bırak, o meraklı derviş gitsin, Google hazretlerine sorsun. Yaklaşık 204.000 sonuçtan hangisini isterse oradan öğrensin.

Okuyucuya bu kadar “armut piş, ağzıma düş” muamelesi aslında hakaret.

“Tembel! Neyi kendin yaptın ki zaten. Kaldırıp da mabadını bir bakmazsın biliyorum. Aç ağzını, aç hazır bilgi, aç…” dermiş gibi…

Kameraya karşı sosyal mesajımı da vereyim:

Okuma hazzına, hızına karşı “ Nuri Alço” davranışlarına hayır!!!

Çocukluk, yaşlılık, kadınlar, dostluk, evlilik, savaş, bilgelik, doğa vb bir çok konuya iğnesini batırıyor.

Erasmus özetle diyor ki: “Gerçek” delilik bir mertebedir herkes erişemez. Siz gafiller kendi yaptığınız putlara taparken, kendi uydurduğunuz kurallar karşısında saygı duruşuna geçerken, ( Bu saygı örneğine benzer bir şeyi başka bir yerde daha yazmıştım. Faninin biri “ Atatürk’e mi laf atıyon sen!” demişti. ATAM ! ciddiyim, sen kalk da ben yatam… ) mutsuzluğu dibine kadar yaşarken; delilik mertebesine erenler, saçmalıklarınızla hayatı kendinize zindan etmenize gülmeyecekler sadece üzülecekler. Hz. İsa gibi yalvaracaklar göğe doğru: Affet onları, ne yaptıklarını bilmiyorlar…

Tüm “engellemelere rağmen” ismi güzel, kendi daha güzel bu kitabı cebren okutunuz efenim. ( Mitoloji uzmanı falan olmanıza gerek yok ama en azından Homeros’un İlyada ve Odysseia kitaplarından sonra okursanız daha fazla zevk alırsınız. )

https://www.youtube.com/watch?v=4QPU1VpPn2s
288 syf.
·Puan vermedi
Ve yazar şöyle başlıyor kitaba "Budalalığa övgüler yağdırdım, ama tamamen budalaca değil." Aslında dünya da ki tüm olguları budalalığa bağlıyor ve bunu çok zekice bir çizgiden götürüyor ..

Orta çağ dediğimiz dönemde, Papa neredeyse her düşünce üzerinde bir hegemonya kurmuştur. Erasmus bu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hristiyan ruhunu antik çağda aramıştır. Egemen ahlak anlayışını eleştirerek mevcut olan düzene karşı çıkmıştır. Delilik ve bilgeliği kıyaslayıp bunu hiciv sanatı ile yoğurmuştur. Kendinden önceki yüzyıllar boyunca bilgelik sayılan erdemlerin yeniden sorgulanması gerektiğini düşünmüş ve kitapta da bundan ayrıntılı olarak bahsetmiş.

Kitapta 2 temel görüş vardır. Bunlardan ilki; gerçek bilgelik ve delilik. İkinci görüş ise; kendini bilge sanma ve gerçek deliliktir. Birinci görüşe baktığımız zaman akla fazla prim vermiş olan insanoğlunu görüyoruz. Rasyonel davranışların aşırı yüceltildiği, fazlaca kullanıldığı için insanın kendi doğasından uzaklaştığının üzerinde durmuştur Erasmus. İkinci görüşte ise, o dönemde yani orta çağın sonlarında (Rönesansın başlaması ile) okuma yazma bilen insanlar sadece din adamları ve soylulardı. İşte bu insanlar nüfusun geri kalanı üzerinde kurdukları baskı ve yaptıkları zulmün eleştirildiğini görüyoruz.
Günümüzden hiç farklı değil çıkar hırsızlık haksızlık leş gibi kokuşmuş vicdanlar delilik ise dürüst olanlar.
Kitapta en çarpıcı bölüm; kendi de bir rahip olan Erasmus’un kilisenin ahlak biçimine sistemine ve tanrı/kul anlayışına ilişkin radikal sözleri ve eleştirileri olsa gerek. En ağır söz ve hakaretleri kullanmaktan çekinmeden ucu papalara kadar dayandırarak tüm kötü emel ve eylemlerini yüzlerine çarpar. Kilisenin gerçek amacından sapmış halkın manevi duygularının istismarına dayanan bir çıkar kurumuna dönüştüğünü en ağır sözcüklerle hicvederek anlatmış..
Erasmusun çağına göre çok cesur bir dil kullandığı, benim okurken çok zevk aldığım bir kitabı oldu kendileri:).

bilgelik ve delilik arasında sürekli bir kıyaslama durumu söz konusu kitap boyunca, bu kıyaslamalar sırasında ilahiyatçılardan tutun avukatlara, krallara, soylulara ve hatta filozoflara kadar herkesin içinde bulunduğu deliliği ince detaylarla örneklendiriyor ve gerçekten bu örneklerin bazıları o kadar çarpıcı ki okurken yaptığımız delilikler olmasaydı dünyanın çekilmez ve yaşanılmaz bir yer olacağını bazen tebessümle bazense acı içinde öğreniyoruz erasmus'tan...

