Geri Bildirim
Desiderius Erasmus

Desiderius Erasmus

8.0/10
279 Kişi
·
908
Okunma
·
98
Beğeni
·
4.348
Gösterim
Adı:
Desiderius Erasmus
Tam adı:
Desiderius Erasmus
Unvan:
Kuzey Avrupa Rönesansı'nın Önemli Ustası ve Klasik Edebiyat Araştırmacısı, Hümanist Bilgin ve İlahiyatçı
Doğum:
Rotterdam, Hollanda, 28 Ekim 1469,
Ölüm:
Basel, İsviçre, 12 Temmuz 1536
Yaşamı

Günümüzde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan "cüppe giymeme" iznini aldı. Paris Üniversitesi'ne devam etti. 1499'da İngiltere'ye gittiğinde, john Colet, Thomas More(Morus) gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.

Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hıristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aradı. Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa'da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Martin Luther'in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hıristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı.

1536'da Basel'de öldüğünde Avrupa'nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

Bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: "lieve God"

Deliliğe Övgü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae),Erasmus'un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya'dan İngiltere'ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere'de, dostu Thomas More'nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More'a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.

Düşünce yapısı ve eserleri

Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia) , kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir.

Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.

Yazınsal açıdan Deliliğe Övgü, Latin ozanı Horatius'un "hakikati gülerek söylemek" ilkesinin belki de en yetkin örneğidir. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios'tan da esinlenmiştir.
Savaş söz konusu oldu mu...
Hiçbir masraftan ve zahmetten kaçınmazlar,

Hiçbir sakınca önemli değildir onlar için;

ister hukuk, din
isterse barış çiğnensin,
hatta insanlık batsın, umurlarında olmaz.
Kim aşkın çekim alanına tutulursa,
artık kendinde değil 'maşukunda' yaşar,

üstelik kendini sevgilisine kaptırdığı,
ona nüfuz ettiği ölçüde
zaten sevinç dolu olan göğsü daha da kabarır.
En nihayet umudun son kıvılcımı da sönüp bir hiç uğruna telef olduklarını fark ettiklerinde şu lakırdı ile avunurlar:

"Büyük işlerde niyet etmek yeter!"
'' Sanki başka bir şey olmak, aslında ölmek değilmiş gibi... Oysa ben yaşamın en iyi ve en mutlu çağına gitmekte olan insanı hiç değiştirmeden oraya ulaştırıyorum. ''
Hayattan iğrendiklerinden dolayı kendilerini öldürmek hevesine kapılan insanlar kimlerdir? Bunlar özelllikle kendilerini bilgeliğe vermiş kimseler değiller midir?
Öyleyse soruyorum, kendisinden nefret eden adam başkasını sevebilir mi? Kendisiyle anlaşamayan kişi başkasıyla anlaşabilir mi? Kendisinden bile bıkmış usanmış kişi başkasına keyif verebilir mi? Bana göre, insan Delilikten daha deli değilse bu sorular karşısında sadece susar.
Erasmus deliliğe övgü eserinde, deliliği ne kadar da güzel anlatmış. İnsanın deli olası gelmiyor değil hani!!!

Erasmus deliliği önce överek yerer, sonra da yererek över. Çünkü Erasmus'un yerdiği sıradan delilik,yani insana göre deliliktir; övdüğü ise kutlu delilik yani, Tanrı katında kutsal olan deliliktir. Kutlu delilik özünde hakiki bir bilgelik içerir.

Yazarın genel itibariyle dönemin şartlarını eleştiride bulunduğunu söyleyebilirim. Ancak kitabın ilginç tarafı yazarın yaptığı benzetmeler,Yunan mitolojisine ait ilahları kullanarak eleştirisini farklı kılmayı başarmış kendisi...

Kitabı bir bölümünde Papa ya da din görevlisi olan kişilerin giysilerinin ne anlama geldiğini yazar şu şekilde açıklamış.

" Bir düşünseler şu keten giysinin, ışıl ışıl bembeyaz kaftanın baştan sona masum bir yaşamı simgelediğini; bir düşünseler ‎tepesine bir düğüm atılarak birbirine bağlanmış şu iki külahlı başlığın anlamının hem Eski hem de Yeni Ahit’in mutlak bilgisi olduğunu; bir düşünseler şu eldivenlerle korunan ellerinin anlamının saflık ve her türlü dünyevi yaşamından uzak durmak ve böylece kutsal ayinleri ri­yasızca yerine getirebilmek olduğunu; bir düşünseler şu asanın anla­mının kendilerine kayıtsız şartsız emanet edilen sürüye gözlerini bile kırpmadan bakmak olduğunu; bir düşünseler şu önlerinde tuttukları haçın anlamının bütün insani tutkulara karşı kazanılan büyük zafer olduğunu."

Yaptığı benzetmedeki inceliğe,yüklediği anlamlara bakar mısınız...

Yazarın sohbet havası içinde yazmış olduğu bu eser 212 sayfa olmasına rağmen dipnot ve resimleri çıkardığımız zaman yaklaşık 100 sayfalık bir kitap elde etmiş oluruz diye düşünüyorum!

Sanırım ‎ Kitapta dikkatimi en çok çeken yazarın Türk ve Arap ırkına sahip insanlara olan nefretiydi. Anlaşılan o dönemde Türk ve Arapların güçlü olması yazarın pek de hoşuna gitmiyormuş.

Sonuç olarak; kitap güzeldi okunmasını tavsiye ederim. Okuyan ve okumayı düşünen herkese keyifli okumalar dilerim...
Kankasını eğlendirmek için adamın biri bir haftada bir kitap yazmış. Adam Erasmus, kankası Thomas More… Sonra sen bizim miskin ergene “ Fatih’in İstanbul’u…”

Hadi canım sen de!!!

Kitap önsöz açıklama falan derken otuzuncu sayfada ancak başlayabiliyor. Ve otuzuncu sayfadan itibaren de sizi bir sürpriz bekliyor: Pre- İntermediate düzeyinde Latince bilenler simultane çeviri yapsın dermişçesine tüm çift sayı olan sayfalar Latince, tüm tek haneler ise biz “serf” ler için Türkçe.

Sürpriz ama iyi mi kötü mü bilemedim? Sonuçta Latince gizli tarikatların dili. Sakın bu bir İlluminati kriptosu falan olmasın?

Olmasın mı?

Peki olmasın.

O zaman, Latince sayfalarda kesin anamıza bacımıza sövüyorlar!

Biz tedbiri elden bırakmayalım.

Önsözde deliliği hem övüyor hem de yeriyor denilse de bence kitap boyunca sadece övüyor.

Tüm dünya karşılarında dursa da davasını için, aşkı için, inandığı için “mecnun” olanları övüyor.

Bir Tanrıçanın ağzından, toplumdaki tüm bozuklukları, cahillikleri, yalanı, ikiyüzlülüğü ve bunları yapan insanları alaya alıp koskoca insanlar bu iğrençlikleri bilerek yapacak değiller ya (!) “kedidir o kedi” diyor anlayana. https://www.youtube.com/watch?v=stbS2LJssWQ

Erasmus kitapta çok fazla atıfta bulunuyor. Özellikle Yunan mitolojisine, Roma uygarlığına, Eski ve yeni Ahit’e.

Hadi yazarı anladık deli. Sanki sadece kankası okuyacak, hem bencil hem deli…

Tamam da, çevirmene ve Kabalcı Yayınlarına ne oluyor. Hadi biz de kitabın adına yaraşır delilik yapalım dercesine neye atıfta bulunsa bir not maddesi koymuşlar. Dipnot da değil kitabın 287. sayfasından 334. Sayfasına kadar 680 madde açıklama var.

Örneğin; cümle içinde “Sisyphos Kayası” denildiğinde buna bir not koymuş, diğerini de açıklayacağım diye bir not koymuş derken olmuş sana 680 madde.
Eğer çok merak ediyorsa, bırak, o meraklı derviş gitsin, Google hazretlerine sorsun. Yaklaşık 204.000 sonuçtan hangisini isterse oradan öğrensin.

Okuyucuya bu kadar “armut pişmiş, ağzıma düş” muamelesi aslında hakaret.

“Tembel! Neyi kendin yaptın ki zaten. Kaldırıp da mabadını bir bakmazsın biliyorum. Aç ağzını, aç hazır bilgi, aç…” dermiş gibi…

Kameraya karşı sosyal mesajımı da vereyim:

Okuma hazzına, hızına karşı “ Nuri Alço” davranışlarına hayır!!!

Çocukluk, yaşlılık, kadınlar, dostluk, evlilik, savaş, bilgelik, doğa vb bir çok konuya iğnesini batırıyor.

Erasmus özetle diyor ki: “Gerçek” delilik bir mertebedir herkes erişemez. Siz gafiller kendi yaptığınız putlara taparken, kendi uydurduğunuz kurallar karşısında saygı duruşuna geçerken, ( Bu saygı örneğine benzer bir şeyi başka bir yerde daha yazmıştım. Faninin biri “ Atatürk’e mi laf atıyon sen!” demişti. ATAM ! ciddiyim, sen kalk da ben yatam… ) mutsuzluğu dibine kadar yaşarken; delilik mertebesine erenler, saçmalıklarınızla hayatı kendinize zindan etmenize gülmeyecekler sadece üzülecekler. Hz. İsa gibi yalvaracaklar göğe doğru: Affet onları, ne yaptıklarını bilmiyorlar…

Tüm “engellemelere rağmen” ismi güzel, kendi daha güzel bu kitabı cebren okutunuz efenim. ( Mitoloji uzmanı falan olmanıza gerek yok ama en azından Homeros’un İlyada ve Odysseia kitaplarından sonra okursanız daha fazla zevk alırsınız. )

https://www.youtube.com/watch?v=4QPU1VpPn2s
Deliliğin kitabının akıllı biri tarafından yazılması da nasıl bir ironiyse.. Bu kitapla ilgili ilk söyleyebileceğim şey, gazete okur gibi okunmayacağı. Ben kitap okumayı çok seviyorum bu kitabı da okuyayım. Zweig, Kafka filan çok güzel bu da güzeldir, mantığıyla bu kitabı okursanız çok sıkılırsınız. İkinci olarak kitap hakikaten belli bir seviye gözetilerek yazılmış ve okurlardan da bu seviyeyi bekliyor. Kendi adıma az buçuk antik roma, yunan bilgim olmasına rağmen bu bilgi, kelimeleri görüp tanımaktan başka bir işe yaramadı. Çok sağlam bir entellektüel seviye istiyor. Latincesi, Fransızcası, Flemenkçesi bilmem hangi dilleri Türkçe'ye çevirilmiş ama bu seferde kelimeler hangi anlama geliyor onları okumaktan kitaba odaklanamıyorsunuz. Thomas More umarım bu kitabı beğenmiştir. Çünkü sırf onun dikkatini çekmek için Erasmus üstad çabalamış da çabalamış. Eğer sizde gerçekten felsefi metinler okurken sıkılmıyorsanız tavsiye ederim. Zira ben 1 aya yakın sürede anca bitirdim. İyi okumalar şimdiden.
Felsefeye ilgi duyuyorsanız , delilikle aranızda samimi bağlar besliyorsanız onu tanımalısınız, tanımanın yolu daa bu kitaptan geçiyor. Çok zevk alarak okudum ben şahsen. Eskilerin görüşlerini öğrenmek bana ayrı bir haz veriyor :)
Hepimiz biraz deli olmayı isteriz zaman zaman ve zaten herkesin deli bir yanı vardır, belki az belki çok.
Hümanist bir yazar olan Erasmus
deliliği ; deliliğin (daha çok ahmaklık olarak isimlendirmiş ) kendi ağzından överek dillendirmiş. İnsanlığın tarihinden gününe kadar olan ;toplumsal olgularını (din, eğitim,siyaset gibi) , kişilerini (daha çok din adamları, kralları, bilgeleri, tüccarları, hukuk adamlarını) alaycı bir dille eleştirmiş .
Okumak isteyenlere keyifli okumalar!
Felsefe severler için tavsiye edebileceğim bir kitap sadece ağır bir üslupla kaleme alınmış bü yüzde okurken kafanız karışabilir bir sayfayı 2-3 kez okuyabilirsiniz. Ama sadece ilk sayfalarda zorlanıp sonradan kitabın ritmine alışırsınız
Çok güzel bir kitap kesinlikle ama okul kütüphanesinden aldığım için vermem gerekiyor tamamlanacak değerli bir yapıt...Kitap ta felsefe ye..siyasete..komediye dalıyor insan adeta..Her cümlesini iki kez okuma isteği doğurdu bende okurken düşündüren beni eğlendiren bir kitap oldu..

Yazarın biyografisi

Adı:
Desiderius Erasmus
Tam adı:
Desiderius Erasmus
Unvan:
Kuzey Avrupa Rönesansı'nın Önemli Ustası ve Klasik Edebiyat Araştırmacısı, Hümanist Bilgin ve İlahiyatçı
Doğum:
Rotterdam, Hollanda, 28 Ekim 1469,
Ölüm:
Basel, İsviçre, 12 Temmuz 1536
Yaşamı

Günümüzde, Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm akımının yaratıcılarından ve en büyük temsilcilerinden biri olarak bilinen Rotterdamlı Erasmus, 1465 yılında Hollanda'nın Rotterdam kentinde doğdu. Bugünkü ortaöğrenimi karşılayan bir öğrenim döneminin ardından Augustin tarikatına girerek rahip oldu. Ancak hiçbir zaman geleneksel anlamda bir rahip olarak etkinlik gösteremedi; kendini daha çok bilime adamak istediği gerekçesiyle, dini makamlardan "cüppe giymeme" iznini aldı. Paris Üniversitesi'ne devam etti. 1499'da İngiltere'ye gittiğinde, john Colet, Thomas More(Morus) gibi aydınlarla tanıştı ve bu dostluklarla ufku daha da genişledi.

Papalığın düşünceler üzerinde kurduğu hegemonyaya karşı çıkarak, gerçek Hıristiyanlık ruhunu antik çağın yalınlığında aradı. Güzel sanatların ve bilimlerin yayılmasını, Avrupa'nın ortak bir sanat ve bilim anlayışının çatısı altında birleşmesini, hümanizmin birinci koşulu saydı. Özgün yapıtlarıyla ve çevirileriyle antik çağ düşüncesinin Avrupa'da yayılmasına çok büyük katkılarda bulundu. Martin Luther'in reformları başladığında, kilisenin yenilenmesi görüşüne katılmakla birlikte, Hıristiyan dünyasının kargaşaya, parçalanmaya sürüklenmesine şiddetle karşı çıktı.

1536'da Basel'de öldüğünde Avrupa'nın düşünce yaşamında papaların bile ziyaretine geldikleri bir kişi olacak kadar saygın bir yer edinmişti.

Bütün yaşamı boyunca Latince konuşup yazan Erasmus ölmeden önceki son sözlerini ana dilinde söylemişti: "lieve God"

Deliliğe Övgü (özgün adıyla: Morias enkomion seu laus stultitiae),Erasmus'un canlılığını, geçerliliğini ve çekiciliğini günümüze değin değişmeden koruyabilmiş tek yapıtıdır. Bu küçük kitabın taslağını 1509 yazında, İtalya'dan İngiltere'ye yaptığı yolculuk sırasında çıkaran Erasmus, yazma işini İngiltere'de, dostu Thomas More'nin evine vardıktan kısa süre sonra gerçekleştirdi; kitabı da Thomas More'a adadı. Yapıtını birkaç gün gibi kısacık bir sürede tamamlayan Erasmus, bu arada hiçbir kitaptan yararlanmadı.

Düşünce yapısı ve eserleri

Gülmece türündeki yapıta egemen olan iki temel görüş vardır. Bunlardan birine göre gerçek bilgelik, deliliktir. Öteki görüşe göre ise kendini bilge sanmak, gerçek deliliktir. İnsana yeryüzünde yaşama gücü kazandıran şey, gerçek bilge olma niteliğiyle doğrudan doğruya deliliğin kendisidir. Kitapta delilik (stultitia) , kendi kendisine övgüler düzer; bu arada çocuklukta ve yaşlılıkta, aşkta, evlilikte ve dostlukta, politikada ve savaşta, yazında ve bilimde deliliğin nasıl her zaman egemen olduğu gösterilir.

Tüm uğraş alanları, bu arada özellikle din kurumu ve din adamları bu panorama çerçevesinde sergilenir. Deliliği konuşturma kisvesi altında Erasmus, çağının kilisesine ve o kilisenin mensuplarına en acımasız eleştirileri yöneltir. Bu niteliğiyle “Deliliğe Övgü” çağlar boyunca bağnazlığa karşı kaleme alınmış en yetkin düzeydeki başyapıtlardan biri olmuştur. Yapıtın yazılışını izleyen sonraki yüzyıllarda -haklı olarak- düşünce düzeyindeki bağnazlığın her türlüsüne yönelen bir eleştiri diye yorumlanması, belki de bugüne değin koruduğu kalıcılığın baş nedenidir.

Yazınsal açıdan Deliliğe Övgü, Latin ozanı Horatius'un "hakikati gülerek söylemek" ilkesinin belki de en yetkin örneğidir. Biçim açısından Erasmus, yapıtını kaleme alırken daha önce yapıtlarını çevirdiği Lukianos ve Libanios'tan da esinlenmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 98 okur beğendi.
  • 908 okur okudu.
  • 48 okur okuyor.
  • 983 okur okuyacak.
  • 44 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları