Djuna Barnes

Djuna Barnes

Yazar
8.8/10
10 Kişi
·
26
Okunma
·
7
Beğeni
·
1075
Gösterim
Adı:
Djuna Barnes
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Storm King Mountain, New York, ABD, 12 Haziran 1892
Ölüm:
New York, ABD, 18 Haziran 1982
Djuna Barnes (d. 12 Haziran 1892 – ö. 18 Haziran 1982) ABD'li modernist yazar. İngilizce üretilen modernist edebiyatın öncülerindendir. 20. yüzyılın ilk yarısında Paris bohem hayat tarzının önemli isimlerinden biriydi. Romanı Geceyi Anlat Bana(Nightwood) T.S. Eliot'un yazdığı önsözle dikkatleri çekmiş ve dönemin kült eserlerinden biri olmuştur. Kendine özgü tarzı velezbiyenlik üzerine kurulu temasıyla ön plana çıkmıştır.
Görmediğin şeyin yasını da tutmazsın derler; yine de gece ve uyku keyfimizi kaçırır, çünkü kuşku en güçlü düştür; korkuysa düşün kamçısı.
"Geçmişini oluşturan iç içe geçmiş tutkular, damarlarında birleşmiş farklı farklı kanlar, üst üste kilitlenmiş binlerce açmaz yüzünden, Felix hem bir toplam olmuştu, hem de tekti - ayaklı bir sıkıntıydı."
Hiçbir şeyin insanın istediği gibi olmadığını daha iyi bilmem gerekirdi, hayat bu yasaya dayanıyor.
İstediği yere gidip istediği şeyi yapabilir, çünkü unutuyor. Bense hiçbir yere gidemem, çünkü ben hatırlarım.
174 syf.
·10/10
Geceden alacaklıyız hepimiz ama daha çok borçluyuz sanki. Her kötülüğü her şerri ona bağladığımız için. Oysa bir kadife yorgan gece; saklamak için saklanmak için. Uykumuzu emanet ettiğimizden mi yoksa bizim görüş alanımız dar olduğu için mi bilinmez hep bir gizem vardır. Gizem ise korkutur insanı daima:
“Çünkü insan kaderine ancak dikey vaziyette karşı koyabilir.”
Örtmek ve örtünmek ihtiyaç birazda bir şeyleri unutma isteği bir şeyleri koruma isteği sonucu. Gecenin örttüğü tüm gerçekler yanında örtemediği yalanlar bizi biz yapıyor belki de, gece bu yüzden alacaklı bizden. Yüklediğimiz her görevi yerine getirmiyor bazen bazen de yerine getirmek istemiyor sahiden.
“Alacakaranlığın terkibi, bizatihi korkunun mükemmel bir şekilde yeniden yapılanmasıdır, başaşağı edilmiş korkunun. Bütün günler önceden düşünülüp planlanabilir ama gece önceden kestirilemez.”
Şafak vakti ayırır gece ve gündüzü bu ayrım hayatın kendisidir aslında; sınırları asla belli ve keskin değildir. Bir alacakaranlığın ardında saklıdır hem gece hem gündüz. Oysa insanlar sever sınırları ve onlarsız olmaz sanki:
“Hiçbirimiz çekmemiz gereken acıyı çekmez, söylediğimiz kadar sevmeyiz. Aşk ilk yalandır; bilgelik sonuncusu. Bilmez miyim kötülüğü bilmenin tek yolu doğruluktan geçer? Kötülük ve iyilik birbirlerini ancak sırlarını yüz yüze açık ederek tanıyabilirler. Gerçek iyilikle karşılaşan gerçek kötülük ilk olarak ikisini de kabul etmemeyi öğrenir; birbirinin yüzü diğerine hikayenin ikisinin de unuttuğu diğer yarısını hatırlatır.”
Aslında büyütüyoruz her şeyi içimizde ve dışımızda. İçimizde büyüttüğümüz ya aşk oluyor ya da acı en derininden. Dışımızda büyüttüğümüz ise kurallar ve toplumsal gerçekler oluyor. Bunlarında sınırları olsun istiyoruz hem de en kalınından. Oysa:
“Fanilik karşısında sıkılmış kaslarımızla bir nefes üzerine geçirilmiş tenden başka bir şey değiliz. Kendimize yaslanıp uzun, sitemkar bir toz içinde uyuruz. Acıya taktığımız adlarla batmışızdır gırtlağımıza kadar. Hayat, gecenin içinde otladığı ve bizi umutsuzca doyuran otları biçtiği otlaklardır. Hayat, ölümü bilme iznidir.”
Sonun öncesi yaşadıklarımızın kutsal iyi doğru ve güzel olsun istiyoruz, ve bu noktada çabaladığımızı düşünüp rahatlıyoruz. Oysa sınırlar o kadar kalın değil keskin değil. Cinsiyet bile öyle değil. Sevgi ise asla sınırların içinde var olmadı. Aşk ayrı bir sınırsızlık. Geceye saklıdır aslında aşk, bir aşkın ürünü isek bunu geceye borçluyuzdur aslında. Sınırsızın kenarına tutunan iki yüreğin eseri.
“Bir aşığın kalbini paralayan şey, sevgilisinin daldığı gecedir; sırf geceden çıkarken yüzünde beliren gülüşüm sırtlanına bakabilmek için onu aniden uyandırır.”
Uyku ise bir kaçıştır elbette bir çok açıdan. Gece uykusu ise benzemez elbette gündüz uyunan uykuya, daha derindir gündüz yaşanan her şeyden.
“Yaptıklarımız yüzünden terden sırılsıklam uyanırız çünkü adları olmadığından inkar edemeyeceğimiz insanlarla dolu bir yok şehrin sokağında, adresini bilmediğimiz bir evde vuku bulmuştur. Bu kimliksizlikleri onları biz yapar. Çünkü kendimizi bir sokak numarasıyla, bir evle, bir isimle suçlamayı bırakırız. Uyku bizden suçlu bir bağışıklık talep eder. Aramızda kimse yoktur ki elimize ebedi bir tebdil-i kıyafet, ruhlarımız aleyhine kullanılmayacak bir parmak izi verildiğinde tecavüz, cinayet ya da diğer iğrençliklere kalkışmasın.”
Geceyi anlatmak uzun mesele herbir parçası ayrı bir olgu. Ama bakış gece ile başlayıp hayatın geneline yayarsak, sınırları belli olmayan gerçeklik içinde yaşıyoruz, yolumuzu arıyoruz. Bu yol içinde her şey var, çocukluk, gençlik, cinsel kimlik, aşk, idealler, yaşam tarzı, arzular, tutkular ve tabii öfkeler pişmanlıklar keşkeler. Hepsi için bir formül var mı bilinmez ama bir çok bakış açısı mevcut. Bir erken dönem 20. yy romanımsı düz yazıda ise bundan daha fazlası mevcut. O kadar derin cümleler içinde kaybolmadan ilerlemek zor ve keyifli. Uzun bir yolculuk bu iç dünyanıza şişirdiğiniz dış dünyanıza. Anlatım bozukluğu olmadan aktaramadığımız ve illa içinde “şey” geçen her anın bir anlatımı kitap. Anlatımı bozan ise yaşadıklarımızla hayal ettiklerimiz arasında ki o derin uçurum. Bu bozukluğu düzeltmenin yolu da sizde...
Keyifli okumalar!
142 syf.
·Beğendi
Sadece 174 sayfalık bir kitap ne kadar uzun okunabilirse öyle okudum. Tam 5 saat sürmüş kitabı bitirmem ki çok hızlı okurum normalde. Hayatımın en uzun 174 sayfasıydı, bitmek bilmedi 🤦‍️ Beğenmedim diyemem, kitabın yarısını not aldım sanırım ama çok yavaş ilerleyen, aşırı kasvet yüklü, zor bir kitaptı. Üslup da yordu beni, bi süre hafif bir şeyler okusam iyi gelecek sanırım. Okunması gereken bir kitap ama sağlam bir okuma alışkanlığı kazanmadan okumanızı önermem. - Kitapta beğendiğim kısımları yazmayı yeni bitirdim (yaklaşık 2 saat sürmüş) ve minik bir defteri baştan sona doldurdum resmen. Kitaptaki benzetmeler çok güzel, cümleler dolu dolu ve çok başarılı tahliller var. Öylesine bir zamanda öylesine okunacak bir kitap değil kesinlikle, zaman ayırıp üzerinde durarak okumalısınız zaten sunuş kısmında da özellikle buna vurgu yapmışlar. Düşündürücü,çarpıcı bir o kadar da zor bir kitaptı. Böyle bir kitap yazabilmeyi isterdim doğrusu :)
174 syf.
·20 günde·Beğendi·9/10
Belki de yazın tarihinin en kayda değer metinlerinden. Her bir anlamı metafor yüklü, kasvetli ama derin, kurmacayı metinlerarası bir felsefi derinlikle de işlemiş. İnsan hayatında bir kez mutlaka okumalı. Hayır, birden çok kez hatta...
142 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Üzerine konuşulacak, yazılacak o kadar çok şey var ki, uzun zaman kendime gelemem herhalde. Her bir kelimesinden mükemmellik akıyor!
Geceyi Anlat Bana, okuru kendine has rayihasıyla sarhoş eder, ıstırabın derinlerinden bir inci çıkarır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Djuna Barnes
Unvan:
Amerikalı yazar
Doğum:
Storm King Mountain, New York, ABD, 12 Haziran 1892
Ölüm:
New York, ABD, 18 Haziran 1982
Djuna Barnes (d. 12 Haziran 1892 – ö. 18 Haziran 1982) ABD'li modernist yazar. İngilizce üretilen modernist edebiyatın öncülerindendir. 20. yüzyılın ilk yarısında Paris bohem hayat tarzının önemli isimlerinden biriydi. Romanı Geceyi Anlat Bana(Nightwood) T.S. Eliot'un yazdığı önsözle dikkatleri çekmiş ve dönemin kült eserlerinden biri olmuştur. Kendine özgü tarzı velezbiyenlik üzerine kurulu temasıyla ön plana çıkmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 7 okur beğendi.
  • 26 okur okudu.
  • 72 okur okuyacak.