“Savaş söz konusu oldu mu...
Hiçbir masraftan ve zahmetten kaçınmazlar,

Hiçbir sakınca önemli değildir onlar için;

ister hukuk, din
isterse barış çiğnensin,
hatta insanlık batsın, umurlarında olmaz”

Mesela bu alıntıda bahsi geçenler ,delimidir,akıllı mı sizce:))))

Akıcı ve severek okuduğum bir kitaptı...
Delilere selam olsun:))))
152 syf.
·26 günde·Beğendi·7/10
Deliliğin kitabının akıllı biri tarafından yazılması da nasıl bir ironiyse.. Bu kitapla ilgili ilk söyleyebileceğim şey, gazete okur gibi okunmayacağı. Ben kitap okumayı çok seviyorum bu kitabı da okuyayım. Zweig, Kafka filan çok güzel bu da güzeldir, mantığıyla bu kitabı okursanız çok sıkılırsınız. İkinci olarak kitap hakikaten belli bir seviye gözetilerek yazılmış ve okurlardan da bu seviyeyi bekliyor. Kendi adıma az buçuk antik roma, yunan bilgim olmasına rağmen bu bilgi, kelimeleri görüp tanımaktan başka bir işe yaramadı. Çok sağlam bir entellektüel seviye istiyor. Latincesi, Fransızcası, Flemenkçesi bilmem hangi dilleri Türkçe'ye çevirilmiş ama bu seferde kelimeler hangi anlama geliyor onları okumaktan kitaba odaklanamıyorsunuz. Thomas More umarım bu kitabı beğenmiştir. Çünkü sırf onun dikkatini çekmek için Erasmus üstad çabalamış da çabalamış. Eğer sizde gerçekten felsefi metinler okurken sıkılmıyorsanız tavsiye ederim. Zira ben 1 aya yakın sürede anca bitirdim. İyi okumalar şimdiden.
124 syf.
Erasmus: Rönesans ile birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının atası, Hollandalı düşünür, ilahiyatçı ve edebiyat araştırmacısı.

Deliliğe Övgü; dönem sistemini, ahlak anlayışını, din simsarlarını, hükümdarları, soylu geçinenleri , bilgelik taslayanları alaycı ve sivri bir tavırla bol bol eleştiriyor. Stoacılar bu tavırdan payını fazla fazla alıyor...

Kitapta kendine tanrıça unvanı vererek deliliği dişil olarak işaret edip, okurla birebir konuşturmuş. Bunun nedenini anlayamayıp araştırdığımda ; karakteri kadın olarak seçmesi ile dönemin katı kilisesini rahatlıkla eleştirebildiğini öğrendim. O dönemde kadın sözleri fazla ciddiye alınmıyordu çünkü... Ya şimdi ???

Kitap ağır, felsefe ve yunan mitolojisini az bilenler yani benim gibiler için biraz zorlayıcı. Bol dip not mevcut. Bazı dip notları ve kelimeleri de ayrıca araştırmak durumunda kaldım. Ama son derece keyif aldım tüm bunları yaparken... Yani arkadaşını neşelendirmek için ( Thomas More ) bir kaç günde yazdığı bu kitabın bir miktar beyin yaktığını eklemem gerek ilgilenenler için.

Şöyle der Erasmus:
'' ... beni, hicvetmiş olmakla suçlayabilecek insanlara cevap olarak, insan hayatı üzerine şaka yapmak için kalem erbabına her zaman izin verildiğini iddia edeceğim, yeter ki bu şaka hiddet ve şiddete çevrilmesin. Yalnız alışılmış başlıklara tahammül edebilen asrımızın inceliği kadar acayip bir şey yoktur. Hatta bir takım kimseler vardır, bunların edepleri o kadar yetersizdir ki, papalar ve büyükler hakkında en hafif bir alayı duymaktansa - bu alayların kendi faydalarına olması mümkün olduğu halde - İsa hakkında küfürler işitmeye razıdırlar... Bu nüktelerle kendine hakaret edildiğini sanan kimse bulunursa, kesinlikle vicdanı onu gizliden gizliye suçluyor, ya da halkın kendisini suçlama hakkı olduğundan korkuyordur. ''
152 syf.
·Beğendi·10/10
Felsefeye ilgi duyuyorsanız , delilikle aranızda samimi bağlar besliyorsanız onu tanımalısınız, tanımanın yolu daa bu kitaptan geçiyor. Çok zevk alarak okudum ben şahsen. Eskilerin görüşlerini öğrenmek bana ayrı bir haz veriyor :)
156 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Deliye bağlamak, bir çok cezadan kaçınmanın en kolay yolu değil midir? Erasmus zamanının bilgeliğini delilikle karşılaştırırken, dönemin din adamlarını da pek bir güzel yermiştir. Keşke hümanist olduğuna da inanabilseydim. Türkleri "barbar" olarak nitelemen, kadınları da hep aşağılaman yüzünden eksi not aldın benden.
152 syf.
·9 günde·Puan vermedi
‘Delileri sevin.’
‘Hepimiz deli doğarız, bazıları öyle kalır.’
‘İçinde bir tutam delilik olmayan hayat, eksiktir.’
‘Belki de deli denilen şey tek kişilik bir azınlıktır.’ gibi sözler hep beni gülümsetmiş ve budur dedirtmiştir :) dolayısıyla kitap adıyla zaten beni almaya yetti içine ancak kendime kızgınım böyle bir kitabı bugüne bıraktığım için. Zira Erasmus 5 asır önce şu ana seslenmiş ve bence daha bir beş asır sonrasına da seslenir bu eserle. Benim kitaba ilgim önce T. More’un ‘Ütopya’sını okumamla başladı. Erasmus ‘kankası’ More’a seslenmiş ‘Deliliğe Övgü’sünde çünkü. Harika bir seslenmeyle başlıyor kitap ben bayıldım bu kısma :)

Hakkında biraz bilgisi olanlar bilirler ki Erasmus Rönesans döneminde yaşamış, Hümanizm’in en önemli temsilcilerindendir. Bir yolculuk sorasında yazdığı eserde dönemin durumuna ciddi ışık tutuyor aslında. Hedefinde ise krallar, kralcılar, asiller, kilise, ilahiyatçılar, bilim adamları, halk, yazarlar, hukukçular, aşırı dindarlar ve dahi herkes var aslında :) herkes nasibini almış Erasmus’un eleştirilerinden. Deliliğin kendini övmesi ve anlatması falan derken yazar herkese gizli ok atıyor , aslında açıktan da çok ok atıyor desem hata olmaz zira hiç korkusu yok, dan dan dan yani :)

Kitap boyunca birçok tanrı adı öğreniyor genel kültürünüzü de sevindiriyorsunuz aslında bir nevi ;)

Satır aralarında bugünden de bir şeyler göreceğiniz, gülümseyebileceğiniz, belki bazen kızabileceğiniz güzel bir eserle karşı karşıyasınız, tavsiyemdir. Hala okumayanlar daha fazla geç kalmasın derim ️

Yazarın biyografisi

Adı:
Desiderius Erasmus
Tam adı:
Desiderius Erasmus
Unvan:
Kuzey Avrupa Rönesansı'nın Önemli Ustası ve Klasik Edebiyat Araştırmacısı, Hümanist Bilgin ve İlahiyatçı
Doğum:
Rotterdam, Hollanda, 28 Ekim 1469
Ölüm:
Basel, İsviçre, 12 Temmuz 1536
Yaşamı

Günümüzde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan "cüppe giymeme" iznini aldı. Paris Üniversitesi'ne devam etti. 1499'da İngiltere'ye gittiğinde, john Colet, Thomas More(Morus) gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.

Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hıristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aradı. Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa'da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Martin Luther'in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hıristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı.

1536'da Basel'de öldüğünde Avrupa'nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

Bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: "lieve God"

Deliliğe Övgü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae),Erasmus'un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya'dan İngiltere'ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere'de, dostu Thomas More'nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More'a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.

Düşünce yapısı ve eserleri

Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia) , kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir.

Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.

Yazınsal açıdan Deliliğe Övgü, Latin ozanı Horatius'un "hakikati gülerek söylemek" ilkesinin belki de en yetkin örneğidir. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios'tan da esinlenmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 331 okur beğendi.
  • 3.857 okur okudu.
  • 208 okur okuyor.
  • 3.203 okur okuyacak.
  • 187 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları